1 Haziran 2014 Pazar

Kaygı ve Baş Edebilmenin Stratejik Yolları

Bu yöntemi farkında olmadan aslında kullanmaktasınız. Psikoloji biliminde bilinçsiz olarak kullanılan bu yönteme “savunma mekanizmaları” ismi verilmektedir. Siz farkında olmadan kaygıyı azaltmak için bu yöntemi kullanmaktasınız. Ancak aşırı yönde kullanılan savunma mekanizmaları bireyde olumsuz durumlara neden olabilecektir.

Bu yöntem kaygı ile güreşmek için meydana çıkmaktadır. Güreşin kurallarını ve yöntemlerini eğer öğrenir ve uygularsanız kaygıyı tuş edebileceksinizdir. Yani bilinçli başa çıkma yöntemi öğrenilen tekniklerdir. Öğrenme sonucunda oluşturacağımız davranışlar, düşünceler ve duygulardır. Nedir bilinçli başa çıkabilme yöntemleri;

Ünlü psikoloji araştırmacıları Holland ve Tarlow bir insanın kendi kendini hipnoz edebileceğini ve böylece kaygıya neden olabilecek düşünce ve duyguların giderilebileceğini ileri sürmüşlerdir. Bu iki araştırmacının “oto hipnoz” denen bu yöntemin uygulanabilmesi için ileri sürdükleri aşamalar şunlardır;

(1) Rahat bir sandalyeye bedenin yukarı kısmını dik tutacak biçimde oturun. Sandalye boş bir duvardan 1.5 veya 3 metre uzaklıkta olsun. Duvara gözünüzün hizasından 30 santim yüksekliğinde bir noktayı bir bant yapıştırarak yada toplu iğneyle işaretleyin.
(2) Gözünüzü duvardaki noktaya dikin ve hiç acele etmeden sakin bir biçimde nefes alıp vermeye başlayın. Her nefes alış verişte, ondan sıfıra doğru birer birer sayın.
(3) Bir rakamına ulaştığınızda duvardaki noktaya bakmaya devam edin ve bu arada elinizin ve kolunuzun ağırlaşmaya başladığını ve onları kıpırdatmanızın mümkün olmadığını düşünmeye başlayın.
(4) Şimdi göz kapaklarınızın gittikçe ağırlaştığını ve gözlerinizi açık tutmanın gittikçe zorlaştığını düşünmeye başlayın. Göz kapaklarınız sanki onlarda ağırlık asılıymış gibi aşağı doğru kapanıyor, gözünüzü açık tutmak olanaksız hale geliyor. Şimdi gözlerinizi kapatın (belki bu anda göz kapaklarınız kendiliğinden kapanır)
(5) 2. adım’da olduğu gibi yine ondan aşağı doğru saymaya başlayın ve her sayışta derin, muntazam ve sakin nefes alıp verin. Sadece nefesinizi düşünün ve başka hiçbir şey düşünmeyin. Nefesinizi çaydanlıktan çıkan bir su buharı gibi düşünün ve sanki görüyormuş gibi buharın burnunuzdan girişini, ciğerinize gidişini ve sonra yine burnunuzdan çıkışını hayal edin.
(6) Nefes alış veriş sayımını yaparak bir sayısına geldiğiniz zaman kendinizi bir banyo küvetinde ılık su içine gömülmüş hissedin. Ilık suyun cildinizi nasıl sardığını düşünün. Kendinizi tamamen gevşek bırakın, kendi kendinize “gevşe, bütün vücudunu gevşek bırak” deyin. Vücudunuzu suyun içinde gömülmüş ya tamamıyla gevşemiş durumda bırakın bu durumu devam ettirebildiğiniz kadar sürdürün. aklınıza düşünceler gelmeye başlayıp, günün sorunlarıyla ilgili planlar yapmaya başladığınız andan itibaren gözünüzü yavaş yavaş açın ve bir süre o durumda gözü açık kaldıktan sonra kalkıp, günlük faaliyetlerinize başlayın.

Holland ve Tarlow un geliştirdiği oto hipnoz yönteminden esinlenerek 24 basamaktan oluşan dereceli gevşeme tekniği oluşturulmuştur.

(1) Sağ yumruğunuzu sıkın, bir süre tutun ve gevşetin. El kaslarınızın eliniz sıkılıyken ve daha sonra gevşeyince, nasıl hissettiğine dikkat edin.
(2) Aynı yumruğunuzu yavaş yavaş sıkın ve bir süre sonra yavaş yavaş gevşetin. Yine dikkatinizi kaslarınızdan ayırmayın yumruk sıkılırken ve gevşerken nasıl bir değişiklik olduğunu gözleyin.
(3) Şimdi sol yumruğunuzu sıkın, bir süre tutun ve gevşetin.
(4) Sol yumruğunuzu yavaş yavaş sıkın ve bir süre öyle tuttuktan sonra yavaş yavaş gevşetin.
(5) Sanki bir ağırlık kaldırıyormuş gibi her iki kolunuzu da bileklerden bükerek pazılarınızı gerin, kademeli olarak bu gerginliği iyice arttırın, ve sonra tamamıyla gevşek bırakın.
(6) 5.basamağı yavaş yavaş tekrar edin.
(7) Kolunuzu aşağı indirin, ellerinizin arkasını bacaklarınızın üzerine koyun ve kollarınızı geriye doğru gittikçe artan bir kuvvette itin. Daha sonra tümden gevşetin ve kolunuzun arka kısmında yer alan kaslarınızın farkına varın.
(8) Şimdi kollarınızı bedeninizin yan taraflarına bırakın ve bütünüyle gevşetin ve gerginliğin kolunuzdan akıp dışarı çıktığını hayal edin.
(9) Kaslarınızı yukarı doğru kaldırarak alnınızı kırıştırın ve gerin. Bir üre öyle gergin tuttuktan sonra gevşetin ve serbest bırakın.
(10) Alnınızda, kaslarınızın arasında kalan kısmı iyice gerin ve bir süre gergin tuttuktan sonra gevşetin, rahat bırakın.
(11) Göz kapaklarınızı sıkı sıkıya kapatın; bir süre iyice sıkın. Daha sonra, gözünüzü açmadan göz kapaklarınızı gevşetin. Göz kapaklarınızın ve gözünüzün çevresindeki kasların gergin ve gevşek olmaları arasındaki derin farka dikkat edin.
(12) Dişlerinizi sıkarak çene ve şakak kaslarınızı iyice gerin. Bir süre sonra gevşeterek çeneniz gevşek bir şekilde, ağzınız yarı açık kalacak bir biçimde bırakın.
(13) Boyun kaslarınızın farkına varmak için kafanızı arkaya doğru atın ve boynunuzun arkasındaki kasları iyice gerin, daha sonra kaslarınız gergin durumdayken başınızı önce sağa, sonra sola çevirin, daha sonra da öne doğru eğin. Bir süre gergin tuttuktan sonra gevşetin.
(14) Omuzlarınızı yukarı kaldırıp, omuzla boyun arasında kalan kasları gerin, bir süre gergin tutun ve daha sonra bütünüyle gevşetin.
(15) Omuzlarınızı daha sonra kollarınızı, ensenizi, boynunuzu, çenenizi, göz kapaklarınızı ve alnınızı tamamıyla gevşetin. Yorgunluğun ve gerginliğin yukarıdan aşağı doğru omuzlarınızdan kollarınıza, oradan da parmak ucunuzdan yere akıp döküldüğünü hayal edin. Gerginliğinizin gittikçe hafiflemekte olduğuna dikkat edin.
(16) Derin nefes alın ve göğsünüzde oluşan gerginliğe dikkat edin. Nefesinizi tutun ve göğüs kaslarınızın gerginliğini gözleyin. Şimdi nefes vererek tümden gevşeyin.
(17) Şimdi yavaş yavaş ve düzenli bir şekilde nefes alıp vermeye başlayın. Her nefes verişte bedeninizin gevşediğini düşünün. Nefes alıp vermeye devam edin ve bedeninizin diğer kısımlarındaki yorgunluğun nefes alıp verirken gittikçe kaybolup gittiğini gözleyin.
(18) Şimdi karın kaslarınızı kasın ve bir süre gergin tutun. Daha sonra gevşetin ve karın kaslarınızın gergin ve gevşek oldukları zaman aralarındaki büyük farka dikkat edin.
(19) Omuriliğinizin iki yanındaki kasları gerin, bedenin diğer yerleri gevşekken bu kasların gergin olmasına dikkat edin. Bu kasları biraz gergin tuttuktan sonra gevşetin ve aradaki farka dikkat edin.
(20) Nefes alıp vermeye devam edin ve bedeninizin üst ya da alt kısmında, gergin hangi kas varsa gevşetin. Bedeninizde hiçbir gergin kas kalmayıncaya kadar gevşemeye devam edin.
(21) Şimdi kalça ve bacaklarınızın kaslarını iyice gerin ve bir süre sonra gevşetin. Bu kaslarınızın gergin veya gevşek olmaları arasındaki büyük farka dikkat edin.
(22) Topuklarınızı kaldırmadan ayak uçlarınızı yukarı kaldırarak baldır kaslarınızdaki gerginliği arttırın. Kaslarınız gerginken ayak parmaklarınızı oynatarak kas gerginliğinizin iyice farkına varın. Daha sonra ayak ucunuzu normal duruma getirip kaslarınızı tamamıyla gevşeterek aradaki farkı gözleyin.
(23) Topuklarınızı kaldırmadan ayak uçlarınızı geriye doğru iterek diz altındaki baldır kemiklerinin ön kısmındaki kasları gerginleştirin. Bu kasları bir süre gergin tuttuktan sonra gevşetin ve aradaki farkı gözleyin.
(24) Şimdi bütün bedeni gözden geçirin ve başınızdan başlayıp, ayak ucuna kadar kaslarınızın tümünü gevşetin. Baş, alın, gözkapakları, çene, boyun ve ense, omuzlar, kollar, göğüs, karın, kalça, bacak, baldır ve ayak kasları tümden gevşek bir şekilde yatın. Düzgün nefes alıp vermeye devam edin. Kaslarınızdaki gerginliğin kollarınızdan ve bacağınızdan akıp gittiğini gözleyin. Bu şekilde 5-10 dakika rahatça yatın.

Burada önemli nokta, kaslarınızın gergin ve gevşek olduğunda ne kadar farklı olduklarını hatırlamanızdır. Bu egzersizi birçok ere yaptıktan sonra, zihin yoluyla verdiğiniz emirlere kaslarınız hemen uymaya başlar. İlerde herhangi bir gün göğüs kaslarınızın gergin olduğunu ve nefes alış veriş düzeninizin bozulduğunu gözlediğiniz zaman, bu kasları önce gerip daha sonra tamamıyla gevşeterek kas gerginliğini önlemeniz mümkün olur.
Yukarıda verilen türden bir gevşeme ve rahatlama tekniği, işten geldikten sonra her gün 15-20 dakika uygulanırsa, kaygı ve gerginlik büyük ölçüde azalır. Zaman geçtikçe bedeniniz bu tekniğe alışarak, daha derin düzeylerde dinlenme olanağı yaratır. Günlük hayatın gerginliği kaygı ve gerginlikten kurtulmak isteyenler bu teknikten yada Baltaş ve Baltaş’ın (1986) önerdiği buna benzer teknikten yararlanabilir.

Sizde oluşan kaygının sebebi nedir? Bu soruya aranan cevabın bulunması kaygı düzeyini azaltabilir. Kaygı düzeyi ya içseldir yada çevreden kaynaklanan bir durumdur. Kaygının sebebi yoğun bir iç gözlem ile tespit edilirse sizde kaygıya neden olan olayı yada olayları anlayıp baş edebileceksiniz. Aşağıda bu yöntemi kullanarak kaygı ile baş edebilen yöntem anlatılmıştır.

(1) Kaygınızın farkına varın ve kaygılı olduğunuzu kabul edin. en önemli adımlardan biri budur. Kaygılı olduğunuzun farkına varamazsanız kendi kendinize yardımcı olamazsınız. Siz kaygılıyken bedeniniz ve ona bağlı olarak davranışlarınız az yada çok değişir. Örneğin daha yüzeysel solunum, daha sık kalp çarpması, dikkatinizi belli bir konuya toplayamama, hemencecik alınma veya en ufak bir şeye öfkelenme gibi belirtiler, kaygı sonucu ortaya çıkar. Bedeniniz ve bu davranışlarınızın farkındaysanız bu değişiklikleri hemen gözleyebilirsiniz. Kaygılı olduğunuzu kabul etmezseniz ,bundan sonraki adımları uygulama fırsatı bulamazsınız.

(2) İçinde bulunduğunuz durumdan bir süre uzaklaşın ve durumunuzu gözden geçirin. Örneğin, evdesiniz ve ev ortamında iken kaygılı duruma girdiğinizi fark ettiniz ve bu kaygının altında yatan nedenleri bulmaya karar verdiniz. kararınızı uygulamaya koyabilmek için ev ortamından bir süre uzaklaşın ve ev durumunuzu gözden geçirin.

Bir süre uzaklaşmak değişik biçimlerde yapılabilir. Bir yürüyüşe çıkabilirsiniz, iki-üç saatlik bir vapur veya otobüs yolculuğu yapabilirsiniz veya bir parka gidip kuşlara yem atarak zamanınızı geçirebilirsiniz. Ne yaptığınız önemli değil, önemli olan bir süre ev ortamından uzaklaşmanızdır.

(3) Kendinizi en rahat hissedeceğiniz ortamı hayal edin.

(4) Kaygının temelinde yatan nedenlerin sizin benlik kavramınızı nasıl etkilediğini anlayın.

(5) Kaygınızın ortadan kalkması için uygulayacağınız kısa süreli ve uzun süreli çözüm yollarını saptayın.

(6) Kısa süreli çözüm yollarını hemen uygulamaya koy ve uzun süreli çözümler için gerekli adımları atmaya hazırlan. Kısa süreli çözümlerde hatırlayacağınız en önemli nokta şu olmalıdır: İlk adım, en zor adımdır. İlk adımı attıktan sonra, yavaş yavaş diğer adımlar onu izler.

(7) Kaygı için harcadığınız enerji ve zamanın size hiçbir yararı olmadığını unutmayın. Kaygının temelinde yatan nedenleri, kaygılanmaya devam ederek hiçbir şekilde çözemezsiniz. Aksine çözümü zorlaştırırsınız. Kaygıya harcadığınız enerji ve kaygılanmanın ortaya çıkardığı nöro fizyolojik koşullar, sizin dikkatinizi ve düşünme kapasitenizi olumsuz yönde etkiler.

(8) Kaygınızı abartmaktan sakının. Olumsuz duyguları abartarak olduğundan daha kötü göstermek çoğumuzun alışkanlığıdır. Böyle bir eğilim kısır döngü yaratır: Kaygı abartılınca daha çok kaygıya, daha fazla kaygı daha çok abartmaya, abartma kaygının yeniden artmasına yol açar. Bu kısır döngüye girmekten sakının.

Yazar: Ahmet YILDIZ (iletisim@ahmetyildiz.com)

Bu konuya benzer "Kaygının Faydası Olabilir mi?" başlıklı makalemizde başarılı öğrenci, güven ve karşı hakkında bilgiler verilmektedir. Okumanızı tavsiye ederiz..


Kaynak

Devamını Oku »

30 Mayıs 2014 Cuma

Kadınlar ve Burçları...

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane



Sevgili kadınlar hayatınız boyunca iki kelime etmek istemediğiniz bazı hem cinslerinizle mucizevi bir soru sayesinde saatlerce konuşabilirsiniz. "Burcun Ne???" Kadınlar birbirine bu sihirli kelimeyi söylediği anda o sohbet akmaz, adeta çağlar...


Bugün sizlere (özellikle erkeklere) kadınların burçları hakkında bazı hayati bilgiler vericem. Sonra da çıkarın kalem, kağıtlarınızı sözlü yapıcam.


Koç: Çok bilirler, yok yok tam olmadı, herşeyi onlar bilirler."Yardımcı olur musun"cümlesi koçun yazılımında yoktur. Koç kadını Survivor Taner gibi her maceraya tek başına dalar. Baskın karakterlidir, erkeğe sözünü geçirmek ister ama sözünü geçirdiği erkeğe de saygı duymaz. Uzaklara gitmek ister, gitti mi de fazla açılmışız diye dönmek ister. İnsanın; -Ablacım ne istiyosun Allahınsen, diyesi gelir koça. Dedikodu yapamaz, kopya çekemez, hız limiti 75 se 60 la gider, kurallara bağlıdır, yalana ve disiplinsizliğe toleransı sıfırdır, bir de söz verip yapmadınız mı terlikle kovalar vallahi. Spiritüel aleme meraklıdır, gönül rahatlığıyla yanlarında ruh çağırıbilirsiniz, içlerinde bir tavernacı yaşar, sabaha kadar birlikte eğlenebilirsiniz.


Boğa: Vee karşınızda aforizma tanrıçası, dolaylı anlatım kraliçesi boğa. Ya arkadaş bir kere de doğrudan seni seviyorum, sana çok bozuğum filan desene, varsa yoksa alıntı. Boğa kadınına; "Hayatım nereye gidiyosun?" diye sorsanız. -Nereye gideceğini bilen için tüm dünya kenara çekilir. diye cevap verir. Yahu eltime gidiyorum desene, net olsana gözünü sevdiğim. Duygusal anlamda kendini net ifade edemese de, iş hayatında ne istediğini bilen ender burçlardandır boğa. Kafasına koyduğu herşeyi yapar, yeter ki istesin ama aşık oldu mu bütün planları şaşar, hemen ev terliklerini, alt aşortmanını giyip dolma sarmaya başlar. Fakaaat, verdiği değeri sizden göremiyorsa Uçan Adam Sabri gibi Alllaaaah diye kaçın, çünkü tersi boktur caarrt diye bırakır sizi.


İkizler: İki değil 10 kadın yaşar içinde, en tekinsiz burçtur, gülüp eğlenirken Medyum Memiş gibi zumzuğu ağzınıza çakabilir. Gönlünü hoş tutan erkekleri bünyesi reddeder, onu kanırtan, sinir hastası eden adamlara aşık olur. Konuşkan ve eğlencelidir, seyahate bayılır. İkizler kadınıyla yemeğe giderseniz 3 saatten önce yemeğinizin gelmemesi garantidir. -Tavuk var mı var, -makarna var mı var -ben lüfer aliym o zaman, diye sipariş verir. Bir mekanda bir yemek geri gönderiliyorsa arkasındaki kadın muhakkak ikizler burcudur. Yaşını göstermeyen narin ve zarif bir yapıları vardır, en geç yaşlanan burç ikizlerdir. Herkese şarladıkları, içlerinde bişey tutmadıkları için yaşlanmamaları doğaldır. Ohh iyi yapıyolar valla biz tuttuk da noolduu ayynen devam.


Yengeç: Güçlü görünmeye çalışıp bunu başaramayan tek burçtur. Bir yengeçle sohbet ederken bir şeylerin ılık ılık aktığını hissedersiniz, evet evet akan beyninizdir. İlişkiler hakkında hiç durmadan 72 saat konuşabilirler. Sizi asla dinlemeyip, en iyi dinliyo taklidi yapan burçtur. Siz ne anlatırsanız anlatın kafasında tavşanlar zıplar. Kazara arayıp, yarın dünyanın sonu geliyomuş deseniz, demek o yüzden benden ayrıldı yoksa bana hayatta kıyamaz olur yorumu. Yengeç için kainattaki herşey kendisi ve sevgilisi ile ilgilidir. Tam bir sabah insanıdır yengeç, sabah 5 de bile kalksa mutlu ve neşeli uyanır. Samimi ve komiktir, insan 1 gün bile görmezse özler yengeci, duygusallığını zekası ve fırlamalığıyla kapatır. Çok eleştiriye ve ihmal edilmeye gelemez aman.


Aslan: Mor dağların prensesi gibi salınır etrafta. Göz süze süze ağzını büze büze konuşur. Lükse şaşaaya düşkündür, mümkün olsa totosunu dolarla avroyla siler. Arkadaşlarını aşırı sahiplenir, mazallah arkadaşının sevgilisini bir kızla görse, yemez içmez; "hayırdırrr canımm!" mesajıyla yetiştirir hemen. Pozitif bilimlerden hazzetmez, hangi bölümü bitirirse bitirsin, hep yanlış bölümde okuduğunu düşünür. Bıraksalar, bütün aslanlar ressam, müzisyen, reklamcı olur. Çok duyarlı ve akıllıdır ama sıkıntıya gelemez. Güvenilirdir, kesseler sırrınızı söylemez. Kendiyle o kadar meşguldür ki, dünya yanıyo deseniz koşarken hangi parfümü sıksam diye düşünür. Nerde olmaz bir adam var, git ara bul getir saçlarını yol getir psikozuyla sevgili seçer, sonra da sabırla adam olmasını bekler. En hızlı laf sokan burçtur, mermi manyağı yapar sizi dikkaat.


Başak: Gözünde hep bir melankoli vardır, tıpkı acıların kadını Bergen gibi. Huzursuzdur, rahatın en çabuk battığı burçtur. Çok belli etmese de dedikoduyu sever. Arkadaş canlısıdır. Sabırlıdır, taşı ortadan yaran bi sabrı vardır. Duygularını çok belli etmez, osuruğu kokmaz. Her zaman bir tarzı vardır, en olmadık kıyafetler başağa yakışır. Üniversitede ideal ev arakadaşıdır, titiz ve düzenlidir, tuvaleti cifler, banyoyu ovar, hayatta işten kaçmaz. Ön planda olmayı sevmeyen ender burçlardandır. Şeytan ayrıntıda değil başakta gizlidir. Detaycıdır, kurduğunuz cümleden cımbızla bir kelimeyi seçer, ondan alınacak bir anlam çıkarır, hiç zaman kaybetmeden küser, siz daha noolduğunu anlamadan arkasını dönüp gider. Küstürmeyin, huyuna gidin, düşünerek konuşun, nefesinizi tutarak cevap verin, hadi canım başınız ağrımasın.


Terazi: Rahibe Teressa ile Lady Gaga arasında bi yerdedir. Çok pis aşık olur, çok çabuk unutur. Ruh hali değişkendir, evlenip çocuk mu yapsa, albüm yapıp stadyum konserlerine mi çıksa karar veremez. Stratejiktir, insani ilişkileri kuvvetlidir. Bir günlük seyahate bile 4 bavulla gider. Terazi kadınının ruhunda fırtınalar bile kopsa suratındaki ifade hep Mona Lisa'dır. İsterse güzel yemek yapar ama isterse. Ev işine, yemeğe, ortodontiye eli yatkındır. Üşengeçtir, sevgililerini hep yakın çevresinden seçer, aşık oldu mu da kendinden geçer. Bir yerde belirsizlik varsa terazinin tansiyonu düşer. Tez canlıdır terazi, onun için herşey net olmalıdır. Aşık mısın, diil misin? Efendi misin, p*ç misin? Arkadaş mısın, sevgili misin? net ol net der. Bu burcun kadınına yapılacak en büyük iyilik onu oyalamamaktır. Çünkü oyalanırsa sizi kabak gibi oyar.


Akrep: Ne okursa okusun, sonunda hep bildiğini okur. Havalıdır, antin kuntine bayılır. Artizdir, herkesle samimi olmaz, Etme çocukla sohbet küstürürsün, silme götünü camla kestirirsin'dir hayat mottosu. Evin Ana gibi anaçtır. Hastaya şifa, dertliye deva, açlara çorba dağıtır. Bi kendine hayrı yoktur. Habire kendini eleştirir. Haset değildir ama kıskançtır. Favori içeceği diet coladır. Bazen siyah, bazen beyaz ister ama herşeyi tutkuyla ister. Uçlarda yaşar, bazen o kadar uçlarda yaşar ki telefonu çekmez. Kafası attı mı atarlanır, o anaç toprak ana birden alayına isyan inadına Bayhan'a dönüşür. O yüzden kızdırmamaya gayret edin. Bir de psişiktir ki owww, daha fikir senin aklına düşmeden, anlar hinliğini cinliğini gözünden. Parasının hesabını bilir, genellikle tek başına gezer, yalanınızı yakalarsa kafanızı tombi gibi ezer.


Yay: Allah'ın sopası yoktur, yay burcu kadını vardır. Güvenini kıranı, hevesini kaçıranı affetmez, yıl sonu elinde koçan biriken trafik polisi gibi yapıştırır cezayı. Mağrurdur burnu düşse acaba ne düştü diye eğilip bakmaz. Herşeyi analiz eder, "sen aslında öyle dedin ama başka birşey demek istedin" diye cümleye başladı mı kaçın. Sevdiği adamı mutluluktan havalara uçurur ama adam dengesizlik yaparsa tutmayı unutur. Hiçbir zaman çok zengin olamaz, ayda 1 trilyon da kazansa ay sonuna kadar saça saça bitirir. Ruh hali değişkendir, Walt Disney'den Murat Kekilli'ye dönüşebilir bir anda. Öğrenmeyi sever. Hep bir şeylere başlar; spora, latin dansına, diyete, güreşe ama sonunu getiremez. En başarılı olduğu alan işidir, kahkaha attığı zaman da baya dişidir. Yay burcu kadını vefalıdır kolay kolay kimseyi harcamaz, aptal yerine kondumu da adamın götünü keser acımaz.


Oğlak: İçinde bir Güngör Bayrak yaşar, york düşesi, buckingham kontesidir adeta. Temkinli ve kuşkucudur, siz birşey anlatırken gözlerini kısarak bakmasının sebebi budur. Oğlak kadını asildir ölçülüdür, senin benim gibi ağzından salya saçarak gülmez, insan gibi güler ve hemen toparlanır. İş hayatında dikkatlidir, kolay kolay yanlış yapmaz. Herkesle samimi olmaz, çabuk ısınıp, soğumaz ama hayatına aldığı insanları da yarı yolda bırakmaz. Bu burcun insanı genç yaşlarda kimlik bunalımına girer, sonra çıkar. Bazen insana cinnet geçirtecek kadar gerçekçidir. 10 yıl sonra seninle Toskanada ki bağımızda şarap yudumlıycaz deseniz, önce Beylikdüzündeki evin taksidini bitir de sonra içeriz şarabı diyip, tokadı çarpar. VII. Henry'nin torunu olduğu için, sinirlenince salon kadını çizgisini bozmaz, sümüğünü çeke çeke bi kenarda ağlar. Cahille sohbeti en hızlı kesen burçtur, ağlatmayın, gebertirim.


Kova: Dedikoduya bayılır gıybeti içine sokup mıncırır. İçinde hep bir dahi yaşadığını düşünür ama tarihte bir icadına rastlanmamıştır. Zekasına aşıktır, egosu yüksektir. Bu tatlı egosunun yanında bir de mütevazı olsaymış tam süper olurmuş ama olamamış kısmet. Arkadaşlarını çok sever, ne sevmesi delirir, aklını çıldırır arkadaş diye. Bağlılık sever, bağımlılıktan tiksinir. İlişkilerde erkek gibidir, yönetir, kontrol eder, müdahele eder, az daha sıksa p..pisi çıkacaktır. Düğün dansını bile erkeğin yönetmesine izin vermez, illa domine edecek. Kültürlüdür ama fazla bilgi kalbe zarar diye; müzeden çıkıp kermese, Verdi'nin operasından, Ferdi Tayfur konserine gidebilir. Magazine aşinadır, bıraksalar, 2. Sayfa programını rahatlıkla sunabilir. İnanılmaz komik ve pratiktir. Üşenmese dünyayı ele geçirir ama yatarken makyajını silmeye üşenen insan dünyayı mı ele geçirecek Allahınsen:)


Balık: İbrahim Tatlıses gibi çabuk ağlar, neye ağladığını asla bilemezsiniz. Pencere buğulansa duygulanıp ağlayabilir. Dünyada sadece kendisinin anlayabileceği esprileri vardır. Her ilişkisine, son ilişkisiymiş gibi başlar, kendini inandırır, ayrılınca da aman boşver ya zaten şizofrendi der geçer. Hayalperesttir, ama romantik salya aşık değildir, sevgilisi şiir okurken dayanamayıp adamın ağzına gülebilir. Küçük şeylerden mutlu olsa da, ota boka morali bozulabilir. Bu kadar duygusal olmasına rağmen, zorluklar karşısında inanılmaz güçlüdür. İdeal mesleği kadılıktır, asla hak yemez, estetiğe düşkündür üzerinde tarçın yoksa sahlep bile içmez. Sonda söylenecek şeyi başta söylediği için her kavgada haksız duruma düşer, sonra da bütün dünya bana karşı diye ağlaya ağlaya gözleri şişer. Geneli iyi yemek yapar, ideal eş ve anne adayıdır. Bünyeleri görücü usulü ile evlenmeye yatkındır.


Yazarımızın biyografisi yakında güncellenecektir...


kaynak

Devamını Oku »

27 Mayıs 2014 Salı

1 Mart Balık Burcunda Yeni Ay Etkileri - Felek Serpmesi

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane


Cumartesi, 01 Mart 2014 20:26 Yazan  Elif Hece

Sana ucunda yem bulunan iğneden ve ağlardan kaçmayı öğrettim.!


Yukarıdan inen ağlara yakalanmışsın. O' serpme ondan kaçılmaz.!


O' kaderdir.!  Esrar-ı Aşk


1 Mart 2014 tarihinde, TSİ 9:59’ da Balık burcunun ikinci dekant başlangıcında 10°  39’ da, Güneş ve Ay’ın kavuşup, yeni bir döneme serptiği ağ ile sabaha selam diyeceğiz. Balık Burcu için her zaman anahtar kelimelerden ilk aklımıza gelmesi gerekenler şunlardır; -Kurban-Kurtarıcı-, Adamak-Adanmak, Bilinçaltı- Hatıralar, İçimize attıklarımız- Kaçtıklarımız, Bağışlamak- Bağışlanmak, Vazgeçiş-Bağımlılık, bunların anlamına vakıf isen, tut aklında zeminin bu olacağını bil, sonra eklenen kavramlar hep bu zemin üzerinedir.


Bir doğum bu, en başına doğru nokta olduğumuz hale doğru hızla gittiğimiz, 1 ayın 1 gün gibi, 1 günün 1 saat gibi aktığı zaman nehrinde, kâinatın ilk haline doğru zamanın eğilip bükülüp, daralıp, yakınlaştığı günlerdeyiz. Halden hale geçen insan, tabakadan tabakaya bindirilen insan, bu geçişlerde kimimiz kör kimimiz farkında,  çok ama çok hızla akıyoruz ilk başladığımız yere doğru.


Balık Yeni ayı ile Balığın evi olan 12.ev alanına neyi depolamışsak, neleri gömmüş, unutmak istemişsek, kaçmışsak, bu güçlü Yeni Ay ve Jüpiter/Yengeç etkisiyle daha görünür bir haliyle tek tek canlanmasına şahit olacağız. Hep suç bende mi diyeceğiz belki, suçlu arayacağız, kendimizi kurban hissettiğimiz alanlara daha cesur ineceğiz, gerçekten kurban mı edilmişiz bunu çözmeye çalışacağız. Hüzünler hortlayacak tek tek, ruhumuza işlenmiş olan içimize sızı dert olanlar her alanda olabilir daha bir görünür halde, kaçacak yer bırakmadan, kocaman resimlerle gözümüzün önünde es geçemez olacağız. 12. Ev zehirlenmelerle ilgilidir, gizli düşmanlıklar evidir, buradaki düşman insanın kendisi de olabilir kendine ettiğini insanın kimse edemez ya hani,  bağışlayamadığımız herşey bizi zehirliyor, unutamadığımız her acı hatıra gün gelip sızıyor bir anda, hiç akılda yokken unutmuşken bir anda sızmaya başlıyor, acılarla barışacağız, iyi ki yaşamışım şu acıları, iyi ki geçmişim o köylerden, iyi ki uğramış yolum o hüzün kentine seviyorum acıları deyip kendimizle sulh ilan edeceğiz.  Bağışlayacağız son bir yağmur son bir rahmet yağmuru akacak akacak gözlerimizden, yıkanacak ruhumuz ve bağışlayacağız hem kendimizi hem de diğerlerini… Balık bağışlamak, affetmek, vazgeçmek. Balık Yeni Ay’ı bunu çok güçlü hissettirecek. Eylül 2014’e geldiğinde bu merhaleyi sağlam aşarsan, aşmış olursan artık böyle Yeni Aylarda tohumu atılan bebekler, daha sağlam daha gürbüz, daha sağlıklı doğacak. Anlıyorsun Değil mi?


Balık empatidir, empatide huzur vardır, çok alevli bir şekilde insanların eksi yönlerine celallenen yapımız bu defa, onun yerinde ben olsaydım, o mevkide makamda ben olsaydım ben ne yapardım acaba, kimse sınanmadığı günahın masumu değildir, henüz o günahla sınanmadım, sınanmış olsaydım aynı duruma gelir miydim diyecek pek çoğumuz. Daha iyi anlayacaksın artık, yasadığın toplumda ayyuka çıkmış olayların figüranlarının işlediği hataları daha iyi anlayacaksın,  daha sakin olacaksın daha manasına odaklanacaksın. Balık suretin ötesindeki siretle alakalıdır. Hızır As.’ın o çocuğu neden öldürdüğünü şimdi daha net anlayacaksın!!! İbretine odaklanacak kendini tartacak ve kim ne yaparsa kendine yapar, sen kendine bakacaksın!


İşleyebileceğimiz daha büyük bir suç, günah, hata kalmadı, hepimiz defoluyuz, hepimizde hasarlar, 17 aylık bebeğe bile tecavüz edildi, yaratılmış olan yaratmaya kalkıştı,  kendini ilah ilan edenlerden geçilmez oldu ortalık, mahkûmlar yargılıyor artık şiirde olduğu gibi, adaletin temeline volkan çoktan düştü. Suçtan, günahtan, haramdan kaçanın adı beceriksiz oldu,  veballik işleri yapanlar baş tacı. Günahtan sakınmak zorlaştı, damarımızdaki kana şeytan çoktan yuvalandı, şah damarımızdan daha da yakın olan hala bizimle ama biz neredeyiz? Hepimiz yolumuzu şaşırdık, hepimiz nisyanda, ölümü hatırlamak yetmez oldu,  Müslüman mahallesinde salyangozlardan geçilmiyor,  Müslümanlar kapış kapış salyangoz alır oldu, yetmedi kendileri de ticaretine soyundu.


“Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.”- Nisa-136


Bu yazdıklarım Müslümanlar için, amentüye iman etmişler için, ahirete inananlar için, ateist ve diğer din mensubu kardeşlerimize bir sözümüz yok, “leküm diyniküm veliye din”.


Evet, Su unsurunda, değişken nitelikte, çift yönüyle ilginç bir yeni ay- doğum bu. Ay, edilgen, alıcı, duygusal, hassas, endişeler, korkular, öfke, nefsimizin ehilleşmemiş bölgeleri, bilinçsiz davranışlarımız, beslenmek, beslemek, korumak, korunmak, emniyette hissetmek, huzur, sığınmak gibi insanın ruhsal davranışlarına eklenmiş iç âlemine ait duygularının üzerindeki vekildir.  Su unsurundaki Ay’ın bu görevleri daha görünür hale gelecektir bu dönem. Ay’ın suya düşen yüzü, sır içinde bir sır olan insanın, kırıp, parçalayıp dışındaki aynaları, yüzüne tutulan aynaları, içindeki aynayı hatırlayacağı bir dönemi başlatacaktır.


Hem birbirine bağlı hem birbirinden ayrı, hem birinin eksiği hem birinin fazlası olan, bir nizam içinde semayı süsleyen 12 odalı burçlar feleğinin, içiçe geçmiş kapılarının ardından varılacak son menzilidir balık alanı. Her bir ay fazı, gerçekleştiği odanın dekoruna ait görüntü ve düşünceleri empoze eder hayatımıza. Örnek: Akrepte gerçekleşen ay fazlarında, ölüm-doğum-miras-hak-hukuk- sırlar- suç-ceza-bitişler ve başlangıçlar- krizler- ortak kazanç ve ortak paylaşım olan konularla ilgili hareketlenmeye vesile olur.  Balık burcunda gerçekleşen ay fazları, maneviyat temelinde, acımak, şefkat, empati, anlamak, merhamet, fedakârlık, adamak ve adanmak, bilinçaltımıza attığımız, çocukluk evremizden başlayıp günümüze kadar getirdiğimiz duyguların, hatıraların canlanması, geçmişe dalmak, somut olanların değersizliğinde, soyut olan bir dünyaya sığınma arzusu, yalnızlık, inziva ve elbette ki; kurban olmak, kurtarıcı olmak. Bilinçli değil ama ne bilinçli olarak bir menfaat için kurtarıcılığa soyunmak ne de bangır bangır ben kurban oluyorum diye ajitasyona bağlamak, bilinçsiz bir şekilde olması gerektiği ve o da bu dünyada, insanlığın bilincinde bu kavramları canlı tutmak adına, Hakk’ın fıtratına kayıtlamış olduğunu istese de istemese de yapmak. (insan ne için yaratılmış ise o iş ona sevdirilir ve kolaylaştırılır.)


Deniz Gezmiş; o bir balık, adandığı bir davası olan, doğru yanlış aranmaz artık,  hem kurban hem kurtarıcılığı sergileyen, en yakın örnek diye verilmiştir.


Evet; kısa keselim ve teknik bilgiye dönelim, bakalım bi' şu bahanelere, feleğin serpmesinden yeryüzüne neler serpilmekte,


Ay ve Güneş, Balık burcunda mekân kurmuş, kavuşmuşlar birbirlerine, 12.evin sularında, yeni bir tohum atıyorlar,  9 Eylül 2014 (Balık/Başak Dolunay)tarihi itibariyle doğacak bebeği, nasıl besleyeceğiz bakalım, nasıl koruyacağız, ne çıkacak ortaya.


Yengeç alanı ailemiz, yuvamız, gelecek planlarımız, dünya toprağına bağımlılığımız,  kendimizi ve sevdiklerimizi korumak, güvence altına almakla ilgili düşüncelerimiz, bu alanda seyreden güçlü bir Jüpiter (Müşteri), yeni ayın ortaya çıkaracağı düşünceye destek sağlıyor görünmekte, bu yeni ay ile insanın düşünce ufkunda şekillenen gidişatı için bir umut, bir iyimserlik havasında, şiron’unda manevi desteği ile şerden sonra erişilecek hayrı da muştuluyor.  Nasıl dersen? Balık 10 derece ve Yengeç 10 derece hangi yaşam sahnen ise oradan aldığın bir yara var ise, örnek 7.ev sürüncemede bir boşanma davası, 3.ev veyahut 5.evde ise araya girenler yüzünden bozulan bir ilişki, 2.veyahut 8.evde ise seni sıkıntıya düşüren bir dünyalık mevzu, para pul işleri, amma sabrını ettiğin, zorluğunu şikâyetsiz ve edeplice sadece Rahman’a ilettiğin bir sıkıntın var ise bu etki bunu çözümleyecek vesileleri hem düşüncene getirebilir bu dönem hem de somut olarak bir vesile senin için bunu üstlenebilir. Şer, sıkıntı, sabır sonunda es selam menziline seni erdirebilir.


Gökyüzünün geri kalan enstrümanlarına baktığımızda, Koç alanında beklenmeyeni getiren, silip süpürüp tüm eskiyi, yepyeni bir yaşam ortamı içine kişiyi sürükleyen, ani değişimler, dürtüler, biraz asilik, isyana sürükleyen Uranüs’ün, Jüpiter ile gökyüzünde kare açısı mevcut. Yengeç korumamız gerekenler, Jüpiter, ahlak, inanç, maneviyat, Koç yenilik, sil baştan, Uranüs reformlar, evet aile yapısı, kökler, alışkanlıklar, maneviyat, insanların ortak olan erdemleri, değerleri üzerine bir bir çığlar düşürmekte. Ülkemizin 1.evi ile 9.evi arasında bu gergin etki var sen düşün gerisini. 


Korkuya sürükleyen, paranoyaklaştıran, türlü türlü korkuları üzerimize salan güçlü, dönüşümleri başlatan Pluto, insanın dünyaya olan tamahını anlatan oğlak burcunda bu tablonun T-kare ayağını tamamlamakta. Evet, kapı açıldı artık, iki kapı var seçim senin, ya dünyaya dal iyice, nefsinin eline düş, sende katıl esfeli safilin yolculuğuna, ya da dengeye al dünya ile ötelerdeki hayatını, kim ne yaparsa yapsın kim ne ederse etsin sanane, her nefs kendinden mesul, tıka kulağını, ört kapını en akıllı olanı yapmaya başla. O çalmış bende çalacağım, o yapmış bende yapacağım, ama bak o da inanan biri şunu yapıyor banane bende yapacağım diyorsan da, ne bu yazıya sen muhatapsın, ne de ben seni muhatap alıp yazmışım… Anlamadım Elif hanım de geç…


Devam edelim;  Pluto ile Jüpiter, yengeç/oğlak aksında tam zıtlıkta ise bu insanın yoksulluk korkusudur. 4.ev ile 10.ev alanı rızıkla alakalıdır Müşteri (Jüpiter) ona keza Er Rezzak ismine mazhardır.  Yoksulluk yüzünden ve bu korku yüzünden, işini kaybetme, makamını kaybetme, yerini konumunu, evini, arabanı, paranı, toprağını kaybetme korkusunun artacağı bir etkidir bu, Uranüs’te t-karenin üçüncü ayağı ile zaten Jüpiter nasıl kişiyi maneviyat ile din ile tutuyor ise tutabildiğince manevi kanal ise, Uranüs’te bir o kadar zıttı ise, Uranüs’te seni durmadan imtihan ya bak, günaha davet edecek harama çekecek. Düşüncene hep bu gelecek, şunun ayağını kaydırayım o yere ben geçeyim, şunun aslında bu ama hayır onun olmasın ben gasp edeyim, şu kadarım var ama bu ya yetmezse, daha fazla biriktireyim, daha fazla hırs yapayım, yoksulluk korkusu ya işte, bunlarda yetmez, şu insanın altına, şu insanın üstüne, bilmem neyimi kullanayım… Estağfurullah tövbe el Azim…  Düşünceye gelecekler bunlar, var ise 7 kapılı nefsin kapılarından bu noktada zaafı olan, kıskıvrak yakalayıverecek… İmtihan işte, imtihan! Dünyada işler böyle işler, vesilelerle sebeplerle, sen yap, sen yapasın diye değil aman ha! Oradan ötesi ledün köyüdür, adresi bende yok : )!


Kendine ve ağırlıklarına çizik at ay ve güneşin dönüşüyle olan zaman yalpasından..! felek seni bizim meclise atar:)


al sana adres.........


Ben burada Delileri namaza başlattım kıbleyi söylemiyorum.. soruyorlar.!.


Köyün adresini verme dedin ya.. ama kendin vermişsin ..


Fiji tımarhanesi. Hücre 7..Esrar-ı Aşk..


Bugün itibariyle Mars Terazi Burcundan, Oğlak Burcunda yer alan Venüs ile zor bir açı alarak, 27 º den Retro dönemine adım atacak, 19 Mayıs 2014’e kadar sürecek olan bu Retro döneminde, pasif/aktif olma arasında kararsızlıklarımızı çoğaltacaktır. Terazide mars zaten rahat bir konumda değildir, zararlıdır, diplomasi dili, uyum ve ahenk, huzur çekilir yeryüzünden mars Terazi’deyken, şuanda tüm dünya genelinde yaşandığı gibi, Yengeç burcunda yer alan dişil enerjilerin, Ay’a atfedilen anaç unsurların zıttı olan lilith’le beraber gökyüzünde zorlu bir öncü T-Kare oluşmuş durumda. Mars bu noktadan geriye doğru savrulurken, başta öncü burç mensupları olmak üzere bu noktada önemli kişisel yıldızlara sahip olan ve meyli, zaafı, açığı olanlar için gizli gönül ilişkilerinin vereceği rahatsızlıklar gündeme gelebilir sanki. Unutmayın nolur, bu tablo böyle ve anlamı evrensel olarak buraya çıkıyor diye, böyle olacak anlamına gelmiyor, AŞTIĞIN DAĞLAR KADAR DÜŞÜNCELERİNİ ETKİLER BU YILDIZLAR. Bu etkiler düşünceye gelir doğrudan, hani şu cin denilen varlıklarda sadece düşünceye kadar girme imkânına sahip, bu yüzden ya artık savaşlar algı yönetimi, bilinçaltı etkileme operasyonları ile yapılmakta. Bilmem anlatabiliyor muyum? Seni tutan bir imanın, sımsıkı sarıldığın sarsılmaz bir iman ipin var ise, bunlar sana negatif yönde tesir vermez veremez.  Sallar belki, yoklar belki, aciziz zira ama asla fiiliyata döküp sonradan kendini mahvedeceğin kadar asla etkileyemez.


Evet, bir özet yapalım ve kaçalım. Balık Yeni ayından alacağın şu olsun, maneviyatım ne âlemde, 12.ev sonlu evlerdir, yaşama karşı duran evlerdendir, ölüm ötesidir, ölümden sonraki yaşama inanıyor muyum? Neyime ne kadar güveniyorum, neyim var hazırladığım, şuanda birebir mahşerin provası yaşanmakta, her ne kadar adalet şimdilik uykuda olsa da, ne ne kadar doğru ne ne kadar sahte anlayamasakta, benim 12.evin karanlık sularına gömdüğüm nice hatam var, günahım var ve bunların hesabı da olacak, görülecek zira okulda bile öğretmenim dersimi yapmayınca sınıfta rencide ederdi azarlardı kulağımı çekerdi hatta bunu ceza gibi yapsa da bir daha yapmamam için iyiliğime yapardı. Bir farkı yok yaşanılanların, benim derslerim en âlemde, ne kadar yüzüm var mahşer yerine, buna benzer şeyleri düşünmeye başlayacağız. Arınırsak ne mutlu, arındığımızla kirlenmeden tertemiz kalmayı artık başarabilirsek ne mutlu. Her burcun imtihanı, kiri, pası ayrı ayrı, balık yeni ayı ile en azından şu balık derslerinden geçelim artık. Tutabildiğimiz kadar yürümeye devam edelim…


Sizlere bu zamana kadar olabildiğince açık bir şekilde izah etmeye çalıştım, tekniğidir, şuyudur buyudur, geç onları, gelenin ne olduğunu gelmeden yıllar evvel anlatmaya çalıştım, hepsi net dünyasında hala durmakta, sizlere değil salt, kendime yazdım hep, yazdıkça hatırladım, hatırladıkça zor bir nefs savaşına girdim, ben en çok kendimi bu yazdıklarımla eğitmeye çalıştım, nikâhlamadığım tek bir kelamı buradan size yazmadım. Düştüm, kalktım, ama bir düştüğüm yere bir daha uğramadım, dersimi aldım, takılmadım oralarda,  yolumda devam ettim. İstedim ki, var elbet ben gibiler, destek olayım, yazılar çoğu zaman şifa olsun diye alınır kaleme yazanı bilmese de, belki de bunu yaptım.


Yazdıklarım ahiretin varlığına ölümden sonraki yaşama inananlar içindir, karma, mantra, tütsü, mum, ritüel, bunlara yer vermedim, elimden geldiğince savaştım, bulaşsın istemedim Müslümanım diyenin üzerine bu mikroplar, öyle ya sen İslam üzere doğan bir Müslümandın, beyin denilen motoru bununla yakardın ve bir yangın tüm mahalleye sıçrar ve bunun vebaliyle kalırdım. Okuyucum; bu pazarda bunlar var, daha fazlasını da verebilirim bilgide sıkıntı yok, 24.seneme giriyorum amma, hiç mücevheri semt pazarına döküp de satanı gördün mü?


kaynak

Devamını Oku »

24 Mayıs 2014 Cumartesi

Alışkanlıklara Veda…

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane



2014'e girdik ve ben önce hemen aylardır ertelediğim şeyleri yapmaya başladım: Mesela dolabıma girdim ve artık eskimiş, yıllarımı benimle geçirmiş çamaşırlarımı, çoraplarımı doldurdum torbalara ve attım. Nasıl bir rahatlama geldi... Bu, sene boyunca sürecek çünkü bu senenin temel konseptlerinden birisi de bu. Artık enerjisi bizim için tamamlanmış her ne varsa onlarla vedalaşmak... Niye mi? Çünkü çok net bir durum var: Dünya'nın titreşimi değişiyor. Yani Schumann Rezonansı ve bizlerin de frekansları etkileniyor bundan otomatikman. Nasıl mı?


Geçenlerde sesim kısılmıştı ve müzisyen arkadaşım Ayfer'e nasıl iyileşebilirim diye sorduğumda, bana önerdiği şeylerden birisi de tiz seslerden uzak durmam gerektiğiydi. Neden dedim? "Çünkü ses telleri yakında sesin titreşimini taklit eder. Sen konuşmasan bile o çevredeki sese göre titreşir, bu yüzden opera sanatçıları, müzisyenler vs. sesleri kısıldığında tiz seslerden uzak dururlar" yanıtını verdi. İşte o anda kafamda yandı ampül. Ruhlarımız da titreşiyorlardı, Dünya’nın titreşiminden ve rezonans yükseldiği için artık zorlanmaya başlamıştık. Yükselmiş titreşimlere karşılık verebilecek titreşimde ruhlarımız yoktu henüz; çünkü ruhlarımız taşıdığımız gerekli gereksiz nice anı, acı, keder vs. sebebiyle ağırlaşmışlardı. İşte bu yüzden safraları atmamız gerekiyordu. Yoksa Dünya’nın titreşimine karşılık veremeyince, bu durum bizim üzerimizde gelip patlıyordu. Bu yüzden üfleyip püflüyorduk, ay üzerime daral geliyor hepten diye söylenip duruyorduk. Gelen sıkıntının sebebi Dünya değildi, Dünya bize hafiflik, dinginlik, huzur dolu bir enerji sunuyordu; ama biz beş altı bavulu birden yüklenmiş yürümeye çalışıyorduk. Problem de buradan çıkıyordu… Bu nedenle önce sembolik olarak evdeki eskimiş enerjileri yollamamız, sonra da esasında ruhumuzda artık bizimle yolculuğunu tamamlamış duygularımızla vedalaşmamız gerekiyor.


Yine bu bağlamda alışkanlıklarımızı da değiştirmemiz gerekiyor ki en zoru da bu: Alışkanlıklarından vazgeçmek… Bugün ben bunu denedim ve sonucu muhteşem oldu… Neyi mi değiştirdim? Berberimi…


Erkekler iyi bilirler ki erkeğin en zor değiştireceği kişilerin başında berberi gelir. Bir yere alıştık mı neredeyse ölene kadar orada takılırız biz. Mesela ben Ankara’da yaşadığım 11 sene boyunca Berber Astronot Kadir’e gittim geldim. Sonra İzmir’e taşındık ve Narlıdere’de ilk gördüğüm berbere daldım ve bugüne kadar da hep ona gittim. Fakat son iki üç senedir artık savsakladığını hissediyordum beni. Yani eskisi kadar ilgilenmiyordu ve nerdeyse koyun gibi biçip yolluyordu. (Oha yalnız son iki üç sene diyorum dikkat edin.) Ben yine de aynı adama gidip duruyordum. Derken kızımın sınıf arkadaşının babası, “Hocam, bir de bize buyur” dedi. Ben de hadi bakalım deneyeyim dedim. İyi ki denemişim var ya… Ben bugüne kadar berbere gittiğimi zannediyordum. Bana öyle bir muamele çektiler ki yani kendimi berberde değil, güzellik salonunda hissettim. Normalde berber seansım en fazla yarım saat sürerken; bu sefer bir buçuk saat geçti, halen içerdeydim. En son bir de maske yapacakken artık okuldan çocuğu alması gerektiği için çıktık salondan, o derece. Bir de bu harika servise istediği rakamı duyunca içimden “O ne be!” çektim. (Diğerinin istediğinin yarısını istedi.) Kısaca elveda sekiz senelik berberim, bir daha anca selam veririm sana…


Tabii yaşadığı her olaydan bir sürü mesaj çıkartan bu güzel kardeşiniz; anında altı çizilen cümleyi gördü: Alışkanlıklarını birer birer değiştir, Hasan. Sen aman iyi olur mu ki diye onlardan vazgeçmezken, bak neleri kaçırıyorsun… Hem de yarı fiyatına…


Daha ne olsun… Şimdi sıra adım adım vedalaşmaya geldi tamamlanmışlıklar ile ve kucak açmak zamanı yeniye…

Okunma 1118 defa Son Düzenlenme Perşembe, 23 Ocak 2014 12:34

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise evlenip İzmir'e yerleşti.


2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu.


Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...


kaynak

Devamını Oku »

23 Mayıs 2014 Cuma

Mars Retrosu Terazi Burcunda (1 Mart-20 Mayıs)

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane



1 Mart-20 Mayıs tarihleri arasında savaş gezegeni Mars normal seyrine biraz ara verip yaklaşık 3 ay boyunca daha yavaş hareket edecek. Terazi Koç ve Akrep burçları ile yükseleni bu burçlardan biri olanlar bu süreçten daha çok etkilenecekler. Mars genel olarak mücadele etmeyi, hakkını aramayı, cesareti, harekete geçmeyi anlatır. Astrolojide bir gezegen retro olması (geri gitmesi); ifade ettiği şeylerin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini anlatır. Bu yüzden en çok ilişki ve ortaklıklarda orta yolu bulmak, adaleti sağlamak adına çaba sarf edeceğimizi söyleyebilirim. Mars retro olduğundan Ben sen dengesini korumakta, işbirlikleri, ilişkileri sürdürmekte ve adil davranmakta yaklaşık 3 ay boyunca zorluklar ve engellerle karşılaşabiliriz. Karar vermede, doğru zamanda harekete geçmede, irademizi ve taleplerimizi ortaya koymada güçlük çekebiliriz. Bu da ilişkileri ve çıkarları bozabilir. Özel ve İş ilişkilerinde agresif hırçın dengesiz bir tutum sergilemeye meyilli olabiliriz. 


Diğer taraftan enerjinizi doğru yönetebilirseniz bu dönemi iş ve özel ilişkilerde var olan sorunları çözmek bir uzlaşmaya varmak için de kullanabilirsiniz. Bu alanlardayeni girişimler yapmak yerine süre giden işleri-ilişkileri iyileştirmek, üzerinde düşünmek pazarlık yapmak daha faydalı olacaktır. Bu süreçte evlilik veya ortaklıklarda ayrılıklar/barışmalar, iş yaşamında sözleşme iptalleri, diplomatik krizler, hak hukuk ihlalleri... veya tüm bu konularda iyileştirme sağlamak adına girişim haberleri (arabuluculuk gibi) duyabiliriz. 


Ayrıca Mars, vücudun savunma sistemini de ifade ettiğinden enerjimiz ve dayanıklılığımız bu dönem düşebilir. Aşırı efor ve güç gerektiren iş ve spor faaliyetlerinde dikkatli olmak gerekiyor. Yine yumurtalıklar üreme organları, bel ve böbrekler bölgelerindeki hastalıklara yatkınlık gösterebiliriz. Tedavi olmak adına yeni programlara başlayabilirsiniz.


İlişki ve ortaklıklarda, siyasette, finansal piyasalarda ve hukuksal konularda var olan uzlaşmazlıklar ve adeletsizlikler özellikle 15 Nisan Ay tutulması ile birlikte daha görünür olacağından 22-23-24 Nisan arası günlerde sakinliği korumak çok önemli!Yine 2-3 Mart, 8 Nisan ve 11 Mayıs dikkat çeken stresli günler. Gelişen olayları objektif şekilde değerlendirmeye çalışın, biraz geri çekilip, alternatif çıkış yolları bulmaya çalışın.


Marsın Terazi burcunda hareket ettiği 7 Aralık-1 Mart döneminde yaşadıklarınız, anlaşmazlıkların en çok nerede olacağına dair bizlere bir ipucu verecektir. Yorumları öncelikli olarak yükselen burcunuza göre okumanızı tavsiye ederim.


KOÇ: İlişki evlilik ortaklık ve anlaşmaları sürdürmek veya rekabet edebilmek için yoğun çaba sarf etmiş olabilirsiniz. Birebir ilişkilerde açık düşmanlıklar veya adaletsizliklerle karşılaşmış olabilirsiniz. İlişkilere denge ve uyum getirmeye çalışırken kendinizi korumakta/savunmakta güçlük çekmeye devam etseniz de kararlı dengeli ve sabırlı olmaya gayret gösterin. Anlaşmazlıkları çözmek, orta yolu bulmak, adil olmak adına önümüzdeki 3 ayda yeni fırsatlar yakalayabilirsiniz. Yeni ve önemli girişimlerde bulunmak, bir anlaşma yapmak, ortaklık kurmak, dava açmak ya da süre giden ilişkinize ciddiyet kazandırmak(nişan,düğün gb) içinse bu dönem çok da uygun olmayabilir.


BOĞA: İş ilişkilerinde, çalışma ortamında, hizmet ve destek aldığınız konularda, kiracı-bakıcı-hizmetli ilişkilerinde anlaşmazlıklar, uyumsuzluklar yaşamış olabilirsiniz. Günlük işleri, görev ve sorumluluklarınızı tamamlayabilmek için ilişkileri ve işbirliklerini doğru yönetmek gerekiyor. Çalışma arkadaşlarınızla aranızdaki sorunları çözmek, adaletsizlikleri gidermek için çaba harcayın. İş değişikliği ve rekabet içeren aktiviteler içine girmek içinse uygun bir zaman olmayabilir. Bel ve böbreklere, üreme organlarındaki rahatsızlıklara karşı da önlem almak, sağlığa daha fazla dikkat etmek gerekiyor. 


İKİZLER: Aşk hayatında sizi zora sokan ilişkinizin dengesini ve huzurunu bozan olaylar tecrübe etmiş olabilirsiniz. Aşkta rekabet kıskançlıklar ve beraberinde tartışmalar yaşanabilir, ilişkileri uyum içinde sürdürmek zorlaşabilir. Çocuğunuz varsa bu dönem ona nasıl davranacağınızı kestirmekte zorlanabilirsiniz. Sabırlı olmaya gayret gösterin. Aşk ve çocuklarla ilgili konularda öfke yönetimini doğru uygulayın. Sahne sanat spor hobi alanlarında önemli girişimleri başlatmak yerine, koşulları ve ilişkileri iyileştirmeye odaklanmak daha yararlı olabilir.


YENGEÇ: Aile ilişkilerinde, ev yaşamında, baba ile ilişkilerde huzursuzluklar tartışmalar yaşamış olabilirsiniz. Anlaşmazlıkları çözmek, orta yolu bulmak adına önümüzdeki 3 ayda yeni fırsatlar yakalayabilirsiniz. Yine evden ayrılmak, taşınmak, ev alıp satmak için uygun bir dönem olmayabilir. Yaşadığınız yerin güvenlik tedbirlerini artırmakta, ev kazalarına karşı daha dikkatli olmakta fayda var. 


ASLAN: Yakın çevre ilişkilerde (kardeş, komşu, kuzen gb) anlaşmazlıklar yaşamış olabilirsiniz. Ya da yakınlarınızın yaşadığı bazı tatsızlıklar sizi hırpalamış olabilir. İletişim kurmakta, kendinizi müdafaa etmekte zorluklar yaşamış olabilirsiniz. Anlaşmazlıkları çözmek, orta yolu bulmak, kendinizi doğru ifade edebilmek adına önümüzdeki 3 ayda yeni fırsatlar yakalayabilirsiniz. Eğitim, yazı, internet ve lojistik işlerde iletişimden kaynaklı anlaşmazlıklara karşı anlayışlı olmak gerekiyor. Bu işlere yönelik önemli girişimleri başlatmak içinse uygun bir dönem değil. Trafikte ve seyahatlerde 3 ay boyunca daha dikkatli duyarlı ve sabırlı davranın.


BAŞAK: Harcamalarınız artmış, gelir-gider yönetiminde zorluklar yaşamış olabilirsiniz. Sahip olduklarımı nasıl korurum veya değerlendirim noktasındasındaysanız para kazandıracak yeni projeleri, işbirliklerini hayata geçirmek için 20 Mayısı beklemekte fayda var. Araba alım satımı, değerli eşya alımı gibi girişimleri yine ertelemekte fayda var. Süre giden ticari işlerinizde bütçe ve finans konularındaki anlaşmazlıkları gidermek, kendi kazanımlarınıza ve harcamalarınıza denge getirmeye çalışmak içinse uygun zamanlar.


TERAZİ: Kendi çıkarlarınıza uygun adil ve kesin kararlar almakta, ilişkilerdeki anlaşmazlıkları çözmekte uyumu yakalamakta zorlanmış olabilirsiniz. Kendiniz için isteyip de hayata geçirmekte zorlandığınız girişimleriniz olmuş olabilir. Bu dönem enerjinizi ve öfkenizi doğru yönetmek çok önemli olacak. Geri çekilip plan ve hedeflerinizin aksayan yönlerini bulun ve yeni yollar bulmaya çalışın. Bel ve böbreklere, üreme organlarındaki rahatsızlıklara karşı da önlem almak gerekiyor. Aşırı rekabetçi ya da uzlaşmacı tavırlardan, ani ve fevri çıkışlardan uzak durmaya çalışın. Anlaşmazlıkları çözmek, orta yolu bulmak, kendinizi doğru ifade edebilmek adına önümüzdeki 3 ayda tutumlarınızı gözden geçirin. Yaşamınız sağlığınız dış görünümünüz ile özel ve iş ilişkilerinde, ortak proje ve anlaşmalarda yeni ve önemli adımlar atmak, kararları uygulamak için 20 Mayısı beklemekte fayda var.


AKREP: 3 ay boyunca enerjinizi gücünüzü doğru kullanmakta, ilişki ve anlaşmalarda hakkınızı korumakta, işbirliklerini yönetmekte zorlanabilirsiniz. Olumsuz sonuçlar yaratmamak, kayıplar yaşamamak için en azından girişimlerinizi 20 Mayısa ertelemekte fayda var. Enerjinizi, konsantrasyon gücünüzü sağlamlaştırmak için daha çok içe dönmeyi, yalnız kalmayı, daha az efor harcamayı tercih edin. Mayıs sonuna kadar gücünüzü cesaretinizi yenileme güçlendirme sürecinde olduğunuzu söyleyebilirim. Meditasyon, yoga, tai-chi gibi faaliyetler size iyi gelebilir. Bu dönem vücudunuzun dayanıklılığı düşebilir, hastalıklara karşı önlem almak adına beslenmenize ve sağlınıza özen gösterin. Biraz arka planda kalarak başkalarına gizliden destek verebilir, yardım faaliyetlerine ağırlık verebilirsiniz.


YAY: Sosyal çevre ilişkilerinde, organizasyonlarda, dernek takım çalışmalarında ilişkileri işbirliklerini yürütmekte zorluklar yaşamış olabilirsiniz. Sizi öfkelendiren, haksızlığa uğradığınızı düşündüren olayları çözmek, orta bir yol bulmak için uygun zamanlar. Gelecek planlarınızı uygulamak, işten kazanımlarınızı artıracak/değerlendirecek yeni alternatifleri uygulamak için doğru bir zaman değil. Süreci ve yeni planları 20 Mayısa kadar ertelemekte fayda var.


OĞLAK: İş yaşamında, üstlerle ilişkilerde rekabet ve anlaşmazlıkların yoğunlaştığı bir dönem yaşıyor olabilirsiniz. İş, patron veya sektör değişikleri yaşamış olabilirsiniz. Önümüzdeki 3 ay boyunca adaleti uyumu ve işbirliklerini sürdürmek, dengeye oturtmak adına pazarlıklara açık olun. Öfkenizi ve hırsınızı doğru yönetmeye çalışın. Daha önce gündemde olmayan iş-sektör değişikliklerini yapmak veya önemli planları uygulamak için 20 Mayısı beklemek daha yararlı olacaktır.


KOVA: Yurt dışı işlerde, yabancılarla olan bağlantılarda, hukuk, eğitim-öğrenim konularında rekabet edebilmek ilişkileri sürdürmek zorlaşmış olabilir. Medya pazarlama yayıncılık çalışmalarında beklediğiniz faydayı almakta sıkıntılar yaşamış olabilirsiniz. Anlaşmazlıkları çözmek, orta yolu bulmak, kendinizi doğru ifade edebilmek adına önümüzdeki 3 ayda yeni fırsatlar yakalayabilirsiniz. Agresif, dengesiz ve kararsız çıkışlardan uzak durmaya gayret gösterin. Daha sabırlı olmaya çalışın. Medya yayıncılık ithalat-ihracata yönelik yeni ve önemli girişimleri 20 mayısa ertelemeye çalışın.


BALIK: Ortak kaynakların yönetimi ve dağıtılması konularında anlaşmazlıklar yaşamış olabilirsiniz. Kredi ödemeleri, nafaka, miras, burs, vergi işlemlerindeki problemleri aşmak veya adaletsizlikler gidermek adına önümüzdeki 3 ayda yeni fırsatlar yakalayabilirsiniz. Geciken alacaklar bu dönem içinde tahsil edilebilir. Baba eş veya 2. bir şahıs ile yeni parasal işlere girmek adına uygun bir dönem değil.

Okunma 1327 defa Son Düzenlenme Perşembe, 27 Şubat 2014 13:21

Yazarımızın biyografisi yakında güncellenecektir...


kaynak

Devamını Oku »

20 Mayıs 2014 Salı

Kelebekleri Özgürleştirmek- Affetme - Regresyon Çalışması

Affetmek huzurlu bir yaşam için ihtiyaç duyduğumuz en önemli şeydir. Yaratıcımız Kuran’da bununla ilgili birçok yerde bu duruma işaret etmiş ve affetmenin önemini belirtmiştir.Bir kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür, ama kim affeder, bağışlarsa onun mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, zalimleri sevmez. (Şura Suresi, 40)Öfke ve kızgınlık yaşam enerjimizin önünde en yıpratıcı enerjilerin başında gelir. Bu nedenle gerek kendimize gerekse başkalarına hissettiğimiz öfke, kızgınlık, kin gibi duyguları boşaltmamız gerekir. Bu duygular boşaldıkça affedebilen bir kişi olmaya başlarız.
Başkaları bize haksızlık yapmış olabilir. Geçmişte zarar vermiş olabilir. Kendimize karşı haksızlık yapmış olabiliriz. Yanlış yapmış olabiliriz. Ama bunların duygularını yine içimizde taşımak zorunda değiliz. Bu duygular sadece kendimize zarar verirler. Affetmek bu nedenle sadece ve sadece kendimize vereceğimiz bir hediyedir.Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden eziyet gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah hiç bir şeye ihtiyacı olmayandır, yumuşak davranandır. (Bakara Suresi, 263)Affetmek yeniden yaşam enerjimizle buluşmamızı sağlar. Affetmek geçmişin bizi acıtmasından vazgeçmek demektir. Geçmişi geçmişte bırakmak demektir. Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149)Affetmek zaman işidir. Çalışmayla olgunlaşarak elde edebileceğimiz bir şeydir. Birikmiş enerjiler bizi geçmişte sıkıştırır ve şu anki yaşamınızda keyif ve sevgiyi bulmamızı engeller. Çoğu kişi için affetmek zordur. Çünkü affı bir kişiyi bağışlamakla eşdeğer görür. Bağışlamak ise o kişinin yaptıklarını artık yok saymak anlamına gelir. Ancak affetmek o kişinin davranışını yok saymak anlamına gelmez. Bizim kendi kendimizi cezalandırmamızı bırakmaktır.
İçimizde kızgınlığı taşıdıkça başkalarının yanlışları için kendi kendimize ceza vermiş oluyoruz.Anlaşılması gereken konu budur. Başkalarının davranışları için siz kendiniz cezalandırıyorsunuz. Çok güzel hoş bir ortama gitmişsiniz, eğleneceksiniz karşınızda kızdığınız ve öfkelendiğiniz birisi var. Eğlencenizin tadı birden kaçar. Odağınız ona olan öfke ve kızgınlığınıza yönelir intikam hırsı sizi sarmaya başladığında geçmiş ya da gelecekte gezinmeye başlarsınız. Sonuçta eğlenceniz berbat olmuş olacaktır. Bunun yerine içinizdeki öfkeyi boşaltıp onu affetmeniz, sizin o kişiyi gördüğünüzdeki ruh halinizin bozulması öneyecektir. Belki dikkate bile almayıp eğlencenize devam edeceksiniz.Affetmek unutmak değildir. Yapılan zararları unutmak akıllıca bir davranış olmaz. Affetmekle zarar verecek insanların bize zarar vermesine izin vermiş olmayız. Onlara güvenmek zorunda değiliz. Affetmek yapılanları hoş görmek değildir. Yanlış neyse yanlıştır. Eğer yanlış nedeniyle çekilmesi gereken bir ceza varsa o kişi çekecektir. Affetmek sadece kendimizi ceza verici konumdan çıkarmaktır. Biz ceza verici değiliz.Günlük hayatta yaşadığınız olaylar karşısında öfke hissedebilirsiniz, bu doğal bir şeydir. Önemli olan öfke sonrasında vereceğiniz tepkidir. Bununla ilgili bir danışanımın yaşadığını paylaşmak istiyordum. Aynı ortamda çocuklarının etkinlikleri için bir arada bulunan başka bir hanıma çocukları dışlama, arkadan konuşma, oyun oynama gibi konularından dolayı bir kızgınlık ve öfkesi vardı. Daha önce yapmış olduğu bir harekete karşılık vermek için kendince bir plan yapmıştı. Konuşmamızda bunu benimle paylaştı. Bende kendisine bu durumun akıllı bir davranış olmadığını yapacağı hareket sonrasında karşı taraftan kendisine farklı bir atak gelebileceğini bu çekişmenin devam edeceğini söyledim. Ayrıca odağında intikam hissi olduğu için hayatına bu tür konuları çekebileceğini söyledim ve kendisine öfke çalışması yapmasını söyledim. Bulunduğu çocukların kamp yaptığı otelden ayrıldı arabası binip sakin kalacağı bir yere gidip karşısında sorun yaşadığı kişiyi sanal olarak alıp öfkesini boşaltma işlemi yapıp o kişiyi affetti. Devamında yeniden otele geldiğinde yaşadıklarına kendiside hayret ettiğini söyledi. Otel çalışanları tarafından daha önceki günlerden farklı olarak özel ilgi gösterildiği ve ücretsiz içecek ikramları yapıldığını, sürtüşme yaşadığı o kişide dahil grup içerisinde bulunan diğer insanlarla güzel bir gün geçirdiğini belirtti.Enerjisini değiştirdiği ona gelen enerjide değişmişti. Üstüne üstlük ödüllendirilmişti. Duygularda apse gibi birikir. Tüm benzer duyguları beden aynı yerde biriktirir. Örneğin öfke, kızgınlık, kin, nefret, kırgınlık gibi duygular karın bölgesinde, bağırsak kaslarında birikir. Acılar kalp bölgesinde, ifade edilmemiş sözler gırtlak bölgesinde ve tiroit bezinde birikir. Beden duyguları bir yerde tutmaya ve zarar ver¬mesini engellemeye çalışır. Aynı apse gibi. Ama birikmiş duygularda kendini değişik şekillerde sorunlar olarak belli eder.Akılı davranış biçimi enerjimizi birilerini cezalandırma peşinde harcamak yerine istediğimiz şeylerin peşinde harcamaktır.En önemli konuda kendimizi affetmektir. Yaşam kavramımızda olan bir şey var; Suç varsa karşılığında ceza olmalıdır. Birilerini suçluyorsak onun ceza alması bizi rahatlatabilir. Bu olay kendimiz içinde geçerlidir. Eğer biz kendimizi herhangi bir şekilde suçluyorsak inanç sistemimiz gereği cezalandırılmamız gerekmekte olduğu konusunda içte bir rahatsızlık oluşacaktır. Kendimizi affedene kadar ya da cezalandırıldığımız konusunda tatmin olana kadar bu enerji yıllarca bizim içimizde kalacaktır. Bu olay aklımıza geldiğinde sürekli bizi rahatsız eden olaylarla karşılaşacağız. Bazen de karşılaştığımız olumsuz olayı başka bir olayın diyeti olarak değerlendiriyoruz. Yaşanan olayla ilgili olarak gerçekten suçlumuyuz ya da suçluysak cezanın sınırı ne bunu hiçbir zaman dikkate almayız. Ve kendimize karşı insafsız olduğumuz kadar başka hiç kimseye bu kadar insafsız davranmayız.Telefonla yapmış olduğum bir bilinçaltı kayıt temizlik çalışmasını paylaşmak istiyorum. Bir hanım takipçimle yaptığım ikinci çalışmaydı.Daha önce yaşadığı sorunlar nedeniyle yapmış olduğumuz çalışmada değersiz duygusu üzerinde çalışmış ve onunla ilgili kayıtları dönüştürmüştük. Ve kendisine çalışma sonrasında dinlemesi için hazırlamış olduğum ses kaydı göndermiştimAncak çalışma sonrasında yoğun bir şekilde mide ağrıları yaşadığını söyledi bende kendisine bir önceki çalışma sonrasında anne ve babası ile ilgili aklına gelen konularda ilave öfke çalışması yapmasını söyledim. Devamında da kendisine yapmasını istedim. Ancak kendisi ile ilgili yapmış olduğu çalışma sonrasında kendisini affedemediğini belirterek yeniden yardım istedi.Yakın dönemde nişanlısından ayrılmış nişanlısı ile ayrılma sebebi olarak sürekli kendisinin yeterince iyi olmadığı yeterince anlayışlı olmadığı konusunda kendini suçluyordu. Yapmış olduğu çalışmada kendisini bir türlü affedememişti. İşin ilginci nişanlısını melek gibi tanımlarken kendisini canavar gibi görüyordu. Yoğun bir şekilde kendini suçlama vardı. Bunun için regresyon terapisine başladık. Gevşeme ve transa geçme telkinleri sonrasında konumuz olan duygusuna odaklanıp bu duyguyu yoğun hissetmesi için telkinlerde bulunduğumda duygu yoğunluğu sonrasında midesinde bir ağrı olduğunu söyledi. Doğru yerdeydik. Daha öncede aynısını hissetmişti. Mide bazı şeylerin hazmedilmemesi ile ilgiliydi.Devamında bu rahatsız olduğu duyguyla ilgili ilk seyahatimizi yaptık. Gittiği yerde 7-8 yaşlarında olduğunu sokakta kardeşi ile birlikte oynadığını söyledi. Kardeşinin zihinsel olarak bir rahatsızlığı olduğunu yaptığımız konuşmalarda söylemişti. Yanlarında başka çocukların bulunduğunu ve onların kardeşinin kafasına kum attıklarını, ancak kendisinin bunu engellemediğini, daha sonra dayısının gelerek kardeşinin kafasındaki kumları temizlediğini söyledi. Ona neden kardeşine yardım etmediğini sorduğunu söyledi.Sahneye bakarak ne hissettiğini sordum. Suçluluk duyuyordu. Kardeşin sana ne söylüyor dedim. Kardeşim bana “neden beni kurtarmıyorsun” diyor dedi. Yoğun bir duygusallığın içine girdi. Kendisini kardeşine yardım etmemekle suçluyordu. Farkında olmadığı şey kendiside çocuktu. Bu yaşlarda kardeşler arasıda bir şekilde rekabet ve kıskançlık olabilirdi. Yaşamış olduğu olay bundan kaynaklanıyordu. Ancak kendisine yapmış olduğu dayatmadan dolayı bir türlü kendisini affedemiyordu. Bende kendisini bu durumu kabullenebilmesinde yardımcı olacak başka sahne ve olaya götürmek için yeniden geçmişe doğru yolculuğa çıkardım. Bu kez gittiği yerde anne ve babasını kavga ederken gördü. Kardeşinin rahatsızlığından dolayı anne ve babası kavga ediyordu. Birçoğumuzun yaşadığı şeyi yaşamıştı, ailedeki büyüklerin hissettikleri acılarını ve sorunlarını içselleştirip kendi üzerine alıp yüklenirse azalacağını düşünmüş ve evdeki huzursuzluğun kaynağı olarak kardeşini görmüştü. Kendisine bu konuda telkinlerde bulunduktan sonra kendisini affetmeye yardımcı olacak bir başka sahne bulmak için yeniden geçmişe yolculuğa başladık.Bu kez gittiği yerde annesin kardeşine hamile iken kardeşi ile yeterince ilgilenmediğini gördü. Bu durumu bildiği halde gerekli önlemleri almamıştı. İnsanlar için en yakıcı olanı insanın kendisi ile ilgili düşündükleri ve yapmış olduğu tanımlamalar olduğunu kendi çalışmalarımda çok iyi biliyordum. Dayatmalar gerçekten kırılması zor inanç kalıplarıydı. Çalışmanın devamında öfke boşaltma ve affetme terapisine geçtik. Terapide Önce annesine, babasına ve kardeşine olan öfkesini boşaltması için teşvik ettim. Devamında ise kendisinin affetmesi istedim. Yapmış olduğu çalışmalara sonrasında o sahnelere yeniden gönderdiğimde o sahneler değişmişti. Sonraki günlerde kardeşine ve kendisine olan öfkesinin azaldığını söyledi. Kendini affetme ve kabul konusunda iyi bir yol almıştı.Ancak farkında olunması gereken konu şu, bu çalışmalarda ne kadar çok duygunun içine girip hissederek yaparsanız o kadar etkili ve verimli olacaktır. Anne, baba ve yakın kişilerle ilgili öfke çalışmalarının onlarla ilgili hatırladığımız tüm olayları kapsayacak şekilde bir süre devam edilmesi çok önemlidir. Çünkü yapılan çalışmalarda sadece o anlık aklımıza gelen ya da o olaya ait öfkemizin farkında olabiliyoruz. Başka bir öfkemiz  varsa ancak onunla ilgili olayla karşılaştığımızda ortaya çıkıyor. O nedenle öfke çalışmalarını fırsat buldukça hayatımızın her alanında yapmak büyük bir rahatlama sağlıyor. Duygularınızı boşaltın... Bunu ister herhangi bir duygusal boşaltma tekniği ile yapın ya da ilkel yöntemlerle yapın. Her biri işe yarayacaktır. Yeter ki duygularınız ifade yolu bulsun ve boşalsın. Duygular boşaldıkça olayın kendisine olan hassasiyet azalacak ve ortada affetmek gereken bir olay kalmayacaktır. Size duygularınızı boşalmanız gerektiğini öğütlüyorum. Şu ana kadar anlattıklarım sizin bilincinizi yükseltmek ve diğer olasılıkları görmenizi sağlamaktı. Onlar sizin duygularınızı keşfetmenizi ve yüzleşmenizi kolaylaştıracaktır. Asıl tedavi duyguların boşalmasıdır.Duygularınızı boşalttığınızda, yaşadığınız olay ve insanları kolayca affedebileceğinizi görebileceksiniz. Özellikle kendinizle ilgili konulardaki dayatmalarınızın farkına varmak ve onlardan kurtulup kendinizi affetmek sizi çok büyük özgürlük sağlayacaktır.Huzurlu bir yaşam istiyorsanız mutlaka ve mutlaka geçmişi ve geçmişte hayatınızda olan kişileri ve en önemlisi kendinizi affedin. Affetmeyi kendiniz için yapın. Affetmeyi yaparken öfke ve kızgınlık duyduğunuz kişiye bir şey söylemek zorunda değilsiniz. Basit bir öfke ve kızgınlık için yıllarca sırtınızda taşıdığınız küfeyi yükleri boşaltın ki geleceğe daha dinç daha canlı yürüyebilesiniz.Bilinçaltı kayıt temizliği Rehberi yazısında paylaştığım Öfke Boşaltma ve Affetme çalışması bölümünü burada yeniden paylaşmak istiyorum.Öfke Boşaltma ve Affetme çalışmasıAffetme çalışması için sakin ve rahatsız edilemeyeceğiniz bir yer bulun. İki tane sandalye alın ve karşılıklı koyun. Devamında birine kendiniz oturun diğerine ise öfkeli olduğunuz kişinin oturduğunu hayal edin. Veya kendinizi duvarları beyaz ortada iki sandalye olan bir odada hayal edebilirsiniz. Kucağınıza bir yastık alın. Karşınızda öfkeli kişi oturduğu yerde o kişiye karşı tüm öfke ve kızgınlığınızı yüksek sesle dile getirin. Avazınız çıktığı kadar bağırın çağırın ona olan öfke kızgınlığınızın nedeni olan konuları haykırın. Fiziksel olarak vurmak istiyor olabilirsiniz. Bunun için yastığı kullanın. Ve içinizdeki tüm kötü duyguları boşaltın. Sana öfkeliyim……. yaptığın için.Sana kızgınım ………. Şeklinde davrandığın için.Sana kızgınım benim …….. davranışımın karşılığında ….. davranışında bulunmadığın için vs. Senden nefret ediyorum çünkü……..Kibar olacağım diye kendinizi sınırlamayın. Ve bu olayı sadece zihinde yapmayın. Buradaki temel amaç zihnimizi boşaltmak. Zihinde yeniden sarmala girebilirsiniz. Konuşarak, bağırarak ve vurarak yaptığınızda olaya tüm duyularınız katılacak ve kendiniz için o kadar inandırıcı olacaksınız. Öcünüzü aldığınızı hissedin ki affetmeyi kabul edebilesiniz. İçinizdeki öfke kızgınlık, kırgınlık enerjisi bittiğinde doğal olarak rahatlamış olacağınız için olaya çok daha farklı açıdan bakabileceksiniz. Sizin tarafınızdan söylenecek sözler bittikten sonra karşı tarafın savunmasını alın. Sizin suçlamalarınız için ne diyor. İçinizden onun yerine bir cevap gelecektir. Cevap geldiğinde onu dinleyin ve kendinize şunu sorun verilen cevap sizin onu affetmeniz için yeterli mi? Gelen cevap sizi tatmin ediyor mu? Bu soruların cevabı evet se onu affetmeye hazırsınız demektir. Onu gerçekten canı gönülden affedin kendinizi ve onu serbest bırakın. Ona sarılın ve gitmesine izin verin.Bunun için aşağıdaki sözcükleri kullanabilirsiniz.“ Seni affediyorum. Seni bağışlıyorum. Seni zihinsel ve manevi olarak serbest bırakıyorum. Bana verdiklerin için teşekkür ederim. Onları sevgiyle kabul ediyorum. Onlar bende kalacaklar. Sana verdiklerimi sevgiyle verdim onlar sende kalabilirler. Sana yaşamında iyilik sağlık ve huzur diliyorum. Seni sevgiye kutsuyor ve serbest bırakıyorum. Gitme izin veriyorum. Sen özgürsün bende özgürüm. Yolun açık olsun. “Canı gönülden yapacağınız affetme çalışması sonrasında o kişi için sizin zihninizde tutunacak hiçbir dal kalmayacağı için odağınızdan çıkacaktır. Zihninizi kontrolü yeniden size geçecektir. Yaşamımızda en çok suçladığımız kişiler bize en yakın kişilerdir. İlk başlangıçta affetme çalışmalarını anne, baba ve ailenin diğer üyeleri için yapın. Mutlaka ve mutlaka anne ve baba için yapın. Devamında hayatınızda etkili ve önemli olan diğer kişiler için (sevgili, öğretme, patron vs. ) yapın.Ve en önemlisi o karşı sandalyeye en sonunda kendinizi oturtun ve kendinize duyduğunuz öfke ve suçlamaları açığa çıkartın ve boşaltın.Belki tek çalışmada aklınıza birçok şey gelmeyecektir. Aklınıza geldikçe diğer günlerde devam edin. İnanın ailenizle ilişkileriniz farklı boyuta taşınacaktır.Birilerini affedemiyorsanız kesinlikle o konuda kendinizi suçluyorsunuzdur. Kendinize bir inanç kalıbı dayatmanız vardır. Bunu bakın. Kendinizle yüzleşmeyi kabul edin. İnsan olarak kendimizle ilgili bir kusur olduğunda ya da yapmamamız gerektiği bize dikte edilen bir davranış yaptığımızda hemen savunmaya geçer ve olayın sorumluluğunu başkalarına atarız. Ve diğer kişiyi yoğun bir şekilde suçlayarak kendi vicdanımızı sustururuz. Eğer karşı kişiyi affedemiyorsak kesinlikle bu olayda karşımızdaki kişiyi affettiğimizde kendi canımız yanacağı içindir.

Kaynak

Devamını Oku »

18 Mayıs 2014 Pazar

Yaratıcılık ve Bilinçdışı

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane



“Neden ortalıkta bol miktarda Mozart’lar, Einstein’lar, Balzac’lar dolaşmıyor? Eğer herkes kendi varlığında potansiyel yaratıcılık yeteneğine sahipse bizi bundan alıkoyan ve bu yönde gelişmemizi engelleyen şey nedir?”


Çevrenize baktığınızda görebildiğiniz şeylerin çoğu yaratıcılık sonucunda ortaya çıkmıştır: kitaplar, binalar, makineler, bilgisayarlar, mobilyalar, yollar, televizyonlar, uçaklar, müzik, resim, edebiyat... Bu liste sonsuza kadar gider. Tüm bu şeyler bir zamanlar birilerinin zihnindeki rüyalardan ibaretti. Şimdi ise gerçekler. Bu gerçekten de sihirli bir şey. Tüm bunları mümkün kılan şey ne? Nasıl ortaya çıktılar?


Einstein sık alıntılanan meşhur sözünde “İmgeleme bilgiden daha önemlidir.” demişti. Bu söz imgeleme olmaksızın bilginin işe yaramaz olduğunu açıkca ima etmektedir. İmgeleme bilgiye can veren bir süreçtir ve yaratıcılıkla birlikte değişimin, adaptasyonun ve evrimin ardındaki itici güçtür. İnsan yaratıcılığı yeni olasılıkların ve umudun, rüyaların, eylemlerin ve başarıların kaynağıdır. Aynı zamanda belirsizliğin ve güvensizliğin de kaynağıdır. İmgeleme ve yaratıcılık birçok problemlerimizin çözümü olduğu gibi aynı zamanda kaynağıdır da.


Yaratıcı süreci geliştirmek ve yönetmek için her insanın aşması gereken bazı engeller var. Yaratıcılık bireysel bir şeydir. Hepimiz yaratıcı olmayı kendimize göre öğrenir ve yaratıcı olduğumuz durumlarda bunu nasıl yaptığımızı bilmeyiz. Bugün birey olarak yaptığımız şeylerin çok büyük bir kısmını küçük yaşlardayken birer birer öğrendik. Doğduğumuzda bunların hiçbirisini bilmiyorduk. Bunları öyle bir öğrendik ki, nasıl öğrendiğimizi hatırlayamadığımız gibi, bunları nasıl yaptığımızı da bilmez hale geldik. Kısacası yaptığımız pek çok şeyi bilinçdışı olarak yapıyoruz. Ancak bilinçdışı olarak yapıyor olmamız bunların öğrenilmediği ya da bundan sonra öğrenilemeyeceği anlamına gelmiyor.


Bilinçdışı İnançlar ve Seçimler


Neden ortalıkta bol miktarda Mozart’lar, Einstein’lar, Balzac’lar dolaşmıyor? Eğer herkes kendi varlığında potansiyel yaratıcılık yeteneğine sahipse bizi bundan alıkoyan ve bu yönde gelişmemizi engelleyen şey nedir?


Bilinçaltının derinliklerinde yeteneklerimiz ve sınırlarımız hakkında birçok inançlar bulunur. Bunlar deneyimlerimiz tarafından da doğrulanmaktadır ama doğru oldukları için değil öyle olduklarına inandığımız için. Sahne hipnozcularının uygulamış oldukları bazı gösterileri hepimiz izlemişizdir. Örneğin hipnotik transta bir kişiyi önünde bir duvarın olduğuna inandırırlar ve o kişi o noktaya geldiğinde aynen duvara toslamış gibi kalır. Ya da başka telkinlerle o kişi normalde yapamayacağı şeyleri yapabilir hale gelir vs.


İşte aynen buna benzer biçimde içinde yaşadığımız kültürün bizim içimizde oluşturduğu bir sürü inançlar vardır. Her birimiz içinde yaşadığımız kültür tarafından hipnotize ediliriz. Ve buna inandığımız müddetçe bu koşulların dışına çıkabilmemiz pek mümkün olmaz. Bir süre bunlara alıştıktan sonra bu sınırların dışına çıkmayı isteyemez hale geliriz. Çünkü bu şartlar içerisinde kalmak bize daha güvenli gelir.


Ancak tarih yüzlerce kez göstermiştir ki, insani sınırlar hakkındaki popüler inançlar değişebilmektedir. Bir zamanlar asla yapılamaz olarak görülen şeyler günü geldiğinde sıradan biçimde herkes tarafından yapılabilir hale gelmiştir.


İnançların üzerimizdeki etkisi algılamayla başlar. Günlük yaşamda duyularımız üzerine çarpan uyaranların çok küçük bir kısmı farkındalık alanımıza ulaşır. Çünkü içsel bir gözlemci ya da bir mekanizma bilinçdışı olarak girdileri seçer, ayıklar ve onun süzgecinden geçmeyen hiçbir şey farkındalık alanımıza ulaşmaz.


Bazen evde kaybettiğimiz bir şeyi ararız. Ancak aradığımız şey bulmayı beklemediğimiz bir yerde durmaktadır. Oraya bakarız, fakat baktığımız halde o cismi görmeyiz. Sonra yanımıza bir başkası gelir ve “Kör müsün, işte gözünün önünde duruyor.” der. Bunu hepimiz yaşamışızdır. Bunun sebebi yanımıza gelen kişinin bizim baktığımız yere ön yargısız bir şekilde bakmasıdır. Ve işin en komik yanı bizim bu ön yargının asla farkında olmayışımızdır. Kısacası algıladıklarımız duyu organlarımızın algıladığından çok bizim algılamayı beklediğimiz şeydir.


Yaratıcı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz? Bazı işleri yapabilmek için yeterince zeki olmadığınızı mı? Yoksa bazı şeyleri yalnızca dahilerin mi yapabileceğini? Eğer zihninizde bu tür inançlar varsa oyunu baştan kaybediyorsunuz demektir. Çünkü herhangi bir şeye yeteneğiniz varsa bile bu tip sınırlayıcı inançlarla o yeteneğinizi de baştan köreltmiş olursunuz. Aynen hipnoz altında şöyle ya da böyle olduğuna inandırılan insanlar gibi... Kendi kendinizi hipnotize ettiğiniz için o andan itibaren ne yapsanız bir ilerleme kaydedemezsiniz.


Yaratıcılığın Kaynağı: Bilinçdışı


Hepimizin bilinçdışı ya da bilinçaltı çok büyük bir yaratıcılık potansiyeliyle dopdoludur. Çünkü bilinçdışı aynı zamanda kolektif zihin alanına açılan kapıdır. Ve insanlığın kolektif zihin alanı aynen internet ağı gibi pek çok bilgilerle ve imgelerle doludur. Ancak bu alandan bir şeyler çekebilmek için zihnimizde onları ifade edebileceğimiz imgeler ve araçlar bulunmalıdır. Eğer bu araçlardan yoksunsak bilinçdışında bulunan o büyük potansiyel kendisini ifade edecek bir yol bulamaz ve açığa çıkmamış bir halde kalıp gider.


Yüksek düzeyli yaratıcılığa açılan kapı bilinçdışından geçmektedir. Bilinçdışında bugüne kadar edindiğimiz tüm deneyimlerin özleri bulunur. Ve orası gerçekten çok büyük bir kaynaktır. Ancak bu kaynağa kendisini ifade etme imkanı sağlamak için beynimizde buna uygun bir alan oluşturmak yaratıcı bireyler olma yolunda atılacak adımların başında gelir.


Yaratıcı insanların yaşamlarına baktığımızda en büyük eserlerini bilinçlerinin fazla bir müdahalesi olmaksızın çok hızlı bir şekilde yarattıklarını görürüz. Özellikle sanat alanında yüksek düzeyli yaratıcılık sergileyen insanlar eserlerini yaratırken bunun bazen kendi iradelerine zıt bir biçimde gerçekleştiğini ifade ederler. Ancak bu tip insanlar aynı zamanda yaptıkları işle ilgili olarak büyük bir emek de harcamışlardır. İşte harcanan bu emek yaratıcılığın kendisini ifade edebilmesi için gerekli olan zeminin oluşmasını sağlar. Eğer böyle bir zemin oluşmazsa herhangi bir şeyin ortaya çıkabilmesi imkansızdır. Örneğin zihninde çok güzel resimler tasarlayabilen bir insan eğer eline fırçayı almaz ve beyninin ellerini kontrol eden kısımlarını da iyi bir şekilde geliştirmezse ressam olamaz. Ve bu yetenek de körelir gider. İyi bir ressam olabilmek için yalnızca iyi bir vizyona sahip olmak yetmez. Eline malzemeleri alıp zihninde gördüğü o resmi tuvale aktarması da gerekir. Aynı şey besteciler için de geçerlidir. Olağanüstü bir müzikal yetenek sergileyen, zihninde müzikler yaratabilen bir insan müzik eğitimi almaz, notaları öğrenmezse, zihninde duyduklarını asla kağıda aktaramaz.


Bu yüzden yaratıcılığı geliştirirken öncelikle yaratıcı yönümüzü keşfetmek ve sonra da onun ortaya çıkması için beynimizi eğitmek gerekir. Kırklı, ellili yaşlardan sonra resme, müziğe, el sanatlarına başlayan ve çok başarılı olan bir sürü insan var. Bu insanların diğerlerinden hiçbir farkı yok. Tek farkları, kimseyi kaale almayıp bir şeyler yapabileceklerine inanmalarıdır. Hepimiz şu an yapabildiğimizi düşündüğümüzün çok ötesinde şeyler yapabiliriz. Ancak tek yapmamız gereken bunu yapabileceğimizi imgelemek ve o imgeye yürekten inanmaktır. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.


1987 yılında DEÜ Devlet Konservatuvarından mezun oldu. Ruhsal konulara olan ilgisi nedeniyle felsefi konularda araştırmalara başladı. 1990 yılında İzmir Ruhsal Araştırmalar Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı ve 1993 - 2013 yılları arasında derneğin başkanlık görevini üstlendi. Ruhsallık, insan bilinci, yaratıcılık, ruhsal gelişim vb. konularda birçok kitabın editörlüğünü yaptı, makaleler yazdı, konferanslar, seminerler verdi. 2011 yılında Tülin Etyemez ile birlikte Unicorn Dönüşümsel Çalışmalar isimli bir eğitim merkezi kurdu. Halen İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’nda sanatçı olarak çalışmaya devam eden M. Reşat Güner, çeşitli konularda verdiği konferanslar, seminerler, eğitimler ve atölye çalışmalarının yanısıra BEN TV’de yayınlanan Bilinç Atlası programını da sürdürmektedir.


kaynak

Devamını Oku »

Etiketler

ARINMA Affetmek Alglamada Anlatm Aramak Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar BEREKET BOLUK Bahar Bayram Beden dili Bedensiz Beyinde Beyni Beynin Beyniniz Bilincine Bilmek Bitkisel Burak DERSLER Davet Deerlerimizin Deniz Depresyonun Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi EGZERSZ Egoist Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe Fregoli GCJoseph GERDE Gcyle Gelecek Gidecek Gizemli HAYIRLI Hasta Hastalklar Hayal Hayallerinizin Hayata Hikaye Hiperaktivite Hipnozu Holografik Hologram Hoşgörü Illuminati KORUMA Kabala Kadim Karanlk Kelimeler Klasik Korkular Korunma Kristaller Kuantum Fiziği Kyamet LKLERMZ MEKTUP MUTSUZ Makbul Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler Mucizeleri NAMASTE Nazar Nefret Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus POZTF PRATK PROGRAMLAMA Paranormal Patolojik Peeling Peinden Pratik Psikoloji Quantum Düşünce RAHATSIZLIIMIZ Rahat Reformist Romantik Ruhsal Sanat Sonsuz Stres Sufizm Tehlikeli Terapi Uymasn Zarar acı affetme aile akıl başkaları beden beyin bilgi bilim bilimsel bilinci bilinçaltı birey bolluk cümle dalga damla degerli düşünce egzersiz ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji evlilik evren fayda fizik fiziksel frekans garip geliim gerilim gerçek geçmiş gizli güven güzel harika hastalık hayat hissederim hoşgörüsüzlük huzur huzurlu ileti ilâc inanç insan insanlar kaos kavga kelime korku kuantum kurallar liste madde mucize neşe olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel pozitif psikolojik refah ruh sağlık seniz sevgi sistem sorumsuzluk sorun sorunlar suyun sıkıntı tabiat tedavi teori tesadüf toplum zaman zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel çekim üzüntü İletişim şifa şükretme