Diker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diker etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Temmuz 2014 Salı

Şehvet ve Tutku ...- Seda Diker


Seda Diker son yayınlamış olduğu Haz Kitabı ile ilgili gelen mailerle ilgili yorumu gözüme ilişti ve paylaşmak istedim.********************************************************************  
En son yazdığım ve tamamen cinsellikle ilgili olan HAZ adlı kitabımın yayınlanması ile birlikte pek çok mail almaya başladım. Kadınlardan geldiği gibi bu kez erkek okurlarımdan da yorumlar ve sorular geldi. Öncelikle hepinize, ilginiz için çok teşekkür ediyorum.Bazılarına ara ara bilgileri detaylandırarak cevap yazmak istiyorum. İsim vermeden de olsa, hem yazan kişilerin hem de herkesin kafasındaki soruları cevaplamak istiyorum.

ERKEK OKURLARIMDAN CİNSEL TECRÜBELER...

Şehvet duygusu önemlidir. Tutku da öyle... Güzel bir cinsellik için çok gereklidir. Ama maalesef uzun vadeli tutamazsınız. Yani durmuş oturmuş bir evlilik ya da ilişkide, tutku azalmaya mahkumdur. Şehvet oluşabilir ama yardımcı pek çok oyuna ihtiyaç duyulmaya başlanır.Sorulardan bir tanesi, şehvet ve tutkuyu uzun vadeli nasıl hissedebiliriz, idi.Birkaç erkek okurumdan şuna benzer hikayeler aldım.
"Eşim ile cinselliğimiz uzun sürmüyor. Ama Seda Hanım, zaten ben istesem bile, yani çabuk boşalmasam bile, karım bunu istemez. Bana kızar. Kabul etmiyor. Bir an önce gelmemi istiyor."Bir başka ortak öyküde şu tema var:"Eşimi aldatıyorum. Ama günübirlik ve aşık olmayacağım kadınlarla. Onlar yatakta benden FAHİŞE muamelesi istiyorlar. Benim de hoşuma gidiyor. Onlar da mutlu oluyorlar. Ama ben buna çok şaşırıyorum.""Aşık olduğum kadınla birlikteyken performans endişesine kapılıyorum. Ve bu sefer sertliğimi koruyamıyorum. Ve kendimi pornografik öyküleri hayal ederken buluyorum. Ancak o zaman iyi geliyor. Belki de ona fahişe muamelesi yapamasam da, yaptığım kadınlarla olan beraberliklerimi düşünüyorum."Bu arada fahişe muamelesi isteyen kadın, aşık olduğu erkeğin bunu kendisine uygulaması durumunda, eğer ilişki oturmamışsa, tam tersine alınganlık yaşamaya başlıyor.

ŞEHVETİN YÜKSEĞİ BAĞIMLILIK YAPAR...
Duygular sinüs eğrisi gibidir. Bir eksen düşünün. Hayalinizde bu eksen için yatay düz bir çizgi çekin. Burası denge noktanız olsun. Sonra bir yukarı bir aşağı doğru salınan eğriler şeklinde bir çizgi hayal edin. Şehvet ve tutku alt boyutta yaşanan, sıradan cinsellik için idealdir. Çünkü alt boyutlarda oluşan eğriler, eksenin çok çok üstüne çıkar ve kişiye inanılmaz yüksek ama çok kısa süren hazlar yaşatır. İşte tepe noktalarında yaşanan duygulardan bazıları şehvet ve tutkudur.Ama duygunuz eksenin ne kadar üstüne çıktıysa, o derece altına inmeye mahkumdur. Bu, doğanın ve duyguların matematiğidir. Kaçış yoktur. Buraya düştüğünüzde cinselliği hiç istemezsiniz. Ya da ayık kafayla diyelim...Sevgili Teoman'ın bir şarkısı vardı. Hatırlarsınız. İçmeden birbirimize dokunamaz olmuştuk diye sözleri olan...İşte tıpkı bunun gibi, hevesiniz kaybolur, hatta belki de canınız sevişmek istemez. Ya da o kişiye bunu yönlendirirsiniz. Ya da onun ne kadar olumsuz yönü varsa birdenbire hatırlamaya başlarsınız.Tüm bunlar, sadece tutku ve şehvetten medet ummaktan kaynaklanır.Tutku ve şehvet duygusunun hepimiz için derin duygusal bellekten kaynaklı bir düğmesi vardır. Bu düğme, çoğunlukla çocukken toplu bilinç, ailevi değerler, çevre ve dini ve ruhsal öğretmenlerimizin kendi bilinçaltlarındaki yargılardan oluşur. İlk kez cinselliği tecrübe etmeye başladığımızda ise, bunun yasak, günah ya da ayıp olduğunu var sayarız.
Erkekler için de durum çok farklı değildir. Onların tecrübelerine göz yumulsa bile, birlikte olabildikleri kadınları 'fahişe', 'orospu' diye adlandırmak, hatta küfürlerin içinde, sokak dilinde bu kelimeleri sıkça aşağılamak üzere kullanmak, büyümenin sancıları arasında yer alır.Kadınlar ise fahişe olarak adlandırıldıkları, ve dolayısıyla kısıtlandıkları hareket ve eylemleri önce yapmaz, sonra onları yapmaya karar verdiklerinde ise kafalarında fahişe olmakla iyi sevişmek, ya da kadın olmak arasında sıkı bir bağ kurarlar.
Ve erkek, çoğu zaman PORNOGRAFİK öykü ve resimlerle mastürbasyon yapmayı öğrenerek ya da parayla çalışan bir seks işçisi ile ilk deneyimlerini yaşamışsa, bu kez erken boşalmak ya da kadını hazırlamadan, sert biçimde kendi boşalmasını sağlayarak cinsellik yaşıyor. Boşalmayı tek hedef olarak alabiliyor.Kadın olmanın zor olduğu ülkemizde, emin olun ki erkek olmak da bir o kadar zordur. Onların omuzlarına çok fazla yük yüklüyoruz. Onlardan, kadın nasıl davranırsa davransın, hatta kadın gibi dişi gibi davranamasa bile, erkeksi bile olsa, yatakta kadını arzulamasını, çok iyi bir performans sergilemesini bekliyoruz.Sağlıksız ve korkularla büyütülmüş bir toplumda, korkunun ilk vuracağı yer, cinsel enerjimiz ve performansımızdır.Flört etmek harika bir duygudur. Belki de cinsel enerjimizi aktive edebilen bir eylemdir. Ama flört etmek. Türk erkeği tarafından, hemen o kadını yatağa atmak olarak değerlendiriliyor. Eğer erkek yeterince tecrübeli ya da kadını çok iyi tanımış değilse...Bu, şehvet ve tutku duygularının bağımlısı haline gelmeye başlamış, ya da bu kıymetli iki duyguyu nasıl kullanacağını tam bilemeyen kişiler için tehlike yaratır.Bu iki duyguyu çok kolay hissederiz. Sadece kişinin bedenine bakarak, çekiciliğini hayal ederek, belki pornografik beklentiler ve düşüncelerle bunu yakalayabiliriz.
Bu duygular bağımlılık yaparlar. Kafa yaparlar. Bazen bu yapay sayılabilecek hazzı artırabilmek ya da uzun vadeli tutabilmek için sadece bedensel arzularla, ilişki ya da derinleşme arayışı olmaksızın, yakınlık hissettiğimiz bir enerjinin varlığını gördüğümüz kişilere yaklaşırız.Oysa bundan daha uzun vadeli ve çok daha yüksek hazları hiç tatmadık.
Halbuki daha yüksek ve çok daha keyifli, üstelik daha uzun süren hazlar da var. Ve eğer istersek bunu yakalayabilir, öğrenebiliriz.HAZ kitabımda bahsettiğim İlişki ve Cinsellik Piramidindeki en alt seviyede, tutku ve şehvete daha çok bağımlı oluruz. Oradaki duygu eğrileri eksenden çok daha yukarı çıkar. Ve çok daha fazla aşağı iner. Çok daha fazla değişken oluruz. Çok daha fazla kendimizden taviz vermeye, asıl bizi doyurabilecek başka güzellikler için kendimizi yormamak adına kaçınırız.Benim oğlumun bile zorluk gerektiren herhangi bir iş için dediği gibi...Oysa bu kasmadan kısa vadeli, hatta bedensel ama yüksek tutku ve şehveti paylaşmak ya da denemek, çok genç yaşlarda yaşanıp bitmeli. Kişi 40 yaşına geldiğinde, artık hayatın daha güzel renklerini keşfetmeye hazır hale gelmeli.Erkek üzerinde çok fazla baskı oluşturduğumuzu fark etmeliyiz. Kadınların üzerindeki baskı zaten belli ve herkes biliyor. Ama erkeğin neden sorumluluk almaktan kaçtığı sadece duygusal bir özürden değil, toplum olarak ikiyüzlü yetiştirme tarzımız sebebiyle oluyor.Bir erkeğin aşık olduğunda, sevdiği kadının kendisini başka bir erkeğin performansıyla kıyaslayacağından endişe etmesi kadar doğal bir şey olamaz. Ya da onu yeterince mutlu edememe kaygısı... Ya da onun kendisini terk edebileceği endişesi...
Bunlar, en az kadınların kaybetme korkusu kadar gerçektir. Ama erkeğin omuzuna yüklenen "güçlü ol" emri, açıkça konuşulmasa bile, erkeğin korkularıyla yüzleşmeden, sadece onları bastırıp halının altına süpürerek yaşamasına sebep olabiliyor.
Biz kadınlar kendimizi güçsüz hissettiğimizde avaz avaz ağlarken, onlar başka yan yollar arayıp bulmak zorunda kalıyorlar.Aslında, erkekler için korkuyu tamamen silmek, kadınlara göre çoook daha kolay çoook daha kısa ve çook daha zihinsel tekniklerle gerçekleşebiliyor. Yeter ki istesinler. Çünkü korku, her insanda var olan bir şey. Doğal. Gerçek. Ve etkileyici.
Ve onu tamamen silmek de bir o kadar gerçek. Ama biraz zahmetli.Eğer şehvet ve tutkunun tatlı ama bir o kadar da sıkıcı kısır döngüsünden çıkmayı merak ediyorsanız, biraz olsun korkularınız üzerinde çalışmaktan kaçınmamalısınız.

Kaynak

Devamını Oku »

10 Haziran 2014 Salı

Öfke sizi şişmanlatabilir - Seda Diker

Bilinçaltı ve duygusal dünyamızın kilo alıp vermemizde büyük etkisi var. Yalnızlığın, tatlı yeme alışkanlığını artırdığı biliniyor. Kadınlık ve cinsellikle ilgili öfkeler ise basen bölgesindeki fazlalıklardan sorumlu tutuluyorÇözemediğiniz sorunların öfkeleri, suçluluk duygusu fazla kilo olarak vücudumuzda depolanır. "Durup dururken bunu da nereden çıkarttın Seda? Kilo bir matematik sonucu oluşur. Harcadığından fazla kalori alırsan şişmanlarsın," diyebilirsiniz. Ama vücutta bazı mekanizmalar bu kadar da basit çalışmıyor. Bilinçaltı ve duygusal dünyamızın çok büyük etkisi var. Bazılarını biz kadınlar çok iyi biliyoruz. Örneğin yalnızlık, gece saatlerinde tatlı yeme alışkanlığı yapabiliyor. Önemli kayıplar, boşanma, ölüm ya da travmatik ayrılıklar da benzer şekilde duygularımızı altüst ettiği için her fırsatta buzdolabına yönelebiliyoruz. Bu tip örnekleri çoğaltmak mümkün, ama bir de hiç farkında olmadıklarımız var. Bundan beş ay kadar önce, ofisime fazla kilosu olan bir kadın geldi. Bir bütün olarak, yüzü ve fiziği birbirini öylesine güzel tamamlıyordu ki, çok zayıf pek çok kadından daha çekici görünüyordu. Evliydi. Çok stresli bir işi vardı. Bir de minik oğlu vardı. Hayatı dışarıdan çok mutlu gibi görünüyordu. 
Koltuğuma oturduğunda çok stresli bir işi olduğu için her fırsatta yemek yediğini, hatta gece yatarken de sık sık kaçamaklar yaptığını söylüyordu. Hipnoz ile zayıflamak istiyordu. Bu tip durumlarda danışanlarımızla ekibimdeki hekim arkadaşımın ilgilenmesini sağlarım. Ama bu kez ben biraz durumu araştırmak istedim. Hipnoz uygulamadan, sadece duygusal bir dizi çalışma yaptık. Kendisinden diyetisyene gitmeyi bırakmasını ve yemek yerken kısıtlama yapmaktan kaçınmasını önerdim. Çünkü insan belli bir olumsuz duyguyla yaşarken rejim yapamaz. Bir süre sonra derinlere girdiğimizde bu hanımefendinin asıl sorununun iş ortamından kaynaklanmadığını fark ettik. Sorun, eşiydi. Çok baskıcı bir kocası vardı. Evde hep genç kadını eleştiriyordu. Her ikisi de çalıştığı halde ev işlerine elini bile sürmüyordu. Minik oğullarının da bakımı tamamen genç kadının sorumluluğundaydı. Kocası sık sık iş seyahatlerine gidiyordu. Genç kadın kendini yalnız hissediyor, hatta eşinin hayatında birinci sırada yer alamadığını fark ettiği için bu durumu içerliyordu. Ne yazık ki itiraz etmeye kalkıştığında kocasının yüksek sesli eleştirileri ve savunmalarına maruz kalıyordu. Neredeyse hiç takdir almıyordu. Oysa hem işini hem anneliği hem de ev kadınlığını mükemmel yapabilmek için çok çaba sarf ediyordu. Mükemmel olmak diye bir şey yoktur. Mükemmeliyetçilik bizi eninde sonunda hasta eder. Tatsız tuzsuz, herkesi eleştiren ya da ezik bir karakter haline getirebilir. Kendimizi asla sevemeyeceğimiz için, değersizlik duygusu yerleştirir. Bu problemlerin getirdiği öfke ve korkularla çalışmaya başladık. Bilinçaltına yavaş yavaş indiğimizde, genç kadının korkunç kısır döngüsüyle karşılaştık. Bu evlilik onun canını acıtıyordu. Özgür olmak istiyordu. Ama yalnızlıktan çok korkuyordu. Daha iyi bir erkeği hayatına çekemeyeceğini düşünüyordu.Bu da onu asla doyurmuyordu. Doymadıkça, kendini daha fazla yemek yerken buluyordu. Bilinçaltı bu evliliği bırakıp özgür olması için baskı yapıyor, bilinçli zihni çok iyi bir evliliği olduğunu söylüyordu. Öyle ya... Dışarıdan bakıldığında mükemmel bir adamla evliydi. Kocalık görevlerini düzgünce yapıyordu. Başka kadınlara bakmıyordu. İşine gider, çalışma saatleri bittiğinde evine gelirdi. Babalık vasıfları dört dörtlüktü. Belli bir sosyal yaşantıları vardı ve bunu bozmak istemezdi. Hiçbir tepki veremediği için vücudu sürekli öfke biriktiriyordu. Bilinçli zihni bu duygularla yüzleşmeye hazır olmadığı için bütün dikkatini işine vermiş, iş stresi yüzünden yemek yediğini düşünüyordu. Kısacası yanlış sularda avlanıyordu. Ve bir türlü rejim bile yapsa, o kiloları veremiyordu. Özellikle de karnında toplananları. Zaten genelde sebebini bilmediğimiz öfkeler, karın bölgesinde toplanır. Kadınlık ve dişilik hatta cinsellikle ilgili öfkelerimiz ise çoğunlukla basen bölgemizde... O yüzden sebebini bilmediğimiz kilolar için hemen ne hipnoza girmeli ne de diyet listesine sarılmalı. Önce gerçek sebeple yüzleşip, kısır döngüyü kırmalıyız. O zaman biriktirecek korku da kalmayacak. Beş ay sonra bu hanımın kilolarının bir kısmı kendiliğinden gitti. Kalanı için diyetisyene gidiyor ve şimdi çok mutlu. Hepinize özgür ve hafif bedenler diliyorum.

Kaynak

Devamını Oku »

Etiketler

ARINMA Affetmek Alglamada Anlatm Aramak Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar BEREKET BOLUK Bahar Bayram Beden dili Bedensiz Beyinde Beyni Beynin Beyniniz Bilincine Bilmek Bitkisel Burak DERSLER Davet Deerlerimizin Deniz Depresyonun Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi EGZERSZ Egoist Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe Fregoli GCJoseph GERDE Gcyle Gelecek Gidecek Gizemli HAYIRLI Hasta Hastalklar Hayal Hayallerinizin Hayata Hikaye Hiperaktivite Hipnozu Holografik Hologram Hoşgörü Illuminati KORUMA Kabala Kadim Karanlk Kelimeler Klasik Korkular Korunma Kristaller Kuantum Fiziği Kyamet LKLERMZ MEKTUP MUTSUZ Makbul Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler Mucizeleri NAMASTE Nazar Nefret Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus POZTF PRATK PROGRAMLAMA Paranormal Patolojik Peeling Peinden Pratik Psikoloji Quantum Düşünce RAHATSIZLIIMIZ Rahat Reformist Romantik Ruhsal Sanat Sonsuz Stres Sufizm Tehlikeli Terapi Uymasn Zarar acı affetme aile akıl başkaları beden beyin bilgi bilim bilimsel bilinci bilinçaltı birey bolluk cümle dalga damla degerli düşünce egzersiz ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji evlilik evren fayda fizik fiziksel frekans garip geliim gerilim gerçek geçmiş gizli güven güzel harika hastalık hayat hissederim hoşgörüsüzlük huzur huzurlu ileti ilâc inanç insan insanlar kaos kavga kelime korku kuantum kurallar liste madde mucize neşe olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel pozitif psikolojik refah ruh sağlık seniz sevgi sistem sorumsuzluk sorun sorunlar suyun sıkıntı tabiat tedavi teori tesadüf toplum zaman zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel çekim üzüntü İletişim şifa şükretme