28 Eylül 2013 Cumartesi

Beyni Genç ve Zinde Tutmanın Yolları

Terleyin: Egzersiz, verimli çalışmak için bol oksijene ihtiyaç duyan beyin hücrelerinin gıdası gibidir. Böylece beynin öğrenme ve hatırlama becerisi güçlenir.

Balık yiyin: Yüksek Omega-3 içeren sardalya ve ton gibi yağlı balıkları tüketmek zekayı attırır.

Konsantrasyon ve okuma yeteneğini geliştirir. B vitamini ve protein açısından zengin besinler de seratonin içerdiği için beyindeki iletişim hızlanır.

Lavanta koklayın: Lavanta kokusu işe konsantrasyonu artırır. Özellikle öğle aralarında, çalışmaya başlamadan önce lavanta koklayın.

Mola verin: Uzun ve aralıksız çalışma saatleri ters etki yaparak beynin verimini düşürür. Araştırmalar her 40 dakikalık çalışmadan sonra 20 dakikalık ara vermenin, sonraki 40 dakikaya hazırlanmak için gerekli olduğunu savunuyor.

İyi bir uyku çekin: Gece 7-8 saatlik uyku beyin performansını en üste taşır. Ayrıca gün ortasında 30 dakikalık bir kestirme beynin şarj olmasını sağlar.

Sakız çiğneyin: Sakız çiğneme beyne giden kanı yüzde 20 artırıyor. Böylece hafızayı kuvvetlendirip, stresi azaltıyor.

Su için: Yüzde 80’i su içeren beynimiz su içmediğimizde küçülüyor. Bu sebepten her gün 1.5- 2 litre arasında su içmek gerekiyor.

Kırmızıya bakmayın: Kırmızı görmek özellikle sınavda başarıyı düşürüyor ve öğrencide motivasyon düşüklüğü yaratıyor.

Seks yapın: Orgazmla sonuçlanan bir seks veya hamilelik süreci, kadınların beyinlerindeki prolaktin hormonunun ve beyin hücrelerinin artmasını sağlıyor.

Sıcak çikolata için: Yatmadan önce içilecek bir bardak sıcak çikolata zekayı artırıyor. Kakao özellikle yaşlıların zihnini açıyor.

Rahatlayın: Rahat bir yere oturup gözlerinizi kapayın ve ayaklarınızdan boynunuza kadar tek tek kaslarınızın gevşediğini hissedin. Gerginliği atmak, sınavdaki başarınızı yükseltecektir.

Yetenek geliştirin: 6 yaş grubu üzerinde yapılan araştırmalara göre müzik ve resim gibi konularda eğitim gören çocukların IQ’ları daha yüksek oluyor.

Sınırlı teknoloji: SMS ve e-mail’i fazla kullanmak ve çok televizyon seyretmek zeka seviyesini düşürüyor.

Beyin jimnastiği yapın: Akıl oyunları oynayarak, bulmaca ve zeka testleri çözerek beyninizi zinde tutabilirsiniz.

Alkol almayın: Alkol beyin hücrelerini öldürerek, öğrenme ve hafıza bölgesine zarar verir.

Gelen Aramalar: genç beyin gidası,hafızayı zihni ve beyni kuvvetlendiren ayetler,murat dinçer çekin Tags: alkol, beyin, hafıza, manset, uyku

Category: Hafıza / Beyin, Kişisel Gelişim


Kaynak

Devamını Oku »

27 Eylül 2013 Cuma

Twitter bir baş belası mı?

Bu açıklamanın ardından AKP’li Ankara Belediye Başkanı Melih Gökçek, Twitter’ı bıraktığını duyurdu. Gökçek, takipçi sayısı 500 bine ulaştığı zaman Twitter’ı bırakmayı kendisine bir hedef olarak çok önceden koyduğunu söylüyor, fakat bu kararın zamanlaması hakkında muhalif çevreler farklı düşünüyor.

Protestocuların birbirleriyle iletişime geçmesinde ve gösterilerin düzenlenmesinde Twitter’ın rolü olduğu kesin. Ama Twitter ya da Facebook gibi sosyal medya platformları bir baş belası mı, değil mi? Erdoğan’ın bu çıkışını Ankara merkezli gazeteci ve sosyal medya şirketi yöneticisi Emrah Güler’le tartıştık.

Başbakan Erdoğan’ın protestolar karşısında verdiği ilk tepkilerden birinde sosyal medyayı suçlaması sizi şaşırttı mı?

“İnternetin yasaklanması hiç yabancı olduğumuz bir konu değil. “

Emrah Güler

Tavır olarak şaşırtıcı değil. Son bir-iki yıldır Başbakan Erdoğan’ın kendi görüşünden farklı olanları en iyi ihtimalle dinlemediğini, en kötü ihtimalle de kızgın bir baba edasıyla ötekileştirdiğini gözlemliyoruz.

Bugüne kadar kendisine karşı düzenlenen bu en büyük ayaklanmada birini suçlamasını normal buluyorum; bu suçlamanın Twitter’ı hedeflemesi de normal. Belirli bir kitleye ulaşmasını ya da ulaşmamasını istediği bilgi akışı son günlerde tamamen kendi kontrolünden çıkmış durumda.

Burada ilginç olan durum, Başbakan Erdoğan’ın Arap Baharı yaşanırıken -örneğin Mısır’daki ayaklanmalar sırasında- kendi Twitter hesabından sosyal medya ile başlayan ve şekillenen Arap devrimini övmüş olması. Cumhurbaşkanı Gül’ün de benzer bir twitter mesajı var. ”Kapalı rejimlerde yeni iletişim biçimlerini dikkate almamız gerektiğini” överek söyleyerek açıklamaları var…

Başbakan Erdoğan Twitter hakkında ”Yalanın daniskası burada.” diyor. Gezi Parkı’nda başlayıp ülke geneline yayılan protesto eylemleri esnasında Twitter’da gerçekten aslı olmayan çok sayıda iddia, yalan haber dolaştı. Polisin öldürdüğü iddia edilen insanların sahte fotoğrafları yayıldı, ya da direnişi canlı tutmak için ”protestolar 48 saat sürerse hükümet istifa etmek zorunda kalacak” yalanı dolaştı. Hatta Twitter yalanları diye bir site Türkiye’de dolaşıma sokulan bu kışkırtıcı mesajları bir arada topluyor. Sosyal medyanın provokatif bir yönü yok mu?

Fakat bence ilginç olan şu: Son iki gündeki olayları bir kaynama noktası olarak düşünürsek, bundan önce bir-iki yıldır bir kaynama sürecinin içindeydik ve bu dönemde sosyal medyada insanlar ideolojik olarak birbirlerine saldırıyor, hatta nefret suçu kapsamına girebilecek söylemlere giriyorlardı.

Oysa çok şaşırtıcı şekilde son birkaç günlük süreçte, prokakasyon minimumdaydı ve Erdoğan muhalifleri bilgi çöplüğüne karşı önlemler almaya büyük özen gösterdi. Birkaç saat içinde yanlış bilgileri toparlayıcı web siteleri ortaya çıktı.

Cumartesi akşamına kadar devam eden bilgi karmaşası, Twitter kullanıcılarının ortak çalışmasıyla bir süzgeçten geçirildi. Bence etkileyici olan, bütün bu süreçte Erdoğan karşıtı sosyal medya kullanıcılarının sürekli birbirlerine ”şiddet kullanmayın, belirli bir ideolojiyi ya da bir partiyi savunmayın, protestolardan sonra çevreyi temizleyin” türü mesajlar atması.

Ayrıca, Başbakan Erdoğan’ın Twitter’a baş belası demesine rağmen, Twitter’da uzunca bir süre boyunca mesaj trafiğinde ağırlığını koyan taraf bizzat Başbakan’ın destekçileriydi; Twitter’da ”trending topic” olmaya onlar da gayret gösteriyor ve başarılı da oluyorlardı.

Türkiye’de sosyal medyanın, internetin çok rahat bir şekilde yasaklanması hiç yabancı olduğumuz bir konu değil. YouTube’a iki hafta boyunca erişim yasaklandı. Hükümet bazı blog’lara kızdığı için bütün blog’ları yasakladı. Çeşitli web siteleri birkaç gün içinde çıkan kararlarla yasaklanıyor. Ve Twitter’ı, Facebook’u yasaklamaları da çok uzak bir ihtimal değil.

Fakat şöyle bir durum var bu sefer. İnsanlar şunu görmeye başladı; ki bence hükümet de bunu görüyor. İnternet denen şeyi kapıdan kovarlarsa bacadan giriyor, bacadan kovarlarsa pencereden giriyor. Protestolar sırasında da internete erişimi engellemeye çalıştılar ama göstericiler wi-fi şifrelerini paylaşarak, şu ya da bu programı indirebilirsiniz diye birbirini bilgilendirerek karşı önlemler aldı. Bu önemli bir nokta.

İkincisi, sosyal medya son üç yılda Türkiye’de ekonominin çok önemli bir parçası haline dönüştü. Banka gibi büyük kurumlardan tutun lokantalara, otellere, sivil toplum örgütlerine ve yerel yönetimlere değin artık herkes sosyal medyayı hem kendi iletişim stratejileri için, hem de türlü operasyonları için etkin bir şekilde kullanıyor.

Büyük para kaynakları ciddi şekilde sosyal medyanın ekmeğini yiyor. Bu ekonomik faktör, Facebook’un ya da Twitter’ın yasaklanmasının o kadar kolay olmayacağının bir göstergesi bence.

Kaynak: BBC Türkçe

Tags: Başbakan Erdoğan, facebook, Gezi Parkı, Gezi Parkı eylemleri, manset, protesto, SOSYAL MEDYA, Twitter

Category: Başarı Haber, Psikoloji, Psikoloji Yazıları


Kaynak

Devamını Oku »

25 Eylül 2013 Çarşamba

10-16 Haziran Haftası Burç Yorumları..

10-16 HAZİRAN HAFTASI..

Haftaya  sürtüşme zıtlık ve çekişme enerjileriyle giriyoruz.Mantığımız ve duygularımız arasında dengeyi bulma konusunda zorlanabiliriz.Yeni seçim ve kararlarımızı dikkatlice gözden geçirip hafta ortasından sonraki günlerde  aktifleştirebiliriz.Fiziksel görünümde değişim,estetik,dekorasyon konularında değişimler için Cuma ve sonrası günleri değerlendirelim.Özel ilişkilerde şüphe güvensizlik enerjisi ani bitiş kopma ve stres yaratabilir DİKKAT ! Ön planda olma fikirlerimizi çok hevesli ortaya koyma arzumuz yüksek,karşıt ve zıt fikirlerle tartışma güç çekişmeleri rekabet yaratabilir,yanlış anlama anlaşılma ve yanılmalara da açığız..Genel olarak özel ve sosyal ilişkilerimizde iletişimimizde sert rüzgarların eseceği bir hafta.Empati,hoşgörü,anlayış enerjilerini ön plana çıkarmamız gereken bir süreçteyiz..

‘’Savaşım aslında kendimle bakmayın kavga ettiğime herkesle,gözyaşlarıma da izin vereceğim içimdeki alevi serinleterek söndüreceğim temizleyeceğim tüm benlerimi,sonra yeniden doğacayım temiz ve aydınlanmış olarak’’

Haftanın Burçlara Göre Değerlendirmesi..

KOÇ ; Koçlar haftaya aile ve iş konularında değişim enerjisiyle giriş yapıyorlar.Hafta ortasına kadar gergin ve stresli hissedebilirler,porton ve yönetici kişilerle çekişme zıtlaşma,aile bireyleriyle de gerginlik yaşayabilirler.Duygusal çıkışlara açık olacakları birkaç gün önemli karar ve girişimlerini gözden geçirmelerini tavsiye ediyorum.Ev taşınma değişim alım satım konularını Cuma ve sonrası günler de değerlendirebilirler.Çarşamba-Cuma öğle saatlerine kadar aşk ve ilişkiler de şanslılar yeni bir aşka yelken açabilir,yada var olan ilişkilerini güçlendirebilirler.Sosyal organizasyonlar da yer alabilir ayrıca sahne becerilerini geliştirebilirler,sportif aktiviteler ve hobilerini geliştirebilirler.Yakın yerlere seyahatler ve yakın çevre ilişkileri hafta genelinde ön planda olacak.Hafta sonu gündelik işler öne çıkıyor,çalışma koşullarıyla ilgili yeni düzenlemeler yapabilirler..

BOĞA ; Boğalar haftaya yakın çevre ilişkileri seyahatler ve iletişim enerjisiyle giriyorlar.Hafta ortasına kadar yakın sosyal ve özel ilişkilerinde iletişimde sorun ve problemler yaşayabilirler.Parasal maddi konular alacak ve ödemeler hafta geneli gündemlerinde olacak.Çarşamba-Cuma ev yer değişikliği yaşayabilirler.Hafta sonu aşk ve ilişkileri gündemlerinde, sosyal organizasyonlarda yer alabilir hobilerini geliştirebilirler..

İKİZLER ; İkizler haftaya maddi konularla giriş yapıyorlar alacak verecek ve ödemeler konusunda bir takım sıkıntı gerginlik ve stres yaşayabilirler.Hafta geneli kendilerini ifade ve ön plana çıkarma arzuları yüksek olacak,hafta ortasına kadar sözlere dikkat.Çarşamba-Cuma yakın çevre ilişkileri seyahatler ve iletişim konuları hareket kazanacak.Hafta sonu ev yer değişim taşınma alım satım aile konuları ön plana çıkıyor..

YENGEÇ ; Yengeçler haftaya iletişimde hızlı giriyorlar.Özel ve sosyal ilişkilere dikkat,duygusal hassas ve gergin hissedebilirler,duygusal çıkışlara açıklar.Çarşamba-Cuma maddi konular alacak verecek ödemeler ön planda olacak.Hafta sonu yakın çevre ilişkileri,yakın yerlere seyahatler gündemlerinde olacak.Hafta geneli geçmiş sorun ve problemleriyle yüzleşebilir,geçmiş işi bitmemiş ilişkilerde gündemlerinde olabilir..

ASLAN ; Aslanlar haftaya gergin ve stresli girebilirler,geçmiş meseleler ilişkiler ön plana çıkabilir,sözlere ve sağlığa dikkat.Çarşamba-Cuma kendilerini daha dinamik hissedebilirler,fikirlerini ön plana çıkarabilir dikkat çekebilirler.Hafta sonu maddi konular alacak verecek ödemeler ön planlarında olcak gelir giderleriyle ilgili yeni düzenlemeler yapabilirler..

BAŞAK ; Başaklar hafta başı sosyal alanda hizmet edebilir,gurup çalışmalarıyla ön plana çıkabilirler.Arkadaşlarla iletişime dikkat,fikirlerde zıtlık enerjisi çekişme sürtüşme yaratabilir.uzak ve deniz seyahatleri de gündemlerinde.Çarşamba-Cuma içe çekilmek olanı biteni değerlendirmek için yalnız kalmak isteyebilirler,sağlığa da dikkat.Hafta sonu geleceğe yönelik plan ve projelerini yeniden gözden geçirebilir yeni düzenlemeler yapabilirler.Hafta geneli iş ve kariyer konularında yenilik ve değişimler söz konusu..

TERAZİ ; Teraziler haftaya iş ve kariyer konularıyla giriş yapıyorlar.Hafta başı iletişimde sert enerjiler aktif olacak patron ve iş hayatlarındaki yöneticilerle restleşme ve gerginlikler yaşayabilirler,sözlere dikkat.Çarşamba-Cuma grup çalışmalarında yer alabilir,sosyal organizasyonlara katılabilirler,uzak seyahatlerde yapabilirler.Hafta sonu,enerjileri biraz düşebilir,içe çekilmek yalnız kalmak isteyebilirler,sağlığa dikkat.Hafta geneli sosyal ilişkiler eğitim yayıncılık konuları gündemlerinde olacak..

AKREP ; Akrepler haftaya sosyal alandaki iletişimde hızlı giriyorlar,yetme yetişme konusunda sıkıntı yaşayabilirler,hafta başı enerjiler sert olacağından özel ve sosyal ilişkilerde iletişimde sözlere dikkat.Çarşamba-Cuma iş ve kariyer konuları gündemlerinde ekstra yeni işler ve kazançlar geliştirebilirler.Hafta sonu gurup çalışmalarına katılabilir yeni kişiler tanıyabilir,sosyal alanlarını genişletebilirler..

YAY ; Yaylar haftaya başkalarından beklentiler konularında giriş yapabilirler,enerjiler sert olacağından maddi kazançlar ve beklentiler konularında stres ve zorluk yaşayabilirler.Çarşamba-Cuma sosyal alanlarında hareketlilik başlıyor,eğitim yayıncılık ve seyahatler konuları ön plana çıkıyor.Hafta geneli aşk ilişkiler ve ortaklaşa girişecekleri işler konuları gündemlerinde olacak.Hafta sonu iş ve kariyer konularında yeni plan ve projeler geliştirebilir yeni düzenlemeler yapabilirler.Yaylar özel ve sosyal ilişkilerinde hafta geneli sözlere dikkat,yanlış anlama anlaşılma ve yanılma riskleri yüksek..

OĞLAK ; Oğlaklar haftaya özel ve ortaklaşa yapacakları işler konularındaki iletişimle giriyorlar,bir çok oğlak özel ilişkilerinde kopma bitiş yaşayabilirler aşırı şüphe ve güvensizlik duyguları ön planda olacak.Çarşamba-Cuma başkalarıyla birlikte yapacakları işler yada başkalarından maddi beklentileri elde edecekleri kazanımlar ön planda olacak.Hafta sonu sosyal alanları hareket kazanıyor,seyatler,eğitim yayıncılık tanıtım konuları gündemlerinde olacak.Hafta geneli çalışma koşulları iş hayatlarında değişim iş arkadaşlarıyla iletişimleri gündemlerinde..

KOVA ; Kovalar haftaya günlük çalışma koşulları halletmeleri üstesinden gelmeleri konularla giriş yapıyorlar,çarşambaya kadar iş arkadaşları ve patronlarıyla iletişime dikkat,sürtüşme çekişme zıtlık enerjileri agresyon yaratabilir.Çarşamba-Cuma aşk ilişkiler ve ortaklaşa yapacakları işler ön plana çıkıyor.Hafta sonu alacak verecek ödeme ve başkalarından alacakları ön planlarında olacak.Hafta geneli aşk ilişkiler hobiler tanıtım sahne becerileri tanıtım konuları gündemlerinde..

BALIK ; Balıklar haftaya aşk ilişkiler sahne becerileri,tanıtım,sportif faaliyetler,hobiler konularıyla giriş yapıyorlar.Çarşamba –Cuma iş koşulları ve halletmeleri üstesinden gelmeleri konular ön planlarında olacak.Hafta sonu aşk evlilik ortaklaşa girişecekleri işler ve bu konularla ilgili projeler ve düzenlemeler gündemlerinde.Hafta geneli aile iş kariyer konularında değişim ve gelişmeler ön planlarında olacak..

Sağlıklı-keyifli haftalar..


Kaynak

Devamını Oku »

23 Eylül 2013 Pazartesi

Kontrolden Çıkan Sosyal Psikoloji Deneyleri

Bilimde insanlarla deney yapmanın çeşitli riskleri olduğu için deney hayvanları bir alternatiftir, ancak söz konusu olan sosyal psikoloji deneyleri ise konu direk olarak insan olduğu için deney hayvanı kullanma şansı bulunmuyor. Hayvanlar konuşamadığı için ise beyne ya da psikolojiye ait pek çok konuyu araştırmak için insanların birebir kullanılması bir gereklilik olarak karşımıza çıkıyor.

Günümüzde sosyal psikoloji deneyleri katılımcılara zarar vermemek, bir zarar verilse dahi bunu telafi etmek üzerine kurgulansa da geçmişte bu etik kuralların bulunduğunu ya da bulunsa bile bilim insanlarının bu kurallara uymak konusunda çok da hevesli olduklarını söyleyemiyoruz. Ayrıca bazı etkenlerin insanda ne çeşit bir tepki yaratacağını ancak yine deneylerle gözlemlemek mümkün.

Tarihte yoldan çıkarak amaçlanandan farklı bir noktaya sapan, iyi niyetli başlasa da kötü sonuçlar doğuran, katılımcılarına acılar ya da kalıcı ruhsal bozukluklar yaşatan psikoloji ya da sosyal psikoloji deneylerinin ardında kabaca üç nedenin yattığını söyleyebiliriz:

1. Bilim insanının deneyi tasarlarken olabilecekleri ön görememesi, (“Kaş yaparken göz çıkarmak…”)
2. Bilim insanının etik kurallarını, insan ya da hayvan haklarını önemsememesi (“Zafer yolunda her şey mübahtır”)
3. Bilim insanının tezini kanıtlayabilmek için aşırı hırslı davranması ve deneyin başarısızlığının birinci dereceden etkileyeceği kişiler arasında kendisinin bulunmaması. (“El elin eşeğini türkü yakarak ararmış”)
Bu yazımızda katılımcılarına zarar veren ya da tahminlerin çok ötesinde sonuçlar verdiği için yarıda kesilen deneylerden bahsedeceğiz.

Wendell Johnson (F.W. Kent Fotoğraf Kolleksiyonu, Iowa Üniversitesi Kütüphanesi)
Iowa Üniversitesi’nden, kendisi de kekemelikten mustarip olan [1] Wendell Johnson tarafından tasarlanan ve 1939 yılında 5 ila 15 yaş arasındaki 22 yetiştirme yurdu öğrencisiyle gerçekleştirilen deney, deneklerde kalıcı hasar yaratma konusunda akla gelen ilk örneklerden biridir [2].

10'u kekeleyen, 22 öksüz ve yetim çocuğun kontrol ve deney grupları olarak iki gruba bölündüğü çalışmada her iki gruba da diksiyon dersleri verilmiştir. Bir gruba doğru telaffuzlarında pozitif geri besleme verilirken, diğer gruba yaptıkları telaffuz hatalarında dayak atma ve kekeme olduğunun yüzüne vurulması gibi uygulamalar gerçekleştirilmiştir.
Bu 6 aylık çalışmanın sonuçları ortaya korkunç bir manzara çıkarmıştır: Negatif geri besleme alan gruptaki çocuklardan sadece kekeme olanlar değil, normal olanlar dahi hayatları boyunca konuşma güçlüğü çekmişlerdir.

Sonuçları halen Iowa Üniversitesi kütüphanesinde bulunan araştırma, tarihin tozlu sayfalarına gömülü idi. Ancak 2001 yılında California eyaletinde yayınlanan San Jose Mercury News konu hakkında bir makale kaleme aldı. Bu makaleyi ihbar kabul eden savcıların devreye girmesiye deney ulusal bir skandala dönüştü. Haberlerden sonra Iowa Üniversitesi özür diledi, ancak 2005 yılında Iowa yüksek mahkemesi davayı görüştü ve 2007 yılında kalıcı hasara uğramış 6 denek, toplamda 925.000 ABD doları tazminata hak kazandı.

Dava böyle sonuçlanmış, Wendell Johnson ve Iowa Üniversitesi suçlu bulunmuş olsa da bazı meslektaşları Wendell Johnson’ı savunuyorlar. Aslında Johnson saygın bir bilim adamı. Adı böyle bir deneyle tarihe kötü geçmiş olsa da konuşma bozuklukları ve kekemelik tedavisindeki başarılı çalışmaları sebebiyle hala iyi bir şekilde anılıyor. Üniversite’nin savunma zemini ise daha farklı: İnsan kullanılarak yürütülecek deneylerle ilgili Nuremberg Kanunları 1948 yılında yayınlandığından, 1939 yılındaki bu deney o günün kurallarına uygun görünüyor [3].

1963 yılında Yale Üniversitesi’nde Profesör Stanley Milgram tarafından tasarlanan deney insanların belli bir rol altında anonimleşerek kendi kimliklerinden sıyrılacağını ortaya koymayı amaçlıyordu. Denekler gazete ilanları ve posta yoluyla bulundular ve 20 ila 50 yaşlar arasında toplumun her kesiminden erkekler seçildiler [4].

İşbirlikçi “öğrenci”.

Katılımcılara grubun “öğretici” ve “öğrenci” olarak iki gruba bölündüğü bilgisi verildi. Oysa öğrenci tekti ve tüm katılımcılar öğretici olarak görev yapacaktı; tabi ki deneklerin bundan haberleri yoktu. Zira öğrenci bir işbirlikçi idi, ve iyi rol yapabilen bir muhasebeciydi. Denekler, rastgele verilen kağıtlardan “öğretmen” yazanın şans eseri kendilerine geldiğine inandırıldıktan sonra “öğretmen” ve “öğrenci” birbirini duyabilecek ancak göremeyecek şekilde ayrı odalara alınıyordu. Deney gözlemcisi -yine işbirlikçi-, gri bir laboratuvar önlüğü giyen, sert ve hissiz bir biyoloji öğretmeni rolünde idi.

Deney başlamadan önce “öğretmen”e 45 voltluk bir elektrik şoku uygulanarak “öğrenci”ye uygulayacağını sandığı şokun neye benzediği hakkında bir fikir verilmiş oluyordu. Öğretmene daha sonra öğrenciye öğretmesi amacıyla sözcük çiftlerinden oluşan bir liste veriliyor, öğretmen de bu listeyi öğrenciye bir kere okuyarak işe başlıyordu. Ardından öğretmen listeyi oluşturan sözcük çiftlerinin ilk sözcüklerini teker teker okuyor, okuduğu her sözcük için öğrenciye dört adet seçenek sunuyor, öğrenci de bu seçenekler arasından doğru olduğunu düşündüğü cevabı bildirmek için bir cevap düğmesine basıyordu. Verdiği cevap doğru ise öğretmen sonraki sözcük çiftine geçiyordu. Cevap yanlış ise, her yanlış cevap sonucu giderek artan elektrik şoklarına maruz kalıyordu – aslında elektrik verildikçe çığlık atılan, önceden kaydedilmiş bir kaset aracılığıyla öyle olduğu sanısı veriliyordu-. Voltajın birkaç defa artırılmasından sonra işbirlikçi, kendisini yan odadaki denekten ayıran duvarı yumruklamaya başlıyordu. Deneyin sürümlerinden biri, işbirlikçi deneğin gerçek deneğe bir kalp rahatsızlığı olduğunu söylemesi gibi ek bir özellik taşıyordu. Birkaç defa yumrukladıktan ve kalp rahatsızlığını hatırlattıktan sonra ise artık sorulara cevap vermemeye ve şikayette bulunmamaya başlıyordu.

Bu noktada pek çok denek, öğrencinin ne halde olduğunu öğrenmek için deneyi durdurmak istediklerini ifade ettiler. Kimi denekler 135 voltta durup deneyin amacını sorgulamaya başladı, ama bunların çoğu sonuçlardan sorumlu tutulmayacaklarına dair güvence aldıktan sonra devam etti.

Denek herhangi bir noktada deneyi durdurma isteğini ifade ettiği zaman kendisine sırasıyla aşağıdaki sözlü uyarılarda bulunuluyordu:

1. Lütfen devam edin.
2. Deney için devam etmeniz gerekiyor.
3. Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
4. Başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.

Denek bu dört uyarıdan sonra bile hala durmak istediğini ifade ederse deney durduruluyordu. Tersi durumda ise deney ancak denek en yüksek şok olan 450 voltu 3 kere art arda uyguladıktan sonra durduruluyordu.

Sizce deneklerden ne kadarı 450 volta kadar çıkmış ve öğrenciyi öldürmeyi, öldürmese bile onu çok büyük acılara maruz bırakmayı göze almıştır? %5? %10? Hatta yarısı?
Milgram, deneyini gerçekleştirmeden önce Yale üniversitesinin 14 psikoloji yüksek lisans öğrencisiyle sonuçların ne olacağına yönelik bir anket yapmış ve katılımcıların tümü, sadece birkaç sadist eğilimli deneğin (%1,2) en yüksek voltajı uygulayacağını düşünmüştü. Psikiyatristler ise sadece onbinde 12’sinin (%0,12) 450 volta kadar çıkabileceğini düşünmüşlerdi [5]. Oysa sonuçlar dehşet vericiydi: Bu ilk deneyde 40 denekten 26’sı, yani %65'i deneydeki en yüksek gerilim olan 450 voltu -her ne kadar epey huzursuzluk hissetmiş olsalar da- uygulamışlardı. Hepsi deneyin bir noktasında durup deneyi sorgulamış, hatta bazıları kendilerine ödenen parayı geri vereceklerini söylemişlerdi, ancak bir çoğu bunu yapmamıştı. Hatta katılımcılardan hiçbiri 300 volt seviyesinden önce şok uygulamaktan tereddütsüzce vazgeçmemişti.

Milgram Deneyi’yle benzer özellikler taşıyan bu deney, California, Palo Alto’da bulunan Cubberley Lisesi’nde, tarih dersi kapsamında gerçekleştirilmiştir. “Nazi Almanyası” konusu kapsamında gerçekleştirilen uygulamanın amacı demokratik toplumların dahi faşizme meyilli olduklarını anlatmayı amaçlamış, ve aslında deneyin sahibi, tarih öğretmeni Ron Jones bir bakıma bunu kanıtlamıştır da.

Jones ilk gün bir kaç basit kural getirmiştir: Ders zili çalmasıyla birlikte öğrenciler 30 saniyede yerlerini alacak, söz almadan ve ayağa kalkmadan konuşmayacak, söz alırsa söyleyecekleri üç beş kelimeyi geçmeyecek ve her cümlelerinin sonunu “Bay Jones” diye bitireceklerdir.

İkinci gün Jones mevcut sınıfın özel olduğunu belirtmiş, diğerlerinden ayırmış ve disiplinin sağlanmasından sorumlu kılmıştır. Onlara “Üçüncü Dalga” adını veren Jones, bir okyanusun en güçlü dalgasının üçüncü dalga olduğu gibi sahte bir efsane uydurarak ismi anlamlandırmıştır. Bu gruba Nazi selamını öğreten Jones, bu grup öğrencilerinin sadece sınıfta değil, dışarıda dahi birbirlerini bu şekilde selamlamalarını emretmiştir. Öğrenciler bu kurala istisnasız uymuşlardır.

Tarih öğretmeni Jones’un talimatıyla üçüncü günden itibaren “Üçüncü Dalga” üyeleri birbirlerini nazi selamı ile selamlamaya başlamışlardır.

Üçüncü gün Jones deneyin kapsamını büyüterek okula yaymıştır. Gün başında 30 öğrencilik sınıf, 13 katılımcıyla beraber 43'e yükselmiştir. Öğrencilerin hepsi derslerine hevesle sarılmaya başlamış, katılımlarında artış olmuştur. Ron Jones’un konuyla ilgili kendisinin kaleme almış olduğu makalede belirttiğine göre, kimi öğrenciler “İlk defa adam akıllı bir şeyler öğrendiklerini” beyan etmişler ve hatta “Bay Jones, niçin diğer konuları da bize böyle öğretmiyorsunuz?” şeklinde sitem etmişlerdir [6].

Kendilerine bir üye kartı düzenleyen öğrenciler, bir de logo tasarlayarak kurumsallaşmışlardır ve grup üyesi olmayan öğrencileri sınıfa sokmamışlardır. Yeni üye bulma koşul ve kurallarının da belirlendiği üçüncü günün sonunda toplam katılımcı sayısı 200'ü bulmuştur. Gün içerisinde bazı grup üyeleri diğer grup üyelerini kurallara uymadıkları gerekçesiyle jurnallemeye başlamışlardır.

Dördüncü gün Jones, öğrencilerin projeye haddinden fazla dahil olduklarını, disiplin kurallarına görülmemiş bir liyakatle bağlandıklarını farkedince, olayların kontrolden çıkacağını sezerek deneyi durdurmuştur ancak bunu yaparken, bu hareketin ulusal bir hareket olduğunu, ertesi gün, yani cuma günü başbakanlıktan bir açıklama yapılacağını belirterek yapmıştır. Ertesi gün vaat ettiği gibi sınıfa bir televizyon getiren Jones, bir kaç dakika karıncalı ekran izlettikten sonra gerçeği açıklamış, bunun Nazi Rejimi dersi kapsamında faşizmi anlatmak için yaptığını belirtmiş, hemen ardından bir Nazi belgeseli izleterek amacını doğrulamıştır.

Çocukların olayı velilerine söylemesinden sonra gerçekleşenler ilginçtir: Bir haham (konu Nazi Almanyası olduğunda yahudi olan ABD vatandaşları daha hassastırlar) velilerin kaygılarını iletmek için Jones’u aramışlardır. Jones amacını anlattıktan sonra haham velilerin kaygılarını giderme sözü vermiş hatta deneyin bir parçası olmuştur [6].

En nihayetinde deney sonlanmış ve deneyin okul yönetimince duyulmasından sonra Jones çalıştığı okuldan kovulmuştur ama kovulma gerekçesinin bu deney olduğu resmi olarak belirtilmemiştir [7].

Ron Jones’un Üçüncü Dalga deneyi, 2008 yılında Alman yapımı “Die Welle” adlı filmde işlenerek beyaz perdeye aktarılmıştır.

Zimbardo deneyi, beyaz perdeye de farklı şekillerde yansımış olan bir deneyi konu alır. 1971 yılında Stanford Üniversitesi ve ABD Deniz Kuvvetleri ile ortaklaşa gerçekleştirilen bu deneyi kabaca özetlersek, hiçbir psikolojik sorunu bulunmayan sıradan insanların bir deney için hapishane ortamına sokulmaları ve gardiyan ve mahkum olarak ikiye bölünmeleri sonrasında neler olduğunu incelemiştir. Asıl amaç kişilerin sosyal rollerine nasıl ve ne kadar kolay uyum sağladıklarını gözlemleyebilmektir ancak çok başka sonuçlar doğurmuştur.

2001 yılı Alman yapımı “Das Experiment” filmi Stanford Hapishane Deneyi’nde yaşananları konu almaktaydı. Ancak yukarıdaki fotoğraflar gerçek deneyden… (12)

Stanford Üniversitesi’ne ait bir binanın altında kurulan hapishane benzeri odalarda gerçekleştirilen deneyde, mahkûmlar daha ilk günden edilgen, gardiyanlar ise daha ilk günden agresif olmak üzere, rollerine çok çabuk bir şekilde uyum sağlamışlardır. İkinci günden itibaren deney öngörülenden daha fazla duygusal şiddet barındırmaya başlamış ve iki hafta olarak planlanan deney 6. gününde mecburen sona erdirilmiştir.

Zimbardo deneyi öngörülen sınırların dışına çıkıp deneklerine tehlikeli ve psikolojik olarak hasar veren bir duruma gelmiştir. Mahkûmların ikisi daha deneyin başında zorunlu olarak deneyden ayrılmışlardır. Birçok mahkûm duygusal olarak travma geçirirken gardiyanların üçte biri “gerçek” sadistik eğilim sergilemekten yargılanmıştır.

Konuyla ilgili müdahalede bulunulmamasından dolayı eleştirilen Philip Zimbardo, bir gözlemci bulunması halinde deneyin gerçek sonuçlar vermeyeceğini düşünüldüğünden gözlemci bulundurulmadığını ve müdahalede bulunulmadığını belirtmiştir [8].

Tarihte bir vaka daha var ki, yukarıda saydığımız deneylerden bir çok yönüyle ayrılmaktadır, fakat yine de bir bilim insanının hatasının ya da hırsının hastayı ya da deneği nerelere sürükleyebileceğini göstermesi açısından manidardır. Ayrıca söz konusu deney, on iki yıl kadar uzun sürmüş, psikoloji sınırlarını aşmış ve çeşitli ameliyatları ve hormon tedavilerini de içermiştir.

“Bir süre için gerçekten de şirin, küçük bir kız çocuğu gibi davranan Brenda (David) ve ikiz kardeşi Brian Reimer için her şey sütlimanken zamanla durum değişmiştir.” [9]

22 Ağustos 1965 yılında Kanada’da ikiz kardeşi Brian Reimer ile birlikte Dünya’ya gelen David Reimer adındaki erkek çocuk, 8 aylıkken ailesi tarafından sünnet ettirilmek istenmiş, sünnet sırasında kazara penisi yanmış ve hasar görmüştür. Profesyonel destek almak isteyen aile Baltimore’daki John Hopkins Hastanesi’ne, televizyondaki bir programda cinsiyet konuları tartışılırken tanıdıkları ve gayet de bilgili gördükleri Psikolog John Money’e başvurmuşlardır. Psikolog John Money durumu dinledikten ve inceledikten sonra aileyi bebeğin cinsiyetini değiştirmek üzere yönlendirmiş ve bu seçeneğin kesinlikle daha iyi olacağını söylemiştir. Ancak John Money, cinsiyetin doğuştan gelmediği ve öğrenilmiş olduğuna yönelik bir teorinin taraftarı olduğunu ve bir ikiz kardeşi de bulunduğu için aynı zamanda kontrollü deney olanağı sağlayacak olan David Reimer’ı bu teoriyi ispatlamak adına denek olarak kullanmak istediğini itiraf etmemiştir.

David’in testisleri 22 aylıkken orşidektomi operasyonuyla alınmıştır ancak henüz yapay bir vajina tesis edilmemiştir. Ona yeni bir isim verilmiştir: Brenda. Vakaya epey vakit ayıran Money, sosyal öğrenme yoluyla cinsiyetin sağlıklı bir şekilde değiştirilebilmesini garanti altına almak için enteresan uygulamalarda da bulunmuştur. Çocuklukta gerçekleşen seks provalarının cinsiyetin edinilmesinde önemli rolü olduğunu düşünen Money, kardeşleri cinsiyetlerine göre çeşitli cinsel pozisyonlara sokmuş, hatta bir kısmını fotoğraflamıştır. Bir başka uygulamada da ikisini de soyarak birbirlerinin cinsel organ farklılıklarını incelemelerini istemiştir[10].

Bir süre için gerçekten de şirin, küçük bir kız çocuğu gibi davranan Brenda (David) ve kardeşi için durum sütlimanken zamanla durum değişmiştir. Göğüslerinin gelişmesi için verilen östrojen işe yaramamış, kendisine bir kız çocuğuymuş gibi davranılmasına rağmen Brenda kendisini bir kız çocuğu gibi hissetmemiştir. 22 aylıkken gerçekleşen operasyondan ergenlik çağına kadar karın bölgesinde tesis edilmiş bir delik aracılığıyla idrarını yapan Brenda, tekrar Baltimore’a götürülürse intihar edeceğini beyan edince ona yapay bir vajina tesis edilmesini isteyen Dr. Money ile ilişkiler kesilmiştir. 13 yaşında iken, endokrinoloğu (salgı sistemi/hormonal sistem uzmanı) ve psikiyatristinin tavsiyesiyle birlikte, aile Brenda’ya gerçekleri açıklamıştır. Brenda, tekrar David adını almış, bir süre sonra da ameliyatla süreç tersine çevrilmiştir. Ayrıca 1990 yılında Jane Fontain ile evlenmiş, onun üç çocuğuna babalık yapmıştır.

David intihar etmeden önce evliydi ve eşinin üç çocuğuna babalık yapıyordu.

Maalesef Reimer kardeşler için hayat mutlu bitmemiştir.

Money’nin terapi uygulamalarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı bilinmiyor ancak şizofreni hastası olan Brian, 2002'de aşırı dozda şizofreni ilacı alımı sebebiyle hayatını kaybetmiştir [11]. Ağabeyinin acısını yaşayan David, 2 Mayıs 2004'te bir de karısı Jane’in kendisinden boşanmak istediğini öğrenmiştir. 5 Mayıs 2004'te henüz 38 yaşındayken kendi kafasına kurşun sıkmak suretiyle intihar etmiştir [10],[11].

Brian’ın sahip olduğu şizofreninin ve David’in intiharının sebebinin kesin olarak Money’nin uygulamaları olduğu iddia edilemez. Her şeyden önce David, sünnet uygulaması sırasında cinsel organını kaybettiği için daha sekiz aylıkken ruh sağlığı açısından olası bir olumsuz geleceğe aday olmuştur. Ancak burada doktorun hastasını taraftarı olduğu bir teori uğruna denek olarak kullanması, David Reimer’ı yazımızın konusu haline getirmiştir.

Kaynaklar:
[1] Gretchen Reynolds, The Stuttering Doctor’s ‘Monster Study’ http://www.nytimes.com/2003/03/16/magazine/the-stuttering-doctor-s-monster-study.html
[2]* 10 Psychological Experiments That Went Horribly Wrong, http://brainz.org/10-psychological-experiments-went-horribly-wrong/
[3] Robert Goldfarb, ETICS, The Case Study from Fluency, http://www.nicholasjohnson.org/wjohnson/hsr/njhsr512.pdf
[4] Wikipedia, ilgili makale. http://en.wikipedia.org/wiki/Milgram_experiment
[5] Thomas Blass, Obedience to Authority. (Taylor & Francis, 2000)
[6] Ron Jones’un kendi kaleminden “The Third Wave”, http://libcom.org/history/the-third-wave-1967-account-ron-jones
[7] Wikipedia, ilgili makale. http://en.wikipedia.org/wiki/The_Third_Wave
[8] Wikipedia, ilgili makale. http://en.wikipedia.org/wiki/Stanford_prison_experiment
[9] Resim kaynağı: http://unknownmisandry.blogspot.fr/2012/07/gender-is-hoax.html
[10] Wikipedia, ilgili makale. http://en.wikipedia.org/wiki/David_Reimer
[11] BBC yapımı olan ve David Reimer’ın hayatını konu alan bir belgesel bulunmaktadır: http://documentarystorm.com/dr-money-and-the-boy-with-no-penis/
[12] Resim kaynağı: http://www.manoneileen.com/2011/04/18/dyk-14-abu-ghraib-stanford-prison-experiment/

* Tüm başlıklar için bu kaynağa başvurulmuştur.

Kaynak: Tevfik Uyar (acikbilim)

Tags: David Reimer Vakası, manset, sosyal psikoloji, sosyal psikoloji deneyleri, Üçüncü Dalga, Zimbardo Hapishane Deneyi

Category: Premium


Kaynak

Devamını Oku »

21 Eylül 2013 Cumartesi

Velilere Karne Tatil Mektubu

Sayın Veli,
Çocuklarımızın onlarca sınavdan geçerek bitirdikleri bir eğitim öğretim yılının daha sonuna geldik. Hem öğrenci hem de velileri bir karne heyecanı sarmış bulunmaktadır. Bazı veliler çocuklarının karnesini beğenecek bazılarını ise mutlu etmeyecektir. Karne döneminde öğrenciler, değerlendirilecek olmanın vermiş olduğu kaygıyı yaşar. Kötü karneyle ailesinden “kötü evlat”, “beceriksiz, işe yaramaz çocuk” gibi  geribildirim alacağını düşünebilir.  Bu nedenle karne döneminde çocuğunuza  yaklaşımda  bilmeniz gereken önemli ipuçları var.





Çocuğunuzla başkalarının yanında karnesi hakkında konuşmayınız. Rahat bir değerlendirme için yeterli zamanı ayırınız. Aldığı notlardan çocuğunuzun memnun olup olmadığını, başarısını artırmak için neler yapılabileceğini çocuğunuza sorunuz.   Çocuğunuzun gelecek döneme ilişkin hedeflerini dinleyiniz olumlu bulduklarınızı destekleyiniz. Karne öğrencinin ders çalışma becerisini ölçen bir belgedir ancak kişiliğini ölçen bir belge değildir.Karne başarının tek ölçütü değildir. Her öğrencinin zihinsel yeterliliği, ilgi, yeteneği ve kişiliği farklıdır. Öğrencilerin çok farklı yeteneklere sahip olduğu göz önünde bulundurulmalıdır ve sadece ders notları değil davranış notları da değerlendirilmelidir.Çocuklarınızı ve karnesini diğer çocuk ve karnelerle kıyaslamayınız. Çocuğu yalnızca kendisi ile kıyaslayın. Başarılı olduğu işleri örnek göstererek isterse bunu da başarabileceğini söyleyerek yaklaşın. Karneler değerlendirilirken çocuğu teşvik edici ifadeler kullanılmalıdır. Örneğin “Matematiğin 3 düşmüş aferin ama ben senin daha iyisini yapacağına inanıyorum” şeklinde ifadeler kullanılabilir.Çocuğunuza sevginizi koşulsuz gösterin. Karneden dolayı söyleyeceğiniz olumsuz sözlerin, çocuğunuzun sonraki eğitim öğretim hayatını olumsuz etkileyebileceği dikkate alınmalıdır.Çocuğunuza güvenin motive edin. Kendine güvenmesi için önce sizin ona güvendiğinizi duymak hoşuna gidecektir. Ailelerin, çocuğun karnesine ilişkin kendi duygularını paylaşmasına fırsat vermelidir. Kötü olan karnesini düzeltmek konusunda ona güvendiğinizi hissettirin. Başarılı karne getiren öğrenciyi ödüllendirirken abartmayın. Çocuğun büyük hediyeler için değil, geleceği için çalışmasını sağlayın. Ayrıca hediyelerinizi okul başarısına katkı sağlayacak objelerden seçmeye özen gösterin.Tatiller dinlenmek, eğlenmek, ailece birlikte zaman geçirmek, çocuklarınızdaki gelişimleri gözlemlemek ve onlarla iletişim kurmak için ideal zamanlardır.Tatiller, aile içi ilişkilerin güçlenmesi için de çok iyi bir fırsattır. Özellikle çalışan ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte nitelikli zaman geçirmesi her iki taraf içinde olumlu sonuçları beraberinde getirecektir.Karnesindeki zayıfları, sürekli çocuğunuza hatırlatıp, onun tatilini zehir etmemelisiniz.
Tatil döneminde çocuğunuzu “ders çalış baskısı” ile bunaltmamalısınız. Bu dönemde çocuğunuzun derslerden    kopmaması için tekrarlar ve konu pekiştirici soru çözümleri yeterli olacaktır.Çocuğunuza verdiğiniz sorumlulukları gözden geçirim. Okuldaki sorumluluklarını aksatıyorsa evdeki sorumluluklarını yerine getirmesini öğreterek işe başlayabilirsiniz.Seviyesine uygun hikâye ve romanlar okumaları teşvik edilmeli hatta ailecek okuma saatleri düzenlenmelidir.
  Rehberlik Servisi
Hazırlayan Psikolojik Danışmanlar:
Fatma HANÇER
Süheyla KOÇ
Gelen Aramalar: velilere karne mektubu,2 sınıf yaz tatili için veliye mektup,karne veliye mektup,tatilde öğrencilere mektubu,velilere tatil yazısı,yaz tatili veli mektubu Tags: karne, öğrenci, Rehberlik Servisi, Tatil Mektubu, Velilere Karne
Category: Aile Eğitimi, Rehberlik
Kaynak
Devamını Oku »

19 Eylül 2013 Perşembe

Ötekileştirme Psikolojisi Nedir?

İnsan, “toplum” adını verdiğimiz sosyal bir ortamda dünyaya gözlerini açan bir varlık. İçine doğduğu toplumsal gerçeklikler, değer yargıları, inanışlar, beğeniler, tercihler, örf ve adetler büyük ölçüde onun “kim olacağını” yani “sosyal kimliğini” belirler.
Hepimiz bir sosyal gruba ait olmaya, varlığımızı kabul ettirmeye ve ait olduğumuz toplumda kendimize bir yer edinmeye çalışırız. Hayattaki en temel varoluşsal kaygılarımızdandır ait olma ve onaylanma güdüleri. Sonuçta “ben” dediğimiz şeyin yani kimliğimizin şekillenmesi, büyük ölçüde “toplumsal aidiyet” güdümüzün tahakkümünde gerçekleşen bir dizi süreci kapsar.





Sahip olduğumuz kimlikler, basit birer etiket olmaktan çok daha fazlasıdır aslında. (doğrusu insan denilen varlıklar olarak biz, tüm kimliklerimizin/etiketlerimizin alt alta yazılıp toplanmasından da çok çok daha fazlasıyız) İnsanların, kendi sosyal rollerine ve bu rollerin sergilendiği sosyal gruplara -zamana ve ortama göre değişen- psiko-sosyal yatırımları mevcuttur. Bir bakıma, Yalom’un dediği gibi, Hayat serüvenini seyircisiz yaşamak insanoğlunun başına gelebilecek en kötü duygulardan biridir!
İnsanlar, karmaşayla başa çıkabilmek için çeşitli durumları, olayları ve insanları kategorilendirirler. Bu kategorizasyon esnasında “ben” oluşturulurken onun karşısındaki “öteki” kavramı da inşa edilir. Ait olduğumuz grupların normlarına uygun benlikler oluşturmaya çalışırken, bir yandan da, reddettiğimiz grupların itici gücüyle benlik inşaatımızın harcını kararız. Yani insanoğlu, kabul ettiklerinin yanı sıra reddettikleriyle de var olmaya çalışır.
İnsanın bir sosyal kimlik oluşturabilmesi için; sosyolojik bir kavram olan ve “din, etnitisite, dil ve kültür açısından farklı olan toplumsal kategoriler” olarak tanımlanan “öteki” denilen şeye ihtiyacı vardır aslında. Kendi içine bakan, ötekine de bakmış olur aynı zamanda; ötekine bakan kendini görmüş olur fark etmese de…
Öteki, biz olmayanın klişeleştirilmesidir ve ne yazık ki, modern zamanların algılamaları çarpıttığı zihinlerde, tehdit içeren ve önlem alınması gereken bir unsur olarak tasarlanmaya başlanmıştır. Bu tasavvurun sonucunda literatürümüze armağan edilmiş olan “ötekileştirme” kavramı ise, kendimizden farklı gördüğümüz kişileri dışlama, yabancılaştırma, düşman haline getirmeyi ifade etmektedir.
Her ne kadar düşmanca duygular/düşünceler içerse de, yaşamımızda sık sık düşmekteyiz ötekileştirme tuzağına. Ötekini niçin ötekileştiririz? Başkalarının bizim gibi davranmasını, bizim gibi düşünmesini, kısacası bize tabi olmasını istediğimizde ve bizden bağımsız, özgür ve özgün varoluşuna saygısızca davranmayı hak olarak gördüğümüzde ötekileştiririz ötekini. Oysa ötekileştirme anlamayı ve diyaloğu imkansız kılar.
Kişilerarasında olduğu kadar; farklı sosyal gruplar, toplumlar ve kültürler arasında aşılması imkansız duvarların örülmesine neden olmaktan ve düşmanlığa davetiye
çıkarmaktan başka bir işe yaramaz.
Farklı olarak algıladığımız, kendimiz gibi olmadığına hükmettiğimiz her şeyi ve herkesi acımasızca eleştirme, hor görme, hatta lanetleme hakkına hiçbirimiz sahip değiliz. Allah’ın emrine saygı ve yaratıklara merhamet, yaratılanı yaratandan ötürü hoş görmek bizim dinimizin, kültürümüzün en temel esaslarından birisi değil miydi yoksa?
Tüm münasebetlerinde akılcı ve ölçülü olmayı, düşmanlık yerine dostluk ve sevgi bağlarının kurulmasını, öfke, hiddet, intikam veya öç yerine hilmi (huy, tabiat yumuşaklığı), kötülük yerine ihsanı ön plana çıkaran bir kültürün çocukları olmamıza rağmen; hem toplum hem de birey olarak ötekileştirmenin tuzağına düşüp, empatinin cenaze namazını kılışımızın hemen akabinde ayrımcılık ve düşmanlığın fidelerini kendi ellerimizle dikmekten de çoğu zaman geri duramıyoruz ne yazık ki.
Empati sürecinde, diğerlerinin duygularını/düşüncelerini anlamaya-anlamlandırmaya çalışarak hoşgörü temelli benliksel tatlar damıtılıyorken; ötekileştirmede ise sizden olmayanı, size benzemeyeni elinizin tersiyle öyle bir itersiniz ki bu itiş gücünün yaratmış olduğu öfke ile kendi benliğinizin altını daha kalın enaniyet çizgileri ile çizmekten başka bir şey yapmamış olursunuz.
İdeolojik kamplaşmalar, terörizm, ırkçılık, aşırı milliyetçilik, fanatizm; hepsi ötekileştirme kültüründen beslenir. Basit bir psikolojik mekanizmanın, grup kimliğini bir zırh gibi kuşanıp kendisinden farklı saydıklarına nefret yağdırması şeklinde aşırılıkçı bir oluşuma dönüşmesi; paranoid bir şekilde “biz ve onlar” olarak bölünmemize, parçalanmamıza, düşmanlaşmamıza hizmet etmekten başka bir işe yaramaz. Böylelikle de ötekileştirme kültürü, zülmü haklı çıkarmanın en büyük hizmetkarlığı görevini layıkıyla yerine getirmiş olur.
Irkçılık ve düşmanlığın en büyük besin kaynağı ötekileştirmektir ve ötekileştirilenler kadar ötekileştireni de yakar kavurur aslında bu duygu. Dünya tarihinin bilinen ilk ırkçısı “şeytan”dır. Kendi yaradılışını/özünü üstün saymış ve itaat sınavını topraktan yaratılmış olanı hakir görerek kaybetmiştir.
Bu haset ve kibiri de, ruhunun isyan ateşinde yine kendi ruhunun yanıp kavrulmasına sebep olmuştur. Sözün özü, şeytan ırkçılığın piridir ve üstünlük taslamak ve ötekileştirmek denilen şey de kibirin ta kendisidir.
Ötekileştirmeye karşı olmak için de öyle çok büyük bir travmaya ya da ötekileştirilmeye maruz kalmaya gerek yok, dışlanan azınlıklardan biri olmanız da elzem değil. Vicdani ve insani bir tutum sergilemeniz yeterli. Çünkü ötekileştirme kültürü o kadar tehlikeli bir şey ki, sistem kendisi dışında var olan bütün ötekileri erittiğinde bu sefer kendi içinden başka ötekiler üretmeye başlar. Şunu da unutmayalım ki, ötekileştirilenler refleksif bir şekilde kendilerini ötekileştirenleri daha da çok ötekileştirirler ve travmaya maruz kalmış olanlar daha sonra en büyük travmaları kendileri yaratırlar.
Buna en aktüel örnek olarak, II. Dünya Savaşında Naziler’in Yahudi soykırımını ve günümüz İsrail devletinin Filistin zulmünü göstermek yanlış olmaz sanırım.
Gündelik hayatımıza baktığımızda da, ötekileştirmenin izlerini artık hemen yerde görebilmek mümkün: Acımasızca eleştirmeyi, yargılamayı, karalamayı, bizden olmayanı tehdit veya düşman saymayı ne zamandır düstur edinmiş haldeyiz. Rengine, diline, ırkına, dış görüntüsüne, siyasi görüşüne, inancına, sosyal statüsüne bakarak -hatta bakmayarak direkt önyargılarımızla etiketleyerek- insanları ayıplamak, kınamak, hor görmek ne zamandır meşru hale gelmiş durumda. Pis zenci, örümcek beyinli türbanlı, yobaz sakallı, dul kadın, cahil çarıklı köylü, dinsiz komünist, beynamaz vs… deyimleri bir yerlerden tanıdık geliyor mu sizlere? Yoksa siz de kendinizi daha üstün, benliğinizi daha iyi, varoluşunuzu daha anlamlı hissetmek için ötekileştirenlerden misiniz?
Her yerde bulunmaz. Her vicdanda durmaz. Başkasının evini taşlamadan önce, kendi kırılgan penceremizi görmeliyiz. Ötekileri eleştirilerimizle dağıtırken, kınamamızla parçalarken, küçümsememizle hırpalarken; kendi kırılgan ve incinebilir benliğimizin tuzla buz olabilirliğini hiç çıkarmamalıyız aklımızdan.
Kendimizi mükemmeliyetin sırça köşküne çekip başkalarını kesip biçme hakkına sahip değiliz. Bu şekilde inşa edilmiş, şişirilmiş sahte grandiyöz benliklere ihtiyacımız yok. Oysa ki Hz Mevlana’nın buyurduğu gibi, “birbirine yaslanarak yürüyen, çünkü birbiri olmadan aksayan düşen varlıklarız biz.” Yürüyebilmemiz, varlığımızı devam ettirebilmemiz ötekinin gövdesinden güç almamıza bağlı! Empati, sevgi ve tevazu kurtaracak benliklerimizi ve çocuklarımızın geleceğini!
PSK. ÖZLEM KANDEMİR
Tags: Empati, Gezi Parkı, Gezi Parkı protestoları, huy, Hz Mevlana, manset, mevlana, ötekileştirme, tabiat yumuşaklığı, Yalom
Category: Psikoloji, Psikoloji Yazıları
Kaynak
Devamını Oku »

18 Eylül 2013 Çarşamba

Savunma Mekanizmalarını Anlatan Örnekler

1-Bastırma
2-İnkar (Yadsıma)
3-Çarpıtma
4-Yansıtma
5-Ödünleme
6-Yüceltme
7-Yer/Yön Değiştirme
8-Karşıt tepki kurma
9-Bahane Bulma / Mantığa bürünme
10-Gerileme
11-Özdeşim Kurma
12-Düş Kurma





Çocukluğunda ebeveynleri ile olan ilişkileri hatırlamaktan acı duyan birinin ne zaman aklına ebeveynleri gelse onları düşünmemeye çalışması (Bastırma)
İnsanlara güvenmeyen birinin başkalarını güvensiz bulması (Yansıtma)
Çocuklardan pek hoşlanmayan bir öğretmenin disiplin kurulundan sorumlu olması (Yüceltme)
Bireysel olarak pek dilediğince yaşayamamış nice ebeveynin çocuklarının yaşadıklarım veya başarıları aracılığıyla kendi yaşanmamışlıklarını telafi etmeye çalışmaları (özdeşim kurma)
Bir yıldır eşinden boşanmış birinin eşi varmış gibi onun için alışveriş yapması ve evdeymiş gibi ona hediye alması (inkar/yadsıma)
Alkollü bir şekilde hız yaparak araba kullanan biri trafik kazası geçirip yürüyemez hale geldiğinde, durumun nedeni olarak trafik polisinin ve polis kontrolünün eksikliğini ileri sürer(çarpıtma)
Kız arkadaşlarından ilgi görmeyen bir gencin iyi bir dost olarak her zaman onların yardımına koşması (ödünleme)
Eşine kızan bir adamın elindeki telefonu duvara fırlatması (yer/yön değiştirme)
Bir arkadaşından hiç hoşlanmayan bireyin o arkadaşına çok iyi davranması (karşıt pekiştirme)
YGS ve LYS’de iyi çalışmayıp kötü puan alan birinin, “üniversite okusam ne olacak, onca okuyup KPSS’ye takılan insan var” diye düşünmesi (bahane bulma/mantığa bürünme)
Kendini çekingen bulan bir gencin üniversiteye başlar başlamaz bu konuda cesur davranıp daha sosyal olmaya karar vermesi ve bu yönde iyi bir yol alırken bir arkadaşının kendisine haksız sözler sarfetmesine çok kırılıp çekingen ve kimseyle ilişki kurmayan haline dönmesi (gerileme)
Birey aşık olduğu kıza ulaşamayınca onu düşlemek suretiyle günlük yaşamına daha kolay uyum sağlar (düş kurma)
Hapisteki bir kişinin her gün saatlerce dışarıdaki hayata dair düşler kurması hapishane hayatıyla baş etmesinde yararlı olur (düş kurma)
Nice fakir gencin mafya dizileri karakterleri veya dini, siyasi ve sportif yapılarla kendini özdeşleştirip yaşamlarında olmayan şeylerin acısını dindirmeye çalışması (özdeşim kurma)
Çok beğendiği kıza çıkma teklif edip reddedilen Tahsin’in: “Aslında iyi arkadaş olacağımızı düşünüyordum ama kendisini pek güzel bulmuyorum” demesi (Bahane bulma/ mantığa bürünme)
Kendisinde çok şiddetli cinsel arzular hisseden birinin aşırı derecede cinsellik karşıtı davranması (Karşıt tepki kurma)
Öğretmenine kızan bir öğrencinin teneffüste arkadaşını dövmesi (yer/yön değiştirme)
Freud’a göre saldırganlık dürtülerini cerrah yada boksör olarak doyurmaya çalışan bireyler de buna örnektir(Yüceltme) (cerrahlar insanları kesip biçtiğinden Freud bu uzmanlık alanının altında saldırganlık içgüdüsünü aradı ve bunu yapmakla çok eleştirildi)
Komşusundan hiç hoşlanmayan Adem Bey’in komşusuyla her karşılaştığında hissettiklerini zihninden uzaklaştırmaya çalışması (bastırma)
Ağır depresyon yaşayan birinin ailesinin başına gelen her türlü talihsizliğin kendisinden kaynaklandığını düşünmesi (çarpıtma)
Ayşe, teyzesinin kızı Zeynep’ten hiç hoşlanmamaktadır.Bu duygusunu kabul etmek istemediği için Zeynep’in kendisinden hoşlanmadığına inanmaktadır (yansıtma)
Kendini oldukça kısa boylu bulup bundan çok rahatsız olan bir kişinin çok çalışıp oldukça başarılı bir akademisyen olması(ödünleme)
Yıllardır alkolik olan bir kadının “kocamın alkolik olduğumu iddia etmek gibi tuhaf fikirleri vardır” demesi (çarpıtma)
Okulda müdürden azar işittikten sonra evde karısını ve çocuklarını azarlayan öğretmenin bu davranışı ( yer/yön değiştirme)
Babası doktor olmak isteyen 6 yaşındaki Can, oynadığı oyunlarda babasının stetoskopunu, bazı aletlerini ve önlüğünü giyerek doktor rolü yapmaktadır. (özdeşim kurma)
Okullarda verilen meslek konferanslarında bazı öğrencilerin, konuşmacının kişiliğinin etkisinde kalarak onun mesleğine yöneldikleri gözlenmektedir (özdeşim kurma)
Müziğe çocukluğundan beri büyük bir ilgi duyan Sezen hanım, bütün müzik merakına rağmen ne sesiyle müzik yapabileceğini ne de bir müzik aleti çalabileceğini birçok denemesinden sonra anlamıştır. Bunun üzerine Sezen hanım, bulunduğu şehirde müzik organizasyonları düzenlemek ve bir plak dükkanı açmakla müziğe yakın olmaya çalışmıştır (Ödünleme)
Çokça borcu olan Uğur Bey, eşi: ”Bugün bankadan aradılar” diye cümleye başlar başlamaz: “Lütfen bu tür şeyler hakkında konuşmayalım, hoş olmayan şeyler duymak istemiyorum” deyip, onun sözünü kesmesi (Bastırma)
Entellektüelleştirme(Düşünselleştirme): Organizma kendisinde hissettiği yoğun olumsuzluk duygusundan kurtulmak için olayı bilimsel acıklamalara dayandırması, sosyolojik boyutta değerlendirmesi.
Örn: Sevgilisi olmadığı için sevgililer günü kutlamanın yanlıs oldugunu düşünmesi
Evlenme çağıgeçtiği için arkadaşları tarafından kızkurusu olarak anılan Emel sevgililer günü için liberal ekonominin bir tuzağı olduğunu söylemekte ve bu görüşünü hararetle savunmaktadır.

Emelin kullandğı savunma mekanizması nedir?
Entellektüelleştirme
Organlaştırma; çeşitli psikolojik rahatsızlıkların vücutta zarar etmesi halidir. Aşkından verem olmak gibi Psikosemiyotik bozuklukların çoğu bu sınıfa girer. Görünürde fiziksel hiçbir sebep olmadığı halde, çözümlenemeyen bazı ruhsal sorunlar kişinin fiziksel bütünlüğünde hasarlara sebep olurlar. Hiç geçmeyen baş ağrıları,sebepsiz şişlikler,yumrular vb…
ilkel idealleştirme:
iyilikleri ve kötükleri abartmadır. açıklayacak olursak; birey çevresinden zarar görebileceği kaygısımdan dolayı çevresindeki insanların en basit davranışını bile aşırı övmesidir. tersine ufacık bir zarar karşışında da ise aşırı kötüleme
örmek; komşun sana bir tabak yaptığı pastadan getirdi, sen arık bu davranışı benim komşum ne kadar iyi diye anlata anlata bitiremezsin
dışşallaştırma
başarısızlıkları dış nedenlere bağlamadır. ama “yansıtma” dan farkı bizim bunları değiştiremeyeceğimizi düşünmedir
örnek. kader ne yazarsa o gibi
Gelen Aramalar: savunma mekanizmalarına ornek tester Tags: Bahane Bulma, Bastırma, Çarpıtma, Düş Kurma, Gerileme, İnkar, Karşıt tepki kurma, manset, Mantığa bürünme, Ödünleme, Özdeşim Kurma, Savunma Mekanizmaları, savunma mekanizması, Yadsıma, Yansıtma, Yön Değiştirme, YüceltmeCategory: Psikoloji, Psikoloji Yazıları
Kaynak
Devamını Oku »

Etiketler

ARINMA Affetmek Alglamada Anlatm Aramak Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar BEREKET BOLUK Bahar Bayram Beden dili Bedensiz Beyinde Beyni Beynin Beyniniz Bilincine Bilmek Bitkisel Burak DERSLER Davet Deerlerimizin Deniz Depresyonun Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi EGZERSZ Egoist Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe Fregoli GCJoseph GERDE Gcyle Gelecek Gidecek Gizemli HAYIRLI Hasta Hastalklar Hayal Hayallerinizin Hayata Hikaye Hiperaktivite Hipnozu Holografik Hologram Hoşgörü Illuminati KORUMA Kabala Kadim Karanlk Kelimeler Klasik Korkular Korunma Kristaller Kuantum Fiziği Kyamet LKLERMZ MEKTUP MUTSUZ Makbul Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler Mucizeleri NAMASTE Nazar Nefret Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus POZTF PRATK PROGRAMLAMA Paranormal Patolojik Peeling Peinden Pratik Psikoloji Quantum Düşünce RAHATSIZLIIMIZ Rahat Reformist Romantik Ruhsal Sanat Sonsuz Stres Sufizm Tehlikeli Terapi Uymasn Zarar acı affetme aile akıl başkaları beden beyin bilgi bilim bilimsel bilinci bilinçaltı birey bolluk cümle dalga damla degerli düşünce egzersiz ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji evlilik evren fayda fizik fiziksel frekans garip geliim gerilim gerçek geçmiş gizli güven güzel harika hastalık hayat hissederim hoşgörüsüzlük huzur huzurlu ileti ilâc inanç insan insanlar kaos kavga kelime korku kuantum kurallar liste madde mucize neşe olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel pozitif psikolojik refah ruh sağlık seniz sevgi sistem sorumsuzluk sorun sorunlar suyun sıkıntı tabiat tedavi teori tesadüf toplum zaman zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel çekim üzüntü İletişim şifa şükretme