19 Aralık 2018 Çarşamba

Düşüncenin gücü kanıtlandı

Düşünme ve dokunmanın gücü bilimsel olarak da kanıtladı. Araştırmanın özeti şu: İnsan, eliyle ağrılarını dindirir, düşüncesiyle hastalanır, yanmayan parmaklarının bile su toplamasını sağlayabilir. Peki, insan düşüncenin ’gücü’nü nasıl kullanır?

İngiltere’de yapılan bir araştırma, düşünme ve dokunmanın gücünü kanıtladı. Araştırmanın özeti şu: İnsan, eliyle ağrılarını dindirir, düşüncesiyle hastalanır, yanmayan parmaklarının bile su toplamasını sağlayabilir. Peki, insan düşüncenin ’gücü’nü nasıl kullanır?

Institute of Cognitive Neuroscience at University College in London’da yapılan bir araştırmanın sonuçları, aslında herkesin malumu olan bir gerçeğin bilimsel kanıtı niteliğinde: Düşünmenin ve dokunmanın gücü.





Nörolog Dr. Marjolein Kammers başkanlığındaki ekip, fiziksel beden ile zihinsel bedenin nasıl ortak çalıştığını bilimsel olarak ortaya koyan bir araştırmaya imza attı.

Aslında İngiliz bilim insanlarının yaptığı bu araştırma, insanın beden enerjisiyle ve dokunarak hem başkalarını hem de kendi bedenini şifalandırması esasına dayanan Uzak Doğu öğretisi reikiyle aynı noktada buluşuyor, yani araştırma, reiki felsefesini destekliyor.

Doktorlar da tıbbi tedaviyle birlikte önerilen ve kişinin pozitif enerjisini yükselten yöntemlerin hem hastaya hem de doktora önemli katkılar sağladığı görüşünde birleşiyor. ntvmsnbc, İngiltere’deki araştırmayı ve araştırma sonucuyla örtüşen reikiyi uzmanlarıyla konuştu, insanın düşünce gücünü nasıl kullandığını irdeledi.

BAŞKASININ ELİ DOKUNDUĞUNDA AĞRI ARTIYOR
Londra Üniversitesi Nöroloji Bölümü’nden bilim insanları, karmaşık bir fiziksel duygu olan ağrıyı azaltmak için ‘kendine dokunma’yı kullandı.

“Yaralandığınızda veya bir elinizi kestiğinizde ilk yapacağınız şey nedir?” sorusunu yönelten Dr. Marjolein Kammers, “Yaralandığınızda veya herhangi bir sebepten dolayı ağrınız olduğunda elinizi ağrıyan yerin üzerine koyun, ağrınız hafifleyecektir” diyor.

Dr. Kammers’a göre, insanların ağrıyan yerlerine ellerini götürmesi otomatik olarak düşünce gücünü harekete geçiriyor ve kişinin, o noktaya yoğunlaşmasını sağlıyor. Bu da beynin, bedensel duyumsal korteks denen somatosensory cortex bölgesini aktive ederek oluyor. Çalışmayı yapan uzmanlar, araştırmaya katılan hastalardan ellerini ağrıyan yerlerinden çekmeleri istendiğinde ve bir başkasının elinin o bölgede tutulması halinde ağrıda artış olduğunu belirtiyor.

AĞRI KONTROLÜNDE DÜŞÜNCE GÜCÜ MÜ AĞRI KESİCİ Mİ?
Dr. Kammers bunu, “Düşünce gücü ile fiziksel ve zihinsel bedenin ortak çalışması sonucu gelişen içgüdüsel bir tavır” olarak nitelendiriyor. Tıp dünyasında ağrı kontrolünün, ağrı kesicilerden ziyade düşünce gücüyle yapılması da aynı esasa dayandırılıyor. Ayrıca, kaza veya ameliyat sonrası kaybedilen uzuv ya da organın hala ağrıdığını hissetmenin de fiziksel aktivitelerin yanı sıra düşünce gücüyle oluşturulmuş ve ‘fantom ağrı’ olarak isimlendirilen merkezi ağrılar olduğu belirtiliyor.

YANMAYAN PARMAKLAR DA SU TOPLADI
Nörolog Dr. Marjolein Kammers ve ekibinin yaptığı ısı çalışmasının sonuçları da bir hayli ilginç. Çalışmada, sadece bir tanesinin yakıcı özelliği bulunan 3 ayrı sıcaklıktaki noktaya elin 3 parmağı değdiriliyor. Diğer iki nokta soğuk olduğu halde kişi, 3 parmağı da yanmış gibi tepki gösteriyor. Hatta hiç yanmamış parmakları, yanmış parmakla birlikte su bile toplayabiliyor.

HASTALANDIRMA GÜCÜN VARSA, İYİLEŞTİRME GÜCÜN DE VARDIR
Bilimsel anlamda bunun açıklamasını tam olarak yapamayan araştırmacılara göre bu durum, hastaların düşünce güçleriyle kendi kendilerini hastalandırabildikleri gibi aynı güçle kendi kendilerini tedavi edebileceklerinin de göstergesi.

DOÇ. ÇİFTÇİOĞLU: BİLİM İNSANI OLARAK GÖRDÜĞÜME İNANIRIM
9 yıl NASA’da Astronot Sağlığı ile Uzayda Hayat Araştırması grubuyla çalışan ve 1998 yılında Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilen Klinik Mikrobiyolog ve aynı zamanda Habertürk Gazetesi Yazarı Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu da köşesinde, İngiltere’de yapılan ve dokunmanın gücünü kanıtlayan bu araştırmaya yer verdi.

“Ben bir bilim insanıyım ve gördüğüme, dokunduğuma inanırım. Bir bilim insanı olduğum halde, biliyorum ki bilimin açıklayamadığı, bu şekilde iyileşmiş çok hasta var” diyen ve köşesindeki yazısında, “Büyü, hastanın kendi kendisine dokunmasında ve iyileşmeyi gerçekten istemesinde!” diye yazan Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, düşüncenin gücünün nelere kadir olduğunu başından geçen bir olayla şöyle anlatıyor:

“ÖLECEKSİN” KELİMESİYLE GELİŞEN PSİKOLOJİ
“11 yıl Finlandiya’da öğretim üyesi olarak çalıştım. Aynı üniversitede uzun yıllar çocuğu olmayan bir arkadaşım karnındaki şişme nedeniyle doktora gitti ve tetkikler sonucu yumurtalıklarıyla rahminde kanser olduğu ortaya çıktı. Kanserin çok fazla yayıldığını gören doktor arkadaşımın eşine,’Ben eşinizin uzun süre yaşayacağına ihtimal vermiyorum, onun için siz eşinizi alın, tatile gidin ve ne istiyorsa onu yapsın” demiş. Arkadaşım bizlerle vedalaştı, daha sonra Almanya’da yaşayan en yakın arkadaşına telefonda durumu anlatmış ve ‘Ben Hindistan’a gideceğim, orada kendimi rahatlatmak için yoga, meditasyon gibi yöntemlerle ilgileneceğim’ demiş. Ertesi sabah havaalanına gitmeden önce bir telefon almış ve bir gece önce vedalaştığı arkadaşının trafik kazasında öldüğünü öğrenmiş. O anda, kanser teşhisi alıp, ‘öleceksin’ lafını duyduktan sonra gelişen psikolojinin, yanlış bir psikoloji olduğuna karar vermiş.

RAHİM VE YUMURTALIK KANSERİYDİ, ANNE OLDU
Arkadaşım, Hindistan’da bir süre kaldı, ancak bu arada karındaki şişme devam etmiş. Bu şişliğin kitleden kaynaklandığı düşünülürken, kontrol amacıyla doktora gitmiş. Doktor muayene ve tetkikler sonunda büyük bir şaşkınlık yaşamış, çünkü kitlelerin tamamen yok olduğunu görmüş. Üstelik arkadaşımın 5 aylık hamile olduğu anlaşılmış. Arkadaşımın bu çocuğu şu anda 17 yaşında bir genç kız ve arkadaşım hala hayatta…

Şimdi buna ‘düşünce gücü’ denir veya herhangi bir şekilde başka bir açıklama getirilir. Ama bu olay o zaman bilimsel olarak yayınlandı. Arkadaşımın önceki filmleri, biyopsi sonuçları ve daha sonraki filmleri ile birlikte Finlandiya’daki doktorlar tarafından bilimsel rapor haline getirildi ve yayınlandı.”

“BU BİR HOKUS-POKUS DEĞİL”
Doç. Çiftçioğlu, arkadaşının içindeki enerjiden beslenerek böyle bir şey başardığını söylüyor. İnsanın düşünce gücüyle hastalıklardan korunabileceğini ve iyileşebileceğini yaşadığı bu olayla deneyimleyen Doç. Çiftçioğlu, “Bu bir hokus-pokus değil” diyor ve bilim insanlarının, özellikle de doktorların enerjinin ve düşüncenin gücüne temkinli yaklaşmasının nedenlerini şöyle açıklıyor:

DOKTORLAR NEDEN TEMKİNLİ YAKLAŞIYOR?
“Kanser teşhisi almak gerçekten zor bir durumdur. Çünkü kanserin ismi bile çok soğuktur, kanserin adını duyduğunuz zaman immün sistem zayıflamaya başlıyor, bağışıklık sistemi kırıldıktan sonra da zaten aktif olan kanser hücreleri çoğalıyor. Dünyada kanser hastalarının en çok tedavi edildiği merkezlerden biri olan Houston’daki MD Anderson Kanser Merkezi’nde ilk verilen şey psikolojik tedavidir. Mesela Filiz Akın da orada tedavi gördü, orada kemoterapiden veya radyoterapiden önce psikolojik tedavi verilir.

Çünkü bu bir hokus-pokus değil. Bu tıbben açıklanmış bir olgudur ve ‘olur mu öyle şey?’ denecek bir durum değildir. Ben bir bilim insanıyım ve gördüğüme, dokunduğuma inanırım. Ancak arkadaşımın durumu, birebir yaşadığım ve gözlemlediğim bir olaydır.

Ama doktorlar bunu da tıbba bağlayarak ve psikoloji, immün sistem gibi kavramlarla açıklıyorlar. Ancak bunun daha ötesine gittiğiniz zaman açıklamasını yapamıyorsunuz, çünkü bir bilim insanı, bir hekim olarak gözle görülmeyen hiçbir şey hakkında konuşmak istemiyorsunuz. Bu da çok doğal, doktor size, ‘düşünce gücünüz veya enerjiniz bunları yapıyor’ diyemez. Çünkü bunun bilimsel bir açıklaması yok.

BU TÜR OLGULARI SUİSTİMAL EDEN İNSANLAR OLABİLİR
Ancak bunu birileri söylediği zaman,’şarlatanlık’ oyarak nitelendiriliyor. Aslında bu konuda da çok dikkatli olmak gerekiyor çünkü bu gibi fenomenleri kullanarak insanları suistimal eden bir takım kişiler de ortaya çıkabiliyor. Doktorların enerji gücüyle ilgili tutumları işte bütün bunlara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Yani hekimlerin bunu tamamen ve rahat bir şekilde dile getirmemelerinin arkasında böyle düşüncelerin olduğu görüşündeyim. Ama kendileri de birebir bunu yaşıyorlar, yaşamamaları imkânsız.”

NASA’da çalıştığı dönemde iki projede bilim direktörlüğü yapan ve insan vücudunda kireçlenmeye neden olan mekanizmayı açıklayan çalışmasıyla Nobel Tıp Ödülü’ne aday gösterilen Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, Nörolog Dr. Marjolein Kammers ve ekibinin yaptığı araştırmanın önemine ise şu cümlelerle değiniyor:

BU ARAŞTIRMA, BİLİNÇALTININ BİLİMSEL AÇIKLAMASIDIR
“25 yıldır tıp biliminin içerisindeyim ve tıbbi araştırmalar yapıyorum. Bu nedenle enerjinin ve dokunmanın gücünün bir tıbbi araştırmayla ispatlanması gerçekten çok önemli. Çünkü sonuçları geçen hafta yayınlanan bu araştırma, aslında herkesin bilinçaltında yazılı olan bir gerçeğin bilimsel açıklamasıdır. İnsanın düşünce gücüyle neleri başarabileceğini göstermek için yapılan ısı çalışması da çok ilginç. Orada beyin, ‘yandım’ komutunu verdiği için yanmayan parmaklar da su topluyor, bu beynin ve bilinçaltının gücüdür. Araştırmanın altını çizdiği şey de zaten budur, yani insan isteyerek hasta oluyor veya acı çekiyorsa, isteyerek kendisini tedavi de edebilir, acıyı da dindirebilir.”

İşte reiki de aynen bunu söylüyor. “Başınız ağrıdığında elinizi başınıza koyun, karnınız ağrıdığında karnınıza… Elinizdeki o enerji belki ağrıyı yok etmiyor ama onu tolore etmenizi sağlıyor. Sizde hasta olacak güç varsa, iyileşecek güç de vardır ve bu güç bedeninizdedir” diyor.

İÇİNİZDEKİ GÜCÜN FARKINDA MISINIZ?
‘‘İnsan, bünyesinde taşıdığı ilahi öz ile her şeyi başarabilir, hasta ise sağlığına yeniden kavuşmayı, sağlığını korumayı ve geliştirmeyi… Yunus Emre’nin ’Bir ben var bende benden içeri’ sözünden kastettiği, içimizdeki bu ilahi öz’dür. Reiki, içimizdeki bu ilahi öz ile temas kurmanın yollarından biridir.”

Bu sözler de, “Yaşama Sanatında Reiki” adlı kitabın yazarı Tacettin Ocak’a ait. “Reiki, ‘her yerde var olan enerji” anlamına geliyor. Bu enerji bizim dışımızda değil, tam da özümüzdedir. Aslında her atomun çekirdeğinde bir enerji, bir hareket var ve bu hareketi sağlayan da reikinin kendisidir” diyen Reiki Eğitmeni Tacettin Ocak, İngiliz bilim insanlarının yaptığı araştırmanın, reiki felsefesini desteklediğini söylüyor.

“Aslında ellerdeki enerjinin, dokunmanın ve düşünce gücünün etkinliğini anlamak için araştırmalara ihtiyacımız yok ama bunun bilimsel olarak de kanıtlanması önemli” diye konuşan Ocak, reikinin genelde bir şifa tekniği olarak nitelendirildiğini ama bunun, her insanın içinde var olan enerjinin, bir mekanizmanın harekete geçirilme şekli olduğunu belirtiyor.

Duyguları yatıştıran, rahatlama sağlayan, zihni sakinleştiren ve mutluluk hormonunun salgılanmasını artıran meditasyon, yoga ve reiki gibi teknikler, ruhsal ve fiziksel sağlık ile bağışıklık sistemini güçlendirdiği için özellikle kronik hastalıklarla mücadele eden hastalara önemli bir psikolojik destek sağlıyor.

ZİHİNSEL RAHATLAMA VE STRESLE MÜCADELE YÖNTEMİ
Uzmanlar da reiki, yoga, meditasyon gibi yöntemlerin tıbbi tedaviyle birlikte uygulandığında, hastalıkların tedavisinde olumlu etki yaptığını söylüyor.

’Derin düşünme ve öze dönme’ olarak tanımlanan meditasyon, ’yaşam enerjisi’ anlamına gelen reiki, ’bedendeki enerjinin dönüşümü’ için yapılan yoga, özellikle son 50 yıldır daha çok zihinsel rahatlama ve stresle mücadele yöntemi olarak kullanılıyor. Ancak endişe ve gerilimi azaltıp insanın kendisinden memnun olmasını, üzüntülerini ve ağrılarını tolore etmesini kolaylaştıran, zihni sakinleştiren, sağlığın korunması ve kaliteli yaşam için önerilen bu yöntemler, kanser başta olmak üzere kalp hastalıkları, diyabet ve felç gibi tedavisi uzun süren hastalıklarda özellikle tavsiye ediliyor.

Bir Japon doktorun Buda’nın öğrencilerine ait kitaplardan öğrenerek dünyaya tanıttığı reiki, insanın bedenindeki enerjiyle başkalarını ve kendi bedenini şifalandırması esasına dayanıyor. Ancak reikiye sadece şifalandırmak gözüyle bakmamak gerektiğini belirten Tacettin Ocak, reikinin bir ‘öze ulaşma’ yöntemi olduğunu söylüyor.

KİMİSİ ŞİFA OLARAK BAKAR, KİMİSİ ALLAH’A ULAŞMANIN YOLU
Reikiyi, ’konsantre edilmiş çok yoğun sevgi’ olarak da nitelendiren Ocak, reikinin insan ruhuna ve bedenine neden iyi geldiğini, özellikle de kanser hastalarının reikiden nasıl yararlandıklarını şöyle anlatıyor:

“Yunus Emre’nin bahsettiği, ’Bir ben var bende benden içeri’den kastettiği ne ise ‘Bu bendeki güç nasıl bir güç’ diye düşünen ve araştıran insanların reiki yoluyla buldukları şey de aynıdır. Yani içlerindeki ilahi özdür. Kimisi reikiye sadece şifa olarak bakabilir, kimisi de ’Allaha ulaşma yolu’ olarak görebilir.

Reikiyi en çok kanser hastaları
uyguluyor ve bundan büyük yarar görüyor. Kanser hastasının çok zor bir tedavi sürecinden geçtiği herkesin malumu. Psikolojik destek ve pozitif düşünce olmadıktan sonra, bu tedavilerin çok
daha zor geçeceği de bilinen bir gerçek. Tacettin Ocak

Uzmanlar, kanserin bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ortaya çıktığını söylüyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin en iyi yollarından biri de moraldir. Tedavinin başarılı olabilmesi için hastanın psikolojik durumunun mutlaka iyileştirilmesi gerekir. Hasta yüksek moral değerlere ulaştırılmalı ve özündeki güçle kanseri yeneceğine inanmalı. Reiki hastaya işte böyle bir destek sağlıyor.”

PROF. CANPOLAT: DESTEK TEDAVİ OLARAK İŞE YARIYOR
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Cengiz Canpolat da bilimsel tedavinin yanında destek tedavisi olarak reiki, yoga, meditasyon gibi yöntemlerin olumlu etkileri olduğu görüşünde. “Bizde yaygın değil ama reikinin çocuklarda da uygulandığına ve kanser tedavisinin yan etkilerini azaltmada etkili olduğuna dair birçok yayın var” diyen Prof. Canpolat, şunları söylüyor:

“Özellikle kemoterapi sırasında gelişen bulantı, kusma ve ağrı üzerinde etkili olduğunu biliyorum. Ben şahsen kendi hastalarıma reiki yapmıyorum, ben hastalarıma sadece bilimsel tedavileri yapıyorum ama biliyorum ki ağrıları, bulantı ve kusmayı azaltıyor veya dindiriyor. Enerji metabolizmalarını düzenliyor ve hastaların yorgunluklarını azaltabiliyor.

Bilimsel tedavinin yanında bir
destek tedavisi olarak işe yaradığını ve kanser hastalarının reikiden fayda gördüğünü söyleyebilirim. Uluslararası makalelerde ve tıbbi bilimsel dergilerde düşüncenin gücü, reiki, yoga ve
biyoenerji üzerine yayınlanmış
çok sayıda makale var. Ben de bunları
takip eden bir doktorum. Prof. Dr. Cengiz Canpolat

Ben sakinleşmek, rahatlamak ve stresten arınmak için kendime de reiki yapıyorum. Ama farklı gözle bakılabilir düşüncesiyle çocuk hastalarıma böyle bir şey uygulamıyorum. Zaten çocukların aileleri de böyle bir şey istemedi, benim muayenehanemde reiki şemaları asılıdır ama ‘hocam siz reiki yapıyor musunuz, bizim çocuğumuza da reiki yapın’ diyen kimse olmadı. Ben de yanlış anlaşılır düşüncesiyle herhangi bir teklifte bulunmadım ama reikinin böyle bir faydasının olduğuna dair bilgim var.”

VÜCUTTAKİ ENERJİNİN KULLANILMASINI SAĞLIYOR
Tacettin Ocak’a göre de reiki, bedende bulunan 7 ana enerji merkezinin enerjisini yükseltme yaklaşımına dayanıyor.

“Bedenimizi tepeden ayak parmaklarına kadar bir kanal gibi düşünelim, hastalıkların zaten var olmasının nedeni, o kanalda bazı tıkanmaların olmasıdır. Reiki, herhangi bir hastalığa karşı özel olarak uygulanan bir şey değildir, hastalık olsun, olmasın her insana uygulanır ve hangi kanal tıkalıysa, o kanal açılır. Enerji kanallarının açılmasıyla da hastalık ortadan kalkar, hasta olmayanların ise sağlıklarını korumaları sağlanır. Yani reiki vücuttaki enerji kanallarının açılmasını ve bu kanallardaki enerjinin kullanılmasını sağlıyor.”

HASTALIK YOK, HASTA VAR
“Eskiden ‘hastalık var’ denirdi ama artık ‘hasta var’ deniyor. Çünkü her hastalık her hastada aynı etkiyi yaratmaz. Artık olay, o hastanın iç dünyası, kendisine yaklaşımı, dünyayı algılayış biçimi, hastalığı nasıl tanımladığı ve moral durumuna döndü. Bu yüzden bilimin bu konuya araştırma için zaman ve enerji ayırması gerektiğini düşünüyorum” diye konuşan Ocak, şöyle devam ediyor:

“Biz hastalarda bilimsel yöntemlere yönelik soru işareti yaratmayız. Ama bilimsel tedavinin yanında reiki, meditasyon, yoga, dua gibi yöntemlerin sağladığı desteğin, hastaların ilaçlardan alacağı yararı ve olumlu etkiyi artıracağına inanıyoruz. Bu tür desteklerden sonra sonuçlara şaşıran doktorlar da var. Örneğin, reiki yapan hastaların kanserdeki ağır tedavi sürecini daha hafif geçirebildiklerini gözlemliyoruz. Ancak reiki gibi yöntemlerin düzenli uygulanması lazım. Reikinin altındaki ilahi enerji sorgulanırsa, insan kendi gücüne inanırsa ibre şifadan yana döner. Bu çok kolay bir süreç değildir ama gereği yapılırsa başarı sağlanabilir. Hastaya reiki uygulandığında otomatik olarak bağışıklık sistemi güçlenir. Yoğun reiki uygulamaları sayesinde bu etki artar ve hasta hem kendisini iyi hisseder hem de hastalığın seyri olumlu yönde gelişir.”

HER İNSAN KENDİSİNİ HASTA EDEBİLECEK KADAR GÜÇLÜDÜR
‘Yaşama Sanatında Reiki’ adlı kitapta reikinin nasıl uygulandığını anlatan Ocak, “Aslında her insanın kendisini iyi hissetmesi, stresten uzak durması, sağlığını koruması veya hastalanmışsa da şifa bulabilmesi için ihtiyaç duyduğu enerjinin kendisinde mevcut olduğunu anlatmak istedim. Çünkü her insan, kendisini hasta edebilecek kadar güçlü bir varlıktır. İnsan o gücü, iyileşmek için de kullanabilir. Bunun için aslında reiki çok kolay bir yöntemdir. İnsan, tıbbi tedaviyle birlikte reikinin de desteği ile hastalıktan kurtulma şansına sahiptir. Ben bu kitapta insanlara içlerindeki şifa gücünü nasıl kullanacaklarını öğretmeyi amaçladım” diyor.

KİMİ ZAMAN BİR DUA, KİMİ ZAMAN GÜZEL BİR MÜZİK…
Reikinin sadece sağlık açısından değil, iş hayatında başarılı olmak için de önemli katkı sağladığını belirten ve kitabında, ‘İnsanın sevmekten başka çaresi yoktur’ diyen Tacettin Ocak, ’neden reiki?’ sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

“Önemli olan ne yaptığın değildir, önemli olan enerjidir. Yani adına reiki de demek zorunda değilsiniz, kimi yerde bu bir dua, kimi yerde bir tebessüm, kimi yerde bir güzel müzik veya güzel kokudur. Buradaki temel nokta; sorunu çözümlemeye gitmektir. Mesela iş dünyasında bazı yöneticilerin aslında yönetilmeye ihtiyacı var, bazı denetleyicilerin de denetlenmeye. Bu devlet kurumları için de özel şirketler için de geçerli. Sonuçta olay şudur; kendisiyle iletişimi olmayan bir insanın, başka birisiyle iyi iletişim içinde olmasını bekleyemeyiz. Mesele, herkesin kendisiyle barışık olması, içindeki ilahi gücün bedenine ve ruhuna yayılması meselesidir. Ben gelecekte iş dünyasındaki profesyonel insanlara bu konuda çok yoğun eğitimler verileceğine inanıyorum.

İNSANIN SEVMEKTEN BAŞKA ÇARESİ YOK

İnsan kendisini sevmedikten sonra başkasını sevemez. Biz başkasını sevdiğimizi düşündüğümüz zaman bile aslında bir şekilde ve çok derinlerde kendimizi seviyoruz demektir. Eğer birisini sevmiyorsak, bir şekilde kendimizi de sevmediğimizi söyleyebiliriz. Aslında bunu şöyle de nitelendirmek mümkün: Başka birinde bir eksik yön görüyorsan, sende de var olduğu için görürsün. Sende de o eksik yön olmasaydı, sen onu göremezdin. Başka birinin iyi yönünü görüyorsan, sende de var ki o iyi yönü görürsün. Bunlar yüzlerce yıldır söylenen sözlerdir. Ancak biz bunu kabul edip ona göre davranmaya ve yaşamaya çalışırsak her şeyin çok daha iyiye gideceğine inanıyorum.”



kigem.com
Devamını Oku »

2 Aralık 2018 Pazar

Kuantum Enerji uygulamasi hangi hastalıklarda işe yarar?

Kuantum-Dokunuş hangi hastalıklara iyi gelir?

Enerji bedende ihtiyaç olan bölgeye gider. Fiziksel yada duygusal sorunlar diye ayrım yapmaz.eanslarda amaç, hastanın duygusal sorunlarını çözmek degil, duygusal dengeyi ve merkezleşme hislerini bulmasına yardımcı olmaktır.
Fizksel, duygusal ve ruhsal problemlerimize Kuantum-Dokunuş şifa amacıyla uygulanır. Bedenimiz mükemmel işleyen bir yapıya sahiptir, aldığı enerjiyi nerede ve nasıl kullanacağını bizden daha iyi bilir. Kuantum-Dokunuş uygulayıcısı, kendi rezonansını yüksek tutabilme yeteneğini öğrenmiştir, elini enerjisi zayıf bedene dokunduğunda o beden kısa sürede yüksek rezonansa kendisini uyumlayacak ve kişinin bedensel zekası şifa için gerekeni yapacaktır.



Kuantum-Dokunuş uygulayıcısı şifa vermez o sadece enerjiye “kanal” görevi görür, asıl şifacı bu enerjiyi alan kişidir.
Şİfa uygulanan alanlardan sadece bazıları:
  • -Hafif yanık ve kesikler
  • -Uyku bozuklukları
  • -Stres
  • -Aşırı heyecan
  • -Tansiyon ( düşük-yüksek)
  • -Kronik hastalıklar
  • -Siyatik
  • -Bel ve Sırt ağrıları
  • -Diş ve çene
  • -Baş ağrıları
  • -Sinüzit
  • -Göz ağrıları
  • -Omuz ve boyun ağrıları
  • -Bilek ve parmaklar
  • -Romatizma ağrıları
  • -Solunum bozuklukları
Kemikler ve Kuantum-Dokunuş

Kuantum-Dokunuş ile, özünde taşıdığı güçlü uyumlayıcı enerji yoluyla, kemiklerin kendiliğinden düzene girdiğini, yaraların kısa sürede kapandığını, ağrıların yerini tebessüme bıraktıklarını görebiliriz..
Kemikler üzerinde çalışırken, kemiğin nerede ve nasıl durması gerektiğini bilmek bizim işimiz değildir. Kişinin beden zekası bunu çok iyi biliyor, enerji seviyesi yeterli yüksekliğe ulaştığında kemikleri olması gerektiği yerlere koymayı seçecektir. Kuantum-Dokunuş uygularken eller rahat ve yumusak olmalıdır. Kemikler üzerindeki çalışmalar kişi otuturken veya ayaktayken daha olumlu ve cabuk sonuc verebilir.Bedenin dik olması enerji akımını dahada kolaylaştıracaktır.Burdan kişi yatarsa enerji gerceklesmez diye bir sonuç çıkarılmamalı, bu durumda biraz daha fazla zaman gerektirebilir. Dahası, her nereye gidersek gidelim oturacak veya ayakta duracak bir yer bulunur. Enerjiyi çalıştırdığımızda birçok şifa gercekleşebilir. Hafif bir dokunuş kemiklerin hareket etmesini, hücre seviyesinde bir cok değişikliğin oluşmasını sağlayabilir.
Hiç bir şey değişmemiş gibi görünebilir bu şifanın olmadığı anlamına gelmemelidir. Şifa saniyeler içindede gelebilir 20-30 dakika içindede.Bu tamamen hastalıgın durumuna baglıdır..
Kuantum-Dokunuş ve duygular
Çözümlenmemiş duygular enerjiyi bloke ederek hastalığın geri gelmesine neden olabilir. Kuantum-Dokunuş'un amacı kişinin duygusal sorunlarını çözmek değil, duygusal dengeyi ve merkezleşme hissini bulmalarına duygularını daha olumlu ve sorumlu olarak kullanmalarına yardımcı olmaktır. Kuantum-Dokunuş seansından sonra kişinin duyguları daha dengeli ve uyumlu olacaktır. Enerji duygusal yada fiziksel sorun diye bir ayrım yapmaz , nerde ihtiyac varsa oraya akar ve gerekeni yapar.
Uygulayıcı kendi enerjisini mi kullanıyor ?
Çok sık karşılaşılan bir soru. Benden taraması ve nefes teknikleriyle enerji üretldiği için karmaşık gibi görünsede, Kuantum-Dokunuş enerjisi evrensel yaşam enerjisidir.
Yer'le Gök arasında uzanan uzanan çakralar aracılığı ile (beden taraması) toplanan ve nefes yardımıyla körüklenen enerjinin eller aracılığı ile alıcıya iletmesidir. Uygulayıcı sadece enerjinin akımında aracılık eder, aynı zamanda kendiside şifalanır bu enerjiden.

Kuantum-Dokunuş’un yan etkileri var mıdır ?
Hayır. Bu güne dek her hangi bir yan etkisi duyulmamıştır.Zaten, genel anlamıyla uyumlama tekniğidir. Uygulayıcının yüksek rezonansına şifacının (uygulamayı alan kişi) bedensel zekası kısa sürede uyum sağlayıp şifanın gercekleşmesine zemin hazırlar.Uygulandığı her canlıyı doğal haline dönüştürme,toksinlerinden arındırma özelliği taşır. Amerikada bir çok hastanenin doktor ve hemşireleri hastalarına kuantum-dokunuş uyguluyorlar .

Kuantum-Dokunuş modern tıbbın yerini tutar mı ?
Kesinlikle hayır. Kuantum-Dokunuş, teşhis-tedavi ile ilgilenmez o tıbbın işidir. Kuantum-Dokunuş uygulayıcıları, teşhis-tedavi gerektiren hallerde, kişileri modern tıbba yönlendirmelidirler. Bizim işimiz sadece şifa işlemine kanal olmaktır.
Kuantum-Dokunuş'u tıbba destek olarakta algılayabiliriz. Kalp ameliyatını yapamayız ama, ameliyat sonrası ağrıları hafifletmek hatta ameliyat izlerinin daha çabuk iyi olması için kullanabiliriz (deneyin şaşıracaksınız)
Dializ için çağrılan bir hastanın böbreğini değiştiremez ama, kan değerlerini düzene koyup dialize gerek bırakmayabilir.
Kanser hastalığının duygusal nedenlerin ağırlığından olduğu artık modern tıp tarafındanda kabul görmeye başladı. Kuantum-Dokunuş şifa seansları bu durumlarda hastanın duygusal dengesi üstünde çalışıp hastalığın hızını kesebilir.Hatta hastalığın gerilemesine, hastanın kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir.
Bu şifaya herkesin ihtiyacı vardır kuantum-touch uygulaması almak için hasta olmak gerekmez.
Enerjiyi almak ağrılı mıdır ?
Genellikle evet. Bazan insanlar enerji alırken ağrıların arttığını hatta dayanmaktan zorlandıklarını hissederler.Bu kadar şiddetli tepki gösteriliyorsa bu enerjinin yoğunluğunu gösterir. Bu çok normaldir, ve saniyeler veya dakikalar içinde kaybolacaktır. Bu gibi durumlar şifanın gerçekleşmekte olduğunun işaretidir. Burda önemli olan uygulayıcının ağrı geçineye kadar seansa devam etmesidir. O anada seansı bırakmak, kişiyi rahatsız haliyle bırakmak olacaktır.

Uygulama yaptıkcamı gücümüz artar?
Tabi, enerjinin çalışması zihinsel ve bedensel odaklanma gerektirir bıda uygulama ile olur. Yaklaşık 80-100 dakika bir uygulama sürecinden sonra gücünüzün kat kat arttığını göreceksiniz. Uzun süre ara vermiş olsanız dahi ne zaman uygulamaya karar verirseniz verin o hep sizinle ve kullanılmaya hazırdır.
Enerjiyi kendimiz içinde çalıştırmalımıyız?
Anlınıza gelen her yerde her zaman enerjiyi çalıştırmak iyi fikirdir. En azından, sabah akşam beşer dakika enerjiyi çalıştırırsanız normal bir denge sağlamış olursunuz.

Yeterince iyi yapamadığım konusunda endişelerim var!
Bu bir yeterlilik sınavı değildir. Ehliyet almak için yeterli değilim, bu iş için yeterli değilim ...vs. diyebilirsiniz, ancak bu Quantum-touch için geçerli değildir. Beden taraması ve nefes tekniklerini yapabiliyorsanız, ellerinizi hisedebiliyorsanız endişeye gerek yok yeterlisiniz demektir.
Kuantum-Dokunuş, uygulama ve yeteneklerinizi keşfetme sürecidir, yanlış yapamazsınız...

Kuantum-Dokunuş uygulayıcısı yada alan kişinin inanması gerekiyormu ?
Hayır. "Islanmak için okyanusun varlığına inanmanız gerekmez" diyor Richard Gordon. Reiki'de olduğu gibi Kuantum-Dokunuş'tada inanmak gerekli değildir. Ancak inanarak yapılan bir şeyin gücü inkar edilemez biliyoruz.

Kuantum-Dokunuş seanslarından sonra yorgun olunurmu ?
Nefes teknikleri Kuantum-Dokunuş un önemli bir parçasıdır. Nefes almaya devam ettiğiniz sürece yüksek enerji frekansına sahip olursunuz. Daha yüksek bir enerjiye sahip olduğunuzdan yorgunluk söz konusu değildir.




Kuantum-Dokunuş seansında elbiseleri çıkarmak gereklimidir ?
Giysilerin çıkarılması gereksizdir. Ancak ceket kazak gibi ağır giysilerin çıkarılması seansın rahatlığı açısından iyi olabilir. Birde, Deri enerji akışını engelleme yada zorlaştırma özelliğine sahip olduğundan deriden yapılan giysilerin çıkarılması yararlı olur.

Fazla enerji verilirse zararı olurmu ?
Kişinin bedensel zekası, elimizi koyduğumuz bölge yeterli enerjiyi aldığı zaman gelen enerjiyi ihtiyacı olan başka bölgelere yönlendirecektir. Eger tüm beden o an yada o gün için yeterli enerjiyi almışsa beden kendisini enerjiye kapatacaktır. Dolayısıyla fazla enerji verebilmeniz söz konusu olmayacaktır. Unutulmaması gereken diğer husus Quantum-Touch uyumlama tekniğidir bozma değil.
Ağrıyı kovalamak nedir ?
Bir kişinin omuz ağrısı için omuzuna enerji veriyorsunuz, kısa süre sonra o kişi ağrının dirseğine indiğini söyleyebilir. O zaman sizde ellerinizi kişinin dirseğine kaydırırsınız.Bu işlem kol hatta ele kadarda inebilir. Bu ağrıyı kovalama tekniğidir. Burda önemli nokta enerji verdiğiniz kişiyle zaman zaman konuşup neler hissettiğini sormamız yararlı olur.


kaynak
Devamını Oku »

7 Ağustos 2015 Cuma

YÜKSEK BENLİK ŞİFASI

higher-selfYaz tatili öncesi bloguma çok faydalı olduğuna inandığım ve ilginizi çekeceğini düşündüğüm önemli bilgiler eklemek istedim. Yüksek benlik çalışmaları yapıyorolabilirsiniz veya bu konu size yabancı olabilir. Ancak her durumda aşağıdaki bilgileri kullanırsanız hayatınıza güzel deneyimler getireceğine inanıyor ve bubilgilerin ihtiyacı olan herkese ulaşmasını seçiyorum.
Yüksek benliğimiz yada üst bilincimiz bizim bütünle bağlantılı olan bilge yönümüzdür. Bilinçaltımız kolektif bilinçaltı ile yani bütün insanlığın bilinçaltı ile bağlantılıdır ve buradan her türlü bilgiyi alma yeteneğine sahiptir. Bilinç düzeyinde ise insanlarla bilinçli bir şekilde iletişim kurarız ve tüm insanlığın aslındabir aile olduğunu bilinçli bir şekilde idrak edebiliriz.





Oysa yüksek benlik düzeyinde bütün insanlığın ortak bilinci ile yani tüm insanlığın bilgisi, aklı birikimi ve zekası ile bağlantıya geçebiliriz. Bu geçmişte yaşayan tüm insanları, şu anda yaşayan insanları ve gelecekte yaşayacak olan tüm insanları kapsar ve yüksek benliğimiz bu muazzam alandan bilgi alabilme kapasitesine sahiptir. Ayrıca yüksek tüm olasılıkları değerlendirme gücüne de sahiptir. Bu nedenle alternatif gelecekleri görebilir, yaşam derslerimize uygun ve bizim için en faydalı olasılıkları seçebilir. Bunu şu şekilde özetleyebiliriz; Sizin sahip olduğunuz bir bilinç durumu var ki muazzam bir bilgi havuzundan bilgi alabilme, tüm olasılıkları değerlendirebilme ve sizin en yüksek hayrınıza olanı tespit edebilme gücüne sahip. Bu bilinç durumunu anlar ve onunla çalışırsanız hayatınızı değiştirme ve dönüştürme gücünü elinize alırsınız.
Yüksek benliğinizle çalışırken ondan rehberlik isteyebilir veya ondan çeşitli taleplerde bulunabilirsiniz. Yüksek benliğinizden bir şey istemek demek aslında kendi içinizdeki bilgeye başvurmak ve ondan sizi yönlendirmesini istemek demektir. Sevgili yüksek benliğim şöyle bir iş istiyorum lütfen bana yardım et derseniz yaptığınız şey aslında içinizdeki bilgeden en doğru kararları vermeniz, doğru zamanda doğru yerde olmanız ve doğru insanlarla bağlantıya geçmeniz için size yardım etmesini istemek demektir. Yüksek benliğiniz bütün insanlığın üst bilinciyle bağlantılı olduğu için tam sizin özelliklerinize uygun eleman arayan bir firmayı bulmak ve bu firmaya sizi yönlendirmek onun için zor olmayacaktır. Eğer bunun için yeni bir eğitim almanız gerekiyorsa bu eğitime, birisi ile tanışmanız gerekiyorsa en doğru tanışma noktasına veya bir inancınızı değiştirmeniz gerekiyorsa en doğru bilgilere yüksek benliğiniz sizi kolaylıkla yönlendirebilir. Size düşen şey sadece kendi içsel bilgeliğinizden istemek ve akışla hareket etmektir. Yani eğer içinizdeki sesi dinler, karşınıza çıkacak fırsatlara karşı duyarlı olur ve kendinizi iyi şeylere açarsanız yüksek benliğiniz sizin için en iyi şekilde çalışacaktır.
Ancak tam bu noktada yüksek benliğinizin sizin en yüksek hayrınıza çalışacağını, yaşam derslerinize ve tekamülünüze uygun şekilde hareket edeceğini de söylemem gerekli. Eğer bir istediğinizin gerçekleşmesi sizin için hayırlı/doğru değilse bunun yerine başka bir olasılık gerçekleşecektir. Sonuçta siz kendi içinizdeki bilgeden rehberlik ve danışmanlık istiyorsunuz… Örneğin birisi ile evlenmek istiyorsanız ve bunun için yüksek benliğinizden destek istediğini diyelim. Eger bu kişi sizin için doğru insan değilse evlenmeyi umarken tam tersine hızlı bir şekilde ayrılabilirsiniz. Ancak amacınız mutlu bir evlilik yapmak ise kısa zamanda karşınıza doğru insan çıkar ve aradığınız mutlu evliliği yapabilirsiniz. Yani yüksek benliğinizle çalışmak benim istediğim olsun demek yerine ben bunu istiyorum ama benim için en hayırlı ve en doğru seçeneğin olmasını kabul ediyorum demektir.
Yüksek benliğinizle bağlantı için size özel bir çalışma vereceğim. Aslında bağlantı için herhangi özel bir ritüele ihtiyaç yoktur, ancak bu konuda zorlananlar, bilgisi veya deneyimi eksik olanlar ve herhangi bir uyumlanma almamış insanlar için vereceğim bu küçük çalışma çok faydalı olacaktır.
YÜKSEK BENLİK ŞİFA ÇALIŞMASI
Öncelikle sağ elinizin avuç içi ile havaya sonsuzluk sembolunu çizin. Bu sembolün çizim yönü yoktur, istediğiniz yerden başlayarak çizebilirsiniz. Sonsuzluk sembolü uyumlanmanız olmasa bile etkili olarak kullanabileceğiniz bir semboldür.
Sembol;
yuksek



Sonra ellerinizi kalp chakranıza koyun. Yani bir el göğsün tam ortasında avuç içi bedene değecek şekilde dursun, diğerini onun 1 cm kadar altına aynı şekilde koyun ve ellerinizi kasmayın yani çok rahat bırakın.
Derin bir nefes alın verin ve içinizden veya sesli olarak ” Sevgili yüksek benliğim şimdi seninle bağlantı geçiyorum ve senin desteğini rica ediyorum” deyin. Bu aşamaya kadar gözlerinizin kapalı olması ve gevşemiş olmanız önerilir.
Şimdi niyetinizi ederken gözlerinizi açarak okuyabilir veya kapalı edebilirsiniz. Gevşemiş olmanız çok önemli çünkü zihniniz ne kadar alfa durumunda olursa çalışmanız o kadar başarılı olur.
Daha sonra aşağıda verdiğim niyetlerden birisini veya kendi hazırlayacağınız bir niyeti okuyabilirsiniz. Bir çalışmada birden fazla niyetle çalışabilirsiniz, sayısını sizin belirlemeniz mümkündür. Niyetlerinizi 1 kere veya 3 kere okuyabilirsiniz. Benim tercihim arka arkaya 3 kere okunmasıdır.
Bir niyet için zamanınız varsa 21 gün her gün çalışmak çok harika olacaktır ancak yüksek benlik çalışmalarında bu kural yoktur. Tek bir kere de çalışmanızın faydası olacaktır. Bu nedenle zamanınız ve imkanınız varsa 21 gün çalışmasını yoksa tek bir kere de olsa çalışmanızı öneririm.
Sembol çizerken imgelemeye gerek yoktur. Sadece havaya avuç içinizle çizmeniz yeterlidir. ( Çizerken kalem kullanılmaz) Ben fotografi renkli seçtim ancak renk imgelemenize gerek yok çizerken. İmgelemek istiyorsanız istediğiniz bir rengi kullanabilirsiniz. Sembol bir kural değildir, eğer sizi rahatsız ederse kullanmayın. Kullanmamızın tek nedeni enerjiyi odaklamaya yardım etmesidir.
Niyetinizi okurken elleriniz kalp chakranızda olsun sonrasında çekebilirsiniz. Eğer bir kaç niyeti arka arkaya edecekseniz hepsi bitene kadar elleriniz kalp chakranızda yani yukarıda tarif ettiğim pozisyonda durabilir.

YÜKSEK BENLİK NİYETLERİ
Daha önce değişik sosyal medya sayfalarımda yüksek benlik niyetleri verdim. Bu niyetleri bu yazıma da derli toplu olsun diye ekledim ve yeni yüksek benlik niyetleri de yazdım. Bu niyetlerden istediğiniz kadarını seçebilirsiniz ve elleriniz kalp chakranızda iken odaklanarak okuyabilirsiniz.

KORKULARINIZI TEMİZLEMEK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
Sevgili yüksek benliğim lütfen şimdi, tüm zamanlarda ve tüm boyutlarda beni kısıtlayan, gelişimimi engelleyen, benim iyiliğime hizmet etmeyen bütün korkularımı nazikçe sevgiye dönüştür. Teşekkür ederim.”

KENDİNİZİ AFFETMEK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
Tüm zamanlardaki ve tüm boyutlardaki bütün hatalarım için kendimi affetmeyi seçiyorum. Sevgili yüksek benliğim; tüm suçluluk duygularımı, tüm sıkıntılarımı, tüm öfkemi, kurban bilincimi ve tüm acılarımı yüreğimden nazikçe sil. Kendime karşı yaptığım tüm hatalar için ve başkalarına karşı yaptığım tüm hatalar için merhametin şifalandırıcı ışığı ile varlığımı doldur ve beni arındır. Kendimi bütünüyle affediyor ve bütünüyle affedilmiş bir insan olmaya niyet ediyorum. Teşekkür ederim.”

ELEŞTİRİ ENERJİSİNİ TEMİZLEMEK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
Sevgili Yüksek benliğim; bana yönlendirilen tüm eleştirilerin, tüm saldırıların, tüm öfkeli davranışların, tüm rahatsız edici tavırların bedenimdeki, bilinçaltımdaki ve enerji alanımdaki etkilerini temizle ve arındır. Auramdaki tüm enerjisel saldırıları iptal et ve temizle. Bana yönlendirilen tüm bu olumsuz enerjilerle oluşmuş olan tüm suçluluk, utanç ve olumsuz şartlanmalarımı çözmeme yardım et. Teşekkür ederim.”

SAĞLIK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
“Sevgili yüksek benliğim; lütfen bu hastalıkta payı olan tüm zehirli duygularımı, düşüncelerimi, tüm acılarımı, tüm olumsuz inançlarımı, korkularımı, tüm negatif enerjileri ve tüm hatalı bakış açılarımı temizle, arındır. Lütfen bu hastalıktan almam gereken dersi almam ve sevgiyle yoluma sağlıklı bir insan olarak devam etmemiçin bana rehberlik et. Bütünüyle ve her anlamda sağlıklı olmayı seçiyorum. Teşekkür ederim. ”

REFAH İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
“Sevgili yüksek benliğim lütfen tüm zamanlarda ve boyutlarda parayla ilgili tüm olumsuz inançlarımı, kısıtlı bakış açılarımı, geçmişten gelen tüm olumsuz şartlanmalarımı, olumsuz kodlamalarımı ve olumsuz duygularımı nazikçe temizle ve arındır. İyi ve güzel şeyleri hak ettiğime inanmam için ve refah içinde bir hayata sahip olmam için lütfen beni destekle ve güçlendir. Teşekkür ederim.”

SEVGİ İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
“Sevgili yüksek benliğim lütfen şimdi sevginin hayatıma akmasını engelleyen bütün olumsuz inançlarımı, kısıtlı bakış açılarımı, geçmişten gelen tüm olumsuz şartlanmalarımı, olumsuz kodlamalarımı ve olumsuz duygularımı nazikçe temizle ve arındır. Ben sevgi içinde yaşamayı, sevmeyi ve sevilmeyi seçiyorum. Teşekkür ederim.”

NEGATİF ENERJİLERDEN KORUNMAK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
Sevgili yüksek benliğim lütfen bedenimi, enerji alanımı, zihnimi ve duygularımı arındırıcı beyaz ışıkla ve koruyucu mor ışıkla çevrele. Sevgi ve ışık olmayan tüm enerjileri benden uzak tut. Tamamen güvende olduğum harika bir gün geçirmeyi seçiyorum. Teşekkür ederim.”

HERHANGİ BİR SORUNDAN KURTULMAK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
” Sevgili yüksek benliğim lütfen ….. sorunumun ( … kisminda sorunu tanımlayın) en kısa zamanda ve en kolay şekilde çözülmesini istiyorum. Benim ve ilgili herkesin en yüksek hayrına olacak şekilde lütfen bu sorunumu benim için çöz. Teşekkür ederim.”

İSTEDİĞİNİZ HERHANGİ BİR ŞEY İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
” Sevgili yüksek benliğim ….. ya sahip olmak/deneyimlemek istiyorum. Benim ve ilgili herkesin en yüksek hayrına olacak şekilde en doğru zamanda, kolaylıkla ve mutlulukla…. ya sahip olmamı sağla lütfen. Teşekkür ederim “

Siz de kendi niyetlerinizi yukarıdaki niyet örneklerini temel alarak hazırlayabilirsiniz. Ancak niyet çalışmalarını kendiniz için kullanmanızı ve başkası için niyet etmek yerine ona da bu bilgileri öğretmenizi öneririm. Sonuçta siz kendi içinizdeki bilge yönünüzden destek istiyorsunuz ve herkes bunu yapabilir. Sembol ve çalışmakolaylaştırıcıdır bunlar olmadan da yüksek benlik çalışmaları yapılabilir yani sadece başka birisi ile yüksek benlik bilgisini paylaşabilirsiniz.
Bir de eminim birileri neden Allah’tan değilde yüksek benliğimden istiyorum diye soracaktır. Bu soru gelmeden yanıtını yazayım. Kişisel görüşüme göre yüksek benlik çalışmalarında Allah’ın size verdiği bir yeteneği kullanıyorsunuz yani sizin özünüzde var olan bir gücü ortaya çıkartıyorsunuz. Bu yeteneği kullandıktan sonra Allah’a şükretmek kanımca en iyisi olacaktır.
Eğer zamanlama ile ilgileniyorsanız niyetlerinizi aşağıdaki saatlerde yapabilirsiniz. Bu bir kural değildir sadece bu konu ile ilgilenenler için ekstra vermek istedim.
KORKULARINIZI TEMİZLEMEK – Satürn Saati
KENDİNİZİ AFFETMEK- Venüs Saati
ELEŞTİRİ ENERJİSİNİ TEMİZLEMEK – Merkür Saati
SAĞLIK İÇİN – Güneş Saati
REFAH İÇİN- Jüpiter Saati
SEVGİ İÇİN- Venüs Saati
NEGATİF ENERJİLERDEN KORUNMAK- Ay Saati
HERHANGİ BİR SORUNDAN KURTULMAK İÇİN- Güneş veya Jüpiter saati seçilebilir.
İSTEDİĞİNİZ HERHANGİ BİR ŞEY – Güneş veya Jüpiter saati seçilebilir.
Gezegen saatleri ile ilgili bilgiler;
http://www.bernaozcandemir.com/uncategorized/gezegen-saatleri-ile-hayatinizi-kolaylastirin
linkinden alabilirsiniz.
Bilgileri elimden geldiği kadar net vermeye çalıştım. Eğer zorlandığınız bir şey olursa yüksek benlik çalışmalarında hata yapmanız mümkün değildir, yüksek benliğiniz sizin içinizdeki bilgedir ve her durumda sizin en yüksek hayrınıza hareket eder. Bu nedenle çalışmalarınızı rahatlıkla yapabilirsiniz.
Verdiğim bilgilerin faydalı olmasını seçiyorum.
Sevgiyle kalın
Berna Özcan Demir

Bilgi: Bu blogdaki yazılar herhangi bir tıbbi tedavi, teşhis yada öneri içermez. Sağlık sorunlarınızda doktorunuza başvurunuz.

Alıntıdır
Devamını Oku »

14 Temmuz 2015 Salı

Kız Çocuklarını Küfürden Nasıl Uzak Tutabiliriz?

Bunu yapan büyükler maalesef daha da çok. Yanından bir kadın mı, bir çocuk mu, bir yaşlı mı, kimin geçtiği hiç umurunda bile olmadan öyle pis kelimeler kullanıyorlar ki ağzım açık kalıyor, çoğunlukla da sert bakışlarım veya bizzat uyarılarım ile maalesef müdahale etmek ve etraflarının farkında olmalarını sağlamak durumunda kalıyorum.

Elbette çocuklar medyadan, arkadaşlarından duyduklarını taklit ederek ve çoğunlukla anlamının hiç farkında olmadan kullanıyorlar argo ve küfürleri.

Her ne kadar dış etkenlerin etkisi büyük olsa da ben bu konuda biz annelere de çok iş düştüğünü düşünüyorum. Oğlum henüz 2,5 yaşında ve yeni yeni konuşuyor. Henüz bir erkek çocuk büyütme deneyiminin başında olsam da biri 9 diğeri 14 yaşındaki kızlarımı yetiştirirken bu konunun nasıl üstesinden geldiğimi anlatmaya çalışacağım size.

Çocukların yoğun şekilde argo ve hatta küfür kullanımına eğildikleri iki önemli dönem oluyor hayatta.
Bunlardan ilki 3-4 yaş döneminde gerçekleşiyor. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama psikologlar da çocukların 3-4 yaşlarında o dönemler için kötü kelime kabul edeceğimiz bazı kelimeleri kullanma ihtiyacı içerisine girdiklerini belirtiyorlar. Bu durumu ilk olarak büyük kızımda yaşamıştım. Kreşte öğrenerek evde bir kaç kez bu tip kelimeler kullanmaya başladığını gördüğümde bu dönemi insanların içerisinde rezil olmadan nasıl atlatabilirim diye düşündüm. Kızımla bir konuşma yapmanın zamanı gelmişti.

Kendisin karşıma alıp; ….., ….. gibi bazı kelimelerin ayıp kelimeler olduğunu, başkalarının yanında kullanmaması gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Ancak psikologlar bile argo kelime kullanımını bu yaş için bir ihtiyaç olarak tanımlıyorken ben kızımın bu ihtiyacını giderebileceğine dair nasıl bir yöntem bulabilirdim?

Ben de kendisine içinden bu tip kelimeler kullanmak geldiğinde hemen gelip benim kulağıma söyleyebileceğini, bu kelimelerin bizim ikimizin sır kelimeleri olacağını ve ona hiçbir zaman kızmayacağımı söyledim. Bu yöntem tuttu. Çok defa kızım yanımızda birileri varken koşarak gelip kulağıma eğilip “Anne ….” der, hızla uzaklaşıp oyununa devam ederdi. Ben de kendisine göz kırpıp “aramızda tamam mı?” deyip ona bir rahat alan yaratmaya çalışırdım. Bu yöntem büyük kızımda da, küçük kızımda da epey işime yaradı ve şükürler olsun ki toplum içerisinde herhangi bir kriz veya sorun yaşamadık.

Sonra yıllar geçti. Büyük kızım 6. Sınıftan yani 11-12 yaşından itibaren argo ve küfür kullanımının en yoğun olduğu malum ergenlik dönemine adım attı. Etrafındaki kızlı erkekli bütün arkadaşları bu konuşma şekline sahipken O da ister istemez bu durumdan etkilenmeye başladı. Hatta bazılarının anlamını bizzat gelip bana soruyordu. Bu konuda kızım ile bir konuşma yapmam gerektiğini düşünüp bir yatak sohbetine küfrü ve argoyu konu ettim.

“Mal mısın, bu neyin kafası, oha, çüş” gibi (buraya yazdığım için ayrıca özür diliyorum) Argo kelimeleri kullanabileceğini ama bunu sadece arkadaşları ile birlikteyken yapabileceğini, kesinlikle eve taşımasının, bizimle, kardeşleriyle konuşurken kullanmasının ve kardeşlerine kötü örnek olmasının yasak olduğunu söyledim kendine. En azından bu konuda rahat bir alanının olduğunu bilmesi önemliydi zira.

Kızım okulda kız erkek tüm arkadaşlarının küfürlü konuştuğunu söylediğinde de bana ne tür şeyler söylediklerini söylemesini istedim.

Utandı elbet. Bazılarını O söyledi bazılarını bizzat ben söyledim. Bunu hiç kullanmamama rağmen benim de küfürleri bildiğimi göstermek için özellikle yaptım. Sonra da kendisine; küfürleri bilmesinin ayıp bir şey olmadığını, en azından karşısındaki biri O’na söylediğinde ne anlama geldiğini bilmek ve buna göre tepki verebilmek için küfürlerin anlamını bilmesi gerektiğini söyledim, ancak bilmek ile kullanmanın çok ayrı şeyler olduğunun da altını çizdim.

Kızımı en çok şu sorum etkiledi. “Bana içerisinde kadını aşağılayan ifade yer almayan bir tane küfür söyleyebilir misin?” diye sordum. Evet, elbette bulamadı. “Gördün mü” dedim kendisine, “küfürlerin hepsi maalesef kadın cinsini aşağılayan ifadeler. Bir erkek bir erkeğe küfür ederken bile aslında ona değil o erkeğin annesine, karısına veya kız kardeşine küfür ediyor. Sen bir genç kız olarak bu kelimeleri kullandığında en başta kendi cinsini ayaklar altına almış oluyorsun. Bir genç kız, bir kadın kendi cinsine saygı duymayıp bu küfürleri kullanırsa, karşı cinse bunu kullanmak için en güzel hakkı da vermiş olmaz mı? İşte sen de bunun bilincinde olmalısın” dedim. Kızım düşününce “gerçekten de anne bir tane bile kadın ile ilgili olmayan küfür bulamıyorum” dedi.

Kızıma lütfen sadece kendin değil bundan sonra, hadi erkekleri geç ama bir tane bile kız arkadaşın bir küfür kullandığında hemen onu durdurup bu söylediğin kelime biz kadınları aşağılıyor sen bir genç kız olarak neden bunu kullanıyorsun diye sor ve arkadaşların arasında da bir farkındalık yarat diye de tembih ettim. Kadın olmanın gururu ve onuru farkındalığı…

Zaten yapısı gereği küfür kullanmayan kızım çok şükür ki bu konuşmadan sonra küfür etmenin öyle havalı görünmek için iyi bir şey olmadığının, aksine kadınlara büyük bir kötülük olduğunun daha bilincinde bir birey ve en önemlisi etrafındakilere bu konuda yön gösterebilecek bir farkındalığa sahip.

Oğlum ergenlik dönemine girdiğinde bu konuda neler yapacağım henüz bilmiyorum ama yapacağım en iyi şey tek tek küfürleri ele alarak bak burada anneni, ablalarını, kız kardeşlerini ve hatta ileride eşini aşağılayan ifadeler var, sen de lütfen kullanma ve kullandırtma demek olacak.

Gençlerimizin temiz insan olmaları, temiz bir toplum yaratmaları, kadınların onurunun her durumda korunduğu bir dünya ümidiyle…


Kaynak

Devamını Oku »

12 Temmuz 2015 Pazar

21 Günde Düşünce Detoksu

 “Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız.”“Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca …yolculuğa çıkıyorsun. Düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.”Birçok kaynakta 21 gün diye bir laf duyarız.





 Nedir bu 21 gün? Ben de ilk başta birçok kişiye sordum. ‘Nedir bu 21 gün? Nedir amacı 21 günün?’Bana ortalama olarak gelen yüzlerce cevabın özetini size vereyim.Bilinçaltımızın herhangi bir düşünceye dayanabildiği süredir 21 gün. Aynı kelimeleri ya da aynı enerjiyi defa ve defa söylediğin sürece bilinçaltın 21’inci günün sonunda bunu yapıyor. Yani ona inanıyor.Şimdi size bununla ilgili bir atasözü söyleyeyim; Bir insana kırk gün ‘delidir’ derseniz. O insan 40’ıncı günün sonunda deli olduğuna inanmaya başlar.’Biz de kendi kendimizi 21 gün boyunca bir arınma sürecine sokuyoruz. Bu cümleleri okuduğunuz günden ve andan itibaren 21 gün boyunca kendimde uyguladığım ve insanlarda yüzlerce kişide uyguladığımız tekniği yapıyoruz.Dengede kalma ve arınma süreci. Dengede kalma ve arınma süreci şu demek; 21 gün boyunca insanlar ne söylerse söylesin, ne yaparlarsa yapsınlar, onları oldukları gibi kabullenip dengede kalacağız. Yani biri geldi bana bir laf mı söyledi. ‘Tamam, bu böyle bir insan. Kabulleniyorum ve dengedeyim.’
Hemen burun nefesine geçiyoruz. Burundan nefes alıp veriyoruz. 5 kere, 6 kere. Ve hayatımıza devam ediyoruz. İnanıyorum ki bir sürü sert olay gelip size bum diye çarpacak. Önemli olan 21 gün boyunca bu olaylara ciddi bir şekilde nötr bir şekilde tepki vermek.Bakın nötr bir şekilde. Şimdi birçok kişi bana şunu sordu.“Peki ben insanlara karşı nötrüm, ilişkime karşı nötürüm. Peki parayla ilgili ya da bunu başarıyla ilgili nasıl yapabilirim?”Eğer bilinçaltınızda parasızlık korkusu varsa, bilinçaltınız bu korkuyu sürekli evrene mesaj olarak yayar. Yani elinizden paranızın gitmesi için olaylar çağırır, evinizde sıkıntı yaşamanız için olaylar çağırır, çünkü parasızlık korkusunun frekansı budur. Sizi parasız bıraktıracak bütün olayları size doğru çeker.21 gün boyunca eğer siz kendi bilinçaltınızı şuna inandırırsanız, ‘Ben bolluk içindeyim.”Tabii evinizde yemek olmayabilir, cebinizde para olmayabilir, sıkıntıda olabilirsiniz, saçma gelebilir. Borçlarınız var. 21 gün boyunca sabah kalktığınızda “Ben bolluk içindeyim, şükürler olsun” deyip bilinçaltınızı buna ikna ederseniz, 21’inci günden sonra,( ama bakın gerçekten ikna ederseniz) hayatınıza kolaylıklar, güzellikler ve bolluklar gelmeye başlayacak.21 günlük arınma programımızda kafamızın içindeki bütün olumsuzlukları, bütün kalıpları sevgiye dönüştürüyoruz. Birine mi öfkelenmeye başladım, hemen burun nefesine geçiyorum ve şunu söylüyorum;“Şu an yaşadığım olayı olduğu gibi kabul ediyorum ve dengedeyim. Karşımdaki kişiyi de olduğu gibi kabul ediyorum ve dengedeyim. Ne yaşanırsa yaşansın ben her zaman dengedeyim.”YAPTIĞIMIZIN ADI DA DÜŞÜNCE DETOKSU.Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız. Şimdi birçok kişi diyecek ki ben düşünüyorum ama kim duyuyor ki. Düşündüğün her şeyi birinin duymasına gerek yok. Düşündüğün her şeyi sipariş gibi çağırıyorsun hayatına. Kafandan geçen düşünceler artık sır değil. Kafandan geçenleri artık evren okuyor ve duyuyor çünkü enerji yükseldi. Bundan elli sene önce olsaydı “Sırdır” derdim sana. Ama artık bir sır değil. 2011 ve sonrasında kafandan geçen her şey öyle bir titreşiyor ki, evren bunu duyuyor ve sipariş olarak sana getiriyor.Kafanın içindeki tüm olumsuzlukları hissetmeye başladığın andan itibaren “sevgiyle kabulleniyorum ve sevgiyle gönderiyorum” deyin ve burun nefesi almaya başlayın. Ciddi anlamda size rahatlama getirecektir.Şu an bu satırları okuyorsanız, şu an başlayın düşünce detoksunuza. Tarihini yazın 21 gün. Ne yaşarsanız yaşayın istediğiniz kadar öfkelenin, ya da sıkıntıya sokacak olay gelsin. Siz o olayları dengede karşılamaya çalışın. Limandan çıktınız ve denizde giden bir yelkenli gemisiniz. Rüzgar herkese eser, dalga herkes için var. Gemisini yüzdüren kaptandır. Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca yolculuğa çıkıyorsun, düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.Dışımızda hiçbir olay aslında yok. Sadece içimizde o olayın yansımaları var. Ve tepkileri. Örnek vereyim. Bir futbol maçını A takımı kazandı, B takımı kaybetti. Bu bir enerji, bu bir bilgi. A takımını tutanlar sevindi, B takımını tutanlar üzüldü. Dışarıda gerçekleşen bir olaya insanların yarısı sevindi, yarısı üzüldü. Bir kısmı da umursamadı. ‘Ben futbolu sevmiyorum’ ya da ‘Ben o takımı tutmuyorum’ dedi. Dışarıdaki insanların yaptıkları hareketlere puan veren sensin. Dışarıdaki her şeyi kendi içinde oluşturan ve yargılayan sensin. Bu yargı ve eleştirilerimizi detoksluyoruz. Yargılamak bitti, eleştirmek bitti, suçlu aramak bitti, kendimizi suçlamak da bitti, kendimizi kurban gibi görmek de bitti.
Kaynak
Devamını Oku »

10 Temmuz 2015 Cuma

Bir Fonksiyon ve Bir Engelleyici Olarak Bilinç – Ego –

“Ego içsel ve çevresel değişkenlerden insan psikolojisini koruyan bir bilinç katmanı olarak bir fonksiyondur”
“Ego muhafazakar bir koruma kalkanı olarak insanın gelişim ve değişimine karşın bir engelleyici bilinç katmanıdır”
Psikanalatik kuram doğrultusunda artık insanın; karar ve davranış şekillerinin sadece dış çevre enerjisi doğrultusunda değil, büyük ölçüde insanın iç dünya katmanlarının enerji dengesi doğrultusunda gerçekleştiğini bilmekteyiz.

İnsanın İç Dünyası: Bilinç Katmanları
Psikanalatik kuramının kurucusu Freud’un bilinç katmanlarını ele aldığı “topografik zihin modeli” gelişen nöroliji, psikoloji bilimi ve teknoloji sayesinde bir çok kez doğrulanmaya devam etmekte ve bazı minor evrimlerden geçmektedir. Tüm küçük evrimlere rağmen, psikanalitik kuramının ana prensipleri her geçen gün daha fazla zemin bulmaktadır.





Freud, bilinci bir buzdağına benzeterek, bilincin farklı katmanlarına (farklı fonksiyonlarına) işaret etmiştir. Söz konusu katmanları ego,süper ego ve idi şeklinde adlandıran Freud, sırasıyla bilinç, bilinçdışı ve bilinçaltı katmanlarını bir bütünün ayrı parçaları olarak ele almıştır. İnsan davranış şekillerinin oluşumunda bu katmanların birbirleri ile ilişkisinin, bir diğer deyişle katmanların güç dengesinin önemli rol oynadığı günümüzde bir kuramdan öte bilgi olarak kabul edilir.
Bilinç (İrade) Katmanı: Aynı zamanda ego olarak adlandırılan “bilinç” aşaması, insanın neden-sonuç prensibi doğrultusunda davrandığı, bir diğer deyişle bilincinde olduğu davranış şekillerini oluşturmaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta bilincin muhafazakar yapısıdır. Süperego; bilinçaltı katmanın bastırdığı değişim, arzu, bastırılmış korkularının tatmini açısından bir fonksiyon/engel teşkil etmektedir. İradenin muhafazakar özelliği hem bir fonksiyondur hem de bir engelleyicidir.
Fonksiyon olarak bilinç (irade) ; içsel değişim arzusu ve dışarıdan gelen 3. Parti söylemlerini reddederek bireyin çelişkili mesajlar altında kalarak, baskıya uğrayıp anlam karmaşası yaşamasını, psikolojik dengesizleşmesini ve kimlik karmaşasının önüne geçmektedir. İçsel arzuların tatmini peşinde koşan bir birey olmayı, toplumsal değerleri ve yaptırımları (katlanılacak külfeti) göz önünde bulundurarak önüne geçer ve kabul edilebilir bir arzu tatmini yolunu bulma çabasına girerek kendi arzuları ile dış dünya normları arasında bir nevi müzakere işlemi gerçekleştirir.
Neden cinsel arzularımın biran önce tatmin etmiyorum? Çünkü toplumsal manevi yaptırımların külfetini üstlenmek istemiyorum!  Çünkü dini inaçlarım doğrultusunda bir sonraki yaşamımda yaptırımla karşılaşmak istemiyorum (İnanca göre göreceli yaptırım algısı) Sözkonusu neden-sonuç ilişkisi ego veya bilinç katmanında oluşmaktadır.
Bir diğer deyişle iradeni en önemli görevi; bir neden-sonuç ilişkisi çıkartartabilmek için belirli bir muhafazakar algısal duruş taslağı çizmektir. Söz konusu taslağın içi, bireyin kendisi, çevresi ve genel olarak dünya, hayat ve sonrası ile ilgili varsayım ve söylem şablonları ile sabitlenir.
Engel olarak (bilinç) irade ; varolan kimlikle ilgili sorunlara yönelik gerekli değişime karşın engel teşkil ederek, soruna yönelik geliştirilmiş söylem kalıplarını kabul etmekte muhafazakar yapısını korumaya devam etmektedir. Zihin haritasında bireyin aleyhine işleyen mesaj kalıpların varlığı, herhangi bir konudaki gereksiz korkularının büyümesine neden olurken, bilinç bu korkuların meşruluğunun sorgulanmasına yönelik girişimleri muhafazakar yapısı nedeniyle engel olarak; sorunun çözüm sürecini daha uzun bir sürede gerçekleşmesine veya gerçekleşememesine neden olmaktadır.
Örneğin bir uçuş korkusunun, vajinismus olgusunun, özgüven eksikliğinin veya herhangi bir fobinin bilinç katmanında mutlak neden-sonuç ilişkisi açıklanamaz. Bu tip sorunların kaynağı bilinçaltında hapsolmuş, bireyin gerçek potansiyelini yerine getirememesine sebep olan negatif mesaj – söylem şablonlarıdır ki, bu kodlar bilincin muhafazakar yapısı nedeniyle korunmaya devam edilmektedir.
Korunmak güzeldir, Fakat Korunan Şey Bizim Aleyhimize İşliyor İse…???
Neden özgüvenin eksik, neden uçuş korkun var şeklinde sorularla karşılaşan birey, bu duruma meşru bir cevap veremez. Verebileceği cevaplar neden-sonuç ilişkisini mutlak açıklayı niteliğini taşıyamaz, ziraa sözkonusu sorun sadece bireyin iç dünyasının söylem kalıpları konteksinde anlam ifade etmektedir
Ben yeşil rengi çok severim? Neden? Yeşil hoş bir renktir, içimi açıyor, ortama canlılık katıyor!
Yukarıdaki soru cevap kalıbı sizce meşru bir neden sonuç ilişkisi mi?
Bir insanın bir rengi sevip sevmemesi tamamen bilinçaltında var olan, geçmişinde söz konusu renkle ilişkilendirdiği olgularla bağlantılı bir şekilde gerçekleşen zihinsel bir eğilimdir.
Gerçekten sevindirici bir haberin geldiği anda yoğunlukla görsel alanına yeşil rengin girmiş olması, bir bireyin yeşile karşı sempati geliştirmesi ile sonuçlanabilir. Bu durum bilinç katmanında neden-sonuç ilişkisi ile açıklanamaz. Bir adım ileriye gidip, bilinçaltı katmanının bu durum hakkında söyleyeceklerine kulak vermek gerekmektedir.
Bir rengi sevip sevmemek insan yaşamı veya başarıları açısından fazla önem arz etmese de, bireyin kendi kimliğini sevmemesi, bireyin tüm yaşamını, başarılarını ve mutluluğunu olumsuz etkileyen bir zihinsel eylemdir. Bu nedenle Freud’un geliştirmiş olduğu topografik bilinç modeli, psikolojik rahatsızlıkların ve bireysel gelişim alanlarında çığır açıcı bir noktaya değinmiştir; Freud öncesi modellerin anlamlandıramadığı bireysel psiko-problemler bilinçaltı katmanının da değerlendirmeye sokulmasıyla birlikte bilimsel neden-sonuç ilişkisi ile anlam ifade etmeye başlamış ve soruna yönelik bilinçaltı teknikleri geliştirmenin önemi ortaya çıkmıştır.
Engelleyici Bilinci Safdışı Bırakarak Bireysel Gelişim
Freud yaptığı çalışmalarda;
Suçluluk duyguları gibi, bilinçaltı katmanının göz önünde bulundurulduğu takdirde su yüzeyine çıkan problemlerin nedenleri, bir çok sorunun başlangıç halkasının bulunmasına imkan tanıdığı sonucuna ulaşmış olmakla beraber; bilinç katmanına hitap eden terapilerden ziyade,  bilinçaltı teknikleri ile sorunun kaynağına hitap edilmesinin etkili olacağı bulgusunu günümüzün modern tıp dünyasına kazandırmıştır.
Bilinçaltı teknikleri, bilincin muhafazakar (engelleyici) özelliğini devredışı bırakarak, var olan sorunun kaynağına inerek bilinçaltı söylem şablonlarının değişimi ile ilgili bir takım çalışmalardan oluşmaktadır.
Bir bireyin özgüven sorununun altında yatan, bireyin çocukluğundan beri edindiği tecrübeler, 3. Parti söylemler doğrultusunda, bilinçaltına kendi kimliği ile ilgili ektiği mesajlar topluluğunun bir zihinsel eğilimidir.
Bilinçaltı terapileri, bireyin bilinçaltında yatan söylem şablonları veya varsayımları silmek ile ilgilenmez, varolan söylem şablonlarından, bireyin, bireysel başarılarını olumsuz etkileyenlere, alternatif pozitif söylemlerin edinilmesi, gereksiz bastırılmış korkuların 3. Parti pozitif söylemlerle çakıştırılması ve anlamsızlıklarının bilinç katmanı tarafından irdelenmesi sağlanarak yıllardır hapsolmuş negatif bilinçaltı korkularının sorgulanması sağlanır.
Bio-Frekans Bilinçaltı Tekniğinin temelinde de bilinç bariyerinin safdışı bırakılarak, herhangi bir konuda pozitif bilinçaltı mesajlarının doğrudan bilinçaltına ulaştırılması yatmaktadır. Bilinçaltına ulaşan mesajlar, varolan kalıplar ile zıtlık arz ettiği için bilincin (iradenin) yıllardır sorgulanmasına izin vermediği söylem şablonları ,irdelenmek zorunda bırakılır. Bu  süreçte bireyin Bio-Frekans Bilinçaltı Telkinlerinin kullanımını devam ettirerek süreci beslemesi önem arzetmektedir.

Kaynak
Devamını Oku »

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Adım Adım Rubik Küpü Çözüm Yolu

Macar tasarımcı Erno Rubik tarafından bulunan renkli oyun küpünün ilk prototipi 1974’te tahtadan yapıldı. Budapeşte’de bir oyuncakçıda ‘sihirli küp’ adıyla yerini aldığında ise yıl1977’yi gösteriyordu. Görünürde yalnızca dahilerin çözebildiğini düşündüren bu küpler, 100 milyondan fazla satıp1982’den itibaren hızla tüm dünyayı ele geçirdi.

1. Adım

Örneğin, orta karenin beyaz olduğu yüze beyaz kareleri getirin. Orta kareler hareket etmez, bu nedenle orta kare ne renkse o yüzün o renk olacağını söyleyebiliriz. Orta kareleri küpü çözebilmek için ipuçları olarak kullanabilirsiniz

2. Adım

Küpü dıştan içe çözeceksiniz. Üst sıraya gerekli köşe karelerini koyabilmek için gerekli adımları uygulayın. Her köşe kare, ortadaki sabit kareyle aynı renk olmalı.

3. Adım

Gerektiğince küpü çevirin ve döndürün. Renkli karelerin birleştiği yerleri ayırın. Renk düzenini bozun.

4. Adım

Bu, orta katmanı çözmenize yardımcı olacaktır. İki yerine üç kareyle ‘T’ oluşturacak şekilde alt katmanı çevirin. Küpün sağ ve sol katmanlarını aşağıya ve sonra sağa çevirin. Doğru renkleri küpün ortasında toplamak için tekrar aşağıya çevirin.

5. Adım

Bu katmanı, yan yana iki farklı kareyi kendi kenarlarına getirene kadar çevirin. Son katman için, doğru renkteki köşe kareyi sağ alta getirin. En yakınınızdaki kenarı sola çevirip sol kısmı öne çevirin. Burada amaç tüm köşelerin doğru renkte olması. Arka sırayı sola çevirmeniz de gerekebilir.

6. Adım

Dört parça kalmış olmalı. Küpü çözmek için orta bölümleri çevirmeniz gerekecek. Renge bağlı olarak, kareleri yerlerine getirmek için orta bölümleri çevirin.

Öneri ve Uyarılar

– Rastgele çevirmek yerine, karelerin nereye ait olduğunu bulun. Adımlarınızı planlamazsanız, küpü iyice zorlaştırırsınız.

– Daha kolay hareket etmesi için küpün içine vazelin sürün.

– Küpü çözmek için birkaç farklı metot mevcuttur. Eğer bu metotla yapamıyorsanız araştırmaktan vazgeçmeyin.


Kaynak

Devamını Oku »

Etiketler

ARINMA Affetmek Alglamada Anlatm Aramak Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar BEREKET BOLUK Bahar Bayram Beden dili Bedensiz Beyinde Beyni Beynin Beyniniz Bilincine Bilmek Bitkisel Burak DERSLER Davet Deerlerimizin Deniz Depresyonun Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi EGZERSZ Egoist Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe Fregoli GCJoseph GERDE Gcyle Gelecek Gidecek Gizemli HAYIRLI Hasta Hastalklar Hayal Hayallerinizin Hayata Hikaye Hiperaktivite Hipnozu Holografik Hologram Hoşgörü Illuminati KORUMA Kabala Kadim Karanlk Kelimeler Klasik Korkular Korunma Kristaller Kuantum Fiziği Kyamet LKLERMZ MEKTUP MUTSUZ Makbul Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler Mucizeleri NAMASTE Nazar Nefret Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus POZTF PRATK PROGRAMLAMA Paranormal Patolojik Peeling Peinden Pratik Psikoloji Quantum Düşünce RAHATSIZLIIMIZ Rahat Reformist Romantik Ruhsal Sanat Sonsuz Stres Sufizm Tehlikeli Terapi Uymasn Zarar acı affetme aile akıl başkaları beden beyin bilgi bilim bilimsel bilinci bilinçaltı birey bolluk cümle dalga damla degerli düşünce egzersiz ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji evlilik evren fayda fizik fiziksel frekans garip geliim gerilim gerçek geçmiş gizli güven güzel harika hastalık hayat hissederim hoşgörüsüzlük huzur huzurlu ileti ilâc inanç insan insanlar kaos kavga kelime korku kuantum kurallar liste madde mucize neşe olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel pozitif psikolojik refah ruh sağlık seniz sevgi sistem sorumsuzluk sorun sorunlar suyun sıkıntı tabiat tedavi teori tesadüf toplum zaman zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel çekim üzüntü İletişim şifa şükretme