14 Eylül 2013 Cumartesi

Milyoner Yapan Efsane İş Fikirleri

Kendi işini kurmak isteyenlerin önünde iki yol vardır: Ya düzeni, giderleri, riskleri ile hali hazırda var olan bir sektör dalında yeni bir şirket kurmak, ya da tamamen yeni bir fikir ile yeni riskler almak, yeni bir ürün dalı oluşturmak. Yepyeni bir arz talep dengesine sebep olmak.

Yeni fikirler bazen çevrenizdekilerin basit ihtiyaçları ile aklınıza gelebilir, bazen sadece size iyi bir fikir gibi gelmiş olabilir. Bu yol tabii ki daha risklidir çünkü daha önce aynı yolda aynı ürün ile yürüyen olmamıştır ve her şeyi başlatan kişi siz olacaksınız demektir. Eğer böyle bir fikriniz varsa ve yatırım yapmak için çok “basit” olduğunu düşünüyorsanız, ekonomi tarihi boyunca girişimcisine milyonlarca, hatta milyarlarca, dolar kazandıran şu fikirlere muhakkak bir göz atın:

Her ofisin vazgeçilmesi olan post-it’lerin sadece 1980’lerde pazarlanmaya başladığını söylesek şaşırır mısınız? Halbuki modern ofis tarihinin en başından beri var olan, çok basit bir parça gibi geliyor değil mi? Peki, size post-it fikri sayesinde birinin dolar milyoneri olduğunu söylesek? ABD’li Spencer Silver’ın 1960’lı yıllarda çok güçlü bir yapıştırıcı için yaptığı araştırmalar başarısız olunca, ortaya zayıf bir yapıştırıcı çıkmıştı. Ancak arkadaşlarının bu yeni yapıştırıcıyı kitap okurken kaldıkları sayfayı işaretleyecek minik kağıtları yapıştırmak için kullandıklarını görünce, zihninde bir ışık yandı. Sadece zayıf yapışkanlı bir not kağıdı olan post-it’ler böyle ortaya çıktı.

Frizbiyi arkadaşlarınız ile de oynayabilirsiniz, köpeğiniz ile de. Spor olarak da oynayabilirsiniz, kumsalda veya çimende vakit geçirmek için de. Fikir basit ama ince bir ergonomik çalışma isteyen bir ürün. Frizbinin mucidi Walter Frederick Morrison, ona aslında ilk başta Plüton Tabağı gibi bilimkurgusal bir isim vermişti ve frizbi ismi ile alakası bile yoktu. Üreticisi ise Wham-O isimli bir firmaydı. Ürünü pazarlaması için şirket tarafından ABD’nin doğusuna gönderilen bir çalışan olan Richard Knerr ise burada Plüton Tabağı ile ilgili ilginç bir şey öğrendi. Evet insanlar bu tip bir ürüne ilgi gösteriyordu ama ona “Frizbee” diyorlardı. Çünkü oynarken kullandıkları yuvarlak teneke kutu kapaklarının üstünde William Russell Freesbee’nin resmi vardı. Teneke kutular kek, kurabiye satışı için kullanılıyordu ve Freesbee de bu firmanın sahibiydi. Fırsatı gören Knerr 1959 yılında Freesbee adını tescil ettirdi ve ürün tüm dünyaya böyle yayıldı.

Bir girişimcinin bu vakadan alması gereken ders, yerel tüketicinin tepkisini ölçmesi ve dikkate alması gerektiği. Eğer lokaldeki tüketiciye ürününüzü kabul ettiremezseniz, asla istediğiniz gibi bir marka olamazsınız. Onların davranışlarını inceleyin ve ürününüze böyle karar verin.

Sabahları uyanmakta zorluk çeken ve alarmı sürekli ileri alan biri misiniz? Gauri Nanda da öyleydi ve buna Clocky ile çözüm buldu. Clocky hareketli bir çalar saat. İstediğiniz saatte sadece alarmı ile size uyandırmakla kalmıyor, tekerlekleri üzerinde harekete de geçiyor. Böylece onu durdurmak için yataktan kalkmak zorunda kalıyorsunuz. Uluslararası bir sorun için basit bir çözüm. Sonuç mu? 2005 yılında üretimi başlayan Clocky, bugün 45 ülkede 10 milyondan fazla satılmış durumda.

İnsanlar vücutlarında ufak bir kesik veya kanama olduğunda, yarayı pratik bir şekilde kapatıp iyileşmesini hızlandırma lüksüne 1920 yılında ulaştı. Bu tarihten önce Johnson & Johnson şirketi bez ve yapıştırıcıyı ayrı ayrı satarken, şirket çalışanı Earle Dickinson ikisini pratik bir şekilde bir araya getirmeyi akıl etti. İlhamı ise kendisini sürekli sakatlayan karısıydı. İki ürünün bir araya gelerek yeni bir ürün üretilmesi gerektiği fikrini şirketine sunan Dickinson, sadece muhteşem bir girişime ön ayak olmadı, dünyanın en büyük kişisel bakım şirketinde başkan yardımcılığına kadar yükseldi. Aynı zaman da şirket içi girişimcilik için gösterilen en iyi örneklerden birisi oldu.

Islak mendillerin ortaya çıkışı, girişimciler için fikirlerini nasıl değerlendirmeleri ve ne kadar gerçekçi olmaları gerektiğinde mükemmel bir örnek. Bugün ıslak mendil denilince akla gelen ilk firma olanKleenex, bu ürünü 1924 yılında makyaj temizleyici olarak piyasaya sürmüştü. Tüm pazarlama kampanyasını da bunun üzerine kurmuştu. Ancak kısa süre sonra ürünü satın alan insanların makyaj temizlemek yerine hızlı bir şekilde kullanılıp atılacak hijyenik mendiller olarak kullandıklarını gördüler ve tüm pazarlama kampanyalarını değiştirdiler. Eğer fikriniz işe yaramıyorsa veya hedef kitleniz size benimsemiyorsa, ısrar etmeyin. Kendinizi ve fikrinizi uyarlayın.

Spanx markası henüz 41 yaşında Sara Blakley’i kendi çabaları ile dolar milyoneri olan dünyanın en genç kadını yaptı. Spanx şekillendirici bir korse. Bir gün pantolonunun altına külotlu çorabını bacaklarını keserek giyen Blakley, vücudunun daha biçimli göründüğünü fark etti ve biçimlendirici korse böyle ortaya çıktı. Fonksiyonlarına göre farklı modelleri olan Spanx korseler, kıyafetin altında vücudu şekillendiriyor ve istenildiği şekilde görünmesini sağlıyor. Böylece ortaya daha fit bir görüntü çıkıyor. Tüm kadınların tarihin başından beri istediği şeyi ancak 2012 yılında birisinin bir tesadüf sonucu fark etmesi ne kadar ilginç ve ilham verici, değil mi? Bugün tüm Hollywood fotoğraf çekimlerinde ve kırmızı halı geçişlerinde Spanxkullanıldığı dahi iddia ediliyor. Firmanın cirosu ise kısa sürede 1 Milyar Dolar’a ulaştı.

Kahvaltıların en neşeli parçalarından biri olan ve tadı kadar besleyici yapısı ile de tercih edilen mısır gevreğinin tarihi ise 1890’lara dayanıyor. Gıda üreticisi ve girşimci olan William Keith Kellogg, standart Amerikan kahvaltısına mısırı da eklemek ister. Bunun için çalışmalara başlayan Kellogg, bugün dünyanın en büyük mısır gevreği markası olan Corn Flakes’i kurdu ve kavrulmuş mısırı piyasaya sürdü. Tahıl firmalarıyla rekabete giren Kellogg, bu savaştan galip çıkmakla kalmadı, mısır gevreğini global bir kahvaltı parçası haline getirdi. Kellogg Company bugün dünyanın en büyük gıda üreticilerinden biri.

Artık Türkiye’de o kadar popular bir oyuncak değil ama bu basit plastiğin tüm dünyada 1942 yılından beri 250 milyondan fazla sattığını söylesek inanır mısınız? Dünyayı yerinden oynatacak bir işlevi yok, insanı daha zeki veya sportif de yapmıyor ama bu basit, rengarenk oyuncağa çocuklar bayılıyor. Buradan çıkarılacak ders: Fikrinizi kendi bakış açınızdan değil, hedef kitlenizin bakış açısı ile yargılayın. Size çok saçma veya harika gelen bir ürün, hedef kitleniz için tam tersi olabilir.

Bıçak olarak da kullanabileceğiniz bir çatal aklınıza gelmiş miydi? Hepimizin çatalın kenarı ile et, börek, kek vs kesip ayırmaya çalıştığımız oluyordur ama çatalın kenarının bıçak kadar keskin olabileceği fikrini hayata geçiren Mike Miller oldu. Büyük babasından 10 Bin Dolar borç aldı ve Knork adını verdiği (Knife: Bıçak – Fork: Çatal) ürünü üretip satmak üzere harekete geçti. Bu kadar düşük bir tutar ile üretime başlayan Knork, sadece 2011 yılında 2 milyon adet sattı. Ürünü görenlere ve kullananlara “inovasyon budur!” dedirtti.

Kaynak: Girişim Haber

Tags: başarılı girişimcilik örnekleri, clocky, corn flakes, earle dickinson, frizbi, gauri nanda, iş fikirleri, johnson&johnson, kellogg, kellogg company, kendi işini kurma, kleenex, knork, manset, mike miller, milyoner yapan basit girişimler, plüton tabağı, post -it, richard kneer, sara blakley, slinky, spanx, spencer silver, walter frederick morrison, william russell freesbee, yara bandı

Category: İş Dünyası, Para Sanatı


Kaynak

Devamını Oku »

13 Eylül 2013 Cuma

Meryem Uzerli Üzerinden Tükenmişlik Sendromu

Türkiye Meryem Uzerli’nin (Hürrem) yakalandığı  ’tükenmişlik sendromu ‘ konuşuluyor… Peki nedir bu tükenmişlik sendromu? Nasıl ortaya çıkar, nasıl tedavi edilir?

Muhteşem Yüzyıl dizisinin başrol oyuncusu Meryem Uzerli tükenmişlik sendromuna yakalandı. Tükenmişlik sendromunu Türkiye gündemine sokan Meryem Uzerli namı diğer Hürrem Sultan tedavi için Almanya’ya gitti. Vücutta aşırı yorgunluk hissi ve mutsuzluk gibi belirtilerle kendini gösteren tükenmişlik sendromu, kişinin iş hayatında olduğu kadar, aile ve eş ile olan ilişkilerinde de çeşitli sıkıntılar yaşamasına neden oluyor.

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, tükenmişlik sendromunda en çok karşılaşılan şikayetlerin, unutkanlık, dikkat eksikliği, algılama eksikliği, öğrenme ve ezberleme zorlukları, beyinde ağırlık hissi, umursamazlık, tahammülsüzlük ve çabuk sinirlenme olduğunu belirtiyor.

Uzun süreli stres yaşanması,
Yoğun çalışma temposu,
Metropol şehirlerde sıkça karşılaşılan havasız, küçük ve dar ofisler,
Elektronik cihazlardan yayılan elektromanyetik dalgaları,
Cep telefonu sinyalleri, TV ve Radyo dalgaları, telsiz dalgaları, yüksek gerilim hatları, baz istasyonları gibi elektromanyetik kirlilik,
Alkol alışkanlığı, uykusuzluk, depresyon ve anksiyete sorunları,
Hastalık sebebiyle kullanılan bazı ilaçlar,(kanser, epilepsi ve depresyon ilaçları gibi)
Vitamin eksikliği, (B12 folik asit, demir eksikliği ve troid hormonlarının yetersizliği)
beyin yorgunluğuna ve durgunluğuna neden olabilir.

Günümüzde cep telefonları, e-postalar, internetteki sayısız sosyal mecra, trafik gürültüsü, iş yoğunluğu, kalabalık şehir hayatı derken, beyin yorgunluğu pek çok kişi için, şiddeti giderek artan bir problem haline geldi. Peki bu durumdan uzaklaşmak için ne yapmak gerekiyor. Dr. Mehmet Yavuz açıklıyor…

Kişi kronik stres oluşturan durumlardan uzaklaştırılmalıdır.
Sağlıksız çalışma ortamlarından uzak durulmalıdır. Çalışanların fiziksel sağlığı kadar
ruh sağlıkları da düşünülmelidir.
Havasız mekanlarda insanların çalıştırılmasına engel olunmalıdır.
Günlük düzenli spor aktiviteleri yapılmalıdır. İş aktiveleri arasında ya da sonrasına
herhangi bir müzik aleti ile uğraşmak beyini dinlendirir.
Yoğun iş aktiviteleri arasında tatil ve dinlenmeye zaman ayrılmalıdır.
Sınavlara hazırlanan öğrenciler ise düzenli aralar vermeli ve aralarda spor, müzik gibi
aktiviteler yapmalıdırlar.

Dr. Mehmet Yavuz, “Beyin elektrosu (EEG), beyin yorgunluğu vakalarında mutlaka uygulanması gereken bir tetkiktir. Sağlıklı beyinde gördüğümüz alfa ve beta dalgalarının istatistiksel verileri çok önemli bilgiler verir. Beyin yorgunluğunda beta dalgalarında yoğunlaşma izleriz. Buna mukabil alfa dalgaları ne kadar yoğunsa o kadar sağlıklı bir tablo ile karşı karşıyayız demektir” dedi.

Genelde her iki hemisfer’deki beyin dalgalarının istatistikî verilerinin aynı sonuçları gösterdiğini belirten Yavuz, “Sonuçlarda farklıklar gözlemleniyorsa dikkate alınmalıdır. Çünkü beyinin her iki hemisferi arasında görülen bu farklılıklar ilerde gelişecek olan Alzheimer hastalığının habercisi olabilir. Potansiyel bir Alzheimer hastasını önceden keşfetmek, tedavide hiç kuşkusuz çok önemli yararlar sağlar” diye konuştu.

Gelen Aramalar: meryem uzerli tükenmişlik sendromu,meryem uzerli tükenmişlik,meryem uzerli sendromu,meryem uzerli sendrom,tükenmişlik sendromu,meryrm uzerli tukenmislik sendromu Tags: aktivite, anksiyete, Burnout, manset, Meryem Uzerli, Muhteşem Yüzyıl, stres, Tükenmişlik Sendromu

Category: Psikoloji, Ruh Sağlığı


Kaynak

Devamını Oku »

11 Eylül 2013 Çarşamba

En kolay anlaşılır 10 savunma mekanizması…

İd, ego, supergo… yani diğer bir deyişle alt benlik, benlik, üst benlik. Bu terlik tam benlik! Tabii id biraz primatvari, süperego da henüz ulaşılamamış bir mertebede seyredince insanın bütün derdi yüzeydeki ego ilen oluyor şu hayatta. Aman egoya bi halel gelmesin diye ne edeceğini şaşırıyor adına insan denen bu kurum. O halde ben derim ki, buyrun egoyu stresten ve anksiyeteden korumak adına yapılan şu defansif atakların bir kısmını bir inceleyelim, psikoloji 101 dersinde bile gördüğümüz, en kolay anlaşılır, en yaygın 10 savunma mekanizmasını bi maddeleyelim.

En ilkel savunma mekanizmalarımızdan biri olan yadsıma, kabul etmesi çok zor bir gerçeği yok saymak, olmamış farz etmek manasına gelir. Temelleri çocukluğa dayanan bu mekanizma, genel itibariyle hafif dozda hepimizin ara sıra yaptığı bir şey olmakla birlikte, aslen hayli patalojik bir olaydır ve sıklıkla akıl hastalarında görülür. Örneklemek gerekirse, mesela diyelim ki, ciddi bir hastalığınız var, bunu kabul etmeyip, “yoo yoo ben kesinlikle hasta değilim, iyiyim ben iyiyim, basit bi bahar nezlesi, üzerinize afiyet” tavrı, bir nevi yadsımadır.

Şimdi bakın bu enteresan bir şey. İnandığınız ya da hissettiğiniz şey sizi korkuttuğu, bünyede hafif bir anksiyete yarattığı için, tersine karşı ekstem bir tutum sergilemek olarak özetleyebiliriz. Yani “seni seviyorum – senden nefret ediyorum – yok yok seviyorum – nefret ediyorum iğrençsin” olayı. Küçük çocukların hoşlandıkları kızın saçını çekmesi gibi bir yerde.

İstenmeyen, hoşa gitmeyen bir durum mu var? Hemen gelişiminin daha önceki bir safhasına gerileyip, kendini durumdan sıyırıyorsun. Bunu çocuklarda, bir şeylere kızınca altına kaçırma olarak görmek mümkün. Büyüklerde ise sinirlenince tüm nezaketli tutumu bir yana atıp, ilkel bir mağara adamına dönüşmek, kafa göz girmek, küsmek, irrasyonel tepkiler vermek olarak şeettirebiliriz.

Çok basitçe ifade edersek kötü şeyleri unutma felsefesi efenim bu. Misal bendenizin bir anısını aktarayım hemen size. Şimdi ben bir gün çocuğum, anneannemle babaannem bana iki bebek almışlar. Laylayloyloy diye koşturarak apartmana giriyorum. Sonra asansöre binmek niyetiyle asansör kapısını açıyorum ve gümmm! Asansör benim binmem niyetinde değilmiş belli ki, zira kendisi katta değil. Şimdi bakın olay buraya kadar çok net, çıktıktan sonrasını da hatırlıyorum ama gelin görün ki o boşlukta, çıkarılmayı beklerken ne yaşadım hiç bir fikrim yok. Canavarlar mı saldırdı ne oldu, korktum mu, üşüdüm mü, ağladım mı, bugün bile bilmem. Unutmuşum. Anlatabiliyor muyum?

Düşünselleştirme yani diğer adıyla intelekçualizeyşın, belli bir düşünsel birikim gerektirir tabii. Bu mekanizmamızda zor durum karşısında, hemen böyle bir ukalalık, bir böyle bilimsel açıklamalar, bir derinleşme baş gösterir. Esasında tabii olay yine o zor durumun getirdiği duygusal yükle boğuşmaktır. Mesela, yakını ölmüş birinin kendini cenaze işlerine adaması gibi, ciddi bir hastalığı olan birinin olayı tıbbi terimlerle anlatmaya çalışması gibi, babasıyla sorun yaşayan birinin bunu freudyen şekillerde betimlemesi gibi…

Bildiğiniz Ctrl-Z işte, undo yani. Birine bir şeyi yeterince vermediğinizi ya da o kişiye kötü davrandığınızı düşünüyorsanız, bunu geri alma çabamıza verilen addır bu. Çok hayatın içinden bir örnekle, sevdiklerine yeterince vakit ayıramayan birinin, onları hediyeye boğması gibi. Hıhı evet, “seni en iyi okullarda okuttuk, ne istediysen aldık” olayı yani. Bu mekanizmanın bir tezahürü de bir insana hakaret ettikten sonra onu abartılı iltifatlara boğmaktır mesela.

Zayıf bulduğumuz noktalarımızı başka şekillerde kapamaya çalışma felsefesi. Napolyon’un olayı: “Boyum kısa olabilir, ben de her yeri fethederim o zaman!” Yani diğer bir deyişle, “kıroyum ammaaaaa para bende!” Ya da kendini aptal bulan insanların, fiziksel güzelliğe düşkünleşmesi mesela. Belki de şu “güzel kızlar akıllı olmaz” salaklığının da temeli buralarda bir yerlerde yatıyor olabilir mi acaba diye düşündüm bir an ben. Belki de böyle bir kısır döngü yaratılıyor, kızlara güzel dendikçe, onlar da “ama ama… güzelsem, akıllı olamam o zaman” diye düşünüp, iyice güzelleşmeye adıyorlar kendini ve bu böyle gidip duruyor sonsuza dek. Olamaz mı?

Sıradaki parçamız: Gerçek sebep yerine mantıklı bir sebep bularak gerçeklerden kaçmak. Yani nedir? Bir klasik geliyor sevgili seyirciler: “Elektrikler kesikti, çalışamadım örtmenim!” Bunu beğenmezseniz, yine çok sevilen “Hoca bana taktı yaa, yine zayıf vermiş!” mantığını da önerebiliriz size. Yani nedir, kendin bir şeyi yapmıyorsun ama bunun sebebini kendinde arıyacağına, başka başka bahaneler buluyosun. Cık cık cık!

Ahan da bu bildiğiniz, “ya sen de sinirini benden çıkarıyosun amaaaa!” durumu. Patrona kızıp karısıyla kavga eden adam, arkadaşına kızıp duvarı yumruklayan genç, annesine kızıp kediye tekme atan çocuk… Bunların hepsi yer değiştirmece yapmaktadır efenim. Yani neymiş? Bir takım dürtüleri o kadar tehditkar olmayan bir başka şeye taşımak. Yemiyo tabi patrona kafa tutmak her zaman, di mi?

Kendinde hatalı ya da nahoş bulduğun bir takım özellikleri başkasına atfetme diyelim buna kısaca. Buradaki klasik örneğimiz homofobidir efenim. Hani derler ya, en büyük eşcinseller homofobikler arasından çıkar diye, ahan da işte bu yansıtma mekanizmasıdır bunun temeli. Yani bazı insanlar, karılarını, bacılarını kıskanırlar, adamlar size kötü gözle bakarlar diye mütemadiyen bir paranoya içinde yaşarlar ya, işte o. Ülkemizde hayli yaygın bu savunma mekanizmasını, insanın fikri neyse zikri de odur olarak özetlemek de mümkün bence.

Sonuç olarak, tabii ki lazım arada biraz defans ama fazlası da hiç olmaması kadar yıkıcı etkilere sebep olabiliyor. O yüzden azı karar çoğu zarar diyelim ve bu yazıyı da burada bitirelim.

Kaynak: Karga mecmua, mayıs ’09.

Gelen Aramalar: psikoloji savunma mekanizmaları patronu kızıyor adam karısına Tags: anksiyete, Bastırma, Düşünselleştirme, Ego, Gerileme, İd, Karşıt tepki kurma, manset, Mantığa büründürme, Ödünleme, savunma mekanizması, supergo, Yadsıma, Yansıtma, Yapma Bozma, Yer değiştirme

Category: Psikoloji, Psikoloji Yazıları


Kaynak

Devamını Oku »

9 Eylül 2013 Pazartesi

Yeni Hastalığımız: Mükemmeliyetçilik

Bir bu eksikti! Panikatak, depresyon türlüsünden fobilerimiz derken bir mükemmeliyetçilik noksandı, çok şükür o da oldu…

Evinizde, ilişkilerinizde, iş yerinizde, okulda en iyi olmaya çalışırken ne kadar yıprandığımızın farkında mısınız? Modern dünyada hayat bir yarış, başarı her alanda yegane hedefken, stres,depresyon ve anksiyete yaşayan insanların sayısı giderek artıyor. Hal böyle olunca rahatsızlık sayımız da gün geçtikçe fazlalaşıyor. Şimdilerde ise, ‘mükemmeliyetçilik’ gündemde…

Uzman psikolog Pelin Atasoy’a göre bu, çağımızın rahatsızlığı ve giderek daha çok insan, ‘mükemmeliyetçilik’ten muzdarip olacak.

Mükemmeliyetçiliğe hastalık dedemiz tam olarak doğru olmaz. Mükemmeliyetçilik bir kişilik özelliği olarak tanımlanabilir. Kişinin hayatını oldukça zorlaştıran, törpülenmesi gereken bir özellik. Mükemmeliyetçilik belki de her zaman vardı, ancak adı konmamıştı. Bir süredir var olan ekonomik ve sosyal ortamın bireye yüklediği beklentilerle, kişinin var olmasının/kabul görmesinin dış etkenlere daha da çok bağlanmasıyla mükemmeliyetçiliğin tetiklendiğini ve artış gösterdiğini düşünüyorum.

Kendimin, mükemmeliyetçi özellikler taşıdığını ve bu durumun hayatımı çok zorlaştırdığını fark ettiğimde, bu konu üzerinde okumaya ve araştırmaya başladım.

Mükemmeliyeti insan, kendinin ve/veya çevresindekilerin en ufak bir hatasını bile kabul edemeyen, kendini ya da etrafındakileri sürekli olarak eleştiren, kendi doğrularına göre düzeltmeye çalışan , ulaşılması neredeyse imkansız, gerçek dışı hedefler koyan ve doğal olarak bu hedeflere ulaşamadığında da hayal kırıklığı ve öfke yaşayan, süreçten keyif almaktan uzak, sonu odaklı, sürekli olarak beğenilmeme ve sevilmeme kaygısı yaşayan biridir. Tatminkar ilişkiler yaşaması ve işler yapması oldukça zordur. Kendini ve başkalarını acımasızca eleştirir ve mutsuzluk üretir. Mükemmeliyetçi kişi kendi sırtını sıvazlamadığı, kendini ödüllendirmediği için sürekli olarak dışarıdan onaylanma ve olumlu geri bildirim bekler. Alamadığı zamanlarda da yaşadığı hayal kırıklığı yıkıcı olabilir.

Mükemmeliyetçi kişilerin hayatında çok fazla ‘meli’, ‘malı’ vardır. “Kocam eve asla geç gelmemeli”,”Ben hep eğlenceli biri olmalıyım”, “Arkadaşlarım bana böyle davranmamalı”… gibi takıntılı davranışlar gösterebilir. Sürekli organize etme, planlama, derleme, toplama gibi. Sürekli olarak her şeyi kontrolü altında tutmaya çalışır.

Ben dayattığını düşünüyorum. Bizler sosyal varlıklarız. Toplum içinde yaşıyoruz ve toplumun bizlere getirdiği şeylerden etkileniyoruz tabiî ki. Bunun aksi iddia edilemez. Ben gittikçe dışa odaklı yaşamaya başladığımıza inanıyorum. İç dünyamızdan çok dış dünya önem kazanıyor. Performansa dayalı hayatlar yaşanıyor. Başarılı olmak (tanımı herkese göre değişse de), par kazanmak, kişisel tatmin ve mutluluktan bir adım önde gidiyor sanki.

Kabul görmek ve değerli hissetmek için maddi göstergelere daha çok ihtiyaç duymaya başladı insanlar. Estetik ameliyatlarla daha da genç ve güzel/yakışıklı görünmek, iddialı arabalar ve gösterişli kıyafetlerle önemsenme ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Hep daha iyisi var, daha üst modeli, daha güzeli/yakışıklısı, daha pahalısı, dahası var yani. Ama içe baktığımızda büyük bir boşluk görüyoruz, öyle bir duygusal boşluk ki, ‘daha’larla bile dolmuyor, dolması da mümkün değil. tüm bunlar da kişileri tatminsizliğe ve mutsuzluğa doğru götürüyor kanımca.

Mükemmeliyetçilikle baş etmek oldukça zordur. Çünkü öncelikle mükemmel olmadığımızı kabul etmek gerekir; bu da, ciddi bir farkındalık, cesaret ve iç görü geliştirmeyi gerektirir. Mükemmeliyetçilikle tek başımız mücadele etmek çok hırpalayıcı olabilir. Bu nedenle ben kendinde bu özellikleri gören ve tek başına bu konuyu halletmekte zorlanan kişilere psikolojik destek almalarını öneririm. Bunun yanı sıra mükemmeliyetçi kişiler öncelikli olarak, “ya hep ya hiç” şeklindeki düşünce tarzlarının farkına varmalıdır. Alışkın oldukları olumsuz eleştirel düşüncelerinin yerine daha mantıklı düşünceler koymayı denebilirler. Kendilerine, hata yapmaya hakları olduğunu ve hata yapmadan büyümenin ve gelişmenin mümkün olmayacağını hatırlatabilirler. Kişi yaptıkları için değil, kendi olduğu için değerli ve önemli olduğunu kendi kendine hatırlatmaya çalışmalıdır.

Kesinlikle var. zaten yapılan araştırmalar, mükemmeliyetçilikle anksiyete, depresyon ve obsesif-kompulsif bozukluk arasında yüksek korelasyon olduğunu göstermektedir. Mükemmeliyetçi bireyler, en ufak hatanın bile katastrofobik sonuçlar doğurabileceğine inanır ve bundan dolayı aşırı derecede endişe ve kaygı üretirler.

Yukarıdaki sistemin bize dayatması sorusunda da belirttiğim sebeplerden dolayı bu sorunun artacağına inanıyorum.

Mükemmeliyetçi olup olmadığınızı nasıl anlarsınız
• Sürekli olarak denetleme ve onay alma
• Tekrarlama ve düzeltme
• Aşırı planlama, düzenleme ve sıralama
• Karar vermede güçlük çekme
• Erteleme
• Kaçınma
• Başkalarını değiştirmeye çalışma

• Mükemmel olmanın yarar ve zararlarını ayrı ayrı sıralayın: ödediğiniz bedellerin çok daha fazla olduğunu görebilirsiniz
• Ya hep ya hiç şeklinde eleştirel düşünce tarzının farkına varın: kendiniz ya da bir başkası tarafından mükemmel olmayan şeyler yapıldığında, yapılanların iyi olan yanlarını bulmaya çalışın
• Yapabilecekleriniz konusunda gerçekçi olun: gerçekçi hedefler koydukça, mükemmel olmayan sonuçları, korktuğunuz ya da kaygılandığınız olumsuz sonlara varmadığını yavaş yavaş fark edeceksiniz
• Eleştiri karşısında ve kendiniz hakkında daha nesnel olmaya çalışın: eğer biri sizi yaptığınız bir hatadan dolayı eleştirirse, hatanızı anlamaya çalışın ve hata yapma hakkınız olduğunu hatırlayın. Hatasız öğrenme ve gelişmenin de mümkün olmayacağını unutmayın.

Kaynak: Elele, Haziran 2010

Tags: depresyon, fobi, manset, Mükemmeliyetçilik, Panikatak, Pelin Atasoy, psikiyatri, psikoloji, Ruh Sağlığı, Uzman Psikolog

Category: Psikoloji, Ruh Sağlığı


Kaynak

Devamını Oku »

6 Eylül 2013 Cuma

Kuantum Düşünce Çalışmaları


Kuantum düşünce çalışmaları birçok teknikten oluşur. Bunlar kişinin negatif bilinçaltı çözülümünü sağlamak amaçlı bilinçaltı ve enerji çalışmalarıdır.
I. Dörtlü Koordinasyon Çalışması  Sürüngen Beyin Çalışması: Temel negatif çekirdek inançlar, çocuklukta oluşturduğumuz negatif stratejiler bulunup, kırılır ve yeni komutlarla yerine kişiyi destekleyici pozitif komutlar verilir.İlkel Beyin (amigdala) Çalışması:  Temel negatif duygular bulunup yeni karar ve komutlarla pozitife çevrilir.Neocortex Çalışması: Bu bölüm beynimizin ön bölümünde bulunur ve hedeflerimiz için doğru ve gerekli adımları atması komutu verilir. Buradaki engeller bulunur.Bilinçaltı Çalışması: Bilinçaltımızın kendisini düzenlenmesi için çalışılır.Bastırdığımız, unuttuğumuz travma ve olayları ortaya çıkarıp duygusal olarak özgürleşmemizi sağlar.Geçmiş ya da paralel yaşamlardaki ya da atalarımızdan getirdiğimiz negatif etkilerden, o hayatların bu hayatımıza etki eden olumsuz enerjilerinden özgürleşmek için müthiş bir çalışmadır.Geçmişte bir yolculuğa çıkılıp bastırılan duygular, geçmişte alınan ama hayatımızı sabote eden kararlar ve inançlar, sıkışıp kalmış duygular açığa çıkartılır, geçmişin yüklerinden özgürleşilir.Aile içindeki rol karışıklıkları giderilir, atalardan gelen yükler, ifade edilemeyen duygu ve düşünceler, yükler bırakılır. Çok kuvvetli bir enerji çalışmasıdır. VI. Eril ve Dişil Enerji Dengelemesi Her insanın içinde bulunan eril ve dişi enerji dengelenir. Kişinin dişiliğini ya da erilliğini kabul etmesi, dengelemesi ve ifade etmesi sağlanır. #Bu çalışmalar hiçbir şekilde tedavi etmek ya da teşhis ve tanı koymak için kullanılamaz.

Kaynak

Devamını Oku »

4 Eylül 2013 Çarşamba

Aile Dizimi Nedir?

Aile dizimi kuantum düşünce çalışmalarında kullanılan etkili bir tekniktir. Çalışma bir enerji ve grup çalışmasıdır ve etkileri ruhsal boyutta görülür. Hepimiz hayatımızda sıkıntılar, kilitlenmeler, tıkanıklıklar… yaşıyoruz. Bunlar hem bizim farkında olmadığımız inanç kalıplarımızdan hem de aile atalarımızdan (anne ve baba tarafları) bize aktarılan inançlardan, enerjilerden, korkulardan, rol karışıklıklarından, ifade yetersizliklerinden,  ya da ailedeki bir birey ile özdeşleşmemizden kaynaklanmaktadır.





Hem anne tarafından hem de baba tarafından ve onların atalarından çeşitli duygu ve enerji aktarımları aynı genler gibi bize miras kalmakta ve bizim hayatımızı da etkilemektedir. Aile dizimi ile tüm bu olumsuz etkilerden özgürleşmek mümkündür.Hayatınızda hep aynı kalıplar, olaylar tekrar ediyorsaHep de “……. Benim başıma gelir” diyorsanızMaddi sıkıntı yaşıyorsanızKalıtımsal bir hastalığınız varsaİlişkilerinizde hep aynı sorunları yaşıyorsanızAilenizde kürtaj, düşükler ya da erken ölümler varsaAdınız bir aile büyüğünüzün adıyla aynıysaAile büyükleri göçler, savaşlar, kayıplar, dışlanmışlıklar yaşamışsa; aile dizimi bu konularda enerji açılımı sağlar.Atalarımız ve ailemiz bugünkü hayatımızın şekillenmesinde büyük rol oynar. Genetik olarak sadece hastalıkları değil, hastalıkların esas nedeni olan inançları ve negatif duygu enerjileri de bize miras kalır. Hayatımıza çektiğimiz hastalıklarda, mutsuzluklarda, başarısızlıklarda, parasızlıklarda… bu kayıtlarımızın imzası vardır ve biz onları keşfedip, fark edip değiştirmedikçe de bir kalıp olarak hayatımızda tekrar edip duracaktır. Değişim ve gelişim ise bu inançların, enerjilerin ve aktarımların açığa çıkması ve çözülmesiyle gerçekleşir. Açığa çıkmamış her duygu bize ve çözülmediği takdirde gelecek nesillerimize miras kalır. Aile dizimiyle aile köklerimize yolculuk yaparak, atalarımızdan ve aile üyelerinden üstlendiğimiz bize ait olmayan enerjileri, yükleri, rolleri, sorumlulukları onlara geri vererek özgürleşmemiz sağlanır. Çalışma esnasında problem konu ve kişiler için temsilciler seçilir ve kolektif bilinçaltından gelen bilgiler ve duygularla tıkanıklık yaratan sorun bulunur ve çözülür.Eğer aile içinde şiddet, intihar, cinayet, düşük, ana baba rollerinde karışıklık ya da aile bireyleriyle özdeşleşme gibi bir sebeple aile sisteminde bir bozulma veya aile sıralamasında bir kopma olursa, bundan aile fertlerinin hepsi, hatta  etkisinin derinliği oranında gelecek kuşaklar da etkilenmektedir. Yapılan çalışmalarla bozulan bu enerjiler dengelenmekte ve enerjiler çözülmektedir.Aile dizimiyle enerji ve ruhsal boyutta çalışma yapılır. Geçmiş deneyimler temsilciler tarafından tekrar yaşatılarak, ortaya çıkarılır ve enerjinin, duygunun açığa çıkmasıyla enerji dengelenir. Böylece aile büyüklerinden üstlendiğimiz bize ait olmayan her türlü duygu, enerji ve inançtan özgürleşerek istediğimiz mutluluğa, sağlığa, başarıya… kavuşabiliriz. Bize ait olmayan tüm bizi engelleyici inançlardan, enerjilerden kurtulabiliriz.Aile dizimi ailemizden gelen miras enerjiler yüzünden yaşadığımız tıkanıklıklar üzerinde çok etkilidir. Bununla beraber dizim çalışmaları ilişkiler, para, sağlık ya da problem yaşanan herhangi bir konuyla veya kişiyle ilgili olarak da yapılabilir. Bu çalışmada dizimi yapılan kişi kadar çalışmaya katılanlar da şifalanır. Çekim yasasından dolayı temsil ettikleri kişi ile aralarında mutlaka ortak bir enerji ya da duygu olduğundan hem katılımcı, hem dizimi yapılan danışan hem de diğer temsil edilen kişiler üzerinde rahatlama ve şifalanma hissedilir.Tüm bunlarla beraber aile dizimi çalışması bir teşhis ve tanı ya da tedavi yerine geçmez.
Kaynak
Devamını Oku »

1 Eylül 2013 Pazar

Bütünsel PiKi (Psiko Kinesiyoloji) Nedir?

Piki çekim yasasının uygulamasıdır, ne ekersek onu biçeriz. PiKi bilinçaltımızda depolanan inançlarımızı keşfetme ve değiştirme imkanı sağlayan etkili bir sistemdir.  Doğduğumuz andan itibaren yaşadığımız her an bilinçaltımızda kayıtlıdır. Burada pozitif ve negatif birçok inanç kaydımız bulunur. İrademizi sabote eden işte bu negatif bilinçaltı inançlarımızdır. Bu inançların farkına varmadan hayatımızı bu programlar, inançlar doğrultusunda yaşarız. Hayatımızda sürekli hastalıklar, mutsuzluklar, başarısızlıklar gibi durumlar tekrar eder durur ve biz onları keşfedip, fark edip değiştirmedikçe de bir kalıp olarak hayatımızda tekrar edip duracaktır.





Hayatımızda isteklerimizi, hedeflerimizi ancak bilincimiz  ve bilinçaltı inançlarımız birbiriyle örtüşüyorsa gerçekleştirebiliriz. Dolayısıyla PiKi’nin temel amaçlarından biri de bilinç ve bilinçaltı inançlarımızı birbirini destekler hale getirmektir.  Piki ile bu görünmez engelleri keşfedip, bizi destekleyecek şekilde, olumlu hale getirebiliriz. PiKi'nin yaklaşımı bütünseldir, yapılan çalışmalardan sonra kişinin fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duygusal hayatında değişim başlar. Tüm bunlarla beraber Piki bir tedavi ya da teşhis metodu değildir.* Bilinçaltı negatif inançlarımızı keşfetmek* Hayatımızda isteklerimizi, hedeflerimizi ancak bilincimiz ve bilinçaltı inançlarımız birbiriyle örtüşüyorsa gerçekleştirebiliriz. Dolayısıyla PiKi’nin temel amaçlarından biri de bilinç ve bilinçaltı inançlarımızı birbirini destekler hale getirmektir. Örn; bilinçli halimizle parayı çok sevdiğimizi düşünebiliriz, ama bilinçaltımızda çok para kazanmanın zor ya da kötü olduğu gibi negatif bir inanç varsa, hayatımıza maddi bolluk çekmek imkansız olacaktır. Bu inancı değiştirdikten sonra parayı hayatımıza çekmemiz kolaylaşır. * Evrensel enerjinin sevgi, bilgelik ve iyileştirici gücünü kendimiz ve başkalarının yararına kullanmak * Ruh-Beden-Zihin dengemizi ve sağlığımızı yeniden oluşturmak * Bilinçaltımız ve yüksek benimizle iletişim kurmak * Sağ ve sol beynimizi dengelemek, böylece objektif kararlar almamızı sağlamak* Enerjimizi çoğaltıp dengelemek PiKi eğitimi temel, ileri ve master olarak üç aşamadan oluşur. İlk temel eğitimde ve bireysel danışmanlık çalışmalarında zihinsel alanlarda çalışılır. Böylece, * Bizi engelleyen negatif bilinçaltı inançlarımızı bulup bizi destekleyecek şekilde değiştirebiliriz. * Bize zarar veren alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz. * Bedenimizin hangi gıdalara ihtiyaç duyduğunu, hangi besinlerin yararlı hangilerinin zararlı olduğunu test edebiliriz. * Hangi vitaminlerin bize yararlı olabileceğini test edebiliriz. * Ağrılardan özgürleşebiliriz. * İlişkilerimizin bizi destekleyip desteklemediğini keşfedebiliriz. * İdeal kilomuzu öğrenebiliriz. * Enerjimizi dengeleyip, çoğaltabiliriz. PiKi’nin günlük kullanım egzersizleri çok kolay ve eğlencelidir. (Kızgınlık atma, topluluk önünde rahat konuşma, stresten özgürleşme, bellek geliştirme, sağ ve sol beyni dengeleme… gibi egzersizleri vardır.)Piki uygulamalarında temizlik ve uygulama arttıkça sezgilerimiz artar, algı kapılarımız açılır. Piki bir teşhis ve tedavi yöntemi değildir. İnançlar, duygular bedende kodlanmış bilgidir. Çalışmalarda bedenimizin bizzat kendisinden yararlanırız. Bedenimizin dilini öğrendiğimizde o bize iç dünyamızla ilgili, gizli kalmış inançlarımızla ilgili bilgiler verir. Evrende her şey enerjidir ve Piki de bir enerji çalışmasıdır. Kas testi adını verdiğimiz bir enerji testi sayesinde bilinçaltımızla, özümüzle ve bedenimizle iletişim kurarız. Yaşam enerjimizin kaslarımızda yarattığı direnci ölçerek negatif bilinçaltı inançlarımıza ulaşıp, onları olumluya dönüştürmenin hazzını yaşarız. Geriye bize bu inanca uygun adım atmak kalır ki, bunun adına da irade diyoruz. Çünkü değişim ve gelişim kişinin sadece kendi sorumluluğundadır.  
Kaynak
Devamını Oku »

Etiketler

ARINMA Affetmek Alglamada Anlatm Aramak Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar BEREKET BOLUK Bahar Bayram Beden dili Bedensiz Beyinde Beyni Beynin Beyniniz Bilincine Bilmek Bitkisel Burak DERSLER Davet Deerlerimizin Deniz Depresyonun Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi EGZERSZ Egoist Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe Fregoli GCJoseph GERDE Gcyle Gelecek Gidecek Gizemli HAYIRLI Hasta Hastalklar Hayal Hayallerinizin Hayata Hikaye Hiperaktivite Hipnozu Holografik Hologram Hoşgörü Illuminati KORUMA Kabala Kadim Karanlk Kelimeler Klasik Korkular Korunma Kristaller Kuantum Fiziği Kyamet LKLERMZ MEKTUP MUTSUZ Makbul Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler Mucizeleri NAMASTE Nazar Nefret Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus POZTF PRATK PROGRAMLAMA Paranormal Patolojik Peeling Peinden Pratik Psikoloji Quantum Düşünce RAHATSIZLIIMIZ Rahat Reformist Romantik Ruhsal Sanat Sonsuz Stres Sufizm Tehlikeli Terapi Uymasn Zarar acı affetme aile akıl başkaları beden beyin bilgi bilim bilimsel bilinci bilinçaltı birey bolluk cümle dalga damla degerli düşünce egzersiz ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji evlilik evren fayda fizik fiziksel frekans garip geliim gerilim gerçek geçmiş gizli güven güzel harika hastalık hayat hissederim hoşgörüsüzlük huzur huzurlu ileti ilâc inanç insan insanlar kaos kavga kelime korku kuantum kurallar liste madde mucize neşe olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel pozitif psikolojik refah ruh sağlık seniz sevgi sistem sorumsuzluk sorun sorunlar suyun sıkıntı tabiat tedavi teori tesadüf toplum zaman zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel çekim üzüntü İletişim şifa şükretme