YÜKSEK BENLİK ŞİFASI

higher-selfYaz tatili öncesi bloguma çok faydalı olduğuna inandığım ve ilginizi çekeceğini düşündüğüm önemli bilgiler eklemek istedim. Yüksek benlik çalışmaları yapıyorolabilirsiniz veya bu konu size yabancı olabilir. Ancak her durumda aşağıdaki bilgileri kullanırsanız hayatınıza güzel deneyimler getireceğine inanıyor ve bubilgilerin ihtiyacı olan herkese ulaşmasını seçiyorum.
Yüksek benliğimiz yada üst bilincimiz bizim bütünle bağlantılı olan bilge yönümüzdür. Bilinçaltımız kolektif bilinçaltı ile yani bütün insanlığın bilinçaltı ile bağlantılıdır ve buradan her türlü bilgiyi alma yeteneğine sahiptir. Bilinç düzeyinde ise insanlarla bilinçli bir şekilde iletişim kurarız ve tüm insanlığın aslındabir aile olduğunu bilinçli bir şekilde idrak edebiliriz. Oysa yüksek benlik düzeyinde bütün insanlığın ortak bilinci ile yani tüm insanlığın bilgisi, aklı birikimi ve zekası ile bağlantıya geçebiliriz. Bu geçmişte yaşayan tüm insanları, şu anda yaşayan insanları ve gelecekte yaşayacak olan tüm insanları kapsar ve yüksek benliğimiz bu muazzam alandan bilgi alabilme kapasitesine sahiptir. Ayrıca yüksek tüm olasılıkları değerlendirme gücüne de sahiptir. Bu nedenle alternatif gelecekleri görebilir, yaşam derslerimize uygun ve bizim için en faydalı olasılıkları seçebilir. Bunu şu şekilde özetleyebiliriz; Sizin sahip olduğunuz bir bilinç durumu var ki muazzam bir bilgi havuzundan bilgi alabilme, tüm olasılıkları değerlendirebilme ve sizin en yüksek hayrınıza olanı tespit edebilme gücüne sahip. Bu bilinç durumunu anlar ve onunla çalışırsanız hayatınızı değiştirme ve dönüştürme gücünü elinize alırsınız.
Yüksek benliğinizle çalışırken ondan rehberlik isteyebilir veya ondan çeşitli taleplerde bulunabilirsiniz. Yüksek benliğinizden bir şey istemek demek aslında kendi içinizdeki bilgeye başvurmak ve ondan sizi yönlendirmesini istemek demektir. Sevgili yüksek benliğim şöyle bir iş istiyorum lütfen bana yardım et derseniz yaptığınız şey aslında içinizdeki bilgeden en doğru kararları vermeniz, doğru zamanda doğru yerde olmanız ve doğru insanlarla bağlantıya geçmeniz için size yardım etmesini istemek demektir. Yüksek benliğiniz bütün insanlığın üst bilinciyle bağlantılı olduğu için tam sizin özelliklerinize uygun eleman arayan bir firmayı bulmak ve bu firmaya sizi yönlendirmek onun için zor olmayacaktır. Eğer bunun için yeni bir eğitim almanız gerekiyorsa bu eğitime, birisi ile tanışmanız gerekiyorsa en doğru tanışma noktasına veya bir inancınızı değiştirmeniz gerekiyorsa en doğru bilgilere yüksek benliğiniz sizi kolaylıkla yönlendirebilir. Size düşen şey sadece kendi içsel bilgeliğinizden istemek ve akışla hareket etmektir. Yani eğer içinizdeki sesi dinler, karşınıza çıkacak fırsatlara karşı duyarlı olur ve kendinizi iyi şeylere açarsanız yüksek benliğiniz sizin için en iyi şekilde çalışacaktır.
Ancak tam bu noktada yüksek benliğinizin sizin en yüksek hayrınıza çalışacağını, yaşam derslerinize ve tekamülünüze uygun şekilde hareket edeceğini de söylemem gerekli. Eğer bir istediğinizin gerçekleşmesi sizin için hayırlı/doğru değilse bunun yerine başka bir olasılık gerçekleşecektir. Sonuçta siz kendi içinizdeki bilgeden rehberlik ve danışmanlık istiyorsunuz… Örneğin birisi ile evlenmek istiyorsanız ve bunun için yüksek benliğinizden destek istediğini diyelim. Eger bu kişi sizin için doğru insan değilse evlenmeyi umarken tam tersine hızlı bir şekilde ayrılabilirsiniz. Ancak amacınız mutlu bir evlilik yapmak ise kısa zamanda karşınıza doğru insan çıkar ve aradığınız mutlu evliliği yapabilirsiniz. Yani yüksek benliğinizle çalışmak benim istediğim olsun demek yerine ben bunu istiyorum ama benim için en hayırlı ve en doğru seçeneğin olmasını kabul ediyorum demektir.
Yüksek benliğinizle bağlantı için size özel bir çalışma vereceğim. Aslında bağlantı için herhangi özel bir ritüele ihtiyaç yoktur, ancak bu konuda zorlananlar, bilgisi veya deneyimi eksik olanlar ve herhangi bir uyumlanma almamış insanlar için vereceğim bu küçük çalışma çok faydalı olacaktır.
YÜKSEK BENLİK ŞİFA ÇALIŞMASI
Öncelikle sağ elinizin avuç içi ile havaya sonsuzluk sembolunu çizin. Bu sembolün çizim yönü yoktur, istediğiniz yerden başlayarak çizebilirsiniz. Sonsuzluk sembolü uyumlanmanız olmasa bile etkili olarak kullanabileceğiniz bir semboldür.
Sembol;
yuksek



Sonra ellerinizi kalp chakranıza koyun. Yani bir el göğsün tam ortasında avuç içi bedene değecek şekilde dursun, diğerini onun 1 cm kadar altına aynı şekilde koyun ve ellerinizi kasmayın yani çok rahat bırakın.
Derin bir nefes alın verin ve içinizden veya sesli olarak ” Sevgili yüksek benliğim şimdi seninle bağlantı geçiyorum ve senin desteğini rica ediyorum” deyin. Bu aşamaya kadar gözlerinizin kapalı olması ve gevşemiş olmanız önerilir.
Şimdi niyetinizi ederken gözlerinizi açarak okuyabilir veya kapalı edebilirsiniz. Gevşemiş olmanız çok önemli çünkü zihniniz ne kadar alfa durumunda olursa çalışmanız o kadar başarılı olur.
Daha sonra aşağıda verdiğim niyetlerden birisini veya kendi hazırlayacağınız bir niyeti okuyabilirsiniz. Bir çalışmada birden fazla niyetle çalışabilirsiniz, sayısını sizin belirlemeniz mümkündür. Niyetlerinizi 1 kere veya 3 kere okuyabilirsiniz. Benim tercihim arka arkaya 3 kere okunmasıdır.
Bir niyet için zamanınız varsa 21 gün her gün çalışmak çok harika olacaktır ancak yüksek benlik çalışmalarında bu kural yoktur. Tek bir kere de çalışmanızın faydası olacaktır. Bu nedenle zamanınız ve imkanınız varsa 21 gün çalışmasını yoksa tek bir kere de olsa çalışmanızı öneririm.
Sembol çizerken imgelemeye gerek yoktur. Sadece havaya avuç içinizle çizmeniz yeterlidir. ( Çizerken kalem kullanılmaz) Ben fotografi renkli seçtim ancak renk imgelemenize gerek yok çizerken. İmgelemek istiyorsanız istediğiniz bir rengi kullanabilirsiniz. Sembol bir kural değildir, eğer sizi rahatsız ederse kullanmayın. Kullanmamızın tek nedeni enerjiyi odaklamaya yardım etmesidir.
Niyetinizi okurken elleriniz kalp chakranızda olsun sonrasında çekebilirsiniz. Eğer bir kaç niyeti arka arkaya edecekseniz hepsi bitene kadar elleriniz kalp chakranızda yani yukarıda tarif ettiğim pozisyonda durabilir.

YÜKSEK BENLİK NİYETLERİ
Daha önce değişik sosyal medya sayfalarımda yüksek benlik niyetleri verdim. Bu niyetleri bu yazıma da derli toplu olsun diye ekledim ve yeni yüksek benlik niyetleri de yazdım. Bu niyetlerden istediğiniz kadarını seçebilirsiniz ve elleriniz kalp chakranızda iken odaklanarak okuyabilirsiniz.

KORKULARINIZI TEMİZLEMEK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
Sevgili yüksek benliğim lütfen şimdi, tüm zamanlarda ve tüm boyutlarda beni kısıtlayan, gelişimimi engelleyen, benim iyiliğime hizmet etmeyen bütün korkularımı nazikçe sevgiye dönüştür. Teşekkür ederim.”

KENDİNİZİ AFFETMEK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
Tüm zamanlardaki ve tüm boyutlardaki bütün hatalarım için kendimi affetmeyi seçiyorum. Sevgili yüksek benliğim; tüm suçluluk duygularımı, tüm sıkıntılarımı, tüm öfkemi, kurban bilincimi ve tüm acılarımı yüreğimden nazikçe sil. Kendime karşı yaptığım tüm hatalar için ve başkalarına karşı yaptığım tüm hatalar için merhametin şifalandırıcı ışığı ile varlığımı doldur ve beni arındır. Kendimi bütünüyle affediyor ve bütünüyle affedilmiş bir insan olmaya niyet ediyorum. Teşekkür ederim.”

ELEŞTİRİ ENERJİSİNİ TEMİZLEMEK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
Sevgili Yüksek benliğim; bana yönlendirilen tüm eleştirilerin, tüm saldırıların, tüm öfkeli davranışların, tüm rahatsız edici tavırların bedenimdeki, bilinçaltımdaki ve enerji alanımdaki etkilerini temizle ve arındır. Auramdaki tüm enerjisel saldırıları iptal et ve temizle. Bana yönlendirilen tüm bu olumsuz enerjilerle oluşmuş olan tüm suçluluk, utanç ve olumsuz şartlanmalarımı çözmeme yardım et. Teşekkür ederim.”

SAĞLIK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
“Sevgili yüksek benliğim; lütfen bu hastalıkta payı olan tüm zehirli duygularımı, düşüncelerimi, tüm acılarımı, tüm olumsuz inançlarımı, korkularımı, tüm negatif enerjileri ve tüm hatalı bakış açılarımı temizle, arındır. Lütfen bu hastalıktan almam gereken dersi almam ve sevgiyle yoluma sağlıklı bir insan olarak devam etmemiçin bana rehberlik et. Bütünüyle ve her anlamda sağlıklı olmayı seçiyorum. Teşekkür ederim. ”

REFAH İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
“Sevgili yüksek benliğim lütfen tüm zamanlarda ve boyutlarda parayla ilgili tüm olumsuz inançlarımı, kısıtlı bakış açılarımı, geçmişten gelen tüm olumsuz şartlanmalarımı, olumsuz kodlamalarımı ve olumsuz duygularımı nazikçe temizle ve arındır. İyi ve güzel şeyleri hak ettiğime inanmam için ve refah içinde bir hayata sahip olmam için lütfen beni destekle ve güçlendir. Teşekkür ederim.”

SEVGİ İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
“Sevgili yüksek benliğim lütfen şimdi sevginin hayatıma akmasını engelleyen bütün olumsuz inançlarımı, kısıtlı bakış açılarımı, geçmişten gelen tüm olumsuz şartlanmalarımı, olumsuz kodlamalarımı ve olumsuz duygularımı nazikçe temizle ve arındır. Ben sevgi içinde yaşamayı, sevmeyi ve sevilmeyi seçiyorum. Teşekkür ederim.”

NEGATİF ENERJİLERDEN KORUNMAK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
Sevgili yüksek benliğim lütfen bedenimi, enerji alanımı, zihnimi ve duygularımı arındırıcı beyaz ışıkla ve koruyucu mor ışıkla çevrele. Sevgi ve ışık olmayan tüm enerjileri benden uzak tut. Tamamen güvende olduğum harika bir gün geçirmeyi seçiyorum. Teşekkür ederim.”

HERHANGİ BİR SORUNDAN KURTULMAK İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
” Sevgili yüksek benliğim lütfen ….. sorunumun ( … kisminda sorunu tanımlayın) en kısa zamanda ve en kolay şekilde çözülmesini istiyorum. Benim ve ilgili herkesin en yüksek hayrına olacak şekilde lütfen bu sorunumu benim için çöz. Teşekkür ederim.”

İSTEDİĞİNİZ HERHANGİ BİR ŞEY İÇİN YÜKSEK BENLİK NİYETİ
” Sevgili yüksek benliğim ….. ya sahip olmak/deneyimlemek istiyorum. Benim ve ilgili herkesin en yüksek hayrına olacak şekilde en doğru zamanda, kolaylıkla ve mutlulukla…. ya sahip olmamı sağla lütfen. Teşekkür ederim “

Siz de kendi niyetlerinizi yukarıdaki niyet örneklerini temel alarak hazırlayabilirsiniz. Ancak niyet çalışmalarını kendiniz için kullanmanızı ve başkası için niyet etmek yerine ona da bu bilgileri öğretmenizi öneririm. Sonuçta siz kendi içinizdeki bilge yönünüzden destek istiyorsunuz ve herkes bunu yapabilir. Sembol ve çalışmakolaylaştırıcıdır bunlar olmadan da yüksek benlik çalışmaları yapılabilir yani sadece başka birisi ile yüksek benlik bilgisini paylaşabilirsiniz.
Bir de eminim birileri neden Allah’tan değilde yüksek benliğimden istiyorum diye soracaktır. Bu soru gelmeden yanıtını yazayım. Kişisel görüşüme göre yüksek benlik çalışmalarında Allah’ın size verdiği bir yeteneği kullanıyorsunuz yani sizin özünüzde var olan bir gücü ortaya çıkartıyorsunuz. Bu yeteneği kullandıktan sonra Allah’a şükretmek kanımca en iyisi olacaktır.
Eğer zamanlama ile ilgileniyorsanız niyetlerinizi aşağıdaki saatlerde yapabilirsiniz. Bu bir kural değildir sadece bu konu ile ilgilenenler için ekstra vermek istedim.
KORKULARINIZI TEMİZLEMEK – Satürn Saati
KENDİNİZİ AFFETMEK- Venüs Saati
ELEŞTİRİ ENERJİSİNİ TEMİZLEMEK – Merkür Saati
SAĞLIK İÇİN – Güneş Saati
REFAH İÇİN- Jüpiter Saati
SEVGİ İÇİN- Venüs Saati
NEGATİF ENERJİLERDEN KORUNMAK- Ay Saati
HERHANGİ BİR SORUNDAN KURTULMAK İÇİN- Güneş veya Jüpiter saati seçilebilir.
İSTEDİĞİNİZ HERHANGİ BİR ŞEY – Güneş veya Jüpiter saati seçilebilir.
Gezegen saatleri ile ilgili bilgiler;
http://www.bernaozcandemir.com/uncategorized/gezegen-saatleri-ile-hayatinizi-kolaylastirin
linkinden alabilirsiniz.
Bilgileri elimden geldiği kadar net vermeye çalıştım. Eğer zorlandığınız bir şey olursa yüksek benlik çalışmalarında hata yapmanız mümkün değildir, yüksek benliğiniz sizin içinizdeki bilgedir ve her durumda sizin en yüksek hayrınıza hareket eder. Bu nedenle çalışmalarınızı rahatlıkla yapabilirsiniz.
Verdiğim bilgilerin faydalı olmasını seçiyorum.
Sevgiyle kalın
Berna Özcan Demir

Bilgi: Bu blogdaki yazılar herhangi bir tıbbi tedavi, teşhis yada öneri içermez. Sağlık sorunlarınızda doktorunuza başvurunuz.

Alıntıdır

Kız Çocuklarını Küfürden Nasıl Uzak Tutabiliriz?

Bunu yapan büyükler maalesef daha da çok. Yanından bir kadın mı, bir çocuk mu, bir yaşlı mı, kimin geçtiği hiç umurunda bile olmadan öyle pis kelimeler kullanıyorlar ki ağzım açık kalıyor, çoğunlukla da sert bakışlarım veya bizzat uyarılarım ile maalesef müdahale etmek ve etraflarının farkında olmalarını sağlamak durumunda kalıyorum.

Elbette çocuklar medyadan, arkadaşlarından duyduklarını taklit ederek ve çoğunlukla anlamının hiç farkında olmadan kullanıyorlar argo ve küfürleri.

Her ne kadar dış etkenlerin etkisi büyük olsa da ben bu konuda biz annelere de çok iş düştüğünü düşünüyorum. Oğlum henüz 2,5 yaşında ve yeni yeni konuşuyor. Henüz bir erkek çocuk büyütme deneyiminin başında olsam da biri 9 diğeri 14 yaşındaki kızlarımı yetiştirirken bu konunun nasıl üstesinden geldiğimi anlatmaya çalışacağım size.

Çocukların yoğun şekilde argo ve hatta küfür kullanımına eğildikleri iki önemli dönem oluyor hayatta.
Bunlardan ilki 3-4 yaş döneminde gerçekleşiyor. Nedenini tam olarak bilmiyorum ama psikologlar da çocukların 3-4 yaşlarında o dönemler için kötü kelime kabul edeceğimiz bazı kelimeleri kullanma ihtiyacı içerisine girdiklerini belirtiyorlar. Bu durumu ilk olarak büyük kızımda yaşamıştım. Kreşte öğrenerek evde bir kaç kez bu tip kelimeler kullanmaya başladığını gördüğümde bu dönemi insanların içerisinde rezil olmadan nasıl atlatabilirim diye düşündüm. Kızımla bir konuşma yapmanın zamanı gelmişti.

Kendisin karşıma alıp; ….., ….. gibi bazı kelimelerin ayıp kelimeler olduğunu, başkalarının yanında kullanmaması gerektiğini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım. Ancak psikologlar bile argo kelime kullanımını bu yaş için bir ihtiyaç olarak tanımlıyorken ben kızımın bu ihtiyacını giderebileceğine dair nasıl bir yöntem bulabilirdim?

Ben de kendisine içinden bu tip kelimeler kullanmak geldiğinde hemen gelip benim kulağıma söyleyebileceğini, bu kelimelerin bizim ikimizin sır kelimeleri olacağını ve ona hiçbir zaman kızmayacağımı söyledim. Bu yöntem tuttu. Çok defa kızım yanımızda birileri varken koşarak gelip kulağıma eğilip “Anne ….” der, hızla uzaklaşıp oyununa devam ederdi. Ben de kendisine göz kırpıp “aramızda tamam mı?” deyip ona bir rahat alan yaratmaya çalışırdım. Bu yöntem büyük kızımda da, küçük kızımda da epey işime yaradı ve şükürler olsun ki toplum içerisinde herhangi bir kriz veya sorun yaşamadık.

Sonra yıllar geçti. Büyük kızım 6. Sınıftan yani 11-12 yaşından itibaren argo ve küfür kullanımının en yoğun olduğu malum ergenlik dönemine adım attı. Etrafındaki kızlı erkekli bütün arkadaşları bu konuşma şekline sahipken O da ister istemez bu durumdan etkilenmeye başladı. Hatta bazılarının anlamını bizzat gelip bana soruyordu. Bu konuda kızım ile bir konuşma yapmam gerektiğini düşünüp bir yatak sohbetine küfrü ve argoyu konu ettim.

“Mal mısın, bu neyin kafası, oha, çüş” gibi (buraya yazdığım için ayrıca özür diliyorum) Argo kelimeleri kullanabileceğini ama bunu sadece arkadaşları ile birlikteyken yapabileceğini, kesinlikle eve taşımasının, bizimle, kardeşleriyle konuşurken kullanmasının ve kardeşlerine kötü örnek olmasının yasak olduğunu söyledim kendine. En azından bu konuda rahat bir alanının olduğunu bilmesi önemliydi zira.

Kızım okulda kız erkek tüm arkadaşlarının küfürlü konuştuğunu söylediğinde de bana ne tür şeyler söylediklerini söylemesini istedim.

Utandı elbet. Bazılarını O söyledi bazılarını bizzat ben söyledim. Bunu hiç kullanmamama rağmen benim de küfürleri bildiğimi göstermek için özellikle yaptım. Sonra da kendisine; küfürleri bilmesinin ayıp bir şey olmadığını, en azından karşısındaki biri O’na söylediğinde ne anlama geldiğini bilmek ve buna göre tepki verebilmek için küfürlerin anlamını bilmesi gerektiğini söyledim, ancak bilmek ile kullanmanın çok ayrı şeyler olduğunun da altını çizdim.

Kızımı en çok şu sorum etkiledi. “Bana içerisinde kadını aşağılayan ifade yer almayan bir tane küfür söyleyebilir misin?” diye sordum. Evet, elbette bulamadı. “Gördün mü” dedim kendisine, “küfürlerin hepsi maalesef kadın cinsini aşağılayan ifadeler. Bir erkek bir erkeğe küfür ederken bile aslında ona değil o erkeğin annesine, karısına veya kız kardeşine küfür ediyor. Sen bir genç kız olarak bu kelimeleri kullandığında en başta kendi cinsini ayaklar altına almış oluyorsun. Bir genç kız, bir kadın kendi cinsine saygı duymayıp bu küfürleri kullanırsa, karşı cinse bunu kullanmak için en güzel hakkı da vermiş olmaz mı? İşte sen de bunun bilincinde olmalısın” dedim. Kızım düşününce “gerçekten de anne bir tane bile kadın ile ilgili olmayan küfür bulamıyorum” dedi.

Kızıma lütfen sadece kendin değil bundan sonra, hadi erkekleri geç ama bir tane bile kız arkadaşın bir küfür kullandığında hemen onu durdurup bu söylediğin kelime biz kadınları aşağılıyor sen bir genç kız olarak neden bunu kullanıyorsun diye sor ve arkadaşların arasında da bir farkındalık yarat diye de tembih ettim. Kadın olmanın gururu ve onuru farkındalığı…

Zaten yapısı gereği küfür kullanmayan kızım çok şükür ki bu konuşmadan sonra küfür etmenin öyle havalı görünmek için iyi bir şey olmadığının, aksine kadınlara büyük bir kötülük olduğunun daha bilincinde bir birey ve en önemlisi etrafındakilere bu konuda yön gösterebilecek bir farkındalığa sahip.

Oğlum ergenlik dönemine girdiğinde bu konuda neler yapacağım henüz bilmiyorum ama yapacağım en iyi şey tek tek küfürleri ele alarak bak burada anneni, ablalarını, kız kardeşlerini ve hatta ileride eşini aşağılayan ifadeler var, sen de lütfen kullanma ve kullandırtma demek olacak.

Gençlerimizin temiz insan olmaları, temiz bir toplum yaratmaları, kadınların onurunun her durumda korunduğu bir dünya ümidiyle…


Kaynak

21 Günde Düşünce Detoksu

 “Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız.”“Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca …yolculuğa çıkıyorsun. Düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.”Birçok kaynakta 21 gün diye bir laf duyarız. Nedir bu 21 gün? Ben de ilk başta birçok kişiye sordum. ‘Nedir bu 21 gün? Nedir amacı 21 günün?’Bana ortalama olarak gelen yüzlerce cevabın özetini size vereyim.Bilinçaltımızın herhangi bir düşünceye dayanabildiği süredir 21 gün. Aynı kelimeleri ya da aynı enerjiyi defa ve defa söylediğin sürece bilinçaltın 21’inci günün sonunda bunu yapıyor. Yani ona inanıyor.Şimdi size bununla ilgili bir atasözü söyleyeyim; Bir insana kırk gün ‘delidir’ derseniz. O insan 40’ıncı günün sonunda deli olduğuna inanmaya başlar.’Biz de kendi kendimizi 21 gün boyunca bir arınma sürecine sokuyoruz. Bu cümleleri okuduğunuz günden ve andan itibaren 21 gün boyunca kendimde uyguladığım ve insanlarda yüzlerce kişide uyguladığımız tekniği yapıyoruz.Dengede kalma ve arınma süreci. Dengede kalma ve arınma süreci şu demek; 21 gün boyunca insanlar ne söylerse söylesin, ne yaparlarsa yapsınlar, onları oldukları gibi kabullenip dengede kalacağız. Yani biri geldi bana bir laf mı söyledi. ‘Tamam, bu böyle bir insan. Kabulleniyorum ve dengedeyim.’
Hemen burun nefesine geçiyoruz. Burundan nefes alıp veriyoruz. 5 kere, 6 kere. Ve hayatımıza devam ediyoruz. İnanıyorum ki bir sürü sert olay gelip size bum diye çarpacak. Önemli olan 21 gün boyunca bu olaylara ciddi bir şekilde nötr bir şekilde tepki vermek.Bakın nötr bir şekilde. Şimdi birçok kişi bana şunu sordu.“Peki ben insanlara karşı nötrüm, ilişkime karşı nötürüm. Peki parayla ilgili ya da bunu başarıyla ilgili nasıl yapabilirim?”Eğer bilinçaltınızda parasızlık korkusu varsa, bilinçaltınız bu korkuyu sürekli evrene mesaj olarak yayar. Yani elinizden paranızın gitmesi için olaylar çağırır, evinizde sıkıntı yaşamanız için olaylar çağırır, çünkü parasızlık korkusunun frekansı budur. Sizi parasız bıraktıracak bütün olayları size doğru çeker.21 gün boyunca eğer siz kendi bilinçaltınızı şuna inandırırsanız, ‘Ben bolluk içindeyim.”Tabii evinizde yemek olmayabilir, cebinizde para olmayabilir, sıkıntıda olabilirsiniz, saçma gelebilir. Borçlarınız var. 21 gün boyunca sabah kalktığınızda “Ben bolluk içindeyim, şükürler olsun” deyip bilinçaltınızı buna ikna ederseniz, 21’inci günden sonra,( ama bakın gerçekten ikna ederseniz) hayatınıza kolaylıklar, güzellikler ve bolluklar gelmeye başlayacak.21 günlük arınma programımızda kafamızın içindeki bütün olumsuzlukları, bütün kalıpları sevgiye dönüştürüyoruz. Birine mi öfkelenmeye başladım, hemen burun nefesine geçiyorum ve şunu söylüyorum;“Şu an yaşadığım olayı olduğu gibi kabul ediyorum ve dengedeyim. Karşımdaki kişiyi de olduğu gibi kabul ediyorum ve dengedeyim. Ne yaşanırsa yaşansın ben her zaman dengedeyim.”YAPTIĞIMIZIN ADI DA DÜŞÜNCE DETOKSU.Biz birçok diyete gireriz vücudumuz için, detoks yaparız. Yağlarımızı eritmek için, ter atmak için, gençleşmek için. Şimdi yaptığımızın adı da düşünce detoksu. Düşüncelerimizi detokslayacağız ve kafamızın içinde bizi rahatsız eden her şeyi bırakacağız. Şimdi birçok kişi diyecek ki ben düşünüyorum ama kim duyuyor ki. Düşündüğün her şeyi birinin duymasına gerek yok. Düşündüğün her şeyi sipariş gibi çağırıyorsun hayatına. Kafandan geçen düşünceler artık sır değil. Kafandan geçenleri artık evren okuyor ve duyuyor çünkü enerji yükseldi. Bundan elli sene önce olsaydı “Sırdır” derdim sana. Ama artık bir sır değil. 2011 ve sonrasında kafandan geçen her şey öyle bir titreşiyor ki, evren bunu duyuyor ve sipariş olarak sana getiriyor.Kafanın içindeki tüm olumsuzlukları hissetmeye başladığın andan itibaren “sevgiyle kabulleniyorum ve sevgiyle gönderiyorum” deyin ve burun nefesi almaya başlayın. Ciddi anlamda size rahatlama getirecektir.Şu an bu satırları okuyorsanız, şu an başlayın düşünce detoksunuza. Tarihini yazın 21 gün. Ne yaşarsanız yaşayın istediğiniz kadar öfkelenin, ya da sıkıntıya sokacak olay gelsin. Siz o olayları dengede karşılamaya çalışın. Limandan çıktınız ve denizde giden bir yelkenli gemisiniz. Rüzgar herkese eser, dalga herkes için var. Gemisini yüzdüren kaptandır. Evet sevgili kaptan, 21 gün boyunca yolculuğa çıkıyorsun, düşüncelerini detoksluyorsun ve yoluna bütün olayları sevgiyle kabullenerek, alttan alarak değil, sevgiyle kabullenerek ve özellikle içinden kabulleniyorsun ve sevgiyle gönderiyorsun.Dışımızda hiçbir olay aslında yok. Sadece içimizde o olayın yansımaları var. Ve tepkileri. Örnek vereyim. Bir futbol maçını A takımı kazandı, B takımı kaybetti. Bu bir enerji, bu bir bilgi. A takımını tutanlar sevindi, B takımını tutanlar üzüldü. Dışarıda gerçekleşen bir olaya insanların yarısı sevindi, yarısı üzüldü. Bir kısmı da umursamadı. ‘Ben futbolu sevmiyorum’ ya da ‘Ben o takımı tutmuyorum’ dedi. Dışarıdaki insanların yaptıkları hareketlere puan veren sensin. Dışarıdaki her şeyi kendi içinde oluşturan ve yargılayan sensin. Bu yargı ve eleştirilerimizi detoksluyoruz. Yargılamak bitti, eleştirmek bitti, suçlu aramak bitti, kendimizi suçlamak da bitti, kendimizi kurban gibi görmek de bitti.

Kaynak

Bir Fonksiyon ve Bir Engelleyici Olarak Bilinç – Ego –

“Ego içsel ve çevresel değişkenlerden insan psikolojisini koruyan bir bilinç katmanı olarak bir fonksiyondur”

“Ego muhafazakar bir koruma kalkanı olarak insanın gelişim ve değişimine karşın bir engelleyici bilinç katmanıdır”

Psikanalatik kuram doğrultusunda artık insanın; karar ve davranış şekillerinin sadece dış çevre enerjisi doğrultusunda değil, büyük ölçüde insanın iç dünya katmanlarının enerji dengesi doğrultusunda gerçekleştiğini bilmekteyiz.

İnsanın İç Dünyası: Bilinç Katmanları

Psikanalatik kuramının kurucusu Freud’un bilinç katmanlarını ele aldığı “topografik zihin modeli” gelişen nöroliji, psikoloji bilimi ve teknoloji sayesinde bir çok kez doğrulanmaya devam etmekte ve bazı minor evrimlerden geçmektedir. Tüm küçük evrimlere rağmen, psikanalitik kuramının ana prensipleri her geçen gün daha fazla zemin bulmaktadır.

Freud, bilinci bir buzdağına benzeterek, bilincin farklı katmanlarına (farklı fonksiyonlarına) işaret etmiştir. Söz konusu katmanları ego,süper ego ve idi şeklinde adlandıran Freud, sırasıyla bilinç, bilinçdışı ve bilinçaltı katmanlarını bir bütünün ayrı parçaları olarak ele almıştır. İnsan davranış şekillerinin oluşumunda bu katmanların birbirleri ile ilişkisinin, bir diğer deyişle katmanların güç dengesinin önemli rol oynadığı günümüzde bir kuramdan öte bilgi olarak kabul edilir.

Bilinç (İrade) Katmanı: Aynı zamanda ego olarak adlandırılan “bilinç” aşaması, insanın neden-sonuç prensibi doğrultusunda davrandığı, bir diğer deyişle bilincinde olduğu davranış şekillerini oluşturmaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta bilincin muhafazakar yapısıdır. Süperego; bilinçaltı katmanın bastırdığı değişim, arzu, bastırılmış korkularının tatmini açısından bir fonksiyon/engel teşkil etmektedir. İradenin muhafazakar özelliği hem bir fonksiyondur hem de bir engelleyicidir.

Fonksiyon olarak bilinç (irade) ; içsel değişim arzusu ve dışarıdan gelen 3. Parti söylemlerini reddederek bireyin çelişkili mesajlar altında kalarak, baskıya uğrayıp anlam karmaşası yaşamasını, psikolojik dengesizleşmesini ve kimlik karmaşasının önüne geçmektedir. İçsel arzuların tatmini peşinde koşan bir birey olmayı, toplumsal değerleri ve yaptırımları (katlanılacak külfeti) göz önünde bulundurarak önüne geçer ve kabul edilebilir bir arzu tatmini yolunu bulma çabasına girerek kendi arzuları ile dış dünya normları arasında bir nevi müzakere işlemi gerçekleştirir.

Neden cinsel arzularımın biran önce tatmin etmiyorum? Çünkü toplumsal manevi yaptırımların külfetini üstlenmek istemiyorum!  Çünkü dini inaçlarım doğrultusunda bir sonraki yaşamımda yaptırımla karşılaşmak istemiyorum (İnanca göre göreceli yaptırım algısı) Sözkonusu neden-sonuç ilişkisi ego veya bilinç katmanında oluşmaktadır.

Bir diğer deyişle iradeni en önemli görevi; bir neden-sonuç ilişkisi çıkartartabilmek için belirli bir muhafazakar algısal duruş taslağı çizmektir. Söz konusu taslağın içi, bireyin kendisi, çevresi ve genel olarak dünya, hayat ve sonrası ile ilgili varsayım ve söylem şablonları ile sabitlenir.

Engel olarak (bilinç) irade ; varolan kimlikle ilgili sorunlara yönelik gerekli değişime karşın engel teşkil ederek, soruna yönelik geliştirilmiş söylem kalıplarını kabul etmekte muhafazakar yapısını korumaya devam etmektedir. Zihin haritasında bireyin aleyhine işleyen mesaj kalıpların varlığı, herhangi bir konudaki gereksiz korkularının büyümesine neden olurken, bilinç bu korkuların meşruluğunun sorgulanmasına yönelik girişimleri muhafazakar yapısı nedeniyle engel olarak; sorunun çözüm sürecini daha uzun bir sürede gerçekleşmesine veya gerçekleşememesine neden olmaktadır.

Örneğin bir uçuş korkusunun, vajinismus olgusunun, özgüven eksikliğinin veya herhangi bir fobinin bilinç katmanında mutlak neden-sonuç ilişkisi açıklanamaz. Bu tip sorunların kaynağı bilinçaltında hapsolmuş, bireyin gerçek potansiyelini yerine getirememesine sebep olan negatif mesaj – söylem şablonlarıdır ki, bu kodlar bilincin muhafazakar yapısı nedeniyle korunmaya devam edilmektedir.

Korunmak güzeldir, Fakat Korunan Şey Bizim Aleyhimize İşliyor İse…???

Neden özgüvenin eksik, neden uçuş korkun var şeklinde sorularla karşılaşan birey, bu duruma meşru bir cevap veremez. Verebileceği cevaplar neden-sonuç ilişkisini mutlak açıklayı niteliğini taşıyamaz, ziraa sözkonusu sorun sadece bireyin iç dünyasının söylem kalıpları konteksinde anlam ifade etmektedir

Ben yeşil rengi çok severim? Neden? Yeşil hoş bir renktir, içimi açıyor, ortama canlılık katıyor!

Yukarıdaki soru cevap kalıbı sizce meşru bir neden sonuç ilişkisi mi?

Bir insanın bir rengi sevip sevmemesi tamamen bilinçaltında var olan, geçmişinde söz konusu renkle ilişkilendirdiği olgularla bağlantılı bir şekilde gerçekleşen zihinsel bir eğilimdir.

Gerçekten sevindirici bir haberin geldiği anda yoğunlukla görsel alanına yeşil rengin girmiş olması, bir bireyin yeşile karşı sempati geliştirmesi ile sonuçlanabilir. Bu durum bilinç katmanında neden-sonuç ilişkisi ile açıklanamaz. Bir adım ileriye gidip, bilinçaltı katmanının bu durum hakkında söyleyeceklerine kulak vermek gerekmektedir.

Bir rengi sevip sevmemek insan yaşamı veya başarıları açısından fazla önem arz etmese de, bireyin kendi kimliğini sevmemesi, bireyin tüm yaşamını, başarılarını ve mutluluğunu olumsuz etkileyen bir zihinsel eylemdir. Bu nedenle Freud’un geliştirmiş olduğu topografik bilinç modeli, psikolojik rahatsızlıkların ve bireysel gelişim alanlarında çığır açıcı bir noktaya değinmiştir; Freud öncesi modellerin anlamlandıramadığı bireysel psiko-problemler bilinçaltı katmanının da değerlendirmeye sokulmasıyla birlikte bilimsel neden-sonuç ilişkisi ile anlam ifade etmeye başlamış ve soruna yönelik bilinçaltı teknikleri geliştirmenin önemi ortaya çıkmıştır.

Engelleyici Bilinci Safdışı Bırakarak Bireysel Gelişim

Freud yaptığı çalışmalarda;

Suçluluk duyguları gibi, bilinçaltı katmanının göz önünde bulundurulduğu takdirde su yüzeyine çıkan problemlerin nedenleri, bir çok sorunun başlangıç halkasının bulunmasına imkan tanıdığı sonucuna ulaşmış olmakla beraber; bilinç katmanına hitap eden terapilerden ziyade,  bilinçaltı teknikleri ile sorunun kaynağına hitap edilmesinin etkili olacağı bulgusunu günümüzün modern tıp dünyasına kazandırmıştır.

Bilinçaltı teknikleri, bilincin muhafazakar (engelleyici) özelliğini devredışı bırakarak, var olan sorunun kaynağına inerek bilinçaltı söylem şablonlarının değişimi ile ilgili bir takım çalışmalardan oluşmaktadır.

Bir bireyin özgüven sorununun altında yatan, bireyin çocukluğundan beri edindiği tecrübeler, 3. Parti söylemler doğrultusunda, bilinçaltına kendi kimliği ile ilgili ektiği mesajlar topluluğunun bir zihinsel eğilimidir.

Bilinçaltı terapileri, bireyin bilinçaltında yatan söylem şablonları veya varsayımları silmek ile ilgilenmez, varolan söylem şablonlarından, bireyin, bireysel başarılarını olumsuz etkileyenlere, alternatif pozitif söylemlerin edinilmesi, gereksiz bastırılmış korkuların 3. Parti pozitif söylemlerle çakıştırılması ve anlamsızlıklarının bilinç katmanı tarafından irdelenmesi sağlanarak yıllardır hapsolmuş negatif bilinçaltı korkularının sorgulanması sağlanır.

Bio-Frekans Bilinçaltı Tekniğinin temelinde de bilinç bariyerinin safdışı bırakılarak, herhangi bir konuda pozitif bilinçaltı mesajlarının doğrudan bilinçaltına ulaştırılması yatmaktadır. Bilinçaltına ulaşan mesajlar, varolan kalıplar ile zıtlık arz ettiği için bilincin (iradenin) yıllardır sorgulanmasına izin vermediği söylem şablonları ,irdelenmek zorunda bırakılır. Bu  süreçte bireyin Bio-Frekans Bilinçaltı Telkinlerinin kullanımını devam ettirerek süreci beslemesi önem arzetmektedir.



Kaynak

Adım Adım Rubik Küpü Çözüm Yolu

Macar tasarımcı Erno Rubik tarafından bulunan renkli oyun küpünün ilk prototipi 1974’te tahtadan yapıldı. Budapeşte’de bir oyuncakçıda ‘sihirli küp’ adıyla yerini aldığında ise yıl1977’yi gösteriyordu. Görünürde yalnızca dahilerin çözebildiğini düşündüren bu küpler, 100 milyondan fazla satıp1982’den itibaren hızla tüm dünyayı ele geçirdi.

1. Adım

Örneğin, orta karenin beyaz olduğu yüze beyaz kareleri getirin. Orta kareler hareket etmez, bu nedenle orta kare ne renkse o yüzün o renk olacağını söyleyebiliriz. Orta kareleri küpü çözebilmek için ipuçları olarak kullanabilirsiniz

2. Adım

Küpü dıştan içe çözeceksiniz. Üst sıraya gerekli köşe karelerini koyabilmek için gerekli adımları uygulayın. Her köşe kare, ortadaki sabit kareyle aynı renk olmalı.

3. Adım

Gerektiğince küpü çevirin ve döndürün. Renkli karelerin birleştiği yerleri ayırın. Renk düzenini bozun.

4. Adım

Bu, orta katmanı çözmenize yardımcı olacaktır. İki yerine üç kareyle ‘T’ oluşturacak şekilde alt katmanı çevirin. Küpün sağ ve sol katmanlarını aşağıya ve sonra sağa çevirin. Doğru renkleri küpün ortasında toplamak için tekrar aşağıya çevirin.

5. Adım

Bu katmanı, yan yana iki farklı kareyi kendi kenarlarına getirene kadar çevirin. Son katman için, doğru renkteki köşe kareyi sağ alta getirin. En yakınınızdaki kenarı sola çevirip sol kısmı öne çevirin. Burada amaç tüm köşelerin doğru renkte olması. Arka sırayı sola çevirmeniz de gerekebilir.

6. Adım

Dört parça kalmış olmalı. Küpü çözmek için orta bölümleri çevirmeniz gerekecek. Renge bağlı olarak, kareleri yerlerine getirmek için orta bölümleri çevirin.

Öneri ve Uyarılar

– Rastgele çevirmek yerine, karelerin nereye ait olduğunu bulun. Adımlarınızı planlamazsanız, küpü iyice zorlaştırırsınız.

– Daha kolay hareket etmesi için küpün içine vazelin sürün.

– Küpü çözmek için birkaç farklı metot mevcuttur. Eğer bu metotla yapamıyorsanız araştırmaktan vazgeçmeyin.


Kaynak

Alzheimer Hastasının Resimlerinden Hayatının Değişimi

Hastalığıyla ne olursa olsun mücadele etmeye karar veren ressam her şeyi hatırlamak ve hastalık seyrini görebilmek için kendi resimlerini yapmaya başladı. Ancak, resimlerin gidişatına bakılırsa hastalık galip gelmiş gibi görünüyor.

1. 11995 2. 21996 3. 31997 4. 41997 5. 51998 6. 61999 7. 72000

Kaynak

Mutlu İnsanların Ortak Elemanları

Mutluluk skalasına göre değerlendirme yapıldığında, mutluluk eğilimi gösteren insanların ortak özellikleri olduğunu biliyor muydunuz? Şimdi “mutluluk bazılarına verilmiş hediye midir yoksa insanın kendi yarattığı zihinsel bir olumluluk mudur” sorusuna cevap vermemiz gerekirse… İkincisinin doğru şık olduğunu kabul etmek durumundayız. Ziraa mutluluk aslında dış dünyadan bağımsız zihinde başlayıp ve sürüdürülen bir zihinsel eylemdir. X kişisi ile Y kişisini aynı şartlara maruz bıraktığımızda, her ikisinin de şartları aynı olmasına karşın mutluluk derecelerinin farklı olması tamamiyle zihinsel algı, ve bu algı sonucu oluşan karar ve davranışların şekillerine bağlıdır.

Gelin Mutlu İnsanların Ortak Küme Elemanlarından Bazılarını İnceleyelim;

Karşılaştıkları sorunlar, problemler karşısında kendilerini veya başkalarını suçlama yolunu tercih etmezler. “Kim suçlu” sorusu üzerine gitmenin gereksiz olduğunu iç sesleri ile algılar ve doğal olarak sorunun çözümüne yönelik kararlı ve yapıcı adımlar atmayı tercih ederler.

Başlarına gelen olumsuz şeylerin içinden, olumlu ayrıntılar çıkartmayı kendilerine görev bilirler. Doğal bir refleks ile “her işte hayır vardır” düşünce eğilimini sürdürerek, olumsuz durumun, yaşamını olduğundan daha da fazla etkilemesine izin vermez.

“Önce ben” demeyi bilirler. Önce “ben” diyerek bencilce bir hareket yapmadığını, tam tersine etrafına daha fazla sevgi, enerji ve güç saçabilmek için kendi doyumunun en önemli parametre olduğunun farkındalığına bilinçli veya doğal refleks şeklinde varmıştır ve bu yönde hareket eder.

Hayır demeyi bilir. Gerektiği yerlerde “hayır” demenin kendi iç sağlığı ve iç enerjisi için önemli olduğuna doğal reflekle karar verir.

İnsanlara güvenir. Bir insan tarafından uğratıldığı adaletsizliği tüm insanoğluna mal etmez. Her insanı kendi içinde değerlendirme yolunu tercih eder ve insanların onun doğası ile aynı olduğu iç sesine hakimdir.

Her şartta kendisine ruhsal ve fiziksel zaman ayırır. “Yarış atı” anlayışını reddeden bir zihin yapısına sahiptir.

Hayal kurar. Hayal kurmayı ve bu hayallerin peşinden gitmeyi bir yaşam prensibi olarak kabul etmiştir.

Yaşamında onu motive eden referans noktaları belirlemiştir. Sevdiği unsurları kafasının köşesinde farklı alternatif senaryolarla tekrar tekrar gösterir kendisine. Olumsuz durumlarda dahi bu referans unsurlarını zihninde canlandırarak sıçrayışına devam eder.

Kendisini iyi hissettirecek olumlu sözler kullanmayı veya zihninden geçirmeyi adeta hobi edinmiştir. Farkında dahi olmadan devamlı kendi ruhunu okşayacak iltifatlarda bulunur kendisine.

Aynaya baktığında kendine bir gülümseme atar.

Kendilerini oldukları gibi kabul ederler, dolayısıyla bu şekilleriyle kabul ettirirler. Kendini kabul etmeleri, aynı zamanda kendilerini tanımları ile sonuçlanır. Ortalama kendini tanıdıkları için, kendilerine sorun veya problem çıkarak durumların veya ortamların içine girmezler.

Yapabileceği kadar işi üstlenir. İşlerini zamanında bitirme eğilimi sergilerler, ziraa iş biriktirerek baskı altında yaşamayı doğal bir reflekle reddederler.

Yönlendirme yapmazlar. Başka insanların olumsuz davranışları sonucu oluşan cezalandırma isteğini, başkalarına veya kendisine yöneltmez. Birisine kızdığı zaman yemek yememe gibi, kendini cezalandırma yöntemlerini tercih etmezler. Vurdum duymaz olmaktan ziyade, gerçekler doğrultusunda davranan bireylerdir.

Şükrederler. Her ne durumda olurlarsa olsun şükretme eğilimi sergilemektedirler. Şükretmenin, olumlu düşüncenin temeli olduğuna ve kendi mutlulukları için yararlı bir araç olduğu kanısına, bilinçli veya doğal refleks olarak varmışlardır.

Yaşamında değişiklikler yapar. Belirli bir döngü içinde yaşamayı, dengeyi bozmadan, reddetme eğilimine sahiptir. Kendisi ve sevdikleri için değişiklikler yapmayı – ev,iş – döngüsünü kırma yönünde davranış sergilerler.

Komplo teorileri ile yaşamazlar. Dış dünyanın da kendileri gibi benzer istek ve arzulara sahip insanlardan oluştuğunun ve insanların söylemler doğrultusunda değişebileceğinin farkındalığına bilinçli veya farkında olmadan sahiptirler. Bu nedenle, “birilerinin gizli ajandaları var” gibi devamlı komplo teorileri üzerinden yaşamayı reddederler.

Ötekileştirmezler. Kendinden farklı olanı zihninde ötekileştirme gereği duymaz. Farklılığı bir zenginlik olarak görme zihnsel eğilimine sahiptir. Bu şekilde her ortamda, kendilerini çok daha rahat ve iyi hisseder.

Sevdiklerine zaman ayırırlar.

Alıngan veya kırılgan olmayı doğal bir refleks ile reddederler, ziraa zihin yapıları alınganlığın çözüme gitme açısından anlamsızlığının farkındalığına sahiptir.

Küsme gibi basit, kısa vadeli çözümleri reddederler. Buna karşın sorunun üzerine giderek, çözüm odaklı davranmayı olabildiğince sürdürürler.

Özgüvenleri mutluluğa anahtarlarıdır, ziraa kendilerini oldukları gibi kabul edererek kendi kimliklerini veya özvarlıklarını sevme eğilimi içindedirler.

Mutlu olan insanlar, mutlu olmayı öğrenmiş insanlardır. Mutlu olan insanların ortak özelliklerinin tümü, koşul, durum ve şartlara karşı geliştirilen algısal duruşla ilgilidir. “Otobüsü kaçırmayı” bir insan, dünyanın sonu gibi algılar ve kendi mutluluk yolunda, kendisi taş koyar, bir diğer insan otobüs kaçırmanın her zaman olabilecek bir durum olduğunu kabul eder ve durumu sadece “otobüsü kaçırdım” şeklinde değerlendirerek içsel enerjisini bu olumsuzluğun, haddinden fazla harcanmasının önüne geçer.

Mutlu olmak zor değildir, problemlere karşı yapıcı düşüncenin zeminini hazırlayan bir zihin yapısı artı güzellikleri daha da güzel kılmayı sağlayan bir zihin yapısı edinmek mutluluğun kapısını açmaktadır.

Yaşam zihinde sürdürülen bir senaryodur…

 Yazar: Gökhan Çınaroğlu



Kaynak

Bilateral Müzik ve Bio-Frekans

Bio-Frekans ürünlerinde de adı sıkça geçen Bilateral Müzikler konusunda genel bir bilgilendirme yayınlamak istedik.


Öncelikle biraz teknolojisinden bahsedelim: bilateral_müzik


Bilateral müzikler ve sesler, sesin belirli ritim ile sol ve sağ kulak arasında hareket etmesi metodu ile kaydedilir. Bu yöntem gözün sağ sol hareketinde olduğu gibi hipnoz edici etki yaratmaktadır. Bu metot ile kaydedilmiş sesleri stereo kulaklık ile dinlenebilmektedir. Bu amaçla çok özel kullaklık kullanmanıza gerek yoktur. Ancak geniş frekans cevabı olan orta kalite bir kullaklık kullanmanızı öneririz.


Bilinç üzerinde oluşturduğu meditasyon etkisi ile bilateral müzik ve sesler bilinç bariyerinin aşılmasına yardımcı olur ve tekinlerin algılanabilmesine izin verir. Bu terapik etkisi ile bize içsel patikalarımızı tespit etmemizde yardımcı olurken, stres azaltma, odaklanma, yenilenme, hızlı öğrenme, enerjik yaşama, başarıyı çekme gibi yetenekler kazandırır.


Bilateral müzik içeren Bio-Frekans telkinlerini dinlerken odaklandığınız olumsuz düşünce kalıplarınız, günden güne üstesinden gelinebilir, sizin için çözülebilir nesneler haline gelecektir. Bilateral müzikler olumlu yöndeki değişiminiz önünde bilincinizin oluşturduğu direncin kırılmasını sağlayacaktır.


Örnek Bilateral müzik kaydını aşağıda dinleyebilirsiniz. Etkiyi algılayabilmek için kullaklık ile dinlemelisiniz.


kaynak

Yaşama Şekli Olarak Ahmaklara Yer Yok Kuralı

Çoğumuz buraya, gösterişli aşçıbaşını seyretmek için geliyorduk; aşçıbaşı şarkılar söylüyor, müşteriler ve çalışanlarla şakalaşıyor, yemek pişirirken yaktığı zeytinyağıyla çarpıcı alevler çıkarak bizi eğlendiriyordu. Çalışanlar, “Yağmur da yağsa, güneş de açsa, her zaman her şey yolunda,” yazılı tişörtler giyiyorlardı; oturacak yer bulmak için beklemek de çok eğlenceliydi, çünkü çevrede sürekli bir şakacılık ve oyunculuk havası vardı. Bir gün ben, tezgahta oturmakta olan ve özellikle kaba davranan bir müşterinin arkasında bekliyordum. Bu müşteri, nezaketsiz yorumlarda bulunuyor, kadın garsona sarkıntılık ediyor, peynirli dana pirzolasının lezzeti konusunda yakınmalarda bulunuyor ve sesini kısmasını söyleyen müşterilere hakaret ediyordu.

Bu kendini bilmez adam, zehrini sürekli akıtıp duruyordu ki orada bulunan başka bir müşteri ona yaklaştı ve (yüksek sesle) şöyle dedi: “Siz gerçekten çok harika bir insansınız. Her yerde sizin gibi birini arıyordum. Davranışlarınıza bayılıyorum. Bana adınızı verebilir misiniz?” Adam bir an telaşa kapıldı, ama sonra bundan hoşlanmış gibi göründü; bu övgü için teşekkürlerini bildirdi ve adını söyledi.

Ona bu soruyu soran kişi bir dakika bile kaybetmeden adamın adını bir kağıda yazıp şöyle dedi: “Teşekkürler. Bu yaptığınız benim için çok değerli. Anlıyorsunuz ya, ben ahmaklar üzerine bir kitap yazıyorum… Siz de bölüm 13 için çok uygun bir örneksiniz.” Orada bulunanların hepsi kahkahalara boğuldular; ahmak da aşağılanmış oldu, ağzını kapadı ve bir süre sonra sessizce oradan çıkıp gitti – kadın garsonun da yüzünde sevinçten güller açtı.

Bu öykü, tatlı ve gülünç bir anı oluşturmaktan öte bir şeydir. Little Joe’s’daki bu olay, bu kitabın başından sonuna kadar yer alan ahmaklara yer yok kuralıyla ilgili yedi canalıcı dersi yansıtıyor.

Bir hödüğün çevresine saçtığı aşağılayıcı davranışlar, o gün Little Joe’s’da herkesin yaşamakta olduğu anları mahvediyordu. Unutmayın: Ahmaklara yer yok kuralını organizasyonunuzda uygulatmak istiyorsanız, insanları aşağılayanları eleyerek, emeğinizin karşılığını çok daha iyi alırsınız. Şunu aklınızdan çıkarmayın: Olumsuz etkileşimler, ruhsal durum üzerinde, olumlu etkileşimlere göre beş kat daha fazla etkili olur – yalnızca birkaç aşağılayıcı ahmağın verdiği zararı gidermek için çok sayıda insana gerek vardır. Uygar bir işyeri istiyorsanız, yirmi beş “ahmak aranıyor posteri”nin eşdeğerini oluşturan, sonra da o şirketi ahmaklardan temizleyen CEO’dan biraz esinlenin. Demek ki yapmanız gereken ilk şeyler, işyerinizdeki bütün ahmakları tarayarak bulmak, düzeltmek ve dışarıya atmaktır. Bundan sonra, insanların daha sıcakkanlı ve daha destekleyici olmalarını sağlamaya odaklanmak kolaylaşacaktır.

Ahmaklara yer yoktur kuralını açıklamak, “sıcakkanlı ve dostça” davranmak hakkında konuşmalar yapmak ya da “sersemlere yer yok” posterleri asmak iyidir, hoştur. Ama, insanlara gerçek anlamda davranışlarını değiştirme yönünde rehberlik etmiyorsa, bu sözcüklerin hepsi anlamsızdır – ya da anlamsız olmaktan daha da kötüdür. Little Joe’s’da duvara asılmış kurallar yoktu, ama o restoranda bulunanların hemen hepsi yemekler çok iyi olsa bile müşterilerinin çoğunun oraya o bulaşıcı, neşeli, havayı yakalamak ve ona katkıda bulunmak için gittiklerini anlıyordu. O hevesli yazar, kötü davranan müşteriyi aşağıladığında, yazıya geçmiş bir kuralı uyguluyordu: Ahmaklık zehirlerini çevreye yayıyorsan, Little Joe’s gibi bir yerde bulunmaya hakkın yoktur, çünkü buranın havasını başka herkes için mahvediyorsun.

İnsanlar bu kuralı anlıyor ve ona uygun olarak davranıyorlarsa, kural hakkında konuşmak ya da kuralı duvara asmak gerekmez. Ama kuralı uygulamıyorsanız, bu konuda hiçbir şey söylememek daha iyidir. Aksi halde, sizin organizasyonunuz hem kötü davranmak, hem de ikiyüzlü olarak görülmek tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Holland and Knight’ın, “bencil, saldırgan ve saygısız avukatları ayıklamayı öncelik olarak belirlemek”le övünen ve “hödüklere yer yok kuralı”nı uygulayacaklarını açıklayan hukuk firmasının başına gelenleri anımsayın. Bu firma, içeriden bazı insanlar, eskiden cinsel taciz iddiasıyla suçlanan bir avukatın kıdemli yönetici konumuna yükseltilmesinden dolayı firmanın yalancılığından “iğrendikleri”ni dile getirdikleri zaman basında çıkan olumsuz yorumlarla yüzleşmek zorunda kalmıştı.

Tam şu anda, tam önümüzde bulunan kişiye, tam olarak doğru yolda davranmazsanız, ahmaklara yer yok kuralını destekleyen bütün doğru iş yürütme felsefelerine ve yönetim uygulamalarına sahip olmanızın hiçbir yararı yoktur.

Ahmaklar üzerine kitap yazmakta olduğunu iddia eden o müşterinin, o güzelim hakaretini yerine oturtması otuz saniyeden az sürdü. O bir anlık süre içinde yazar, Little Joe’s’un müşterilerinin oraya, aşağılanmak ve küçük görülmek için değil, eğlenmek, gülmek, şakalaşmak için geldiklerini gösteren, yazıya geçmemiş kuralı yeniden pekiştirmiş oldu. Aynı ders, Amerikan tarihinde, benim bildiğim en geniş kapsamlı “ahmak yönetimi müdahalesi”nden de çıkıp geldi; bu müdahale, on bir farklı Emekli Askerler Yönetimi (VA) tesisinde yedi binden fazla kişiyi ilgilendiriyordu. Elbette, VA’daki insanlar çok daha kibar bir dil – stres, saldırganlık ve zorbalık uygulama gibi sözcükler – kullanıyorlardı. Ama ben buna bir ahmak yönetimi müdahalesi diyorum, çünkü VA ekipleri, insanlara, yapmakta oldukları dik dik bakmak ve sanki görünmezlermişçesine davranmak gibi küçük küçük kötü tavırlar üzerinde nasıl düşüneceklerini ve bunları nasıl değiştireceklerini öğretiyorlardı.

Başka bir deyişle, ahmaklara, pis işleri nasıl ve ne zaman yaptıklarını fark etmekte yardımcı oluyorlardı – ve onlara bu gibi yıkıcı davranışlarını nasıl değiştireceklerini gösteriyorlardı.

Little Joe’s’daki olay, çok kötü insanların – eğer onlara doğru yaklaşılırsa – çok iyi bir şey olabileceğini gösteriyor. O azgın ahmak, 13. bölüm için mükemmel bir örnek oluşturuyordu, çünkü onun çektiği numaralar o kalabalık yerde bulunan her müşteri ve çalışana, öyle bir yerde nasıl davranılmaması gerektiğini gösterdi. Ama ben sizleri şu konuda uyarmak istiyorum: Şirketinizde birkaç kendini bilmezin kendilerini rahat hissetmelerine izin vermeniz tehlikeli olabilir. Gerçek şudur ki, ahmaklar tavşanlar kadar çabuk ürerler. Zehirleri başka herkese çabucak bulaşır; daha da kötüsü, onların işe alma kararlarına katılmalarına izin verirseniz, kendilerini klonlamaya başlarlar. İnsanlar, başkalarına nefretle davranmaktan paçayı kurtardıklarına, daha da beteri bunun için övgüler ve ödüller alacaklarına bir kez inanırlarsa, organizasyonunuzu bir uçtan bir uca ruhsal bir dehşet havası sarabilir; bunu durdurmak da son derece zordur.

Little Joe’s’daki hevesli yazarın bir yönetici olmadığını aklınızdan çıkarmayın. O kişi, orada çalışanlardan biri bile değildi. Sırada bekleyen bir müşteriydi yalnızca.

Buradan çıkarılacak ders şudur: Ahmaklara yer yok kuralı en etkili biçimde organizasyonun içinde bulunan herkes, gerektiğinde bu kuralı uygulatmak için araya girdiği zaman işler. Durup yalnızca o basit matematik hesabını düşünün. Diyelim ki siz, bir yöneticisiniz ve, yirmi iki çalışanı ve birkaç yüz müşterisi bulunan bir mağazada çalışıyorsunuz. Tek bir yöneticinin, ahmaklara yer yok kuralını, ya da diyelim ki, o organizasyonda insanların nasıl davranacaklarını belirleyecek herhangi bir normu uygulatmak için aynı anda her yerde birden bulunmamasını beklemek olanaksızdır. Ama eğer her çalışan ve her müşteri, bu arada yönetici de, bu kuralı anlıyorsa, benimsiyorsa ve destekleme gücüne sahipse, o zaman herhangi bir müşterinin azgın bir ahmak gibi davranıp gene de bundan paçayı kurtarması çok daha zor olacaktır.

İnsanlara doğru davranmak demek, onlara saygı göstermek, yakın ve kibar davranmak – ve onların en iyi niyetlere sahip olduklarını varsaymak – demektir. Oysa insanlar, iflah olmaz hödükler olduklarını sergileyerek gösterdiklerinde, bu oyunun kuralı değişir. Herkes kendisini, zorbalara, kötü davranışlarıyla başkalarının neşesini kaçırdıklarını – zeki müşterinin, utandırarak o azgın ahmağa yaptığı gibi – göstermek zorunda hissettiği, ahmakları sistemin dışına atmak için “sil tuşu”na basma sorumluluğunu yerine getirdiği zaman kuralı uygulamak çok daha kolay olur.

Little Joe’s’daki o kendini bilmez müşteri, utandırıldığı için, yaptıklarına son verdi. Yüzünün nasıl kıpkırmızı kesildiğini, nasıl birdenbire suskunlaştığını, yemeğini bitirmek için nasıl acele ettiğini, dışarıya çıkmak için kapıya yöneldiğinde, kuyrukta bekleyenlerle göz temasına girmekten nasıl kaçındığını hala hatırlayabiliyorum. Erving Goffman gibi tanınmış toplumbilimcilerin de gösterdikleri gibi insanlar, onurlarını korumak, kendilerine saygıyla davranıldığını hissetmek, utandırılmaktan ve utanç hissetmekten kaçınmak için ellerinden gelen her şeyi yapacaklardır.

Bu basit içgörü, bu kitapta bulunan öğütlerin çoğunu aydınlığa kavuşturuyor ve birbirleriyle bağlantılandırıyor. Ahmaklara yer yok kuralının egemen olduğu organizasyonlarda, bu kuralı izleyenler ve başkalarının kuralı çiğnemesine izin vermeyenler, saygı ve takdirle ödüllendirilirler. İnsanlar, kuralı çiğnedikleri zaman, acı verici olan, çoğu zaman da herkesin ortasında yer alan utandırılma ve bunun getirdiği utanç duyma durumuyla karşılaşırlar. Doğrudur; bu, o gün Little Joe’s’da olduğu kadar çabuk ve başından sonuna kadar eksiksiz bir biçimde olmaz her zaman. Bu kuralı uygulayan yerlerin çoğunda sil tuşuna daha incelikli bir saygı ve aşağılama karışımıyla basılır. Ama bu gene de böyle olur.

Sanıyorum, Little Joe’s’da yaşanan öyküyü duyduğunuz zaman, o ahmağın incittiği müşteriler ve çalışanlarla kendinizi özdeşleştirmişsinizdir. Sonra da, belki – benim gibi – gizli gizli, bir gün, yalnızca bir kere, bir ahmağı tam da o zeki müşterinin yaptığı gibi yerlere serecek zekayı ve gözüpekliği anında gösterebilmenin hayalini kurmuşsunuzdur. Ama duruma şimdi başka bir açıdan bakalım. Bardaki kişinin, bu öyküdeki ahmağın yerinde sizin olduğunuz zamanları düşünün. Keşke ben de hiçbir zaman o adamın yerinde olmadığımı söyleyebilseydim, ama bu, elinizdeki kitabın bir çok kesiminde itiraf ettiği gibi, kocaman bir yalan olurdu. Ahmaklardan arınmış bir çevre oluşturmak istiyorsanız, bu işe aynaya bakarak başlamak zorundasınız. Siz ne zaman bir ahmak gibi davrandınız? Bu bulaşıcı hastalığa ne zaman yakalandınız ve o hastalığı başkalarına ne zaman bulaştırmaya başladınız? İçinizdeki ahmağı, başkalarına saldırmaktan alıkoymak için ne yapabilirsiniz ya da ne yaptınız?

Bu yönde atabileceğiniz en sağlam ilk adım, “Da Vinci Kuralı”nı izlemeniz, kötü davranan insanlardan ve kötü davranılan yerlerden uzak durmanızdır. Bu da, bir işin size getireceği başka ödüllere ve çekici şeylere bakmaksızın, bir ahmaklar yığınıyla çalışma kışkırtmasına karşı direnmeniz demektir. Bu, aynı zamanda şu anlama da gelir: Böyle bir hata yapmışsanız, oradan olabildiğince çabuk çıkıp uzaklaşın.


Kaynak

Mütevazılık Algısı ve Pozitif Değişim

Vaka çalışmalarının birçoğunda, danışanın kendisinin olumsuz yönlerine bolca değindiğini görebiliyoruz. “Ben aç boğazım”, “Ben balık hafızalıyım”, “Hep şansızımdır, kötüler hep beni bulur” gibi tümcelerinin, bireylerin kendilerini tanımlamada kullandıklarını analiz edebiliyoruz. Fakat bireylerin geçmişlerini detaylı sorguladığımızda, aslında yukarıdaki tümcelerin aksini gösteren yüzlerce tecrübelerin zihinde kenara itilmiş vasiyette beklediğini de görmekteyiz.

Buradan çıkardığımız sonuç:

Çoğu birey, kendine haksızlık yapıyor!

Çoğu birey, kendisiyle ilgili, gurur duyabileceği olguları göz ardı ediyor!

Çoğu birey, yaşamında, şükredebileceği olguları görmezden geliyor!

Çoğu birey, kendisinin ve yaşamının olumsuz yanlarını beslemeyi farkında olmadan tercih ediyor!

ÇÜNKÜ,

Toplumsal söylem kodlarımız, maalesef, mütevazılık kavramını yanlış yorumlayarak, bireysel seviyede bireyin aleyhine işleyen zihinsel kodlamaya sebep olmuştur. Birey, başardığı bir işin sonunda, “arkadaşlar harika bir iş çıkardım, hepiniz benimle gurur duyabilirsiniz çünkü ben kendimle gurur duyuyorum” söylemini dillendirme konusunda çekiniyorsa, ilgili grubun veya toplumun kültürel kodlarında bir sorun var demektir.

İnsan zihni, daha önceki yazılarda da belirttiğimiz üzere, fayda/külfet oran algısı doğrultusunda düşünür, karar verir ve harekete geçer. Tüm bunların toplamı ise, nihayetinde bireyin, kimliğini, eğilimlerini ve içinde bulunduğu sosyal gerçeği oluşturur. Bir diğer deyişle, bireyin zihin haritasında oluşan fayda-külfet algısı doğrultusunda, birey kendisinin farklı özelliklerini besler, büyütür ve oluşturur. Elbette, zihin haritasının, olumsuz kodlamalar ile donatılması, bireyin aleyhine işleyen, özelliklerinin beslenmesine neden olur.

Yanlış mütevazılık algısı sonucunda, bireylerin, başardıkları herhangi bir iş sonucunda, kendileri ile gurur duyma eğilimleri köreltilir ve birey başardığı işi güzelliğini hak ettiği derece dillendirmekten çekinir. Bunun yerine “çok da zor değildi, herkes bunu yapar, istediğim gibi olmadı aslında, eh işte idare eder, yaptığımdan pek memnun değilim” gibi tümceler ile birey, kendini ve yaptığı işi tanımlamaya yönelik eğilim sergiler. Buna karşın, birey, yaptığı hataları veya olumsuz algıladığı karakteristik özelliklerini dillendirme yönünde eğilim sergilemesi için gerekli kültürel zemin hazırdır; “balık hafızalıyım, aklımda isimleri tutamıyorum, ezberim kötüdür” gibi ifadeler bolca kullanılır. Bu durum ise zamanla insan beyninin, en temel eğilimlerinden biri olan, algıda seçicilik mekanizmasının, bireyin aleyhine işlemesi ile sonuçlanır.

Örneğin; her zaman unutkanlığınız ile ilgili tecrübelerinize değindiğiniz ve dillendirdiğinizde, her insanda bulunan, unutkanlık özelliğinizi ön plana çıkararak, bu özelliğinizi beslemiş ve büyütmüş oluyorsunuz. Bir zaman sonra, unutkanlık özelliğinizi, kendi benliğiniz ile o denli ilişkilendirmiş oluyorsunuz ki, sizin için kabul edilebilir, mutlak, değiştirilmesi söz konusu olmayan bir olumsuz özellik halini alıyor. İşte bu noktada, gelişmemeyi, bir başka deyişle, kendinize haksızlık etmeyi farkında bile olmadan normalleştirmiş ve öğrenmiş oluyorsunuz.

Birey, başardığı yüzlerce işten ziyade, sadece başaramadıklarına odaklanmaya başlayarak, kendisine yönelik özgüveni ve saygısını yitirir. Bu durum ise, zincirleme tepkiye neden olarak, bireyin gerçekten, motivasyonun düşmesine ve dolayısıyla başarılarının azalmasına sebep olmaktadır.

Söz konusu yanlış mütevazılık algısının bir diğer olumsuz sonucu ise, bireyin başardığı iş ile ilgili algıladığı faydanın olması gerektiğinden daha az olması sonucu, bireyin başarıya yönelik motivasyonunda görülen düşüştür. Başarılan bir işin, zihinde ürettiği fayda algısı görecelidir. Kültürel zemin, söz konusu fayda algısını yoğunlaştırıp, güçlendirebileceği gibi, zayıflatabilir de. Başarılı bir işin sonucunda, bireyin, söz konusu öz başarı ile ilgili duyduğu haz ve gururu dışarıya açık şekilde ifade etmesi ve takdir ile karşılaşması, başarıdan algılanan faydanın daha yüksek olmasına vesile olarak, daha verimli ve etkin çalışmayı tetikleyerek, gelecek başarıların kapısını sonuna kadar açacaktır. Bir diğer deyişle, olumlu özelliklerinize, tamamladığınız işlerinize, bırakabildiğiniz kötü bir alışkanlığınıza odaklanarak, bireysel özgüven, kendinize saygı ve gurur duygularınızı besleyerek büyütebilirsiniz.

BU NEDENLE

Bitirdiğiniz bir ödev, tasarladığınız bir görsel çizim, vesile olduğunuz tamamlanan bir iş, yaptığınız herhangi bir yardım için kendinizle gurur duymalı ve bu haz duygusunu dillendirmek, zihin haritanızın algıda seçicilik fonksiyonunu kendi lehinize çevirmenizi sağlayacaktır. Kendi kendinize bir iş ile ilişkilendirilmiş telkin yöntemini kullanmış olacaksınız.

Zihin haritanızdaki, baskın söylemlerin, olumlu tecrübe ve alışkanlıklarınızdan oluşması, özgüven, kendine saygı gibi duygularınızı güçlendirmekle beraber, herhangi bir işe başlamadan devreye girecek fayda-külfet algısı fayda lehinde gelişerek, iş öncesi ve sürecinde motivasyonun güçlenmesi ve dolayısıyla daha verimli ve daha olası başarı doğrultusunda hareket etmenizi sağlamaktadır.

Kendinizi tanımlamak için kullandığınız cümleler ile aslında o yanınızı besliyorsunuz. Bir diğer deyişle, zihninize, ben buyum veya şuyum demekle, aslında kendi kimlik sıfat ve özelliklerinizi tayin ediyorsunuz.

Şimdi hemen bir düşünün; siz kendinizin hangi yanlarınızı besliyorsunuz?

 Yazar: Psikoakustik Uzmanı  Burak Erdal

WORKSHOP

Son bir ayda yapmış olduğunuz işleri hatırlamaya çalışın. (Alışveriş, Çocuğunuzun veli toplantısına gitmek, iş yerinde bir tanıtım makalesi yazmak, görsel bir tasarım hazırlamak, sigarayı bırakmak, diyet yapmak vb.)

Tamamlamış olduğunuz işlerden 3 tanesini seçiniz ve herhangi bir ortama yazılı şekilde aktarınız. Bu işleri tamamlayabilmek için ne gibi külfete katlandığınızı kafanızda canlandırınız ve yazınız. Bu işleri yapmanın genel faydasının (size, ailenize, arkadaşlarınıza, işyerinize) neler olduğunu düşününüz ve yazınız.

Hazırladığınız 3 farklı yazıyı, bilmesini istediğiniz kişi veya kişilere vererek, söz konusu işleri tamamlamaktan ötürü, kendinizle gurur duyduğunuzu ve bu mutluluğu onunla paylaşmak istediğinizi dillendirin.



Kaynak

Akıl Oyunları – Bilinç ve Bilinçaltı

Bilinçaltı ile Bilinç arasındaki ilişki ve bunlar arasındaki güç dengesinin insan davranış ve kimlik tanımlaması üzerindeki etkisi ile ilgili doğrulayıcı bulguların ortaya çıkmasının ardından “bilinci” bir tüzel kişilik olarak değerlendirmeye başlayan psikanalitik yaklaşım, bilincin farklı koşullar altındaki davranış eğilimlerini araştırmaya başladı.

Biinçaltı Diyarının Koruyucu Bekçisi: Bilinç

Genel Prensipler çerçevesinde “bilinç” bilinçaltı diyarının muhafızı şeklinde davranmaktadır.

Bilinçaltı diyarı, tüm yabancılara açık, liberal yapısıyla ünlü, özerk bir bölgedir. Fakat bağlı olduğu üst otoriter yapı –bilinç – bilinçaltı diyarını korumakla yükümlü, ego adlı askeri birliklerden oluşan bir bütündür. Bilinç, yabancıların, bilinçaltı diyarına geçiş yapmasında yüksek kriterleri olan muhafazakar bir yapıya sahiptir.

Her ne kadar bilinçaltı, ego (bilinç) tarafından muhafaza edilse de, bilincin kendisi, bilinçaltında var olan söylem bütünlerinden etkilenmektedir. Bir diğer deyişle, zamanında bilinci aşarak bilinçaltına ulaşmayı başaran tüm yabancıların, ortak oluşturduğu söylem havuzları, bilincin bugünkü yeni yabancı mesajlara karşı duruşunu belirlemektedir. Bilinçaltında var olan söylem şablonları ile zıtlık arz eden, yabancı mesajlarla karşılaşılması durumunda bu mesajlar farklı yöntemlerle sınır dışı edilmeye, veya sınır içi hapishanelere yerleştirme gibi taktikler uygulayarak var olan yapı ve duruşu koruma eğilimini devam ettirmektedir.

Bilinç, varolan sistemin muhafızlarıdır, değişim ve dinamizmi yavaşlatarak veya durdurarak yapıyı herhangi bir riske karşı korumakla yükümlü bir fonksiyon veya zihin katmanıdır.

Elbette her madalyonun bir diğer yüzü vardır. Muhafaza fonksiyonunu yerine getirme uğruna; bilinç farklı savunma mekanızmaları geliştirmektedir. Aşağıda bahsedeceğim bu savaş taktikleri, her ne kadar bireyin kısa vadede ruhsal yapısını korumaya yönelik girişimler olsa da, orta ve uzun vadede bireyin mutluluk ve başarılını baltalayan bir bilinçaltı çöplüğü oluşturmaktadır.

Bilincin Oyunları

Bastırma: Bilincin yüksek tehdit şeklinde algıladığı herhangi bir olguyu, bu olgu ile ilişkili uyaranı veya yaşamında tecrübe ettiği travmatik deneyimleri, bastırma mekanızmasını kullanarak tamamen unutma yolunu tercih etme eğilimi ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, bilinç, ilgili uyarıcıları bilinçaltının öylesine derinliklerine atar ki, birey söz konusu olguyu hatırlayamaz

Vaka 1: 34 yaşındaki bir kadın uçak korkusu (uçma fobisi) yüzünden ailesi ile birlikte Antalyadaki yazlıklarına giderken uçak yerine otobüsü tercih etmek durumunda olduğundan şikayetini dillendirmiştir. Yapılan  hipnotik çalışmalarda, kadının, çocukluğuna giderek, 8 yaşında gördüğü bir uçak kazası sonucu ölen ebeveynleri ile ilgili rüyanın bilinçaltına itildiği gerçeği ile karşılaşılmıştır.

Gerçek dahi olmayan bir rüya tecrübesinin, bilinç tarafından tehdit şeklinde algılanmış ve bastırma mekanızması devreye girmiştir. Bilinç söz konusu rüyayı travmatik tecrübe şeklinde sınıflandırıp, bilinçaltının hapishanesine atmıştır.

Vaka 2: Erkek arkadaşları ile oldukça sosyal olan 26 yaşındaki genç bir erkek, karşı cinsin bulunduğu ortamlarda konuşma zorluğu çekmektedir. Sesi çatallaşmakta, kalbi hızlı çarpmakta, terleme ve genel olarak aşırı heyecan hali yaşamaktan şikayetçi. Söz konusu erkek, bu durumdan dolayı, hoşlandığı kadınlarla iletişim kuramamakta ve soğuk bir birey şeklinde algılanmaktadır. Bu durumun farkındalığında olan erkek, durumun nedenini bilememektedir. Çağrışım yöntemi kullanarak bilinçaltına inilen erkeğin; 7 yaşında tanık olduğu teyzesi ile sevgilisinin evlenme düğün seromonisinde yaşanılan ve ölüm ile sonuçlanan bir dizi negatif olaylardan ve 15 yaşında hoşlandığı bir kızın onu reddetmesinden ne derece etkilendiğini ortaya koymuştur.

“Her reddedilen bireyin fobi ile sonuçlanması söz konusu değildir, zira her bireyin zihin haritası, herhangi bir reddedilmeyi kendine yüksek bir tehdit şeklinde algılamaz. Bu nedenle bastırma mekanızmasını devreye sokmaz”

Bastırma mekanızması, kısa vadede (travmatik durumun gerçekleştiği an) bireyi tehditten korusa dahi, orta ve uzun vadede bireyin yaşamında oumsuz etkileri ortaya çıkabilmektedir.

Fobilerin (sebepsiz korkuların) neredeyse tümü; bastırılmış negatif tecrübelerden meydana gelmektedir.

Reddetme: Bilincin, savunma mekanizması çerçevesinde uyguladığı reddetme stratejisinde, tehdit şeklinde algılanan veya kaygı yaratan bir durumun varlığını reddetmeyi tercih ediyor. Burada dikkat edilmesi gereken unsur; birey her ne kadar herhangi bir olgunun varlığını yok saysa da, bilinçaltı objektifliğini koruyor olgunun gerçekliğinin farkındadır. Bilinç ile bilinçaltı arasındaki bu görüş farkı ise, bireyin, zamanla biriken reddedilmiş gerçekler sonucu ruhsal sıkıntı yaşamasına neden oluyor.

Vaka 1: Kimliğini, iyi notlar alan, çok çalışkan biri şeklinde geliştiren ve bununla övünen bir bireyin; kendisinden hiç beklenmedik şekilde aldığı başarısız sınav notunu yok sayarak, sorunun başka bir noktadan kaynakladığı düşüncesine eğilmesi reddetme stratejisine bir örnektir. Birey, kötü notun ona ait olmadığına, öğretmenin sınav kağıtları karıştırdığına kendisini inandırır. Burada da dikkat edilesi gereken nokta; bilincin reddetme stratejisi doğrultusunda, gerçek olgunun yerini doldurabilecek farklı, az çok meşruluğu olan bir senaryo kurup buna inanması gereğidir.

Vaka 2: Bir anne; 24 yaşındaki oğlunun aşırı dozda uyuştucu alım nedeniyle hastaneye kaldırıldığını telefonda öğrenmekte ve igili olaydaki uyarıcının oğlu olduğunu reddederek hastaneye gitmemiştir. Oğlu hakkında, zihin haritasında, bu olayla bağdaştıramdığı, zıtlık arz eden tanımlaması nedeniyle, gerçekleşen olayı kendi zihin haritası tanımlarına bir tehdit olarak algılayarak durumu reddetme eğilimini göstermiştir. Olaydan 3 yıl geçmiştir ve anne hala gerçekleşen durumu yok saymaktadır.

Yukarıdaki örneklerden de görülebileceği gibi, bilinç, zihin haritasında bulunan söylem şablonları ve varayımları ile aşırı zıtlık arz eden uyarıcılarla karşılaştığı zaman, söz konusu uyarıcılardan gelen mesajları imha etme girişiminde bulunarak, kendisini korumaya çalışmaktadır. Fakat bu durum bireyin uzun vadede ruhsal dengesizlekleri ile sonuçlanabilmektedir.

Vücudumuzun, mikroplarla karşılaştığı anda, vücut ısısını arttırarak (ateşin çıkması) mikropları imha etmeye çalışması bir fonksiyondur. Fakat bu fonksiyonu fazlasıyla yerine getirmeye çalışması, vücudun havale geçirerek daha uzun vadeli kalıcı hasarlara neden olmasını ortaya çıkarmaktadır.

Aynen vücudun koruma mekanızması gibi, bilincin koruma mekanızması da, zaman zaman kendi kendine tehdit oluşturabilmektedir.

Yöneltme: Bilincin bir diğer savunma stratejisi ise dışarıdan gelen kabul edilmesi güç bir söylemin oluşturduğu sinir, kaygı, veya öfke enerjisini başka bir uyarana yönlendirerek boşaltım sistemini devreye sokmasıdır. Bu şekilde kısa vadede kendini korur fakat uzun vadede gerçek dışı yönlendirmeler sonucu sosyal ve özel ilişkilerinde başarısız olarak daha büyük hasarlara yol açar.

Örnek: İş yerindeki bir uyarıcı otoriterin sarfetmiş olduğu kabul edilmesi güç söylemlere karşılık, evdeki eş ve çocuklara meşru bir neden olmadan psikolojik, verbal veya fiziksel şiddet uygulanması.

Yansıtma: Bireyin kendisi ile ilgili bir gerçeğin (içsel gerçeğin) oluşturduğu kaygı nedeniyle, bilincin söz konusu durumu dışarıdan bir uyarana bağlayarak, sorunlu gerçeğin dışarıdakinin sorumluluğunda olduğuna kendini inandırarak, kısa vadeli rahatlama yaşama stratejisidir. İnsanların kendi iç çatışmalarında kullandıkları bir savunma mekanizma çeşididir. Kendisini başkalarında görme şeklinde de adlandırılır. Birey kendisi ile ilgili eksik, yanlış, kusur şeklinde algıladğı özelliklerini başka birisinde görme eğilimine girerek, dışardaki uyarıcıyı sözlü veya fiziksel cezalandırma yoluna girebilir.

Vaka 1 : Adli tıp kurumuna göre; bir çok cinayet vakaları, bilincin kendisi ile ilgili bir algılanan sorunu, başkalarında görmesi sonucu, cinnet geçirmeye kadar giden bir öfke haline dönüşmesi sonucu gerçekleştiğini bildirir. Bu durum genelde bireyin içsel gerçekleri ile toplum normlarının çatıştığı, fakat bireyin içsel gerçeklerini değiştirememesi (kendi gerçeklerinden kaçamaması) sonucu gerçekleşen bir savunma mekanızmasıdır.

Örnek: Eşcinsel birlikteliklerin kabul görmediği bir toplumda, eşcinsel olan bir bireyin, kendi kimliğinin bu parçasını kabullenememesi, aynı zamanda bu kimliğinden kaçamayarak, eşcinsel arzularını ikinci bir kişi ile gerçekleştirmesi sonucu, gerçekleştirilen ilişkiden dolayı kendini cezalandırma eğilimini ikinci kişiye yansıtarak, ikinci kişiye sözlü veya fiziksel şiddet uygulaması şeklinde gerçekleşir.

Vaka 2 : İş yerinde yeterli derecede katma değer üretemeyen bireyin, bu özelliklerinden dolayı işyerindeki diğer uyarıcıları, yeterli derecede performans gösteremediğine dair azarlama, bilincin  yansıtma mekanızması için örnektir.

Yukarıdaki örneklerden görülebileceği gibi, bilinç, muhafaza fonksiyonunu yerine getirebilmek için farklı savunma mekanızmalarını devreye sokmaktadır. Söz konusu akıl oyunları, aslında bilinçaltında yatan söylemlerle hem paralel, hem de onları koruma niteliğinde gerçekleşiyor. Bir diğer deyişle, bireyin bilinçaltı, bilincin koruma kriterlerini belirliyor, bilinç ise bu kriterler doğrultusunda hangi yeni, dışarıdan gelen mesajların uygun olmadığını tehdit seviyesine göre belirleyerek, gerek gördüğü durumlarda imha etme stratejileri geliştiriyor. Bilinç ile bilinçaltı çift taraflı bağımlılık içinde çalışıyorlar.

Bireyin bilinçaltı söylem kalıpları ile dışardaki gerçekler arasında büyük farkların oluşması, tehdit algılarının artmasına ve bilincin daha fazla savunma mekanizması uygulaması anlamına geliyor ki, bu durum bilincin kısa vadeli imha çalışmaları, bilinçaltını her geçen gün daha fazla, gerçek dışı olgularla doldurması ile sonuçlanıyor.

Bilincin muhafaza fonksiynu sonucunda oluşan birikim, çeşitli fobilere, özgüven eksikliği gibi kendini kabullenememe, bastırılmış suçluluk duyguları gibi başarı blokajlarının oluşmasına ve ruhsal dengesizliklerin ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir.

Bu nedenle psikanalitik bilimi; bilinçaltı söylem şablonlarına, bireyin kendisinin hükmetmenin insan yaşam başarısı ve ruhsal sağlığı açısından önemi vurgulanır.

Bilinçaltı teknikleri kullanılarak, bilinç katmanında anlamlandırılamayan  veya çözülemeyen sorunlara, el uzatma ve anlamlandırma fırsatı günümüzün moden psikoloji biliminde ortaya çıkmıştır. Söz konusu bilinçaltı tekniklerinin kullanımı ile, bilinç ve bilinçaltı arasında oluşan farklılıkların, bireyin lehine yönlendirilmesi amacıyla bilinçaltına pozitif alternatif kalıpların ulaştırılmasıyla, tehdit algısının doğal seviyesine indirilmesi ve dolayısıyla bilinç savunma mekanizmasının bireyin kendisine zarar verecek derece artışının önüne geçmek başarı ile hedeflenmiştir.



Kaynak

Elektronik Ses ve Görüntüler Çocuk Gelişimini Etkiliyor

Miral, dil gecikmesi, yalnızlığı tercih etme gibi nedenlerle daha çok başvuru aldıklarını, başvuru artışındaki öncelikli nedenin de ailelerin bilinçlenmesi olduğunu belirtti.

Çağdaş yaşam koşullarının da olumsuz etkileri olduğunu anlatan Miral, hızlanan hayat temposu nedeniyle bazı ailelerin bebeğin duygusal ihtiyaçlarını zaman zaman göz ardı edebildiğine dikkati çekti.

Televizyon, bilgisayar, mobil telefon gibi teknolojik aletlerin artık yardımcı bakım hizmeti verenler gibi kullanıldığına işaret eden Miral, “Bu eşyalarla bebekler kendilerine zarar vermeden oyalanıyor ama son zamanlarda dil gecikmesi yaşayan çocuk sayısında da artış var” dedi.

Çocuğun öğrenebilmesi için tüm duyularını kullanması gerektiğinin altını çizen Miral, şöyle konuştu:

Bilgisayar görme duyusuna hitap ediyor. Bebeğin gözünün önünden anlamlandıramadığı çok görüntü geçiyor. Öğrenmeyi etkileyen dokunma gibi duyular ise hiç kullanılmıyor. Bu da gelişimin zora girmesine neden oluyor. Çocukların gelişmesi için deneyimlemeye ihtiyacı var. Özellikle de insan ilişkisini deneyimlemesi gerekiyor.

Geç dönemde konuşmanın da akademik yaşamda öğrenme sorununa neden olabileceğini ifade eden Miral, insan beyninin en hızlı geliştiği çağ olan 0-3 yaş arasında dil kullanımının sağlanması gerektiğini vurguladı.

Süha Miral, ilkokulda başarısız olan öğrencilerin geçmişinde konuşma güçlüğü görülebildiğini de söyledi.

Bebek 1,5 yaşına geldiğinde hecelemiyor, 2 yaşına geldiğinde fazla kelime kullanmadan konuşamıyorsa uzmana başvurulması gerektiğini dile getiren Süha Miral, “Anne ile bebek ya da bakım hizmeti veren ile bebek arasındaki ilişki doğduğu andan itibaren büyük önem taşıyor. Konuşma yeteneği kazanması için bebekler 3 yaşından önce televizyon, bilgisayar ve mobil telefon ile tanıştırılmamalı. Ten teması ve göz ilişkisi, küçük anlatımlar konuşma konusunda bebeği cesaretlendirir” diye konuştu.

Birlikte şarkı söyleme etkinliğinin de bebeklerin konuşma yeteneği için büyük önem taşıdığını kaydeden Miral, sözlerini şöyle tamamladı:

Bence çocuğun temel güven duygusunu kazanabilmesi için dünyaya güvenebilmesi ve güvenlikli ve huzurlu bir ortamda yaşaması gerekiyor. Özellikle aile içi şiddet çok etkili olabiliyor. Duygusal, fiziksel veya cinsel şiddet ailenin diğer bireyleri arasında da olsa gelişimi tehlikeye sokar ve ruhsal sorunlar yaşanmasına neden olur. Çocuklarımız sevgi ve saygı ilişkisinin hakim olduğu ortamda büyüme hakkına sahiptir.


Kaynak

Karar Sürecinde Farkındalık

Farkındalık eylemi; bireyin kendi düşünce sistemindeki söylemlerin, kendi karar ve davranış şekillerini belirlediğinin farkına varması ve söz konusu zihinsel varsayım havuzlarının mutlak olmaktan ziyade hükmedilebilir, değiştirilebilir birer araçlar olduğunun farkına varması doğrultusunda gerçekleştirdiği zihinsel eylemler bütünüdür.

Yaşamımız boyunca milyarlarca karar vermek durumundayız. Bazı kararlar; yaşamımızı kökten değiştirecek, başarı haritamızı tekrar çizebilecek kapasitedir. Yazımızda bu tip kararları: basitçe “önemli karar süreçleri” şeklinde tabir edeceğiz.

İnsan nasıl karar verir?

İnsan beyninin, karar verme mekanizması, en ilkel yapılardan biri olan “algılanan fayda/külfet oranı” doğrultusunda çalışmaktadır.  Bir diğer deyişle; “Yapacağım işin, mükafatı, yapacağım işin yükünden daha fazla ve alternatif tercihler arasında daha yüksekse onu seçerim” şeklinde bir cümleyi, beynimiz kendi adına konuşabilseydi, duyabilirdik.

Burada önemli olan nokta; ne algılanan faydanın, ne de algılanan külfetin mutlak oluşudur. Bireyden bireye farklılık gösterebileceği gibi, aynı bireyin farklı zamanlarda farklı algısal duruşlara sahip olması doğaldır. Bu farklı algıların, tümünün altında yatan temel unsur, bireyin zihin haritasında yer eden söylemlerin oluşturduğu zihinsel şablonlardır. Söz konusu şablonlar, birer lens görevi görerek, her birimizin dünyaya bakış açısını, bir diğer deyişle algısal duruşunu belirler. Bunun sonucu olarak, farklı bireyler, farklı önceliklere, farklı kararlara, farklı davranış şekillerini benimserler.

Örneğin, bir hamburger yemeğine olan arzu veya istek, farklı bireylerde farklı olacağı için, algılanan faydada farklı olacaktır. Haburger yemeğine karşı fayda algısı daha yüksek birey, fayda algısı daha az olan bireyle, aynı anda açlık hissine kapıldığında, birincisinin, bu yemeği elde etmek için 300 metre ötedeki fastfood restoranına gitme ve ilgili maddi bedeli verme külfetine katlanma olasılığı daha yüksektir.

Yukarıdaki örnekte dikkat edilmesi gereken unsur, tüm diğer algıların her iki kişi içinde sabitlenmiş olmasıdır. Örneğin; edinelecek göreceli faydanın, karşılığında verilecek parasal değerin, iki kişinin algısında aynı olduğu varsayılmıştır. Aksi bir durumda, örneğin; çok zengin, fakat hamburgere karşı fayda algısı az olan bir bireyin, çok daha düşük gelirli, fakat hamburgere karşı fayda algısı yüksek bireye kıyasla, alım yapma olsılığı daha yüksek olabilirdi, ziraa algılanan külfet değeri de bireyden bireye değişmektedir.

Bu nedenle, fayda ve algı değerlendirilirken, her birinin bireysel düzeyde arz ettiği mutlak değerden ziyade, birbirleriyle olan göreceli fark beyin tarafından ele alınır, işlenir, hesaplanır ve karar verilir. Söz konusu karar verme süreci, beyinde mili-saniye gibi çok küçük bir zaman diliminde ve irade üstünde gerçekleşmektedir.

Gerçekten karar vermek İstiyor musun?

“Karar verme arzu derecesini, belirleyen bireysel algısal duruşun ne yönde olduğunun, birey tarafından analiz edilebilir hal kazanması, karar verme sürecindeki farkındalığı sağlamaktadır.”

Önemli karar süreçlerinde bir çok bireyin yaşadığı ortak sorun, karar verememektir. Bu “karar verememenin” altında yatan nedenler, bireyin bilinçaltı dünyasındaki söylem kalıplarında gizlidir.

Örneğin; üniversite son sınıf bir öğrencinin, hangi sektörde veya hangi firmada çalışmak için, başvuru sürecine girişeceğine karar verememesi ve bundan dolayı, yaşadığı stres faktörünün her geçen gün artmasının altında, genelde kendi fayda/külfet algısında, söz konusu zorunlu kararın sonuçlarına dair soru işaretleri yattığı bilinmektedir.

Birey, karar verme aşamasında, karar ile ilgili yeterli bilgiyi toplamadığı için, beynin, olgun bir fayda/külfet oranı oluşturması pek mümkün olmadığı gibi, zihnin soru işaretlerine maruz kalması, bireye manevi sıkıntı veren, stres faktörünü ortaya çıkarmaktadır.

Eğer birey, yeterli bilgi toplamama konusunda ısrar ederse, manevi sıkıntının değeri, zaman baskısı altında artarak, bireyin zorunlu, “tam anlamıyla bilinmeyen bir karar” vermesi ile sonuçlanacaktır. Elbette bu şekilde verilen bir kararın, bireyin başarısının lehine işleyecek bir karar olduğu olasılığı daha düşük olacaktır.

Eğer, birey, karar verme sürecindeki soru işaretlerinin, altında yatan ana nedenin, yeterli derecede bilgi toplamamanın yattığının, farkındalığını elde ederse; bu farkındalık bireyin atacağı adımların yönünü değiştirmekle birlikte, bireyi yavaşlatan veya durduran verimsizliğin ve stresin de önüne geçecektir.

Bir diğer deyişle; birey, kendisinde olan problemin, karar verememek olmadığını, karar verebilmek için yeterli bilgiyi toplamaması olduğuna dair edindiği farkındalık ile, başarı yol haritasını kendi lehine çevirme şansı bulacaktır.

“Karar vermek için yeterli bilgi toplamama, bir çok bireyin, karar verememe sorununun altında yatan ana nedendir. Bilgiyi toplamama problemi ise, zihnin muhafazakar yapısının ortaya çıkardığı, gelişim veya değişimi bir risk faktörü şeklinde algılama eğilimi, ilgili değişimi ortaya çıkartacak kararı olabildiğince yok etme çabalarından sadece bir tanesidir. İradenin, bu gerçeği idrak etmesi, bir diğer deyişle kendi zihninin çalışma prensiplerine dair farkındalık edinmesi, zihnine hükmetmesini ve farkındalık eylemlerini gerçekleştirmesini sağlayarak, yaşamının önemli kararlarının en iyi tartılardan geçirerek vermesine imkan tanımaktadır.”



Kaynak

Bolluk Bilinci Nedir?

Bolluk bilinci, bireyin, maddi ve manevi anlamda daha fazla elde etmesine yönelik, özvarlığının zenginlik ile ne derece uyumlu olduğunun farkındalığına ulaşması ile birlikte, zihin haritasının, maddi ve manevi zenginliğe giden yolda engel teşkil etmesinden ziyade zenginliğe giden yolda en doğru karar ve davranışların, benimsemesine yönelik zihinsel zemini hazırlayan pozisyon veya durumda olması halidir.

NLP ve psikanalitik çalışmalarının bulguları, bize, bireylerin başarılı veya başarısız (zengin veya zengin olmamayı) farkında dahi olmadan, yaşam serüvenlerinde karşılaştıkları tecrübe ve söylemler doğrultusunda öğrendiklerini göstermişlerdir. Evet!. Başarısızlık öğrenilmektedir.

Söz konusu öğrenme süreci, bireyin, ilgili konuyla ilgili, yaşamında edindiği tecrübe, kültürel söylemler sonucunda, bilinçaltı seviyesinde oluşturduğu düşünce kalıpları ile ilişkilendirme yapması çerçevesinde gerçekleşmektedir. Bunun anlamı şudur: maddi zenginliği, çoğumuz istiyor gibi bir izlenmim versek de, gerçekten istemiyor olabiliriz.

Yapılan hipnoz-terapi ve seanslarında, ortaya çıkan istatiksel sonuç şu şekildedir. Bir çok birey, zengin olmaktan, bilinçaltı seviyesinde korkmaktadır, ve aslında yaşamı boyunca karşısına çıkan fırsatları görmezden gelir, görmezden gelemeyeceği zamanlarda ise durumu sabote ederek, başarıya gitme olasılığı olan yolu farkında bile olmadan baltalar.

Bolluk Bilincini Yok Eden Unsurlar

Bireyler, doğdukları günden başlamak üzere, dünya veya toplumsal değer ve söylemleri benimseyerek sosyalleşme prosedüründen geçmektedirler. Bir diğer deyişle, bireyin, saf zihin haritası, dünya kodları ile yeniden şekillenmektedir.  Birey, doğduğu gün, bilinçsiz bir şekilde, özvarlığınla bir bütün olarak varlığını sürdürür. İnsanın özvarlığı ise, korku, özgüvensizlik, kusurdan çok uzaktır. Hiç bir bebek özgüvensiz doğmaz, özgüven eksikliğini edinir.

Aynen özgüven sorunununda olduğu gibi, bolluk bilinci de, özvarlıkla uyumlu halde olmasına rağmen sosyal, kültürel ve bireysel tecrübelerden etkilenerek, olumsuz kodlamalara maruz kalır.

Toplumsal söylemler; zenginliğin kötü bir olgu olduğuna dair işaretler barındırarak, bireyin zenginlik olgusu ile negatif söylemleri, zihin haritasında ilişkiendirmesine sebep olabilmektedir. Özellikle, Türkiye gibi “fabrikatör babası”, isim kalıbının yerleşmiş olduğu bir toplumda zenginlik ile ilişkiendirilen söylem kalıpları pek bolluk bilincinin sürdürülmesi veya oluşmasını motive edici unsur grubu değildir. Başarılı olmuş bir bireyin, arkasından, birey ile ilgili olumsuz sıfatların zikredilmesi, söz konusu olumsuzlukları işiten bireylerin bolluk bilincini aynı şekilde baltalamaktadır. “Olumsuz sıfatların zikredilmesini meşrulaştıran unsur ise, toplumsal söylemlerin kendisidir. Bu tip toplumsal söylem kalıplarını örneklendirebiliriz, fakat burada önemli olan nokta, genel toplumsal söylemlerin bolluk bilincini yok etme kapasitesi gerçeğine vurgu yapmaktır.

Eğer hedef olarak, bolluk, zenginlik olgularının, değeri, toplumsal söylemler doğrultusunda azaltılırsa ki, kolektif toplumlarda sık karşılaşılan bir durumdur, söz konusu hedef için katlanılması gereken külfet de, birey tarafından göreceli olarak bir o kadar yüksek algılanacaktır. Bu durum ise, bireyin yaşamı süresince, zenginliğe veya başarıya gitme olasılığı arz eden bir çok fırsatı değerlendirmemesi ile sonuçlanacaktır.

Bir diğer deyişle, toplumsal zihin haritası, bireysel zihin haritasını, bireyden bireye değişik seviyelerde etkilemektedir.

Bireysel Tecrübeler: Birey, bolluk veya zenginlik olgusu ile olumsuz tecrübelerden doğan çıkarımsal söylemleri, bilinçaltına ekebilmektedir. Örneğin, ebeveynlerinden birisinin, bir başarıya imza atması sonucu, ailede gerçekleşen kavga veya ayrılma durumlarına şahit olmak, bireyin başarı ile aileiçi çatışmayı yoğun bir şekilde zihin haritasında ilişkilendirmesi ile sonuçlanabilmektedir ki, bu durum bireyin bolluk, zenginlik, başarı gibi hedeflere verdiği değeri negatif anlamda etkileyebilmektedir. Bir diğer deyişle, bireyin znginliğe veya başarıya karşı algısal duruşu, bolluk bilincini olumsuz etkileyecek şekilde şekillenmektedir.

Muhafazakar Zihinsel Eğilim: Psikanalitik araştırmaların bulguları, bize, insan beyninin muhafazakar olma eğilimli, cimri bir yapı çerçevesinde çalıştığını göstermiştir. Bunun anlamı ise, beynin, değişime karşı doğal bir direniş içinde olduğu gerçeğidir. Değişim bir risktir! Bu nedenle beyin, değişimi getirecek, karar ve davranış şekillerini, bireyin benisemesini zorlaştırıcı, psikolojik tepki verme sürecine girer. Söz konusu pskikolojik tepki, “iyi hissetmeme”, “sıkıntı” şeklinde kendini gösterir, ve bireyin yaşamında değişiklik yaratacak, karar ve davranışa mesafeli yaklaşmasını neden olur (sağlar). Eğer, daha yüksek refah seviyesi, daha zengin olmak, bolluk elde etmek, öenmli bir başarıya imza atmak; bunların hepsi birer değişimi beraberinde getirmektedir. Eğer bireyin, değişime karşı algısal duruşu, yoğunlukla muhafazakarlık lehinde işliyor ise, gerçekleşecek olan hedef hakkındaki algısal duruş da olumsuz olacaktır. Bunun sonucu ise, söz konusu hedefe giden yolda, motivasyon eksikliği veya süreci sabote etmek olacaktır. Değişim direnci, bireyden bireye değişiklik göstermekle beraber, değişimi daha onaylayıcı bir zihin yapısını elde etmek, bireysel bilinçaltı telkin çaışmaları ile mümkün kılınmaktadır.

Bolluk bilinci, maddi ve manevi, daha fazlasını elde etme hedefi doğrultusunda, uyumlu zihinsel zeminin varlığı ile eş anlamlıdır. Bolluk bilinci, insanın özvarlığının bir parçası olmasına karşın, dünya kodlarının, zihin haritasına olan etkisi nedeni ile, bireyin aleyhine işleyecek şekilde değişmesine neden olabilmektedir. Bir diğer deyişle, insan, bilinçsizce, bolluk bilinci ile doğar, bilinçsizce bolluk bilincinden uzaklaşır ve hedefi bollok bilincini iradesi ile tekrar elde edebilir. Bolluk bilincini, bireyler, zihinsel düşünce kalıplarını değiştirerek edinebilir.

Düşünce kalıplarının değişmesi, zenginlik ve bolluk olgularına karşı, algısal duruşu, algısal duruş ise karar ve davranışları, değişen karar ve davranışlar ise bireyin içinde bulunduğu gerçeği değiştirir.



Kaynak

Lâ tahzen / Üzülme..

İnsanlar senin kalbini kırmışsa üzülme!Rahman: (c.c), “Ben kırık kalplerdeyim” buyurmadı mı?
O halde ne diye üzülürsün ey can?
Gündüz gibi ışıyıp durmak istiyorsan;
Gece gibi kapkaranlık nefsini yak !.. “Derdim var” diyorsun;
Dert insanı Hak’ka götüren Burak’tır; sen bunu bilmiyorsun.
Sanma ki dert sadece sende var.
Şunu bil ki;

Sendeki derdi nimet sayanlar da var.
Umudunu yıkma; Yusuf'u hatırla.
Dert nerede ise deva oraya gider.
Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider.
Soru nerede ise cevap oraya verilir.
Gemi nerede ise su oradadır.
Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın.
Dünya malı Allah'ın tebessümüdür: ona bak! Ama sarhoş olma...

Irmağa deniz, denize okyanus sığmaz. .
"Aşık" olmayana anlatsan da "Ben" "Sen" anlamaz.
Hakka ulaşmak için yoldur desen kimse inanmaz…
Gönlünde zerre-i miskal şems olmayan;
Yanmaz, yanamaz…Allah senden aldığı ayak yerine belki sana kanat verecek.
Kuyu dibinde kaldın diye üzülme!
Yusuf kuyudan çıktı da Mısır’a sultan oldu, unutma!
İstediğin Bir şey; Olursa Bir Hayır,
Olmazsa Bin Hayır Ara...Geçmiş ve gelecek insana göredir. Yoksa hakikat âlemi birdir. Bu âlem bir rüyadır. Zanna kapılma ey can! Rüyada elin kesilse de korkma, elin yerindedir. Dünya bir rüya ise, başına gelen felaketler de geçicidir. Neden çok üzülürsün ki? Herşey üstüne gelip seni dayanamayacağın bir noktaya getirdiğinde sakın vaz geçme:
- Çünkü orası gidişatın değişeceği yerdir.
Bu âlemin, bu kâinatın kitabı sensin:
Aç da kendini oku ey can!Kâinatın en uzak köşesi, senin içinde ufak bir nokta…
Ama sen bunun farkında bile değilsin.
Derdin ne olursa olsun korkma!
Yeter ki umudun ALLAH olsun…
Herkes bir şeye güvenirken;
Senin güvencen de ALLAH olsun.
Hiçbir günah, ALLAH'ın yüce merhametinden büyük değildir ama;
Sen yine de günah işlememeye bak!Derdin ne olursa olsun bir abdest al, nefes gibi...
Ve bir seccade ser odanın bir kösesine, otur ve ağla ,
Dilersen hiç konuşma...
O seni ve dertlerini senden daha iyi biliyor unutma.
Dua ederken O’na kırık bir gönülle el kaldır.
Çünkü Allah’ın merhamet ve ihsanı, gönlü kırık kişiye doğru uçar.
Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır.
Allah tozunu alıyor diye, niye kederlenirsin EY CAN!?Bir şey olmuyorsa:
Ya daha iyisi olacağı için,
Ya da gerçekten olmaması gerektiği için olmuyordur.
Şu uçan kuşlara bak! Ne ekerler, ne biçerler...
Onların rızkını düşünen Allah; seni mi ihmal edecek sanırsın!
Yeter ki sen istemeyi bil...Belalar sağanak yağmurlar gibi yağar.
Ancak başını ona tutabilenler aşk kaydına geçerler.
Belâ yolunda muayyen bir menzildir âşık.Her nereden gam kervanı gelse de.
Aşk derdinde olan kişi;
Baş derdinde değildir… Yapılma, yıkılmadadır;
Topluluk, dağınıklıkta;
Düzeltme, kırılmada;
Murat, muratsızlıktadır;
Varlık, yoklukta gizlidir… Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür zamanın bir an kadar yakın,
Bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması..
“Ben”, deyip susması…
“Sen”. deyip ağlamaklı olması…
Eğer sen Hak yolunda yürürsen, senin yolunu açar, kolaylaştırırlar.
Eğer Hakk"ın varlığında yok olursan, seni gerçek varlığa döndürürler.
Benlikten kurtulursan o kadar büyürsün ki âleme sığmazsın.
İşte o zaman seni sana, sensiz gösterirler.Sevginin diğer bir adı da sabırdır:Açlığa sabredersin adı "oruç" olur.
Acıya sabredersin adı "metanet" olur.
İnsanlara sabredersin adı "hoşgörü" olur.
Dileğe sabredersin adı "dua" olur.
Duygulara sabredersin adı "gözyaşı" olur.
Özleme sabredersin adı "hasret" olur.
Sevgiye sabredersin adı "AŞK" olur...Ne istersem ben Mevlâ'dan isterim.
Verirse yüceliğidir. Vermezse İmtihanımdır…
Allah'tan bir şey istersen:
Kapı Açılır, sen Yeterki Vurmayı Bil !...
Ne Zaman dersen bilemem ama,
Açılmaz diye umutsuz olma,
Yeterki O Kapıda Durmayı Bil...!

Kaynak

Nihat Hatipoğlu’ndan Sınavlarda Başarılı Olmak İçin Dualar

Sınavlarda Başarılı Olmak İçin Nihat Hatipoğlu’ndan Dualar. 

Nihat Hatipoğlu proğramında sınava girecek çocukları için yapılacak duaları belirtti. Özellikle sınav döneminde psikolojik anlamda kendini bulmak isteyenlerin okuduğu duaya burada yer veriyoruz.

DUA :

“Bismillahirrahmanirrahim.Ya Hayyu,Ya Kayyum,Birahmetike estegisu”
“Allahım! Hayy ve Kayyum isminle ve rahmetinle yardımını talep ediyorum”

DUA:
1. Elem neşrah leke sadrek
2. Ve vada’na ‘anke vizreke
3. Elleziy enkada zahreke
4. Ve refa’na leke zikreke
5. Feinne me’al’usri yüsren
6. İnne me’al’usri yüsren
7. Feiza ferağte fensab
8. Ve ila rabbike ferğab

Anlamı:

1-) Biz senin için (mutlulugun) gögsünü açmadik mi?
2 -) Senden yükünü indirmedik mi?
3 -) O senin sirtini ezen yükü.
4 -) Senin sanini yüceltmedik mi?
5 -) Demek ki, zorlukla beraber bir kolaylik vardir.
6 -) Evet, zorlukla beraber bir kolaylik vardir.
7 -) O halde bos kaldin mi, yine kalk (baska bir is ve ibadetle) yorul.
8 -) Ancak Rabbine yönel.


Kaynak

Access ® Bars Bireysel Çalışma

Beynimiz büyük bir kapasitör gibi çalışır. Elektrik şarjı tutar. Duygularımızın, düşüncelerimizin ve hislerimizin elektrik yükü vardır. Bunlar belirli noktalarda tutulurlar. Ne zaman bir şeye anlam yüklersek, önemli olduğunu düşünürsek onu beynimizde depolarız. Tıpkı dev bir bilgisayar hard diski gibi.   


Access Bars® çalışması ile o noktalara enerji verip orada oluşmuş manyetik alanı serbest bırakmayı deneyimliyoruz. Bars® uygulaması başımızda yer alan, 32 enerjetik şarj noktasına parmaklarla yumuşacık dokunularak yapılır. Bu noktaların aktive edilmesi ve enerji blokajlarının kaldırılarak, enerjinin bu noktalardan akıp gitmesi sağlanır.
Şifa, zaman, umut, farkındalık, yaratıcılık, güç, yaşlanma, cinsellik, para v.s. ile ilgili düşünceleri, fikirleri, inançları ve kararları depolayan 32 enerjetik elektrik şarj noktalarında tıkanan enerjinin akışı sağlanınca, blokajlar çözülmeye başlar. Bu sanki bilgisayarınızın hard diskinden eski ve işe yaramaz dosyaları silmeye benzer. Böylece yaşamımızda yaratmak istediğimiz yeni şeylere yer açmış oluruz.


Bars® seansı sırasında beyin dalgaları yavaşlar, çocukluktan gelen davranış biçimleri, inanç sistemleri ve bakış açıları temizlendikten sonra, hayatınızda daha çok " Var" olabilmeye "An`da" kalabilmeye başlarsınız. Yani, geçmişinizi geleceğinize yansıtmadan, tam anlamıyla geleceğinizdeki olasılıkları, kısaca hayatınızı değiştirebilirsiniz.



Kaynak

Suçluluk Duygusu

İnsanın, herhangi bir özneye (kendisine dahil) yanlış yaptığı inancından doğan bir zihinsel eğilimdir suçluluk duygusu. Suçluluk duygusu, öznede oluşan hasar veya zarardan bağımsız bir şekilde gelişmektedir. Bir diğer deyişle, yapılan veya düşünülen “şeyin” meydana getirdiği sonuç, suçluluk duygusunun oluşumunda tam efektif değildir. Suçluluk duygusu zihnin kendi söylem şablon ve tanımları içinde bir tutarsızlığın meydana gelmesi ile oluşmakta olup, dışarki dünyadan bağımsızdır.

Suçluluk Duyguları, zihinde başlayarak, zihinde sürdürülen, bireyin farkındalığı dahilinde olmadan yaşamını sabote etme eğilimini meydana getiren, olumsuz zihinsel bir düşünce eylemidir.

Örnek Vaka: Bir çok başarıya imza atmış ve refah içinde yaşayan X adlı bireyin, kardeşi Y daha az refah içinde yaşamakta ve fiziksel rahatsızlığı nedeni ile yaşamını zorluklarla sürdürmek durumundadır.

X varolan şartlar altında, kendisinin daha fazla refah ve sağlık içinde yaşamasını zihin haritasında meşrulaştıramamıştır ve zihninde tanımlayamadığı bir rahatsızlık (dissonance) yaşamaktadır. Söz konusu rahatsızlık, meşrulaştırılamayan durumun verdiği ve mutluluğu baltalayan bir sizhinsel sıkıntı halidir. X, bu sıkıntı durumundan farkında olmadan kurtulma eğilimine girmiştir. Girdiği yarışmalarda başarısız olma durumu ortaya çıkmış ve nihayetinde işinden kovularak, refah ve mutuluk seviyesinde düşüş meydana gelmiştir.

Gerçek Hipno-terapi vakasından alıntıdır.

Yukarıdaki vakanın, hipnoz seansında bilinçaltında yolculuk yapması sağlanarak, yaşamındaki performans düşüşünün nedenleri bireyin isteği üzerine gerçekleştirilmiştir.

Bulgular:

X adlı birey, 19 yaşında iken, kardeşi ile birlikte yaz tatiline gitmeyi reddetmiş ve kardeşi ailesinden gizli iki arkadaşı ile birlikte tatile çıkmıştır. Tatil bölgesinde yaşadığı bir kaza sonucu, bacağında kalıcı bir sakatlık meydana gelmiştir. X adlı birey, söz konusu sakatlığın ve bu sakatlık sonucunda oluşan daha az başarı ve refah seviyesi olgusunu zihninde bütünleştirerek sorumluluk hissini edinmiştir. Bir diğer deyişle; X’in , kardeşinin bugünkü durumundan farkında dahi olmadan kendini sorumlu tuttuğu bilinçaltı çağrışım seansında ortaya çıkmıştır.

Söz konusu vakada; X, kardeşine karşı bilinçaltı seviyesine ittiği, farkında olmadığı suçluluk hislerinin meydana getirdiği ruhsal sıkıntıdan (dissonance) kurtulmak adına, kendi kariyerini sabote etmiştir. Söz konusu zihin yapısı suçluluk duygularından kaynaklanan içsel sıkıntıyı kaldıramayıp, kendi mutluluk ve başarılarını yarıya indirgeyerek, ilgili zihinsel baskıdan kurtulacağı düşüncesine bilinçaltı seviyesinde düşünmüştür.

Yukarıdaki örnekte olduğu gibi, bir çok zihinsel eylem, bireyin yaşamında tecrübe ettiği, genellikle farkında olmadığı; bilinçaltı seviyesine ittiği tecrübeler sonucu kendini suçlama, kendini sorumlu tutma eğilimi içinde oluşmaktadır. Söz konusu eğilim, bireyin, zihinsel sıkıntı yaşamasına (vicdan azabı) çekmesine neden olarak, bireyin kendini istemdışı (irade dışı) şekilde cezalandırması ile sonuçlanmaktadır. Söz konusu cezalandırma şekilleri, genellikle, bireyin kendi yaşam şartlarının istemdışı fakat sistemli olarak olumsuz yönde ilerlemesini sağlanması ile gerçekleşmektedir.

X, bireyin kendi kariyerini baltalayacak, karar ve davranışları, nedensiz bir şekilde benimsemesi suçluluk duygularının getirdiği bir zihinsel baskının pratikteki ürünüdür.

SUÇLULUK DUYGULARINDAN ARINMA

Suçluluk duyguları, yazının başında da değidiğim gibi, dış dünyadan bağımsız, bireyin zihin yaıpısında zemin bulur, beslenir ve büyür. Tetikleyici dış dünyaya ait bir eylem olabilir, fakat söz konusu eylemin veya düşüncenin nasıl algılandığı halen zihin yapısında meydana gelir.

Bir diğer unutulmaması gereken olgu ise, suçluluk duygularının genellikle, istenilmeyen veya sevilmeyen bir olgunun bilinçaltına, bilincin savunma mekanızması doğrultusunda itildiğidir. Bir diğer deyişle, irade, söz konusu negatif olgudan, kendini korumak adına, olguyu sorgulamadan bilinçaltının derinliklerine itme eğilimi göstermesidir.

Bu nedenle suçluluk hislerinin, bireyin yaşam kalitesini etkliediği durumlarda, bilinçaltı teknikleri kullanarak, bireyin, bu duyguları beslemesine zemin hazırlayan zihinsel algıyı orta çıkarmak ve bunlara yönelik zihinsel algının bireyin lehine değiştirimesini sağlamak, suçluluk duygularından arınma yolunda atılan etkin bir yöntemdir.

Arınma süreci, ilgili olgunun unutulması anlamını taşımamaktadır. Bireyin, söz konusu olguya karşı algısal duruşunu, gereksiz sorumluluk hissi duymayacak şekilde ve kendi yaşamını sabote etmeyecek şekide değiştirme sürecidir suçluluk duygularından arınma.

Yazar: Gökhan Çınaroğlu



Kaynak

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel