14 Ekim 2012 Pazar

Eşruhunuzla Yolculuğunuz…

Onu yıllarca aradınız durdunuz… Belki O’dur diye nice O sandığınıza sarıldınız… Geceler boyu gökyüzüne bakıp “Ben burada yalnız başıma bu güzelim dolunayı izlerken, acaba benimle birlikte aynı anda oraya bakıyor mudur o” sorusunu yüreğinizde hissettiniz… Hatta kutsal mekanlara mumlar bile diktiniz… Ve günlerden bir gün onunla karşılaştınız… Belki davullar çaldığını hissetmediniz hani sanki hep olacağını düşündüğünüz şekilde, ama bir anda yanınızda beliriverdi o, hem de tam da ümidinizi kaybettiğiniz anda… Birlikte yürümeye devam ettiniz hayat yolculuğuna… Arada birbirinize bakıp gülücükler atıyor, durup durup sarılıyor ve yaşamı paylaştığınızı hissediyordunuz… Bu çok güzel bir duyguydu… Ve derken bir zaman geldi… Artık yolculuğunuzu birlikte sürdüremeyeceğinizi hissettiniz… Artık saatler vedalaşmayı gösteriyordu…

Ne Diyon Sen Be!

“Şurada hülyalı hülyalı dalmış gitmiştik be adam! Getirdin ayrılığı soktun. “Eş”ruhumuzu daha değil bulmak, kokusunu bile alamadık; sen gelmişsin ayrılık diyorsun.  Yazacak başka bir şey bulamadın mı!” ya da “Adamı bulacağız diye çatladık zaten, ne ayrılığı kardeş? Hem niye ayrılmak zorunda olayım ki ben tosunumdan! Ağzından yel alsın…” ya da “Eee hani “eş”ruh diğerlerinden farklıydı, herkes gibi olmuyordu? Nasıl yani?”… Bu yazıyı yazacağımı söylediğimde aldığım tepkiler üç aşağı beş yukarı böyleydi ve bunlar çok da şaşırtıcı değildi hani. Bana da bu şekilde gelse “gel çök yanıma da anlat ayrılığı gari” demezdim herhalde. Ama bununla birlikte evrende kabullenmemiz gereken bir gerçek de vardır ki her başlangıcın bir de sonu vardır…

İyi Tamam da Şart mı?

Alkışlamak için iki elimizi birbirine vururuz, o sesin çıkması için o vuruş anındaki kavuşma ve sonrasındaki ayrılış gereklidir. Yoksa tek bir şak! sesi çıkar ve gerisi gelmez, bunun da adı alkışlamak olmaz. Yaşam da alkışlamaya benzer, sesin çıkması için buluşmalar ve ayrılışlar olur. En temelinde doğarız ve sonunda da ölürüz. Başlar ve biter, biter ve başlar… Bu durumu yaşamınızda var olan her şeye uyarlayabilirsiniz.

Konu “eş”ruh olmaya gelince, ayrılmanın anlamı illa fiziksel ayrılış da olmayabilir. Öyle bir yaşam sürersiniz ki 20 yaşında tanışırsınız 100 yaşında öldüğünüzde ayrılırsınız. Evet “ölüm bizi ayırana kadar” senaryosu da her zaman mevcuttur da bu en ideal ilişki modeli midir? Siz 20 yaşında tanıştığınız bir insanla ömrünün sonuna kadar birlikte olacaksınız da ancak o zaman enfes bir ilişkiye sahip olmanın huzuruyla bu dünyadan ayrılacaksınız diye evrensel bir kanun yoktur. Bir ilişkinin süresi o ruhların birbirlerine katabildikleri kadardır. Eğer ruhlar artık birbirlerinden alacaklarını tamamlamışlarsa ayrılık vakti gelmiş demektir.

Peki Ya Ayrılmak İstemiyorsam?

Buna kim şaşırabilir ki? Şu gezegen üzerinde kaç kişi veya toplum vedalaşabilmenin olgunluğuna sahip olmuştur ki. Evet, vedalaşabilmek olgunluğun sonucudur. Kendi başına ayakta durabilmeyi başarmış; kendini bilen, ruhsal olgunluğa ulaşmış bireyin davranışıdır. Bu kişiler varlıklarını, bir diğerinin varlığına bağlamazlar. Diğeri gidince yıkılıp yerlere yapışmazlar. Yaşam akıp gidiyordur ve bu akış içerisinde bir süre bir başka kişiyle birlikte akmış ve birbirlerine çok şeyler katmışlardır. Ama artık birbirlerine bir şeyler veremediklerini hissediyorlarsa ve birliktelik üretime değil de tüketime dönüşmüşse, zaten ayrılık vaktinin geldiği hissedilir. Bu noktada olgun ruhlar birbirlerine sarılırlar, hayatlarına kattıkları için en derin teşekkürlerini sunarlar ve varlıklarını onurlandırırlar. Elbette içte birazcık sızı olur. Sonuçta her bitiş, yeni bir başlangıç demektir ve her yeni başlangıç da bir bilinmezliktir. Bilinmezlik de ilk başlarında ürkütür insanı, yalnızlaşma hissettirir ama ardından gelecek şeyler harikadır. Yepyeni deneyimler bekliyordur kişiyi ve geçmişine sarılıp onu onurlandırdığı için de ayağına dolaşıp onun ilerlemesine engel olacak hiçbir şey kalmamıştır. Şöyle arkasına bir bakış atar, bakar ki bir zamanlar birlikte yürüdüğü insan ötelerde farklı bir yere doğru gidiyor ve gitgide ufalıyor. Bir an o da arkasına döner ve bakışları karşılaşır tekrar. Birbirlerine gülümseyerek el sallarlar ve yollarına devam ederler. Hayatın döngüsü böyle bir şeydir işte. Bu, ölüm sonucu gerçekleşen bir ayrılık bile olsa yaşanan bir süreçtir. Nitekim filmlerde izlemişsinizdir, ölen kişi dünyada kalır çünkü aslında dünyada kalan kişi bir türlü bırakamıyordur onu. Ne zaman birbirlerine sarılırlar ve dünyadaki kişi artık vedalaşmaya hazırdır, ruh o zaman öte tarafa geçer.

Ay İçimi Daralttın Be!

Nedir! Yalnız kalmaktan çok mu korkuyorsun hanımefendi? Birilerinden ayrıldığında hadi daha acıtıcı olsun terk ettiğinde, hadi dozajı daha da arttırayım o sarışın için gittiğinde ömrünün sonuna kadar bir daha kimsenin seni sevemeyeceğini mi düşünüyorsun bir yandan dışarıya “Hahayt elimi sallasam ellisi” imajı vermeye çalışırken. Öyle zannediyorsun değil mi? Biz insanlar, her ne kadar aklımız sürekli geleceğimiz, zihnimiz de geçmişimizle debelenir görünse bile aslında AN’da yaşarız. Çok mutlu olduğumuzda o AN sonsuza kadar mutlu olacağımızı düşünürüz, sevişmekten kalktığımızda dünyadaki herkesi elde edebilecekmiş gibi güven duyarız, başarı elde ettiğimizde ise sürekli başaracakmışız hissini yaşarız; diğer taraftan mutsuzsak ömrümüzün sonuna kadar mutsuz olacağımızı, başarısızlıklarımızın bizi hiç bırakmayacağını, terk edilirsek de bir daha ömür boyu sevilemeyeceğimizi zannederiz. Halbuki bunların hiçbirisi gerçek değildir. Yeni başarılar, yeni mutluluklar, yeni sevişmeler, yeni birliktelikler; bunlarla birlikte mutsuzluklar, başarısızlıklar, ayrılıklar hep yaşanacaktır. Yaşadığınız durumları ne kadar çok kabullenir ve onurlandırırsınız; yaşamınız o kadar daha az gergin, daha keyifli, daha dengeli, daha dingin ve daha açık olacaktır…

Bak Bak Bak…

“Konuşması ne kadar kolay, gel de yaşa. Onurlandırmakmış, sarılmakmış… Adamı yatakta bastım ben, ne onurlandırması...” Sen zaten bu kadar öfke doluysan ve aynı zamanda “Ben zaten sevilmem ki” düşüncesini destekleyecek kişileri çekiyorsan hayatına; zaten henüz bu yazı için hazır değilsindir ki hanımefendi. Amma velakin hani kulağının bir köşesinde kalması adına bir şeyleri paylaşmak istiyorum: Dünya üzerinde hayatımıza giren herkesin ama herkesin yaşam senaryomuzda bir önemi ve yeri vardır. Hiç kimse tesadüfen yaşamımıza girmez ki zaten bu evrende tesadüf diye bir şey de yoktur. Hatta tek gecelikten ibaret görünen ilişkilerde bile. Hal böyleyken öfkemiz geçtiğinde zamanla o kişinin varlığının bizlere ne kattığını keşfedebiliriz. Bu noktada mümkünse yüzyüze, değilse içsel olarak ona teşekkürlerimizi sunmamız her iki tarafı da özgür bırakır. Geriye de güzel anılar, hikayeler, resimler ve karşılaşıldığında “Aaa nasılsın” diye sarıldığımız eski yol arkadaşımız kalır.

Sonsuza Kadar Sürse Hani?

Okudukların çok ümitsiz gelmesin. Şu anda çok sevdiğin, deli gibi aşık olduğun bir adamla birliktesindir ve ayrılık falan aklında yoktur. Zaten illa ayrılacaksın demeye de çalışmıyorum ben. Bir yaşamı birlikte geçirmek de elbette mümkündür, hatta şöyle söyleyeyim iki nehir birlikte akarlar ve sonunda okyanusa karışırlar. Böyle bir ilişki de mümkündür de bu biraz fazlaca yüksek bilinç düzeyinde gerçekleşen bir birlikteliktir. Zaten o kişiler birliktelik, ayrılık falan düşünmezler bile. Onlar Öz’de bütünleşmişlerdir ve aslında hiçkimsenin birbirinden ayrılmasının asla mümkün olmadığını, çünkü herşeyin aslında BİR ve BÜTÜN olduğunu idrak etmişler ve birbirlerine bu idrakte yardımcı da olmuşlardır. Gerçi hoş bu tarz ilişkiler nadir bulunup kitaplara konu olurlar da yine de her ilişkide bu potansiyel mevcuttur.

Onu Çok Seviyorum ve Artık Bittiğini Hissediyorum, Ne Yapacağım?

Ne olur karşısına geçip de “Seninle konuşmamız gerekiyor.” demeyin allahaşkına. İlişkiniz yirmili yaşlarındaki kızların sevgililerini terk etmek için kullandıkları açılış cümlesinden daha fazlasını hak ediyordur. Zaten ilişkiniz “eş”ruh düzeyindeyse bitiş tek taraflı olmaz, karşılıklıdır. Artık her iki kişi de tamamlanmışlığı hisseder ve zaten birbirlerine sarılıp vedalaşmak kendiliğinden gerçekleşecektir, tıpkı birlikteliğin başlangıcında olduğu gibi… Sevgi, dostluk ve hatta aşk hep sürecektir; ama bunların varolması demek illa ki bir ilişki olacak anlamına gelmiyordur ve her iki kişi de bunu idrak etmiştir. Birbirlerinin gözlerinin içine bakarlar ve sarılırlar ve sonra bir daha gözlerinin içine bakıp şunu derler: “Çok ama çok güzeldi, herşey için teşekkürler. İyi ki varsın ve iyi ki hep varolacaksın…”

Eller son bir kez daha tutuşur ve ayrılır…


(İlk Yayın: Cosmopolitan)


kaynak

Devamını Oku »

12 Ekim 2012 Cuma

Dünyayı güzellik kurtaracak.. Bir insanı sevmekle başlayacak her şey! ♥


Bir kıyıdan baktım dünyaya
Ellerimde tuz avucumda sedef
Bir mavilik bir açıklık
Özgürlük hasreti
Yüreğime vuruyor
Nerede nerede insanlarDünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey0 üzüntü birden gelir
Yağmurlu havalarda
Yeniden kurarım dunyayı ben
Kederlerle
Kimseler aşık değil mi bu şehirdeDünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şeyHava martılar ışıklı şehir
Sarhoş ediyor beni yosun kokusu
Hilesız kucaklamak istiyorum
Dünyayı şehri ve seniDünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey!

Çünkü Sevgi emektir!.. Ve emek verdiğin her şey güzelleşir. 


kaynak

Devamını Oku »

11 Ekim 2012 Perşembe

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri

Günümüzde bir çok ebeveyn veya öğretmen olağandan biraz fazla hareketli gördükleri çocuklar için hiperaktif tanımlaması yapmaktadırlar. Oysa tanı koymak klinik temelli olmaktadır. Klinik değerlendirmelere ek olarak anne-baba ve öğretmen değerlendirme ölçekleri kullanılmaktadır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun tanısı bir çok kaynaktan edinilen bilgilerle konulmakla birlikte, en yaygın olarak kullanılmakta olan DSM- IV tanı ölçütleridir.

DSM IV-R’ye göre, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tanı Ölçütleri aşağıdaki gibidir:

A. Aşağıdakilerden (1) ya da (2) vardır. (1) aşağıdaki dikkatsizlik semptomlarından altısı (ya da daha fazlası ) en az altı ay süreyle, uyumsuzluk doğuracak ve gelişim düzeyine uymayacak derecede sürmüştür:

Dikkatsizlik

(a) çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerde dikkatsizce hata yapar

(b) çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır

(c) doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür

(d) çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevlerini, ufak tefek işleri ya da işyerindeki görevlerini tamamlayamaz (karşıt olma bozukluğuna ya da yönergeleri anlayamamaya bağlı değildir)

(e) çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker

(f) çoğu zaman sürekli mental (zihinsel) çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir

(g) çoğu zaman üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder ( örn. oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç- gereçler)

(h) çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır (i) günlük etkinlikler de çoğu zaman unutkandır

(2) aşağıdaki hiperaktivite-impulsivite semptomlarından altısı (ya da daha fazlası) en fazla 6 ay süreyle uyumsuzluk doğuracak ve gelişim düzeyine uymayacak derecede sürmüştür:

Hiperaktivite

(a) çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur

(b) çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar

(c) çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır (ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir)

(d) çoğu zaman sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır

(e) çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır

(f) çoğu zaman çok konuşur

İmpulsivite (Dürtüsellik)

(g) çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır

(h) çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır

(i) çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer (örn. başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar)

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Devamını Oku »

8 Ekim 2012 Pazartesi

O KADAR HIZLI GİTTİK Kİ, RUHUMUZ GERİDE KALDI

Hayatla ilgili neyde acele ediyorsanız, sabırsızlık gösteriyorsanız yavaşlamanızı öneririm... Bununla ilgili size çok hoş bir hikaye anlatacağım;Meksika'da Inka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.





Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola sonunda tepenin üstündeki görkemli Inka tapınaklarına geliyorlar.
Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, "hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? "Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki;
"Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik..."
Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve "niye" ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor Inkalar'in yaşlı torunu. Çünkü hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz.
kaynak
Devamını Oku »

5 Ekim 2012 Cuma

İstesem Olmaz mı?

Yaz gelmiyor bir türlü. Annem ve yakın bir arkadaşım çok hasta. Memleket meseleleri iç karartmada sınır tanımaz halde artık. Ne gazete okumak ne TV de haber-tartışma programı izlemek istiyorum. Benim durumumda çok insan var biliyorum. Çeşitli ortamlarda bu mevzuları konuştuğumuz zaman genellikle bir süre sonra derin bir iç geçirmeyle susuyoruz. Zira aklın ve vicdanın sınırlarını öyle zorlayan şeyler yaşanıyor ki söz bitiyor. Bu ümitsiz ve bezgin halimden memnun değilim. “Başka bir dünya mümkün” diye içimden gelen sese kulak kabartıyorum bazen ve o ses daha gür çıksın istiyorum. O sesi duyan ve yaşatan insanlar tanıdım çünkü. Bazılarıyla yaşadım, yaşıyorum. Bazılarının neler başardıklarını, nelere rağmen umudunu koruduğunu okudum, dinledim.

Şu anda şimdi, bu satırları yazarken, özgürlüğün, eşitliğin, hakça bölüşmenin, vicdanın, erdemin olduğu bir dünyayı istemenin insana ne kadar da yakıştığını bir kere daha düşünüyor, inanıyorum. “O insan” nerede, ne yapıyor?

“Şu anda, şimdi… Güneş, İstanbul’da boğazın sularında batıyor. Küçük bir balıkçı kayığı sahile doğru yavaşça yol alıyor. Binalarda ışıklar yandı yanacak. O binalardan birinde küçük bir çocuk masa başında yarınki ödevini yaparken sıkıntıdan patlıyor. Masanın üzerindeki kırmızı küçük araba çocuğun gözlerine bakıyor. Genç bir kız Beşiktaş’ta dolmuş bekliyor, heyecanlı… Yaşlı bir kadın otobüse binmeye çalışırken zorlanınca bir adam kollarından tutup yardım ediyor. Bir bebek çığlıklarla annesinden dünyaya düşüyor. Bir mahkûm yatağında uzanmış, boşluğa, birazdan sokağa çıkacakmış gibi bakıyor. Trafikte çığlık, çığlığa yol isteyen bir ambulansta bir kadın gözlerini aralayıp elini tutan adama “Korkma” diyor. Taksim’de bir meyhanede mezeleri kontrol ediyor şef garson. Çöpleri karıştıran genç adam bulduğu dergiye merakla bakıyor. Sahilde bir bankta iki sevgili öpüşüyorlar. Simitçinin önünde bozuk paralarını sayıyor bir adam. “Tamam”, olduğunu görünce sevinçle simitçiye uzatıyor. Boğaza bakan çiçekler içinde bir terasta telefonla konuşuyor bir adam, sıkıntılı, bir eli cebinde. Sahilde bir çınar ağacında birkaç serçe yan yana, kâh konup kâh kısa uçuyorlar. Bir helikopter alçaktan gürültüyle geçiyor. Başını kaldırıp bakıyor otobüs durağında bekleyen bir kadın. Yanından birkaç liseli delikanlı geçiyor, birbirleri ile yüksek sesle şakalaşarak. Kadın dalgın izliyor bir süre onları sonra çantasını karıştırıyor aceleyle. Telefonunu bulup tek bir tuşa basarak birini arıyor. İki sokak köpeği bir ağacın altında yan yana uyuyorlar. Biri gözünü hafifçe aralıyor, diğer köpeğe doğru kaydırıyor vücudunu. Sırt sırtalar şimdi.

O küçük çocuk ödevinden pekiyi alsın istiyorum. İstiyorum ki, şöyle olsun: Genç kız meğer iş görüşmesi için heyecanlıymış ve çok iyi geçmiş görüşmesi. Yaşlı kadın yalnız yaşamıyormuş. Evde onu bekleyenler varmış. Bebecik çok sağlıklıymış, annesi de. Hastane faturası da umurlarında değilmiş. Mahkûm kısa zamanda tahliye olacakmış gerçekten de. O yüzden rahatmış o kadar. Ambulanstaki adam ölmemiş. Kadın derin bir oh çekip aramış sevdiklerini, “Atlattık, çok şükür” demiş. Şef garson o gece çok yorulmuş ama bahşişler süpermiş. Eve eli kolu dolu giderken yüzüne “muktedir bir baba gülümsemesi” kondurmuş. Çöp karıştıran genç adam dergiyi okuyormuş hâlâ. Bir arkadaşı gelmiş hani o sahildeki çay ocağı varmış ya orada işe almışlar meğer ikisini de. Sevgililer ertesi gün dönüşüm programıyla yurtdışına gitmişler el ele. Farklı üniversiteler ama aynı şehirdelermiş, “Ne şanslısınız” demiş uğurlayan arkadaşları, birbirlerine bakıp gülümsemişler. Simit parasını denkleştiren adam, yolda eski bir tanıdığına rastlamış. Adam halini anlamış. Bir gece bekçisine ihtiyacı yok muymuş tam da o gün. Adamı işe almış, yer, yatak vermiş bir de. Terastaki adam o telefon görüşmesini ummadığı kadar iyi bitirmiş. Otobüs durağındaki kadın oğlunu aramış o sırada. Başka bir şehirde okuyormuş oğlan ve sürpriz yapıp gelmiş o gün meğerse. Evdeymiş. Otobüsü boş verip bir taksiye atladığı gibi eve gitmiş kadın. Taksiciden para üstünü bile almayı unutmuş. “

Arkadaşımın mucizevî kurtuluş hikâyesini anlatacakmışız birbirimize, sevinçle. Annem daha uzun yıllar yaşayacakmış. Şimdi kısacık olan saçlarını düzeltirken gençliğinde saçlarının ne kadar uzun, ne kadar gür olduğunu konuşacakmışız her banyo sonrası.

Olmaz mı? İstesem, olmaz mı?


kaynak

Devamını Oku »

3 Ekim 2012 Çarşamba

İYI BIR UYKU İÇIN PÜF NOKTALARI


Her gün aynı saatte uyanınGündüz vakti olabildiğince aydınlık ortamlarda bulunun,Sabah çalışmaya başlamadan önce biraz yürüyüş yapın (İşe yürüyerek gidebilirsiniz) Günlük yürüyüş süresi ortalama 45 dakikadan kısa olmasın,Aldığınız kafeini (Kahve, çay, çikolata) kısıtlayın. Günde 2 fincandan fazla kahve içmeyin. Uykuya dalmakta veya sürdürmekte sorununuz varsa kafeini tamamen hayatınızdan çıkarın,Mümkün ise sigarayı azaltın, uyku ile ilgili sorununuz varsa sigarayı tamamen bırakmaya çalışın,Alkol alımını kısıtlayın. Uyku ile ilgili sorununuz varsa alkollü içeceklerden tamamen uzaklaşın,Uykunuz gelirse gündüz vakti kısa süreli uyuyabilirsiniz ama gece uykusuzluk çekiyorsanız gündüz uyumamalısınız,Yatak odanızı uyuma ve cinsellik dışında kullanmayın, yatak odanızı çalışma odası olarak kullanmamalısınız,Yatak odanız ısı, ışık ve gürültü açısından sizi rahat ettirecek şartlarda olmalıdır,Uykuya uyanmayı arzu ettiğiniz zamandan 9 saat önce başlayın Uyumadan 1 saat önce günlük aktiviteyi bitirin, 15 dakika boyunca o gün yaşadığınız sıkıntıları, başarıları ve mutlulukları bir kağıda yazın sonra 45 dakika boyunca gevşemeye çalışın, uyarıcı olmayan şeyler yapın (hafif şeyler okuyun, klasik müzik dinleyin, ılık köpüklü bir banyo yapın, meditasyon yapın, 1 bardak ılık ballı süt için)Sonra yatağa girin, gözlerinizi kapatıp uykuya dalmanın keyfini çıkarınEğer yaklaşık 15 dakika süreyle uykuya dalamadıysanız kalkın ve başka bir odaya gidin ve uykunuz gelinceye kadar gevşemeye çalışın, uykunuz gelince tekrar yatağa gidin. Bu durum tekrar edebilir ama mutlaka her gün aynı saatte uyanmaya özen gösterin.

Kaynak


kaynak

Devamını Oku »

1 Ekim 2012 Pazartesi

Abdestin Sırrı

Abdestin Sırrı

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla...

"Ey iman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta yahut yolculuk halinde iseniz, yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemez. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredersiniz."(Kurân-ı Kerîm, Mâide Suresi, 6)Kalbin temiz kanı vücuda dağıttığı büyük dolaşıma ek olarak, vücutta kullanılan kirlenmiş olan kanın kalbe ulaşması yani ters dolaşımın bozulması halinde küçük tansiyon dediğimiz basınç artması olur. Damarların esnek kalabilmesi bu dolaşımların düzenli çalışmasını sağlar. Bu esnekliğin yitmesi halinde kalbe karşı bir zorlama meydana gelir, özellikle kalpten uzak beyin, el, ayak damarlarında sertleşmeler ve daralmalar başlar. Damarların esnek kalmasına yardımcı olan, günlük hayatımızın bir parçası sudur. Sıcak su damarları genişleterek, soğuk su ise daraltarak, özellikle kalpten uzak damarların esnek ve diri kalmasını sağlar. Isı farkı nedeniyle, dolaşımın bozulması sırasında dokularda birikmiş olan besin birikimleri de genel dolaşıma katılmış olur. Günde beş kez gerek sıcak gerekse de soğuk su ile abdest alan bir insan hem damar sertliğine hem de bunun sonucunun beyine yansımasıyla oluşan bunamaya karşı korunmuş olur.Vücudun beyaz kan dolaşım sistemi dediğimiz lenf dolaşım sistemi, vücudun korunma mekanizmasıdır. Bu sistemin sağlıklı çalışması özellikle bir kıldan ince beyaz kan damarlarının düzgün çalışmasına bağlıdır. İşte bu sistemin, bu ince damarların sağlıklı görev yapması da, yine abdest alma ile güçlenir. Bir kişi abdest almanın lenf sistemini zinde tutmasının tesadüfi bir sonuç olduğunu söylerse, abdest alma şekli bu yargının yanlışlığını ortaya koyar. Çünkü abdest alış şekli özellikle lenf sistemini de amaçlar.Şöyle ki: Lenf sisteminin düzenli çalışması içini vücudun bir tek noktasının dahi ihmal edilmemesi gerekir, ki bu abdest almada kesinlik kazanmıştır. Lenf sisteminin uyarılmasındaki en önemli merkez burnun arkası ve bademciklerdir ki, abdest almada bu iki noktanın özellikle yıkanması şartı vardır. Boyun yanlarının uyarılması lenf sistemine çok etkilidir. Bu da abdest alma da vardır. Abdest ve vücudun statik elektriği: Normalde vücudun tümüne ait statik elektrik dengesi sağlıklı bir vücudun koşuludur. Gerek havadaki özellikler, gerekse de günlük yaşantılarımızda bolca kullandığımız plastik giyim ve eşya bu dengeyi bozucu niteliktedir.Oysa, günde birkaç kere aldığımız abdest ile bu etkiden tamamen sıyrılırız. Statik elektriğin birçok psikosomatik hastalığa neden olduğu bilinmektedir. En olumsuz etkisini ise deri altındaki minik kaslar üzerinde göstererek, bu kasları gererek işlemez hale koyar ki; önce yüzde başlayan erken kırışmaların sebebi budur. Tabi bu kavram bütün vücut için geçerlidir. Bir çok kişi ömür boyu abdest alanların nur yüzlü olma sebebini daha iyi anlayabilir. Yukarıda verdiğimiz ayetin statik elektrik ile ilişkisi vardır.Ayetin teyemmüme ait bölümü abdestin bu statik elektriğe karşı nimetinin tamamlanmasıdır. Zira teyemmüm büyük ölçüde statik elektriği yok eder. Ayette açıklandığı gibi şüphesiz abdestin temizlik yönü de apayrı tıbbi bir mucizedir. Günümüz insanı "ben zaten elimi yüzümü yıkıyorum." diyebilir. Bu alışkanlığın bile en uygar toplumlarda yüz yıllık bir geçmişi olduğunu unutmayalım. Üstelik hiçbir zaman öğütle temizlik, ibadet disiplini gibi sürekli ve geçerli olamaz.[1][1] aleminur.wordpress.com/2007/01/01/abdestin-sirlari/

kaynak

Devamını Oku »

Etiketler

ARINMA Affetmek Alglamada Anlatm Aramak Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar BEREKET BOLUK Bahar Bayram Beden dili Bedensiz Beyinde Beyni Beynin Beyniniz Bilincine Bilmek Bitkisel Burak DERSLER Davet Deerlerimizin Deniz Depresyonun Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi EGZERSZ Egoist Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe Fregoli GCJoseph GERDE Gcyle Gelecek Gidecek Gizemli HAYIRLI Hasta Hastalklar Hayal Hayallerinizin Hayata Hikaye Hiperaktivite Hipnozu Holografik Hologram Hoşgörü Illuminati KORUMA Kabala Kadim Karanlk Kelimeler Klasik Korkular Korunma Kristaller Kuantum Fiziği Kyamet LKLERMZ MEKTUP MUTSUZ Makbul Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler Mucizeleri NAMASTE Nazar Nefret Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus POZTF PRATK PROGRAMLAMA Paranormal Patolojik Peeling Peinden Pratik Psikoloji Quantum Düşünce RAHATSIZLIIMIZ Rahat Reformist Romantik Ruhsal Sanat Sonsuz Stres Sufizm Tehlikeli Terapi Uymasn Zarar acı affetme aile akıl başkaları beden beyin bilgi bilim bilimsel bilinci bilinçaltı birey bolluk cümle dalga damla degerli düşünce egzersiz ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji evlilik evren fayda fizik fiziksel frekans garip geliim gerilim gerçek geçmiş gizli güven güzel harika hastalık hayat hissederim hoşgörüsüzlük huzur huzurlu ileti ilâc inanç insan insanlar kaos kavga kelime korku kuantum kurallar liste madde mucize neşe olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel pozitif psikolojik refah ruh sağlık seniz sevgi sistem sorumsuzluk sorun sorunlar suyun sıkıntı tabiat tedavi teori tesadüf toplum zaman zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel çekim üzüntü İletişim şifa şükretme