13 Temmuz 2014 Pazar

Ay Çocuk (İkinci Kitap - Bölüm 3)

Paranın laneti.

‘ Seni son kez öpebilir miyim?’

‘ Son kez diye bir şey yok..’

Kadın, adamın ince dudaklarının arasında hafifçe dilini gezdirdiğinde adam inledi. Kadının yüzünü ellerinin arasına alarak gözlerinin içine baktı. Teni kadife gibi yumuşacıktı.

‘ Şşşşş...’ diyerek kadının iri gözlerinde biriken göz yaşlarını sildi. Yavaşça yattığı yerden doğrulup üzerine ince gömleğini giydi.

O düğmelerini iliklerken kadın, onun geniş omuzlarını, bir ipek gibi pürüzsüz tenini ve biçimli kollarını içercesine seyretti.

Adam kapıdan çıkarken dönüp ona gülümsedi.

Sözcükler kadının boğazında kilitlendi.. ‘ Gitme..’ demek istedi, diyemedi. Adam gitmişti.

Hıçkırıklara boğularak ağlamak istedi, olmadı.. Sessizce yastığa döküldü sonu gelmez göz yaşları.

‘ Meeuuuu?’ Yavaşça aralandı göz kapakları. Kedi Mia onu seyrediyordu. Hafifçe burnunu çekerek, soru soran gözlerle ona bakan kediye, ‘ Rüyaydı Mia..’ diye mırıldandı. Kedi ona doğru eğilip göz yaşlarını yaladığında gülümsedi.

‘ Tak tuk tak!’

Sessizce bekledi.

‘ Tak tuk tak! Hey Bruja, aç kapıyı!’

Kedi Mia ile bakıştılar.

‘ Aç kapıyı kadın!’

Yataktan kalkıp renkli yün şalını sırtına atmasıyla kapıyı açması bir oldu.

Burun delikleri öfkeyle açılmış Leopoldo ve yanında tedirginliğini gizlemeye çalışan ama farkında olmadan dudaklarını dişleyen Gregorio’ yu gördüğünde siniri tavana vurdu vurmasına, lakin derin bir nefes alıp buz gibi bir sesle sordu, ‘ Yine ne oldu?’

‘ Şu köpek.. Onu istemiyorum!’ dedi Leopoldo.

Morgana adamın bacaklarının aralığından mahçup bir ifadeyle başını eğerek kendisine bakan köpeği gördüğünde kalbi sevinçle dolduysa da belli etmedi.

‘ Ben,’ dedi Leo, ‘ Bir erkek köpek istiyorum. Bu köpek dişi!’

Sıcak bir öfke dalgası bacaklarından yüzüne yükseldiğinde yutkundu, sakin kalmaya özen göstererek, ‘ Sana erkek olduğunu kim söylemişti ki? Köpeklerden hiç anlamayan ben bile dişiyle erkeği ayırt edebiliyorken eğer sen... Leo, ilk bakışta bunu fark edemiyorsan bence köpek beslememelisin.’

Leo, diklenerek Morgana’ nın üstüne yürüdü ama arkasından yavaşça yükselen hırıltıları duyduğunda duruldu. Kara köpek, sırt tüyleri dikleşmiş bir halde ona bakıyordu. Leo’ nun gözlerinden bir an için ihanete uğramışlığın verdiği hayal kırıklığı geçse de bu tüm öfkesinin köpeğe yönelmesine sebep oldu. Faltaşı gibi büyümüş gözlerle hayvana baktı, ‘ Kancık! Seni o pis barakadan kurtarmamın karşılığı bu mu?’

Köpeğin hırıltılarının arasına ufak inlemelerin karıştığını gördüğünde iyiden iyiye cesaretlenmişti, ‘ Seni orada bırakmam gerekirdi. Dişi olduğunu bilseydim öyle yapardım ya..’

Tekrar Morgana’ ya dönmesiyle, sanki Medusa’ ya bakmışçasına taş kesmesi bir oldu. Zaman durmuş, Leopoldo donmuştu. Çıt çıkmıyordu. Doğa susmuştu.

Gelişen olayları sessizce seyreden Gregor, neye uğradığını bilmez bir halde bir Morgana’ ya, bir kapı eşiğinde kamburunu çıkararak ona tıslayan kedi Mia’ ya baktı. Kara köpeğin sırtındaki tüyler iyice dikilmiş, aralıklı hırıltılara eşlik eden dudakları ise tüm dişlerini gözler önüne sererek yukarı doğru çekilmişti..

‘ Şşrrrrrrr....’

Bedeninin altına bir sıcaklık yayıldığında, Morgana adamın pantolonun ön bölgesine yayılan ıslaklığın gitgide büyüdüğünü gördü. Gregor saniyeler içinde yaşlanmıştı sanki, yüzünde kurumuş bir dere yatağını andıran derin çatlaklar vardı.

Morgana, kanı donmuş adamı kendine getirmek için bir adım attığında Gregor’ un dizlerinin bağı çözüldü. Yere yığılan adamı kaldırmak için eğildiğinde, Gregor sanki yeryüzünün en güçlü yıldırımı kendisini çarpacakmış gibi ellerini başının tepesine doğru kaldırarak yakarmaya başladı, ‘ Ne olur senora, ne olur bana bir şey yapmayın. Onu uyardım, sizinle uğraşmaması konusunda ne denli dil döktüğümü görseydiniz bana hak verirdiniz..’

‘ Ayağa kalk..’ dedi kadın.

Adam, sanki Tanrı buyruğuymuşcasına hareketlendi ve tutunacak bir şeyler aradı. Yoktu ama yine de kalkmayı başardı. Bacakları titriyordu, nefes alıp vermeye korkuyordu.

‘ Gözlerimin içine bak..’ dediğinde gözlerini kırpıştırarak baktı.

‘ İzinsiz arazime girdiniz, evime girdiniz. Kedimi yalnız yakalasanız öldürecektiniz, üstüne para verdim. Getirdiğiniz köpeği iyileştirdim. Ama üzerime yürünmesine sessiz kalmam olası değil. Ve Gregor, senin tüm bu olan biteni kayıtsızca seyretmeni görmezden gelmem de mümkün değil. ’

‘ Senora..Lütfen senora,’ diye kekeledi Gregor, ‘ Beni affedin. Size yıldızların üzerine yemin ediyorum ki, bir daha asla ve kat’ a bizden yana bir rahatsızlık duymayacaksınız...’

‘ Köpeği bana bırakacaksınız, kedime dokunmayacaksınız...arazimden uzak duracaksınız.’

‘ Söz veriyorum senora.. Erkek sözü.’

‘ Başlatma şimdi erkek sözüne!..’

‘ Ben bunun büyük bir yemin olduğunu ifade etmek için bu sözü kullanmıştım senora..’

‘ Yıldızların üzerine yemin ettin Gregor. Bundan sonra bana ve yaşam alanıma verdiğiniz en ufak saygısızlık cezasız kalmayacak. Sana söz veriyorum. Kadın sözü.’

‘ Hatırlayacağım senora.’

Morgana başıyla Gregor’a gitmesini işaret etti. Gregor, bir arkadaşına bir kadına baktı, sonra yarı koşarak, yarı sürünerek tabanları yağladı.

Kadın, çaresizlikle arazinin dışına koşturan adamı seyrettikten sonra kapının önünde taş kesmiş olana yönelerek yüzünü yaklaştırdığında Zoi kuyruk sallayıp ona doğru geldi. Adamın gözleri hala öfkeyle parlıyordu. Büyünün etkisini üzerinden kaldırmak için elini ona doğru uzatıp parmaklarını sonuna kadar açtı... Yumruğunu kapattığında Leo canlanarak kaldığı yerden devam etmeye davrandı. Kadının üzerine yürüdü ve okkalı bir tokat savurdu. Morgana eğilerek şamarı savuşturdu. Aniden doğrularak adamın burun direğine sağlam bir dirsek attı. ‘ Krak!’ Kırılmıştı.

Leopoldo bir an şaşkınlıkla etrafına bakındı. Burun kanalından gelen sıcaklığı algıladığında yutkundu.

Genzine dolan sıvıyı yuttu. ‘ Şıp.. şıp, şıp..’ verandaya kanlar damladığını fark etmesiyle burnunu tutarak ağlamaya başlaması bir oldu.

‘ Kırdın burnumu! Burnumu kırdın!..’ diye avaz avaz bağırdığında, kaval kemiğine sağlam bir tekme yedi.

‘ Aahhhhh!’ diye bağırdı, gözlerinde korku vardı. Canı çok yanmıştı, tabanları yağladı. Arazinin bitimine geldiğinde durup bağırdı, ‘ Yanacaksın! Hem de cayır cayır!’

‘ Gel Zoi,’ dedi. Kara köpek, kedi Mia’ nın tıslamalarına aldırmadan içeri girdi.

Koltuk kayanın ardındaki yakışıklı adam olan bitenin şahidiydi. Kara köpeğin iyi olduğunu görmek içini rahatlatmıştı. İki can sıkıcı adamı, büyünün yardımıyla da olsa tek başına def eden kadını daha yakından tanımak istiyordu. İnce bir ıslık çaldığında ağaçların arasından çıkan beyaz kurda gülümsedi.

‘ Yürü Chica..’

********

‘ Lanet fahişe! Burnumu kırdı..’

Gregorio, hırstan köpürerek bir tas suyla burnunu yıkayan arkadaşını yatıştırmak şöyle dursun, sanki onu duymuyor gibi kulübeye gidip sessizce pantolonunu değiştirdi. İşi bittiğinde yandaki mahzenden bir şişe şarap alıp içmeye başladı. Leopoldo pantolonunun paçasını sıvamış, kaval kemiğindeki hasara bakıyordu. Şişliği görünce yüzünü buruşturdu, ‘ Yakacağım o cadıyı.. Pislik orospu!’

Gregorio şaraptan koca bir yudum aldı ve yutkundu, ‘ O kadına bir daha yaklaşmayalım Leo, hatta yolda görsek yönümüzü değiştirelim.’

Oturduğu yerden kalkarak kümese girdi ve az sonra elinde iki kese parayla dışarı çıktı.

‘ Bunları ya akarsuya atalım ya da bataklığa. Eminim verdiği paralar da kendi gibi uğursuzdur.’

‘ Kasabaya inelim.’ dedi Leo, ‘ Meyhanedekilere başımıza gelenleri anlatalım, hep birlikte toplanıp gece vakti evini ateşe verelim!’

‘ Sakın sakın sakın!’ diyerek itiraz etti Gregor. Morgana’ ya verdiği söz umurunda değildi ama cadının güçleri vardı ve tahminince Leopoldo başına gelen şeyi hatırlamıyordu.

‘ Sen bir ödleksin Gregorio! Kadına haddini bildirmek için üzerine yürüdüğümde korkudan tabanları yağlamıştın. Kafamı çevirdiğimde ortalıkta yoktun. Korkaksın Gregor, güvenilmez bir arkadaşsın.’

Tahmini doğruydu. Leo başına geleni hatırlamıyordu. Gregorio, şimdilik ona bir şey söylememeye karar verdi. ‘ Öfkeyle hareket etmenin faydası yok Leo. Meyhanedekilere olan biteni anlatsan kadının arazisine izinsiz girip üstüne temiz bir dayak yediğin için ne olur dersin?’

Gururu incinmiş olan Leopoldo, arkadaşının gözlerindeki ifadeyi görünce daha da sinirlendi, ‘ Sırıtma da söyle?’

‘ Kadından dayak yediğin için alay konusu olursun. ’

‘ O zaman peder Cristiano’ ya tıslarım.. Cadıyı kendi ellerimle kazığa bağlamam için, evinde kilisenin düşüncesine aykırı bir kitabın olduğunu söylemem yeterli. Yasaklanmış olmasına rağmen geleceği ön görmek için kullandığı desteden bahsetmeme gerek bile yok.’

Gregor bir an durdu. Leo doğru söylüyordu. Kadının varlığı içine tedirginlik yayıyordu, 

‘ Bunu biraz düşünelim. Ama önce şu paralarla ne yapacağımıza karar verelim.’

Arkadaşı tarafından fikrinin onaylanması Leopoldo’ nun kırılan gururunu okşamıştı. Şiş baldırına ve burnunun sızlamasına aldırmadan gülümsedi, ‘ Onları atmayalım Gregor.. Yiyelim! Parayı ihtiyacımız olan bir şeylere harcayalım. Mesela şaraba, hem de galon galon!!’ diyerek Gregor’ un elindeki şişeye uzanıp koca bir yudum aldı ve içmeye koyuldu. Derken gökyüzünde ay yükseldi. Mahzenden bir şişe daha alıp geceye devam eden iki arkadaş, kümesin ardında onları dinleyen mavi pelerinli adam koşarak oradan uzaklaşırken hiçbir şey fark etmedi.

********

Eli desteye uzandı. Bir kart çekip yavaşça çevirdi. Odunların üzerinde harlanan alevlerin ortasında zarif kanatlarını göğe açarak yükselen bir anka kuşu vardı. Ateşin gerisindeki yaşlı ağacın dallarından birine tüneyerek olan biteni seyreden gri bir baykuş göze çarpıyordu. Ağacın kovuğundan aşağı inmek üzere harekete geçen bir yılan resmedilmişti.

Rengi sarıydı, kaygan derisinin üzerine yer yer serpiştirilmiş küçük, yeşil benekleri vardı.

Yılanın pullarla kaplı kaygan derisi Ay ışığının altında parlıyordu.

Anka kuşu başını göğe doğrultmuş, bakışları Ay ile buluşmuştu.

Gökyüzünde bir gümüşi ışık daha vardı. Sanki göğü yırtarcasına karanlığı delen parlak bir şimşek.

Şöminenin çatırdayan alevlerine baktı. Tam o anda, tatlı bir esintiyle havalanan yarı açık pencerenin pervazından ona doğru seslenen bir ses duydu, ‘ Morgana.. Orada mısın La Bruja?’

Sessiz ama çabuk adımlarla perdeyi araladığında onu gördü. ‘ Desteyle kitabı sakla.’

Dönüp masanın üzerinde duran kitaba ve yarım daire şeklinde dizili kartlara baktı.

‘ Gözden uzak bir yere sakla onları. Koru kendini..’ diyen kasabanın delisi geldiği gibi sessiz ve iz bırakmadan yok oldu.

Aya baktı, derin bir iç çekip perdeyi kapadı. Çocukluğundan beri nereye gitse onu takip eden, kendinden başka kimsenin görmediği bu adamı seviyordu. Yaşamı boyunca ona rehberlik ederek tehlikelere karşı onu uyaran sağ duyu.. Adına Karga demişti. Kafasında beliren her soruya bir karga tüyüyle cevap veren, başı dertte olduğunda, kalbi hüzünle dolduğunda yanı başında biten..

İlk karşılaşmalarını hatırladı.. O zamanlar henüz ufak bir kızdı. Manastırın arkasındaki küçük pisi pisi otlarıyla dolu bahçenin içine gizlenmiş, otların üzerindeki uğur böceklerine bakıyordu.

‘ Morgana..’ diye adını söyleyen ezgili, gür ve güven veren sese doğru baktığında, sanki daha önce pek çok kereler karşılaşmışlar gibi doğal bir ifadeyle adama gülümsemişti.

Yapılı bir bedene sahipti.

Köşeliydi çenesi.

Kemerli bir burnu, beline kadar uzanan kuzguni siyah saçlara sahipti.

Gür, parlak saçlarını arkadan toplamış, başına da siyah bir tüy takmıştı.

‘ Merhaba Karga..’

Elindeki cam kavanoza üzeri uğur böcekleriyle bezeli bir pisi pisi otunu koparıp atarken adam ona, ‘ Merhaba Bu.’ demişti.

Morgana, küçük bir kahkaha attı, ‘ Bu mu? Bu ne garip bir isim böyle.’

Adam, ‘ Ama Bu.. Adın Bu..’ deyip geldiği gibi yok olmuştu.

Karga, kasabanın delisi değil, Morgana‘ nın görünmez ustasıydı. 

Desteyi topladı. Tam Gölgeler Kitabı’ nı da kapayıp sandığa yerleştirmek üzereydi ki, bir ıslık duydu.

Gecenin içinde araziye yayılan tatlı bir ıslık. Yavaşça perdeyi aralayarak baktığında, yaşlı köknar ağacının biraz ötesinde duran, Dionysos’ un yeryüzüne inmiş halini andıracak kadar düzgün bir fizikle taçlandırılmış, insanı günlük yaşantının dertlerinden bir bakışta uzaklaştıran ilahların ışığına sahip bir adam gördü. Duygularının haz ve acı arasındaki iki uçta gelip gitmesine aldırmaksızın adeta gözleriyle içti adamı. Derken adama doğru neşeyle koşan ufak boyda şampanya rengi, uzun kulaklı köpeği fark etti.

Köpek, sihirli bir değnek değmişcesine şekil değiştirerek bembeyaz bir kurda dönüştüğünde Morgana şaşırmadı. Adam ve kurt gözden yitene kadar onları seyretti. Kalbi ağzından fırlayacak, damarları yoğun kan akışı yüzünden patlayacak gibiydi. Bakışları yine gökyüzünde bir gümüş para gibi parıldayan aya kaydı. Yoğun bir enerji ayak tabanlarından yukarı doğru yükselmeye başladığında, bu gece gözüne uyku girmeyeceğini anladı. Ne yapacağını bilemeden odanın ortasında dikildi. Kedi Mia, şöminenin önündeki minderinden kalkıp sanki esneyen bir lastikmiş gibi uzun uzadıya gerindi. Yan gözle, kara köpeğe bakıyor ama sanki o odada yokmuş gibi davranıyordu. Kara köpek aniden yerinden kalkıp Mia’ yı yakalamak için davrandığında saniye dolmadan masanın üzerine sıçramıştı. Morgana, sırtını kamburlaştırarak köpeğe doğru tıslayan kediyi okşadı. Çok düşünmeyecekti ne yapacağını. Fazla analizin yaratıcılığı yok ettiğini düşünerek evden çıktı. Ormanın içinde, neredeyse boydan boya kıvrılan bir yılan gibi akan kara nehrin kıyısına oturup ayaklarını suya sokarak dolunayı seyretti. Derin derin iç çekerek tüm kalbiyle, teşekkür etti Ay’a, ‘ İyi ki varsın.’

‘ Ah!’ dedi tatlı bir ses, ‘ Sonunda birileri benimle birlikte seslendi Ay’ a!’

İliklerine kadar ürperdiyse de çaktırmadı Morgana. Üç beş metre uzağında, nehir kıyısında oturan, gecenin içinde parıldayan bir alevi andıracak kadar canlı kızıl saçları, fildişinden bir pudraya bulanmışcasına beyaz tenli, yeşil gözlü bir kadın vardı simsiyah elbiseli. Aktar kadındı bu.

‘ Ay,’ dedi kadın, ‘ Sezgidir, gece düşlerinden fısıltılar getiren. Doğup büyüdüğüm topraklarda o kutsaldır, uzağı gören derin dinleyici.. Bizim gibilerin dilini akıcı bir biçimde konuşmaya yönlendirir. Şu an olduğu gibi. Biz insanlar aslında onun aklından geçen düşüncelerden başka bir şey değiliz.’

Bu kadında sadece kızıl olmasından kaynaklanmayan bir sıcaklık vardı, insan sıcaklığı.

Ona her an gülümsüyormuş izlenimi veren çekik yeşil bakışları, çıkık elmacık kemikleri, ince pembe dudakları ve pudra gibi tenine tezat, elleri bir erkeğinki kadar kaba, ayakları ise o oranda büyüktü. İri kemikli ve oldukça uzundu kadın.

Morgana, ışıl ışıl gözlerle baktı aya, döngülerin yaratıcısı, o yitirilmiş ve uzun zamandır unutulmuş olana. Kaynağa, geceye, karanlığın içinde ışıldayan gümüşi şafağa.

‘ Geçen gün, dükkanına geldiğimde seni yanlış anladım..’

Destina gülümsediğinde ince dudakları yukarı doğru kıvrıldı. Genç mi, yaşlı mı belli değildi. Ölümsüzdü sanki. ‘ Mühim değil. Zor zamanlarda yaşıyoruz. Tanrıça’ nın izlerine dair her şeyin silinmesi için dört koldan uğraşanların günlerindeyiz.

Dişinin aşağılandığı, günahkar kabul edildiği ve yaratılıştan gelen gücünün bastırılmaya çalışıldığı bu zamanları, tarih kötü bir anı olarak hatırlayacak kuşkusuz.. Ama şu an, biriyle konuştuğunda temkini elden bırakmamak gerektiği bir zaman.’

Kara nehrin gölgesi, gecenin ritmiyle kıvrılan bir yılanı andırıyordu. Parlak ay ışığının altında, ayaklarını suya sokmuş iki kadın kusurlarına bakmaksızın gün ağarana kadar hayat, ölüm ve kuluçka üzerine konuştu ve ruhları kadın ruhuna ait arazilerden geçerken tek şahitleri Ay’ dı.

*******

Leopoldo pencereden dışarı, soğuk ve yağmurlu güne baktı. Karnı zil çalıyordu. Kümese girip tavukları kontrol etti. Hepsi tamdı. Sadece iki yumurta vardı. Olsun, hemen aldı. Kümesin dip köşesine sakladığı keseleri kontrol etmek için baktığında kanı çekildi. Paralar yok olmuştu. Samanları didikledi ama boşuna. Aklına Gregor’ un onları alıp kasabaya indiği düşüncesi geldiğinde biraz olsun içi rahatladı. Belki birkaç tavuk, akşama mideye indirebilecekleri besili bir horoz ve biraz da şarap almaya gitmişti. İki çiğ yumurtayı tepelerinden delerek içti.

******

Orman yolundaydı Gregor. Sinsi adımlarla ilerliyordu. Cebinde iki kese parayla birkaç tavuk, mideye indirebilecekleri besili bir horoz ve biraz da şarap alma niyetiyle kasabaya yollanmıştı yollanmasına ama yine rastlamıştı adamla beyaz köpeğine. Epey uzaktalardı, henüz kendini göstermemişti. Sıradışı yabancıya köpek dövüşünden önce hiç rastlamamıştı. Köpekteydi gözü, eğer ona sahip olabilirse bu çok para demekti. Sadece dövüşlerden kazandığı değil, bu beyaz köpeğin görüntüsü bile yeterdi. Elindeki para az değildi ama bu adamın paraya ihtiyacı yoktu ki. Daha birkaç hafta önce yüklü miktar kazanmıştı üstelik giyim kuşamına bakılırsa paraya muhtaç görünmüyordu. Adam yerde bulduğu kalın bir sopayı ileri attı. Beyaz kurt heyecanla sopayı yakalamak için koşturdu. Havada yakaladığı sopayı sahibine götürmek için geri döndüğünde Gregor görünmemek için hemen yaşlı bir ağacın arkasına saklandı. Birkaç saniye bekledikten sonra yavaşça başını uzattı.. Kimse yoktu! Adam ve köpek sanki yer yarılmış içine girmişlerdi. Koşar adımlarla ilerleyen Gregor’ un, arkasında duyduğu hırıltıyla nefesi kesildi. Dönüp bakmasına fırsat kalmadan kendini yerde buldu. Köpeğin sıcak soluğunu ensesinde hissetti. ‘ Dur dur dur.. Ben bir şey yapmadım!!’ İnce ıslığı duymasaydı yine ıslatacaktı altını.

‘ Chica, gel buraya.’

Köpek üzerinden kalktığında Gregor derin bir nefes aldı. Yavaşça doğrulup döndüğünde biraz uzağındaki kayanın üzerine oturmuş dik dik ona bakmakta olan adamı gördü. Yutkunmaya çalıştı ama boğazı kurumuştu. Adam elindeki kalın sopayı parmaklarının arasında nazikçe döndürerek, ‘ Neden bizi izliyordun?’ diye sordu.

Gregor, adamın sert bakışlarından mümkün olduğunca gözlerini kaçırmaya çalışarak, ‘ Aslında amacım sizi izlemek değildi efendim. Ben kasabaya iniyordum fakat yolda..’

‘ Sen bizi gördüğünde, biz de seni fark etmiştik değil mi Chica?’ diye sorduğunda, kurt neşeyle sahibinin etrafında döndü. ‘ Merak ettiğim şey.. Neden bizi gizli gizli takip ediyor olduğun?’ dedi ve dalın ucuyla hafifçe toprağı deşti.

Gregor, ‘ Şey.. efendim. Ben geçenlerde.. Hani dövüşün olduğu gece köpeğinizi çok beğenip size para teklif etmiştim, bilmem hatırladınız mı?’

Adam, ‘ Paraları göster bakalım.’ dediğinde Gregor titreyen ellerini ceplerine daldırdı ve iki kese para çıkardı.

Adam, ‘ Keseleri yere bırak.’ dediğinde ise, tereddütsüz toprağa koydu onları.

Adam, başıyla işaret ettiğinde, kurt Gregor’ a doğru koşarak yerden içi para dolu keseleri aldı ve sahibine götürdü. İçi dolu keseleri açıp baktığında adamın gözleri ışıldadı.

Onun memnun olduğunu gören Gregor cesaretlenerek ayağa kalktı, ‘ Herkes parayı sever öyle değil mi efendim?’

Adam coşkulu bir kahkaha atarak, ‘ Ne demezsin!? Adın neydi senin?’

Gregor az da olsa çekingenliğinden sıyrılarak sırtını dikleştirdi, ‘ Gregorio efendim ama yakınlarım bana Gregor der.’

Adam elindeki dalı hafifçe ileri geri salladığında, Gregor uzak kalmasını ima ettiğini anladı ve hevesi biraz kırıldı. Mümkün olduğunca yumuşak bir ses tonuyla, ‘ Efendim, burası benim doğup büyüdüğüm kasaba.. Kime sorsanız beni tanır.. Herkes beni sayar ve sever.’ dedi.

Adam gülümsedi ve sanki bakışlarıyla onu delip geçebilirmiş gibi, ‘ Ah Gregor.. tsck tsck tsck.. İnsanlar isimleriyle uyumludurlar bunu biliyor muydun?’

‘ Evet, efendim bunu duymuştum.’

‘ Adının anlamını biliyor musun?’

‘ Biliyorum efendim..’ Sesi biraz çatlayarak yanıtladı, ‘ Tetik, uyanık demek.’

‘ Bak bu güzel işte! Peki benim adımı biliyor musun?’

‘ Bilmiyorum ama öğrenmeyi isterim efendim.’ dedi Gregor. İçinden bir ses, ne kadar cana yakın görünürse görünsün, bu adama fazla güvenmemesi gerektiğini söylüyordu.

‘ Cenobia..’ dedi adam. Gregor bunun bir kız ismi olduğunu düşündü ama sessiz kaldı.

Adam, sanki tırnağının içinde orada olmasını istemediği bir pislik görmüş gibi yumruğunu kendi yüzüne yaklaştırarak gözlerini kıstı ve baş parmağıyla diğer tırnağının üzerini bir iki kez kazıdı, ‘ Anlamını merak ediyor musun Gregor?’

Soğuk bir korku dalgası yavaşça damarlarında ilerlerken, ‘ Söylerseniz memnun olurum.’ dedi Gregor.

‘ Zeus’un çocuğu demek. Mitolojiyle ilgilenir misin?’

‘ Hayır efendim ama Zeus’ u bilmeyen yoktur kanımca.’

Adam gülümsediğinde Gregor dişlerinin ne denli düzgün olduğunu düşünmeden edemedi. Derken adamın yüzüne yayılan gülümseme yavaşça yerini dalga dalga tüm ormana yayılan tedirginlik uyandırıcı bir ciddiyete teslim etti.

Beyaz kurt huzursuzlanarak hırıldadığında, Gregor’ un kanı dondu.

‘ Köpeğimi hiçbir şeye değişmem Gregor.. Bana Chica’ ya karşılık teklif ettiğin paraya gelince.. Onu sana geri vermeyeceğimden emin olabilirsin. Küçük bir ders niyetine.’

İnce bir öfke dalgasının içinde yükselmesine rağmen Gregor alttan almayı sürdürdü,

‘ Efendim sizin için pek bir değeri olmayabilir ama o para benim için önemli. Size para teklif ederek köpeğinize değer biçmeye çalışmamı cahilliğime veriniz lütfen..’

‘ Kes!‘ dedi adam, ‘ Üçe kadar sayacağım ve sen yok olacaksın...’

Nefesi sıklaşan Gregor titremesini engellemek için ellerini cebine soktu.

‘ Bir..’

Bir an adamla göz göze geldi. Cenobia‘ nın gözlerinden delilere has bir zeka fışkırıyordu.

‘ İki..’

Gregor sağına soluna bakındı.

‘ Üç..’

Gregor toz olmuştu.

*********

‘ Sana o paraların lanetli olduğunu söylemiştim Leo.’

Leo arkadaşına hak verdi. Kümesteki tavuklardan en cazgır olanını kanatlarından tutup yere yatırdığında, gıdaklamalarına aldırmadan, tereddütsüz boğazını kesiverdi. Hala gözlerini kırpıştıran kesik başı uzağa fırlattığında diğer tavuklar koşarak kaçıştı.

‘ O adamdan da, kadından da kurtulmamız gerek.’ diyerek kestiği tavuğun tüylerini yolmaya başladı.

‘ Peder Cristiano kanıt isteyecek. Eğer yeterli delil bulamazsak Morgana’ nın öfkesini üzerimize çekmiş olacağız ve tabii Cenobia’ nın da. Yüce Tanrım beni bir daha onlarla yalnız karşılaşmaktan korusun.‘ dedi Gregor.

‘ Benim o cadıdan korkum yok!.. Ama adamı bilmem.. Adı da kendi gibi tuhaf.’ diyen arkadaşını yan gözle süzdü. Adamdan çok, çekinmesi gerekenin kadın olduğunu bilse ne olacaktı. Onda doğa üstü güçler vardı. Morgana gerçek bir cadıydı. Bir Bruja... Türünün en ölümcülü...

BÖLÜM  SONU.


kaynak

Devamını Oku »

11 Temmuz 2014 Cuma

Huzurlu Uyku için Telkin Kullanmak.

Huzurlu bir yaşam istiyorsak yapmamız gereken şey düşüncelerimizi kontrol etmektir. Zihin filtremizi kontrol etmek düşüncelerimizin zihnimizde gelişigüzel kısır döngüye girerek kontrol dışına çıkmasını önlemektir. Zihnimiz sürekli bir şeylerle meşgul olmak istediği için içinde düşünceler sürekli dolaşır. Sürekli zihnimizi meşgul eden düşünceleri kontrol altına almadığımızda bu düşünceler bizi esir eder ve onlar bizi kontrol altına alır. Yıllarca her gece yatarken bana hiç faydası olmayan düşüncelerle zihnimi meşgul ettiğimi fark ettim. Bu konuda bilgi birikimi sonrasında zihnimi kontrol etmenin yollarından birisininde telkin olduğunu anladım.  Ve gece yatarken zihnime ihtiyacım olan düşünce tohumları ekmeyi ve beslemeyi öğrendim. Gece yatmadan önce ve sabah kullandığım telkin metnini ve bu konudaki ses kaydının linkini aşağıda paylaşıyorum. Telkin ses kaydı ikinci tekil şahsa yönelik hazırlanmıştır.  Telkin ses kaydının başından sonuna kadar subliminal telkin vardır. Uyku öncesi zihnimin başka düşüncelerle meşgul olmasını önlemek üzere aynı zamanda ilk yarım saatlik bölümde açık ses kaydı bulunmaktadır. Bu telkin tek başına bir hastalık tedavi yöntemi değildir. Ses kaydındaki tüm konuşmalar duyulabilir, açık ve nettir. Ses kaydını dinlerken rahatsızlık hissederseniz (nefes alamama, panik atak vb.) telkini dinlemeyi bırakın. Uzun süre yüksek sesle dinlemek işitme bozukluklarına yol açabilir. Olabilecek rahatsızlıklardan dolayı tüm sorumluluk telkini dinleyen kişiye aittir. Buna benzer telkin hazırlamak isteyenler için kullanabilecekleri ses kayıt programı ve kullanım kılavuzu aşağıdaki linkten indirilebilir.
Yeni sürüm ses kayıt programını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.***********************************************************************
İlk bölüm vücudu gevşetmeye yönelik telkinler üçer kez tekrar edilmiştir. Bu bölümde her tekrar öncesi derin nefes alıp verilmesi vücudun daha çabuk gevşemesini sağlayacaktır.Ayak parmaklarım gevşedi ve rahatladı.Ayak bileklerim gevşedi ve rahatladı.Bacaklarım gevşedi ve rahatladı.Karın kaslarım gevşedi ve rahatladı.Kalbim ve ciğerlerim gevşedi ve rahatladı.Ellerim ve kollarım gevşedi ve rahatladı.Omuzlarım ve boynum gevşedi ve rahatladı.Gözlerim gevşedi ve rahatladı.Bütün zihnim ve bedenim gevşedi ve rahatladı.
Bu bölümden itibaren telkinde subliminal kayıt bulunmaktadır.Zihnimde huzur, sakinlik, dinginlik, ayıklık, denge, uyum, bolluk bereket ve güven hakim.Her gün her anlamda daha iyi daha iyi oluyorum.Yaşamın tam merkezindeyim. Sevgiye sıkıca bağlıyım.Bugün benim genel af günüm. Bugün ve geçmişimde beni incitmiş olan herkesi ve her şeyi herkesi affediyorum bağışlıyorum. Onları zihinsel ve manevi olarak azat ediyor serbest bırakıyorum. Her biri için sağlık, mutluluk, huzur ve hayatın nimetlerini diliyorum. Bunu özgürce, keyifle ve sevgiyle yapıyorum. Ne zaman beni incitmiş olan kişi ve ya kişileri düşünsem “Sizi azat ettim. Hayatın bütün iyilikleri sizinle olsun.” Diyorum. Ben özgürüm, onlarda özgür bu harika.Annemi affediyorum ve bağışlıyorum.Babamı affediyorum ve bağışlıyorum.Abilerimi affediyorum ve bağışlıyorum.Yengelerimi affediyorum ve bağışlıyorum.Yeğenlerimi affediyorum ve bağışlıyorum.Herkesi özgür ve serbest bırakıyorum.Herkesi tamamen ve özgürce affediyorum. Onlar için uyum ve huzur diliyorum. Ben huzurluyum, dengeliyim, sakin ve soğukkanlıyım. Güvenlik ve huzur içindeyim. İçimdeki ilahi varlığı hissederken, üzerime bir durgunluk çöküyor, bir sükûnet tüm varlığımı sakinleştiriyor. Hayatı fark etmenin ve sevginin beni iyileştirdiğini biliyorum. Kendimi affediyorum kendimi bağışlıyorum.Kendimi olduğum gibi seviyor, kabul ediyor ve onaylıyorum. Kendimi seviyor ve takdir ediyorum.Neşe, mutluluk ve bereket dolu bir yaşamı yaşamayı seçiyorum. Huzurluyum.Yaşama güveniyorum. Gereksinimlerim her zaman karşılanıyor. GüvendeyimBilmem gereken her şey bana açıklanır.İhtiyacım olan her şey bana mükemmel bir zaman-uzay sıralamasıyla ulaşır.Hayat mutluluktur ve sevgiyle doludur.Güçlü ve sağlıklı bir bedenim var.Nereye yönelsem zenginleşip değişiyorum.İhtiyacım olan her şeyi ihtiyacım olduğu anda evren bana verir.Değişmeye ve gelişmeye istekliyim.Benim dünyamda her şey yolunda.Allahın bana verdiği her şeyi sevgiyle kabul ediyorum.Kendim ve bütünün hayrı için kabul ediyorum.Zihnim huzur ve dengeyle dolu,:İçimde sükunete sahip sınırsız zeka var. Geçmişe bugüne ya da geleceğe dair hiçbir şeyden korkmuyorum. Bilinçaltımın sınırsız zekâsı beni her anlamda yönlendiriyor; bana öncülük ediyor, bana yol gösteriyor. Şimdi her durumu, inançla, dengeyle sükûnetle ve güvenle karşılıyorum. Beni rahatsız eden alışkanlığımdan tamamen kurtuldum. Zihnim iç huzurla, özgürlükle ve keyifle dolu. Kendimi affediyorum, sonra başkalarınca affediliyorum. Zihnimde huzur, ayıklık ve güven hakim. Sonsuz zekâ her alanda bana öncülük ediyor ve beni yönlendiriyor. Sağlığım mükemmel; Uyum yasası zihnimde ve bedenimde faaliyet gösteriyor. Güzellik, sevgi, huzur ve bolluğa sahibim. Doğru eylem ve ilahi düzen prensipleri bütün hayatımı yönetiyor. Büyük terimin temelinde hayatın ezeli ve ebedi gerçeklerinin olduğunu biliyorum. Bilinçaltımın, bilincimin düşünme biçiminin doğasına göre tepki verdiğini biliyor, hissediyor ve inanıyorumSonsuz zekâ her alanda bana öncülük ediyor ve beni yönlendiriyor. Sağlığım mükemmel; Uyum yasası zihnimde ve bedenimde faaliyet gösteriyor. Güzellik, sevgi, huzur ve bolluğa sahibim. Doğru eylem ve ilahi düzen prensipleri bütün hayatımı yönetiyor. Büyük terimin temelinde hayatın ezeli ve ebedi gerçeklerinin olduğunu biliyorum. Bilinçaltımın, bilincimin düşünme biçiminin doğasına göre tepki verdiğini biliyor, hissediyor ve inanıyorumYüce varlığın kusursuzluğu şu anda benim içimde ifade buluyor. Bedenim ve bütün organlarım, bilinçaltımdaki sınırsız zekâ tarafından yaratıldı. O beni nasıl iyileştireceğini biliyor. Mükemmel sağlık fikri şu anda bilinçaltımı dolduruyor. Bana biçilen imaj, kusursuz bir imaj. Bilinçaltım, yüce varlığın zihnindeki mükemmel imajla uyum içinde bedenimi yeniden yaratıyor. Parayı seviyorum. Onu bilgece, yapıcı adil bir şekilde kullanıyorum. Para hayatımda sürekli dolaşıyor. Onu keyifle serbest bırakıyorum ve bana harika bir biçimde artarak geri dönüyor. Bu çok çok güzel. Para bana bol bol, bir çığ gibi büyüyerek geliyor. Parayı sadece iyi nedenler içi kullanıyorum. İyi durumda olduğum ve zihnimin zenginliği olarak gördüğüm için şükran duyuyorum.Ben, bilinçaltımın sınırsız zenginliklerine sahibim. Zengin, mutlu ve başarılı olmak benim hakkım. Para bana özgürce, bol bol ve durmadan akıyor. Gerçek değerimin sonuna kadar bilincindeyim. Yeteneklerimi özgürce kullanıyorum ve maddi açıdan harika bir biçimde ihya oluyorum. Bu harika.İlahi düzen bugün ve her gün hayatımın kontrolünü eline alıyor. Bugün her şey benim iyiliğim için çalışıyor. Bu benim için yeni ve harika bir gün. Bir daha asla böyle bir gün olmayacak. Bütün gün ilahi olarak yönlendiriyorum ve yaptığım her şey bana refah getirecek. İlahi sevgi beni çevreliyor, sarıyor. Huzur içerisinde ilerliyorum.  İşyerimde çalışan herkes dürüst samimi, işbirliğine yatkın ve bize karşı iyi niyetle dolu. Tüm iş arkadaşlarıma karşı düşüncelerimde ve hareketlerimde sevgi, huzur ve iyi niyet var. Huzur, sevgi ve iyi niyet elçilerini benden önce işyerime gönderiyorum. Ben de dahil olmak üzere işyerindeki herkesin yüreğinde ve zihninde huzur ve uyum var. Her yeni güne inançla ve güvenle başlıyorum. Kendimi sevgiyle destekleyip olduğum gibi kabul ettikçe kendimi çok daha değerli hissediyorum. Daha değerli hissettikçe daha iyi oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha da güvende oluyorum… Daha değerli hissettikçe daha değerli oluyorum…Ben kendimi daha değerli hissettikçe gücüm ve yeteneklerim ortaya çıkıyor… Gücüm ve yeteneklerim ortaya çıktıkça ben kendimi daha değerli hissediyorum… Bütün bunlar bende eşsiz bir harmoni oluşturuyor. İşte ben bu harmoniyim… Benim kendimi değerli hissetmem için dünyada belirli şartların oluşmasına gerek yok. Ben sadece nefes aldığım için bile kendimi değerli hissedebilirim. Ben kendimi olduğum gibi kabul edip değerli hissettiğimde bütün dış şartlar bana ayak uydururlar ve bana ne kadar değerli olduğumu kanıtlarlar… Ben kendimi olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum… hayat benim için değerlidir… ve bende hayat için…Geçmişte kendimi değerli hissetmemiş olabilirim. Ama buna bağlı yaşadığım tüm durumlarım sorumlusu benim. Tüm bu kararları sevgiyle değiştiriyorum… Bilirim ki özdeğer kişinin kendi iç dünyasında kazanılabilir bir olgudur. Şimdi içime dolan öz değerin ışığını hissediyorum… Ben öylesine değerliyim ki, hayatın tüm güzel olasılıklarına açık ve layık olduğumu anlıyorum… Ben bunu anladıkça hayat tüm güzel olasılıklarını bana açıyor. Bu ne de güzel bir harmonidir… Ben kendimi değerli hissedebilirim… Ben her an kendimi daha da değerli hissedebilirim… Ve bu benim için bir alışkanlıktır… kendimi sevmek ve değerli hissetmek benim en güzel alışkanlığımdır… Bu beni daha da değerli ve güvende kılar.Ben kendimi öyle değerli hissederim ki, her ismimi duyduğumda kendime verdiğim değer iki kat artar. Ve iki kat daha… iki kat daha… Ben kendimi değerli hissettikçe başkalarındaki değeri görmeyi de bilirim... Onlardaki bu değeri her an onlara hissettiririm. Onlardaki mükemmeli görmeyi seçerim… Çünkü onlardaki mükemmel, benim içimdeki mükemmeldir… Ben onları değerli buldukça, onlar beni fazlasıyla bulur bilirim... Bu harmoni ile bir bütün olurum… Ben değerliyim, ve bunu deneyimlemeyi seçiyorum… Şimdi hızla değişiyorum....Kendimi sevgiyle anıyorum ve iyi niyetle dopdolu olarak uykuya dalıyorum. Bütün gece boyunca huzurumu koruyorum. Sabahleyin hayat ve sevgiyle dolu olacağım. Etrafımı bir sevgi çemberi kuşatacak. Sen benimle birlikte olduğun için kötülüklerden korkmayacağım. Huzurla uyuyorum, keyifle uyanıyorum.

Halis Şahiner

Kaynak

Devamını Oku »

9 Temmuz 2014 Çarşamba

Okulda Başarı İçin Çalışma Ortamı Nasıl Olmalı?

Kütüphanelere, marketlere, işyerlerine hiç dikkat ediyor musunuz. Bu yerler müşterilerin ihtiyaçlarını ve psikolojik durumlarını dikkate alarak döşenmektedir. Büyük bir markete girdiğiniz düşünün. Birkaç parça mal alarak çıkmayı düşünüyorsunuz. Ancak daha sonra bakıyorsunuz ki arabanızın içinde her türlü malzeme var. Bunun nedeni nedir? Marketin ortamının, renklerinin, raflarının sizi tüketime itmesidir.

Ders çalışma ortamınızı sizler eğer ders çalışma ihtiyacınıza göre düzenlerseniz psikolojik ve fizyolojik olarak kendiniz ders çalışma motivasyon ve konsantrasyonu içerisinde bulacaksınız. Psikolojik danışma ve rehberlik mesleğinin Türkiye’de ki babası olarak görülen Prof. Dr. Hasan Tan; “ders çalışılacak mekanın, çalışmayı kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi ve çalışacak kişinin de çalışmaya hazır bedensel ve psikolojik atmosfer sokması lazımdır.” sözüyle bu önemli konuyu çok güzel açıklamıştır.

Çalışma ortamınızı nasıl düzenlemelisiniz? Bundan önce nerelerde ders çalışabilirsiniz ? bu soruya cevap aramamız daha uygun olur.

- kütüphane aradığınız kaynakları en kısa sürede ve en geniş içeriğiyle bulabileceğiniz yerdir.
- Kütüphanede bir çok kişi ders çalışmaya geldiği için size motivasyon sağlar,
- Çalışmanıza engel olabilecek televizyon, telefon, arkadaşlar, aileniz v.b. etkenler kütüphanede yoktur.

- arkadaşınızın evi ders çalışmayı planladığınız gün müsait olmayabilir,
- arkadaşınızla bir araya gelince dersi bırakıp müziğe veya muhabbete dalabilirsiniz,
- arkadaşınızın annesi size misafir gibi davranıp, pasta, kek, çay, kola içmekten ders çalışmaya vaktiniz kalmaya bilir.
- Ders çalışırken gerekli olan kaynaklar arkadaşınızın evinde bulunmayabilir,
- Arkadaşınızın küçük kardeşi sizi rahatsız edebilir,

- okulunuzda boş derslik bulamayabilirsiniz. Özellikle devlet okullarında,
- etüt yerleri bazı öğrencilerin toplantı yeri olabilir,
- siz etüt yaparken okulun hizmetlisi orayı temizleyebilir,
- kaynakları bulmakta zorlanırsınız,
- okulda bir derslikte çalışacağınız için kafanıza takılan soruları öğretmeninize sorabilirsiniz,
- çoğunluk olduğunuz için çalışma motivasyonunuz artabilir.

öğrencilerin en çok ders çalıştıkları yer hiç kuşkusuz kendi evleridir. Eğer kendi evinizde derslerinize çalışıyorsanız ders çalışma ortamınızı oluşturmak sin elinizdedir. Evinizde ders çalışma etkinliğinden en yüksek derecede verim elde etmek istiyorsanız şu hususlara dikkat etmelisiniz ve düzenlemelisiniz.

Evinizde kendinize mutlaka olumlu bir çalışma ortamı hazırlayın. Ünlü eğitimci ve psikolojik danışma ve rehberlik kitabının yazarı prof. dr. hasan tan ; “ders çalışılacak mekanın, çalışmayı kolaylaştıracak şekilde düzenlenmesi ve çalışılacak kişinin çalışmaya hazır bedensel ve psikolojik atmosfere sokması lazım” diyor.

Eğer evinizin imkanları el veriyorsa ve babanızı kandırabilirseniz mutlaka bir çalışma odanız olsun. Bu odayı ders çalışma etkinliği için kullanmalısınız. Odaya girdiğiniz taktirde “ben ders çalışmalıyım” dedirtmeli size. Size ders çalışmanız için motivasyon sağlamalı.

Odanız sizin en çok özgür olduğunuz mekandır. İstediğiniz gibi düzenleyebilirsiniz. Ancak hedefinizi, amaçlarınızı ve psikoloji bilimini dikkate alarak düzenlerseniz yarıştaki diğer arkadaşlarınızdan önde olabilirisiniz.
Odanızın duvarları açık mavi yada yeşil olabilir. Beyaz renkten sakının. Bu renk gözünüzü yorabilir. Odanızın boyası size karamsarlık değil, olumluluk aşılamalıdır.

Odanızın duvarların dikkatinizi dağıtacak resim, poster asmayın. Ben mutlaka bir şeyler asmalıyım diyorsanız “gideceğiniz üniversitenin resmini, çalışmayı planladığınız şirketin genel müdürlük binasının resmini, motivasyon sağlayıcı slogan sözler” asmalısınız. Bu resim ve sözler size motivasyon sağlayıcı olmalı. Hayallere dalmanızı sağlayıcı olmamalıdır.

Çalışma odanızda mutlaka çalışma masanız olmalı. O masanın üstünde derslerinizi çalışmalısınız. Yemek yeme gibi ders çalışma etkinliği dışındaki faaliyetleri çalışma masanızda yapmayın. Çalışma masanız size çalışmayı çağrıştırmalı, yemek yemeyi değil.

Masanızı pencere kenarından uzak bir yere koyun. Böylece ders çalışırken karşı komşunun çocuğuyla, alt kattaki kiracının çocuğu arasındaki kavgaya dalmamış olursunuz. Yada orada geçen mercedes’in içinde kendinizi bulmamış olursunuz. Yani konsantrasyonunuz bozulmamış olursunuz.

Ders çalışma masanızın üstü düzenli ve tertipli olmalı. Dağınık bir masa konsantrasyonunuzu bozabilir. Bu nedenle masanız üstünde lambanız, kağıtlarınız, kaleminiz,silginiz ve varsa çalışacağınız kitap olmalı. Ders çalışırken size lazım olacak kaynaklar ise masadan kalkmadan bulabileceğiniz bir yerde (çekmece gibi) olmalı. Yerlerini çok iyi bilmelisiniz (bu da düzenli olmanıza bağlıdır) ders çalışırken kalkıp sözlüğü aramak, kalemin ucu kırıldığında açacağı bulmak için masayı talan etmek konsantrasyonunuzu bozucu etkilerdendir.

Odanızda masanızın olacağına göre bir de sandalyeniz olmalıdır. Sandalye yerine koltuk gibi yumuşak oturaklar kullanmayın. Bu oturaklar sizi gevşetebilir. Rahat olan koltuklarda uykuya dalabilirisiniz. Sandalyeniz çok da sert olmamalı. Çok sert olursa bu seferde sizi rahatsız edebilir. Konsantrasyonunuz dağılabilir.

Çalışma odanızda sizi motive edici etkenlerden biriside h,iç kuşkusuz küçük bir kütüphanedir. Bu kütüphanede ders kitapları, ders dışı kitaplar, ders çalışırken kullanacağınız temiz ve müsvette kağıtlar, yedek kalem, silgi, açacak, not tuttuğunuz klasörler bulunmalıdır. Kitaplığınızda dergi, gazete gibi dikkatinizi dağıtacak şeyleri koymayın. Onları daha çok televizyonun yanına koyun.

Sabah uyandığınız da hemen yatağınızı toplayın. Eğer yatağınızı dağınık bırakırsanız yatağı her gördüğünüzde “içinde olsam” diye düşünürsünüz. Yatağınız toplu olursa “oturmayayım şimdi bozulur” diye düşünürsünüz.
Yatağınız masanızla yan yana olmamalı. Masada ders çalışırken yatağınızı göremeyecek şekilde odanızı düzenlemelisiniz. Eğer masada ders çalışırken yatağı görüyorsanız, o yatağın içinde olmayı da isteyebilirsiniz.

Odanıza kesinlikle televizyon koymayın. Televizyonu oturma odasında izleyin. Eğer odanıza televizyon koyarsanız, ders çalışırken dinlenme aralarında televizyonu açabilirsiniz. Daha sonrada kapatamayabilirsiniz. Böyle olursa ders çalışma planınız bozulur. Kendinize olan güveninizi kaybedebilirsiniz. Ayrıca televizyon dinlendirici değil, yorucu bir tekinliktir. Çünkü televizyondan gelen ışık gözünüzü, ses ise kulağınızı dolayısıyla zihninizi rahatsız etmiş olursunuz. Ayrıca ders çalışma planlarınızda televizyon seyretmek için gerekli ve en ideal zamanı ayırdın. Bunu da unutmayın.

İnsanların sosyo ekonomik düzeyi artıkça ve bilgisayar piyasası da ucuzladıkça artık herkes evine bir bilgisayar almaya başladı. Bilgisayar araştırma ve araştırılan konuyu yazıya dökme açısından oldukça önemli bir alettir. Bu nedenle bilgisayarınızı oyun için değil, dersinize yardımcı olsun diye kullanın. Eğer bilgisayar bağımlısıysanız bilgisayarı odanızdan kaldırın, babanıza hediye edin. Ancak sizler iç disiplininizi sağlayabiliyorsanız bu tuzağa zaten düşmezsiniz.

Çalışma odanız mümkün olduğu kadar sessiz olmalı. Ben sessizlikte çalışamıyorum diyenleri duyar gibiyim. Kendinizi aldatmayın. Eğer ders çalışırken müzik dinliyorsanız algılamanız düşer. Yani 10 kelime öğrenecekken müzik sayesinde 6 elime öğrenirsiniz. Ancak siz 6 kelime öğreneceğiniz için ses sisi etkilemiyormuş gibi düşünürüsünüz. Kaybettiğiniz bilginin farkında değilsinizdir.

Beynimizin en önemli gıdası hiç kuşkusuz oksijendir. Eğer bulunduğunuz ortamda yeteri kadar oksijen yoksa sizde bu durum gerginliğe ve baş ağrısına neden olur. Bu da konsantrasyonuz bozar. Bu nedenle odanız iyi havalanmalı ve oksijen dolu olmalı.

Çalışma odanız yeteri kadar ışık almalıdır. Odanız iyi aydınlanırsa gözleriniz rahatsız olabilir. Çoğunuzun odasında masa lambası vardır. Masa lambanız florasanlı olmalı. Çünkü bu lambalar gözü daha az yorar. Masa lambanızın ışığı gözünüze direk gelmemeli., ışık gölgenizi masanın üstüne gelecek şekilde konmamalıdır. Masa lambanızın ışığı çalışacağınız ortamı aydınlatacak şekilde olmalı. Sağ elini kullananlar için ışık soldan ; sol elini kullananlar için sağdan gelmelidir. Eğer masa lambanız yoksa odanızı aydınlatan lambayı masa lambası olarak düşünün.

Masa lambanız yoksa hemen alın. Çünkü masa lambası kişiye motivasyon sağlar.

Evinizde ders çalışıyorsunuz ama hem aileniz kalabalık olmasından, hem de imkanlarınızın olmamalı nedeniyle ideal bir çalışma odanız yok. Karamsarlığa kapılmayın. Evinizde kendinize bir çalışma köşesi oluşturun.

İlk önce ben nerede ders çalışmalıyım diye kendiniz sorun. Diyelim ki yemek odasındaki masayı ders çalışmak için kullanacaksınız. Mutlaka ders çalışma köşenizde ders çalışmadan önce bir takım değişiklikler yapmalısınız. Masanın örtüsünü değiştirin. Kendin,ize sade gösterişsiz bir örtü seçin. Ders çalışacağınız da her zaman bu örtüyü kullanın. Masanın üstünde ders dışı malzemeler varsa kaldırın. (meyvelik, tuzluk v.b.) sadece ders çalışma sırasında size yardımcı olacak malzemeler masanın üstünde olsun. Böylece sadece siz ait bir çalışma köşesi oluşturmuş olursunuz. Buda çalışma köşenizin olmamsından daha çok sizi motive der.
Bunların dışında eğer sizler başarılı öğrenciyseniz (ben buna inanmıyorum) her ortamda çalışabilecek bir psikolojik yapıya sahip olmalısınız. Otobüste, tramvayda, okuldan eve giderken v.b.

Eğer arkadaşlarınızla birlikte bir grup oluşturarak çalışmayı planlıyorsanız dikkat etmeniz gereken bazı noktalar vardır. Eğer bu hususlara dikkat ederseniz çalışma grubundan daha fazla verim alabilir, çalıma ortamı oluşturabilirsiniz.

• Çalışma grubunuz 4 – 6 kişi arasında değişmelidir. Daha az veya daha çok olmamalıdır.
• Bir bilgi paylaşımı olacağı için herkesin katılımı oldukça önemlidir. İsteksiz kişileri grubunuza almayın.
• Grupta olacak kişilerin illaki çok yakın arkadaş olmasına gerek yok. Grubun toplanmasının nedeni bir “amaç”tır.
• Seçeceğiniz gruptaki öğrenciler en az sizin kadar istekli, bilgili ve katılımcı olmalıdır.
• Toplanacağınız saatlere ve yapacağınız ödevlere çok özen gösterin.
• Grubun kurallarını önceden belirleyin. Kurallar katı olabilir. Hatta kuralları yazılı hale getirip imzalayın.
• Grup planı oluşturun. Kim hangi konuya çalışacak, nerede toplanılacak, saat kaçta toplanılacak? Görevini aksatana nasıl bir yaptırım uygulanacak? Bu sorulara cevaplar bulun.
• Görev (konu, ders) dağılımını eşit yapın. Gruptaki herkes mutlaka görev alsın.

Öğrencilerin en çok problemle bana geldikleri konudur.Küçük kardeşim ders çalışmamı engelliyor;gelip kitaplarımı karalıyor…vb.

Küçük kardeşinizin bulunduğu bir ortamda yada küçük çocukların bulunduğu ortamda şu şekilde çalışabilirsiniz:

1.Kardeşinizin(çocukların)oyalanabileceği aktiviteler hazırlayın.Siz ders çalışırken kardeşinize bir kağıt ve bir kalem verin sizin resminizi çizsin,kağıdı karalasın veya yap bozlar oynasın.
2.Kardeşinizi de çalışma programına katın:Kardeşinize ne yaptığınızı anlatın.Ona da ayrı bir masada ödev verin yapsın.Yaptığı zaman ona ödül verin(şeker gibi).
3.Televizyonu kullanabilirsiniz:Televizyonda çizgi filmin olduğu kanalı açın ve onu televizyonun karşısına oturtun.Evinizde VCD veya video varsa daha önceden eğitici çizgi film alın ve ona seyrettirin.
4.Çakışma planınızı kardeşinize göre ayarlayın:Çocuklar genellikle çok uyurlar

Yazar: Ahmet YILDIZ (iletisim@ahmetyildiz.com)

Bu konuya benzer "Ders Çalışırken Kondisyon Ne Alemde?" başlıklı makalemizde futbolcu, nefes ve ödev hakkında bilgiler verilmektedir. Okumanızı tavsiye ederiz..


Kaynak

Devamını Oku »

7 Temmuz 2014 Pazartesi

Kendimizle Yüzleşme Zamanı!

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane



Türkiye astroloji haritasının Güney Ay Düğümü derecesi üzerinden geçmeye hazırlanan Güneş, kendimizle ve geçmişle yüzleşme zamanlarında olduğumuzu gösteriyor...


Hepimizin kendisine sorduğu "Ben, niye buradayım?" sorusuna cevap verdiği için, Ay Düğümleri, Batı astrolojisinde doğum haritasının çok önemli bir parçasıdır. Ruhumuzun bu hayattaki niyeti ve geleceği, Kuzey Ay Düğümü ile ruhumuzun geçmişi de Güney Ay Düğümü ile bağdaştırılır. Kuzey Ay Düğümü, bizi geleceğe, Güney Ay Düğümü ise geçmişe çeker. Biz bu yazıda öncelikli olarak Güney Ay Düğümü üzerinden değerlendirme yapacağız. Çünkü gerçekleri gün ışığına çıkaran Güneş, şimdilerde Türkiye astroloji haritasında 9 derece Balık burcunda bulunan Güney Ay Düğümü üzerinden geçmekte, ilahi senaryonun bizi geçmişle yüzleşmeye davet eden yüzünü aydınlatmakta. 1 Mart Cumartesi günü Güney Ay Düğümü derecesine çok yakın derecede (sadece 1 derece farkla) bir yeniay da gerçekleşiyor üstelik!


İster bir kişi haritasında olsun, ister bir ülke haritasında, Güney Ay Düğümü’nün hangi burçta ve hangi evde yerleştiğine bakarak geçmişten bu yana taşıdıklarımızı, şimdiye dek hayata geçirdiğimiz becerilerimizi, eğilimlerimizi ve alışkanlıklarımızı içerir. İçgüdüsel ve otomatik olan davranışların türünü gösterir. Ayrıca bizim için güvenli bir sığınağı da temsil eder, fakat o sığınakta fazla kalırsak tembelleşebilir ve gerileyebiliriz. Transitler ve ilerletmeler Güney Ay Düğümü’ne kavuşum veya açı yaptığında, geçmişin izleri ve sorunları su yüzüne çıkar. Zira haritamızdaki en zayıf yerimiz burasıdır!


Peki, nedir en zayıf yönlerimiz?


Bu yazının amacı, bireysel haritalarımızdan ziyade, hepimizi ilgilendiren, müştereken sahip olduklarımızı ifade eden Türkiye astroloji haritası üzerinden değerlendirme yapmak. Bu farkındalığı kazanmaya ihtiyacımız olduğu bir dönemden geçmekteyiz çünkü…


Türkiye astroloji haritasında Güney Ay Düğümü 9 derece Balık burcunda, 9. evde ve 16 derece Balık burcuna denk gelen Tepe Noktası’na yakın yerleşmekte, 13 derece Balık’ta bulunan Uranüs ile kavuşum yapmaktadır. Şimdi bunların neler ifade ettiğine sade, açık ve anlaşılır ifadelerle değinmeye başlayalım…


Güney Ay Düğümü’nün bulunduğu burç ve ev bizi giderek zayıflatan, bu yüzden dengelememiz ve gölge yönlerinden uzaklaşmamız gereken özelliklerimizi anlatır. Bu hayatta öğrenmemiz ve gerçekleştirmemiz gerekenleri, Kuzey Ay Düğümü tarafından gösterilen burç ve ev yoluyla ortaya çıkarmamız beklenir idealde. Ancak bu, Güney Ay Düğümü’nün işaret ettiklerinden tamamen uzaklaşıp tümüyle Kuzey Ay Düğümü’nün özelliklerine yönelmek anlamına gelmez. Aksi halde, gene dengesiz bir durum yaratılmış olacaktır. Güney Ay Düğümü’nün bulunduğu burç ve ev vasıtasıyla anlattığı özelliklerden uzaklaşmak bilinçli farkındalık gerektirir. Ancak bunu yaparken, bırakmamız gereken özellikleri tümden yok saymak veya öldürmek yerine, onları bir tür araç gibi kullanarak Kuzey Ay Düğümü’nün işaret ettiği yöne gitmek, diğer deyişle, iki uç arasındaki dengeyi kurmak en doğrusudur.


Güney Ay Düğümü Balık burcunda:Bu yerleşim, bizim milletçe mağdur duruma düşmekten şikayet eden, kendimizde bu özellik olduğu için de mağdur durumda gördüğümüz kişileri kollama eğiliminde olduğumuzu gösterir. Bu karakteristik özelliğimizi hak etmeyen kişiler için ya da suiistimale açık bir şekilde kullanmaya devam ettiğimiz sürece zarar görmeye de devam ederiz! Astrolojide güzel bir söz vardır: “Karakterimiz, kaderimizdir!” Yetersizlik duygusu ve bağımlılık eğilimi Balık burcundaki Güney Ay Düğümü’nün bir başka özelliğidir. Kendimizi yetersiz hissetmemiz, fazla sorgulamaksızın ve gereğinden fazla saf bir biçimde (Balık burcunun zayıf yönlerinden) yeterli ve güçlü gördüğümüz kişilerin peşine düşüvermemize de sebep olmaktadır. Böylelikle suiistimale daha da açık hale geliriz. Özellikle de yönümüzü bulamadığımız, kaosa düştüğümüz zamanlarda kurtarıcı olarak gördüğümüz kişilerin ardına düşme ve bağımlılık geliştirme eğilimimizin güçlü olduğunu gösterir Balık burcundaki Güney Ay Düğümü!


Güney Ay Düğümü 9. evde:Bu yerleşim, bazı inanış ve görüşlere kendini kaptırma eğilimini, inançlarla ilgili konularda fanatikleşme veya abartma riskini gösterir. Sorun inanmak veya inanmamaktan ziyade, dengeyi sağlayamamak veya abartılı, aşırıya kaçarak uygulamadır. Bir idealin peşinde bilinçsizce koşturmak, inançları suiistimal eden kişilere veya gruplara kaptırmak, felsefeler peşinde koşarken günlük yaşantı ve çevresini ihmal etmek, dağılmak, kopmak gibi yönlere çekebilir rahatlıkla Güney Ay Düğümü’nün bu yerleşimi. Hele ki Türkiye astroloji haritasında olduğu gibi Balık burcunda yerleşimde ise! Uzaklara bakarken yakınındakileri görmeme de bu yerleşimin risklerindendir. Diğer bir riski de kendi inançlarını en öne çıkarırken, başka kişilerin inanç ve değerlerini göz ardı etmektir. Yabancı düşkünlüğü ya da yabancı kişilerin yaptıklarını üstün görme, yanlış kişileri takip etme veya gereğinden fazla büyük görme, ilahileştirme yönüne çekebilir.


Güney Ay Düğümü Uranüs ile kavuşumda:Güney Ay Düğümü ile birleşen gezegenin Uranüs olması, aykırı ve isyankar çıkışlar yapma, istikrar ve devamlılığı sağlamakta zorlanma, sürekli değişimler yaşama ve dengeye gelmekte zorlanma göstergesidir. Bu kavuşum Balık burcunda ve 9. evde olduğundan, inançlar, felsefeler ve hayat görüşleriyle ilgili konularda sıkça değişim yaşama, istikrar yakalayamama riskine atıfta bulunur. Güney Ay Düğümü ve Uranüs haritanın Tepe Noktası’na yakın kavuşumu, ülkenin dış imajı ve yönetim şekli ya da yöneticileri dolayısıyla uluslararası alanda istikrarlı bir imaj verememesine, sık yönetim ve tarz değişikliklerine de çeker kadersel olarak. 


Çözüm önerileri


Güney Ay Düğümü ile ifade edilen ve bizi gölge yönlerimize çeken bu eğilimlere mukabil, bizi nihai misyonumuza ve başarıya çekebilecek özelliklerin ve niteliklerin de farkında olmamız, kendimizi bu yönde geliştirmemiz beklenir idealde. Bu bağlamda Kuzey Ay Düğümü’nün bulunduğu burca ve eve bakmak gerekir. Böylelikle, gelişmemiz ve büyümemiz için takip etmemiz gereken yönü keşfederiz. Kuzey Ay Düğümü, bütün engellere rağmen, bizi yolumuzda tutan işte bu en içteki amacımızdır. Bu meydan okumayı kabul edip, Kuzey Ay Düğümü’nün yolunda ilerlemeyi seçersek yararlarını görmeye başlarız ve karşılaşacağımız her engel gelişimimizde bize yardımcı olacak yeni bir adım olur. Bu yolu bizim için kolaylaştıran ise, bu yolun doğru yol olduğunun bilincinde olmamızdır.


Türkiye astroloji haritasında Kuzey Ay Düğümü 9 derece Başak burcunda, 3. evde ve 16 derece Başak burcuna denk gelen Ayakucu Noktası’na yakın yerleşmektedir.


Kuzey Ay Düğümü Başak Burcunda:Dağılmaksızın ve ayrıntılara odaklanmak sayesinde toplumsal düzen geliştirmeyi, hizmet ve yardım üretmeyi, verimli ve pratik olmayı, planlı ve organize hareket etmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Karar verirken duygularımızdan bağımsız kalmayı başarabilmemiz gerekiyor. Her şeyi başından sonuna dek kendimiz organize etmeli, sabrımızı kaybedip, işin esas kısmını başkalarına bırakmamalı; kendi sistemimiz içerisinde kalmalı, başkalarına kapılmamalıyız. Uygulamacı olmalı, kurallara önem vermeli, yaptığımız işleri mükemmelleştirmek üzere tekrar üzerlerinde çalışmaktan yılmamalıyız. Objektif ve mantıklı olmalı, geçmişe gereksizce takılmaktan uzak durmalıyız. Amaçsızca sürüklenmekten ve hedefsiz kalmaktan kaçınmalıyız. Başkalarını ve kaderi suçlamak, mağdur rolü oynamak yerine, her şeyin bizim sorumluluğumuzda olduğunun farkına varmalıyız.


Kuzey Ay Düğümü 3. evde:Gerçek iletişimin değerini anlayabilmek için diğer insanları dinleyebilmeyi öğrenmemiz gerekiyor. Dogmatik olmak yerine herhangi bir konuyu her açıdan görebilmeyi başarmalıyız. Hep uzaklara bakmak yerine, yakın çevremize bakmalıyız. Hem kendi yakın çevremizle, hem de ülke olarak yakın bölgemizdeki komşularımızla iyi ilişkiler geliştirmeyi başarmamız gerekiyor. Eğitime, iletişime, medyaya ağırlık vermeli, doğru ve güvenilir bilgi akışını sağlamak için düzen ve sistem kurmalıyız.   


Bunlar sadece Ay Düğümleri üzerinden değerlendirmeler. Türkiye astroloji haritasını incelediğimizde daha pek çok ayrıntı yakalayabilir, kendimizle yüzleşme, amaç ve misyonumuzu anlama ve bu yönde güçlü bir şekilde ilerleme yolunda astrolojinin de rehberliğinden istifade edebiliriz.


12 02 1966, saat 20:41 İstanbul doğumludur. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi İş İdaresi Bölümü mezunudur. Dört kuşaktan beri süre gelen aile geleneğini bozmayarak, tatlı mecburiyetler sonucunda başladığı ticaret hayatını, bu başlangıçtan tam 20 yıl sonra, 2003 Haziran ayında, gençliğinin büyük bir bölümüne ev sahipliği yapmış olan Kapalıçarşı’dan ayrılarak noktaladı. Bu tarihten itibaren sadece gönülden sevdiği astrolojiyle ilgilenmekte, astroloji danışmanlığı ve eğitmenliği yapmaktadır. Astroloji Okulu’nun kurucusu olan Öner Döşer'in, şu ana kadar yayınlanmış sekiz kitabı bulunmaktadır:


kaynak

Devamını Oku »

5 Temmuz 2014 Cumartesi

Can'ın ve Kediciğin Şarkısı...

Bir Afrika kabilesinde, hamile kalan kadınlar, arkadaşlarını toplayıp doğaya gider… Doğacak çocuğun şarkısını duyana dek meditasyon yapıp dua ederler. Bu kabileye göre, her ruhun kendine öz, ses vibrasyonları vardır. Kadınlar bu seslere kulak verdiklerinde, hep birlikte yüksek sesle seslendirirler. Sonra da kabileye dönüp şarkıyı herkese öğretirler.

Çocuk doğduğunda, tüm kabile toplanarak ona şarkısını söyler. Çocuğun sonraki önemli dönemlerinde, aynı şarkı okunur. Ölüm döşeğinde de aynı şarkı söylenir. 

Bir insan kabul edilmez bir cürüm işlediğinde, kabile toplanır ve ona şarkısını söyler. Çünkü anti sosyal davranışlar ceza ile düzeltilemez; sevgiyle ve kimliğin hatırlanmasıyla çözülebilir. 

Kendi şarkını duyduğun zaman, bir başkasına zarar verecek davranışlarda bulunma isteğine ihtiyaç kalmaz.

Internette dolaşan bu harika hikayedeki gibi, keşke bizlerin de tıpkı o Afrika'daki kabilede olduğu gibi her birimizin kendine özel şarkısı olsa ve kendimizi bilmeden yaptığımız her adımımızda bizleri çembere alıp, bize o şarkıyı hatırlatacak bir kabilemiz... Çünkü yaptığımız yanlışlarda, en çok ihtiyacımız olan bu oluyor aslında. Kendimizi hatırlamak ve kabullenilmek... Fakat bizim dünyamızda "adalet" anlayışı intikam hissi, cezalandırma ve sonuçta da kafese kapatma üzerine kurulu... Dün birisini okuyorum "hapislerde çürüdüğünü görmek istiyorum" diye yazmış suçlu olduğunu düşündüğü birisi için. Bunu yazarken ki ruh hali çok saf ve temizmiş gibi... Peki o kişi hapislerde çürüdüğünde "adalet" yerine mi gelmiş olacak? Hayır, içsel intikam duygusu tatmin olacak olabildiğince... Peki orada bir şifalanma olacak mı? Hayır, kesinlikle... Muhtemelen gelecek kuşaklara aktarılacak bir yük... Ne o suça maruz kalan şifalanacak, ne de o suçu işleyen kişi... Bugüne kadar suç ve cezadan oluşan adalet sistemimiz katilleri, dolandırıcıları, tecavüzcüleri, hırsızları vs. engelleyebildi mi bunca yüzyıldır? Hayır. Daha da artarak devam ediyor bu olaylar. Çünkü olayların köküne inemiyoruz, oraları şifalandıramıyoruz; zaten böyle sistemler değil "suç" işleyenler için, günlük yaşamdakiler için bile anca daha yeni yeni yayılıyorlar...

Birkaç gün önce sosyal medyada "Can Aksoy" meselesini okudum. Zavallı bir kediyi öldürmüş bu arkadaş. O ne yaptığının farkında bile değil; olsa bunu yapmazdı. Kimbilir nasıl bir yaşam sürecinden geçti, üzerinde ne yükler taşıyor da o kediciğe bunu yaptı. O çocuğun çok ciddi terapi seanslarına ihtiyacı var. Çok ama çok ciddi şifalandırılmaya bu gaddarlığının... İleride insan öldürmeye de dönüşebilir çünkü bu ruh hali... Peki diyelim bu çocuk ne yaptığının farkında değil; resminin üzerine "öleceksin" yazarak Facebook'ta paylaşanlar ne yaptıklarının farkındalar mı? Elime geçirsem bir kaşık suda boğarım diyenler, kendi içlerindeki katil enerjisini kabullenebiliyorlar mı? "Haklı" hissetmek demek, ben linç de ederim; yok da ederim anlamına mı geliyor?

Diyeceksiniz "kediciğin suçu ne?" Ne suçu olacak onun. Hep böyle olaylarda "Powder" filmini hatırlarım. Zevk için bir geyiği vuran bir avcıya gelir ve psişik güçleri olan çocuk bir elini avcıya, diğerini geyiğe koyar. Avcı o anda geyiğin ne hissettiğini hissedince dehşete düşer. Keşke böyle sistemlerimiz olabilse dünyada. "Avcı"nın "kurban"ına o anda ne hissettiğini hissettirebilecek sistemler. Tecavüzcünün, o anda tecavüze uğrayanın ne hissettiğini hissedebileceği bir "empati" sistemi... Karşısındakinin ne yaşadığını hissederse o insanlar, yaşattıkları acıyı kendileri de yaşarsa bir daha öyle bir şeyi yapabilirler mi? 

Bu çok daha derin ve uzun bir konu, sadece ilk aklıma gelenleri yazdım... O kediciğin ruhu şad olsun. Onu öldüren Can Aksoy'un da... Umarım ne yaptığının farkına varabilir ve ruhu şifalanabilir... Zaten nasıl bir dünyevi bedel ödeyeceğini birlikte okuyacağız...


kaynak

Devamını Oku »

3 Temmuz 2014 Perşembe

Benden Öte Sevgili Var mı Bana?

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane



Bir zamanlar 14 Şubat'a sevgilisiz girmek çok acıtıyordu bir yerlerimi... Taa ki ilk defa sevgilimin olduğu o ilk 14 Şubat'a kadar... Sonrasındaki hiçbir 14 Şubat'ı da tek başına geçirmedim... Bugün ise Sevgililer Günü deyince pek bir şey hissetmiyorum... Hatta sevgili kelimesi de eskisi kadar bir anlam ifade etmiyor içimde... Çünkü bana aradığım verebilecek olanın bir "sevgili" olmadığını idrak ettim en sonunda galiba... Bu dünyada bana hiç kimse ne mutluluğu verebilecek, ne huzuru, ne aşkı, ne de BEN'i... Evet, belki belli bir süre muhteşem duygular paylaşabilir ve yaşayabiliriz, fakat içimdeki boşlukla kiminle olursam olayım bir süre sonra tükenmeye başlayacak o ilişki... 


Çünkü sevgili olmak demek gel sen benim içimdeki boşluğu doldur demek değil... Sen bana enerjinden ver, ben de sana benimkinden veririm demek de değil... Hadi gel şu güzelim dünyada birlikte neler yaratabiliyoruz yaşamlarımızı güzelleştirmek adına demek... Tek başına yapamadığım şeyler var, hadi gel birlikte yapalım demek... Yalnızlığı gidermek değil, tek başınalıkları paylaşmak demek sevgililik... Birisine sahip olmak değil, yolda yürürken yanyana gelmek ve konuşa paylaşa birlikte yürümek demek... Geleceğe dair sözler vermek değil, şimdiyi yaşamak demek... Zihinsel ideallere göre yanındakini şekillendirmek değil, zihnini aşıp onu olduğu gibi görebilmek ve kabullenmek demek... Onun yüklerini yüklenmek değil, o yüklerin gereklilerini kaldırabileceğini gereksizlerinden de kurtulabileceğini ona hatırlatmak demek... Sen neden benim istediğim kişi değilsin diye sürekli şikayet etmek değil, onu olanıyla sevebilmek demek... Zorlamak değil, kolaylaştırmak demek... Bir isim, bir sıfat, bir nitelendirme peşinde koşup tüm ilişkiyi bunlarla belirlemek değil, birlikte yürüyüşünüzü olduğu haliyle onurlandırmak demek... Beklemek değil, adım atmak ve her şeyin yolunda olduğunu bilip, olanı olduğu gibi akışına bırakıp kucaklamaktır sevgililik...


Böyle bir ilişki için de yalnızlıktan tek başınalığa, benlikten BENliğe, zihinden ruha, illüzyondan perdenin arkasına, eksiklikten tamamlanışa, yokluktan bolluğa, parçadan bütüne, zamandan ana, bilinmezlikten bilişe, cehaletten farkındalığa... geçiş gerekiyor. Ancak o zaman gerçekten başka bir insanla birlikte olmanın nasıl olabileceğini deneyimlemeye başlayacağız... Yoksa şu anda yaşadığımız üzere, kendi zihinsel hapishanemizde yarattığımız yansımalara aşık olacağız veya kızacağız, aslında aşık olduğumuzu sandığımız kişileri gerçekte bir kere bile göremeden... Ve ağıtlar yakacağız sürekli neden ilişkilerimde bir türlü başarılı olamıyorum veya neden onunla eskisi gibi mutlu değilim veya neden bu da şerefsiz çıktı diyerekten... 


Hepimiz için bir 14 Şubat dileğim olacaksa, tek dileğim şudur ki aradığımızı bize bizden başka kimsenin veremeyeceği gerçeğini idrak ettiğimiz bir Sevgililer Günü olsun bizlere... :)


Sevgilerimle,
Sonsuz

Okunma 1676 defa Son Düzenlenme Cuma, 14 Şubat 2014 00:35

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise evlenip İzmir'e yerleşti.


2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu.


Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...


kaynak

Devamını Oku »

1 Temmuz 2014 Salı

Yönlerin Enerjisi

Yönlerinde bir enerjisi vardır. Örneğin batıya bakan bir ev ile kuzeye bakan bir evin enerjisi çok farklıdır. İnsanlarda bir yöne yüzlerini döndükleri zaman o yönün enerjisini daha iyi değerlendirebilirler. Yönlerin enerjik özelliklerini bilmek ve kullanmak çalışmalarınızdaki verimi yükseltecektir. Ayrıca herkesin enerjisin uygun bir yön vardır ve bu yön size şans getirir. Kişisel yönünü bilen bir kişi önemli kararlarında ve çalışmalarında yüzünü bu yöne dönerek başarılı olma şansını arttırır. Ancak bu kişisel analizlerle tespit edilebileceği için burada sadece genel bilgileri vereceğim.

Güney: Fen shuiye göre güney ateş elementi ile bağlantılı olan yöndür. Rengi kırmızıdır ve iyi şansı, ünü, kutlamaları simgeler. Şans, başarı, toplumda beğenilme gibi konularda enerji – olumlama – niyet çalışmaları yaparken yüzünüzü güney yönüne dönmenizi öneririm. Ayrıca bu çalışmaları yaparken üzerinizde kırmızı renkte bir şeyler bulundurarak, kırmızı mum yakarak ve üzerinize mercan taşı alarak bu yönün enerjisini daha da aktif hale getirebilirsiniz.

Batı: Batı yönü sonbahar zamanını simgeler. Sonbahar ise ürün elde etme yani hasat yapma zamanıdır. Batı yönü de elde edeceğimiz hasatlarla ilgilidir. Feng shui de bu alan çocuklarla ve yaratıcı yönlerimizle ilgilidir. Elementi metaldir ve rengi beyazdır. Bir konuda gerekli çalışmaları yaptıysanız ve artık hasat alma zamanınız geldiyse bu konu için çalışmalarınızı yüzünüzü batı yönüne dönerek yapın. Ayrıca çocuklarınızla ilgili enerji, niyet, olumlama çalışmaları için bu yön idealdir. Bu yöne yüzünüzü dönerek yapacağınız her çalışmada üzerinizde beyaz renkli giysilerin olması ve beyaz bir mum yakmanız bu yönün enerjisini güçlendirecektir.

Kuzey: Kuzey yönü kış mevsimini ve soğuk havaları simgeler. Elementi su elementidir ve su elementi parayı da simgeler. Suyun akışı bir anlamda paranın akışı ile sembolize edilir. Bu yön ayrıca kariyerimizi de simgeler. Para kazanmak bir anlamda işimizle ilgili olduğu için bu bağlantı şaşırtıcı değildir. Kuzeyin rengi koyu siyahtır. İş hayatınızdaki başarı veya para ile ilgili olumlama – enerji – niyet çalışmalarınızda yüzünüzü kuzey yönüne dönebilirsiniz. Bu sırada üzerinizde siyah veya koyu mavi bir şeylerin olması ve yine önünüzde bir bardak su olması bu yönün enerjisini aktif hale getirir.

Doğu: Doğu Yönü güneşin doğuşunu ve ilkbaharı simgeler. Bu yön ağaç elementi ile sembolize edilir. Büyüme gelişme, aile, yaşamı ve sağlık bu yönle ilgilidir. Doğu yönünün rengi ağaçlarla bağlantılı olan yeşildir. Sağlık, aile yaşamı ve büyümesini istediğiniz konulardaki çalışmalarınızı yüzünüzü doğu yönüne dönerek yapabilirsiniz.

Güneydoğu: Güneydoğu yönü direk bolluk ve bereketle ilgili olan yöndür. Bu parayı da kapsayan kuzey ile karıştırılmamalıdır. Bolluk ve bereket hayatınızda para dahil ihtiyacınız olan herşeyin bol ve bereketli olmasıdır. Bu yönün rengi mordur. Bolluk ve bereket ile ilgili çalışmalarınızda yüzünüzü güneydoğuya dönün. Üzerinizde mor bir şeylerin olması ve mor mum yakmakta bu bölgeyi aktive eder.

Güneybatı: Bu yön ilişkileri özellikle evliliği simgeler. Rengi sarıdır ancak sevgiyi sembolize eden pembe renkde bu bölge ile ilişkilidir. Aşk, evlilik ve ilişkilerle ilgili niyet – olumlama ve enerji çalışmalarınızda yüzünüzü güneybatıya dönmenizi öneririm. Üzerinizde sarı bir şeylerin olması veya sarı mum yakmakta bu yönü aktive edecektir.

Kuzeydoğu: Kuzeydoğu bilgiyi, aklı, zekayı ve eğitimi simgeler. Ayrıca kişisel gelişimle de ilgilidir. Bu yönün rengi turkuvazdır. Turkuvaz büyümeyi simgeleyen bir renktir ve bizim zihinsel olarak büyümemize katkıda bulunur. Kişisel gelişim, eğitim ve bilgi ile ilgili olumlama – niyet – enerji çalışmalarınızda yüzünüzü kuzeydoğuna dönebilirsiniz. Bu çalışmayı yaparken üzerinizde turkuvaz renkli bir giysi olabilir veya turkuvaz taşı takabilirsiniz.

Kuzeybatı: Kuzeybatı yardımcı insanları, yolculukları ve hobileri simgeler. Evin dışındaki ilgi alanları bu yönle ilgilidir. Rengi ise gridir. Seyahat etmek, size destek olacak insanlarla tanışmak, bir yardımcı bulmak veya ruhsal rehberlerinizle bağlantıya geçmek gibi niyet – enerji ve olumlama çalışmalarında yüzünüzü bu yöne dönebilirsiniz. Bu çalışmayı yaparken üzerinizde gri renkli bir giysinin olması bu yönü aktive edecektir.

Sevgilerimle

Berna Özcan Demir

Alıntıdır

Devamını Oku »

Etiketler

ARINMA Affetmek Alglamada Anlatm Aramak Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar BEREKET BOLUK Bahar Bayram Beden dili Bedensiz Beyinde Beyni Beynin Beyniniz Bilincine Bilmek Bitkisel Burak DERSLER Davet Deerlerimizin Deniz Depresyonun Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi EGZERSZ Egoist Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe Fregoli GCJoseph GERDE Gcyle Gelecek Gidecek Gizemli HAYIRLI Hasta Hastalklar Hayal Hayallerinizin Hayata Hikaye Hiperaktivite Hipnozu Holografik Hologram Hoşgörü Illuminati KORUMA Kabala Kadim Karanlk Kelimeler Klasik Korkular Korunma Kristaller Kuantum Fiziği Kyamet LKLERMZ MEKTUP MUTSUZ Makbul Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler Mucizeleri NAMASTE Nazar Nefret Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus POZTF PRATK PROGRAMLAMA Paranormal Patolojik Peeling Peinden Pratik Psikoloji Quantum Düşünce RAHATSIZLIIMIZ Rahat Reformist Romantik Ruhsal Sanat Sonsuz Stres Sufizm Tehlikeli Terapi Uymasn Zarar acı affetme aile akıl başkaları beden beyin bilgi bilim bilimsel bilinci bilinçaltı birey bolluk cümle dalga damla degerli düşünce egzersiz ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji evlilik evren fayda fizik fiziksel frekans garip geliim gerilim gerçek geçmiş gizli güven güzel harika hastalık hayat hissederim hoşgörüsüzlük huzur huzurlu ileti ilâc inanç insan insanlar kaos kavga kelime korku kuantum kurallar liste madde mucize neşe olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel pozitif psikolojik refah ruh sağlık seniz sevgi sistem sorumsuzluk sorun sorunlar suyun sıkıntı tabiat tedavi teori tesadüf toplum zaman zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel çekim üzüntü İletişim şifa şükretme