Kız Çocuklarını Küfürden Nasıl Uzak Tutabiliriz?

Bunu yapan büyükler maalesef daha da çok. Yanından bir kadın mı, bir çocuk mu, bir yaşlı mı, kimin geçtiği hiç umurunda bile olmadan öyle pis kelimeler kullanıyorlar ki ağzım açık kalıyor, çoğunlukla da sert bakışlarım veya bizzat uyarılarım ile maalesef müdahale etmek ve etraflarının farkında olmalarını sağlamak durumunda kalıyorum.

Elbette çocuklar medyadan, arkadaşlarından duyduklarını taklit ederek ve çoğunlukla anlamının hiç farkında olmadan kullanıyorlar argo ve küfürleri.

Her ne kadar dış etkenlerin etkisi büyük olsa da ben bu konuda biz annelere de çok iş düştüğünü düşünüyorum. Oğlum henüz 2,5 yaşında ve yeni yeni konuşuyor. Henüz bir erkek çocuk büyütme deneyiminin başında olsam da biri 9 diğeri 14 yaşındaki kızlarımı yetiştirirken bu konunun nasıl üstesinden geldiğimi anlatmaya çalışacağım size.

Çocukların yoğun şekilde argo ve hatta küfür kullanımına eğildikleri iki önemli dönem oluyor hayatta.
Bunlardan ilki 3-4 yaş döneminde gerçekleşiyor. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama psikologlar da çocukların 3-4 yaşlarında o dönemler için kötü kelime kabul edeceğimiz bazı kelimeleri kullanma ihtiyacı içerisine girdiklerini belirtiyorlar. Bu durumu ilk olarak büyük kızımda yaşamıştım. Kreşte öğrenerek evde bir kaç kez bu tip kelimeler kullanmaya başladığını gördüğümde bu dönemi insanların içerisinde rezil olmadan nasıl atlatabilirim diye düşündüm. Kızımla bir konuşma yapmanın zamanı gelmişti.

Kendisin karşıma alıp; ….., ….. gibi bazı kelimelerin ayıp kelimeler olduğunu, başkalarının yanında kullanmaması gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Ancak psikologlar bile argo kelime kullanımını bu yaş için bir ihtiyaç olarak tanımlıyorken ben kızımın bu ihtiyacını giderebileceğine dair nasıl bir yöntem bulabilirdim?

Ben de kendisine içinden bu tip kelimeler kullanmak geldiğinde hemen gelip benim kulağıma söyleyebileceğini, bu kelimelerin bizim ikimizin sır kelimeleri olacağını ve ona hiçbir zaman kızmayacağımı söyledim. Bu yöntem tuttu. Çok defa kızım yanımızda birileri varken koşarak gelip kulağıma eğilip “Anne ….” der, hızla uzaklaşıp oyununa devam ederdi. Ben de kendisine göz kırpıp “aramızda tamam mı?” deyip ona bir rahat alan yaratmaya çalışırdım. Bu yöntem büyük kızımda da, küçük kızımda da epey işime yaradı ve şükürler olsun ki toplum içerisinde herhangi bir kriz veya sorun yaşamadık.

Sonra yıllar geçti. Büyük kızım 6. Sınıftan yani 11-12 yaşından itibaren argo ve küfür kullanımının en yoğun olduğu malum ergenlik dönemine adım attı. Etrafındaki kızlı erkekli bütün arkadaşları bu konuşma şekline sahipken O da ister istemez bu durumdan etkilenmeye başladı. Hatta bazılarının anlamını bizzat gelip bana soruyordu. Bu konuda kızım ile bir konuşma yapmam gerektiğini düşünüp bir yatak sohbetine küfrü ve argoyu konu ettim.

“Mal mısın, bu neyin kafası, oha, çüş” gibi (buraya yazdığım için ayrıca özür diliyorum) Argo kelimeleri kullanabileceğini ama bunu sadece arkadaşları ile birlikteyken yapabileceğini, kesinlikle eve taşımasının, bizimle, kardeşleriyle konuşurken kullanmasının ve kardeşlerine kötü örnek olmasının yasak olduğunu söyledim kendine. En azından bu konuda rahat bir alanının olduğunu bilmesi önemliydi zira.

Kızım okulda kız erkek tüm arkadaşlarının küfürlü konuştuğunu söylediğinde de bana ne tür şeyler söylediklerini söylemesini istedim.

Utandı elbet. Bazılarını O söyledi bazılarını bizzat ben söyledim. Bunu hiç kullanmamama rağmen benim de küfürleri bildiğimi göstermek için özellikle yaptım. Sonra da kendisine; küfürleri bilmesinin ayıp bir şey olmadığını, en azından karşısındaki biri O’na söylediğinde ne anlama geldiğini bilmek ve buna göre tepki verebilmek için küfürlerin anlamını bilmesi gerektiğini söyledim, ancak bilmek ile kullanmanın çok ayrı şeyler olduğunun da altını çizdim.

Kızımı en çok şu sorum etkiledi. “Bana içerisinde kadını aşağılayan ifade yer almayan bir tane küfür söyleyebilir misin?” diye sordum. Evet, elbette bulamadı. “Gördün mü” dedim kendisine, “küfürlerin hepsi maalesef kadın cinsini aşağılayan ifadeler. Bir erkek bir erkeğe küfür ederken bile aslında ona değil o erkeğin annesine, karısına veya kız kardeşine küfür ediyor. Sen bir genç kız olarak bu kelimeleri kullandığında en başta kendi cinsini ayaklar altına almış oluyorsun. Bir genç kız, bir kadın kendi cinsine saygı duymayıp bu küfürleri kullanırsa, karşı cinse bunu kullanmak için en güzel hakkı da vermiş olmaz mı? İşte sen de bunun bilincinde olmalısın” dedim. Kızım düşününce “gerçekten de anne bir tane bile kadın ile ilgili olmayan küfür bulamıyorum” dedi.

Kızıma lütfen sadece kendin değil bundan sonra, hadi erkekleri geç ama bir tane bile kız arkadaşın bir küfür kullandığında hemen onu durdurup bu söylediğin kelime biz kadınları aşağılıyor sen bir genç kız olarak neden bunu kullanıyorsun diye sor ve arkadaşların arasında da bir farkındalık yarat diye de tembih ettim. Kadın olmanın gururu ve onuru farkındalığı…

Zaten yapısı gereği küfür kullanmayan kızım çok şükür ki bu konuşmadan sonra küfür etmenin öyle havalı görünmek için iyi bir şey olmadığının, aksine kadınlara büyük bir kötülük olduğunun daha bilincinde bir birey ve en önemlisi etrafındakilere bu konuda yön gösterebilecek bir farkındalığa sahip.

Oğlum ergenlik dönemine girdiğinde bu konuda neler yapacağım henüz bilmiyorum ama yapacağım en iyi şey tek tek küfürleri ele alarak bak burada anneni, ablalarını, kız kardeşlerini ve hatta ileride eşini aşağılayan ifadeler var, sen de lütfen kullanma ve kullandırtma demek olacak.

Gençlerimizin temiz insan olmaları, temiz bir toplum yaratmaları, kadınların onurunun her durumda korunduğu bir dünya ümidiyle…


Kaynak

21 Günde Düşünce Detoksu

 “Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız.”“Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca …yolculuğa çıkıyorsun. Düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.”Birçok kaynakta 21 gün diye bir laf duyarız. Nedir bu 21 gün? Ben de ilk başta birçok kişiye sordum. ‘Nedir bu 21 gün? Nedir amacı 21 günün?’Bana ortalama olarak gelen yüzlerce cevabın özetini size vereyim.Bilinçaltımızın herhangi bir düşünceye dayanabildiği süredir 21 gün. Aynı kelimeleri ya da aynı enerjiyi defa ve defa söylediğin sürece bilinçaltın 21’inci günün sonunda bunu yapıyor. Yani ona inanıyor.Şimdi size bununla ilgili bir atasözü söyleyeyim; Bir insana kırk gün ‘delidir’ derseniz. O insan 40’ıncı günün sonunda deli olduğuna inanmaya başlar.’Biz de kendi kendimizi 21 gün boyunca bir arınma sürecine sokuyoruz. Bu cümleleri okuduğunuz günden ve andan itibaren 21 gün boyunca kendimde uyguladığım ve insanlarda yüzlerce kişide uyguladığımız tekniği yapıyoruz.Dengede kalma ve arınma süreci. Dengede kalma ve arınma süreci şu demek; 21 gün boyunca insanlar ne söylerse söylesin, ne yaparlarsa yapsınlar, onları oldukları gibi kabullenip dengede kalacağız. Yani biri geldi bana bir laf mı söyledi. ‘Tamam, bu böyle bir insan. Kabulleniyorum ve dengedeyim.’
Hemen burun nefesine geçiyoruz. Burundan nefes alıp veriyoruz. 5 kere, 6 kere. Ve hayatımıza devam ediyoruz. İnanıyorum ki bir sürü sert olay gelip size bum diye çarpacak. Önemli olan 21 gün boyunca bu olaylara ciddi bir şekilde nötr bir şekilde tepki vermek.Bakın nötr bir şekilde. Şimdi birçok kişi bana şunu sordu.“Peki ben insanlara karşı nötrüm, ilişkime karşı nötürüm. Peki parayla ilgili ya da bunu başarıyla ilgili nasıl yapabilirim?”Eğer bilinçaltınızda parasızlık korkusu varsa, bilinçaltınız bu korkuyu sürekli evrene mesaj olarak yayar. Yani elinizden paranızın gitmesi için olaylar çağırır, evinizde sıkıntı yaşamanız için olaylar çağırır, çünkü parasızlık korkusunun frekansı budur. Sizi parasız bıraktıracak bütün olayları size doğru çeker.21 gün boyunca eğer siz kendi bilinçaltınızı şuna inandırırsanız, ‘Ben bolluk içindeyim.”Tabii evinizde yemek olmayabilir, cebinizde para olmayabilir, sıkıntıda olabilirsiniz, saçma gelebilir. Borçlarınız var. 21 gün boyunca sabah kalktığınızda “Ben bolluk içindeyim, şükürler olsun” deyip bilinçaltınızı buna ikna ederseniz, 21’inci günden sonra,( ama bakın gerçekten ikna ederseniz) hayatınıza kolaylıklar, güzellikler ve bolluklar gelmeye başlayacak.21 günlük arınma programımızda kafamızın içindeki bütün olumsuzlukları, bütün kalıpları sevgiye dönüştürüyoruz. Birine mi öfkelenmeye başladım, hemen burun nefesine geçiyorum ve şunu söylüyorum;“Şu an yaşadığım olayı olduğu gibi kabul ediyorum ve dengedeyim. Karşımdaki kişiyi de olduğu gibi kabul ediyorum ve dengedeyim. Ne yaşanırsa yaşansın ben her zaman dengedeyim.”YAPTIĞIMIZIN ADI DA DÜŞÜNCE DETOKSU.Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız. Şimdi birçok kişi diyecek ki ben düşünüyorum ama kim duyuyor ki. Düşündüğün her şeyi birinin duymasına gerek yok. Düşündüğün her şeyi sipariş gibi çağırıyorsun hayatına. Kafandan geçen düşünceler artık sır değil. Kafandan geçenleri artık evren okuyor ve duyuyor çünkü enerji yükseldi. Bundan elli sene önce olsaydı “Sırdır” derdim sana. Ama artık bir sır değil. 2011 ve sonrasında kafandan geçen her şey öyle bir titreşiyor ki, evren bunu duyuyor ve sipariş olarak sana getiriyor.Kafanın içindeki tüm olumsuzlukları hissetmeye başladığın andan itibaren “sevgiyle kabulleniyorum ve sevgiyle gönderiyorum” deyin ve burun nefesi almaya başlayın. Ciddi anlamda size rahatlama getirecektir.Şu an bu satırları okuyorsanız, şu an başlayın düşünce detoksunuza. Tarihini yazın 21 gün. Ne yaşarsanız yaşayın istediğiniz kadar öfkelenin, ya da sıkıntıya sokacak olay gelsin. Siz o olayları dengede karşılamaya çalışın. Limandan çıktınız ve denizde giden bir yelkenli gemisiniz. Rüzgar herkese eser, dalga herkes için var. Gemisini yüzdüren kaptandır. Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca yolculuğa çıkıyorsun, düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.Dışımızda hiçbir olay aslında yok. Sadece içimizde o olayın yansımaları var. Ve tepkileri. Örnek vereyim. Bir futbol maçını A takımı kazandı, B takımı kaybetti. Bu bir enerji, bu bir bilgi. A takımını tutanlar sevindi, B takımını tutanlar üzüldü. Dışarıda gerçekleşen bir olaya insanların yarısı sevindi, yarısı üzüldü. Bir kısmı da umursamadı. ‘Ben futbolu sevmiyorum’ ya da ‘Ben o takımı tutmuyorum’ dedi. Dışarıdaki insanların yaptıkları hareketlere puan veren sensin. Dışarıdaki her şeyi kendi içinde oluşturan ve yargılayan sensin. Bu yargı ve eleştirilerimizi detoksluyoruz. Yargılamak bitti, eleştirmek bitti, suçlu aramak bitti, kendimizi suçlamak da bitti, kendimizi kurban gibi görmek de bitti.

Kaynak

Bir Fonksiyon ve Bir Engelleyici Olarak Bilinç – Ego –

“Ego içsel ve çevresel değişkenlerden insan psikolojisini koruyan bir bilinç katmanı olarak bir fonksiyondur”

“Ego muhafazakar bir koruma kalkanı olarak insanın gelişim ve değişimine karşın bir engelleyici bilinç katmanıdır”

Psikanalatik kuram doğrultusunda artık insanın; karar ve davranış şekillerinin sadece dış çevre enerjisi doğrultusunda değil, büyük ölçüde insanın iç dünya katmanlarının enerji dengesi doğrultusunda gerçekleştiğini bilmekteyiz.

İnsanın İç Dünyası: Bilinç Katmanları

Psikanalatik kuramının kurucusu Freud’un bilinç katmanlarını ele aldığı “topografik zihin modeli” gelişen nöroliji, psikoloji bilimi ve teknoloji sayesinde bir çok kez doğrulanmaya devam etmekte ve bazı minor evrimlerden geçmektedir. Tüm küçük evrimlere rağmen, psikanalitik kuramının ana prensipleri her geçen gün daha fazla zemin bulmaktadır.

Freud, bilinci bir buzdağına benzeterek, bilincin farklı katmanlarına (farklı fonksiyonlarına) işaret etmiştir. Söz konusu katmanları ego,süper ego ve idi şeklinde adlandıran Freud, sırasıyla bilinç, bilinçdışı ve bilinçaltı katmanlarını bir bütünün ayrı parçaları olarak ele almıştır. İnsan davranış şekillerinin oluşumunda bu katmanların birbirleri ile ilişkisinin, bir diğer deyişle katmanların güç dengesinin önemli rol oynadığı günümüzde bir kuramdan öte bilgi olarak kabul edilir.

Bilinç (İrade) Katmanı: Aynı zamanda ego olarak adlandırılan “bilinç” aşaması, insanın neden-sonuç prensibi doğrultusunda davrandığı, bir diğer deyişle bilincinde olduğu davranış şekillerini oluşturmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta bilincin muhafazakar yapısıdır. Süperego; bilinçaltı katmanın bastırdığı değişim, arzu, bastırılmış korkularının tatmini açısından bir fonksiyon/engel teşkil etmektedir. İradenin muhafazakar özelliği hem bir fonksiyondur hem de bir engelleyicidir.

Fonksiyon olarak bilinç (irade) ; içsel değişim arzusu ve dışarıdan gelen 3. Parti söylemlerini reddederek bireyin çelişkili mesajlar altında kalarak, baskıya uğrayıp anlam karmaşası yaşamasını, psikolojik dengesizleşmesini ve kimlik karmaşasının önüne geçmektedir. İçsel arzuların tatmini peşinde koşan bir birey olmayı, toplumsal değerleri ve yaptırımları (katlanılacak külfeti) göz önünde bulundurarak önüne geçer ve kabul edilebilir bir arzu tatmini yolunu bulma çabasına girerek kendi arzuları ile dış dünya normları arasında bir nevi müzakere işlemi gerçekleştirir.

Neden cinsel arzularımın biran önce tatmin etmiyorum? Çünkü toplumsal manevi yaptırımların külfetini üstlenmek istemiyorum!  Çünkü dini inaçlarım doğrultusunda bir sonraki yaşamımda yaptırımla karşılaşmak istemiyorum (İnanca göre göreceli yaptırım algısı) Sözkonusu neden-sonuç ilişkisi ego veya bilinç katmanında oluşmaktadır.

Bir diğer deyişle iradeni en önemli görevi; bir neden-sonuç ilişkisi çıkartartabilmek için belirli bir muhafazakar algısal duruş taslağı çizmektir. Söz konusu taslağın içi, bireyin kendisi, çevresi ve genel olarak dünya, hayat ve sonrası ile ilgili varsayım ve söylem şablonları ile sabitlenir.

Engel olarak (bilinç) irade ; varolan kimlikle ilgili sorunlara yönelik gerekli değişime karşın engel teşkil ederek, soruna yönelik geliştirilmiş söylem kalıplarını kabul etmekte muhafazakar yapısını korumaya devam etmektedir. Zihin haritasında bireyin aleyhine işleyen mesaj kalıpların varlığı, herhangi bir konudaki gereksiz korkularının büyümesine neden olurken, bilinç bu korkuların meşruluğunun sorgulanmasına yönelik girişimleri muhafazakar yapısı nedeniyle engel olarak; sorunun çözüm sürecini daha uzun bir sürede gerçekleşmesine veya gerçekleşememesine neden olmaktadır.

Örneğin bir uçuş korkusunun, vajinismus olgusunun, özgüven eksikliğinin veya herhangi bir fobinin bilinç katmanında mutlak neden-sonuç ilişkisi açıklanamaz. Bu tip sorunların kaynağı bilinçaltında hapsolmuş, bireyin gerçek potansiyelini yerine getirememesine sebep olan negatif mesaj – söylem şablonlarıdır ki, bu kodlar bilincin muhafazakar yapısı nedeniyle korunmaya devam edilmektedir.

Korunmak güzeldir, Fakat Korunan Şey Bizim Aleyhimize İşliyor İse…???

Neden özgüvenin eksik, neden uçuş korkun var şeklinde sorularla karşılaşan birey, bu duruma meşru bir cevap veremez. Verebileceği cevaplar neden-sonuç ilişkisini mutlak açıklayı niteliğini taşıyamaz, ziraa sözkonusu sorun sadece bireyin iç dünyasının söylem kalıpları konteksinde anlam ifade etmektedir

Ben yeşil rengi çok severim? Neden? Yeşil hoş bir renktir, içimi açıyor, ortama canlılık katıyor!

Yukarıdaki soru cevap kalıbı sizce meşru bir neden sonuç ilişkisi mi?

Bir insanın bir rengi sevip sevmemesi tamamen bilinçaltında var olan, geçmişinde söz konusu renkle ilişkilendirdiği olgularla bağlantılı bir şekilde gerçekleşen zihinsel bir eğilimdir.

Gerçekten sevindirici bir haberin geldiği anda yoğunlukla görsel alanına yeşil rengin girmiş olması, bir bireyin yeşile karşı sempati geliştirmesi ile sonuçlanabilir. Bu durum bilinç katmanında neden-sonuç ilişkisi ile açıklanamaz. Bir adım ileriye gidip, bilinçaltı katmanının bu durum hakkında söyleyeceklerine kulak vermek gerekmektedir.

Bir rengi sevip sevmemek insan yaşamı veya başarıları açısından fazla önem arz etmese de, bireyin kendi kimliğini sevmemesi, bireyin tüm yaşamını, başarılarını ve mutluluğunu olumsuz etkileyen bir zihinsel eylemdir. Bu nedenle Freud’un geliştirmiş olduğu topografik bilinç modeli, psikolojik rahatsızlıkların ve bireysel gelişim alanlarında çığır açıcı bir noktaya değinmiştir; Freud öncesi modellerin anlamlandıramadığı bireysel psiko-problemler bilinçaltı katmanının da değerlendirmeye sokulmasıyla birlikte bilimsel neden-sonuç ilişkisi ile anlam ifade etmeye başlamış ve soruna yönelik bilinçaltı teknikleri geliştirmenin önemi ortaya çıkmıştır.

Engelleyici Bilinci Safdışı Bırakarak Bireysel Gelişim

Freud yaptığı çalışmalarda;

Suçluluk duyguları gibi, bilinçaltı katmanının göz önünde bulundurulduğu takdirde su yüzeyine çıkan problemlerin nedenleri, bir çok sorunun başlangıç halkasının bulunmasına imkan tanıdığı sonucuna ulaşmış olmakla beraber; bilinç katmanına hitap eden terapilerden ziyade,  bilinçaltı teknikleri ile sorunun kaynağına hitap edilmesinin etkili olacağı bulgusunu günümüzün modern tıp dünyasına kazandırmıştır.

Bilinçaltı teknikleri, bilincin muhafazakar (engelleyici) özelliğini devredışı bırakarak, var olan sorunun kaynağına inerek bilinçaltı söylem şablonlarının değişimi ile ilgili bir takım çalışmalardan oluşmaktadır.

Bir bireyin özgüven sorununun altında yatan, bireyin çocukluğundan beri edindiği tecrübeler, 3. Parti söylemler doğrultusunda, bilinçaltına kendi kimliği ile ilgili ektiği mesajlar topluluğunun bir zihinsel eğilimidir.

Bilinçaltı terapileri, bireyin bilinçaltında yatan söylem şablonları veya varsayımları silmek ile ilgilenmez, varolan söylem şablonlarından, bireyin, bireysel başarılarını olumsuz etkileyenlere, alternatif pozitif söylemlerin edinilmesi, gereksiz bastırılmış korkuların 3. Parti pozitif söylemlerle çakıştırılması ve anlamsızlıklarının bilinç katmanı tarafından irdelenmesi sağlanarak yıllardır hapsolmuş negatif bilinçaltı korkularının sorgulanması sağlanır.

Bio-Frekans Bilinçaltı Tekniğinin temelinde de bilinç bariyerinin safdışı bırakılarak, herhangi bir konuda pozitif bilinçaltı mesajlarının doğrudan bilinçaltına ulaştırılması yatmaktadır. Bilinçaltına ulaşan mesajlar, varolan kalıplar ile zıtlık arz ettiği için bilincin (iradenin) yıllardır sorgulanmasına izin vermediği söylem şablonları ,irdelenmek zorunda bırakılır. Bu  süreçte bireyin Bio-Frekans Bilinçaltı Telkinlerinin kullanımını devam ettirerek süreci beslemesi önem arzetmektedir.



Kaynak

Adım Adım Rubik Küpü Çözüm Yolu

Macar tasarımcı Erno Rubik tarafından bulunan renkli oyun küpünün ilk prototipi 1974’te tahtadan yapıldı. Budapeşte’de bir oyuncakçıda ‘sihirli küp’ adıyla yerini aldığında ise yıl1977’yi gösteriyordu. Görünürde yalnızca dahilerin çözebildiğini düşündüren bu küpler, 100 milyondan fazla satıp1982’den itibaren hızla tüm dünyayı ele geçirdi.

1. Adım

Örneğin, orta karenin beyaz olduğu yüze beyaz kareleri getirin. Orta kareler hareket etmez, bu nedenle orta kare ne renkse o yüzün o renk olacağını söyleyebiliriz. Orta kareleri küpü çözebilmek için ipuçları olarak kullanabilirsiniz

2. Adım

Küpü dıştan içe çözeceksiniz. Üst sıraya gerekli köşe karelerini koyabilmek için gerekli adımları uygulayın. Her köşe kare, ortadaki sabit kareyle aynı renk olmalı.

3. Adım

Gerektiğince küpü çevirin ve döndürün. Renkli karelerin birleştiği yerleri ayırın. Renk düzenini bozun.

4. Adım

Bu, orta katmanı çözmenize yardımcı olacaktır. İki yerine üç kareyle ‘T’ oluşturacak şekilde alt katmanı çevirin. Küpün sağ ve sol katmanlarını aşağıya ve sonra sağa çevirin. Doğru renkleri küpün ortasında toplamak için tekrar aşağıya çevirin.

5. Adım

Bu katmanı, yan yana iki farklı kareyi kendi kenarlarına getirene kadar çevirin. Son katman için, doğru renkteki köşe kareyi sağ alta getirin. En yakınınızdaki kenarı sola çevirip sol kısmı öne çevirin. Burada amaç tüm köşelerin doğru renkte olması. Arka sırayı sola çevirmeniz de gerekebilir.

6. Adım

Dört parça kalmış olmalı. Küpü çözmek için orta bölümleri çevirmeniz gerekecek. Renge bağlı olarak, kareleri yerlerine getirmek için orta bölümleri çevirin.

Öneri ve Uyarılar

– Rastgele çevirmek yerine, karelerin nereye ait olduğunu bulun. Adımlarınızı planlamazsanız, küpü iyice zorlaştırırsınız.

– Daha kolay hareket etmesi için küpün içine vazelin sürün.

– Küpü çözmek için birkaç farklı metot mevcuttur. Eğer bu metotla yapamıyorsanız araştırmaktan vazgeçmeyin.


Kaynak

Alzheimer Hastasının Resimlerinden Hayatının Değişimi

Hastalığıyla ne olursa olsun mücadele etmeye karar veren ressam her şeyi hatırlamak ve hastalık seyrini görebilmek için kendi resimlerini yapmaya başladı. Ancak, resimlerin gidişatına bakılırsa hastalık galip gelmiş gibi görünüyor.

1. 11995 2. 21996 3. 31997 4. 41997 5. 51998 6. 61999 7. 72000

Kaynak

Mutlu İnsanların Ortak Elemanları

Mutluluk skalasına göre değerlendirme yapıldığında, mutluluk eğilimi gösteren insanların ortak özellikleri olduğunu biliyor muydunuz? Şimdi “mutluluk bazılarına verilmiş hediye midir yoksa insanın kendi yarattığı zihinsel bir olumluluk mudur” sorusuna cevap vermemiz gerekirse… İkincisinin doğru şık olduğunu kabul etmek durumundayız. Ziraa mutluluk aslında dış dünyadan bağımsız zihinde başlayıp ve sürüdürülen bir zihinsel eylemdir. X kişisi ile Y kişisini aynı şartlara maruz bıraktığımızda, her ikisinin de şartları aynı olmasına karşın mutluluk derecelerinin farklı olması tamamiyle zihinsel algı, ve bu algı sonucu oluşan karar ve davranışların şekillerine bağlıdır.

Gelin Mutlu İnsanların Ortak Küme Elemanlarından Bazılarını İnceleyelim;

Karşılaştıkları sorunlar, problemler karşısında kendilerini veya başkalarını suçlama yolunu tercih etmezler. “Kim suçlu” sorusu üzerine gitmenin gereksiz olduğunu iç sesleri ile algılar ve doğal olarak sorunun çözümüne yönelik kararlı ve yapıcı adımlar atmayı tercih ederler.

Başlarına gelen olumsuz şeylerin içinden, olumlu ayrıntılar çıkartmayı kendilerine görev bilirler. Doğal bir refleks ile “her işte hayır vardır” düşünce eğilimini sürdürerek, olumsuz durumun, yaşamını olduğundan daha da fazla etkilemesine izin vermez.

“Önce ben” demeyi bilirler. Önce “ben” diyerek bencilce bir hareket yapmadığını, tam tersine etrafına daha fazla sevgi, enerji ve güç saçabilmek için kendi doyumunun en önemli parametre olduğunun farkındalığına bilinçli veya doğal refleks şeklinde varmıştır ve bu yönde hareket eder.

Hayır demeyi bilir. Gerektiği yerlerde “hayır” demenin kendi iç sağlığı ve iç enerjisi için önemli olduğuna doğal reflekle karar verir.

İnsanlara güvenir. Bir insan tarafından uğratıldığı adaletsizliği tüm insanoğluna mal etmez. Her insanı kendi içinde değerlendirme yolunu tercih eder ve insanların onun doğası ile aynı olduğu iç sesine hakimdir.

Her şartta kendisine ruhsal ve fiziksel zaman ayırır. “Yarış atı” anlayışını reddeden bir zihin yapısına sahiptir.

Hayal kurar. Hayal kurmayı ve bu hayallerin peşinden gitmeyi bir yaşam prensibi olarak kabul etmiştir.

Yaşamında onu motive eden referans noktaları belirlemiştir. Sevdiği unsurları kafasının köşesinde farklı alternatif senaryolarla tekrar tekrar gösterir kendisine. Olumsuz durumlarda dahi bu referans unsurlarını zihninde canlandırarak sıçrayışına devam eder.

Kendisini iyi hissettirecek olumlu sözler kullanmayı veya zihninden geçirmeyi adeta hobi edinmiştir. Farkında dahi olmadan devamlı kendi ruhunu okşayacak iltifatlarda bulunur kendisine.

Aynaya baktığında kendine bir gülümseme atar.

Kendilerini oldukları gibi kabul ederler, dolayısıyla bu şekilleriyle kabul ettirirler. Kendini kabul etmeleri, aynı zamanda kendilerini tanımları ile sonuçlanır. Ortalama kendini tanıdıkları için, kendilerine sorun veya problem çıkarak durumların veya ortamların içine girmezler.

Yapabileceği kadar işi üstlenir. İşlerini zamanında bitirme eğilimi sergilerler, ziraa iş biriktirerek baskı altında yaşamayı doğal bir reflekle reddederler.

Yönlendirme yapmazlar. Başka insanların olumsuz davranışları sonucu oluşan cezalandırma isteğini, başkalarına veya kendisine yöneltmez. Birisine kızdığı zaman yemek yememe gibi, kendini cezalandırma yöntemlerini tercih etmezler. Vurdum duymaz olmaktan ziyade, gerçekler doğrultusunda davranan bireylerdir.

Şükrederler. Her ne durumda olurlarsa olsun şükretme eğilimi sergilemektedirler. Şükretmenin, olumlu düşüncenin temeli olduğuna ve kendi mutlulukları için yararlı bir araç olduğu kanısına, bilinçli veya doğal refleks olarak varmışlardır.

Yaşamında değişiklikler yapar. Belirli bir döngü içinde yaşamayı, dengeyi bozmadan, reddetme eğilimine sahiptir. Kendisi ve sevdikleri için değişiklikler yapmayı – ev,iş – döngüsünü kırma yönünde davranış sergilerler.

Komplo teorileri ile yaşamazlar. Dış dünyanın da kendileri gibi benzer istek ve arzulara sahip insanlardan oluştuğunun ve insanların söylemler doğrultusunda değişebileceğinin farkındalığına bilinçli veya farkında olmadan sahiptirler. Bu nedenle, “birilerinin gizli ajandaları var” gibi devamlı komplo teorileri üzerinden yaşamayı reddederler.

Ötekileştirmezler. Kendinden farklı olanı zihninde ötekileştirme gereği duymaz. Farklılığı bir zenginlik olarak görme zihnsel eğilimine sahiptir. Bu şekilde her ortamda, kendilerini çok daha rahat ve iyi hisseder.

Sevdiklerine zaman ayırırlar.

Alıngan veya kırılgan olmayı doğal bir refleks ile reddederler, ziraa zihin yapıları alınganlığın çözüme gitme açısından anlamsızlığının farkındalığına sahiptir.

Küsme gibi basit, kısa vadeli çözümleri reddederler. Buna karşın sorunun üzerine giderek, çözüm odaklı davranmayı olabildiğince sürdürürler.

Özgüvenleri mutluluğa anahtarlarıdır, ziraa kendilerini oldukları gibi kabul edererek kendi kimliklerini veya özvarlıklarını sevme eğilimi içindedirler.

Mutlu olan insanlar, mutlu olmayı öğrenmiş insanlardır. Mutlu olan insanların ortak özelliklerinin tümü, koşul, durum ve şartlara karşı geliştirilen algısal duruşla ilgilidir. “Otobüsü kaçırmayı” bir insan, dünyanın sonu gibi algılar ve kendi mutluluk yolunda, kendisi taş koyar, bir diğer insan otobüs kaçırmanın her zaman olabilecek bir durum olduğunu kabul eder ve durumu sadece “otobüsü kaçırdım” şeklinde değerlendirerek içsel enerjisini bu olumsuzluğun, haddinden fazla harcanmasının önüne geçer.

Mutlu olmak zor değildir, problemlere karşı yapıcı düşüncenin zeminini hazırlayan bir zihin yapısı artı güzellikleri daha da güzel kılmayı sağlayan bir zihin yapısı edinmek mutluluğun kapısını açmaktadır.

Yaşam zihinde sürdürülen bir senaryodur…

 Yazar: Gökhan Çınaroğlu



Kaynak

Bilateral Müzik ve Bio-Frekans

Bio-Frekans ürünlerinde de adı sıkça geçen Bilateral Müzikler konusunda genel bir bilgilendirme yayınlamak istedik.


Öncelikle biraz teknolojisinden bahsedelim: bilateral_müzik


Bilateral müzikler ve sesler, sesin belirli ritim ile sol ve sağ kulak arasında hareket etmesi metodu ile kaydedilir. Bu yöntem gözün sağ sol hareketinde olduğu gibi hipnoz edici etki yaratmaktadır. Bu metot ile kaydedilmiş sesleri stereo kulaklık ile dinlenebilmektedir. Bu amaçla çok özel kullaklık kullanmanıza gerek yoktur. Ancak geniş frekans cevabı olan orta kalite bir kullaklık kullanmanızı öneririz.


Bilinç üzerinde oluşturduğu meditasyon etkisi ile bilateral müzik ve sesler bilinç bariyerinin aşılmasına yardımcı olur ve tekinlerin algılanabilmesine izin verir. Bu terapik etkisi ile bize içsel patikalarımızı tespit etmemizde yardımcı olurken, stres azaltma, odaklanma, yenilenme, hızlı öğrenme, enerjik yaşama, başarıyı çekme gibi yetenekler kazandırır.


Bilateral müzik içeren Bio-Frekans telkinlerini dinlerken odaklandığınız olumsuz düşünce kalıplarınız, günden güne üstesinden gelinebilir, sizin için çözülebilir nesneler haline gelecektir. Bilateral müzikler olumlu yöndeki değişiminiz önünde bilincinizin oluşturduğu direncin kırılmasını sağlayacaktır.


Örnek Bilateral müzik kaydını aşağıda dinleyebilirsiniz. Etkiyi algılayabilmek için kullaklık ile dinlemelisiniz.


kaynak

Yaşama Şekli Olarak Ahmaklara Yer Yok Kuralı

Çoğumuz buraya, gösterişli aşçıbaşını seyretmek için geliyorduk; aşçıbaşı şarkılar söylüyor, müşteriler ve çalışanlarla şakalaşıyor, yemek pişirirken yaktığı zeytinyağıyla çarpıcı alevler çıkarak bizi eğlendiriyordu. Çalışanlar, “Yağmur da yağsa, güneş de açsa, her zaman her şey yolunda,” yazılı tişörtler giyiyorlardı; oturacak yer bulmak için beklemek de çok eğlenceliydi, çünkü çevrede sürekli bir şakacılık ve oyunculuk havası vardı. Bir gün ben, tezgahta oturmakta olan ve özellikle kaba davranan bir müşterinin arkasında bekliyordum. Bu müşteri, nezaketsiz yorumlarda bulunuyor, kadın garsona sarkıntılık ediyor, peynirli dana pirzolasının lezzeti konusunda yakınmalarda bulunuyor ve sesini kısmasını söyleyen müşterilere hakaret ediyordu.

Bu kendini bilmez adam, zehrini sürekli akıtıp duruyordu ki orada bulunan başka bir müşteri ona yaklaştı ve (yüksek sesle) şöyle dedi: “Siz gerçekten çok harika bir insansınız. Her yerde sizin gibi birini arıyordum. Davranışlarınıza bayılıyorum. Bana adınızı verebilir misiniz?” Adam bir an telaşa kapıldı, ama sonra bundan hoşlanmış gibi göründü; bu övgü için teşekkürlerini bildirdi ve adını söyledi.

Ona bu soruyu soran kişi bir dakika bile kaybetmeden adamın adını bir kağıda yazıp şöyle dedi: “Teşekkürler. Bu yaptığınız benim için çok değerli. Anlıyorsunuz ya, ben ahmaklar üzerine bir kitap yazıyorum… Siz de bölüm 13 için çok uygun bir örneksiniz.” Orada bulunanların hepsi kahkahalara boğuldular; ahmak da aşağılanmış oldu, ağzını kapadı ve bir süre sonra sessizce oradan çıkıp gitti – kadın garsonun da yüzünde sevinçten güller açtı.

Bu öykü, tatlı ve gülünç bir anı oluşturmaktan öte bir şeydir. Little Joe’s’daki bu olay, bu kitabın başından sonuna kadar yer alan ahmaklara yer yok kuralıyla ilgili yedi canalıcı dersi yansıtıyor.

Bir hödüğün çevresine saçtığı aşağılayıcı davranışlar, o gün Little Joe’s’da herkesin yaşamakta olduğu anları mahvediyordu. Unutmayın: Ahmaklara yer yok kuralını organizasyonunuzda uygulatmak istiyorsanız, insanları aşağılayanları eleyerek, emeğinizin karşılığını çok daha iyi alırsınız. Şunu aklınızdan çıkarmayın: Olumsuz etkileşimler, ruhsal durum üzerinde, olumlu etkileşimlere göre beş kat daha fazla etkili olur – yalnızca birkaç aşağılayıcı ahmağın verdiği zararı gidermek için çok sayıda insana gerek vardır. Uygar bir işyeri istiyorsanız, yirmi beş “ahmak aranıyor posteri”nin eşdeğerini oluşturan, sonra da o şirketi ahmaklardan temizleyen CEO’dan biraz esinlenin. Demek ki yapmanız gereken ilk şeyler, işyerinizdeki bütün ahmakları tarayarak bulmak, düzeltmek ve dışarıya atmaktır. Bundan sonra, insanların daha sıcakkanlı ve daha destekleyici olmalarını sağlamaya odaklanmak kolaylaşacaktır.

Ahmaklara yer yoktur kuralını açıklamak, “sıcakkanlı ve dostça” davranmak hakkında konuşmalar yapmak ya da “sersemlere yer yok” posterleri asmak iyidir, hoştur. Ama, insanlara gerçek anlamda davranışlarını değiştirme yönünde rehberlik etmiyorsa, bu sözcüklerin hepsi anlamsızdır – ya da anlamsız olmaktan daha da kötüdür. Little Joe’s’da duvara asılmış kurallar yoktu, ama o restoranda bulunanların hemen hepsi yemekler çok iyi olsa bile müşterilerinin çoğunun oraya o bulaşıcı, neşeli, havayı yakalamak ve ona katkıda bulunmak için gittiklerini anlıyordu. O hevesli yazar, kötü davranan müşteriyi aşağıladığında, yazıya geçmiş bir kuralı uyguluyordu: Ahmaklık zehirlerini çevreye yayıyorsan, Little Joe’s gibi bir yerde bulunmaya hakkın yoktur, çünkü buranın havasını başka herkes için mahvediyorsun.

İnsanlar bu kuralı anlıyor ve ona uygun olarak davranıyorlarsa, kural hakkında konuşmak ya da kuralı duvara asmak gerekmez. Ama kuralı uygulamıyorsanız, bu konuda hiçbir şey söylememek daha iyidir. Aksi halde, sizin organizasyonunuz hem kötü davranmak, hem de ikiyüzlü olarak görülmek tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Holland and Knight’ın, “bencil, saldırgan ve saygısız avukatları ayıklamayı öncelik olarak belirlemek”le övünen ve “hödüklere yer yok kuralı”nı uygulayacaklarını açıklayan hukuk firmasının başına gelenleri anımsayın. Bu firma, içeriden bazı insanlar, eskiden cinsel taciz iddiasıyla suçlanan bir avukatın kıdemli yönetici konumuna yükseltilmesinden dolayı firmanın yalancılığından “iğrendikleri”ni dile getirdikleri zaman basında çıkan olumsuz yorumlarla yüzleşmek zorunda kalmıştı.

Tam şu anda, tam önümüzde bulunan kişiye, tam olarak doğru yolda davranmazsanız, ahmaklara yer yok kuralını destekleyen bütün doğru iş yürütme felsefelerine ve yönetim uygulamalarına sahip olmanızın hiçbir yararı yoktur.

Ahmaklar üzerine kitap yazmakta olduğunu iddia eden o müşterinin, o güzelim hakaretini yerine oturtması otuz saniyeden az sürdü. O bir anlık süre içinde yazar, Little Joe’s’un müşterilerinin oraya, aşağılanmak ve küçük görülmek için değil, eğlenmek, gülmek, şakalaşmak için geldiklerini gösteren, yazıya geçmemiş kuralı yeniden pekiştirmiş oldu. Aynı ders, Amerikan tarihinde, benim bildiğim en geniş kapsamlı “ahmak yönetimi müdahalesi”nden de çıkıp geldi; bu müdahale, on bir farklı Emekli Askerler Yönetimi (VA) tesisinde yedi binden fazla kişiyi ilgilendiriyordu. Elbette, VA’daki insanlar çok daha kibar bir dil – stres, saldırganlık ve zorbalık uygulama gibi sözcükler – kullanıyorlardı. Ama ben buna bir ahmak yönetimi müdahalesi diyorum, çünkü VA ekipleri, insanlara, yapmakta oldukları dik dik bakmak ve sanki görünmezlermişçesine davranmak gibi küçük küçük kötü tavırlar üzerinde nasıl düşüneceklerini ve bunları nasıl değiştireceklerini öğretiyorlardı.

Başka bir deyişle, ahmaklara, pis işleri nasıl ve ne zaman yaptıklarını fark etmekte yardımcı oluyorlardı – ve onlara bu gibi yıkıcı davranışlarını nasıl değiştireceklerini gösteriyorlardı.

Little Joe’s’daki olay, çok kötü insanların – eğer onlara doğru yaklaşılırsa – çok iyi bir şey olabileceğini gösteriyor. O azgın ahmak, 13. bölüm için mükemmel bir örnek oluşturuyordu, çünkü onun çektiği numaralar o kalabalık yerde bulunan her müşteri ve çalışana, öyle bir yerde nasıl davranılmaması gerektiğini gösterdi. Ama ben sizleri şu konuda uyarmak istiyorum: Şirketinizde birkaç kendini bilmezin kendilerini rahat hissetmelerine izin vermeniz tehlikeli olabilir. Gerçek şudur ki, ahmaklar tavşanlar kadar çabuk ürerler. Zehirleri başka herkese çabucak bulaşır; daha da kötüsü, onların işe alma kararlarına katılmalarına izin verirseniz, kendilerini klonlamaya başlarlar. İnsanlar, başkalarına nefretle davranmaktan paçayı kurtardıklarına, daha da beteri bunun için övgüler ve ödüller alacaklarına bir kez inanırlarsa, organizasyonunuzu bir uçtan bir uca ruhsal bir dehşet havası sarabilir; bunu durdurmak da son derece zordur.

Little Joe’s’daki hevesli yazarın bir yönetici olmadığını aklınızdan çıkarmayın. O kişi, orada çalışanlardan biri bile değildi. Sırada bekleyen bir müşteriydi yalnızca.

Buradan çıkarılacak ders şudur: Ahmaklara yer yok kuralı en etkili biçimde organizasyonun içinde bulunan herkes, gerektiğinde bu kuralı uygulatmak için araya girdiği zaman işler. Durup yalnızca o basit matematik hesabını düşünün. Diyelim ki siz, bir yöneticisiniz ve, yirmi iki çalışanı ve birkaç yüz müşterisi bulunan bir mağazada çalışıyorsunuz. Tek bir yöneticinin, ahmaklara yer yok kuralını, ya da diyelim ki, o organizasyonda insanların nasıl davranacaklarını belirleyecek herhangi bir normu uygulatmak için aynı anda her yerde birden bulunmamasını beklemek olanaksızdır. Ama eğer her çalışan ve her müşteri, bu arada yönetici de, bu kuralı anlıyorsa, benimsiyorsa ve destekleme gücüne sahipse, o zaman herhangi bir müşterinin azgın bir ahmak gibi davranıp gene de bundan paçayı kurtarması çok daha zor olacaktır.

İnsanlara doğru davranmak demek, onlara saygı göstermek, yakın ve kibar davranmak – ve onların en iyi niyetlere sahip olduklarını varsaymak – demektir. Oysa insanlar, iflah olmaz hödükler olduklarını sergileyerek gösterdiklerinde, bu oyunun kuralı değişir. Herkes kendisini, zorbalara, kötü davranışlarıyla başkalarının neşesini kaçırdıklarını – zeki müşterinin, utandırarak o azgın ahmağa yaptığı gibi – göstermek zorunda hissettiği, ahmakları sistemin dışına atmak için “sil tuşu”na basma sorumluluğunu yerine getirdiği zaman kuralı uygulamak çok daha kolay olur.

Little Joe’s’daki o kendini bilmez müşteri, utandırıldığı için, yaptıklarına son verdi. Yüzünün nasıl kıpkırmızı kesildiğini, nasıl birdenbire suskunlaştığını, yemeğini bitirmek için nasıl acele ettiğini, dışarıya çıkmak için kapıya yöneldiğinde, kuyrukta bekleyenlerle göz temasına girmekten nasıl kaçındığını hala hatırlayabiliyorum. Erving Goffman gibi tanınmış toplumbilimcilerin de gösterdikleri gibi insanlar, onurlarını korumak, kendilerine saygıyla davranıldığını hissetmek, utandırılmaktan ve utanç hissetmekten kaçınmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır.

Bu basit içgörü, bu kitapta bulunan öğütlerin çoğunu aydınlığa kavuşturuyor ve birbirleriyle bağlantılandırıyor. Ahmaklara yer yok kuralının egemen olduğu organizasyonlarda, bu kuralı izleyenler ve başkalarının kuralı çiğnemesine izin vermeyenler, saygı ve takdirle ödüllendirilirler. İnsanlar, kuralı çiğnedikleri zaman, acı verici olan, çoğu zaman da herkesin ortasında yer alan utandırılma ve bunun getirdiği utanç duyma durumuyla karşılaşırlar. Doğrudur; bu, o gün Little Joe’s’da olduğu kadar çabuk ve başından sonuna kadar eksiksiz bir biçimde olmaz her zaman. Bu kuralı uygulayan yerlerin çoğunda sil tuşuna daha incelikli bir saygı ve aşağılama karışımıyla basılır. Ama bu gene de böyle olur.

Sanıyorum, Little Joe’s’da yaşanan öyküyü duyduğunuz zaman, o ahmağın incittiği müşteriler ve çalışanlarla kendinizi özdeşleştirmişsinizdir. Sonra da, belki – benim gibi – gizli gizli, bir gün, yalnızca bir kere, bir ahmağı tam da o zeki müşterinin yaptığı gibi yerlere serecek zekayı ve gözüpekliği anında gösterebilmenin hayalini kurmuşsunuzdur. Ama duruma şimdi başka bir açıdan bakalım. Bardaki kişinin, bu öyküdeki ahmağın yerinde sizin olduğunuz zamanları düşünün. Keşke ben de hiçbir zaman o adamın yerinde olmadığımı söyleyebilseydim, ama bu, elinizdeki kitabın bir çok kesiminde itiraf ettiği gibi, kocaman bir yalan olurdu. Ahmaklardan arınmış bir çevre oluşturmak istiyorsanız, bu işe aynaya bakarak başlamak zorundasınız. Siz ne zaman bir ahmak gibi davrandınız? Bu bulaşıcı hastalığa ne zaman yakalandınız ve o hastalığı başkalarına ne zaman bulaştırmaya başladınız? İçinizdeki ahmağı, başkalarına saldırmaktan alıkoymak için ne yapabilirsiniz ya da ne yaptınız?

Bu yönde atabileceğiniz en sağlam ilk adım, “Da Vinci Kuralı”nı izlemeniz, kötü davranan insanlardan ve kötü davranılan yerlerden uzak durmanızdır. Bu da, bir işin size getireceği başka ödüllere ve çekici şeylere bakmaksızın, bir ahmaklar yığınıyla çalışma kışkırtmasına karşı direnmeniz demektir. Bu, aynı zamanda şu anlama da gelir: Böyle bir hata yapmışsanız, oradan olabildiğince çabuk çıkıp uzaklaşın.


Kaynak

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel