29 Haziran 2015 Pazartesi

Mütevazılık Algısı ve Pozitif Değişim

Vaka çalışmalarının birçoğunda, danışanın kendisinin olumsuz yönlerine bolca değindiğini görebiliyoruz. “Ben aç boğazım”, “Ben balık hafızalıyım”, “Hep şansızımdır, kötüler hep beni bulur” gibi tümcelerinin, bireylerin kendilerini tanımlamada kullandıklarını analiz edebiliyoruz. Fakat bireylerin geçmişlerini detaylı sorguladığımızda, aslında yukarıdaki tümcelerin aksini gösteren yüzlerce tecrübelerin zihinde kenara itilmiş vasiyette beklediğini de görmekteyiz.

Buradan çıkardığımız sonuç:

Çoğu birey, kendine haksızlık yapıyor!

Çoğu birey, kendisiyle ilgili, gurur duyabileceği olguları göz ardı ediyor!

Çoğu birey, yaşamında, şükredebileceği olguları görmezden geliyor!

Çoğu birey, kendisinin ve yaşamının olumsuz yanlarını beslemeyi farkında olmadan tercih ediyor!

ÇÜNKÜ,

Toplumsal söylem kodlarımız, maalesef, mütevazılık kavramını yanlış yorumlayarak, bireysel seviyede bireyin aleyhine işleyen zihinsel kodlamaya sebep olmuştur. Birey, başardığı bir işin sonunda, “arkadaşlar harika bir iş çıkardım, hepiniz benimle gurur duyabilirsiniz çünkü ben kendimle gurur duyuyorum” söylemini dillendirme konusunda çekiniyorsa, ilgili grubun veya toplumun kültürel kodlarında bir sorun var demektir.

İnsan zihni, daha önceki yazılarda da belirttiğimiz üzere, fayda/külfet oran algısı doğrultusunda düşünür, karar verir ve harekete geçer. Tüm bunların toplamı ise, nihayetinde bireyin, kimliğini, eğilimlerini ve içinde bulunduğu sosyal gerçeği oluşturur. Bir diğer deyişle, bireyin zihin haritasında oluşan fayda-külfet algısı doğrultusunda, birey kendisinin farklı özelliklerini besler, büyütür ve oluşturur. Elbette, zihin haritasının, olumsuz kodlamalar ile donatılması, bireyin aleyhine işleyen, özelliklerinin beslenmesine neden olur.

Yanlış mütevazılık algısı sonucunda, bireylerin, başardıkları herhangi bir iş sonucunda, kendileri ile gurur duyma eğilimleri köreltilir ve birey başardığı işi güzelliğini hak ettiği derece dillendirmekten çekinir. Bunun yerine “çok da zor değildi, herkes bunu yapar, istediğim gibi olmadı aslında, eh işte idare eder, yaptığımdan pek memnun değilim” gibi tümceler ile birey, kendini ve yaptığı işi tanımlamaya yönelik eğilim sergiler. Buna karşın, birey, yaptığı hataları veya olumsuz algıladığı karakteristik özelliklerini dillendirme yönünde eğilim sergilemesi için gerekli kültürel zemin hazırdır; “balık hafızalıyım, aklımda isimleri tutamıyorum, ezberim kötüdür” gibi ifadeler bolca kullanılır. Bu durum ise zamanla insan beyninin, en temel eğilimlerinden biri olan, algıda seçicilik mekanizmasının, bireyin aleyhine işlemesi ile sonuçlanır.

Örneğin; her zaman unutkanlığınız ile ilgili tecrübelerinize değindiğiniz ve dillendirdiğinizde, her insanda bulunan, unutkanlık özelliğinizi ön plana çıkararak, bu özelliğinizi beslemiş ve büyütmüş oluyorsunuz. Bir zaman sonra, unutkanlık özelliğinizi, kendi benliğiniz ile o denli ilişkilendirmiş oluyorsunuz ki, sizin için kabul edilebilir, mutlak, değiştirilmesi söz konusu olmayan bir olumsuz özellik halini alıyor. İşte bu noktada, gelişmemeyi, bir başka deyişle, kendinize haksızlık etmeyi farkında bile olmadan normalleştirmiş ve öğrenmiş oluyorsunuz.

Birey, başardığı yüzlerce işten ziyade, sadece başaramadıklarına odaklanmaya başlayarak, kendisine yönelik özgüveni ve saygısını yitirir. Bu durum ise, zincirleme tepkiye neden olarak, bireyin gerçekten, motivasyonun düşmesine ve dolayısıyla başarılarının azalmasına sebep olmaktadır.

Söz konusu yanlış mütevazılık algısının bir diğer olumsuz sonucu ise, bireyin başardığı iş ile ilgili algıladığı faydanın olması gerektiğinden daha az olması sonucu, bireyin başarıya yönelik motivasyonunda görülen düşüştür. Başarılan bir işin, zihinde ürettiği fayda algısı görecelidir. Kültürel zemin, söz konusu fayda algısını yoğunlaştırıp, güçlendirebileceği gibi, zayıflatabilir de. Başarılı bir işin sonucunda, bireyin, söz konusu öz başarı ile ilgili duyduğu haz ve gururu dışarıya açık şekilde ifade etmesi ve takdir ile karşılaşması, başarıdan algılanan faydanın daha yüksek olmasına vesile olarak, daha verimli ve etkin çalışmayı tetikleyerek, gelecek başarıların kapısını sonuna kadar açacaktır. Bir diğer deyişle, olumlu özelliklerinize, tamamladığınız işlerinize, bırakabildiğiniz kötü bir alışkanlığınıza odaklanarak, bireysel özgüven, kendinize saygı ve gurur duygularınızı besleyerek büyütebilirsiniz.

BU NEDENLE

Bitirdiğiniz bir ödev, tasarladığınız bir görsel çizim, vesile olduğunuz tamamlanan bir iş, yaptığınız herhangi bir yardım için kendinizle gurur duymalı ve bu haz duygusunu dillendirmek, zihin haritanızın algıda seçicilik fonksiyonunu kendi lehinize çevirmenizi sağlayacaktır. Kendi kendinize bir iş ile ilişkilendirilmiş telkin yöntemini kullanmış olacaksınız.

Zihin haritanızdaki, baskın söylemlerin, olumlu tecrübe ve alışkanlıklarınızdan oluşması, özgüven, kendine saygı gibi duygularınızı güçlendirmekle beraber, herhangi bir işe başlamadan devreye girecek fayda-külfet algısı fayda lehinde gelişerek, iş öncesi ve sürecinde motivasyonun güçlenmesi ve dolayısıyla daha verimli ve daha olası başarı doğrultusunda hareket etmenizi sağlamaktadır.

Kendinizi tanımlamak için kullandığınız cümleler ile aslında o yanınızı besliyorsunuz. Bir diğer deyişle, zihninize, ben buyum veya şuyum demekle, aslında kendi kimlik sıfat ve özelliklerinizi tayin ediyorsunuz.

Şimdi hemen bir düşünün; siz kendinizin hangi yanlarınızı besliyorsunuz?

 Yazar: Psikoakustik Uzmanı  Burak Erdal

WORKSHOP

Son bir ayda yapmış olduğunuz işleri hatırlamaya çalışın. (Alışveriş, Çocuğunuzun veli toplantısına gitmek, iş yerinde bir tanıtım makalesi yazmak, görsel bir tasarım hazırlamak, sigarayı bırakmak, diyet yapmak vb.)

Tamamlamış olduğunuz işlerden 3 tanesini seçiniz ve herhangi bir ortama yazılı şekilde aktarınız. Bu işleri tamamlayabilmek için ne gibi külfete katlandığınızı kafanızda canlandırınız ve yazınız. Bu işleri yapmanın genel faydasının (size, ailenize, arkadaşlarınıza, işyerinize) neler olduğunu düşününüz ve yazınız.

Hazırladığınız 3 farklı yazıyı, bilmesini istediğiniz kişi veya kişilere vererek, söz konusu işleri tamamlamaktan ötürü, kendinizle gurur duyduğunuzu ve bu mutluluğu onunla paylaşmak istediğinizi dillendirin.



Kaynak

Devamını Oku »

27 Haziran 2015 Cumartesi

Akıl Oyunları – Bilinç ve Bilinçaltı

Bilinçaltı ile Bilinç arasındaki ilişki ve bunlar arasındaki güç dengesinin insan davranış ve kimlik tanımlaması üzerindeki etkisi ile ilgili doğrulayıcı bulguların ortaya çıkmasının ardından “bilinci” bir tüzel kişilik olarak değerlendirmeye başlayan psikanalitik yaklaşım, bilincin farklı koşullar altındaki davranış eğilimlerini araştırmaya başladı.

Biinçaltı Diyarının Koruyucu Bekçisi: Bilinç

Genel Prensipler çerçevesinde “bilinç” bilinçaltı diyarının muhafızı şeklinde davranmaktadır.

Bilinçaltı diyarı, tüm yabancılara açık, liberal yapısıyla ünlü, özerk bir bölgedir. Fakat bağlı olduğu üst otoriter yapı –bilinç – bilinçaltı diyarını korumakla yükümlü, ego adlı askeri birliklerden oluşan bir bütündür. Bilinç, yabancıların, bilinçaltı diyarına geçiş yapmasında yüksek kriterleri olan muhafazakar bir yapıya sahiptir.

Her ne kadar bilinçaltı, ego (bilinç) tarafından muhafaza edilse de, bilincin kendisi, bilinçaltında var olan söylem bütünlerinden etkilenmektedir. Bir diğer deyişle, zamanında bilinci aşarak bilinçaltına ulaşmayı başaran tüm yabancıların, ortak oluşturduğu söylem havuzları, bilincin bugünkü yeni yabancı mesajlara karşı duruşunu belirlemektedir. Bilinçaltında var olan söylem şablonları ile zıtlık arz eden, yabancı mesajlarla karşılaşılması durumunda bu mesajlar farklı yöntemlerle sınır dışı edilmeye, veya sınır içi hapishanelere yerleştirme gibi taktikler uygulayarak var olan yapı ve duruşu koruma eğilimini devam ettirmektedir.

Bilinç, varolan sistemin muhafızlarıdır, değişim ve dinamizmi yavaşlatarak veya durdurarak yapıyı herhangi bir riske karşı korumakla yükümlü bir fonksiyon veya zihin katmanıdır.

Elbette her madalyonun bir diğer yüzü vardır. Muhafaza fonksiyonunu yerine getirme uğruna; bilinç farklı savunma mekanızmaları geliştirmektedir. Aşağıda bahsedeceğim bu savaş taktikleri, her ne kadar bireyin kısa vadede ruhsal yapısını korumaya yönelik girişimler olsa da, orta ve uzun vadede bireyin mutluluk ve başarılını baltalayan bir bilinçaltı çöplüğü oluşturmaktadır.

Bilincin Oyunları

Bastırma: Bilincin yüksek tehdit şeklinde algıladığı herhangi bir olguyu, bu olgu ile ilişkili uyaranı veya yaşamında tecrübe ettiği travmatik deneyimleri, bastırma mekanızmasını kullanarak tamamen unutma yolunu tercih etme eğilimi ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, bilinç, ilgili uyarıcıları bilinçaltının öylesine derinliklerine atar ki, birey söz konusu olguyu hatırlayamaz

Vaka 1: 34 yaşındaki bir kadın uçak korkusu (uçma fobisi) yüzünden ailesi ile birlikte Antalyadaki yazlıklarına giderken uçak yerine otobüsü tercih etmek durumunda olduğundan şikayetini dillendirmiştir. Yapılan  hipnotik çalışmalarda, kadının, çocukluğuna giderek, 8 yaşında gördüğü bir uçak kazası sonucu ölen ebeveynleri ile ilgili rüyanın bilinçaltına itildiği gerçeği ile karşılaşılmıştır.

Gerçek dahi olmayan bir rüya tecrübesinin, bilinç tarafından tehdit şeklinde algılanmış ve bastırma mekanızması devreye girmiştir. Bilinç söz konusu rüyayı travmatik tecrübe şeklinde sınıflandırıp, bilinçaltının hapishanesine atmıştır.

Vaka 2: Erkek arkadaşları ile oldukça sosyal olan 26 yaşındaki genç bir erkek, karşı cinsin bulunduğu ortamlarda konuşma zorluğu çekmektedir. Sesi çatallaşmakta, kalbi hızlı çarpmakta, terleme ve genel olarak aşırı heyecan hali yaşamaktan şikayetçi. Söz konusu erkek, bu durumdan dolayı, hoşlandığı kadınlarla iletişim kuramamakta ve soğuk bir birey şeklinde algılanmaktadır. Bu durumun farkındalığında olan erkek, durumun nedenini bilememektedir. Çağrışım yöntemi kullanarak bilinçaltına inilen erkeğin; 7 yaşında tanık olduğu teyzesi ile sevgilisinin evlenme düğün seromonisinde yaşanılan ve ölüm ile sonuçlanan bir dizi negatif olaylardan ve 15 yaşında hoşlandığı bir kızın onu reddetmesinden ne derece etkilendiğini ortaya koymuştur.

“Her reddedilen bireyin fobi ile sonuçlanması söz konusu değildir, zira her bireyin zihin haritası, herhangi bir reddedilmeyi kendine yüksek bir tehdit şeklinde algılamaz. Bu nedenle bastırma mekanızmasını devreye sokmaz”

Bastırma mekanızması, kısa vadede (travmatik durumun gerçekleştiği an) bireyi tehditten korusa dahi, orta ve uzun vadede bireyin yaşamında oumsuz etkileri ortaya çıkabilmektedir.

Fobilerin (sebepsiz korkuların) neredeyse tümü; bastırılmış negatif tecrübelerden meydana gelmektedir.

Reddetme: Bilincin, savunma mekanizması çerçevesinde uyguladığı reddetme stratejisinde, tehdit şeklinde algılanan veya kaygı yaratan bir durumun varlığını reddetmeyi tercih ediyor. Burada dikkat edilmesi gereken unsur; birey her ne kadar herhangi bir olgunun varlığını yok saysa da, bilinçaltı objektifliğini koruyor olgunun gerçekliğinin farkındadır. Bilinç ile bilinçaltı arasındaki bu görüş farkı ise, bireyin, zamanla biriken reddedilmiş gerçekler sonucu ruhsal sıkıntı yaşamasına neden oluyor.

Vaka 1: Kimliğini, iyi notlar alan, çok çalışkan biri şeklinde geliştiren ve bununla övünen bir bireyin; kendisinden hiç beklenmedik şekilde aldığı başarısız sınav notunu yok sayarak, sorunun başka bir noktadan kaynakladığı düşüncesine eğilmesi reddetme stratejisine bir örnektir. Birey, kötü notun ona ait olmadığına, öğretmenin sınav kağıtları karıştırdığına kendisini inandırır. Burada da dikkat edilesi gereken nokta; bilincin reddetme stratejisi doğrultusunda, gerçek olgunun yerini doldurabilecek farklı, az çok meşruluğu olan bir senaryo kurup buna inanması gereğidir.

Vaka 2: Bir anne; 24 yaşındaki oğlunun aşırı dozda uyuştucu alım nedeniyle hastaneye kaldırıldığını telefonda öğrenmekte ve igili olaydaki uyarıcının oğlu olduğunu reddederek hastaneye gitmemiştir. Oğlu hakkında, zihin haritasında, bu olayla bağdaştıramdığı, zıtlık arz eden tanımlaması nedeniyle, gerçekleşen olayı kendi zihin haritası tanımlarına bir tehdit olarak algılayarak durumu reddetme eğilimini göstermiştir. Olaydan 3 yıl geçmiştir ve anne hala gerçekleşen durumu yok saymaktadır.

Yukarıdaki örneklerden de görülebileceği gibi, bilinç, zihin haritasında bulunan söylem şablonları ve varayımları ile aşırı zıtlık arz eden uyarıcılarla karşılaştığı zaman, söz konusu uyarıcılardan gelen mesajları imha etme girişiminde bulunarak, kendisini korumaya çalışmaktadır. Fakat bu durum bireyin uzun vadede ruhsal dengesizlekleri ile sonuçlanabilmektedir.

Vücudumuzun, mikroplarla karşılaştığı anda, vücut ısısını arttırarak (ateşin çıkması) mikropları imha etmeye çalışması bir fonksiyondur. Fakat bu fonksiyonu fazlasıyla yerine getirmeye çalışması, vücudun havale geçirerek daha uzun vadeli kalıcı hasarlara neden olmasını ortaya çıkarmaktadır.

Aynen vücudun koruma mekanızması gibi, bilincin koruma mekanızması da, zaman zaman kendi kendine tehdit oluşturabilmektedir.

Yöneltme: Bilincin bir diğer savunma stratejisi ise dışarıdan gelen kabul edilmesi güç bir söylemin oluşturduğu sinir, kaygı, veya öfke enerjisini başka bir uyarana yönlendirerek boşaltım sistemini devreye sokmasıdır. Bu şekilde kısa vadede kendini korur fakat uzun vadede gerçek dışı yönlendirmeler sonucu sosyal ve özel ilişkilerinde başarısız olarak daha büyük hasarlara yol açar.

Örnek: İş yerindeki bir uyarıcı otoriterin sarfetmiş olduğu kabul edilmesi güç söylemlere karşılık, evdeki eş ve çocuklara meşru bir neden olmadan psikolojik, verbal veya fiziksel şiddet uygulanması.

Yansıtma: Bireyin kendisi ile ilgili bir gerçeğin (içsel gerçeğin) oluşturduğu kaygı nedeniyle, bilincin söz konusu durumu dışarıdan bir uyarana bağlayarak, sorunlu gerçeğin dışarıdakinin sorumluluğunda olduğuna kendini inandırarak, kısa vadeli rahatlama yaşama stratejisidir. İnsanların kendi iç çatışmalarında kullandıkları bir savunma mekanizma çeşididir. Kendisini başkalarında görme şeklinde de adlandırılır. Birey kendisi ile ilgili eksik, yanlış, kusur şeklinde algıladğı özelliklerini başka birisinde görme eğilimine girerek, dışardaki uyarıcıyı sözlü veya fiziksel cezalandırma yoluna girebilir.

Vaka 1 : Adli tıp kurumuna göre; bir çok cinayet vakaları, bilincin kendisi ile ilgili bir algılanan sorunu, başkalarında görmesi sonucu, cinnet geçirmeye kadar giden bir öfke haline dönüşmesi sonucu gerçekleştiğini bildirir. Bu durum genelde bireyin içsel gerçekleri ile toplum normlarının çatıştığı, fakat bireyin içsel gerçeklerini değiştirememesi (kendi gerçeklerinden kaçamaması) sonucu gerçekleşen bir savunma mekanızmasıdır.

Örnek: Eşcinsel birlikteliklerin kabul görmediği bir toplumda, eşcinsel olan bir bireyin, kendi kimliğinin bu parçasını kabullenememesi, aynı zamanda bu kimliğinden kaçamayarak, eşcinsel arzularını ikinci bir kişi ile gerçekleştirmesi sonucu, gerçekleştirilen ilişkiden dolayı kendini cezalandırma eğilimini ikinci kişiye yansıtarak, ikinci kişiye sözlü veya fiziksel şiddet uygulaması şeklinde gerçekleşir.

Vaka 2 : İş yerinde yeterli derecede katma değer üretemeyen bireyin, bu özelliklerinden dolayı işyerindeki diğer uyarıcıları, yeterli derecede performans gösteremediğine dair azarlama, bilincin  yansıtma mekanızması için örnektir.

Yukarıdaki örneklerden görülebileceği gibi, bilinç, muhafaza fonksiyonunu yerine getirebilmek için farklı savunma mekanızmalarını devreye sokmaktadır. Söz konusu akıl oyunları, aslında bilinçaltında yatan söylemlerle hem paralel, hem de onları koruma niteliğinde gerçekleşiyor. Bir diğer deyişle, bireyin bilinçaltı, bilincin koruma kriterlerini belirliyor, bilinç ise bu kriterler doğrultusunda hangi yeni, dışarıdan gelen mesajların uygun olmadığını tehdit seviyesine göre belirleyerek, gerek gördüğü durumlarda imha etme stratejileri geliştiriyor. Bilinç ile bilinçaltı çift taraflı bağımlılık içinde çalışıyorlar.

Bireyin bilinçaltı söylem kalıpları ile dışardaki gerçekler arasında büyük farkların oluşması, tehdit algılarının artmasına ve bilincin daha fazla savunma mekanizması uygulaması anlamına geliyor ki, bu durum bilincin kısa vadeli imha çalışmaları, bilinçaltını her geçen gün daha fazla, gerçek dışı olgularla doldurması ile sonuçlanıyor.

Bilincin muhafaza fonksiynu sonucunda oluşan birikim, çeşitli fobilere, özgüven eksikliği gibi kendini kabullenememe, bastırılmış suçluluk duyguları gibi başarı blokajlarının oluşmasına ve ruhsal dengesizliklerin ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir.

Bu nedenle psikanalitik bilimi; bilinçaltı söylem şablonlarına, bireyin kendisinin hükmetmenin insan yaşam başarısı ve ruhsal sağlığı açısından önemi vurgulanır.

Bilinçaltı teknikleri kullanılarak, bilinç katmanında anlamlandırılamayan  veya çözülemeyen sorunlara, el uzatma ve anlamlandırma fırsatı günümüzün moden psikoloji biliminde ortaya çıkmıştır. Söz konusu bilinçaltı tekniklerinin kullanımı ile, bilinç ve bilinçaltı arasında oluşan farklılıkların, bireyin lehine yönlendirilmesi amacıyla bilinçaltına pozitif alternatif kalıpların ulaştırılmasıyla, tehdit algısının doğal seviyesine indirilmesi ve dolayısıyla bilinç savunma mekanizmasının bireyin kendisine zarar verecek derece artışının önüne geçmek başarı ile hedeflenmiştir.



Kaynak

Devamını Oku »

25 Haziran 2015 Perşembe

Elektronik Ses ve Görüntüler Çocuk Gelişimini Etkiliyor

Miral, dil gecikmesi, yalnızlığı tercih etme gibi nedenlerle daha çok başvuru aldıklarını, başvuru artışındaki öncelikli nedenin de ailelerin bilinçlenmesi olduğunu belirtti.

Çağdaş yaşam koşullarının da olumsuz etkileri olduğunu anlatan Miral, hızlanan hayat temposu nedeniyle bazı ailelerin bebeğin duygusal ihtiyaçlarını zaman zaman göz ardı edebildiğine dikkati çekti.

Televizyon, bilgisayar, mobil telefon gibi teknolojik aletlerin artık yardımcı bakım hizmeti verenler gibi kullanıldığına işaret eden Miral, “Bu eşyalarla bebekler kendilerine zarar vermeden oyalanıyor ama son zamanlarda dil gecikmesi yaşayan çocuk sayısında da artış var” dedi.

Çocuğun öğrenebilmesi için tüm duyularını kullanması gerektiğinin altını çizen Miral, şöyle konuştu:

Bilgisayar görme duyusuna hitap ediyor. Bebeğin gözünün önünden anlamlandıramadığı çok görüntü geçiyor. Öğrenmeyi etkileyen dokunma gibi duyular ise hiç kullanılmıyor. Bu da gelişimin zora girmesine neden oluyor. Çocukların gelişmesi için deneyimlemeye ihtiyacı var. Özellikle de insan ilişkisini deneyimlemesi gerekiyor.

Geç dönemde konuşmanın da akademik yaşamda öğrenme sorununa neden olabileceğini ifade eden Miral, insan beyninin en hızlı geliştiği çağ olan 0-3 yaş arasında dil kullanımının sağlanması gerektiğini vurguladı.

Süha Miral, ilkokulda başarısız olan öğrencilerin geçmişinde konuşma güçlüğü görülebildiğini de söyledi.

Bebek 1,5 yaşına geldiğinde hecelemiyor, 2 yaşına geldiğinde fazla kelime kullanmadan konuşamıyorsa uzmana başvurulması gerektiğini dile getiren Süha Miral, “Anne ile bebek ya da bakım hizmeti veren ile bebek arasındaki ilişki doğduğu andan itibaren büyük önem taşıyor. Konuşma yeteneği kazanması için bebekler 3 yaşından önce televizyon, bilgisayar ve mobil telefon ile tanıştırılmamalı. Ten teması ve göz ilişkisi, küçük anlatımlar konuşma konusunda bebeği cesaretlendirir” diye konuştu.

Birlikte şarkı söyleme etkinliğinin de bebeklerin konuşma yeteneği için büyük önem taşıdığını kaydeden Miral, sözlerini şöyle tamamladı:

Bence çocuğun temel güven duygusunu kazanabilmesi için dünyaya güvenebilmesi ve güvenlikli ve huzurlu bir ortamda yaşaması gerekiyor. Özellikle aile içi şiddet çok etkili olabiliyor. Duygusal, fiziksel veya cinsel şiddet ailenin diğer bireyleri arasında da olsa gelişimi tehlikeye sokar ve ruhsal sorunlar yaşanmasına neden olur. Çocuklarımız sevgi ve saygı ilişkisinin hakim olduğu ortamda büyüme hakkına sahiptir.


Kaynak

Devamını Oku »

22 Haziran 2015 Pazartesi

Karar Sürecinde Farkındalık

Farkındalık eylemi; bireyin kendi düşünce sistemindeki söylemlerin, kendi karar ve davranış şekillerini belirlediğinin farkına varması ve söz konusu zihinsel varsayım havuzlarının mutlak olmaktan ziyade hükmedilebilir, değiştirilebilir birer araçlar olduğunun farkına varması doğrultusunda gerçekleştirdiği zihinsel eylemler bütünüdür.

Yaşamımız boyunca milyarlarca karar vermek durumundayız. Bazı kararlar; yaşamımızı kökten değiştirecek, başarı haritamızı tekrar çizebilecek kapasitedir. Yazımızda bu tip kararları: basitçe “önemli karar süreçleri” şeklinde tabir edeceğiz.

İnsan nasıl karar verir?

İnsan beyninin, karar verme mekanizması, en ilkel yapılardan biri olan “algılanan fayda/külfet oranı” doğrultusunda çalışmaktadır.  Bir diğer deyişle; “Yapacağım işin, mükafatı, yapacağım işin yükünden daha fazla ve alternatif tercihler arasında daha yüksekse onu seçerim” şeklinde bir cümleyi, beynimiz kendi adına konuşabilseydi, duyabilirdik.

Burada önemli olan nokta; ne algılanan faydanın, ne de algılanan külfetin mutlak oluşudur. Bireyden bireye farklılık gösterebileceği gibi, aynı bireyin farklı zamanlarda farklı algısal duruşlara sahip olması doğaldır. Bu farklı algıların, tümünün altında yatan temel unsur, bireyin zihin haritasında yer eden söylemlerin oluşturduğu zihinsel şablonlardır. Söz konusu şablonlar, birer lens görevi görerek, her birimizin dünyaya bakış açısını, bir diğer deyişle algısal duruşunu belirler. Bunun sonucu olarak, farklı bireyler, farklı önceliklere, farklı kararlara, farklı davranış şekillerini benimserler.

Örneğin, bir hamburger yemeğine olan arzu veya istek, farklı bireylerde farklı olacağı için, algılanan faydada farklı olacaktır. Haburger yemeğine karşı fayda algısı daha yüksek birey, fayda algısı daha az olan bireyle, aynı anda açlık hissine kapıldığında, birincisinin, bu yemeği elde etmek için 300 metre ötedeki fastfood restoranına gitme ve ilgili maddi bedeli verme külfetine katlanma olasılığı daha yüksektir.

Yukarıdaki örnekte dikkat edilmesi gereken unsur, tüm diğer algıların her iki kişi içinde sabitlenmiş olmasıdır. Örneğin; edinelecek göreceli faydanın, karşılığında verilecek parasal değerin, iki kişinin algısında aynı olduğu varsayılmıştır. Aksi bir durumda, örneğin; çok zengin, fakat hamburgere karşı fayda algısı az olan bir bireyin, çok daha düşük gelirli, fakat hamburgere karşı fayda algısı yüksek bireye kıyasla, alım yapma olsılığı daha yüksek olabilirdi, ziraa algılanan külfet değeri de bireyden bireye değişmektedir.

Bu nedenle, fayda ve algı değerlendirilirken, her birinin bireysel düzeyde arz ettiği mutlak değerden ziyade, birbirleriyle olan göreceli fark beyin tarafından ele alınır, işlenir, hesaplanır ve karar verilir. Söz konusu karar verme süreci, beyinde mili-saniye gibi çok küçük bir zaman diliminde ve irade üstünde gerçekleşmektedir.

Gerçekten karar vermek İstiyor musun?

“Karar verme arzu derecesini, belirleyen bireysel algısal duruşun ne yönde olduğunun, birey tarafından analiz edilebilir hal kazanması, karar verme sürecindeki farkındalığı sağlamaktadır.”

Önemli karar süreçlerinde bir çok bireyin yaşadığı ortak sorun, karar verememektir. Bu “karar verememenin” altında yatan nedenler, bireyin bilinçaltı dünyasındaki söylem kalıplarında gizlidir.

Örneğin; üniversite son sınıf bir öğrencinin, hangi sektörde veya hangi firmada çalışmak için, başvuru sürecine girişeceğine karar verememesi ve bundan dolayı, yaşadığı stres faktörünün her geçen gün artmasının altında, genelde kendi fayda/külfet algısında, söz konusu zorunlu kararın sonuçlarına dair soru işaretleri yattığı bilinmektedir.

Birey, karar verme aşamasında, karar ile ilgili yeterli bilgiyi toplamadığı için, beynin, olgun bir fayda/külfet oranı oluşturması pek mümkün olmadığı gibi, zihnin soru işaretlerine maruz kalması, bireye manevi sıkıntı veren, stres faktörünü ortaya çıkarmaktadır.

Eğer birey, yeterli bilgi toplamama konusunda ısrar ederse, manevi sıkıntının değeri, zaman baskısı altında artarak, bireyin zorunlu, “tam anlamıyla bilinmeyen bir karar” vermesi ile sonuçlanacaktır. Elbette bu şekilde verilen bir kararın, bireyin başarısının lehine işleyecek bir karar olduğu olasılığı daha düşük olacaktır.

Eğer, birey, karar verme sürecindeki soru işaretlerinin, altında yatan ana nedenin, yeterli derecede bilgi toplamamanın yattığının, farkındalığını elde ederse; bu farkındalık bireyin atacağı adımların yönünü değiştirmekle birlikte, bireyi yavaşlatan veya durduran verimsizliğin ve stresin de önüne geçecektir.

Bir diğer deyişle; birey, kendisinde olan problemin, karar verememek olmadığını, karar verebilmek için yeterli bilgiyi toplamaması olduğuna dair edindiği farkındalık ile, başarı yol haritasını kendi lehine çevirme şansı bulacaktır.

“Karar vermek için yeterli bilgi toplamama, bir çok bireyin, karar verememe sorununun altında yatan ana nedendir. Bilgiyi toplamama problemi ise, zihnin muhafazakar yapısının ortaya çıkardığı, gelişim veya değişimi bir risk faktörü şeklinde algılama eğilimi, ilgili değişimi ortaya çıkartacak kararı olabildiğince yok etme çabalarından sadece bir tanesidir. İradenin, bu gerçeği idrak etmesi, bir diğer deyişle kendi zihninin çalışma prensiplerine dair farkındalık edinmesi, zihnine hükmetmesini ve farkındalık eylemlerini gerçekleştirmesini sağlayarak, yaşamının önemli kararlarının en iyi tartılardan geçirerek vermesine imkan tanımaktadır.”



Kaynak

Devamını Oku »

21 Haziran 2015 Pazar

Bolluk Bilinci Nedir?

Bolluk bilinci, bireyin, maddi ve manevi anlamda daha fazla elde etmesine yönelik, özvarlığının zenginlik ile ne derece uyumlu olduğunun farkındalığına ulaşması ile birlikte, zihin haritasının, maddi ve manevi zenginliğe giden yolda engel teşkil etmesinden ziyade zenginliğe giden yolda en doğru karar ve davranışların, benimsemesine yönelik zihinsel zemini hazırlayan pozisyon veya durumda olması halidir.

NLP ve psikanalitik çalışmalarının bulguları, bize, bireylerin başarılı veya başarısız (zengin veya zengin olmamayı) farkında dahi olmadan, yaşam serüvenlerinde karşılaştıkları tecrübe ve söylemler doğrultusunda öğrendiklerini göstermişlerdir. Evet!. Başarısızlık öğrenilmektedir.

Söz konusu öğrenme süreci, bireyin, ilgili konuyla ilgili, yaşamında edindiği tecrübe, kültürel söylemler sonucunda, bilinçaltı seviyesinde oluşturduğu düşünce kalıpları ile ilişkilendirme yapması çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bunun anlamı şudur: maddi zenginliği, çoğumuz istiyor gibi bir izlenmim versek de, gerçekten istemiyor olabiliriz.

Yapılan hipnoz-terapi ve seanslarında, ortaya çıkan istatiksel sonuç şu şekildedir. Bir çok birey, zengin olmaktan, bilinçaltı seviyesinde korkmaktadır, ve aslında yaşamı boyunca karşısına çıkan fırsatları görmezden gelir, görmezden gelemeyeceği zamanlarda ise durumu sabote ederek, başarıya gitme olasılığı olan yolu farkında bile olmadan baltalar.

Bolluk Bilincini Yok Eden Unsurlar

Bireyler, doğdukları günden başlamak üzere, dünya veya toplumsal değer ve söylemleri benimseyerek sosyalleşme prosedüründen geçmektedirler. Bir diğer deyişle, bireyin, saf zihin haritası, dünya kodları ile yeniden şekillenmektedir.  Birey, doğduğu gün, bilinçsiz bir şekilde, özvarlığınla bir bütün olarak varlığını sürdürür. İnsanın özvarlığı ise, korku, özgüvensizlik, kusurdan çok uzaktır. Hiç bir bebek özgüvensiz doğmaz, özgüven eksikliğini edinir.

Aynen özgüven sorunununda olduğu gibi, bolluk bilinci de, özvarlıkla uyumlu halde olmasına rağmen sosyal, kültürel ve bireysel tecrübelerden etkilenerek, olumsuz kodlamalara maruz kalır.

Toplumsal söylemler; zenginliğin kötü bir olgu olduğuna dair işaretler barındırarak, bireyin zenginlik olgusu ile negatif söylemleri, zihin haritasında ilişkiendirmesine sebep olabilmektedir. Özellikle, Türkiye gibi “fabrikatör babası”, isim kalıbının yerleşmiş olduğu bir toplumda zenginlik ile ilişkiendirilen söylem kalıpları pek bolluk bilincinin sürdürülmesi veya oluşmasını motive edici unsur grubu değildir. Başarılı olmuş bir bireyin, arkasından, birey ile ilgili olumsuz sıfatların zikredilmesi, söz konusu olumsuzlukları işiten bireylerin bolluk bilincini aynı şekilde baltalamaktadır. “Olumsuz sıfatların zikredilmesini meşrulaştıran unsur ise, toplumsal söylemlerin kendisidir. Bu tip toplumsal söylem kalıplarını örneklendirebiliriz, fakat burada önemli olan nokta, genel toplumsal söylemlerin bolluk bilincini yok etme kapasitesi gerçeğine vurgu yapmaktır.

Eğer hedef olarak, bolluk, zenginlik olgularının, değeri, toplumsal söylemler doğrultusunda azaltılırsa ki, kolektif toplumlarda sık karşılaşılan bir durumdur, söz konusu hedef için katlanılması gereken külfet de, birey tarafından göreceli olarak bir o kadar yüksek algılanacaktır. Bu durum ise, bireyin yaşamı süresince, zenginliğe veya başarıya gitme olasılığı arz eden bir çok fırsatı değerlendirmemesi ile sonuçlanacaktır.

Bir diğer deyişle, toplumsal zihin haritası, bireysel zihin haritasını, bireyden bireye değişik seviyelerde etkilemektedir.

Bireysel Tecrübeler: Birey, bolluk veya zenginlik olgusu ile olumsuz tecrübelerden doğan çıkarımsal söylemleri, bilinçaltına ekebilmektedir. Örneğin, ebeveynlerinden birisinin, bir başarıya imza atması sonucu, ailede gerçekleşen kavga veya ayrılma durumlarına şahit olmak, bireyin başarı ile aileiçi çatışmayı yoğun bir şekilde zihin haritasında ilişkilendirmesi ile sonuçlanabilmektedir ki, bu durum bireyin bolluk, zenginlik, başarı gibi hedeflere verdiği değeri negatif anlamda etkileyebilmektedir. Bir diğer deyişle, bireyin znginliğe veya başarıya karşı algısal duruşu, bolluk bilincini olumsuz etkileyecek şekilde şekillenmektedir.

Muhafazakar Zihinsel Eğilim: Psikanalitik araştırmaların bulguları, bize, insan beyninin muhafazakar olma eğilimli, cimri bir yapı çerçevesinde çalıştığını göstermiştir. Bunun anlamı ise, beynin, değişime karşı doğal bir direniş içinde olduğu gerçeğidir. Değişim bir risktir! Bu nedenle beyin, değişimi getirecek, karar ve davranış şekillerini, bireyin benisemesini zorlaştırıcı, psikolojik tepki verme sürecine girer. Söz konusu pskikolojik tepki, “iyi hissetmeme”, “sıkıntı” şeklinde kendini gösterir, ve bireyin yaşamında değişiklik yaratacak, karar ve davranışa mesafeli yaklaşmasını neden olur (sağlar). Eğer, daha yüksek refah seviyesi, daha zengin olmak, bolluk elde etmek, öenmli bir başarıya imza atmak; bunların hepsi birer değişimi beraberinde getirmektedir. Eğer bireyin, değişime karşı algısal duruşu, yoğunlukla muhafazakarlık lehinde işliyor ise, gerçekleşecek olan hedef hakkındaki algısal duruş da olumsuz olacaktır. Bunun sonucu ise, söz konusu hedefe giden yolda, motivasyon eksikliği veya süreci sabote etmek olacaktır. Değişim direnci, bireyden bireye değişiklik göstermekle beraber, değişimi daha onaylayıcı bir zihin yapısını elde etmek, bireysel bilinçaltı telkin çaışmaları ile mümkün kılınmaktadır.

Bolluk bilinci, maddi ve manevi, daha fazlasını elde etme hedefi doğrultusunda, uyumlu zihinsel zeminin varlığı ile eş anlamlıdır. Bolluk bilinci, insanın özvarlığının bir parçası olmasına karşın, dünya kodlarının, zihin haritasına olan etkisi nedeni ile, bireyin aleyhine işleyecek şekilde değişmesine neden olabilmektedir. Bir diğer deyişle, insan, bilinçsizce, bolluk bilinci ile doğar, bilinçsizce bolluk bilincinden uzaklaşır ve hedefi bollok bilincini iradesi ile tekrar elde edebilir. Bolluk bilincini, bireyler, zihinsel düşünce kalıplarını değiştirerek edinebilir.

Düşünce kalıplarının değişmesi, zenginlik ve bolluk olgularına karşı, algısal duruşu, algısal duruş ise karar ve davranışları, değişen karar ve davranışlar ise bireyin içinde bulunduğu gerçeği değiştirir.



Kaynak

Devamını Oku »

18 Haziran 2015 Perşembe

Lâ tahzen / Üzülme..

İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !.. “Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;

Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf'u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah'ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma...

Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
"Aşık" olmayana anlatsan da "Ben" "Sen" anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara...Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:
- Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH'ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi...
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma...
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler...
Onların rızkını düşünen Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil...Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık.Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi;
Baş derdinde değildir… Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir… Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben”, deyip susması…
“Sen”. deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk"ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.Sevginin diğer bir adı da sabırdır:Açlığa sabredersin adı "oruç" olur.
Acıya sabredersin adı "metanet" olur.
İnsanlara sabredersin adı "hoşgörü" olur.
Dileğe sabredersin adı "dua" olur.
Duygulara sabredersin adı "gözyaşı" olur.
Özleme sabredersin adı "hasret" olur.
Sevgiye sabredersin adı "AŞK" olur...Ne istersem ben Mevlâ'dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır…
Allah'tan bir şey istersen:
Kapı Açılır, sen Yeterki Vurmayı Bil !...
Ne Zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeterki O Kapıda Durmayı Bil...!

Kaynak

Devamını Oku »

16 Haziran 2015 Salı

Nihat Hatipoğlu’ndan Sınavlarda Başarılı Olmak İçin Dualar

Sınavlarda Başarılı Olmak İçin Nihat Hatipoğlu’ndan Dualar. 

Nihat Hatipoğlu proğramında sınava girecek çocukları için yapılacak duaları belirtti. Özellikle sınav döneminde psikolojik anlamda kendini bulmak isteyenlerin okuduğu duaya burada yer veriyoruz.

DUA :

“Bismillahirrahmanirrahim.Ya Hayyu,Ya Kayyum,Birahmetike estegisu”
“Allahım! Hayy ve Kayyum isminle ve rahmetinle yardımını talep ediyorum”

DUA:
1. Elem neşrah leke sadrek
2. Ve vada’na ‘anke vizreke
3. Elleziy enkada zahreke
4. Ve refa’na leke zikreke
5. Feinne me’al’usri yüsren
6. İnne me’al’usri yüsren
7. Feiza ferağte fensab
8. Ve ila rabbike ferğab

Anlamı:

1-) Biz senin için (mutlulugun) gögsünü açmadik mi?
2 -) Senden yükünü indirmedik mi?
3 -) O senin sirtini ezen yükü.
4 -) Senin sanini yüceltmedik mi?
5 -) Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylik vardir.
6 -) Evet, zorlukla beraber bir kolaylik vardir.
7 -) O halde bos kaldin mi, yine kalk (baska bir is ve ibadetle) yorul.
8 -) Ancak Rabbine yönel.


Kaynak

Devamını Oku »

Etiketler

ARINMA Affetmek Alglamada Anlatm Aramak Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar BEREKET BOLUK Bahar Bayram Beden dili Bedensiz Beyinde Beyni Beynin Beyniniz Bilincine Bilmek Bitkisel Burak DERSLER Davet Deerlerimizin Deniz Depresyonun Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi EGZERSZ Egoist Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe Fregoli GCJoseph GERDE Gcyle Gelecek Gidecek Gizemli HAYIRLI Hasta Hastalklar Hayal Hayallerinizin Hayata Hikaye Hiperaktivite Hipnozu Holografik Hologram Hoşgörü Illuminati KORUMA Kabala Kadim Karanlk Kelimeler Klasik Korkular Korunma Kristaller Kuantum Fiziği Kyamet LKLERMZ MEKTUP MUTSUZ Makbul Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler Mucizeleri NAMASTE Nazar Nefret Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus POZTF PRATK PROGRAMLAMA Paranormal Patolojik Peeling Peinden Pratik Psikoloji Quantum Düşünce RAHATSIZLIIMIZ Rahat Reformist Romantik Ruhsal Sanat Sonsuz Stres Sufizm Tehlikeli Terapi Uymasn Zarar acı affetme aile akıl başkaları beden beyin bilgi bilim bilimsel bilinci bilinçaltı birey bolluk cümle dalga damla degerli düşünce egzersiz ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji evlilik evren fayda fizik fiziksel frekans garip geliim gerilim gerçek geçmiş gizli güven güzel harika hastalık hayat hissederim hoşgörüsüzlük huzur huzurlu ileti ilâc inanç insan insanlar kaos kavga kelime korku kuantum kurallar liste madde mucize neşe olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel pozitif psikolojik refah ruh sağlık seniz sevgi sistem sorumsuzluk sorun sorunlar suyun sıkıntı tabiat tedavi teori tesadüf toplum zaman zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel çekim üzüntü İletişim şifa şükretme