30 Aralık 2012 Pazar

Zamanın Ruhu, Jaguar

Geçen yazımda zaman ve takvim algımızın maskülen ve sol beyin ağırlıklı olduğunu ifade etmiştim. Bu doğrultuda Maya zaman algısını ve takvimlerini anlamak istiyorsak sağ beyin ve dişi algı ile barışmak zorunda olduğumuzu belirtmiştim. Şimdi bu konuyu biraz daha açmanın tam zamanı çünkü dişi enerjiyle dolu Jaguar burcunun haftasına (28 Temmuz – 9 Ağustos) giriyoruz.

Mayaların çok önem vererek kullandıkları bir hayvan totemidir Jaguar. Bu vahşi kedinin psişik güçlere sahip olduğuna inanırlar ve geceleri diğer hayvanların göremediklerini gördüğünü söylerler. Jaguar ruhunun tapınakları ve gizemli Alt dünyalarını koruduklarına inanırlar. En yüksek yapılarından Tikal’de ki 4 numaralı tapınak Jaguar piramidi olarak adlandırılmıştır.

Jaguar dünyada yaşayan en gizemli ve enigmatik hayvanlardan biridir. Son ana kadar duymadığınız, sessiz ve yumuşak adımları yüzünden Güney Amerika’da “ipek el” lakabı takılmıştır. Zamanın ayak izlerini takip ederek sonsuz bir sabra sahip olduğu gibi karar anlarında kritik eylemleri beklemeden yerine getirir. Çok yüksek güç ve dirayete sahip olan Jaguar ormanların, yaylaların ve dağların ruhuna hakimdir. Zekası genelde durugörü ile beraber gelir.

Jaguar, 20 burçlu Maya takvimi Tzolkin’in de ruhsal gücü en yüksek burç olarak bilinir. Yogik deyimle kundalini olarak tanımlanan “beden yıldırımının” Jaguar insanlarında çok güçlü ve aktif olduğunu söyler Mayalar. Bu burçta doğan bir çocuğu usta bir vizyoner veya büyücü olarak görürler ve şaman olmak üzere yetiştirirler. Maya kültüründe şaman olmak demek aynı zamanda Tzolkin takvimini takip etmek anlamına gelen gün bekçiliği ile birebirdir. Jaguar takvimi ve zamanın ruhunu yönetir ayrıca. Şamanlık, Jaguar burcu ve zamanın ruhuna hakim olmak; bunlar bir ve aynı şeydir bir anlamda.

Diğer bir taraftan Maya kültüründeki Jaguar ruhu, “Doğa Ana” ile bir olarak görülebilir. Jaguar Doğa Ana’nın özünü içinde barındırır ve derin bir dişi enerji taşır. Bu enerji toparlayıcı olduğu gibi iyileştirebilir ve her şeyin özüne dair mükemmel bir sezgi getirir. Mayalar Jaguar’ın çok feminen bir enerjiye sahip olduğunu söylerler ve hatta Jaguar gününde kadınların korunduğunu söylerler. Psikolojik bir açıklama ile aslında Jaguar’ın sol beyin ve analiz yeteneğine karşıt olarak sağ beyin yarısını ve sezgisel gücü temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Maya dininin en önemli yanlarından birisi Tanrı'yı doğada görebilmekten geçiyor. Doğa ile kurulan bu ilahi teması Jaguar burcu temsil ediyor ve bu yüzden de dini liderlerin burcu olarak biliniyor. Buradan başka önemli bir konuya kapı açılıyor aslında. Maya dininin doğayı ve kadını dışlayan günümüz hakim dinlerinden farklı bir anlayışa sahip olduğunu söyleyebilirim. Maya takvimin ve Maya evrenbilimini anlamak ancak dişi enerjiyi ve doğayı kucaklayan bir bakış açısı sayesinde mümkün olabilir.

Şimdi tüm bulmaca parçalarını biraraya getirdiğimizde görüyoruz ki, zamanı algılamak, doğayı algılamakla eş anlamlıdır. Zamanı algılamak, ancak dişi, feminen ve sağ beyinsel bir algı ile mümkün olabilir. Şamanlık yeteneğini uyandıran güç aslında Doğa Ana’nın doğurduğu bir güçtür. Bu güç eşzamanlı olarak zamanın doğasını da en mükemmel hali ile algılama yeteneğini getirir. İlginç bir şekilde Hindistan’ın Tantra kültüründe de zaman dişi bir güç olarak görülür. Korkutucu görüntüsü ile ünlü Tanrıça Kali’nin sembolize ettiği şey “Zaman”dan başka bir şey değildir.

28 Temmuz – 9 Ağustos 2012 arasındaki Jaguar Trekanası ise zamanın ruhu ile yani doğanın ruhu ile temasa geçmek için en uygun enerjileri getiriyor.

Pek çok yerli geleneği doğanın ruhu ile bir olmak ve dolayısıyla kendi ruhumuzla temasa geçmemizi sağlayan doğa yürüyüşlerinin önemine değinirler. Bu gelenek bugün modern hayatta neredeyse kaybolmuştur. Doğada yürüyüşe çıkan bizler bile çok ender olarak durup etrafımızdaki yaşamın zenginliğini dinliyoruz. Bir daha ki doğa yürüyüşünüzde daha az konuşup daha fazla dinlemeye odaklanın. Kendinizi toplumsal etiketlerden özgürleştirin ve doğal özünüzle uyumlu bir halde, Jaguar’ın yolunda yürüyün.
Maya burcunuz Jaguar ise bu trekana sizin için ayrıca önem taşıyor. Kendi potansiyelinizi daha iyi keşfedip kullanabileceğiniz ve önemli dönüşümlerden geçebileceğiniz bir dönemdesiniz.


(Peki siz Maya burcunuzu biliyor musunuz? www.mayaburcum.com ile bulmak artık çok kolay.)


kaynak

Devamını Oku »

27 Aralık 2012 Perşembe

Önyargı Testi

By admin on Ağustos 17th, 2012

Aşağıdaki soruları kendinize uygun olacak bir şekilde samimi olarak işaretleyiniz. 

Bu test eğlence amaçlı hazırlanmıştır. Hiçbir şekilde bilimsel bir nitelik taşımamaktadır. Testin çözülürken bu faktörün göz önüne alınması gerekir.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

25 Aralık 2012 Salı

Sıkıcı Biri misiniz?

By admin on Ağustos 21st, 2012

Aşağıdaki soruları kendinize uygun olacak bir şekilde samimi olarak işaretleyiniz.

Bu test eğlence amaçlı hazırlanmıştır. Hiçbir şekilde bilimsel bir nitelik taşımamaktadır. Testin çözülürken bu faktörün göz önüne alınması gerekir.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

23 Aralık 2012 Pazar

Ankara Psikolog Tavsiye

Ankara’da çalışan birçok psikolog bulunmaktadır. Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’ne çalışan psikologlar birçok kez tavsiye edilmiştir.


Uzman kadrosu ve özenli bakış açısıyla Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi her problemli anınızda sizin yanınızdadır.


Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi


Uğur Mumcu Caddesi No:85/6 Çankaya Ankara


Randevu: 0312 446 40 76 – 0532 160 26 65

ankara psikolog tavsiye, psikolog ankara tavsiye Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

22 Aralık 2012 Cumartesi

Ankara Aile Psikoloğu

Son zamanlarda boşanma oranları korkutucu derecede artmıştır. Çoğu zaman evlilik sorunları çözülebilecekken birçok eş bütün yolları denemeden, uzman yardımı almadan boşanma yolunu tercih etmektedir.

Evlilik sorunlarında, aile içi iletişim problemlerinde bir aile psikologu ndan yardım almak problemlerinizin çözümünü kolaylaştırabilir.Eğer siz de Ankara’da aile psikologu, aile danışmanı ve aile terapistinden yardım almak isterseniz bize ulaşabilirsiniz.

İletişim Bilgilerimiz

Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

Uzman Psikolog & Aile Psikologu Beyhan BUDAK

Uğur Mumcu Cad. No:85/6 Çankaya Ankara

0312 446 40 76

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

20 Aralık 2012 Perşembe

İnsan Yaşamın Tadına Ölünce Bakar

“Kızım”
“Efendim Baba”
“Zorlanıyorum artık”
“Biliyorum… İç organlarını yenilemelisin… Bunu yapabilirsin…”

Akşamüstü çalışmalarımı bitirip arabama bindiğim sırada babamla içimden konuşmuştum. Evimin yolunu tutuğumda zihnimden o günün özetini geçiyordum. Akşamüstü bana nereli olduğumu soran birisine babam “Yugoslav (Makedonya) göçmenidir. Arnavut kökenliyiz” demiştim. Karşımdaki de bana “ben de duymuştum göçmenlerin güzel olduğunu” diyerek kompliman yapmıştı. Normalde üstüme alınmam gereken bu övgüye garip bir şekilde cevap vermiştim.

“Evet, babam çok güzeldir benim”

Günün yorgunluğu ile eve dönmüştüm. Kendimi dinlendirmek kanepeye uzanmıştım. Neredeyse uyuyakalacağım sırada bir anda gözümün önüne renk cümbüşü oluştu. Sıçrayarak yerimden kalktım. Bir renk eksikti. Onca rengin arasından mavinin olmadığını görmüştüm… Mavi neden yoktu ki?

İkinci Sıçrayış

Tam mavi neden yok diye düşünürken çalan telefonla ikinci kez yerimden sıçradım. Arayan ablamdı. Sesi titriyordu. Anlamıştım hemen. Babam ambulanstaydı ve hastaneye gidiyorlardı.

Apar topar evden çıktım. Kafamın içinde sadece “iç organlarını yenilemelisin baba” sesi vardı. Bunun anlamını şimdi daha iyi anlamaya başlamıştım. Yenilenme olacaktı orası kesindi ancak bunun nasıl bir yenilenme olacağına babam karar verecekti.

Yanına gittiğimde doktorlar, babamın beyin sapına embole attığını ve sol tarafına felç geldiğini söylediler. Durumu oldukça ağırdı. Ellerini tuttum ve ona “ iç organlarını yenileme vaktin şimdiymiş baba” dedim. Uzun uzun bakmaya devam etti bana. İkimizde o an bunun ne anlama geldiğini biliyorduk. Yolculuğunu sonlandırmak istediğini hissetmiştim ancak yinede bunun değişebileceğini o an ki travmatik, ağlamaklı, duygusal halimden dolayı dilemeye başlamıştım. “ Yenilen ve ayağa kalk, şimdi olmaz baba”

Kafamı yatağının başucuna kaldırdığımda 6 rakamını gördüm. Tekrar göz göze geldik. Babam adeta benimle semboller aracılığı ile konuşuyordu. Tasavvuf bilgime göre 6 kâmil olma ve üstatlığa geçme sayısıydı. O zaman şimdi üstatlığını kutlama ve çok boyutlu haline kavuşma zamanıydı. Tamamlanacaktı babam. Birden sarhoş gibi olmuştum. Benim bu alanda görevim olacak mıydı? Onun üstatlığını kutlamakla yeni bir realiteye-boyuta geçişinde yanında olacak mıydım? Ben birçok varlığın geçişine yardımcı olana biri olarak bu sefer babamın geçişini yaptırabilecek kadar dayanıklı olabilecek miydim? Hiçbir zaman bunu düşünmemiştim. Oysa babam şimdi beni bu konuda göreve çağırıyordu…

Babam ve Ben Ruhsal Planımızı Devreye Soktuk!

Yaklaşık 12 saat süren tetkik ve müşahede zamanı dolmuştu. Onu normal odaya alacaklarını söylediler. Bize de hazır olunca yanına girebileceğimizi ve bundan sonrası için, durumunu dikkatle inceleyeceklerini ve gerekli gördükleri an yoğun bakıma kaldıracaklarını anlattılar. Kısacası beklemek durumundaydık. Bu bekleyiş ne kadar sürecekti? Onun dünya katındaki görevi hala sürüyordu. Nefes aldığı sürece de yattığı yerden üstatlığına devam edecekti. Tüm bunları düşünürken babamın yanına çıkabileceğimizi haber verdiler.

Tekrar yanındaydım ve bakışlarımız birbirine kenetleniyordu. Bu sefer bilinçli olarak kafamı kaldırdım. Zaten de biliyordum. Yatak numarası 9’du. Koca çınarım tamamlanıyordu benim. Ruhsal plan devredeydi. 10 sayısından önce 9 geliyordu bu sayı yenilenmeden önceki tamamlanma sayısıydı. Sembollerle iletişimimiz devam ediyordu. Saatlerce eli elimdeydi ki artık bana dinlenmem gerektiği hatırlatılınca uyumaya çalıştım. Rüyamda babamın evindeydim. Ev komple yenilenmişti. Parkeler sökülmüş yerine yenileri yapılmıştı. Mutfak komple yıkılmış yerine yeni mutfak yapılmıştı. Baba ocağı yıkılarak büyük bir değişimi haber veriyordu adeta…

Gözlerimi açtığımda gözyaşlarıma boğuldum. Oysa güçlü olmam gerekiyordu. Ağlamamım sırası değildi. Babam gitme kararını vermişti ve bu kararını benim diğerlerine vermem en azından onları babamın geçişine hazırlamam gerekiyordu. Ancak ağlamama engel olamıyordum. O an yanaklarıma dokundum, kalbime şefkat duydum ve kendime her türlü duygusal inişler ve çıkışlar için izin verdim… Oh! Ağlamak ne kadar da güzelmiş meğer…

Kendimi çok daha iyi hissediyordum. Güçlü görüneceğim diye kendimi az daha bir oyunun içine sokmak üzereydim. Şimdi daha derinlerde babamla iletişime geçiyordum. Ruhsal plan devredeydi artık. Benim hiçbir şüphem kalmamıştı. Bundan sonra geçişi için birlikte çalışacaktık. Şuuru gitgide kapanıyordu. Ancak ben; onun, ruhsal planını hatırlayacağını ve burada farkındalığa ulaşarak çok kolay bir geçiş yapacağını biliyordum. Çünkü o benim babamı oynayan harika bir ruhtu…

Yoğun Bakıma Kaldırılıyor!

Başucundaydım tekrar. Nefes alırken çok fazla zorlanıyordu. Dayanamayıp sabaha karşı doktorları çağırdım. Bu sefer yoğun bakıma kaldırmaya karar verdiler ancak kendi üniteleri çok yoğun olduğu için bizi başka bir hastaneye sevk etmek üzere ambulans hazırlanmaya başladılar. Hazırlanma süresince arabada annemle yalnızdık. Şimdi konuşma sırasıydı. Onu incitmeden nasıl konuya gireceğimi düşünüyordum. Onun 51 yıllık hayat arkadaşıydı ve birbirlerini hala çok seviyorlardı. Babamın gideceğini nasıl söyleyecektim? Yüzüne baktım ve bunu kaldıramayacağını düşünerek vazgeçtim. En iyisi ellerini tutmaktı ve öyle yaptım.

Ambulans bizi sevk ederken ben de arkasından takip etmeye başladım. Hastaneye geldiğimizde saat sabahın 4’ünü gösteriyordu. Hastane çok tanıdık geliyordu ama çıkaramadım. Burası bana bir şeyler söylemeye çalışıyordu ancak o kadar yorgundum ki anlayamadım. Tam arabadan inmek üzereydim ki; kafamı kaldırdığımda hastanenin renginin masmavi olduğunu gördüm. Ve dayanamayarak anneme döndüm.

“Anne, babam buradan özgürlüğüne kavuşacak. Mavi özgürleşmek demektir. Merak etme her şey mükemmel olacak”

Özgürleş Baba ve Işığa Gel!

Nasıl bir uzun geceydi. Saatler bir türlü geçmek bilmiyordu. Dakikalar adeta devleşerek meydan okuyordu. Kimseyi arayamıyordum ya da arayamamak üzerimde baskı yaratıyordu. Neyse ki uykuya dalmışım.

İçimdeki ses bana bu sürecin tüm ayrıntılarını veriyordu. Yapmamız gereken en önemli şeyin babamın özgür iradesi ile gitme kararı verirse buna saygı duymamız olduğunu söylüyordu. Özgür irade nasıl güçlü bir şeydi? Bedeni gerçekten burada bırakma kararını vermek ve diğer boyutlara geçiş yapmak için bilinç yerinde değilken bile aslında sanki yerindeymiş gibi karar veriliyor olması nasıl bir deneyimdi? Peki, hal böyleyken özgür iradesi ile gitme kararını verecek olan babamın yakınları olarak buna nasıl bir anlayış gösterecektik? Başta annem 51 yıllık kocasını nasıl serbest bırakacaktı?

Artık duruma hâkim olma vakti gelmişti. Tüm ailemi toplayarak onlara durumu anlatmam gerekiyordu ancak bunun için “bilinci yerinde olmayan babamdan” izin almam gerekiyordu.

Bugün babamın yanına girme sırası bendeydi. 4 kız kardeştik ancak diğerleri yanına girme cesaretini kendilerinde bulamıyorlardı. Tıpkı benim 9 yaşımdayken ilk felcini geçiren babamın yanına girme cesaretimin olmadığı zamanlarda olduğu gibi. Babam bana bu yüzleşme fırsatını veriyordu adeta. O zamanlar korkunç acı çelen küçük kızı büyümüş şimdi babasının elinden tutarak onu karşıdan karşıya geçiren bir ruhu canlandırıyordu. Babamla bu oyunu en gerçekçi şekilde oynamak için ve ona olan son görevimi yapmak için yanına en steril bir halde sokularak usulca girdim. Odada hemşire vardı ve bana babamın artık hiçbir şeye tepki vermediğini, komutlara cevap vermediğini, dolayısı ile yanında çok fazla kalmamam gerektiğini söylemişti. Ben ona ve babamın makinelere bağlı olduğuna hiç aldırmayarak babamın elini tuttum. Hemşire ısrarla gitmiyordu. Bana verilen 5 dakikayı da onunla tartışarak geçirmeye hiç niyetim yoktu. Belli ki o da yanımızda olmalıydı… Ben babamla konuşmaya başladım.

“Baba ışığa gelmeni istiyorum. Beni duyuyor musun? Ben buradayım ve seninleyim. Beni duyuyor musun babacığım? Eğer duyuyorsan elimi sıkar mısın?”

“Babanız şu an size cevap veremez” dedi tekrar hemşire. Ben yine aynı sükûnette kalarak devam ettim ancak bu sefer içimden konuşarak ve “geçiş seremonisi” diyebileceğim bir törenle babamı ışığa davet ediyordum.

Babam gözlerini açarak bana bakmaya başladı. Göz geldik. O an içim gülümsemeye başladı çünkü ölümünün ölümsüzlüğünü yakalama anını bağışlamıştı babam. Elimi sıktı ve tekrar gözlerini kapadı.

Sessizce yanında durmaya devam ettim. Hemşire görmesi gerekeni görmüştü ve bana göre de hayat ona eşsiz bir an’a tanık olma şansı vermişti…

Artık anneme ve kardeşlerime durumu en açık bir şekilde anlatmam gerekiyordu ve öyle de yaptım. Onları bu sürece adapte etmek için hep birlikte babamı “temsili” olarak ışığa götürdük. En güzel tepkiyi annem verdi.

“Ben onu tam 30 yaşında giydiği mavi takım elbisesi ile uğurladım” dedi gözyaşları ile. “Bana gülümsüyordu” dedi. Annemize sarıldık… Hepimiz huzurluyduk… Mutluyduk… Burukluk var mıydı? Elbette vardı, o bizim babamız rolünü çok iyi oynamış ve topluma çok önemli hizmetleri olmuş bir ruhtu. Dolayısı ile onu bu bedende göremeyecek olmanın burukluğunun olması kadar doğal bir şeyin olacağını düşünemiyorduk bile…

Ve de öyle de oldu sevgili okuyucular… O ruh çok asil bir şekilde bizim yaptığımız bu çalışmadan sonra bedeninden özgürleşerek ederek ışığa yolculuk yaptı. Giderken kendine yakışan bir şekilde iz bıraktı. O gün Haliç Köprüsünün halatı kopmuştu ve dolayısı ile trafik ciddi anlamda felç olmuştu. Adeta tıpkı kendi dünya halatının kopmasına neden olan felcinin kalıntılarını özgürleştiriyordu... Yıllarca azimli bir şekilde yaşama olan bağlılığı; onun hayatında hiçbir şeyi aksatmadığı gibi cenaze töreni de, ne halat kopmasını ne de trafiği dinlemişti… Yıllar önce duyduğum Yogi Bhajan’ın sözü o an nedense aklıma gelmişti. “Özgür olan bir özgürlük yoktur.” Oysa şimdi tüm kalbimle hislerim bana bunun tam tersini söylüyordu. Özgürlük hissi hiç bu kadar özgürleştirici olmamıştı… Babam yaşamın tadına esas şimdi bakmaya başlamıştı…


kaynak

Devamını Oku »

17 Aralık 2012 Pazartesi

Depresyonda Tanı ve Bilişsel Davranışçı Psikoterapi Eğitimi, Ankara

Fenomen Psikoloji ve PİES (Psikoterapi İnteraktif Eğitim Seminerleri) İşbirliği

İle

DEPRESYONDA TANI VE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ EĞİTİMİ, ANKARA


Prof. Dr. Selçuk ASLAN

Eğitim Programı

Bilişsel Davranışçı Terapide Temel Kavramlar (1 saat)Depresyonun DSM Tanısı ve Klinik Özellikler -Biyolojik ve psikososyal nedenler ve kuramlar (1 saat)Depresyonda kullanılan tanı ve izleme ölçekleri- Depresif Belirti Envanteri ile olgu örneği (1 saat video ve uygulama)Depresyonlu bir olgunun Bilişsel Davranışçı Psikoterapisinin planlanması ve olgu formulasyonuDavranışçı ve Bilişsel terapide müdahale yöntemleri (1 saat)Depresyonda Bilişsel Davranışçı Psikoterapi (BDT) ilkeleri (1 saat)Olgu örneği ve BDT uygulama süreci (1 saat)

Eğitim Tarihi: 30 Eylül  2012 Pazar Günü

Eğitimin Süresi: 09:30 – 17:30 ( 7 saat )

Eğitimin Düzenleneceği Yer : Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi Uğur Mumcu Caddesi No: 85/6 Çankaya Ankara

Eğitime Kimler Katılabilir?

Ruh sağlığı hizmeti sunan profesyoneller: psikiyatrist, psikolog, psikolojik danışman, ve bu alanlarda eğitimine devam eden lisans 4. Sınıf öğrencileri katılabilir.

Eğitim Sonunda Verilecek Belge: Eğitim sonunda kurum onaylı Katılım Sertifikası verilecektir.

Kontenjan:Katılımlar kontenjanla sınırlı tutulacaktır.

Eğitim Ücreti:

Genel Katılım Ücreti: 230 TL + (KDV)  Toplam 271 TL

Öğrenciler İçin: 200 TL + (KDV) Toplam 236 TL

Kayıt: Eğitime kesin kayıt yaptırmak isteyenlerin en geç 28 Eylül 2012 Cuma gününe kadar eğitim ücretini aşağıdaki hesap numarasına yatırmaları gerekmektedir.

Lütfen ödeme yaparken açıklama kısmına Adınız Soyadınız ve  “Deprestonbdt  yazınız. Eğitim ücretini yatırmadan önce lütfen ararayarak kontenjan durumu hakkında bilgi alınız.


Eğitimci  Prof. . Dr. Selçuk ASLAN Kimdir?

Bilişsel Davranışçı Terapi alanında psikoterapi ve klinik çalışmalarını sürdürmektedir.

2010 yılından beri “Academy of Cognitive Therapy” üyesidir.

1969’yılında doğdu, Tıp eğitimini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde 1993 yılında, psikiyatri uzmanlık eğitimini aynı fakültenin psikiyatri bölümünde 1999 yılı sonunda tamamlamıştır. 2000 yılında Gazi Üniversitesi, Psikiyatri Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaya başladı. 2006 yılı sonunda Doçent ünvanı almıştır.2012 yılında Profosör ünavnını alan ASLAN  aynı bölümde öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. Evli ve bir çocuğu var.

İlgi Alanları

Bilişsel Davranışçı Psikoterapi uygulamaları: (Panik bozukluğu, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, sağlık kaygısı tedavisi v.d.)Uykusuzluk ve diğer uyku bozuklukları,Grup psikoterapileri uygulamalarıPsikofarmakoloji: Antipsikotikler, antidepresanlar, hipnotik ilaçlar, psikiyatride akılcı ilaç tedavisi uygulamaları.

 Bilimsel Kuruluşlara Üyelikleri :

Türk Psikiyatri Derneği Kurucu Üyesi 1995-Psikiyatri Asistanları ve Uzmanları Derneği, Yönetim Kurulu üyeliği (1995-1999)Türk Uyku Araştırmaları Derneği üyesi 2004-Uyku Derneği Üyesi ve Psikiyatri Çalışma Birimi Sorumlusu 2006-Kognitif Davranışçı Terapi Derneği, Yönetim Kurulu üyeliği 2005-Ankara Çağdaş Psikoanalitik Psikoterapiler Dernegi Kurucu Üyesi. 2006-Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

15 Aralık 2012 Cumartesi

Aytaşım

İlk aytaşımı çocukluğumda çok sevdiğim bir arkadaşım hediye etmişti. Bütün çocukluğum boyunca Urla’ da herkes uyuduktan sonra saatlerce Dolunay’ı seyreder, konuşur, Ay’ a gitmenin yollarını arardım. İlk aytaşı bana geldiğinde Dolunay’da yıkandıktan sonra daha çok parladığını fark ettim, sonraları bunun aslında bir ritüel olduğunu öğrenecektim. Beraber uyuduğumuz ilk gece hem rüyalarım harikaydı hem de çok erik yemekten müzdarip midemin ağrısı geçivermişti.

2000 Temmuzunda da bir Üstade ile karşılaşmıştım. Benim için çok önemli kapıları açılmasına vesile olacağını belki de çok bilmiyordum ilk gördüğümde onu… Hayatım için hem önemli kararlar vermek üzereydim hem de Ruhsal Yolculuğumda önemli kavşaklardan geçiyordum, Rüyaları araştırmaya toplamaya başka eğitimler almaya başlamıştım. Bir sohbete davet edilmiş fakat biraz geç kalmıştım arkadaşlarım bana çok bozulmuşlar. Üstadın bu tür durumlara çok dikkat ettiğini söylediler, çok sorun olacaksa katılmayabileceğimi söyledim ve gitmek üzereydim ki içerden yumuşak bir ses geldi, sanki bir şarkının sözleri gibiydi, “Kapı sana açık gelmek ister misin” dedi biri… Bir hamleyle başımı kapıdan içeri uzattım, uzun beyaz elbiseli kızıl saçlı bir Kadın çember şeklinde oturmuş insanların arasından gülümseyerek bana bakıyordu elinde Kocaman beyaz parlak bir aytaşı vardı, hemen içeri girdim, aralarında yaşça en küçük bendim, arkadaşlarımın özür mazeret demesine izin vermeden Lütfen dedi aynı melodik ses ile… Neden geç kaldığın önemli değil gelmen önemli dedi. Dilim tutulmuştu ve hem Kadının güzelliğine hem de aytaşına kilitlenmiştim.

Toparladım, uyuya kaldım uykuyu severim rüyamdan dönmek istemedim dedim ben de gülümseyerek… “uykucu kedi” diyerek cevap verdi. Şaşırmıştım bu insanlar benim çocukken kendimi kendi sandığımı, rüyalarımda kedi olarak dolaştığımı bilmiyorlardı. Hemen gardımı alabilirdim, belki hipnotize falan olacaktım. Ama aytaşı o kadar güzel parlıyordu ki kalkıp gitmek ile kalmak arasında üç saniye düşündüm, istersem gidebileceğimi hissettim vazgeçtim, ama hala ayaktaydım, ben tam çemberin içinde olmalı mıyım diye düşünürken… Aynı melodik ses “Gelmek istersen çembere girebilirsin” dedi.

İlk Çemberime ben de o an adım attım, karşısında bir yere oturdum. Üstat Şamanizm, Enerjiler, Pagan Kültü ile ilgili pek çok farklı kültürden ritüelleri anlattı, nedense tanıdıklık hissi vardı bu anlatılanlarda… Gözlerimi aytaşından ara ara ayrılabildiğinde not alıyordum, göz göze geliyorduk, kulaklarımı açmış ilgiyle dinliyordum. Anlatımların sonunda bir meditasyon yapmayı önerdi,

Çember toparlandı, herkes yerleşti, biran herkes bana baktı, sanki baştaki kaçıp gitme duygumu biliyorlardı, “Buradayım Buradayım Kaçmıyorum” dedim.” gülerek… Bir kahkaha koptu. Çember meditasyonuna hazırlanırken, bir şey eksik gelmeye başlamıştı bana… Üstade’ye baktım göz göze geldiğimizde başıyla evet dedi, odanın içinde bir yerlerde adaçayı, defne, ökseotu buldum, toprak bir tasın içine yerleştirdim, tası çemberin ortasına koydum, beyaz bir mum yaktım, yerime oturdum, bunu nasıl bildiğimi bilmiyordum ama biliyordum. Ben yerime oturduktan sonra Üstade Kocaman aytaşını toprak tasın yanına gümüş bir kapta suyun içine yerleştirdi. Aytaşının ışığı çoğalmıştı. Işık çoğalırken meditasyona başladık, Nefesler, sakinleşme, gevşeme… Hangi arada ne kadar sürdü hatırlamıyorum.  Sadece aytaşına odaklanmıştım, derken sesini duydum. “Çember Bilgelik Çemberidir, Bilgeliğe yemin edenler Işıklardır, öğretmenlerdir” dedi. Bir rüya vizyondaydım. Ses devam etti “Bilgelik Yemini hatırla hizmet et çemberini aç” dedi. Olduğumda yerde sarsıldığımı hissediyordum Yukarı çekiliyor gibiydim önümde kocaman parlak bir ışık vardı, o ışığın içinden bir el uzandı, avucunda gümüş aytaşı bir yüzük vardı hemen çekip aldım. Tam o sırada bedenim acımaya başladı, gözlerim yanıyordu uyanma zamanı olduğunu anladım. Kendime geldiğimde sol avucumu sıktığımı fark ettim, elimi açtım baktım yüzük yok… Hissettiğim hayal kırıklığını anlatamam. Başımı kaldırıp Üstade’ye baktım. Gülümsedi, O senindir, sadece görünür kılmak için zamana ihtiyacın var, Işığını göster dedi. Uzun uzun bakı bana… Gülümsedim ama kendimi eksik hissediyordum. O günden sonra bir yıl boyunca beraber pek çok çalışma meditasyon yaptık. Anadolu’da pek çok yere gittik beraber… Bir Avrupa Ülkesinde yaşadığını biliyordum, gitmeden önceki meditasyonun sonunda bizi tekrar göremeyeceğini söyledi. Gerçekten bir daha görüşmedik dünyadan gittiğini öğrendiğimiz günün gecesinde çalışmalara katılanlar rüyamızda şarkı söylediğini duymuştuk o kadar… Son gün herkes ile tek tek konuştu. Bana sıra geldiğinde pek çok şeyi konuştuk vizyondaki yüzüğü sormak istiyordum ki cevap verdi, “O yüzük sende, yürüdükçe hatırlayacaksın yürüdükçe göreceksin ve sana gelecek o senin bilgeliğindir” dedi yine gülümseyerek…

Yaşamım boyunca Üstad ve Üstadelerim oldu, çok güzel insanlarla karşılaştım, hem maddede hem manada çok güzel hediyeler aldım. Yaklaşık üç yılda bir aytaşı hediyeler aldım. İlk aytaşım benimle beraber bütün ev taşımalarıma eşlik etti, yatağımın kenarında duruyor. Sonraki Kocaman, kitabımın yazılmasına eşik ediyor, Eşim bana parlak bir aytaşı bir kolye hediye etti, bir dostum aytaşı bir bilekliği kendisi hazırladı hediye etti. Aytaşlarının tamamı yaklaşık doğum günü zamanlarımda hediye geldi. Hem lunatik bir Yengeç olmam hem de aytaşını sevdiğimi bildiklerini biliyorum. O vizyonda gördüğüm aytaşı yüzüğü beklemeyi unutmuştum bile…

Bu yıl doğum günüm Yeniay zamanına denk geldiği için inanılmaz mutluyum, bol bol diledim, herkes için diledim, bana emek verenlere teşekkür ettim içimden… Evren bilir ne edeceğini. Derken doğum günümden birkaç gün sonra çok sevdiğim bir arkadaşıma kısa bir süre için uğradım Sohbet sırasında “Bu senin” diyerek önüme kırmızı bir keseyi bıraktı, önce içinden aytaşı bir kolye çıktı, tam teşekkür ederim derken...

Yüzük… 12 yıl sonra vizyonumdaki yüzüğün aynısı ne eksiği ne fazlası…

Etrafı sekiz parça işlenmiş gümüş içinde Parlak Kocaman bir aytaşı yüzük…

Gözlerim doldu, boğazım yandı, Teşekkür ederken sadece ona değil herkese, her şeye teşekkür ediyordum, yüzük elimde bir yudum su içtim, parmağıma taktım önce birazcık bol geldi tekrar çıkarıp taktım tam oldu. Ağlarken gözyaşlarım yüzümü yakmıyordu bal tadı vardı. Aytaşı yüzük 12 yıl sonra artık görünür olmuştu.

Doğru yerde olduğunu teyit etmekten başka bir şeydi bu,

Hayat Amacımda Yürüyorum bildiğim hep bildiğimde hep yaptığımda yürüyorum.

Oldum değil Oluyorum Yolumdaydım Yoldaydım.

Bunları paylaşmayı parmağımda Aytaşı yüzüğümle yazarak bitiriyorum,

Gecenin Gümüş Kraliçesi Yeniay Gecenin Ortasında Parlıyor,

Bütün Çemberler Işıkla Aydınlansın, Her yerde Kızkardeşlerin Şarkıları Yankılansın…


kaynak

Devamını Oku »

14 Aralık 2012 Cuma

Fobi Nedir?

By admin on Ağustos 15th, 2012

Korkmak son derece doğal bir davranıştır ve insan yaşamının sürdürülebilmesi için gereklidir. İnsan, her şeyden önce, bilmediği açıklayamadığı ya da anlayamadığı şeylerden korkar. İlk insanların yıldırımdan, ateşten vahşi hayvanlardan korkmasının temel nedeni de budur. Karanlıktan, yıldırımdan, vahşi hayvanlardan vb. korkan insan, onlara ilişkin bilgilerini arttırdıkça bilinmeyenden kaynaklanan bu korkularını da yenebilme olanağına kavuşmuştur .

Korku, yaşamı veya güvenliği tehdit eden mevcut veya olası bir tehlike karşısında ortaya çıkan duygusal bir tepkidir. Güvenliği tehdit eden herhangi bir durumda böylesi bir tepkinin ortaya çıkışı, yaşamın devamı için gerekli, hatta şarttır. Duyulan korku tehdit edici uyarana karşı gerekli, hatta şarttır. Duyulan korku sayesinde tehdit edici uyarana karşın gerekli acil tedbirler alınır ve yaşam güven içinde sürdürülür. Anksiyete, korkuya benzer bir duygu olmakla birlikte, anksiyeteyi ortaya çıkaran uyaran, korkuyu ortaya çıkaran gibi net olarak belirlenmemiştir. Kişi huzursuzdur, kötü bir şey olacağından endişe etmektedir. Ancak bu durumu açıklayacak nesnel bir tehlike ya da tehdit kaynağı tanımlayamamaktadır. Fobide ise oluşan tepki ve anksiyete, neden olarak gösterilen uyaranla orantılı olmayan bir şiddette ortaya çıkar. Fobik birey bu abartılı tepkisinin mantıksız olduğunu bildiği halde, bazen panik düzeyine varan fobik tutum davranışlarını önleyemez. Fobik bireyler, fobi oluşturan ortamlarda (yer, durum veya nesnelerden) ısrarlı bir kaçınma davranışı gösterirler. Bu tür korkular özellikle çocukluk döneminde doğal kabul edilir. Bunlar bireyin özgürce yaşamasını engellemediği gibi, çoğu kez herhangi bir terapötik müdahale gerektirmezler. Korku ancak insanın yaşamını kısıtladığı, özgürce yaşamasını önlediği zaman fobik Özellik kazanır. Fobilerde görülen anksiyete, panik bozuklukta olduğu gibi beklenmedik veya yaygın anksiyete bozukluğunda olduğu gibi serbest ve süreğen değil, özgül bir nesne, yer ya da duruma bağlıdır

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

12 Aralık 2012 Çarşamba

Okul Fobisi-Korkusu Nedir?

By admin on Ağustos 15th, 2012

Çocuklarda okul fobisi ve korkusu , çocukların okula gitmek istememe ve gitmeme durumudur. Bu durum okul çağındaki bir çocuğun okula gitmeyi reddetmesini ve bu güçlüğün bütün gün devam etmesini kapsar.

Bu da çocuğun okula giderken ya da okulda bulunduğu zaman dilimi içinde yaşadığı duygusal sıkıntı ve huzursuzluk olarak kendini gösterir. Bu sorun çocuğun evden ayrılarak okula gitmeyi reddetmesini, buna zorlandığında kaygı duymasını, okula gitmesi ancak daha sonra derslere devam etmeyip okuldan ayrılmasını, okul günlerinde psikosomatik (psikolojik kaynaklı bedensel yakınmalar)  yakınmalar veya öfke patlamaları gibi davranış sorunlarının olmasını, okula gitmek yerine bakım verenleriyle evde kalmayı tercih etmesini de içerir.

Okul fobisinin nedeni anne ve bebek arasında kurulan güvenli bağlanma ilişkisine kadar uzanmaktadır. Anne ve çocuk arasındaki bağlanma örüntüsünün ne derece sağlıklı kurulduğu ilk resmi ayrılık olan okula başlama ile test edilebilir. Bebeğin annesine bağlanmasındaki temel neden gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Kuşkusuz ki bu gereksinimlerin hepsi aynı yoğunlukta değildir. Bazıları belirli bir önceliğe sahiptir. Annenin bebeğin gereksinimlerini karşılayabilme derecesi ileriki dönemde bebeğin bir birey olarak ortaya koyacağı davranışlar üzerinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Anne yalnızca açlık ve susuzluk gibi birincil gereksinimlerin doyurulduğu bir merkez değildir. Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma yeteneğidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkiye annenin davranışı çok belirleyicidir. Piaget’nin 2-7 yaş arasındaki süreci kapsayan işlem öncesi döneminde, uyaranlara karşı nasıl tepki verileceği biçimlenmektedir. Bu dönemde çocuk dil yeteneklerini ve simge oluşturma becerisini geliştirir. Belirteçleri (nesnel durum, nesnelerin yerine geçen sözcük ve imgeler) anlamlardan (bu kelime ve imgelerin çağrıştırdığı algılanamayan durumlar-olaylar ) ayırt etmeye başlar. Nesne sürekliliğini kazanan çocuk, oyunlarında düş gücünden yararlanmaya başlar. Nesnelere işlevleri dışındaki olguların simgeleriymişçesine davranma yetisi bu dönemde gelişir. Bu düzeyde çocuk gittikçe artan bir biçimde dış dünya ve kendi eylemlerinin soyut betimlemelerini denemeye başlar. Korku, kaçma ve kaçınma davranışları da bu dönem içerisinde öğrenilmektedir. Bu dönemde görülen en belirgin korku ise ayrılma korkusudur. Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genellikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince iletilerle çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi ya da ayrılma kaygısı olarak tanımlanabilir. Bu durumda; ayrılma korkusunun uzamış haline de okul fobisi demek yanlış olmayacaktır. Çalışmalar, özellikle ilkokul döneminde olan çocukların yüzde beşinin okul fobisi yüzünden okuldan geri kalmakta olduğunu göstermektedi.

Çocuklarda görülen okul fobisi ve korkusu bazı uzmanlara göre temelinde bir ailenin yaşadığı toplu psikolojik problemdir. Okul fobisi yaşayan çocuğun aile bireyleri de birbirlerine bağımlıdırlar. Bireyler kendisine ya da aileden başka birilerine bir şeyleri olacağı korkusunu yaşarlar. 5 temel aile etkileşimi en sık görülenidir.

Anne ya da baba kronik anksiyeteden yakınmakta ve kendilerine bir şey olacağından korkmaktadırlar.Anne- baba çocuğa yolda bir şey olacağından korkmaktadırlarAnne ya da baba genel tutumlarında çocuğun kendilerine bağlı ve bağımlı kalmasını istemekte ve desteklemektedirler.Çocuk kendi yokluğunda anne veya babasına bir şey olacağından ya da kendisini bırakıp gideceğinden korkmaktadırlar.Çocuk anne ve babasının yokluğunda kendisine bir şey olacağı korkusundadır.

Okul fobisi olan çocuklar genellikle başarı korkusu olan uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen ve ailesine bağımlı çocuklardır. Bu kişilik özelliğine sahip çocuklarda tetiği çeken bir etken okul korkusunu başlatır.

Okul fobisini tetiklediği düşünülen bazı olaylar olduğu bilinmektedir. Bunlar:

Anne-çocuk ilişkisinin karşılıklı bağımlılık şeklinde biçimlenmiş olması,Annenin çocuğa karşı aşın koruyucu-kollayıcı bir tutum içinde olması,Herhangi bir hastalık ya da tatil nedeni ile okuldan uzak kalma,Aile üyelerinden herhangi birisinde kaygı bozukluklarından birinin olması,Aile içinde sıkıntı ya da gerginlik yaratacak olayların varlığı,Okulda arkadaşlık ilişkilerinin bozulması,Okul ya da öğretmen değişikliği,Göçle yapılan çevre değişikliği,Yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi,Okulda sıkıntı verecek olaylann varlığı,Çocuğun cinsel ya da fiziksel bir tacizle karşı karşıya kalması olarak sıralanabilir.

Çocuk okul fobisi çoğunlukla sinirli bir öğretmen, sınavda başarısızlık korkusu, kendisine kötü davranan bir arkadaştan korku gibi yüzeydeki bir nedenle açıklamaya çalışabilir. Bunlar kimi zaman da doğruluk payına sahiptir. Ancak, unutulmaması gerekir ki, genelde bu korkunun kökeninde, duygusal ilişki kurduğu kimselerin veya kendisinin başına bir şey gelmesinde ve böylece kendisi için çok önemli bu kişiden ayrılma korkusu vardır.

Okul fobisi yaşayan çocukların temel duygusu gerçekte ayrılma anksiyetesidir. Okul çocuğu veya ergen, içinde bulunduğu durumda, normalde 24 aylık bebeklerin korkusunu yaşamaktadır. Okul fobisinin sağaltımı sırasında çocuk okula gitmediğinden dolayı suçlanmamalıdır. Çocuğun güveni kazanıldıktan sonra ona okula gitmesi gerektiği, okula gitmediği takdirde zamanla derslerinden geri kalma korkusunun da ekleneceği anlatılmalıdır. Çocuklarda davranış ve oyun terapileri etkili olurken ailelerle de kronik anksiyete, bağlılık ve bağımlılık problemlerinin çalışılması etkili sonuçlar vermektedir.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

10 Aralık 2012 Pazartesi

Spritüel Gelişim Uzmanları İçin Zor Kişilerle Başa Çıkma Sanatı

Biz spritüel rehberler ya da kişisel gelişim uzmanları, hoca olduğumuz kadar öğrenciyiz de. Öğretirken öğrenen ve bu yolla tamamlanmaya çalışan fanileriz. Arada kendi dönüşüm hengameleri arasında bizi zorlayan danışan ve öğrencilerimiz de oluyor elbet.
Bu yüzden de “Spritüel Gelişim Uzmanları İçin Zor Kişilerle Başa Çıkma Sanatı” konulu subjektif yazımı, bu yola baş koyan, zaman zaman Danışan ve Öğrencilerinden gelen zorlayıcı talepler nedeniyle muhtemelen saç baş yolan sizlerle de paylaşmaya karar verdim:





1- Size gelip “Hocam ben çok zor vakayım, on kişiye bedeldir benimle uğraşmak” diyenlere, “Sorun yok, on kişilik seans ücreti alırız bu durumda” cevabı verebilirsiniz. Pazarlığa açık olun, iki üç kişilik bedelde orta yol bulunur her zaman. Önemli olan danışan memnuniyeti.
2- Bir kere seansa gelip, günde üç kereden az olmamak kaydıyla, sizi aylarca telefonla taciz edebilme hakkını kendinde bulanlara laf arasında “Geçenlerde avukatım telefonla verdiği danışmanlık için de fatura gönderdi, ben bu kadar çok kazanmıyorum yahu” diye itiraz ettiğimde, “siz de kendi verdiğiniz telefon danışmanlıklarınızı faturalandırırsınız olur biter” dedi. “Aklıma yattı vallahi” deyin.
3- Eş, dost akraba eşrafından olup, haftada üç kez arayıp “Ay bugün yine kendimi iyi hissetmiyorum, biraz enerci yollar mısın?” diyenlere: “sana balık vermeyeyim, balık tutmayı öğreteyim” yaklaşımı uygun olabilir. Acil durumlar haricinde gelen bu tip taleplerin de sizin vakitsizlikten kendinizi iyi hissettirmediği söylemek de bir yol tabii.
4- Hiç çalışma yapmadıkları halde sürekli sızlanan, bahaneler üreten öğrencilerinize ise “Ne olursan ol yine gelme, çalış öyle gel, Eylül’de gel” deme hakkınızı kullanın. “Nasihat sadece vereni rahatlatır” sözünü de hatırlatabilirsiniz. Eğer amaçları bu yolla sizi rahatlatmak değilse, nasihat almaya artık farklı bir gözle bakacaklardır, emin olabilirsiniz.
5- Seans saatlerini aşarak size iki seans arası dinlenme hakkı tanıması gerektiğini unutan ve “bir sonraki danışanınız gelene kadar sizi yalnız bırakmayayım” hüsniyeti ile hareket eden danışanlarınızı bir sonraki randevunuzun bir mafya babası, seri katil olduğunu söyleyerek uyarın. “Sen şimdi git, iki saat sonra telefonumu çaldır, açmazsam polisi ara” diyerek onu da senaryoya dahil edin. Ancak, iki saat sonra çalan telefonu mutlaka açın! Aksi takdirde bir sonraki seansınızın ortasında mafya babasını yakalamak üzere gönderilen ekip evinizi basabilir. Bu, o sırada seansta olan danışanınızda yeni bir travmaya sebep vererek, size yeni bir kazanç kapısı yaratacak olsa da, etik değildir.
6- Yaşadığı değişimleri çözülme ve dönüşümden saymayan, daha “farklı” bir şeyler bekleyenler hep olacaktır. Derhal gidip bir sihirli değnek edinin ve farklı beklentiler içinde gelenleri onunla kurbağaya dönüştürün. Zamanla tekniğiniz oturdukça daha büyük dönüşümler yapacağınızı ilave etmeyi unutmayın.
7- Hızlı dönüşüm takıntısı olanları, hızlı olan çoğu şeyin kalıcı olmayacağına ikna etmek için bir miktar uğraşın, ancak işe yaramıyorsa modayı takip etmelerini önerin. Hızlı ve kalıcı olmayan dönüşüm ihtiyaçlarını 4 mevsim tatmin etmelerine olanak sağlayın.
8- Hap bilgi peşinde olan öğrenci adaylarınıza, konsantre ürünlerdeki gibi ambalajı ve içeriği küçültürken fiyatın arttığı örneğini vererek, eğitimlerinizi tam günden onbeş dakikaya indirebileceğinizi ama fiyatının on katına çıkabileceğini söyleyebilirsiniz. Tek sakıncası, kabul ve talep etmeleri olur ki, bu durumda ısrarla ne zaman eğitim alacaklarını sormak için aradıklarında son derece doğal bir şekilde “aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar denemeyin” cümlesini bant kaydıymış gibi söyleyebilme konusunda tecrübe kazanmanız tavsiye edilir.
kaynak
Devamını Oku »

9 Aralık 2012 Pazar

Ankara Çocuk Psikolog

Ankara çocuk psikolog anahtar kelimesini kullanarak bu sayfaya geldiniz. Fenomen Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde çocuk psikologu ve pedagog bulunmaktadır. Uzmanlarımız çocuklarda görülen psikolojik problemlere yönelik oyun terapisi ve çocuklardaki problemleri tespit amacıyla zeka ve gelişim testleri uygulamaktadırlar.

Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

Uğur Mumcu Cad. 85/6 Çankaya Ankara

Randevu ve Bilgi: 0312 446 40 76 – 0532 160 26 65

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

7 Aralık 2012 Cuma

Çocuklarda Okula Geçiş Süreci

By admin on Ağustos 14th, 2012

Çocukların doğum öncesi anne kamından başlayarak yaşamlarının özellikle ilk altı yılında edindikleri deneyimler, ileriki yaşamlarının temelini oluşturur. Öğrenmenin en hızlı olduğu bu dönemde çocuk çevresinde olup bitenleri adeta sünger gibi emer. Çocuk bu dönemde ailesine tamamen bağımlı yaşadığından zamanının çoğunu ailesiyle veya bakım verenlerle birlikte geçirir. Bu nedenle aile yaşamı çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal temeli bakımından en temel belirleyicidir.

Bu aşamadan sona gelen okul dönemi ise, çocuğun hayatında anne ve babadan sonra en belirleyici kişilerden biri olan öğretmenin girdiği, çocuğun aile dışında farklı etki alanlarına da açık hale geldiği önemli bir dönemdir.

Okul dönemi, çocuğun aileden uzun süreli ayrılıp, dış dünyaya açılmasını, başkaları ile ilişki kurmasını, kendi kendine yetebilmesini gerektiren, bir aşamadır.

Bu süreç çocuğun belirli bir süre ailesi yanında olmadan okulda kalmasını, okulla ilgili sorumlulukları, belirli bir oranda kendi özerk yaşamına adım atmasını da beraberinde getirir. Bundan dolayı okula başlamak, çocuk için önemli yaşam olaylarından biridir.

Bununla birlikte, okula başlama sürecinde kaygı ve heyecan yaşayan sadece çocuklar değil, aym zamanda anne-babalardır.

Her anne baba için çocuğunun okula başlaması heyecan verici bir olaydır. Günler öncesinden evin içinde sürdürülen sohbetlerde ve okul için yapılan alış­verişlerde kendisini gösterir. Okul, çocuğun kendini tanıması, güçlü ve zayıf yönlerini fark etmesi, sosyal ilişkilerini düzenlemesinde Önemli bir basamaktır.

Çocukların büyük bir çoğunluğu okula uyum sürecini sağlıklı bir biçimde atlatırken, bazı çocuklar için okula gitmek sürekli bir kaygı kaynağı olmaktadır. Okula başlamadan Önce çok istekli ve meraklı görünseler de bazı çocuklar için okula gitmek o kadar kolay olmaz. Okulun ilk günlerinde birçok aile, çocuğunun yanında, sınıfta oturmakta, bu normal kabul edilmektedir. Burada asıl sorun çocuğun günler geçmesine rağmen, çocuğun, annenin sınıftan ayrılmasını reddetmesi ile ortaya çıkar.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

5 Aralık 2012 Çarşamba

Ankara Psikolog Adresleri

Ankara’da psikolog adresleri anahtar kelimesini kullanarak bu sayfaya ulaştınız. Aşağıda Ankara Çankaya Gaziosmanpaşa’da bulunan psikolog adresleri yazmaktadır.

Fenomen Psikolojik Danışmanlık Merkezi Uğur Mumcu Cad. No:85/6 Çankaya Ankara

Telefon: 0312 446 40 76 – 0532 160 26 65

Fenomen Psikolojik Danışmanlık Merkezinde Uzman Psikolog, Pedagog, Çocuk Psikologu Bulunmaktadır. Ayrıntılı bilgi ve randevu için yukarıdaki telefon numaramızdan bize ulaşabilirsiniz.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

2 Aralık 2012 Pazar

İstemek yeterli değildir; YAPMALIYIZ!.. Goethe

Birisi bu gün, ağacın gölgesinde oturabiliyor, 
çünkü birisi; uzun zaman önce bir ağaç dikti... 

Warren Buffet


kaynak

Devamını Oku »

1 Aralık 2012 Cumartesi

KENDİMİZİ İYİLEŞTİRMENİN BAŞLICA YOLLARI:

1. Her şerde daima bir hayır ara
Bilinçteki değişim, herhangi bir çareden daha değerlidir.

2. Kendine acıma
Ruhsal gelişmenin en büyük engelidir.

3. Sorunların için başkalarını suçlama
“Düşmanlar” aydınlanma için araçtır.
Kötülüğe kötülükle karşılık verme, kötülüğü iyilikle yen.

4. Kıymet bilir tutum edin
Bilincimizi olumsuz yönlerden çekip olumlu yönlere yükselten ruhsal bir disiplindir. Panzehir: Hayırlı dilekler, depresyona ve kendine acıma duygusuna karşı.

5. Kendinin veya başkalarının içinde bulunduğu durumu yargılama
Kıyaslamayın. Kendinin ve başkasının resmini tam göremeyeceğin için neyi kıyaslayacaksın.
Burada olmayı seçmek bile kahramanlıktır (cesur ruhlar).

6. Aşırı Duygusallıktan Kaçının
Tüm maddi şeylere sahip olamamanın da sevdiğiniz her şeyi aniden kaybetmek gibi, ruhsal bir sınav olduğunu farketmelisiniz.

7. Hastalık ceza değildir
Hastalıklar eski yaşamlardaki karmanın temizlenmesi için yüksek benliğimiz tarafından seçilir.
Tüm hastalıkların amacı bizi temizleyip arındırmaktır.
Her tür hastalığa tahammül ederken bir derece yükseliriz.

8. Hizmet için fırsat kolla
Dünyadaki hiçbir şey, arzularla lekelenmemiş saf düşünce kadar iyilik doğuramaz. Yüce güçle temas kurarak bizleri yükselten ve rehberlik eden yüksek enerjilerin kanalı olabilirsiniz.

9. Ölümün bir iyileşme olduğunu kabullen
Hayat değil beden kaybedilir.
Yardıma ihitiyacı olanın bizde yarattığı rahatsızlıktan kurtulmak için duyduğumuz bencil ihtiyaçtan arınabilirsek, acı çekene, ancak o zaman sevgi verebiliriz.
SEVGİ bir his ya da duygu değil, çok derin ve kapsayıcı bir anlayış ve kabullenmedir.

10. Gereksinimlerinden Arın
Şifacılıkta kişisel beklenti olması, her şeyi yapabilme yeteneğimize ket vuran bencilliktir.

11. Şifanın Kaynağı değil aracısın
Şifacı olmak için ne kadar az çaba harcarsak o kadar iyi bir aracı oluruz.
İhitiyaç duyulan şifayı bilemeyiz. İyileşmek mi, yoksa bedenden ayrılırken destek mi? Eğer İlahi Olan’ın rehberliğine kendimizi açarsak, insanların gerçek ihtiyaçlarına o kadar iyi hizmet ederiz.

12. Yaptığın görevin ve yeteneğinin ışıltılı cazibesine kapılma
“Çalışma, gözle görünür hale getirilmiş sevgidir.”

13. Yardım etmek istediğin kişiye ‘ruhunu aç’
Başkalarının ıstırabına, ölümüne ya da fiziksel iyileşmesine dahil olduğumuzda biz de farklı şekillerde değişiriz.

14. Aile, grup, ırk ve gezegen karmalarının işbaşında olabileceklerini unutma
Kişisel kaderi, daha geniş sonuçları olan daha geniş bir bağlam içinde kapsarlar.
Her bireysel yaşam, tüm grubun ilerlemesine hizmet eder.

15. İnsanlar, kendi koşullarının nedenini bilnçaltlarında bilirler.
Ve dönüştürücü amacını tamamlayana dek bu koşulu “yitirmeye” direnirler.
Kurtarmaya çalıştığımız sorun, onu geliştiren bir durum olabilir. Yani verdiğimiz şifa, plana müdahale ediyor olabilir. Bu durumda seyirci kalmak zor geliyorsa bizim de yardım almamız gerekebilir.

16. Dönüşüm zaman alır.
Şiddetli ıstıraplar anlayışa anlayış mutluluğa yol açar.


kaynak

Devamını Oku »

29 Kasım 2012 Perşembe

Perşembe gününün Tezahür çalışması

Merhaba,

Çoook fazla sayıda sağlık sorunu ile ilgili mail-mesaj aldım.. Her şeyin başı sağlık diyerek ilk çalışmaya sağlık sorunu olan arkadaşlarımıza şifa+dua enerjisi göndermek için bu niyet ile çalışmaya başlayalım diyorum. 

Şöyle bir niyet yapabiliriz.






Niyet ediyorum Tezahür çalışma grubunun Niyet çalışmasına sevgi ile katılmaya. 
Ve bu Çalışmada yer alan tüm arkadaşlarımla tüm iyi niyetim ve gücümle bir araya gelmeye..
Bu niyet çalışmasının üyelerinin {fiziksel, ruhsal ve bedensel olarak tamamen sağlıklı, olmalarını ve kendilerini çok iyi, güçlü, huzurlu,} mutlu hissetmelerini diliyorum.. 
Niyet Çalışmasında yer alan her bir gönül dostumun tamamen güvende olmasına ve bütünüyle korunmasına niyet ediyorum. 
Niyet Çalışmasının bir parçası olarak bana gelen tüm olumlu dua enerjilerini sevgiyle kabul ediyorum. 
Niyet Çalışmasında ki tüm bu çalışmaya katılan arkadaşlarımın ve benim bütünün hayrına olacak güzel seçimlerimizin kolaylıkla güzellikle gerçekleşmesini sevgiyle kabul ediyorum" 
Amin!

Dilerseniz içinizden geldiğince başka şekillerde de niyet edebilirsiniz, ben örnek teşkil etmesi için yazdım.. Ancak formatın çokta dışına çıkmayın lütfen... Özellikle de grup arkadaşlarımıza dua etmeyi sakın unutmayın. İşin en önemli kısmı o.


Sonrasında:
Okuyacağımız esmalar "Hayy, Allah, Cami" 3lü kombin şeklinde okuyacağız. 198 defa.


Ve daha sonra bir hafta boyunca yani bir daha ki Perşembeye kadar Aklımıza geldiği her an da "Allah" ismini zikredeceğiz. Okurken yatarken yürürken farketmez sayı yok aklınıza geldiği an istediğiniz kadar.. {Allah Allah Allah şeklinde..}

Ve bir hafta boyuncada şu olumlamayı yapmanızı öneririm.

"Ben sağlıklıyım. Ruhsal ve fiziksel bedenim denge ve uyum içerisinde. Ben sağlıklı olduğum için şükrediyorum."

Bu bir haftalık görevimiz budur arkadaşlar! :) Herkese iyi çalışmalar diliyorum.


*Niyetin içinde geçen Grup üyesi  olarak sadece çalışmaya katıldığını bildirenleri kabul ediyorum. 

Ve söylemek istediğim bir şey daha, lütfen çalışmaları yaparken "Aaa sağlıkmış benim ihtiyacım yok, ben zaten sağlıklıyım" diyip seçmece yapmayalım olur mu. Sistemin nasıl işlediğini çok iyi biliyoruz. Aman diyorum!

Nural

*Çok net bir hesap veremiyorum ama Facebook, Mail ve Blog yorumlarından bana ulaşan geri bildirimlere göre aşağı yukarı 150-200 kişi arası bir enerji grubu ile bu akşamki çalışmamızı yapacağız inşallah.

kaynak

Devamını Oku »

27 Kasım 2012 Salı

Yanlış kararlar!

Bundan bir on - on beş sene önce olsa yanlış verilmiş bir karar benim için iyi bir keşke sebebi idi.
Keşkeleri hayatımdan çıkardığımdan beri olsa olsa sadece ders çıkarılması gereken bir deneyim!


kaynak

Devamını Oku »

25 Kasım 2012 Pazar

Ayrıl seni dibe çeken her şeyden!


Ayrıl seni dibe çeken her şeyden!..Ayrıl ruhuna, kalbine, Ahiretine zarar veren yüzleri dost, özleri düşman insanlardan..
Görüntülerden geç, manaya kanat aç;Kabuklarla oyalanmayı bırak, özün lezzetine kaç!


kaynak

Devamını Oku »

24 Kasım 2012 Cumartesi

Yaşam Enerjisi!

Sevgili hocam Osman Müftüoğlu'nun bu aşağıdaki yazısını ben çok beğendim ve bir göz atmanızı tavsiye ederim."Yorgunluğunuz, durgunluğunuz, bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin, uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın, sırt-bel-boyun- göğüs ağrılarının, kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki kontak atmalarında aramalısınız."Vücudunuz yetenekli bir enerji dönüşüm merkezidir. Taşıdığınız trilyonlarca hücre, besinlerle aldığınız gücü enerjiye çevirebilen organcıklarla donatılmıştır. Yiyecek ve içeceklerle aldığınız gücü kullanılabilir enerjiye çeviren süreçler, müthiş bir düzen içinde tıkır tıkır işler. Bu süreçleri etkileyen pek çok faktör var. Yaşınız, cinsiyetiniz, hormonal metabolik yetenekleriniz, genetik mirasınız ve kişisel sağlık hikayeniz bunlardan bazılarıdır.
HAYAT bir enerjidir. İhtiyacı olan enerjiyi beden ve ruhun o müthiş işbirliğinden alır.Yürümek, koşmak, konuşmak, duymak, uyumak, gülmek, kızmak, yazmak gibi hayata ilişkin pek çok şey bu enerjiyi kullanır.Ne vücudunuzun bol bol enerji üretmesi, ne de kalorileri yüklenmesi kendinizi canlı ve güçlü hissetmenize yetmez. 'Enerji' ve 'canlılık hissi' arasındaki ilişkiyi sadece kaloriler belirlemez.Canlılık hissinde, biraz ruh sağlığının ve biraz da duygusallığın yeri olması gerekir.Enerjik ve canlı kalmayı, eskilerin deyişi ile 'taş gibi olmayı' istiyorsanız, hayatın gücünü sadece yediklerinizde, içtiklerinizde aramayın. 'Hayat çorbası'nın içine birer tutam huzur, coşku, sevinç ve birer parmak keyif, heyecan ve ümit katmaya bakın!Hayat enerjisinin sadece yedikleriniz, içtiklerinizde gizli olmadığının farkına varmalısınız. Sağlığın 'bedensel ve ruhsal tam bir iyilik hali' olduğunu unutmayıp fiziksel metabolik süreçlere takılıp kalmamalısınız.Yorgunluğunuz, durgunluğunuz, bitkinlik, halsizlik ve isteksizliğinizin, uyku bölünmeleri, çarpıntılar yürek sıkışmalarınızın, sırt-bel-boyun- göğüs ağrılarının, kaşıntı ve egzamalarınızın kaynağını ruhsal elektriğinizdeki kontak atmalarında aramalısınız. Saydığımız bu ve benzeri sorunlar, çoğu kez bedenden kaynaklanmıyor.Biraz korku, endişe, üzüntü veya güvensizlik dolu olan tabancayı bir anda patlatıyor.Eğer ruhsal enerji üretiminizin yeterli olmasını istiyorsanız şu önerileri bir kenara not alabilirsiniz:Yavaşlayın. Sağlıklı bir ruh, bedeni ile yan yana yürüyen, ona gecede gündüzde, korkuda sevgide, tasada, endişede eşlik edendir.Ruhunuzu bedeninizden ayırmayın, onu koşturup yormayın. İşe 'yavaşlayarak başlayın'.Ruhunuzu hayatın doğal hızına, olağan ritmine bırakın. Yemenizi içmenizi, aşık olup sevmenizi, yürümenizi, düşüncelerinizi, mümkün olduğu kadar yavaşlatın.Acele etmek için çok da acele davranmayın.Beden ve ruhunuza baş başa kalmaları, konuşup anlaşmaları için zaman bırakın.Daha yavaş yemeye, dinlenmeye, uyumaya, zamanı uzatıp daha fazla yaşamaya, hayatı daha çok paylaşmaya bakın.Eğer hayata daha çok değmek, huzur, keşif, neşe eklemek, hayatı geçmemek istiyorsanız birinci adımın hep aynı olduğunu unutmayın.Size daha çok sağlık veren şeyin yalnızca pasta, börek, hamburger ve kurabiyelere gösterdiğiniz direnç olduğunu sanmayın.Kaliteli ve formda bir hayat istiyorsanız direnmeniz gereken çok şey var:Karamsarlık, korku, endişe, panik, hiddet, kızgınlık, kabalık, kin ve nefreti hayatınıza sokmayın.Kızmayın, sinirlenmeyin. Her şey, her zaman daha önce hesaplanan, ölçülüp biçilenden farklı boyutlar kazanabilir.Çevrenizde sizi üzen, bunaltan şeyler bazen yoğunlaşabilir. Bunları 'çevresel kirlenme' gibi algılayın.'Huzurlu olmak, içe dönük yaşamda daha önceden örgütlü olmaktır. Kafa karışıklığı, güçlük, çatışma ve karşıtlıklar hep olacaktır.Marifet, bu durumlarda da sinirlenmemek, kızmamaktır.İç sükuneti, olabildiğince korumaktır' diyor Vincent Peale. Huzur ve sükunetin ürettiği enerji, temiz ve organik bir enerjidir.Kızgınlık, öfke, nefret gibi zararlı katkıları ihtiva etmez.Daha çok hayat enerjisi üretmenin en kolay yolu daha çok sevmektir.Sınırsız, karşılıksız sevmektir. Sevgi oktanı en yüksek, fiyatı en ucuz yakıttır. Bagajınıza daha çok sevgi yükleyin.Kabul edin! Gerektiğinde direnmelisiniz. Ama uzun süreli dirençlerin, beyhude karşı gelmelerin, uzamış streslerin adrenalin, kortizon ve ensülin gibi fazlası can yakan hormonları artırdığını bilmelisiniz.Biraz şans, kader, kısmet ve biraz da ilahi takdir hayatın içinde mutlaka yer almalıdır.Böyle durumlarda Nehru'dan yararlanın:'Hayat iskambil oyununa benzer. Elinize gelen kartlar gerçekliği temsil eder. O kartlarla oyunu nasıl oynadığınız ise özgür iradenizi... 'Elinize iyi kartlar gelmediğinde, mevcut kartlarla yetinin. Bekleyin, kabul edin, 'Bu da geçer' deyin.Hayat sonsuz bir enerjidir. Bu enerjiyi sürekli olarak üretmek, üretirken tükenmemek, tüketmemektir.Kirletmemek ve iyi yönetmek gerekiyor. Marifet hayatı uzatmakta değil, hayatı mutlu kılmakta, ona yeni ve farklı hayatlar ekleyip ritmini ve hızını bozmamaktır.Sevgili Can Dündar çok haklıdır!İnsanlar şişirilen kasları, silinen kırışıklıkları ile genç kalmıyor.Genç kalmak, yaşadığıyla övünebilmek, istediğinde başını alıp gidebilmek, istediğinde kaldığı yerden ya da sil baştan başlayabilmektir.

Hayata her yaşta ve her sabah yeniden başlamaktır...

(Yazar: Prof. Dr. Osman Müftüoğlu)

kaynak

Devamını Oku »

21 Kasım 2012 Çarşamba

Olumlama yapmak ve niyet etmek arasındaki farklar!

HAKKIMDA!
Happy Health LifeTrainer! :)
{Kişisel Gelişim uzmanı/ Astroloji ile ilgilenen, enerji çalışmaları ve araştırmaları yapan, paylaşmayı seven, ufacık şeylerden bile mutlu olmasını bilen, hayata hep pozitif pencereden bakan, insanları ve hayatı çok seven, çok sevgi dolu, eşine aşık, evine aşık, çiçeklere aşık, güzel olan her şeye aşık, inançları çok kuvvetli, çok merhametli, adalet duygusu yüksek, haksızlığa gelemeyen, kavga ve tartışma olan ortamlardan kaçınan, zor beğenen, kabalığa ve basitliğe asla tahammül edemeyen, negatif olan hiç bir şeye hayatında yer vermeyen, uyumlu, okumayı, araştırmayı, müzik dinlemeyi ve gezmeyi, pek çok seven, sakin ve huzurlu, gülmeyi çok seven, çoook süslü tipik bir Terazi burcu aynı zamanda bir blog yazarıyım!..}
Tam 6 senedir bu blogta "Her gün yeni bir başlangıçtır!" diyorum!..
Uğradığınız için mutluyum!

Artık ışık saçan bir sağlık ve enerji ile doluyum...
Kalbimin her vuruşu ile içimden sevinç akıyor!
Kendimi seviyorum..! Kendimi çok seviyorum..!
BEN MUTLU BİR İNSANIM!¦



Kendimi, yaşamı, herkesi, her şeyi olduğu gibi
kabul ediyorum, içimdeki sevgiyi keşfetmek ve onu
herkese ve her şeye yansıtabilmek için
Yaradan'ım seninle bağımı koparmama izin
verme ve bana yardım et.
Verdiğin her şeye şükürler olsun.
Yaradan'ım her şey senin elinde,
huzurunda, sevginde.¦
Her şey olması gerektiği gibi.

2012 için aldığım kararlar var;
Bu iki küçük ÇAN
bunun için buradalar!
Her baktığımda kararlarımı bana hatırlatmak için...


kaynak

Devamını Oku »

20 Kasım 2012 Salı

Hayat tarzı...


Mine URGAN'dan bir yazı.Mina Urgan demiş ki; "Ben sahip olduklarımın tadını çıkarmayı öğrendimhayatta. Sahip olamadıklarımın ve olamayacaklarımın acısına ise ayıracakzamanım yok. Hayat çok kısa."... daha çok şeye ihtiyaç duymak değil, varolanla yetinebilmeyi başarmakonemli olan...Charlotte kuralıCharlotte, Paris'te yaşayan çok güzel bir kızdır. O kadar güzeldir ki, sarısaçları şelaleler gibi omuzlarından kollarına dökülür. Boyu upuzun,bacakları upuzundur. Bir reklam ajansında, müşteri temsilcisi olarakçalışır. İyi para kazanır. Ailesi çok varlıklıdır hatta. Geçen yaz, GüneyFransa'daki malikánelerini, Brad Pitt-Angelina Jolie çiftinekiralamışlardı. Hatta, "Geldiğimizde evde, hizmetlilerden başka kimseolmasın" diye tembihlemelerine rağmen, Charlotte gidişini muzipçegeciktirmiş ve bu meşhur çiftle tanışmıştı.Bense Charlotte'u geçen hafta Paris'te tanıdım. Şu ana kadar, fütursuz birroman girişi gibi gelişen bu bilgileri almanız, kuralı sorgulamamanızaçısından önemli. Paris'te, bir arkadaşım beni Charlotte'un evine davetetti. Bilirsiniz, insanlar birbirlerinin hayatını merak eder, fark etmedenve ettirmeden incelerler. Hatta benim en sevdiğim şeylerden biri, sokakta,perdeleri sonuna kadar açık evlere ve orada yaşananlara şahit olmaktır.İnsanın içi, insanlığa ısınır. Dersin ki, "Oh.... Üç aşağı beş yukarı aynışeyler işte!" Ben de, böyle gözlerle incelemeye başladım biraz öncetanıdığım bu güzel Fransız kızın hayatını.Herkesin evinden yola çıkıp, kendisine varmak mümkün. Fakat bu evde birtuhaflık vardı. Her şeyden çok az vardı bu evde.. Gerektiği kadar. Mesela,bir şampuan bir sabun. Küvetin kenarında öyle yalnız başlarına...(Birbirleriyle uzun zamandır konuşmadıklarına eminim.) Minnacık bir dolap.İçinde birkaç elbise kazak. Altı yedi ayakkabı. İki dvd. Beş cd. Ipod. Dörtbardak, birkaç tabak. Birkaç mum. En fazla on tane kitap. Hiç ruj yok!Çantasındaymış. Zatenlipstick o da... Hayatta bazen, birleştirdiğin kalıpların tamamen dışıbileşimler olur da, şaşakalırsın ya. Başa dönersin ya. Bir yerde birhesaba, olmazsa olmaz diye eklediğin bir kalem birdenbire, tek birörnekle, kendini siler ya. Öyle oldu bana. Gözlerindeki silik eyelinerdışında, süsü de yok bu kızın. Peki bu kız nasıl böyle kız oldu? Nasılböyle sade kaldı? Kadın oldu? Dışarıda bu kadar az şeyle, içi çok oldu?Anlayamadım. Çözemedim. Ona zaten banyosunu gördükten sonra, "misssimplicity" adını takmıştım hemen. Bayan Sadelik..Beni şaşırtan şey, aynı zamanda modellik yapacak kadar güzel ve havalı,aynı zamanda varlıklı bir kızın bu hayat seçimi. Olağanüstü... Kendihayatım, arı kovanı gibi başımda vızıldamaya başladı. Paris sokaklarındabeni takip edip durdu bu arılar. Tek çöp bir şey alamadım. Hep sordum: bunagerçekten ihtiyacım var mı? Buna benzer, aynı işi gören bir şeyim varmı?... Koca koca alışveriş merkezleri, bizi kandırmak için birbirleriyleiddiaya girmiş ahtapotlar gibi gelmeye başladı. Kaçtım, kaçtım, saklandım.Sahip olduklarımın,yarısından fazlasına ihtiyacım oktu.Hayatı ağırlaştıran şey, seçim çokluğu.Az şey kadar güzeli yok. Gereği yok. Sonumuz belli.Banyoda bütün ürünler, dopdolu şişelerle birbirlerini köpürtürken, hiçgiymediğimiz kazaklar lüzumsuzca dizilmiş t-shirt'lere dolapta el şakasıyaparken, hiç açılmamış kitaplar kendi kendilerine konuşurken... Bizorada olmayacağız. Üstelik onlar da, boşu boşuna bizden başka kimseninolmamış olacak. Anladınız değil mi Charlotte kuralını. Ben de sözügeçenlerde yakın bir arkadaşımdan duyduğum ve sevdiğim bir sözle bitireyim.Zenginlik çok şeye sahip olmak değil az şeye ihtiyaç duymaktır.

kaynak

Devamını Oku »

17 Kasım 2012 Cumartesi

Reiki’ye Kuantumsal Bir Bakış

Reiki bir din yada inanç sistemi değildir. Dünyada her dinden yada inançtan insan tarafından kullanılmaktadır. Ancak yine de bazı insanların kafasında acaba reiki yaparsam dinden çıkar mıyım? Bu bir tarikat mı? Reiki yapan biri budist mi olur? gibi sorular belirmektedir. Reiki'nin bilimsel yönünün tüm dünyada yoğun olarak araştırılması ve artık Batı'da birçok hastanede reiki uygulanması bu konuda çok daha bilimsel bir bakış açısı geliştirmemizi zorunlu kılıyor. Reiki'nin bilimsel yönünü incelemek için Reiki ve Bilim linkini inceleyebilirsiniz.Bu bilgilerin dışında acaba çakra,aura gibi kavramlar İslam dininde var mı sorusu son derece ilginç bir konuyu gündemimize getirdi ve bu soruya yanıtları Kur'an-ı Kerimde aradık. İşte yanıtları...Muminun(17)
Yemin olsun, biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık! Ve biz yaratılıştan/yaratılmışlardan gafil de değiliz.İnsan bedeninde 7 çakra vardır ve bunların görünümleri girdap gibidir. Yani bedenin üzerinden dışına doğru dönerek uzarlar ve bu uzama adeta bir yol gibidir.Tepe çakrası kapalı olanların inançsız ya da manevi değerleri zayıf insanlar olduğu çakra konusunda çalışanlarca bilinen bir gerçektir.Bakara(7)
Allah onların kalpleri, kulakları üzerine mühür basmıştır. Onların "kafa gözleri" üstünde de bir perde vardır. Onlar için korkunç bir azap öngörülmüştür.Tepe çakrası insanın ruhsal deneyimlerini ve ruhsal algılamasını etkiler. "Allah yolunda çarpışanları, kafa gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. " demek tepe çakrasının calışmasındaki farklılaşma ile kişinin algısının değiştiğini ve karşısındakini olduğundan çok daha büyük olarak algıladığını göstermektedir.Ali İmran(13)
Yüz yüze gelen şu iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Biri Allah yolunda çarpışıyordu; ötekisi küfre batmıştı. Allah yolunda çarpışanları, kafa gözleriyle kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah, öz yardımıyla dilediğini destekler. İşte bunda, gözleri olanlar için gerçek bir ibret vardır.Yemin olsun, sen bundan gaflet içindeydin. Ama perdeni üstünden kaldırıverdik. Bugün gözün keskin mi keskin.3. göz çakrasında açılım olduğunda ya da diğer tabirle perde kalkınca kişi enerjileri, elektromanyetik alanları ve maddenin gerçeğini görmeye başlar ve görüş alanı çok genişler.İşin esası o değil! Onların kazanmakta oldukları, kalplerinin üstünde pas oluşturmuştur.Kalp çakrasındaki blokajlar bir anlamda pas gibi görülürler.Casiye(20)
Bu Kur'an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. Gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o.Kalp gözünü açacak olan ışık, kalp çakrasını temizleyecek ışıktır. Kalp çakrası temiz olan insan tüm insanlığa karşı sevgi dolu, hoşgörülü, merhametli ve fedakar insandır.Tevbe (14)
Savaşın onlarla ki, sizin elinizle Allah onlara azap etsin, onları rezil etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa ulaştırsın."Ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa ulaştırsın." Kalp çakrası şifa merkezidir.Fatir (27)
Görmedin mi, Allah, gökten bir su indirdi. Onunla, renkleri çeşit çeşit meyveler çıkardık. Dağlardan da yollar var; beyaz, kırmızı, değişik renklerde. Ve simsiyah yollar da var.Fatir (28)
Aynı şekilde, insanlardan, hayvanlardan, davarlardan da çeşitli renklerde olanlar var. Kulları içinde Allah'tan ancak bilginler ürperir. Allah Azîz'dir, Gafûr'durBu iki ayette dağlardaki değişik yollardan, insanların, davarların ve hayvanların değişik renklerde olanlarından söz edilmektedir. Arkasından da "Kulları içinde Allah'tan ancak bilginler ürperir." denmektedir. Bunu anlamak için demek ki bilgin olmak gereklidir. Oysa kasdedilen gözümüzle görülen renkler olsa herkes bunu anlardı bilgin olmaya gerek yok. Ama bilginler insanın gördügünden başka renklerde görmekte ve ürpermektedirler. İnsanın çevresindeki elektromanyetik alan olan aurayı da ancak bu bilgiye sahip olan ve bu konuda çalışan yani bu anlamda bilgin olanlar görür ve bu da bilginlerin yaradılışın mucizesini görüp ürpermelerini sağlar.Bakara(138)
Allah'ın boyasını esas alın. Allah'tan daha güzel kim boya vurabilir! Biz yalnız O'na kulluk ederiz.Burada boyadan kasdedilen aura olabilir mi?İki doğunun Rabbi de O'dur, iki batının Rabbi de.Sadece maddi dünyayı ele alırsak tek doğu ya da tek batı vardır. Ama enerji boyutunu da ele alırsak bunların sayısı ikiye çıkar.Aynı eterik bedeni astral seyahate çıkan bir insanın fiziksel bedeni için bir doğu ve batı varken, eterik (enerji bedeni) içinde o anda eterik düzlemde bir doğu batı olmasının gibi.Bu ayetler ilk etapta ilgimizi çekenler. Zaman içinde araştırmalarımızla yeni ayetlerinde ekleneceğine inanıyoruz.

kaynak

Devamını Oku »

15 Kasım 2012 Perşembe

"Bugün güzel bir gün yaşamayı seçiyorum...

Bugün Dolunay; Dolunay zamanlarında Ayın güçlü ışığı bilinçaltını aydınlattığı için farkındalığımız her zamankinden daha açık olur. Dolayısıyla bilinçaltı çalışmaları yapmak, geçmişle ilgili rahatsızlık duyduğumuz yaşamış olduğumuz negatif olayların bize verdiği- yaşattığı duygulardan arınmak özgürleşmek, bağ kesmek için uygun günlerdir.
Bugün içimde birikmiş tüm tortulardan, negatif duygu ve düşüncelerden, huzursuzluklardan arınmaya, serbest bırakmaya niyet ediyorum...

Beni güçsüz bırakan ve sınırlandıran bütün inançlarımı bir bir değiştiriyorum… yerine beni geliştiren ve büyüten inanç ve düşünceleri koyuyorum…

Beni aşağıya çekmeye çalışan negatif enerjinin karşısında dimdik duruyorum! Her türlü deneyimin bir yaşam dersi olduğunu hatırlıyor; Karşılaştığım her durumdan kendimi geliştirme olanağı çıkarıyorum.."

Ben tüm bu yaşadıklarımdan ders almayı seçiyorum.
Geçmişimden özgürleşiyorum.

Ben her şeyin çaresinin içimde olduğunu biliyor ve inanıyorum.
Geleceğe güvenle bakıyorum ve ben daima güvendeyim..


Hayatı kucaklıyorum.
Dünyama yalnızca sevgi dolu insanları alıyorum, onların benim bir yansımam olduklarını biliyorum. Kendimi seviyorum; dolayısıyla bağışlıyorum; tüm geçmişi ve geçmişte yaşadıklarımdan kendimi arındırıyorum. Özgürüm. Kendimi seviyorum; dolayısıyla tam anlamıyla şu anda yaşıyorum, her anın tadını çıkarıyorum.

Mutlu, sağlıklı ve huzurlu olmayı seçiyorum.
Ve şu andan itibaren evime, iş yerime bolluk ve bereketin helal yollardan yağmur gibi yağmasını seçiyorum.

Atalarımdan getirdiğim bütün kötü özellikleri, huyları ve karakter yapılarını şu andan itibaren sevgi ile teşekkür ediyor ve gönderiyorum. 

Niyetim hemen şimdi gerçekleşmeye başladı. Teşekkür ederim.
Şükürler olsun. Hamdolsun.



kaynak

Devamını Oku »

13 Kasım 2012 Salı

ZIT KUTUPLULUK (POLARİTE) YASASI

Neyi iterseniz en fazla onu çekersiniz hayatınıza...

İttiğiniz şey odaklandığınız şeye dönüşür, duyduğunuz tepkiyi daha çok besleyip çoğaltmış olursunuz.

Bir şeyin hayatınızdan çıkmasını istiyorsanız önce onu kabullenin.

Evrende her şey bize zıddıyla birlikte gelir. Zıddına bakarak olumsuzluğa kapılmak ve onu bir talihsizlik ve engel olarak görmek de bir seçim, onu sizi güçlendiren ve ders alınması gereken bir armağan olarak görmek de bir seçim.

Armağanı kabul ettiğinizde hayatınızdan çıkıp gidecektir. Yarattığı boşluğa dolan şey ise zıddı yani istediğiniz şey olacaktır.
Evrenin en önemli yasalarından biri “Zıt Kutupluluk Yasası”dır.

Zıt Kutupluluk Yasası her şeyin bir de karşıtı olduğunu söylerken “Şayet bir şeyin karşıtı yoksa onun kendiside yoktur” çünkü biri diğerinin varlığını zorunlu kılar der.

Günlük yaşamımızda deneyimlediğimiz hayati zıtlıklar da buna dahildir.

Nefes alıp-vermek, uyumak-uyanmak, gerilmek-gevşemek, üzülmek-sevinmek, acıkmak-doymak gibi...

Nefes almazsak nefes de veremeyiz. Hüznü yaşamadan sevinci tarif edemeyiz.

Yaratan dışında her şey iki kutupludur. Zıt Kutupluluk Yasası öbür alemin varlığını da zorunlu kılar.

Biz bu dünyada yaşıyoruz, öyle ise bir de öte alem olmalı.

Öte alemi ya da diğer boyutu farklı frekansta olması sebebiyle bu alemdeki çıkarımlarımızla algılamamız zordur.

İki zıt kutup değer bakımdan birbirlerine eşittirler. Yani “mutlak iyi” ya da “mutlak kötü” diye bir şey yoktur.

Gelişmek istiyorsak zıt kutupların her ikisini de yaşayarak tecrübe etmek zorundayız. Ancak böyle gerekli olan deneyimi kazanarak bu konudaki öğrenme sürecini tamamlayabiliriz.

Yaşamımız boyunca manevi görevimize uygun olan bazı olaylar ya da durumlarla yüzleşmek zorunda kalırız. Bazen bir olayı en aşırı noktasına kadar yaşamamız gerekebilir.

Ne öğrendiğimizi anlayana ya da gereken dersi çıkarana kadar hep aynı ya da benzer olaylarla yüzleşir dururuz.

Evrende iyi ya da kötü yoktur. Sadece “durum” vardır. Yaşadığımız olaylara anlam yükleyen iyi ya da kötü diye anlamlandıran bizleriz.

Negatif kutup kötü değildir. Onu yanlış anlayıp tepkiyle besleyip çoğaltırsak gerçekten “negatif” sonuçlar deneyimleriz.

Yaşama güvenin başınıza istemediğiniz bir şey geldiğinde kabullenerek içinde bulunduğunuz durumu değerlendirin, almanız gereken dersleri mutlaka bulacaksınız.

Ondan sonra ibre sizin beklediğiniz olumlu yöne dönmekte gecikmeyecektir.


kaynak

Devamını Oku »

11 Kasım 2012 Pazar

..geçmişte kaç kere küle dönüştüğünü değil, kaç kere o küllerin arasından doğrulup yeniden bir gül olduğunu hatırla!


Küllenmiş her düşüncenin, her duygunun içinde iyi yahut kötü, acı yahut tatlı, neşeli yahut hüzünlü elbette bir kor sıcaklığı vardır ki, eşelendikçe alevi ortaya çıkar.Bazen ısıtır bu alev, bazen yakar. Olumlu ya da olumsuz bütün hayaller, 
bütün idealler ve bütün arzular sonuca ulaşmadıkça, hedefini bulmadıkça elbette kül içinde saklanan kor gibi sıcak bekler. Küçük bir esinti, azıcık bir savrulma… Bir hatırlama… Küçük bir dokunuş… Hele içinizi bir yoklayın…Zamanın hızlı akışı, feleğin hızla dönüşü içinde her şey bizim istediğimiz rengi göstermeyebilir, bizim istediğimiz biçimde tahakkuk etmeyebilir. Bağrımızı yırtmanın, yüreğimizi parelemenin, ciğerlerimizi kan doldurmanın faydası da yoktur üstelik. Bu bir ayrı sınav biçimidir. Tesellisi hep ertelenen bir sınav… Çoğu insan kendisinin, asıl bulunması gereken yerde olmadığını hisseder. Aslında belki tam da bulunması gereken yerde olduğu için kabullenmek istemez. Çünkü küllenen hayallerine alevlenmeyi bekleyen nice korlar gömmüştür. Bedel ödemeden, yüreğini tutuşturmadan, kendini yakmadan gelinebilecek mertebelerin elbette bir seviyesi vardır; ve bir de yolları çile ile yürünmüş ve kabullenilmiş makamları… Bütün korların küller içinde gül gül olduğu makamlar… Hayret makamı, aşk makamı, sükûnet makamı, teslimiyet makamı…
İşinizde ve aşınızda, sevincinizde ve kıvancınızda, düşlerinizde ve görüşlerinizde tutuşmayı bekleyen korlar yurt tutmuşsa eğer, eskilerin düstur edindikleri şu beyti teselli babında vird edinmenizi tavsiye ederiz:

Ele girmezse eğer sevdiğimiz
Ne çâre, eldekini sevmeliyiz 






Erdem, işte bu asaleti gösterebilmek, kazaya rıza ile cevap verebilmektir.

Hele bir düşünün, buraya ağlamaya mı gelmiştik, gülmeye mi; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu?!..

İskender Pala




kaynak

Devamını Oku »

8 Kasım 2012 Perşembe

13 EYLÜL Perşembe gününün Tezahür çalışması

Perşembe günü Tezahür çalışmasının konusu BOLLUK BEREKETPerşembe akşamı saat 23:00 da kendimizle başbaşa olabileceğimiz sessiz bir ortama geçip mümkünse gevşeyelim. Rahat bir biçimde oturup derin nefesler alalım, kaslarımızı ve bedenimizi gevşetelim. Yaptığımız çalışmanın etkili olabilmesi için enerjimizi güzel şekilde dengeye getirmemiz çok önemli. Hazır olduğumuzda sizlere vereceğim niyeti 1 defa hissederek, özellikle de o anda bizimle birlikte bu çalışmayı yapmakta olan güzel insanların o güzel enerjilerini ve birlikte yapmanın verdiği gücü, bir çok insana belkide o an ettiğiniz dua ile faydanız olabileceğini hissederek... o anda büyük bir enerji alanı içerisinde olduğunu hissederek okuyalım..

Niyetimiz:


Niyet ediyorum Tezahür çalışma grubunun BOLLUK BEREKET Niyet çalışmasına sevgi ile katılmaya. 
Ve bu Çalışmada yer alan tüm arkadaşlarımla tüm iyi niyetim ve gücümle bir araya gelmeye..

Bu niyet çalışmasının üyelerinin Maddi ve Manevi bolluk ve bereket içerisinde olmalarına niyet ediyorum.

Niyet Çalışmasının bir parçası olarak bana gelen tüm olumlu dua enerjilerini sevgiyle kabul ediyorum. 
Bolluk ve bereket Niyet Çalışmasında ki tüm bu çalışmaya katılan arkadaşlarımın ve benim bütünün hayrına olacak güzel seçimlerimizin kolaylıkla - güzellikle gerçekleşmesini sevgiyle kabul ediyorum" 
Amin! Amin! Amin!.. Yarabbim!

Okuyacağımız tesbih "Ya VASİ" 137 defa

*Şöyle bir uygulama da tavsiye edebilirim. 137 Pirinç tanesinin her birine ya vasi okuyup bir streç folyo ile sarıp cüzdanınıza koyarsanız da her daim cüzdanızda bereket olacaktır.


Ve bir hafta boyuncada şu olumlamayı yapmanızı öneririm. 

Uyandığınız her gün: Bugün harika bir gün. Para bana beklediğim ve beklemediğim yollarla geliyor. Sınırsız seçimlerim var, olanaklar imkanlar her yerde.

"Bolluk bilincim her gün gelişiyor, ekonomik koşullarım her gün gelişiyor, artıyor çoğalıyor. Nereye dönsem olanakları görüyor değerlendiriyorum. Para yaşamımda özgürce ve sürekli dolaşıyor. Gelirim gitiikçe artıyor. Bolluk ve zenginlik benim doğal hakkım. Hayatın her alanında bolluğu kendime çekiyorum. Büyük düşünüyorum büyük düşündükçe bolluğun hayatıma akmasına izin veriyorum."

Ben zenginim { bunu yüzlerce defa bilinçaltnıza yerleştirinceye kadar düşünün } Yoksulluk ve kaybetme düşüncesine asla yer vermem.Sınırsız kaynak ihtiyaç duyduğumdan fazlasıyle donattı beni.İhtiyaç duyduğumda bana doğru fikirler gelir. Doğru zamanda doğru kararlar veririm.Asla yalnız değilim, Allahım var. O içimde ve günün her anında benimle birlikte..Geçmişle ilgili pişmanlıklarım, şu an için korkularım gelecek endişem yok. Sınırsız bir güç tarafından korunuyorum. İlahi zeka tarafından yönlendiriliyorum. Ve seven bir varlıktan güç alıyorum. Her şey mükemmel ve ben şükran doluyum."

Bu haftaki çalışmamız böyle sevgili NRL blogcular:)
Herkese hayırlı çalışmalar diliyoruuuum.

Sizlerden tek isteğim çalışmaya gerçekten katılacak olanlar "beğen" butonunu tıklasın. Bu tamamen katılımın ne kadar olduğunu ne kadarlık bir enerji ile çalıştığımızı görmek için...


kaynak

Devamını Oku »

7 Kasım 2012 Çarşamba

YAŞAMDA VAROLMA KILAVUZU...

1-) SİZE BİR VÜCUT VERİLECEKTİR. 
Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır. 

2 -)DERSLER ÖĞRENECEKSİNİZ .
Yeryüzünde Yaşamak isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz. Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen'dir.

3-) HATALAR YOKTUR YALNIZCA DERSLER VARDIR.
Büyümek bir deneyim sürecidir.
Başarı kadar yenilgiler de bu sürecin bir parçasıdır.

4-) BİR DERS ÖĞRENİLENE KADAR TEKRAR EDİLİR.
Bu ders ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz.

5-) EĞER KOLAY DERSLERİ ÖĞRENEMEZSENİZ BU DERSLER GİDEREK ZORLAŞIRLAR.
Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır.
İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir.
Acı evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir.

6-) DAVRANIŞLARINIZ DEĞİŞTİĞİ ZAMAN BİR DERSİ ÖĞRENMİŞ OLDUĞUNUZU ANLARSINIZ.
Bilgelik egzersizdir
Bir şeyin bir parçası hiç bir şeyin bir çoğundan daha iyidir.

7-) BURADAN DAHA İYİ BİR ORASI YOKTUR
Orası dediğiniz yer burası olduğu zaman gene buraya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir orası olacaktır.

8-) DİĞER İNSANLAR YALNIZCA SİZİN AYNANIZDIR
Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir.

9-) YAŞAMINIZ SİZE BAĞLIDIR.
Yaşam size tuvali sunar resmi siz yaparsınız
Yaşamınıza sahip çıkın yoksa başkası sahip çıkacaktır.

10-) DAİMA NE İSTERSENİZ ONU ALIRSINIZ
Bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir.
Kurbanlar yoktur yalnızca öğrenciler vardır.

11-) DOĞRU YA DA YANLIŞ YOKTUR, AMA SONUÇLAR VARDIR.
Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz
Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın.

12-) CEVAPLAR KENDİ İÇİNİZDEDİR.
Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça, Ruhun Yasalarının yazılı olduğu kalbimize güveniriz. Bildikleriniz duyduklarınızdan okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır
Yapmanız gereken yegane şey bakmak dinlemek ve güvenmektir


kaynak

Devamını Oku »

5 Kasım 2012 Pazartesi

20 Eylül Perşembe gününün Tezahür çalışması!

Perşembe günü Tezahür çalışmasının konusu: SEVGİ Enerjisini yükseltmek çevremizdeki insanlarla olan ilişkilerimizi şifalandırmak.


Perşembe akşamı saat 23:00 da kendimizle başbaşa olabileceğimiz sessiz bir ortama geçip mümkünse gevşeyelim. Rahat bir biçimde oturup derin nefesler alalım, kaslarımızı ve bedenimizi gevşetelim. Yaptığımız çalışmanın etkili olabilmesi için enerjimizi güzel şekilde dengeye getirmemiz çok önemli. Hazır olduğumuzda sizlere vereceğim niyeti 1 defa hissederek, özellikle de o anda bizimle birlikte bu çalışmayı yapmakta olan güzel insanların o güzel enerjilerini ve birlikte yapmanın verdiği gücü, bir çok insana belkide o an ettiğiniz dua ile faydanız olabileceğini hissederek... o anda büyük bir enerji alanı içerisinde olduğunu hissederek okuyalım..

Niyetimiz:

Niyet ediyorum Tezahür çalışma grubunun SEVGİ ENERJİSİni yükseltme çalışmasına tüm sevgimle katılmaya. 
Ve bu Çalışmada yer alan tüm arkadaşlarımla tüm iyi niyetim ve gücümle bir araya gelmeye..


"Hayatımı şu andan itibaren sevgi ve güzellik enerjisi ile dolduruyorum. Kendimi sevmeye, başkalarını sevmeye ve evreni sevmeye karar veriyorum. Evrenden bana gelen sevgi enerjisini mutlulukla kabul ediyorum ve sevgi içinde bir hayat sürmeye niyet ediyorum. 

Tamamen pozitif enerjilerle çevrelenmeyi ve bana zarar veren bütün negatif enerjileri hayatımdan uzaklaştırmayı seçiyorum. 

Sevgi içinde bir hayat sürmeye tüm kalbimle niyet ediyorum.

Bu niyet çalışmasının üyelerinin çevresindekilerle ilişkilerinde Sevgi içerisinde olmalarına niyet ediyorum.

Niyet Çalışmasının bir parçası olarak bana gelen tüm olumlu dua enerjilerini sevgiyle kabul ediyorum. 
Sevgi enerjisi Niyet Çalışmasında ki tüm bu çalışmaya katılan arkadaşlarımın ve benim bütünün hayrına olacak güzel seçimlerimizin kolaylıkla - güzellikle gerçekleşmesini sevgiyle kabul ediyorum" Niyetim hemen şimdi gerçekleşmeye başladı ve bunun için Allaha şükrediyorum!" 
Amin! Amin! Amin!.. Yarabbim!

Okuyacağımız esma "ya vedud" 400 defa

Hepsi bu!


Herkese hayırlı çalışmalar diliyorum. :)


*Çalışmaya gerçekten katılacak olanlar "beğen" butonunu tıklasın. Bu tamamen katılımın ne kadar olduğunu ne kadarlık bir enerji ile çalıştığımızı görmek için...


kaynak

Devamını Oku »

2 Kasım 2012 Cuma

İn­san ba­zen ver­me­li, al­mak i­çin...


İn­san ba­zen ver­me­li, al­mak i­çin...
Bir yü­rek ver­me­li ön­ce, bir gö­nül
O yü­re­ğe sev­gi ver­me­li, dost­luk ver­me­li
U­mut ek­me­li o sev­gi, dost­lu­ğu bü­yüt­mek i­çin

Bir ha­yat ol­ma­lı; i­ki ki­şi­nin pay­la­şa­ca­ğı bir ö­mür i­çin
Za­man ver­me­li, an­la­yış ver­me­li
İs­tek­le­ri­ne gem ver­me­li...
Bir öm­rü pay­laş­mak i­çin, i­ki ki­şi­lik sev­gi ver­me­li
Dü­rüst­lük ver­me­li say­gı­la­rı­nı ver­me­li
Ba­zen ta­viz ver­me­li p­ren­sip­le­rin­den...Ba­zen sı­kıl­ma­lı baş­ka­sı i­çin,İs­te­me­di­ği şey­le­ri yap­ma­lı pay­laş­mak a­dı­na ha­ya­tıBi­raz da ce­sur ol­ma­lı a­dım at­mak i­çinVer­dik­ten son­ra bek­le­me­li, al­mak i­çinSa­bır­la, u­mut­la­rı sol­dur­ma­dan bek­le­me­liBek­le­yi­şin haz­zı­nı tat­ma­lıVus­la­tı ar­zu­la­ya­rak, öz­lem­le­re u­mut ek­me­liİn­san ver­me­li ön­ce ken­di­sin­denWilliam Shakespeare

kaynak

Devamını Oku »

31 Ekim 2012 Çarşamba

İnsanın görevi?

Şu an İslam'da Astroloji isimli bir kitap okuyorum oradan bir bölüm aktarıyorum.

İslam Tasavvufuna göre her insan; Allah[cc] 'ın ilminde ve planında [levhte] bir isim ve suret halinde  mevcut bulunduğu zamanda taşıyacağı bütün özellikleri ve yeryüzünde geçireceği eğitim ve imtihan programı ile birlikte tasarlanmış ve en ince ayrıntısına kadar bilinmektedir. Üstelik her insan kendisi için belirlenmiş bir zamanda kendisi için hazırlanmış bedene - mekana - çevreye indirilmekte ve eğitim programına başlamaktadır.

İslam Tasavvufu insanın kullukla olgunlaşması için çeşitli hadiseleri birer vesile kabul eder. Allah [cc] kuluna nimet verdiğinde şükürle, sıkıntı verdiğinde sabırla karşılamalı bu arada görevlerini gayret ve itina ile yerine getirmelidir. Çünkü hadiselerin zahirinden çok onlarla elde edilecek manevi kazanımlar önemlidir.
Kader şuursuzca düzenlenmiş tesadüfi hareket eden bir şey olmadığı gibi acımasız ve adaletsiz de değildir. Ancak kaderin gerçek adaleti bu dünyada gerçekleşmez öte dünya mükafatları ile tamamlanır.Aksi düşünüldüğü zaman astrolojinin göstediği metafizik düzenleme korkunç ve nefret uyandırıcı gelecektir.


kaynak

Devamını Oku »

30 Ekim 2012 Salı

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun!


HAKKIMDA!
Happy Health LifeTrainer! :)
{Kişisel Gelişim uzmanı/ Astroloji ile ilgilenen, enerji çalışmaları ve araştırmaları yapan, paylaşmayı seven, ufacık şeylerden bile mutlu olmasını bilen, hayata hep pozitif pencereden bakan, insanları ve hayatı çok seven, çok sevgi dolu, eşine aşık, evine aşık, çiçeklere aşık, güzel olan her şeye aşık, inançları çok kuvvetli, çok merhametli, adalet duygusu yüksek, haksızlığa gelemeyen, kavga ve tartışma olan ortamlardan kaçınan, zor beğenen, kabalığa ve basitliğe asla tahammül edemeyen, negatif olan hiç bir şeye hayatında yer vermeyen, uyumlu, okumayı, araştırmayı, müzik dinlemeyi ve gezmeyi, pek çok seven, sakin ve huzurlu, gülmeyi çok seven, çoook süslü tipik bir Terazi burcu aynı zamanda bir blog yazarıyım!..}
Tam 6 senedir bu blogta "Her gün yeni bir başlangıçtır!" diyorum!..
Uğradığınız için mutluyum!

Artık ışık saçan bir sağlık ve enerji ile doluyum...
Kalbimin her vuruşu ile içimden sevinç akıyor!
Kendimi seviyorum..! Kendimi çok seviyorum..!
BEN MUTLU BİR İNSANIM!¦



Kendimi, yaşamı, herkesi, her şeyi olduğu gibi
kabul ediyorum, içimdeki sevgiyi keşfetmek ve onu
herkese ve her şeye yansıtabilmek için
Yaradan'ım seninle bağımı koparmama izin
verme ve bana yardım et.
Verdiğin her şeye şükürler olsun.
Yaradan'ım her şey senin elinde,
huzurunda, sevginde.¦
Her şey olması gerektiği gibi.

2012 için aldığım kararlar var;
Bu iki küçük ÇAN
bunun için buradalar!
Her baktığımda kararlarımı bana hatırlatmak için...


kaynak

Devamını Oku »

28 Ekim 2012 Pazar

Tezahür çalışması mı dediniz? :)

Merhaba sevgili blog izleyicileri, Yaklaşık 2.5 yıl önce bir yazı okumuş çok etkilenmiş ve bundan esinlenerek hemen akabinde Çalışma planı oluşturup uygulamaya karar vermiştim.
"Tezahür ettirmenin kaybolan sırrı"ndan bahsediyorum. Hatta daha sonrada adını bu kitaptan alan bir grup kurdum. Daha doğrusu her şey o kadar spontane gelişti ki grup kendiliğinden ortaya çıktı da diyebiliriz :)
Grupla birlikte çok güzel çalışmalarımız oldu ve ben çok çok güzel geri bildirimler aldım. Kendi adıma da hayatımda çok güzel gelişmeler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.





Bununla ilgili sürekli ne zaman yapacağımızı soran mailler alıyorum ve hatta başladıktan sonra duyup daha birini tamamlamadan diğerini ne zaman yapacağız diye katılmak isteyenler oluyor.:)
Bundan sonraki ilk 21 günlük çalışma yılbaşı öncesinde olucak inşallah.
Ancaaaaaak sizlere başka bir çalışmanın müjdesini verebiliriiim:)
Lafı daha fazla uzatmadan { iyi ki de fazla uzatmadım ha! :)}söylüyorum. Grup sayfamızda
{blogtada olabilir}bundan böyle her Perşembe saat 23:00 da Tezahür çalışmalarımız olucak. Eveeet.:)
Grup olarak yapılan çalışmalardaki ortaya çıkan gücün ayrı bir araştırma konusu olduğundan defalarca bahsetmiştim. Ve bizde ortaya çıkan gücün enerjisini çalışmalarımızda yaşayarak bizzat gördük.
Bu defa enerjilerimizi tek bir niyet üzerinde birleştirerek çalışacağız. Yani; her hafta ayrı bir konu seçip mesela bir hafta bolluk bereket, bir hafta sağlık, bir hafta ilişkiler vs. gibi...
Çalışmamızı nasıl yapacağız?
İlk olarak çalışma saatinde yani 23:00 da kendimizle başbaşa olabileceğimiz sessiz bir ortama geçip mümkünse gevşeyelim. Rahat bir biçimde oturup derin nefesler alalım, kaslarımızı ve bedenimizi gevşetelim. Yaptığımız çalışmanın etkili olabilmesi için enerjimizi güzel şekilde dengeye getirmemiz çok önemli. Hazır olduğumuzda sizlere vereceğim niyeti 1 defa hissederek, özellikle de o anda bizimle birlikte bu çalışmayı yapmakta olan güzel insanların o güzel enerjilerini ve birlikte yapmanın verdiği gücü, bir çok insana belkide o an ettiğiniz dua ile faydanız olabileceğini hissederek... o anda büyük bir enerji alanı içerisinde olduğunu hissederek okuyalım...
Niyetimizi okuduktan sonra o niyet ile ilgili bir Esma da okuyacağız.
Niyet ediyorum Tezahür çalışma grubunun Niyet çalışmasına sevgi ile katılmaya. 
Ve bu Çalışmada yer alan tüm arkadaşlarımla saf sevgimle ve gücümle bir araya gelmeye.. 
Bu niyet çalışmasının üyelerinin {fiziksel, ruhsal ve bedensel olarak tamamen sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı zengin ve bereketli  olmalarını ve kendilerini çok iyi, güçlü, huzurlu,} mutlu hissetmelerini seçiyorum. 
Niyet Çalışmasında yer alan her bir gönül dostumun tamamen güvende olmasına ve bütünüyle korunmasına niyet ediyorum. 
Niyet Çalışmasının bir parçası olarak bana gelen tüm olumlu dua enerjilerini sevgiyle kabul ediyorum. 
Niyet Çalışmasında ki tüm bu çalışmaya katılan arkadaşlarımın ve benim bütünün hayrına olacak güzel seçimlerimizin kolaylıkla güzellikle gerçekleşmesini sevgiyle kabul ediyorum" 
Amin!
Daha sonra niyetimizi bir defa daha tekrar edebiliriz.
Çalışmamız böyle.
Sizlerden tek isteğim çalışmaya gerçekten katılacak olanlar "beğen" butonunu tıklasın. Bu tamamen katılımın ne kadar olduğunu ne kadarlık bir enerji ile çalıştığımızı görmek için...
Şimdilik hepsi bu.
Bundan böyle her Perşembe {inşallah} Çalışmalarda görüşmek üzere hoşçakalıııın:)

kaynak
Devamını Oku »

26 Ekim 2012 Cuma

Seçim sizin!

Enerji akışınızı anlamak ve değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi yeniden yapılandırmanız, hayati bir önem taşıyor. Yaşamınızın kalitesini belirleyen şey, inançlarınız, mutluluk ya da mutsuzluk eğiliminizdir. Yorgun bir ru
h, enerjinizin çökmesine neden olur. Bu durum ise kaderinizi karartacaktır!
Hafiflemenin, enerjinizi parlatmanın ve karanlık düşüncelerden kurtulmanın zamanı geldi. Düşüncelerinizi değiştirmeniz, size Pollyannacılık gibi gelmemeli. Bu işlem kişisel enerji alanınıza güçlü ve olumlu bir akım sağlayan bir alternatördür. Kuantum fiziğine göre, gerçekliğinizi yaratan ve yaratma gücüne sahip olan şey bilincinizdir.

Seçim sizin. Olumsuz enerji frekansları yaymaya devam etmek zorunda değilsiniz. Bu akımı daha olumlu bir yaklaşıma dönüştürebilirsiniz. Karamsarlık yerine iyimserliği seçtiğiniz an, arzularınıza kavuşma yönünde kuantum sıçramalar gerçekleştirebilirsiniz.


kaynak

Devamını Oku »

25 Ekim 2012 Perşembe

Antika eşyaları negatif enerjilerinden arındırma..!

Antika eşya görünüş itibari ile her ne kadar hoşuma gitse de taşıdığı enerjiler yüzünden ürkütücü gelir bana...
Düşünsenize sizden önce birileri dokunmuş ona ve kimbilir ne gibi duygu düşünceler yüklüdür, iyi mi kötü mü?
Ben birinin takısını bile tak{a}mam.
Bu gibi eşyaları taşıdığı enerjilerden temizleme yollarını öğrendim ve sizle de paylaşmak istedim... Belki benim gibi düşünen birileri var ise işine yarar.
"Limon yağı" ile temizlemek negatif enerjilerden temizlermiş! Ayrıca bir ev için en iyi koku limon spreyi imiş!
Ve ayrıca; Değerli taşlarınızı da arada bir elma sirkesinde bekleterek biriken enerjilerinden arındırabilirsiniz mesela..


kaynak

Devamını Oku »

23 Ekim 2012 Salı

Rüyalar alemine yolculuk

HAKKIMDA!
Happy Health LifeTrainer! :)
{Kişisel Gelişim uzmanı/ Astroloji ile ilgilenen, enerji çalışmaları ve araştırmaları yapan, paylaşmayı seven, ufacık şeylerden bile mutlu olmasını bilen, hayata hep pozitif pencereden bakan, insanları ve hayatı çok seven, çok sevgi dolu, eşine aşık, evine aşık, çiçeklere aşık, güzel olan her şeye aşık, inançları çok kuvvetli, çok merhametli, adalet duygusu yüksek, haksızlığa gelemeyen, kavga ve tartışma olan ortamlardan kaçınan, zor beğenen, kabalığa ve basitliğe asla tahammül edemeyen, negatif olan hiç bir şeye hayatında yer vermeyen, uyumlu, okumayı, araştırmayı, müzik dinlemeyi ve gezmeyi, pek çok seven, sakin ve huzurlu, gülmeyi çok seven, çoook süslü tipik bir Terazi burcu aynı zamanda bir blog yazarıyım!..}
Tam 6 senedir bu blogta "Her gün yeni bir başlangıçtır!" diyorum!..
Uğradığınız için mutluyum!

Artık ışık saçan bir sağlık ve enerji ile doluyum...
Kalbimin her vuruşu ile içimden sevinç akıyor!
Kendimi seviyorum..! Kendimi çok seviyorum..!
BEN MUTLU BİR İNSANIM!¦



Kendimi, yaşamı, herkesi, her şeyi olduğu gibi
kabul ediyorum, içimdeki sevgiyi keşfetmek ve onu
herkese ve her şeye yansıtabilmek için
Yaradan'ım seninle bağımı koparmama izin
verme ve bana yardım et.
Verdiğin her şeye şükürler olsun.
Yaradan'ım her şey senin elinde,
huzurunda, sevginde.¦
Her şey olması gerektiği gibi.

2012 için aldığım kararlar var;
Bu iki küçük ÇAN
bunun için buradalar!
Her baktığımda kararlarımı bana hatırlatmak için...


kaynak

Devamını Oku »

21 Ekim 2012 Pazar

ÖZ'e dönüş ve arınma çalışması


“Öncelikle, uyandıktan sonra sabahleyin, yatağınızın içinde sırtınız dik bir vaziyette oturun ve gözlerinizi kapatın ve içinizden “ sevgi ile değişmeyi talep ediyorum Nereye gidersem gideyim Tanrı {ben Allah'ım demeyi tercih ediyorum} benimle gelir” deyin ve içinizdeki sessizliği hissedin, içinize inin hiçbirşey düşünmeden içinizdeki sessizliği hissetmeye gayret edin. Düşünce geçmeye başlarsa “sevgi ile değişmeyi talep ediyorum” diye tekrarlayın içinizden. 3 veya en fazla 4 dakika yapın bu medidatif çalışmayı. Sonra derin bir nefes alın ve sevgiyle değişmeyi talep ediyorum. Nereye gidersem gideyim Tanrı {Allah'ım} benimle gelir” diyerek gözlerinizi kırpıştırarak açın. Sahip olduğunuz herşeye sükredin.

Sonra yataktan kalkarak (Enerjetik korunma ve Enerji Depolama Egzersizi) yapın.

Mümkünse açık havada, değilse bir odada da uygulanabilen bir dakikanızı alacak bu basit egzersizi tekrar anımsayalım :

Yüzünüzü cama, yani güneşe dönün. Ayaklarınızı tam olarak yere basarak, bacaklarınızı aralayın. Kollarınızı avuç içleri birbirine bakacak şekilde yukarı kaldırın. Işık dolu enerjinin yukarıdan gelip içinize aktığını, önce ellerinize, sonra kollarınıza, başınıza, boğazınıza, omzunuza, tüm üst bedeninize, kasıklarınıza, bacaklarınıza oradan ayaklarınıza aktığını hayal edin. Bu ışık sizi tümüyle kaplasın ve bu özel duyguyla tamamen yoğunlaşın. Sonra kollarınızı, ellerinizi birbirine dokunacak şekilde başınızın üzerinde birleştirin. Ardından avuç içlerinizi dışa çevirip, kollarınızı yavaş yavaş aşağıya indirirken, etrafınıza, ayaklarınızı kapsayan bir ışık çemberi çizdiğinizi hayal edin. Bu şekilde hayal etmeyi birkaç dakika sürdürüp, bu duyguya yoğunlaşın. Son olarak ellerinizi kalp bölgenize koyun ve başınızı hafifçe öne eğerek teşekkür edin.

Yüzünüzü yıkadıktan sonra göz bebeklerinizin içine bakarak ve gözlerinizi kırpmamaya gayret ederek, 3 kez “Kendimi bağışlıyorum, olduğum gibi kabul ediyorum, onaylıyorum, seviyorum ve tüm sevgimle özgür bırakıyorum” diyorsunuz. Gün içersinde iç sesinizi durdurarak aklınıza geldikçe bu onaylamayı yapın.

GÜN IÇINDE :
* KIZDIĞINIZ, SİZİ ÜZEN, OLUMSUZ ETKİLEYEN OLAYLAR, KİŞİLER OLURSA AKLINIZA GELEN HER AN İÇ SESİNİZİ DURDURARAK DEFALARCA VE SABIRLA
ALLAHIM SENİN SEVGİN VE YARDIMINLA, ………… (İSİM SOYAD/VEYA OLAY) TÜM SEVGİMLE BAĞIŞLIYOR, OLDUĞU GİBİ KABUL EDIYOR, ONAYLIYOR , SEVİYOR VE ÖZGÜR BIRAKIYORUM…

* ÖFKENİN, ENDİŞENİN, BOŞA HARCANAN BİR ENERJİ OLDUĞUNU FARKEDİN.

ÖYLE ANLARDA : HUZURLUYUM. SAKİNİM. GÜVENDEYİM. EMİN ELLERDEYİM. İHTIYACIM OLAN HERŞEY BANA SUNULUYOR DEYİN.

kaynak


kaynak

Devamını Oku »

18 Ekim 2012 Perşembe

Çekim yasası {SECRET-SIR Kitabından..}

Başınıza gelen herşeyi, siz hayatınıza çekiyorsunuz ve hepsi zihninizde tuttuğunuz suretlerden dolayı size geliyor ve bu durum da sizin düşüncelerinizden kaynaklanıyor. Ne düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz. Eskinin bilge insanları bunu bilirlerdi.Mesela Babilliler, bunu hep bilirlerdi.Ama bilenler toplumun küçük "seçkin" bir kısmıydı.Sizce neden dünya nüfusunun % 1'i, dünyadaki toplam maddi gelirinin % 96'sını kazanıyor? Tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır değil!Düzen böyledir, onlar birşeyleri anlamışlardır. Onlar "sır"rı biliyorlar.Kendinizi bir mıknatıs gibi düşünürseniz (hepimiz biliriz ki mıknatısın bir çekim gücü vardır çekim yasası da "Benzerler birbirini çeker" der).Burada bir düşünce düzeyinden bahsediyoruz.





Bizim işimiz insanlara istedikleri şeyi, düşünmeyi öğretmek.İstediğimiz şeyi zihnimizde netleştirmek. İşte bu noktadan sonra evrenin en güçlü yasası işlemeye başlıyor; çekim yasası.En çok neyi düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz ve o hale gelirsiniz. Bu prensip 3 basit kelimeyle açıklanabilir:Düşünceler nesnelere dönüşür; birçok kişi şunu anlamaz; her düşüncenin bir frekansı vardır ve düşünce ölçülebilir.Bir düşünceyi tekrar tekrar düşünürseniz ya da sürekli hayalini kurarsanız: (İstediginiz evi, yeni arabayı almak, ihtiyacınız olan parayı bulmak, veya ruh eşinizi bulmak); o düşünceyle ilgili olan frekansı uygun bir temele yerleştirirsiniz.
Düşünceler etrafa manyetik bir sinyal yayarlar ve bu sinyaller tekrar size dönerler.
Bolluk içinde yaşadığınız düşünün, kendinize çekeceksiniz.
Bu her zaman, herkes için işe yarar.
Sorun şu ki; çoğu insan istemediği şeyi düşünür!
Ve başlarına olumsuzlukların niye tekrar tekrar geldiğini merak eder.
Çekim yasası sizin bir şeyi iyi ya da kötü algılamanızla veya olmasını isteyip istememenizle ilgilenmez!
Sadece düşüncelerinize cevap verir. Eğer kendinizi berbat hissediyorsanız, yolladığınız sinyal budur: "Kendimi berbat hissediyorum."
Kendinize bu cümleyi tasdiklersiniz, bunu benliğinizin tüm katmanlarında hissedersiniz ve size fazlasıyla geri döner. İstediğiniz bir şeylere bakıp da "Evet bu!" dediğinizde, bir düşünceyi harekete geçirirsiniz.
Çekim yasası da, bu düşünceye cevap verir ve uygun şeyleri size getirir. İstemediğiniz bir şeye baktığınızda ve ona "Hayır!" diye bağırdığınızda onu uzaklaştırmaz, aksine onunla ilgili düşünceyi harekete geçirirsiniz ve bu defa çekim yasası o düşünceyle ilgili şeyleri önünüze getirmeye başlar.
Hayat, çekim yasasını temel alıyor. Her şey çekim yasası ile ilgili ve çekim yasası her zaman işliyor. İnanın, inanmayın, anlayın ya da anlamayın, her zaman işliyor.Geçmişi, bu anı veya geleceği düşünüyor olabilirsiniz.Bunu ister imgeleyerek, ister anılara giderek veya tefekküre dalarak yapın. Her şekilde o düşünceyi harekete geçirirsiniz ve evrenin en güçlü yasası olan çekim yasası, bu düşüncenize cevap verir.Oluşum her an devam ediyor. Her anın kendi düşüncesi ya da sürekli bir kuantsal düşünce şekli vardır.Çekim yasası: "Neyi düşünür ya da odaklanırsan onu alırsın" der.Ondan yakınıyor olman, yakındığını sana daha çok yaklaştırır.Çok pozitif bir bakışımız olabilir ve pozitif kişi, olay ya da durumları kendimize çekebiliriz.Ya da tam aksi; negatif yönelimli ve kızgın olabiliriz, bu durumda da olumsuz kişi ya da koşulları kendimize çekeriz.Bilinçli veya bilinçsiz, aklınızda tuttuğunuz; sizi (olumsuz) etkileyen düşüncelerden kurtulun! Asıl zorluk budur. "Sır"ra dikkatli bakın... Günlük hayatınızda düşüncenin gücüne... Tek yapmamız gereken gözlerimizi açıp bakmak.Çevrenizde çekim yasasının kanıtlarını görürsünüz.En çok hasta olan, hastalıktan en çok bahsedendir.Bolluktan en çok bahseden, bolluk içindedir.Çekim yasası her yerde aşikardır, eğer ne olduğunu anlarsanız.Siz bir mıknatıssınız, düşünceleri, insanları, olayları, hayatları kendinize çekersiniz.Yaşadığız her olayı bu güçlü çekim yasasıyla kendinize çekersiniz.Size sadece "istekli düşünce" veya "ha-yal kur-ma çıl-gın-lı-ğın-dan bahsetmiyorum"; size daha derin, temel bir anlayıştan bahsediyorum..Kuantum fiziği gerçekten tam da bu keşfi işaret etmeye başlıyor."Aklın olmadığı bir evren düşünemezsiniz." diyor.Aslında algılanan her şeyi akıl şekillendirir.Anlamamanız, reddetmeniz anlamına gelmez.Elektriğin nasıl oluştuğunu da anlamazsınız; ilk başta kimse elektriğin ne olduğunu bilmiyordu; bilmesine de gerek yoktu ama herkes ondan faydalanıyordu.Siz elektriğin nasıl çalıştığını biliyor musunuz?Hayır ama elektrik sayesinde fırında yemek pişirebilirsiniz, öyle değil mi?İnsanlar çekim yasasını anlamaya başladıkça, çoğunlukla önceden sahip oldukları olumsuz düşünceler nedeniyle korkarlar.Bilimsel olarak açıklanmıştır ki, yapıcı düşünce, olumsuz düşünceden 100 kat güçlüdür. Eh, o zaman bunu biliyorsanız , korku azalır.Zaman tamponu olan bir gerçeklikte yaşıyoruz ve bu gerçekten işimize yarıyor. Düşüncelerinizin anında gerçekleştiği bir çevrede yaşamak istemezdik, öyle değil mi? Düşüncelerinizin ortaya çıkışı biraz zaman alır ve bu iyi gerçekten iyi bir şeydir!Düşüncelerinizi fark etmeli, seçmeli ve bundan hoşlanmalısınızÇünkü siz, kendi hayatınızın şaheserisiniz, siz hayatınızın "Michelangelo"susunuz ve bunu düşüncelerinizle yapıyorsunuz.Geçmişte bu "sır"rı bilen liderler, "sır"rı sakladılar; böylece "gücü" kendilerinde tutup, paylaşmadılar ve insanlar bu "sır"rı bilmediler.İnsanlar, işe gittiler, eve geldiler, çalışmaya devam ettiler."Güç"leri olmadan koştular, çünkü "sır"rı çok az insan biliyordu.Yasaları olan bir evrende yaşıyoruz; mesela yerçekimi yasası, eğer bir binadan düşerseniz, iyi insan veya kötü insan olmanız hiç farketmez, yere düşersiniz.Hayatınızdaki her şeyi -yakındıklarınız dahil- hayatınıza siz çektiniz!İlk bakışta bunu duymaktan nefret edeceğinizi biliyorum; diyeceksiniz ki:"Trafik kazasını ben çekmedim". "Bu durumu ben çekmedim"ya da yakındığınız herhangi bir şeyi çekmediğinizi iddia edeceksiniz.Bu noktada söylemeliyim ki; evet hepsini siz çektiniz!Bu anlaması en zor olan kavramdır. Ama bir kez kavranırsa, hayatınızı değiştirir.Bu büyük "sır"rın bir parçasıdır. Birçoğumuz terslikleri çekeriz ve bunu kontrol edemeyeceğimizi çünkü bunun, doğal yapımızda otomatikman var olduğunu düşünürüz. Bunu ilk kez duyuyorsunuz,Düşüncelerimi değiştirmek zor olacak, diyorsunuz.İlk başta öyle gelecek, ama sonra eğlenceli olacak.Sizden düşüncelerinizi yönetmenizi istemiyoruz, bu sizi çıldırtır.Zihninize farklı yönlerden, farklı objelerden, farklı o kadar çok düşünce gelir ki burada duygusal rehberlik sisteminiz devreye girer.Duygularınız, duygusal rehberlik sisteminiz ne düşündüğünüzü anlamanızı sağlar. Düşünceleriniz, duygularınızı oluşturur. Duygularımız, neyi kendimize çektiğimizi anlamamıza yardım ederler.Bize göre iki duygu vardır: İyi hissettiren ve kötü hissettiren.Her durumu bu iki duyguyla değerlendiririz.Olumsuz hisler; suçluluk veya öfke veya kırgınlık gibi bunların hepsi aynı iyi hissetmeme duygusunu yaşatırlar. Tüm bu hisler, bize o anda düşündüğümüzün istediğimiz türden bir şey olmadığını söylerler .Bunlara "kötü frekans" ya da "kötü titreşim" vb. de denebilir.İyi hisler; sevgi, mutluluk, umut gibi bize düşüncemizin isteyeceğimiz türden şeyleri getireceğini söylerler.Yani "Şu anda neyi kendime çekiyorum?" sorusunun cevabı hislerinizdir. Eğer iyi hissediyorsanız, devam edin doğru yoldasınız.
kaynak
Devamını Oku »

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel