15 Şubat 2015 Pazar

Ruh, Beden ve Zihin Dengesi

Ruh, beden ve zihin biz insanoğlunu oluşturan muhteşem üçlüdür. Huzurlu güzel bir hayat için bu üçünün dengede olması gerekiyor. Neden bunların dengede olması gerekiyor?Allah kainatı yaratırken her şeyi bir nizam ve intizam içerisinde yaratmıştır. Ve onun yaratmış olduğu düzen binlerce yıldır devam etmektedir. Tüm canlıların temel taşı hücredir. Hepsinin yapısı ve stratejisi aynıdır.Hayatta kalmak ve soyunu devam ettirmek..Yaradan canlıları yaratırken bir taraftan etten kemikten yaratırken diğer taraftan hayatta kalma programını yaratmıştır.Bizim insanoğlu olarak diğer canlılardan farkımız yaratanın ruhundan üflediği parçamız.“Ben, onun yaratılışını tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim zaman siz hemen onun için secdeye kapanın.” Hicr-29Yaratan insanı yarattıktan sonra ona ruhundan üfleyerek onu can vermiştir. Ruhundan üflediği parçamız bizim özümüz, ruhumuz veya bilinçaltımız her ne derseniz deyin. Bizi diğer canlılardan ayıran özelliğimiz.Diğer canlılar kendine yüklenmiş program vasıtasıyla hayatta kalmaya ve üremeye çalışırken biz programımızda değişiklik yapma imkanına sahip olmamızı sağlayan zihne sahibiz. Bu durum diğer canlıların yaşamından farklı olarak insan yaşantısını karmaşık bir hale getirmiştir.
Bedenin ve ruhun yaşamına devam edebilmeleri için beslenmeye ihtiyaçları vardır. Beden besin kaynakları su, yiyecek ve hava iken ruhun besin kaynakları ise duygulardır. Beden ve ruh besin kaynaklarından enerji üreterek hayatta kalırlar.Ruh dediğimiz bölümümüz beden üzerinden maddi dünya ile iletişime geçen yönümüzdür. Ruhun kendini ifade etmesi için bedene ihtiyacı vardır.Beden bizim somut yönümüzken ruh ise soyut yönümüzdür.
Ruhun besin kaynağı duygularımızdır. Ruhumuz duygular vasıtasıyla maddi dünya ile ilişkiye geçer. Beden üzerinde yaratmış olduğu gerilim ve hislerle kendini tanımlar.Zihin ise bedenle ruh arasındaki uyulmama birimimizdir. Beden ruh ve çevre arasında uyulmamayı sağlar. Çevreden gelen bilgileri ruha ve bedene iletirken onlardaki mevcut kayıtlara bakarak anlamlandırmaya çalışır ve davranış biçimini oluşturur.  Somut dünya ile soyut dünya arasındaki geçiş birimidir.Zihin için öncelikli konu hayatta kalmaktır. Onun için bedenin hayati programları otomatik olarak çalışmaktadır. Bedenin besin ihtiyacı varken ruhun ihtiyaçları geri plana atılır. Örneği karnı aç olan kişinin önceliği yemektir,  oturup güneşin batışının keyfini çıkart çıkarta seyredemez. Bedenin ihtiyaçları karşılandığı zaman ondan sonra ruhun ihtiyaçları devreye girer.Bu durum ABD'li psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında ihtiyaçlar hiyerarşisi olarak tanımlanmıştır.“ Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha 'üst ihtiyaçlar'ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini söz konusu etmektedir. Maslow'un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez.Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir.1.  Fizyolojik gereksinimler (nefes, besin, su, cinsellik, uyku, denge, boşaltım)2. Güvenlik gereksinimi (vücut, iş, kaynak, etik, aile, sağlık, mülkiyet güvenliği)3. Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel yakınlık)4. Saygınlık gereksinimi (kendine saygı, güven, başarı, diğerlerinin saygısı, başkalarına saygı)5. Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdem, yaratıcılık, doğallık, problem çözme, önyargısız olma, gerçeklerin kabulü)Maslow'a göre birey için o an baskın olan gereksinimler hangi kategoriye ait gereksinimler ise, diğer deyişle günlük etkinlikleri ağırlıklı olarak hangi gereksinimleri doyurmaya yöneliyorsa, kişilik gelişmişlik düzeyi de onun istencinden ya da seçiminden bağımsız olarak bu gereksinim kategorisine karşılık gelen düzeyde bulunacaktır.Belirli bir kategorideki gereksinimler tam olarak karşılanmadan kişi bir üst düzeydeki kategorinin gereksinimlerini algılamaz, böyle gereksinimleri yoktur. Örnek olarak günlük olarak karnını doyurabilen fakat güvenlik içinde bulunmayan, kendini sürekli olarak olası bir tehdit altında algılayan bir insanın, dünya görüşünü geliştirmek için kitap okumak gibi bir gereksinimi yoktur. Ruhun ihtiyaçları soyuttur. Besin kaynağı duygularımızdır. En büyük besin kaynağı ise sevgidir. İnsan oğlunun bilinçaltı 0-6 yaş arasında şekillenir, 11 yaşına kadar öğrenmesi devam eder. Ruhun referans olarak kullandığı kayıtlar bu dönemlerde oluşur. Doğumdan itibaren bilinmeyen bir dünyaya adım atan insan hızlı bir şekilde hayatta kalmak ve o dünyaya uyum sağlamak için hızla öğrenme sürecine girer.  Ruhun temel amacı ayrıldığı yaradana ulaşmaktır. Onun sevgisine ulaşmaktır. Dünyaya geldiğinde sudan çıkmış balığın tekrar suyu aradığı gibi oda ayrıldığı o büyük sevgi kaynağını aramaktadır. Dünyanın neresine giderseniz gidin insanların hepsinin yaptığı kendini yaratana ulaşmaktır. Müslümanın, hiristiyanın, Yahudinin, Hindunun ve hatta ateistlerin bile yaptığı ibadet şekli farklıda olsa hepsinin amacı kendini yaratana o büyük sevgi kaynağına ulaşmaya çalışmaktır.Sevgi ihtiyacı ilk yıllarda fiziksel olarak doğumla ayrıldığı anne tarafından karşılanır. Baba ve yakın çevre tarafından da desteklenir Bu arada diğer enerji kaynağı olan korkuyu da öğrenmeye başlar.
Ancak öğrenebildiği etrafındaki kişilerin duygularını göstermesine bağlı olarak değişir. Eğer anne baba bu konuda deneyimli ise yeterli sevgiyi alıp ruhsal olarak doyumlu bir çocuk olabilirken deneyimsizlerse sevgi açlığı çekecektir. Ve ruhda yeterince beslenemediği için gelişemeyecek ve sonraki yıllarda bu konuda büyük zorluklar çekecektir.Burada da yine insanoğlunun aklı devreye girerek bunu kapatmaya çalışacaktır. Nasıl ki bedensel ihtiyaçların karşılanması için farklı meslekleri öğreniyorsak zihnimizde sevgi ihtiyacını karşılamak için yeni yöntemler geliştirecek ve sevgi ihtiyacını karşılamaya çalışacak ve bu davranış biçimini kendisine kodlayacaktır. Sonraki yıllarda sevgi açlığı hissettiğinde bilinçaltı burayı referans gösterecektir.Örneğin hastalandığında etrafındaki kişilerin ilgisini üzerine çektiğini fark eden sevgisiz büyüyen bir çocuk sonraki yıllarda ilgi sevgi açlığı hissettiğinde kendini hastalandırabilmekte ve etrafındaki kişilerin ona ilgi ve sevgisini göstermesini beklemektedir.Karşılaştığımız durumlar karşısında zihin önce tanıdık olup olmadığına ve benzer kayıt var mı diye bakar. Yoksa bilinçaltına müracaat eder.  Bilinçaltıda bu konudaki oluşmuş kaydı zihne sunar. Bilinçaltı kayıtları 11 yaş civarına kadar olduğu için davranış şeklide bir çocuğun davranış biçimi gibi olur.Gerçekten bugün insanların davranış biçimlerini dikkatle incelendiğinde kendilerini çaresiz hissettikleri veya o kaydı tetikleyen bir şey olduğundaki davranış biçimlerinin çocukça olduğu görülecektir. Örneğin koca koca adamların okul arkadaşları ile bir araya geldiklerinde aynen okuldaki gibi davranış içerisine girmeleri gibi.Başarılı olduğunda pohpohlanan ve sevilen çocuk hayatı boyunca başarı odaklı olarak çalışacak ve başarılarını ön plana çıkartarak çevresindeki insanlardan ilgi sevgi almaya çalışacaktır. Başarısızlığa tahammül etmeyecektir.Yetersiz beslenme bedenin işlevlerini etkilediği gibi ruhumuzun da yetersiz beslenmesi ruhun dengesini bozar. Yediğimiz yiyeceklerin vücudumuz için tam olarak verimli olabilmesi iyi bir sindirimden geçmesi gerektiği gibi ruhumuzun da duygularımızı sindirmesi gerekiyor.Ruhumuz duygularımızı kaslar üzerinden gösterir. Her duygu kaslar üzerinde birikir. Duyguları kaslardan boşaltma yolu kasların titreşimidir. Eğer gün içerisinde kaslarınızı hareket ettirecek doğru hareketleri yaparsanız kaslarda biriken duygular boşalacaktır. Ancak arka planda hazmedilmeyen duygular oldukça kaslar üzerine baskı devam edecektir. Onun için duygularımızla ilgili konuları mutlaka tamamlamamız gereklidir. Tamamlanmamış işler ruhumuzun sürekli o işleri tamamlamak için çalışmasına neden olur. Bu durumda sürekli duygu üretimi ve kaslar üzerindeki baskıya neden olur. Kaslar üzerindeki baskı ise hastalıklara ve rahatsızlıklara yol açar.Örneğin bel kaslarında sürekli sorun olan kişiler zihinsel olarak ağır sorumlulukları yüklendiğini düşünen kişilerdir. Kızgınlık karaciğerimizde yaşar. Karaciğer üzerinde yapılan masaj bu kızgınlığı da çözmeye başlar. Kızgınlığını dönüştürebilen kişi daha sakin ve daha yumuşak tepkiler vermeye başlar. İçki gibi toksik içecekler ya da kızgınlık gibi duygusal sebepler karaciğerimizi etkiler. Aşk ve nefreti kalbimizde taşırız. Bu aşırı duygular kalp ritmimizi etkiler. Kaygı ve stres duyduğumuzda kalp ritmi de artar ve daha fazla kan pomplanır  vücuda. Üzüntülerimizin fiziksel evi ciğerlerimizdir. Depresyonda olan insanlara doktorların açık havaya çıkmalarını, derin nefes almalarını ve spor yapmalarını tavsiye etmeleri boşuna değildir. Böbreklerimiz enerjetik olarak korkularımızı taşır.  Hissettiğimiz bir korku, böbreklerimiz üzerinde bir büzülme etkisi yaratır ve işleyişini etkiler. Böbreklerin işleyişindeki bir olumsuzluk ise bize daha fazla korku duygusu olarak geri döner.Bu durum yapılan bir araştırmayla topoğrafik olarak haritalandırılmıştır.Bugün modern tıbbında kabul ettiği gibi hastalıkların temel sebebi bizim duygu ve düşüncelerimizdir.Bu durumdan kurtulmak için duygularımızın farkında olmamız çok önemlidir. Eğer ruhumuzda gerekli dengeyi sağlayamazsak bizi psikolojik rahatsızlık boyutuna kadar götürebilir bu durumlar.Özellikle çocukluk döneminde duyguların yeterince doyurulması ve anlamlandırılması çok önemlidir. Öğrenme döneminde duygular tanınmadan yaşanan birçok olaya verilen anlamlar yıllar boyunca bizimle beraber yaşmaktadır. Özellikle sevgi duygusunun yeterince alınamaması yıllar boyu bu duygu peşinde koşulmasına neden olmaktadır.
0-6 yaş arasında yaşadığımız çevre, aile ortamı, anne ve babanın duygusal, maddi ve manevi durumları kişiliğimizin şekillenmesinde kilit noktadır. Çocuk sevgi açlığını için mevcut şartlara ayak uydurarak karşılamayı öğrenir. Burada çok bilinmeyenli bir denklem vardır. Özellikle birçok anne ve babanın kendisi sevgiyi bilemedikleri gibi bir çoğuda nasıl verilmesi gerektiğini dahi bilememekte ve önceliklerini bedensel ihtiyaçların karşılanmasına verdikleri için duygular kapalıdır.Çocuk sevgiyi alma konusunda kendini geliştirmeye çalışırken mevcut durumu göre davranır. Alabileceği maksimum sevgiyi alabilmek için bir çok yöntem dener. Ve sevgiyi aldığı en iyi yöntemi kodlayarak hayatı boyunca kullanır.Örneğin; çocukluğunda sevgi alamayan çocuk hastalandığında sevgiyi almışsa sevgi açlığı hissettiğinde yıllar boyu bu şekilde davranacaktır. Çıkış yolu bulamadığında kendini hastalandırıp ilgi ve sevgi bekleyecektir.Bazen de sevgi için toplumda etik olmayan şeyleri yapacak. Normalde yanında olmayacağı bir kişiye olmayacak birçok taviz verecektir. Bu tavizler sonucunda yeterli sevgiyi alamadığını düşündüğünde ise büyük travmalar yaşayacaktır.Duygularına hitap eden bir kişinin kölesi olup ona bağımlı olacaktır. Kişi ona fiziksel şiddet uygulasa veya aşağılasa bile birkaç gram sevgi için onun yanından ayrılamayacaktır.Çocukluğunda yeterli sevgiyi alamayan çocukların en büyük handikabı değersizlik duygusudur. Yakınlarından yeterli sevgi alamayan özellikle istenmeyen gebelikten dünyaya gelen cinsiyet beklentilerini karşılamayan çocuklarda bu durum yoğun bir şekilde hissedilir. Öyle ya annesi ve babası sevmemiş ki, istememiş ki başka kimse onu neden sevsin, neden istesin. Bu çok büyük bir yıkıcı virüstür. Hayatımız boyunca sinsi sinsi içimizde bekleyen ve fırsatını bulduğu anda bizi allak bulak eden bir virüstür.Değersizlik hisseden birisi kendini iyi şeylere layık göremez. Diğer kişilerin yanında kendisine bir çukur kazıp onlardan aşağı seviyede dururken diğer insanlara hep alttan bakar. Doğal olarak ta o çukurda olduğu sürece diğer insanlar ondan hep yukarıda olacaktır. Her durumda 1-0 yenik başlarlar. O çukuru kazanın kendisi olduğunun farkında olmadan hep birilerinin onu kurtarmasını bekler. Kurban rolü oynar.Bir diğer konu ise cinsel kimliğin kabul edilmemesidir. Bu durum özellikle kadınlarda büyük travmalara yol açmaktadır. Özellikle erkek çocuk beklentisi içerisinde olan ailelerde bebek anne karnındayken dahi bu enerjiyi hissedebilmektedir. Bebek doğarken içerisinde istenmemezlik korkusu kodlanmış olarak doğar. Doğumda anne ve baba sevse de geçmişteki o ilk kodlanış onun o verilen sevginin önünde hep bir engeldir. Birçoğu bedeninin dişi olmasını redderek karşı cinsin davranışlarını taklit ederek kabul görmeye çalışır. Eril yönleri kuvvetlenir.Zaman ilerledikçe bedeni dişi ruhu erkek olan bir kişilik ortaya çıkar ki dişil duyguları hissedemediği için hayatlarına erkekleri alamazlar, erkeklerde bu kişilerde dişil enerji görmedikleri için ilk başlarda fiziksel olarak etkilense de devamında ruhlarına uygun olmadıkları için terk ederler.Tabi ki kişilerin ruhsal sorunları bunlarla sınırlı değildir. Milyonlarca etkenin birleşmesiyle birçok farklı konu ortaya çıkabilmektedir. Örneğin çocukluğunda anne baskısı nedeniyle cinsel kimliği problem yaşayan çocuk büyüdüğünde bir şekilde kadınlardan uzak duracaktır.Bu konuda geçenlerde karşılaştığım bir olaydan bahsetmek istiyorum. Bir kadın danışanın söylediği söz ilginçti. Kendisini güzel ve alımlı özgüveni yüksek bir hanım olarak tanımlıyordu. Ancak yanında buluna erkek arkadaşı bu yanındayken başka kadınlara bakıyordu. Bunu anlayamıyordu. Aslında kendisinin eril enerjisi yüksek hayatındaki her şeyi kontrol etmeye çalışan başarı odaklı bir kişiliği vardı. Ve bu durumun farkında değildi. Bedeni kadın olsa da ruhundaki maskülen eril enerji yüksek olduğu için yaydığı enerjide buydu. Doğal olarak bu enerjiyi hisseden yanındaki erkekte dişil enerjiye doğru kayıyordu. İki erkek yan yana gezdiğinde yaptığı şeyi yapıyordu. Etrafta dişi arıyordu. Dişil olarak gördüğü kadınlara bakıyordu.Şimdi gelelim bu konu için neler yapabiliriz. Bu tarz bir davranış kalıbı olan kişinin öncelikle farkındalık içinde olması önemli. Üst üste vücudun verdiği sinyalleri algılamayan kişiler acı değeri arttıkça hislerini kapatarak  bu durumdan kurtulmaya çalışmaktadırlar ki buda başka bir travmalara yol açmaktadır.Ruhumuzun en büyük besin kaynağı sevgi enerjisidir. 0-6 yaş arasında öğrendiklerimiz kolay kolay değişmeyecek olsa da oradaki haritayı güncelleyerek yaşamımızı farklı boyuta taşıyabiliriz.Nasıl ki bedenimiz zayıf kaldığında vitaminle onu destekleyip kendini toparlamasına yardımcı olabiliyorsak, ruhumuzu da aynı şekilde destekleyebiliriz. Yapmamız gereken tek şey çocuklukta ki sevgi alamamış kendimizi severek oradaki programı güncellemek.Rahat bir yere oturup, gözlerinizi kapatın ve  3-5 dakika boyunca nefesinize odaklanıp gevşemenize ve rahatlamanıza izin verin. Zihnimiz sakinleştikten sonra çocukluk dönemlerine gidip orada sevgi açlığı çeken çocuğa sarılarak ona sevgimizi hissettirmek, Ona yapmış olduğu hatalı hareketler için affettiğimizi söylemek onun kendini daha güçlü ve huzurlu hissetmesini sağlayacaktır. Oradaki çocuğu doyurduğunuzda buradaki sizin daha önce kullandığınız sevilmeme haritası otomatikman sevilme haritası ile değişecektir. Çünkü zihin haritadaki yoldan gittiğinde karşısına çıkacak olan sevgiye doymuş çocuktur.Bu çalışmanın en az bir hafta boyunca veya 14 yada 21 gün sürekli yapılması önemlidir. Sevgiye doymuş çocukla karşılaşan zihnin olaya tepkisi 180 derece değişecek ve yaşadığımız olaya etkisi kendiliğinden yok olacaktır. Ve bunun sonucunda birey sağlıklı kararlar verecektir.Ben bütün bunları yapmış olduğum regresyonlarda canlı olarak yaşıyorum. İlk başta travmaya girmekte anlatmakta zorlanan kişiye olayın bir saat öncesine götürüp sevgi yüklemesi yaptığımda söyledikleri tek şey sahne değişti oluyor. Canını yakan travma kayboluyor.Cinsel kimlik kabul konusunda aynı şekilde çalışmalar yapılıp geçmişe gidilerek onu istemeyen kişiye net bir şekilde kendini ifade etmesi, örneğin “Anne/ Baba yaratan beni kadın olarak yarattı. Yaradan beni kadın olarak yaratmaya layık gördü. Ben cinsiyetimi kabul ediyorum. Ben kadınlığımı kabul ediyorum. Ben kadınım. Ben dişiyim.” İfadelerini ısrarla kullanması bir süre sonra diğer kişide çözülme sağlayacaktır.Yine bunun dışında günlük olarak ellerini kasıklarınızın üzerine koyarak “Ben dişiyim/erkeğim. Sağlıklı bir cinsel hayatı sevgiyle kabul ediyorum.” Olumlamaları büyük etki yaratacaktır.

Kaynak

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel