TÜM BURÇLARIN YENİYIL OLUMLAMASI

TÜM BURÇLARIN YENİYIL OLUMLAMASI
Aşağıda yazacağım olumlama cümlelerini okumadan önce birkaç derin nefes alıp veriyoruz arkadaşlar.Alırken ”aldığım her nefesle iyilikler bana akıyor”verirken ”verdiğim her nefesle negatiflerden kurtuluyorum”..
KOÇ : Şimdiki zamanda Kendi hayatımın sorumluluğunu sevgiyle alıyorum.Sevdiğim bir işe sahibim.Heyecanlı ve neşeliyim.Bu yıl benim kariyer yılım-tüm alkışları hak ediyorum çünküüü kendime İNANIYORUM..
BOĞA : Şimdiki zamanda evrenin bolluk bereketinin içime akmasına izin veriyorum.Hayatıma beni mutlu eden olayların ve insanların girmesine izin veriyorum.Bu yıl benim yılım çünküüü kendimi SEVİYORUM..
İKİZLER : Şimdiki zamanda kendimi gerçekleştirmeyi seçiyorum.Heyecan ve coşkuluyum.Hayallerimin peşinden koşuyorum,işimi keyifle mutlulukla yapıyorum.Yeniyıl benim yılım çünküü kendimi ÖNEMSİYORUM..
YENGEÇ : Şimdiki zamanda teşekkür ediyorum hayata ve evrene,bana verdiği her şey için şükrediyorum.Yeni yıl benim yılım çünküü CESURUM..
ASLAN : Şimdiki zamanda kendimi ilahi aşkın kollarına bırakıyorum.Mucizelere inanıyorum.Rabbimin eli üzerimde seviyor seviliyorum.Bolluk bereket içindeyim,şükürler olsun.Bu yıl benim yılım çünküüü GÜZELLİKLERİ GÖRÜYORUM..
BAŞAK : Şimdiki zamanda çözüm olmayı seçiyorum.Ya-fettah , ya fettah ,ya fettah hayır ve güzellik kapılarının açılmasına niyet ediyorum,hayatımın her alanına bolluk ve bereketin akmasına izin beriyorum.Bu yıl benim yılım çünküü HİZMET ETMEYİ BİLİYORUM..
TERAZİ : Şimdiki zamanda kendimi olduğum gibi kabul ediyorum.Ya rezzak ,ya rezzak,ya rezzak maddi manevi rızık kapılarının açılmasını niyet ediyorum.Bu yıl benim yılım çünküüü ADALETLİYİM..
AKREP : Şimdiki zamanda kendi gücüme inanıyorum.(sevgili öğretmenim satürne tşk ediyorum-bana öğrettiği her şey için ona minettarım:).Hayatımın tüm sorumluluğunu alıyorum.İşimi seviyorum. Bu yıl benim yılım çünküüü sadece ben nasıl mutlu olacağımı BİLİYORUM..
YAY : Şimdiki zamanda evrenin tüm güzelliklerinin içime akmasına hayatımın her alanını sarmasına izin veriyorum.Öğrenmekten ve öğretmekten keyif alıyorum.Bu yıl benim yılım çünküüü BEN İYİLİĞİN MİMARIYIM..
OĞLAK : Şimdiki zamanda hayata esniyorum.Evrenin güzelliklerinin içime akmasına izin veriyorum.O muhteşem ahengin içinde sevgiyle yol almayı seçiyorum.Bu yıl benim yılım çünküü KENDİMİ SEVİYORUM..
KOVA : Şimdiki zamanda yeniye yer açıyorum.Hayatıma beni mutlu eden olayların ve insanların girmesine izin veriyorum.Bu yıl benim yılım çünküü BEN YARATIYORUM..
BALIK : Şimdiki zamanda tutkularımın hayallerimin peşinden koşuyorum.İstediğim her şey tüm güzelliyle beni bekliyor hımm bunu çok güçlü hissediyorum.Bu yıl benim yılım çünküüü BÜTÜNE HİZMET EDİYORUM..
2014 YILININ TÜM DÜNYA VE ÜLKEMİZE SEVGİ VE BARIŞ GETİRMESİNİ DİLİYORUM.SEVGİLERİMLE.YASEMİN KAPLAN


Kaynak

Marie ve Hasan: Bir Regresyon Terapisi Hikayesi

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane



Marie, aile bir dağ köyünde yaşayan küçük bir kızdı. Babası iri yarı saçlarının tepesi dökülmüş bir adamdı. Annesi mi? Annesinin yüzünü pek hatırlamıyor… Dört kardeştiler, Marie bu kardeşlerin üçüncüsüydü. Kıraç bir doğada değildi köyleri, bu yüzden baharda çiçek açtığında dağlarda olmaya bayılırdı Marie. Annesiyle babasıyla ve kardeşleriyle olmayı seviyordu orada… Onu oradan tek bir kuvvet ayırabilirdi: Zaman… Zaman ilerledikçe Marie büyüyecek ve köyde adet olduğu halde bir manastıra gönderilecekti. Aslında ne annesi, ne babası istemişti bunu; fakat gelenek böyleydi ve Marie de bu geleneğe uymak zorunda kalacaktı hiç istemediği halde ve günü geldiğinde ayrılacaktı köyünden… Buna mecburdu niye olduğunu anlamasa bile ve de istemeye istemeye kopartıldı dağlarından, çiçeklerinden ve ailesinden…


*****


Hasan, bir buçuk yaşındaydı kreşe gitmeye başladığında… Hiç ama hiç istemiyordu annesinden ayrılmak. Fakat annesi mecburdu onu yollamaya oraya, çünkü çalışıyordu ve başka türlüsünün olmayacağını düşünüyordu. Kalıcı bir çözüm gerekiyordu oğlunun bakımı için ve 1978 yılında da Mersinindeki çözüm Yurdum Kreş’ti… Daha küçücükken başladığı kreşi hiç sevmemişti Hasan. Hiç ama hiç! Fakat her sabah gitmek zorunda olduğunu biliyordu oraya ve gözlerini annesinin gözlerine dike dike ve “Neden beni yolluyorsun?” diye sora sora gidiyordu oraya… Mecburdu, biliyordu ve her sabah istemeye istemeye kopuyordu annesinin kucağından gözlerinden birkaç damla yaş süzülerek…


*****


Korkmuştu bu büyük yapıdan Marie. O sadece ailesinin küçük evini bilirdi, bir de kiliselerini. Fakat manastır o kadar kocamandı ki… Kendini küçücük hissetmişti Marie. 12 yaşında küçük bir kızdı. Dağlarından koparılıp gelmiş ve koca bir taştan binaya kapatılmış küçük bir kız; tıpkı binadaki onlarca kız gibi… Artık geceleri annesinin varlığı yerine yatakhane arkadaşlarının varlığını hissediyordu sadece… Hepsi ürkmüş, hepsi korkmuş onlarca küçük kız…


*****


2.5 yaşında mıydı, yoksa 3 yaşında mı, aslında yaşını bilemiyordu. Tek bildiği o gün annesinin onu o sabah kreşe götürmemiş olmasıydı. Çok ama çok mutluydu. O gün kreşte değil, annesiyleydi. Fakat öğleden sonra 3 gibi annesi bu sefer kendisi götürdü bıraktı kreşe. Müthiş hayalkırıklığı yaşıyordu küçük çocuk. Öğretmenleri onu bir yatağa yatırmışlardı ve o içli içli ağlıyordu. Yine gelmişti o hiç sevmediği yere… Önüne o anda sussun diye verilen kitaba dalmıştı da sonra, aradan 35 sene geçse bile unutamayacaktı o anı o küçük çocuk… Kreş mi? 8 yaşına kadar her sabah yine ayrılacaktı annesinden…


*****


Manastırda sadece ürkmüş küçük kızlar yoktu elbette. Artık oraya alışmış büyük ablalar da vardı ve bu ablalar aslında hiç de masum değillerdi. Lezbiyenlik çok yaygındı orada ve büyük ablalar küçüklerden kendilerine sevgililer ediniyorlardı. Zorla ve istemeseler bile… Sistem böyleydi ve bu sistem Marie’nin tüm yaşantısını değiştirecekti…


Onun “ablası” manastırın en güçlü kızıydı. Herkes ondan müthiş korkardı, çevresinde birkaç “fedaisi” ile birlikte küçük kızlara dehşet saçıyordu ve de gözlerini Marie’ye dikmişti. Fakat ürkek Marie daha nerede olduğunu bile anlayamamıştı ki ve hatta kadın olmanın ne olduğunu bile bilmiyordu ki… Diğer kızlardan öğrenmişti her ay yaşadıklarıyla ne yapması gerektiğini ve de şimdi bu “abla”… Sabah dualarında gözü hep onun üzerindeydi, günlük işler sırasında hep izleniyordu ve yavaştan yavaştan kulağına “Sen onunmuşsun, seni kimselere bırakmayacakmış” sözleri geliyordu; fakat bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyordu Marie.


Öğrendiğinde ise bunu pek öğrenmemiş olmayı dileyecekti…


*****


Kreş sadece gitmeyi istemediği bir yer değil, aynı zamanda artık nefret ettiği bir yerdi küçük Hasan’ın. En sevdiği şey tek başına bir odada pencerenin önünde oturup uzun uzun dışarıyı seyretmekti. Herkes yemeğini yerken bile o sadece tek başına oturmayı seviyordu ve öğretmenleri onu yerde sürükleye sürükleye götürüyorlardı yemek yemeye. Gitmemek için dirense bile eninde sonunda yemek zorundaydı o yemekleri biliyordu ve en sona o kaldığı için de öğretmen ona, başka çocukların tabağında kalanları koyuyordu. Niye yemek ziyan olacaktı ki değil mi?


Ayrıca bir 23 Nisan dönüşü, tüm çocuklar kreşte annelerinin gelmesini bekliyorlardı onları almaları için. Çocuklar aç ve susuzdu ve başlarında bir tane öğretmen yoktu. Kreşin masasında bir yarım somun ekmek vardı bırakılmış ve çocuklar korka korka gidip o ekmekten bir parça koparıyorlardı. Evet, dört beş tane çocuk ve bir yarım ekmek ve de 1982 yılının bir özel kreşinden sahneler…


Tabii sadece bu değildi Hasan’ın hayatındaki kabusu. Bir de Gülten öğretmeni vardı sarı saçlı. Çok sertti ve çocukları dövmekten çekinmezdi. Çok korkardı Hasan ondan, hem de çok… Ve bir gün annesi onu Yurdum Kreş’ten alıp, bir başka kreşe verdiğinde Mersin’de çok ama çok sevinecekti küçük çocuk; yaşasın Gülten’den kurtuldum diyecekti… Fakat sevinci çok kısa sürecekti, çünkü aradan birkaç ay geçtikten sonra Gülten o kreşe transfer olacaktı ve küçük çocuk, bir gün annesinin geldiğini zannedip uyku saatinde ayağa kalktığı için Gülten’den tekme sille dayak yerken hatırlayacaktı o sevincinin ne kadar kısa süren bir mutluluk olduğunu… Kocaman odada artık büyükçe olduğu için tek başına yatırılıyordu ve Gülten çok kızgındı. Küçücük bedenin karnına tekme atmaktan bile çekinmiyordu o anda… Nasıl olur da bir çocuk uyku saatinde kalkıp kreş içinde gezebilirdi değil mi ya?


*****


İki kız kollarından tutmuştu Marie’nin ve yatağa bastırıyorlardı. Yatakhanede kimsecikler yoktu, sanki özellikle boşaltılmıştı. Marie çığlık çığlığaydı ama ona bağırmaması yoksa durumun daha da beter olacağı söyleniyordu. Büyük “abla” elinde uzun ve kalın bir çubuk gibi bir şey tutuyordu. Marie daha önce sadece babasını birkaç kere banyoda çıplak görmüştü ve “Abla”nın elinde tuttuğu nesnenin bir erkek penisine benzetilmiş bir tahta parçası olduğunu düşünmüştü. Fakat bu düşüncesi bir saniyeliğine nefes aldırmıştı korkusuna. Şimdi daha da fazla korkuyordu, çünkü “abla” o nesneyi ona sokmaya doğru aşağısına götürüyordu…


O ana kadar Marie hep ablayı reddetmişti. Nasıl yapabilirdi ki böyle bir şeyi? Onlar Tanrı’nın evindeydiler. Hem Marie anlamazdı ki böyle şeylerden… Fakat “abla” sürekli onu taciz ediyordu ve artık reddedilmekten de bıkmıştı. İşte o gece harekete geçmiş ve “fedaileri” ile birlikte yakalamıştı Marie’yi… Marie çok ama çok çaresiz hissediyordu kendisini… Direnmeye çalışıyordu ama sadece çırpınabiliyordu. Kurtulmasına imkan yoktu ve az sonra içine girecek nesnenin acısına hazırlamıştı kendisini…


Fakat o nesne içine girmedi. “Abla” son anda durdu ve korkunç bir ifadeyle bakarak “Bir daha ki sefere acımayacağım ve sokacağım bunu içine, artık benimsin ve direnmeyeceksin” dedi… Marie yaşayacaklarına razıydı artık…


*****


“Burak ne olur bırak beni” diye yalvarıyordu Hasan. Artık büyümüş ve ilkokul 2’ye başlamıştı. Sınıfında Burak adında sevdiği bir arkadaşı vardı, fakat Burak ona zorbalık edip duruyordu. Şimdi de kollarıyla Hasan’ın boynunu yakalamış ve bırakmıyordu. Tüm teneffüs boyunca bu şekilde kalmışlardı. Yalvarmak dışında hiçbir hareket yapamamıştı Hasan. Aradan geçen 30 sene bile bu satırları yazarken o yaşadığı hissi unutmasına engel olmayacaktı. Çaresizce yalvarıyordu, fakat Burak onu bırakmamıştı ve bu çaresizlik duygusu onunla bir ömür boyu birlikte olacaktı…


*****


Marie artık “abla”nın sevgilisiydi, pardon malıydı. O ne yaparsa hiç itiraz etmiyordu ve işin ilginci bundan gittikçe de hoşlanıyordu da… İlk başlarda sadece teslim olmuşken ilerleyen zamanla birlikte o da karşılık verir olmuştu. Hatta şimdi o da geceleri bekler olmuştu… Bu arada zaman ilerliyor ve Marie de büyüyordu…


Derken günlerden bir gün manastıra genç bir rahip geldi ve Marie seremonide gördüğü bu rahipten görür görmez etkilemişti. Güzel bir kızdı da Marie, fakat rahip onunla ilgilenmiyordu. Daha doğrusu rahip etrafına bile bakmıyordu ki… Zaman ilerledikçe Marie seremonileri hevesle beklemeye başlamıştı, rahibini görüyordu. Hatta onunla birkaç kelime etme şansı bile bulmuştu…


Gündüzleri rahibini görse bile, geceleri “abla”nındı ve “abla” da artık onundu. Marie büyüdükçe ve geceler geçirdikçe, ürkekliği geçmeye başlamıştı. “Abla”nın sevgilisi olmak, onun o gücünden yararlanmak hoşuna gitmeye başlamıştı. Korkusu artık sahip olma dürtüsüne dönüşmüştü, özellikle de güce sahip olmaya… Güce sahip oldukça kimse sana yaklaşamıyor ve dokunamıyordu. Güç, “abla”daydı ve o güce sahip olmak için “abla”nın her dediği yapılmalıydı.


*****


Küçük Hasan, top oynamayı çok seviyordu. Futbolu izlemeyi de… Bir gün babası Milli Piyango biletini kontrol ederken, Fenerbahçe’ye çıkmış büyük ikramiye dediğinde, Fenerbahçe adını sevmişti ve böyle de bir futbol takımı olduğunu bildiği için soranlara artık “Ben Fenerbahçeliyim” diyordu. Zaten en sevdiği renk maviydi… Günlerden cumaydı ve ilkokulda merdivenlerden yukarı çıkıyordu. Burak yanına geldi ve “Sen artık Fenerbahçeli değilsin, Beşiktaşlısın. Tamam mı?” dedi. Hasan, korktuğu Burak’a yaranma arzusuyla “Evet, artık Beşiktaşlı’yım” dedi ve o günden itibaren Beşiktaşlı oldu.  İşin ilginci böyle başladığı Beşiktaşlı olma serüvenini çok ama çok sevdi. Hatta aradan yıllar yıllar geçti. Bir gün kahvede Beşiktaş maçını izlerken, küçükken onun boynuna yapışan, korktuğu Burak’la yanyana düştüler, taa ilkokuldan beri ilk defa… “Aha beni Beşiktaşlı yapan adam burada” deyip sarıldı hayatını bu kadar etkilemiş ilkokul arkadaşına. Sonra birlikte Fenerbahçe maçını izlediler. O gün cidden tarihi bir gün olacaktı ve Beşiktaş, Fenerbahçe’yi Kadıköy’de 4-3 yenecekti. İki Beşiktaşlı arkadaş, her golde birbirlerine sarılacaklardı…


*****


Marie çıldırıyordu. Nasıl yapardı böyle bir şeyi ona. Nasıl yapardı! “Abla” nasıl olur da “artık senden sıkıldım” deyip, yeni gelen küçük kızlardan birisini kendine sevgili yapardı. Bu kadar kolay mıydı ha kolay mıydı! Öfkeden yanıp kuduruyordu Marie… Ne yapacağını bilmiyordu, ama bir şeyler yapmalıydı mutlaka, mutlaka…


Aradığı çözüm hiç beklemediği bir kişiden geldi: Başrahipten. Başrahibi hep sevmişti, ona hep yakın davranmıştı. “Sende büyük potansiyel görüyorum” demişti rahip ona, “zamanı geldiğinde anlayacaksın” diye de devam ederdi cümleleri. Marie sevinerek kabul ederdi bu cümleleri, fakat ne anlama geldiğini bilmiyordu… Bir gün öfkeden yanıp kudururken Başrahip’le karşılaştı. Rahip onun yüzündeki ifadeyi gördüğünde hiçbir şey söylemedi ve onu kuytu bir köşeye çekti. “Bu akşam, hazır ol, kimseye bir şey anlatma sakın” dedi. Marie’nin de anlatmaya niyeti yoktu zaten, önemli bir şeylerin arifesinde olduğunu hissediyordu…


Akşam olduğunda rahiple buluştular ve “Benimle gel” dedi. Birlikte manastırdan çıktılar, diğerlerine “Kasabada hasta birileri varmış, ona yardıma gideceğiz” dediler. Rahip onu ormanın içinde bir kulübeye götürdü. Ormanda gezen birisinin bile kolay kolay bulamayacağı bir kulübeydi bu, hatta Marie birkaç kere buradan geçtiğini hatırlıyordu, fakat daha önce kulübeyi fark etmemişti. “Ben neden daha önce görmedim ki bunu” diye sordu rahibe. Rahip gülümsedi hiç de aydınlık olmayan bir biçimde, “öğreneceksin merak etme hepsini” diye yanıtladı.


İçeri girdiklerinde Marie kendisini, yaşamını tamamıyla değiştirecek o mekanda bulmuştu. Duvarlarda türlü türlü şişeler, ne olduğunu bilmediği garip garip maddeler, ortada tahtadan bir masa ve yine yüksekçe bir masa daha vardı. Marie az sonra karanlık büyüye dair ilk bilgilerini almaya başlayacaktı.


*****


Aradan çok uzun yıllar geçmiş; küçük Hasan artık büyümüş, evlenmiş, iki de çocuk sahibi olmuştu. Artık bir yazardı ve ruhsal konularda yazıyordu. Küçüklüğünden beri içinde taşıdığı bazı sıkıntılarının farkındaydı ve bunlara çözüm arıyordu. Nedensiz korkularının, kontrol edemediği öfkesinin, içinde var olduğunu bildiği karanlığının, gücü gördüğünde hissettiği ona yaranma arzusunun… Kendini tanıma yolculuğuna başladığı yıllardan itibaren sayısız çalışmanın içinde yer almış ve içindeki birçok düğümle de yüzleşmişti. Fakat özellikle merak ettiği bir çalışma vardı ki buna regresyon adı veriliyordu. Hasan, hipnozla geçmiş yaşamlara götürülme olarak düşündüğü bu çalışmayı deneyimlemeyi çok arzuluyordu. Evet, ruhsal yolculuğu esnasında nice geçmiş yaşamını hatırladığını hissetmişti, fakat peki ya o zamanlara hipnozla geri döndürülme nasıl bir deneyim olacaktı acaba? Yalnız konu hipnoz olduğu için, kiminle çalışabileceğine bilemiyordu bir türlü; çünkü hassas ve önemli bir konu olduğuna inanıyordu bunun. Aradan zaman geçti derken güvenebileceğini sezdiği birisiyle tanıştı ve tanıştıktan iki sene sonra da artık çalışmaya başlamaya hazırlardı…


Terapiye başlamadan önce Terapist Hasan’a bu çalışma hakkında uzun uzun bilgiler verdi. Regresyonun hiç de öyle hipnozla geçmiş yaşamlara götürme çalışması olmadığını, hele ki ben geçmiş yaşamlarımı merak ediyorum da hadi gidelim şeklinde yapılmadığının altını çizdi. “Her danışanın yapısı farklıdır ve her danışan için farklı teknikler uygulanır. Hipnoz da şart değildir. O gerekiyorsa kullanılan tekniklerden birisidir sadece. Ben karşıma gelen kişinin önce yapısını anlamaya çalışırım. Onu dinlerim, sonra onun sorununa en uygun tekniği kullanırım. Öyle herkes de geçmiş yaşamına gidecek diye bir durum söz konusu değildir. Eğer sorunun kökeni bir geçmiş yaşamsa, evet gideriz oraya. Fakat kişi dirençliyse bu konuda, bu da kolay olmayabilir. Kimisi ise hazırdır ve hemen girer o hayata. Kimisi ise hiç geçmişe gitmez de bu hayatında çocukluğundadır sıkıntısı ve oraya gideriz. Herkese özgün bir çalışmadır regresyon” diye kısaca özetlenebilecek ama en az bir saat süren bir ayrıntıyla anlattı çalışmasını Terapist. Ayrıca bu çalışmaya Dünya çapında sertifika veren kuruluşlardan ve Batı’da bu konunun ne kadar ciddiye alındığından ve kendilerinin de öğrencilerini çok sıkı eğitimlerden geçirdiklerinden bahsetti. “Öyle herkesi kabul etmeyiz, ön elemeden geçiririz, sonrasında uzun bir eğitim süreci vardır, sonra bize vaka örnekleri sunarlar, ancak öyle regresyon terapisi yapma sertifikası alabilirler. Biz de onlara danışanları yönlendiririz. Bu çok değerli bir çalışma, fakat gerçekten hakkıyla yapabilen çok az kişi var. Hiçbir eğitimi olmayan kişiler de ben regresyon yapıyorum diye ortaya çıkabiliyorlar, fakat bu çok riskli. Karşınıza öyle vakalar geliyor ki değil onu düzeltmek daha beter edip bırakabilirsiniz. Benim şahsen 3000’den fazla vakam oldu ve neler nelerle karşılaştım. Ben onlarla çalıştım ve çalıştıkça da ben de çok değiştim ve geliştim. Birbirimize çok şeyler kattık danışanlarımla… Fakat bu ara artık danışan kabul etmiyorum, çünkü yetişemiyorum taleplere. Bu yüzden öğrencilerime yönlendiriyorum onları. bu yüzden adımı vermezsen sevinirim eğer bu çalışmayı anlatmayı düşünürsen.” diye devam etti Terapist sözlerine. Bu konuşmalardan sonra artık hazırlardı başlamaya…


*****


Küçük ve ürkek Marie, artık korkulan ve gittikçe güçlenen bir “Abla”ya dönüşmeye başlamıştı yeni öğrendiklerinin de etkisiyle… Gün geçtikçe manastırdaki kızlar üzerindeki egemenliğini arttırıyordu ve zaten eğitmeni Başrahibin kendisi olduğu için, ona karşı koyabilecek bir kişi de yoktu. Başrahip, zamanında gezgin bir çingeneden öğrendiği bu karanlık ilme dair bildiği her şeyi öğretiyordu öğrencisine ve öğrencisinin çok daha ötelere gideceğinin farkındaydı… Marie’nin içinde, gücünü aldığı karanlık gittikçe yoğunlaşıyordu ve yoğunlaştıkça gücü daha da fazlalaşıyordu. Artık korkulan güçlü birisiydi ve bundan çok keyif alıyordu ve de alınması gereken bir intikamı vardı… Ki fena halde de aldı. “Abla”nın canına okudu Marie. Önce ona rakip oldu, sonra bertaraf etti ve sonra da onu yeryüzünden sildi. “Abla”yı yaşayan bir ölüye çevirdi. Kız artık hangi dünyada olduğunun farkında bile olmayacaktı ve üzerinde öyle çalışmıştı ki Marie, bu durum “Abla” ölüp de bedeninden ayrıldığında bile değişmeyecekti…


*****


Çalışmaya başlamadan önce sormuştu Terapist: “Biz regresyon çalışmasında belli bir sorunu ele alır ve onun üzerine gideriz. Seninle neyin üzerine çalışmamızı istersin?” Hasan da ilk seansta “Öfke ve korkularım için çalışalım, şu anda karnımda bir yoğunluk hissediyorum, oradan hareket edelim mi?” demişti. İlk seansın da bu konu üzerine döneceği düşünülürken bambaşka bir durum ortaya çıkmış ve çözülmüştü. Kendisine ait olmayan anıları kendisininmiş gibi zannettiği, çünkü enerji alanında başka bir enerjinin olduğu ve onunla vedalaşması gerektiği gibi bir senaryoyla karşılaşmışlardı. Bu vedalaşma onu çok rahatlatmıştı, fakat öfke ve korku hali hafiflemekle birlikte devam ediyordu içinde… İkinci seans için Terapistinin karşısında otururken karnı ağrıdan kıvranıyordu artık Hasan’ın. Resmen ağlayacaktı acıdan… “Bu sefer ilişki kalıplarım üzerine çalışalım. Neden hep benzer insanları kendime çekiyorum. Neyi göremiyorum? Neden hayatımda hep baskın karakterler etkin? Bunun üzerine çalışalım lütfen” dedi ve Terapist de çalışmaya başladı. İlk birkaç dakikadan sonra Hasan yerde uzanmış yatıyor ve bağırıyordu hızlı hızlı nefes alarak… “Doğuruyorum ben doğuyorum ve canım çok yanıyor…”


*****


Marie çığlık çığlığaydı. Canı inanılmaz yanıyordu. Birkaç rahibe onun başındaydı ve bu “günah çocuğu”nun gelmesine yine de yardım ediyorlardı. Manastırda bir rahibe doğuruyordu ha! Zaten inanılmaz olan bu sahne, az sonra yaşanacaklarla daha da kararacaktı. Marie son bir büyük çığlık attı ve içinden bir parçanın dışarı çıktığını hissetti. Rahibeler dışarı çıkanı gördüklerinde müthiş bir korkuyla bakmaya başladılar. Kimse bebeği eline almıyordu. Dualar edip haç çıkarıyorlardı. Herkes müthiş korku içindeydi ve sonra kaçmaya başladılar. Marie masada bacakları açık biçimde yatıyordu, göbek kordonu bile kesilmemiş bebeğiyle birlikte…


*****


“Babası olan rahibi görüyorum bir ara ama sadece bir ara. Artık hiç gücüm yok” diyordu Hasan, yerde halsiz bitap yatarken çalışma esnasında. Birebir yaşamıştı o anı ve o doğumu ve şimdi de ölümü yaşıyordu. “Canım gidiyor, gidiyor, gidiyor…” derken bedeninde müthiş bir gevşeme oldu ve Terapistin odasındaki halının üzerinde kendini salıverdi hepten…


*****


Marie ölmüştü. Bedeninden ayrılmıştı, çok hafiflemiş ve rahatlamıştı. Fakat halen o dünyayı izliyordu. Kendi bedenine baktı, sonra da bacaklarının arasında yatan yaratığa…


*****


Terapist “Hadi istersen biraz daha öncesine gidelim bu olayların, anlatsana bana neler görüyorsun?” diye sora sora yönlendiriyordu Hasan’ı. Hasan da anlatıyordu Marie’nin hikayesini ayrıntılarıyla… “Sonra bir gün pederi yakaladım odasında… Benden hoşlandığını biliyordum, yıllar geçmişti aradan ve benim ona ilgimle, onun bana ilgisi kesişmişti. Tabii o bir Tanrı adamıydı, harekete geçemiyordu. Biraz dürtülmesi lazımdı ve ben de ona tecavüz ettim.” diye anlatıyordu Marie, Hasan aracılığıyla… Dördüncü seferki birleşmelerinde ise hamile kalmıştı Marie ve çok karanlık bir çalışma yapmıştı bebeği üzerinde… Onun kendisi gibi güçsüz olmasını istemiyordu ve bu yüzden “Karanlık Ejderha” denen bir büyüyü yapmıştı çok ama çok güçlü olması için… Fakat bu büyünün büyük riskleri de vardı ve nitekim de çocuğu deforme etmişti; onu canavarlaştırmıştı ve bu da Marie’nin ölümüne sebep olmuştu…


*****


Ölümü de rahatlatmamıştı Marie’yi ama… Evet hafiflemişti, ama dünyaya da hapsolmuştu. Öldüğünü hissediyor ama bir türlü geçişi yapamıyordu. Karanlık bir kafes içinde kapalı gibiydi. O manastırdan çıkamıyordu bir türlü…


*****


“Bak bakalım, öldüğünün farkında mısın?” diye sordu Terapist. “Farkındayım ama bir türlü çıkamıyorum ki ölümsüz olma adına bir çalışma yapmışım ve o da beni buraya hapsetmiş. Hareket bile edemiyorum” diye yanıtladı Hasan.


*****


“Artık bitti, bu geçmişte kaldı. Sen artık öldün ve rahatlayabilirsin. Bütün bunlar bitti. Hadi artık buradan çıkabilirsin” diyen bir ses duydu Marie. Nereden geldiğine dair hiçbir fikri yoktu o sesin fakat sesi duydukça hafiflediğini hissetmeye başladı. Üzerindeki betonlaşmış karanlık blok açılıyordu yavaş yavaş ve içeri ışık girmeye başlıyordu gittikçe. Derken karşısında “Abla”yı gördü. Harap bir haldeydi, toparlak olmuş duruyordu. Değil öldüğünün, çevresinin bile farkında değildi. Az sonra aynı ses ona seslenmeye başladı. O da hafiften hareketlendi ve daha da fazla, daha fazla. Sonra annesini ve babasını gördü Marie, sonra da başrahibi ve rahibi… Birazdan hepsi birden parlak ışıklar saçan varlıklara dönüştüler. Üzerlerindeki ağırlıklar gitmişti… Senaryo tamamlanmıştı. Artık selam vermeye hazırlanan oyuncular gibilerdi. Birbirlerinin kim olduğunu görüyorlardı, yüzlerinde başarmanın verdiği mutluluğun ifadesi vardı. Harika bir senaryo yaşanmıştı ve artık hepsi gitmeye hazırdı. Yavaş yavaş hepsi birer birer kaybolurken, Marie’nin kulağına bir davul sesi gelmeye başladı…


*****


“Şimdi sana davul çalacağım ve bu davul sesi süresi boyunca da artık onunla vedalaşacaksın, Hasan. Artık bu senaryo tamamlandı. Senin de onunla vedalaşma vaktin geldi. Hadi bakalım, başlıyoruz…” deyip vurmaya başladı Terapist elindeki şaman davuluna…


*****


Marie bir anda kendini bir başka bedende buldu. Bir erkek bedeniydi bu. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama ona bağlı olduğunu hissediyordu ve hatta ona düğümlenmişti… Davulun ritmi eşliğinde ondan ayrıldığını hissetmeye başlıyordu. Birer bire ayrıldı o bedenden. Önce karnından çıktı sonra yavaş yavaş tüm bedenden… Arkasına dönüp baktığında karşısında uzun boylu, iri bir adam bedeni gördü. Yerde halıda uzanmış yatıyordu ve başında bir adam elindeki davulu ona çalıyordu. Davulun sesi büyülü gibiydi ve Marie’nin parçaları o bedenden ayrıldıkça, yerdeki beden titriyordu. Marie bir anda kim olduğunu anladı. O bir başka bedendeki kendisiydi…


*****


Hasan’ın yerde titremeleri bitmişti. Tepesinde ona bakan kadını hissediyordu. O kadın kendisi olduğunu biliyordu. Bugüne kadar birçok geçmiş yaşamımı gördüğümü düşünmeme rağmen, senin varlığını hiç hissetmemiştim. Beni bu kadar etkilediğini bilmiyordum. Ama artık tamamlandı Marie. Huzura kavuşabilirsin, huzura kavuşabiliriz. Bitti dedi ve Marie ile olan son bağları da koptu… Marie de ona son bir kere baktı ve kaynağına gitti…


Hasan gözlerini açtı ve üzerinde müthiş bir hafifleme hissediyordu… Terapistine baktı ve dudaklarından şu kelimeler döküldü: “Vay be! Bu neydi böyle…”


*****


Çalışmanın ardından Terapist ile oturup yaşananları değerlendirmişlerdi. “Çok ilginç, çünkü öncelikle çıkanlar kurban rolündeki hayatlar olur. Fakat burada hem kurban, hem gölge hayat ikisi birden çıktı ve senin hayatını ne kadar etkiliyormuş bu geçmiş hayatın…” dedi Terapist. Zaten çalışma esnasında da o hayatla bu hayatındaki bağlantıları görmüştü Hasan. Hatta bazen yazdığı yazılarda bile “Karnımda karanlık bir ejderha var sanki” ifadesini kullandığını söyledi Terapiste, “fakat bunun gerçek anlamıyla böyle olabileceğini düşünmemiştim” diyerek güldü. Yaşadığı korkunun, öfkenin, güç arzusunun, güçlü olana yaranma arzusunun, karanlığa olan yatkınlığının ve sürekli olarak hayatına baskın karakterler çekmesinin temel sebepleriyle bir anda karşılamıştı o… Karşılaşıp yüzleşmek de tıkalı olan düğümleri açıyordu. Bu noktada terapist ise bu bilgiyi danışanın hayatında nasıl bir yeniden çerçeveleme yapacağı konusunda yönlendirme açısında çok önemliydi. “İsteyen herkes geçmiş yaşam görebilir, fakat bununla ne yapacaksın? Eğer bu bilgiyi alıp, danışan için değerlendirebiliyor ve onun sorunlarını çözmede yardımcı olabiliyorsan tamam. Ama yok ben sadece geçmiş hayatımda kimdim diye bakınıyorsan, bunda ben yokum, ben öyle kişilerle kesinlikle çalışmam. Çünkü bunun bir faydası olmaz kişiye… Ayrıca kazdıkça çıkar, kazdıkça çıkar yeni yeni yaşamlar. Önemli olan bugününe ne faydası oluyor. Seninle birkaç kere daha çalışacağız ve gittikçe daha hafiflediğini hissedeceksin. Üzerindeki ağırlıkları kaldıralım ki bu dünyada daha rahat hareket edebilesin ve yapmak istediklerini daha kolay gerçekleştirebilesin. Ama şunu da bil ki yolculuk sürüyor ve her zaman yeni düğümler karşına çıkabilir çözülmesi ve böylece senin gelişmen gereken. Bu şekilde yaşıyoruz aslında bir yandan dünyayı… Böyle gelişiyoruz bizler. Ruhsal gelişim demek, ruhun gelişmesi anlamına gelmiyor bu arada. Ruh zaten gelişmez ki o muazzam bir şey. Bizler bu çalışmalarla kendi beyin ve sinir sistemimizi geliştiriyoruz ki dünyada ruhu daha fazla hissedip yaşayabilelim. Ruhsal gelişim dediğin bundan ibarettir. Bedenimizin ruhu daha fazla hissedebilme kapasitesini arttırmak çabası… İşte ben regresyonu bunun için kullanıyorum…”


*****


Sabah saat 7’de açıldı gözleri Hasan’ın… İçinden bir ses dün yaşadıklarını yazması gerektiğini söylüyordu ona. Belki de Marie’nin kendisiydi. Belki de hikayesinin bilinmesini, görülmesini istiyordu. Sabahın bu saatinde kalkılır mı yahu dedi Hasan içinden ve gözlerini kapattı. Fakat bir şey içinden onur dürtmeye devam ediyordu ve aniden yataktan fırladı. Hemen duşunu yaptı ve bilgisayarının başına geçti… Klavye sesi yankılandığında odada ekrandaki imleç şu satırın yanında yanıp sönüyor ve sonraki harfleri bekliyordu: “Marie, aile bir dağ köyünde yaşayan küçük bir kızdı…”

Okunma 4065 defa Son Düzenlenme Perşembe, 30 Ocak 2014 10:11

18 Kasım 1976'da Mersin'de doğdu. Toros Koleji'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü'ne girdi. Fakültesini çok sevdiğinden mezuniyeti sonrasında oradan ayrılamadı ve asistan kadrosunda eğitim hayatına devam etti. 2005'te ise evlenip İzmir'e yerleşti.


2001 yılında "Sonsuzlukotesi" mail grubunu kurmasıyla başlayan yazarlık hayatı, önce 2002'de sonsuzlukotesi.com'u, daha sonra da 2004'de derKi.com'u kurmasıyla devam etti. Bir yandan da Cosmopolitan, Esquire, Yeni Aktüel, Zodiac, Akşam Brunch gibi dergilerde ve Akşam Gazetesi'nde serbest yazar olarak yazıları yayınlandı. 2011'de ise Anadolu topraklarından doğup Amazon.com'da yayınlanan ilk Türk Spiritüel dergisi "The Wise"ı oluşturdu.


Halen yazmaya devam ediyor. Duru Sonsuz ile Özün Dünya'nın babası sıfatıyla onlara rehberlik yapmaya çalışıyor...


kaynak

Anlar Vardır…

Bazen sıcak bir yaz günü esen rahatlatıcı bir esintiyle perdenin uçuşmasıdır. Bazense annenizin kucağında şefkatle sarılıp sarmalanmaktır. Sevgilinize baktığınızda adeta her şeyin tuhaf ışıklarla gözlerinizi kamaştırmasıdır. Bazen tatları çay gibi acıdır. Kusurludur. Sevmekten hoşlandığım yırtık pırtık tişörtüm gibidir. Karım için “yer bezidir”, benim içinse onunla geçirdiğim ilk gecem. Dün oğlum Ali, burnunu annesinin burnuna dayayıp, “Gözlerinde Ali var anne,” demiş. Güzel anlardır bunlar ve akılda kalırlar. Sizi sizden daha büyük bir şeye kavuştururlar.

Bazı anlar, eksiktir, kusurludur. O âna bakan göz isteklerin, korkuların ve kıyaslamaların gözüyse, o zaman yalnızca ondaki eksikliği ve kusuru görür. “Ben”i aşan bir genişlemenin, korkusuzluğun ve uyanıklığın olduğu anlar söz konusu olduğundaysa eksiklik “mükemmellik” anlamına gelir. 

Bir Zen sözü, “Leyleklerin bacakları uzundur ama keserek kısaltılamazlar,” der. Her an, yalnızca o halde var olabilir. Her an yalnızca onu görebilen bir göz ile güzelleşir, onu göremeyen göz ile sıradanlaşır, onu görmek istemeyen göz ile bakıldığındaysa çirkinleşir. 

*****

Anlar herkes için değildir; herkes için varolmazlar. Anlar, yalnızca onları görebilecekler için vardır. Muhteşem bir gül, eğer siz onu göremiyorsanız yalnızca elinize batan dikenli bir dal parçasıdır. Güzellik, siz onu görebiliyorsanız vardır. 

Eğer herhangi bir ânı görebiliyorsanız o zaman bütün anlarda güzellik vardır. Eğer görmeyi başaramıyorsanız, anlar güzel değildir.

Size bakan göz, sizdeki kusurlu güzelliği görebiliyorsa güzelsinizdir. Eğer sizdeki kusurlu güzelliği göremiyorsa güzel değilsinizdir. Ayaklarınızı keserek kısaltamazsınız. Saçınızı çekiştirerek uzatamazsınız. Bunları yapmak sizi güzel değil tuhaf yapar. Güzellik nasıl “göründüğünüzde” değil, nasıl “görüldüğünüzde” vardır. 

Kendinizi güzel hale getirmeye çalışarak insanlara “güzelliğinizi” gösteremezsiniz. İnsanlara güzelliğinizi gösterebilmenizin tek yolu vardır: sizi güzel görenlerin orada durmalarına izin vermek. Bu kadar. 

Eğer görebilen bir gözünüz varsa, o zaman kendinizdeki kusurlu güzelliği görebilirsiniz. Kesinlikle güzelsinizdir ve kesinlikle kusurlusunuzdur. Öyle olmak zorundadır zaten. 

****

Dün dağa tırmanırken gördüğümüz ağaç kusurluydu. Dik bile duramıyordu. Eğik bir şekilde kayaya tutunmaya çalışıyordu. Eğri büğrüydü. Kökleri pek çok yerde yüzeye çıkmıştı. Gövdesinde belki yüz yıldır aldığı darbelerden oluşan fazladan kabuklar vardı. Kimi yerde dalları şiddetli fırtınalardan, belki de üzerine düşen şimşeklerden kırılmıştı. Muhteşemdi! Tüm kusurlarıyla, tüm eksikleriyle... Kusurları olmasaydı eğer, dümdüz yukarı yükselseydi. Hiçbirimizin dikkatini çekmezdi. Sahip olduğu mükemmel düzlüğüyle, kereste olmaya uygun olurdu.

Herhangi bir şeyin güzel olabilmesi için kendi içindeki tezatlarla, kusurlarla güzelliğini gösterebilmesi lazımdır. Eğer bir şey kendi içinde kusur barındırmıyorsa güzelliğini gösteremez. Güzellik ancak karşıtlarla ve bunların uyumuyla açığa çıkar. 

Kendinizdeki kusurlu güzelliği göremezseniz, onu değiştirmeye kalkarsınız. Ağaç yamuluyorsa, bir dal eğer gitmemesi gereken yere gitmeye kalkıyorsa onu ıslah edersiniz. Görünüşünüzü, sözlerinizi ve zihninizi ıslah etmeye, kendinizden “beğenilir bir şey” çıkarmaya kalkarsınız. Bozarsınız!

Herhangi bir andan, oturduğunuzda meditasyon yapan zihninizden, onun o kusurlu halinden memnun değilseniz, onu kabul etmiyorsanız, ıslah etmeye kalkarsınız. Müdahale edersiniz. Nefesinizi, zihninizi, oturuşunuzu kontrol etmeye çalışarak, müdahale ederek, o an meditasyondaki zihninizi istemediğiniz bu halden “arzu ettiğiniz” hayali bir hale dönüştürmeye çalışırsınız. Kusurlu zihninizi bırakıp Budha Zihni’ne ulaşmaya çalışırsınız. 

Uyanmış, aydınlanmış durumunuzu tanımlayan “Budha Zihni” sizin şu anki zihninizden farklı değildir. Sizin şu anki kusurlarınız Budha Zihninizin bir parçasıdır. Eğer bu kusurlarınız yoksa, Budha Zihniniz de yoktur. 

Siz daima olabileceğiniz en “ideal” durumdasınızdır. Orada, kayaların arasından çıkan ve bizi şaşırtıveren çam ağacı yalnızca orada ideal durumundadır. Çam ağacı, başka bir yerde bulunarak, oradaki çam ağacı olamazdı. İlerideki tepelerin üzerinde doğal olarak oluşmuş Zen bahçesi, yalnızca orada, o şekilde varolabilir. O olağanüstü güzellikteki minik havuz, yalnızca orada ve yalnızca yağmurlar başlayıncaya kadar varolacak. İçinde nereden geldiğini bilmediğimiz, bizi şaşırtan 5 su kaplumbağası yalnızca orada o güzelliği bize sunacak.

Eğer buradaki Budha zihnini, meditasyondaki mükemmel zihninizi göremezseniz, o mükemmelliğe asla ulaşamazsınız.  

O nedenle her ânın içindeki güzelliği keşfedin. Size belki öyle gelmese de, varoluş güzellikten oluşur. Bu güzellik yalnızca onu görebilenlere görünür. Eğer görmezseniz o zaman kayalardan çıkan ağaç öylesine bir ağaçtır, ilerideki tepelerde oluşmuş doğal Zen bahçesi kaya, çimen ve bir iki ağaçtır, içinde kaplumbağaların yüzdüğü küçük doğal havuz yalnızca yosunlu bir su birikintisidir. 

*****

Meditasyona oturduğunuzda sırtınız ağrır, aklınızda düşünceler belirir, zihniniz sizin denetiminizden bağımsız olarak huzurlu ve huzursuz anlar yaşar... Tıpkı çayın acı, buruk tadı gibidir; çok lezzetlidir. Görmeyi bilmiyorsanız zihniniz kaya ve çimendir. Görmeyi biliyorsanız muhteşem bir Zen bahçesidir. Görmeyi bilmiyorsanız zihniniz dibi bulanık, içinde anıların yüzdüğü yosunlu bir su birikintisidir. Görmeyi biliyorsanız, muhteşem bir havuzdur. Eğer bunu göremezseniz, Budha Zihninizi göremezsiniz. Budha Zihniniz de böyle. Bir gün zihninize baktığınızda birden bire başka bir şey görmeyeceksiniz; yalnızca onu başka bir şekilde göreceksiniz. 

O nedenle kendi yakanızdan düşün. Kendinizi kendinizden ve kendi fikirlerinizden kurtarın.  Kendinizi kendi halinize bırakın. Zihninize, tüm güzelliğini açığa çıkarması için izin verin. Müdahale ettikçe onu bozuyorsunuz. Görebiliyorsanız, müdahaleye gerek yoktur; muhteşem bir çam ağacıdır. Göremiyorsanız, ondan ancak kereste elde edersiniz. Göremiyorsanız, onu kesip biçip düzgünleştirmeye çalışırsınız. Sonunda ortaya dümdüz bir şey çıkar. 

*****

Beklenti orada olduğu sürece, yalnızca ânlardaki ya da çevrenizdeki güzelliği değil kendi güzelliğinizi de göremezsiniz. Beklenti size hep, “bundan başka bir şey” der. Bu ânın doğru olmadığını, bu bedenin doğru olmadığını, bu zihnin doğru olmadığını, bu yaşamın doğru olmadığını, bu öğretinin doğru olmadığını, bu kişinin doğru olmadığını söyler. Hep yanıtın başka bir şey ve başka bir yerde olduğunu sanırsınız. Sürekli size verilenlerden, travmalarınızdan, koşullarınızdan, yeterli olmadığınızdan yakınırsınız. Tabii ki yeterli değilsiniz. Tabii ki koşullarınız kötü. Tabii ki geçmişinizde bir sürü saçmalık var. Elbette böyle olacak. O havuzdaki su bulanık olmazsa kaplumbağalar beslenemez ve ölür. O çam ağacı eğer o darbeler ve sert rüzgarlar olmasa, üzerinde durduğu kaya yeterli besin vermeyip onu bodur bırakmasa en başarılı sanatçıyı kıskandıracak güzellikle doğal bir bonsaiye dönüşemez. Bütün bu güzelliklerin açığa çıkabilmesi için bütün o kusurlara ihtiyaç var. Kusurları ortadan kaldırın, beraberinde güzelliği de ortadan kaldırmış olursunuz. 

****

Üzerinde yürüdüğümüz yolu, bu öğretiyi ya da meditasyonu sizde eksik olan bir şeyi oraya koymak zannetmeyin. Öğreti sizdeki fazlalığı atmak için vardır. Şu anki halinizle hemen hemen mükemmelsiniz. Yalnızca biraz fazlalığınız var. 

Eğer olduğunuz şeyi olmaktan ve bulunduğunuz yere varmaktan başka bir şeye ihtiyacınız olmadığını kavrayabilirseniz, bu dünyada sizi aldatabilecek bir şey yoktur. 

Her şey böyledir. Başka bir şey de olması gerekmez. Böyle olmak mükemmelliktir. Eğer olguların oldukları halde, böyle olmalarına izin verirseniz, her şey mükemmel olur. Eğer olgulara oldukları gibi olma izni vermezseniz o zaman bundan zarar görürler.  

Bırakın meditasyon yaparken zihniniz böyle olsun. Zihninize olduğu gibi olması için izin verin. Eğer izin verirseniz bir sorun yoktur. Zihninize olduğu gibi olması için izin vermezseniz o zaman onu kontrol etmenin bir yolunu bulmak umuduyla sorular sormaya başlarsınız: “Zihnimi nasıl sakinleştirebilirim?” Yanıt basittir: “Kendi haline bırak.” 

Üzerinde yürüdüğümüz yol, zor değil. Tersine, son derece zahmetsiz bir yol. Belki de tek zorluğu bu olabilir. Var olana kendimizi bırakıp olanla akmaktan ibaret. Olanla birlikte akabilmek için elbette olanı kontrol etme çabanızı bırakmalısınız. Deneyimi olduğu haliyle kabul edemezseniz onu biçimlemeye kalkarsınız. 

Bu gerçeği anlamadığınız sürece öğreti zor ve sıkıcıdır. Sizden sürekli olarak talepte bulunur. Sürekli olarak sizde bir kusur, bir eksiklik olduğunu imâ eder ve kendinizi suçlu hissetmenize sebep olur. Anladığınızda ise, iyi ve doğru olan her şey zaten kendiliğindendir. Bu anlayışa ulaşmak yalnızca mümkün değil aynı zamanda kolaydır da... Yapmanız gereken tek şey kendinize müdahale etmeyi bırakmak. Kendinize olduğu gibi olmak için izin vermek.

Bu kadar.


kaynak

Cinsiyet Değiştirmek İstiyorum!

Yok canım ben değil, geçen gün danışmanlığını yaptığım birisi kurdu bu cümleyi. Çatlasanız hangi cinsten gelip hangi cinse geçmek istediğini söyleyecek değilim. Zaten konumuzun da bununla ilgisi yok.

Muhtemelen yukarıdaki paragrafı okuyunca, çoğunuz maviden pembeye dönüşüm hikayesi beklentisi içine girmiş olabilirsiniz lakin ısrar etmek durumundayım ki, yazının gerçekten bununla alakası yok. (Belki de vardır kimbilir?)

Konumuz aslında önyargılar ve bakış açısı.

Birisi size böyle bir cümleyle giriş yaptığında yakın arkadaşı olmanız/ homofobik/muhafazakar/aynı yoldan geçmiş olmanız gibi etkenlerle vereceğiniz cevap/tavsiye/tepki değişiyorsa sizden danışman olmaz baştan söyleyeyim. Hobi olarak fikir beyan eden berber, her konuda akıl yürüten kaportacı Hilmi Usta, dert dinleyen barmen, ya da kahve bahane dedikodu şahane ortamlarının kapı komşusu Ayşe Teyze olabilirsiniz lakin.  

Danışman statüsünde ise işlere biraz daha geniş açıdan (en az 120 dereceye filan tekabül ediyor sanırım, bilimsel olarak kanıtlayamasam da) bakılmak durumunda.

Keza, cinsiyet, din, ırk vs ayrımlarla ilgili kırmızı çizgileriniz varsa, bir an önce silip sınırları genişletmeden, sözün özü önyargı oluşturması muhtemel ne varsa ardınızda bırakmadan danışmanlık hizmeti vermek pek mümkün değil.  Bırakmadıkça, bu sizi en iyimser ihtimalle bütünü kavramaktan alı koyarken, kötü durum senaryosunda da yargılayıcı ve kısıtlı bakış açınız sebebiyle, danışanınızın  haklı bir “Beni bir sen anladın ama  sen de yanlış anladın” tribine maruz bırakır.

Önyargılar, paradigmalarımız bizi “Kör adamlar ve fil” meselindeki gibi kısıtlı bir inanca sürükler ve nihayetinde sabitleştirdiğimiz o inançla, ancak bizim inanç kalıbımıza birebir uyan kişiler haricinde kimseye bir hayrımız olmaz. Hoş, onlara da yardımımızın dokunacağı şüpheli ya neyse. Biz hikayemize bakalım:

Altı kör adam vardı ve öğrenmeye çok hevesliydiler. 

Nasıl olduysa "fil" diye bir canlının olduğunu duymuşlardı ve bu canlının neye benzediğini öğrenebilmek için birisine danıştılar. Danıştıkları kişi "Filin vücuduna dokunarak nasıl bir canlı olduğunu öğrenebilirler" düşüncesiyle kör adamları filin yanına götürdü.

İlki file yaklaştı ve dokunma fırsatı bulamadan karnına çarpıp "Tanrım bu fil, duvardan başka bir şey değil" dedi.  

İkinci dişine dokunup ve kararını verdi, "Bu şey oldukça düzgün, sivri ve yuvarlakça. Fil denilen şey, mızraktır aslında".

Üçüncü hayvana sokulup kıvrımlı hortumunu tutunca zekice atıldı, "Anladım, fil olsa olsa bir yılandır".

Dördüncü, filin dizine sürünce elini, "Ağaçtır" deyip, sabitleştirdi fikrini.

Beşinci, kulağına erişip şöyle söylendi: "En kör adam bile ne olduğunu bilir, fil yelpazedir".

Altıncı, filin çevresinde taranırken tesadüfen kuyruğuna dolanıp, "Anladım bu fil düpedüz bir halattır", sonucuna vardı.  

Bu altı kör adam, her biri kendi fikrinde katılaşan ve ısrarını arttıranbir kavgaya tutuşurlar.

Her biri düşüncelerinde kısmen haklı ve aslında her biri kesin yanlış. 

Hikaye burada bitti ama hala birinci paragrafta takılı kalanlar için bir tüyo vereceğim: 

“Ne önemi var?” 


kaynak

Bolluk ve Zenginlik Telkini

Çekim yasasını çalıştırıp Bolluk ve zenginliği kendine çekmek isteyen kişiler için görüntüsel destekle hazırlanmış telkin.
********************************************************

Sen milyonersin.
Sen zenginliği ve refahı seviyorsun.
Sen finansal olarak özgürsün
Sen başarılısın.
Sen zenginliği ve refahı kolayca yaratıyorsun.
Sen parayı çekiyorsun.
Sen oldukça varlıklısın.
Sen oldukça zenginsin.
Sen zenginlik ve refah içinde olmayı hak ediyorsun.
Sen parayı hak ediyorsun.
Sen varlığı hak ediyorsun.
Sen şanslısın.
Sen iyi şansı hak ediyorsun.
Sen daima şanslısın.
Sen kendine inanıyorsun.
Sen parayı seviyorsun.
Sen sezgilerine güveniyorsun.
Sen refah ve zenginliği seçiyorsun.
Sen zenginsin ve refah içindesin.
Sen hayatını seviyorsun.
Başarılısın.
Para seni takip ediyor.
Mutluluğu hak ediyorsun.
Refahı ve zenginliği hak ediyorsun.
Fırsatları çekiyorsun.
Parayı çekiyorsun.
Para sana geliyor.
Sen parayı mıknatıs gibi çekiyorsun.
Sen para mıknatısısın.
Sen paradan hoşlanıyorsun.
Kendini çok zengin hissediyorsun.
Kendine inanıyorsun.
Her gün ve her gece kazandıklarınla refahın artıyor.
Para sana geliyor.
Büyük paraları çekiyorsun.
Büyük miktarda para oluşturuyorsun.
Paraları hayatına çekiyorsun.
Zenginlik oluşturuyorsun.
Varlık ve bolluk oluşturuyorsun.
Sen başarılısın.
Her zaman olumlusun.
Sen mutlusun.
Sen önemlisin.
Sen minnettarsın.
Bol parayı kabul ediyorsun.
Refahı ve zenginliği çekiyorsun.
Daima doğru zamanda doğru yerdesin.
Bolluk seni takip ediyor.
İhtiyaçlarına kesinlikle kavuşuyorsun.
Zenginliği ve bolluğu hak ediyorsun.
Başarılı olmayı seviyorsun.
Para daima kolayca geliyor.
Çevredeki fırsatları görüyorsun.
Sınırsız zenginliği kabul ediyorsun.
Kendi fırsatlarını kendin yaratıyorsun.
Büyük başarıları hak ediyorsun.
Kendine güveniyorsun.

Kaynak

Ders Çalışma Telkini ve Ses Kaydı

Ayak parmaklarından derin bir gevşeme hissi başlıyor… Başlangıçta hissetmesen de biraz sonra yoğun bir biçimde hissetmeye başlayacaksın. .. Bu gevşeme hissi yavaş yavaş ayak bileklerine doğru yayılıyor… Kendini derin bir rahatlık ve huzur içerisinde hissediyorsun… Ayak bileklerindeki bu gevşeme hissi yavaş yavaş dizlerine doğru yükseliyor… Bu bölgedeki kas ve sinir sistemi iyice gevşiyor. Kendini daha da rahat ve huzurlu hissediyorsun… Şimdi dizlerinden yukarıya bacaklarının üst kısmına doğru yayılmaya başladı bu gevşeme duygusu… Bacakların iyice gevşedi ve rahatladın. .. Bu bölgedeki kaslar ve sinir sistemi gevşiyor ve rahatlıyor. Aldığın her nefeste bedeninin daha çok gevşediğini ve rahatladığını hissediyorsun. ..Evet aynen böyle, harikasın tebrik ediyorum… Şimdi bu gevşeme ve rahatla duygusu karnına ve kalçana doğru yayılmaya başladı. ..Aynı zamanda omuriliğine ılık bir dalga gibi yayılmaya başladı bu gevşeme hissi… Omuriliğindeki sinir sistemin gergin iplikler gibi. Şimdi bunların gevşediğini zihninde canlandır ve bedeninde hisset.. Gevşeme hissi göğüs kafesine doğru yükselirken tüm iç organların sağlıklı bir biçimde çalışıyor… Yine sağlıklı bir biçimde kalp atışın yavaşlıyor. ..Evet aynen böyle çok güzel… Nabız atışında sağlıklı bir biçimde yavaşlamaya başladı… Evet harika, çok güzel… Şimdi gevşeme hissi omuzlarına doğru çıkıyor… Bırak omuzlarındaki ağırlığı ve yükü, izin ver dinlenmesine omuzlarının ve bedeninin. .. Bu gevşeme ve derin rahatlama hissi şimdi omuzlarından dirseklerine doğru yayılmaya başladı… şimdi yavaş yavaş kol bileklerine, ellerine ve parmaklarına doğru ilerliyor… Sanki kolların senin kolların değil, bacakların senin bacakların değil, bedenin senin bedenin değil, bırak izin ver bedeninin rahatlamasına ve içindeki özgürlüğü hisset… Gevşeme hissi şimdi boynuna doğru yayılmaya başladı. Boynundaki tüm kas ve sinir sistemi iyice gevşedi. ..Bu gevşeme yüzüne doğru ılık bir dalga şeklinde yayılmaya başladı…Yüzündeki her zerre kas kendini bırakıyor, gevşiyor ve rahatlıyor… Özellikle çene kasların iyice gevşiyor… Alın kasların şakakların iyice gevşedi kendini derin bir rahatlık içerisinde hissediyorsun… Şimdi gözlerinin üzerine çok tatlı bir ağırlık oturuyor. Bu ağırlığın artmasına izin ver ki derin bir huzura , mutluluğa ve arzu ettiğin yaşama doğru yolculuğa çıkalım… Saçlarının dipleri ense kökün de iyice gevşiyor. Tüm bedenin baştan aşağı gevşedi ve rahatladı. Çok rahatsın, derin bir gevşeme içindesin, güvendesin… Şimdi aşağıya doğru inmekte olan on basamaklı bir merdivenin başındasın… Ayakların çıplak ve ayağının altındaki halının yumuşak tüylerini hissediyorsun… Merdivenin cilalı ahşaptan bir trabzanı var… Elini trabzana at ve elinin altında ki cilalı ahşabın dokusunu hisset… Şimdi aşağıya doğru yavaş yavaş iniyoruz.. Beşinci basmağa geldiğinde neredeyse bedenini hiç hissetmeyecek içindeki özgürlüğü hissedeceksin… En alt katta indiğinde ise kendini hiç olmadığın kadar mutlu, hafif ve özgür hissedeceksin…Şimdi aşağıya doğru iniyoruz…Trabzanı tut ve 9.basamağa in… 8. Basamağa in…,7.basamağa in…6. Basamağa in…şimdi ise 5. Basamağa in çok özgürsün ve hafifsin… 4.basamağa in…3.basamağa in…2.basmağa in…1.basamağa in… ve en alt kata in, özgürsün ve çok mutlusun…O kadar hafifsin ki uçuşarak ilerliyorsun...      Bu telkin tek başına bir hastalık tedavi yöntemi değildir. Ses kaydındaki tüm konuşmalar duyulabilir, açık ve nettir. Ses kaydını dinlerken rahatsızlık hissederseniz (nefes alamama vb.) telkini dinlemeyi bırakın. Uzun süre yüksek sesle dinlemek işitme bozukluklarına yol açabilir. Olabilecek rahatsızlıklardan dolayı tüm sorumluluk telkini dinleyen kişiye aittir.

TELKİN METNİ DERS ÇALIŞMA

Birkaç metre ileride bir kapı var. Kapıya doğru yaklaşıyorsun. Kapı kendiliğinden açılıyor ve dışarıdan gelen güneş ışığıyla gözlerin kamaşıyor. Gözlerin yavaş yavaş ışığa alışmaya başlıyor. Şimdi bir ormandasın. Adeta cennetten bir parça. Yemyeşil yapraklı ağaçların olduğu ve rengarenk çiçeklerin olduğu birorman burası. Kuşların şarkı söylediği güzel kokular içinde bir yer. Uçuşarak rengârenk çiçeklere doğru ilerle, birkaç tanesinin kokusuna bak. Çiçeklerin üzerinde uçuşan kelebeklere bak. Kelebeklerin kanatlarını incele. Her birinin deseni farklı. Her biri eşsiz ve benzersiz. Her biri biricik ve tek. Tıpkı senin gibi. Sen biricik ve teksin. Senden başka bir sen daha yok bu evrende. Her şeyinle özelsin, her şeyinle güzelsin ve çok değerlisin. Şimdi ormanında kuşların ve kelebeklerin eşliğinde biraz gezinmeni rica ediyorum. Uçuşarak ağaçların arasından geç, meyvelerin tadına bak, ırmağın serin sularına elini sok, balıkları izle… Sağ tarafına bakıyorsun. Bir kapı var. Bu kapının ötesi senin ders çalıştığın yer. Kapıyı itip bu odaya giriyorsun. Çok güzel bir yer. Burada olmaktan dolayı büyük bir mutluluk ve huzur hissediyorsun. Burası senin ders çalıştığın yer. Orada kendini ders çalışırken gör. 
Ders çalışırken o kadar çok mutlu ve huzurlusun ki çalışmak sana büyük keyif veriyor. Şimdi yaşadığın bu duyguların bedenine yayılmasına ve şu anda gerçek oluyormuş gibi tüm zihnini ve ruhunu kaplamasına izin ver. Bütün bu hisler istediğin zaman seni tamamen sarabilir ve sardıkça geleceğin, mutluluğun, başarıların için daha da derinleşir. Çok güzel işte böyle. Zihnin trilyonlarca kitabın olduğu bir kütüphane. Hepsi kilometrelerce uzunluğunda raflara sıralanmış ve kütüphanede birçok çalışan var. Çok hızlı çok dinamik bir tempo bu. Şimdi kütüphanenin tam kalbinde dur ve olup biteni izle. Kütüphaneye her saniyede yüzlerce binlerce kitap geliyor. Ve çalışanlar kitapları raflara yerleştiriyor. Hatırlanması istenen tüm kitaplar yine çalışanlar tarafından raflardan indiriliyor ve hatırlanmak üzere gerekli olan bölgelere iletiliyor. Herkes işine odaklanmış oradan oraya koşturuyor. Bu çalışmayı seyret. Bunun bedeninde uyandırdığı heyecan ve çoşku duygusunun farkına var. Müthiş bir şey ve bütün bu müthiş şeyler senin beyninin içinde olup bitiyor. Senin için geçen bir saniyelik bir sürede bile burada binlerce onbinlerce iş yapılıyor. Milyonlarca bilgi aynı anda işleniyor. Olağanüstü bir güç. Buradaki çalışma temposu, buradaki özen, buradaki büyüklük ve muazzamlık sana kendini çok büyük ve özel hissetiriyor. Zihninin içindeki çalışma her saniye devam ediyor. Sen uyurken bile bu tempo devam ediyor. Senin geleceğin, senin başarın ve senin mutluluğun için buradaki çalışanlar canla başla hergün, her saat, her saniye koca bir ömür sürekli çalışmaya devam ediyor. Raflarında ne kadar çok kitap olduğunun farkına var ve bunların senin doğduğun andan itibaren gördüğün, duyduğun, hissettiğin her şeyin kaydının tutulduğu kitaplar olduğunu fark et. Çalıştığın tüm dersler de senin kütüphanende senin için çalışan işçiler tarafından zihninin kütüphanesindeki ilgili raflara özenle yerleştiriliyor. Senin her şeyi kolayca hatırlaman için büyük bir titizlikle çalışılıyor burada. Sen bu durumun farkına vardıkça ders çalışmak senin için çok daha kolay ve zevkli bir hal alıyor. Biyorsun ki çalıştığın tüm dersler özenle yerleştiriliyor ve biliyorsun ki tüm bunlar çok keyifli bir şey. Sen ders çalışmaktan dolayı büyük bir keyif alıyorsun. Ders çalıştıkça zihnine çok yeni bilgiler kaydediliyor yerleştiriliyor. Bu da senin yaşam başarını arttırıyor. Yaşam başarın arttıkça içindeki çoşku ve güven duygusu artıyor ve sen çok mutlu oluyorsun. Sonunda da tekrar tekrar ders çalışmak istiyorsun. Sen çok değerlisin. Sen değerli olduğunun farkındasın. Değerli olduğunu biliyorsun. Sen çok yeteneklisin. Yeteneklerinin farkındasın. Sen gerçekten çok yeteneklisin. Girdiğin her sınavı rahatlıkla yapabiliyorsun. Sınavları rahatlıkla zamanını iyi kullanarak yapıyorsun ve çok güzel bir şekilde Sınavlarını zamanında bitiriyorsun. Kütüphanende senin için çalışan işçilerin bu bilgilerin hepsini senin beyin hücrelerinin her zerresine yerleştiriyorlar. Tüm bu bilgiler özenle bilinçaltına yerleştirildi. Artık senin için ders çalışmak ve çalıştığın dersleri hatırlamak çok kolay ve çok doğal. Yeni bir bilgi aldığında bu bilgiyi hızla işleyip kodlayıp öğrenme ve istediğin zaman hatırlama yeteneğine sahipsin. Tüm bu bilgiler bilinçaltına kaydedildi. Senin kolayca hatırlaman için hep orada kütüphanedeydi ve her zaman daima orada olacak. Sen kendi içindeki güce sahip çıkmış biri olarak bugünden itibaren okuduğun, duyduğun, gördüğün her şeyi çok kolay ve çok daha hızlı öğrenip yorumlarken istediğin zaman rahatlıkla hatırlayacaksın. Sınavları rahatlıkla yapacaksın. İçindeki muazzam çalışma kapasitesi ve tempoyu gördün. Artık kütüphanenin ve bilgilerinin hep orada olduğunun bilincindesin. O odadan çıkıyorsun ve ormana geri dönüyorsun. Kuşlar seni Som altında bir kapıya yönlendiriyorlar. Bu kapının ardında tüm duygularınızla yaşayacağınız her şey gerçekten gerçek oluyor.

Sevgiyle
Halis Shnr.


Kaynak

27 Ocak Haftası: Yeni Projeler, Ruhsal Açılımlar Zamanı

Sürprizlere, yeni gelişmelere açık bir haftadayız. Gökyüzü değişiklik yaratmak, rutin dışına çıkmak açısından güzel fırsatlar sunuyor adeta. Farklı ve değişik konulara yönelebilir, bilmediğimiz yerlere seyahat edebiliriz. 30 Ocak Perşembe gecesi gerçekleşecek yeniay sonrasında bu enerji daha da belirginleşiyor. Ben de yeniayın güzel enerjisini kullanarak, Cuma günü 8 gün sürecek bir uzakdoğu seyahatine çıkıyorum.

31 Ocak gecesi Oğlak burcunda direkt hareketine dönmek üzere durağanlaşacak olan Venüs, ilişkiler ve estetikle ilgili girişimler açısından ötelediğimiz şeyleri tekrar gündeme almanın zamanının geldiğini müjdeliyor adeta!

Jüpiter-Satürn-Kiron ve Neptün arasında su elementi burçlarda oluşan üçgen açılar, 31 Ocak Cuma günü Merkür’ün de su elementi burçlardan biri olan Balık’a girmesiyle iyice aktifleşmeye başlıyor. Cumartesi ve Pazar günlerinde Balık burcunda ilerleyecek olan Ay da tüm bunları tetikliyor. Hafta sonu boyunca etkin olacak bu oluşumlar, bütün manevi ilimlere, inanç ve uygulamalara, ruhsal doyum ve tatmin getiren çalışmalara yönelik değerlendirilebilir!

29 Ocak Çarşamba günü Güneş-Uranüs altmışlığı kesinleşiyor. Haftanın ilk yarısını etkileyecek bu uyumlu açı, kendimizi daha özgür hissetmemizi sağlıyor ve yaratıcılığımızı ortaya koymamızı destekliyor. Yeni ve farklı işlere yönelmek, farklı kişilerle tanışmak, iş ve girişimlerimizde orijinal tespit ve çalışmalarda bulunmak, rutin dışına çıkmak için güzel bir haftadayız. Yeni şeylere açık olmamız, sıra dışı veya rutin dışı konulara yer vermemiz, değişik mekanlara gitmemiz yaratıcılığımızı besleyecektir.

30 Ocak Cuma gecesi 23:38’de 10 derece 55 dakika Kova burcunda yeniay gerçekleşiyor. Yeniaylar, yenileyici ve tazeleyici enerjiye sahiptirler. Yeni başlangıçlara yönelme arzumuzu da tetiklerler. Yeni adımlar atmak, bir şeyleri başlatmak açısından Ay’ın Güneş’ten 12 derece uzaklaşması tavsiye edilir ki bu da yaklaşık yeniaydan bir gün sonrasına denk gelir. Kova burcu idealist girişimleri, entelektüel, zihinsel temaları ifade eder. Klasik yöneticisi Satürn olan Kova burcu, zihinsel yaratıcılığı proje haline çevirebilme potansiyelini de gösterir. Bu demektir ki, yeni projeler ortaya koymak için güzel bir zaman dilimine giriyoruz!

31 Ocak Cuma günü Jüpiter-Plüton karşıtlığı kesinleşiyor. Hafta başından itibaren etkin olacak ve hafta ortasından sonra etkisi iyice belirginleşecek bu karşıtlık, dünya genelinde din ve inançlar, etik ve ahlaki değerler, kültürel temalar, hukuksal konularda (Jüpiter) güç çekişmelerine ve büyük mücadelelere, finansal konularda da kriz yaratarak dönüşüme sebep olabilecek olaylara (Plüton) işaret edebilir. Bu konularda agresyonun ortaya çıkmasını kışkırtan, maniple eden güç odaklarının (Plüton), insanlık üzerinde oynanan oyunların (Plüton) aktif olacağı bir süreçteyiz. Uyanık olmamız gerekiyor!

31 Ocak Cuma günü Merkür Balık burcuna geçiyor. Merkür bu burçta rahat etmez, çünkü Balık burcu onun ihtiyacı olan mantık ve rasyonelliği ortaya çıkarmakta en zorlandığı burçtur. Bir müddet sonra Balık burcunda gerilemeye de başlayacak olan Merkür, bir müddet için fikir ve görüşlerimizde dağılma riskinin devrede olacağını gösteriyor. Öte yandan bu geçiş, hayal gücümüzü de aktifleştiriyor.

Yine 31 Ocak Cuma gecesi Venüs Oğlak burcunda direkt hareketine dönüyor. Gerek özel ve gerekse sosyal ilişkilerimiz, estetikle ilgili konular, giyim kuşam ve dekorasyonla ilgili konularda bir müddettir ötelediğimiz şeyleri artık devreye sokmaya başlayabiliriz.

Haftanın günlere göre detaylı değerlendirmelerine gelince…

Pazartesi günü boyunca Ay Yay burcunda ilerliyor. Gelecekten umut ve iyimserliğin vurgu kazanacağı bu güzel günde Ay ülkemiz astroloji haritasının 6. Evinden geçiş yapmakta olacağı için güvenlik konuları, güvenlik güçleri, hizmet ve servis sektörleri, sağlık temaları vurgu kazanacak demektir. Ay Yay burcunda ilerlediğine göre, içinde bulunduğumuz olaylara geniş perspektiften ve bilgece bakabilmeyi başarmamız gerekiyor. Ay-Mars üçgeninin etkisini göstermeye başlayacağı öğle sonrasındaki saatleri güç, efor ve cesaret gerektiren işler için kullanabiliriz. Sportifi aktivitelere, doğa yürüyüşlerine zaman ayırabiliriz. Akşam saatlerinde Ay-Merkür altmışlığının olumlu enerjisi devreye giriyor. Bilgi paylaşımları ve duyuruları, önemli konuşma ve yazışmaları akşam saatleri sonrasına alabiliriz.

Salı gününe başlarken Ay henüz Yay burcunda ve boşlukta ilerliyor (00:01’den itibaren). Sabah 07:04’te Ay Oğlak burcuna geçiyor. Disiplinli ve koordine hareket etmemiz gereken bir gündeyiz. Ay ülkemiz astroloji haritasının 7. Evinde ilerleyeceğinden, dış ilişkiler, evlilik ve ortaklıklarla ilgili konular, davalar ve duruşmalarla ilgili temalar vurgu kazanabilir. Ay-Neptün altmışlığının etkin olacağı öğle saatleri civarında hayalini kurduğumuz şeyleri pratiğe dökmek için girişimler yapabiliriz. Enerjinin uyumlu, dengeli ve yumuşak akacağı bu saatleri iyi değerlendirelim, çünkü akşamüzeri saatlerinden itibaren kendini belli edecek Ay-Uranüs karesinin denge ve uyumu bozabilecek etkileri devrede olacak. Beklenmedik durum ve yön değişikliklerine açık olacağımız bu saatler civarında duygusal türbülanslar ve çıkışlar yapmaya eğilim gösterebiliriz. Gecenin ilerleyen saatlerinde Ay-Plüton kavuşumunun duygusal anlamda hırpalayıcı etkileri de devreye giriyor, dikkat!

Çarşamba günü boyunca Ay Oğlak burcunda ilerliyor. Sağlamlık ve garanticilik eğilimimiz tetikleniyor. Ay ülkemiz astroloji haritasının 7. Evinde ilerleyeceğinden, dış ilişkiler, evlilik ve ortaklıklarla ilgili konular, davalar ve duruşmalarla ilgili temalar vurgu kazanabilir. Sabaha karşı saatlerde etkinleşecek Ay-Jüpiter karşıtlığının abartıya meydan verebilecek ve enerjimizi yükselten etkilerinin ardından, güne Ay-Venüs kavuşumuyla başlıyoruz. Ay’ın Venüs-Jüpiter karşıtlığını tetiklediği zamanlarda depremler olabiliyor. İlle de büyük bir deprem olmasını beklediğimiz anlamına gelmiyor. Belki küçük depremler olur ya da hiç de olmayabilir. Ama daha evvelce böyle çalıştığını gözlemledim. Yine gözlemdeyim. Herhangi bir bölge tahminim de yok şimdilik. Sadece gözlemdeyim. Ay-Satürn altmışlığının etkilerini hissetmeye başlayacağımız öğle sonrasındaki saatlerde daha dengeli gelişmeler yakalayabiliriz ama Ay-Mars karesinin etkin olacağı akşam saatleri sonrasında sert ve şiddetli etkiler daha baskınlaşıyor. Bu açının ardından 18:48’de boşluğa girecek olan Ay, günün geri kalanında ilerlemesine Oğlak burcunda ve açısız devam ediyor. Ay’ın boşlukta olmasıyla ilgili bilgi için yazımın sonundan bilgi alabilirsiniz. Gün boyunca etkin olacak Güneş-Uranüs altmışlığı, kendimizi daha özgür hissetmemizi sağlıyor ve yaratıcılığımızı ortaya koymamızı destekliyor.

Perşembe gününe geçişte henüz Oğlak burcunda ve boşlukta ilerleyen Ay saat 06:33’te Kova burcuna geçiyor. Kolektif ve insani temaların, zihinsel ve entelektüel konuların öne çıkacağı bir gündeyiz. Ay ülkemiz astroloji haritasının 8. Evinde ilerleyeceğinden, ortaklaşa kazanımlar, vergi ve ödemeler, bankalar ve sigorta şirketleri, dış ödemelerle ilgili konular vurgu kazanabilir. Günün ilk yarısı pek hareketli gözükmese de, günün ikinci yarısında ve özellikle de akşam saatlerinde hareketleniyoruz. Ay-Uranüs altmışlığının etkin olacağı akşam saatlerinden itibaren yeniliklere, sürpriz ve güzel gelişmelere hazırlanmaya başlıyoruz. Saat 23:38’de Kova burcunda yeniay gerçekleşiyor. Bu yeniay hakkında bilgi edinmek için yazımın giriş bölümünü okuyabilirsiniz.

Cuma günü boyunca Ay Kova burcunda ilerliyor. Zihinsel ve entelektüel konuların, özgürleşme ihtiyacının ön plana çıkacağı, yaratıcı düşüncelerin somutlaşma potansiyelinin aktifleşeceği bir gündeyiz. Ay ülkemiz astroloji haritasının 8. Evinde ilerleyeceğinden, ortaklaşa kazanımlar, vergi ve ödemeler, bankalar ve sigorta şirketleri, dış ödemelerle ilgili konular; günün ikinci yarısından sonra 9. Evinde ilerleyeceğinden eğitim, uluslararası ilişkiler, inançlar ev seyahatlerle ilgili temalar vurgu kazanabilir. Ay’ın Satürn ile dik açısının etkin olacağı öğle sonrası saatlerde ilerlemekte zorlanabilir, gecikmelerle ve engellerle karşılaşabiliriz. Ay-Mars üçgeninin etkin olacağı akşam saatlerinde enerjimiz yükseliyor ve engelleri daha rahat aşmaya başlıyoruz. Bu açının kesinleşmesinden sonra Ay boşluğa giriyor (18:44) ve günün geri kalanında Kova burcunda ve boşlukta ilerliyor. Gün boyunca etkin olacak Jüpiter-Plüton karşıtlığı inançlar ve idealler ya da hukuksal ve finansal konularda gerginlik ve çekişme işaretçisi olabilir. Bu açının etkileri hakkında daha fazla bilgi için yazımın giriş bölümünü okuyabilirsiniz. Saat 16:29’da Merkür Balık burcuna geçiyor ve gece saatlerinde Venüs direkt hareketine geçmek üzere durağanlaşıyor. Bu konular hakkında da bilgi edinmek için yazımın giriş bölümüne dönebilirsiniz.

Cumartesi gününe başlarken henüz Kova burcunda ve boşlukta ilerleyen Ay saat 05:44’te Balık burcuna geçiyor. Sezgilerimizin öne çıkacağı bugünde, şartları zorlamak yerine, halihazırda var olan durumlara ayak uydurmaya çalışabiliriz. Ay ülkemiz astroloji haritasının 9. Evinde ilerleyeceğinden, uluslararası konular, yabancılar ve turizmle ilgili konular, inançlarla ilgili temalar gündemimizde önemli yer tutabilir. Sabah saatlerinde etkin olacak Ay-Merkür kavuşumu, hayal gücümüzün aktif olacağı bir vakitte olduğumuzu gösteriyor. Başkalarının düşüncelerini daha iyi algılayabilir, duygudaşlık kurabilir, onların ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretebiliriz. İlişkilerimizde özveri ve anlayışın hakim olacağı Ay-Neptün kavuşumunun da etkin olacağı öğle saatlerinde bu etkiler daha da artıyor. Manevi açılımlar, mistik ve ruhsal çalışmalar, şifa vermeye veya almaya yönelik çalışmalar, meditasyon ve benzeri çalışmalar açısından harika bir zaman dilimindeyiz. Sabah erken saatlerinden itibaren etkinleşecek ve öğle sonrasındaki saatlere de yansıyacak bu enerjiyi iyi değerlendirebiliriz. Jüpiter-Satürn-Kiron ve Neptün arasında su elementinde oluşan üçgen açılar, Merkür’ün de su elementi burçlardan biri olan Balık’a girmesiyle iyice aktifleşiyor. Balık burcunda ilerleyecek olan Ay da tüm bunları tetikliyor. Hafta sonu boyunca etkin olacak bu oluşumlar, bütün manevi ilimlere, inanç ve uygulamalara, ruhsal doyum ve tatmin getiren çalışmalara yönelik değerlendirilebilir! Gece saatlerinde Ay’ın Jüpiter ve Plüton ile yakınlaşan uyumlu açıları da devreye giriyor. Niyetlendiğimiz konuları zihnimizde canlandırmak, imgeleme veya zikir çalışmaları yapmak, dua ve niyazda bulunmak açısından gece saatlerinin akışkan enerjisini kullanabiliriz.

Pazar günü boyunca Ay Balık burcunda ilerliyor. Manevi ve ruhsal konuların öne çıkacağı bu güzel günde, içsel çalışmalar yaparak, sanatsal konularla ve ruhu doyuma ulaştıracak konularla ilgilenebilir, olayları biraz da akışına bırakarak kendimizi daha uyumlu ve mutlu hissedebiliriz. Ay ülkemiz astroloji haritasının 10. Evinde ilerleyeceğinden, uluslararası konular, yabancılar ve turizmle ilgili konular, inançlarla ilgili temalar gündemimizde önemli yer tutabilir. Sabah erken saatlerde yine niyetlendiğimiz konuları zihnimizde canlandırmak, imgeleme veya zikir çalışmaları yapmak, dua ve niyazda bulunmak açısından gece saatlerinin akışkan enerjisini kullanabiliriz. Ay-Venüs altmışlığının uyumlu enerjisi, güne güzel ve dengeli başlayabileceğimizi gösteriyor. Günün büyük çoğunluğunda ilişkilerimiz açısından olumlu ve dengeli bir akış var. Ay-Satürn üçgeninin dengeli enerjisinin etkin olacağı akşam saatlerinde somut ve kalıcı sonuçlar elde etmek istediğimiz konularda girişimler yapabiliriz. Saat 18:34’te Ay-Satürn üçgeninin kesinleşmesinden sonra başkaca temel açısı kalmayan Ay Balık burcundaki ilerlemesine boşlukta (açısız) devam ediyor. Ay’ın boşlukta olmasıyla ilgili değerlendirmelerimi yazımın sonunda okuyabilirsiniz.


kaynak

Kandırılıyorsunuz!

En güzel aşk şarkılarını diniliyorsunuz. Aşkı şarkılardaki gibi sanıyorsunuz. Sonra bir de kalkıp, aşkınızı şarkılardaki gibi yaşamaya çalışıyorsunuz. Aldanıyorsunuz. Kandırılıyorsunuz. Ama maalesef siz bunu bilmiyorsunuz.

Dünyanın diplomatik metinlerdeki gibi olduğunu düşünüyorsunuz. Şafak saatlerinde imzalanan ve şampanyalı sabah kahvaltılarında kutlanan uluslararası anlaşmaların geçerli olduğunu ve dünyaya nizam verdiğini sanıyorsunuz.

Şaşırmamak lâzım, siz aşkın da şarkılardaki gibi olduğunu düşünüyorsunuz.

Siz neden her şeye inanıyorsunuz? Mecbur musunuz? Acaba kandırılmaktan hoşlanıyor musunuz?

Siz neden aşkınızı şarkılarda geçen sözlerle yaşıyorsunuz ve siz neden dünyayı anlaşmalarda geçen deyim ve tabirlerle algılıyorsunuz?

Bana “gri kaldırımların cam kırığı ızdırabını yüreğe basarak, yârin kömür karası zülüflerini, serin rüzgârda, bir ceylanın su içişi gibi hissetmeyi” gösterebilir misiniz? Gösteremezsiniz.

Siz neden aşklarınızı kendi kelimelerinizle yaşamıyorsunuz? Kendi kelimeleriniz yok mu?

Pekiyi siz, “tam üyelik için müzakerelerin başlaması için belirlenecek müzakere tarihinin saptanması için tarih verilmesini” tarif edebilir misiniz?

Siz neden dünyayı kendi kelimelerinizle algılamıyorsunuz? Kendi kelimeleriniz yok mu?

Bir güçlüğünüz mü var?

Kıbrıs için telâffuz edilen “bâkire doğumun” resmini yapabilir misiniz? Ya da “uluslararası toplumu” gösterebilir misiniz?

Neden gösteremezsiniz? Bunların olduğuna inanıyorsunuz ama. Tıpkı “uçan turnaların yârinize selâm götüreceğine” inandığınız gibi...

Siz hiç kendinizden geçerek dinlediğiniz şarkılarda ve türkülerdeki “kar yangınını” gördünüz mü? Veya “sarı saçlarını göğsüme bağladım, çözemedim çözülmüyor Mihriban’da” bahsi geçen Mihriban’ı?

Aklınızdan hiç “adam Mihriban’ın saçlarını niye ve nasıl göğsüne bağlıyor, sonra da neden çözemiyor” geçti mi? Geçmez tabii.

Zâten sizin aklınızdan “hiç kimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktur” mısraı için “nasıl yani” sorusu da geçmemiştir, ne de “Irak nasıl özgürleştiriliyor” sorusu da.

Ama aşık olduğunuzda içinizde “kor kor alevlerin yandığını” hissedersiniz, şarkı öyle diyor ya. Yeri geldiğinde “sınırların değişmezliği prensibine de” inanırsınız, “gülün solan yaprağı” için, gönlünüze dolan hazan” için ve “harap olan bir ömür” için bütün suçu “Leyla’ya” çıkardığınız gibi.

Siz ki “kalbinizin işine son verirsiniz” ve siz, siz “acılarınıza tutunursunuz” ve muhakkak “kar tanelerinin başınızın üzerinde alıcı kuşlar gibi dönüp durduğuna” inanırsınız, elbette “ulusların kendi geleceğini tayin hakkına” da, “egemenlik devrine” de itirâz etmeyeceksiniz.

“Namelerin feryadını” ve “kalbinizin isyanını” duyuyorsunuz da, “Hiroşima’ya atom bombasının atılmasının” gerekçesi olarak, neden “savaşın uzun sürdüğüne” inanıyorsunuz.

“Batan gün kana benziyor, yaralı cana benziyor” da, Abu Garip’te, Felluce’de, Necef ve Kufe’de olanlar sizce, sadece habere mi benziyor?

“Bülbülün güle sevdalanabildiğine” de, “yârin kirpiklerinin ok ok sineye battığına” da itirâzınız yok, olmayabilir, ama sizin neden hiçbir şeye itirâzınız yok? Mecbur musunuz?


kaynak

İnsan İsterse Azmin Zaferi Öyküleri 5

Mümin Sekman’ın konsept danışmanlığında  hazırlanan İNSAN İSTERSE Azmin Zaferi Öyküleri- 5 Alfa Yayınları’ndan çıktı. Kitap, İnsan Önce Kendinin Kahramanı Olmalı alt başlığıyla raflardaki yerini aldı. İnsan İsterse serisinin beşinci kitabında büyük zorlukları aşarak önemli işler başarmış insanların öykülerine odaklanılıyor.

Mümin Sekman, kitabın önsözünde şunları söylüyor: “Bazen tanınmış kişilerin henüz yolun başındayken hangi zorlukları nasıl aştığını anlatıyoruz. Bazen de, kimsenin tanımadığı sıradan bir insanın nasıl da sıra dışı işler başarabildiğini gösteriyoruz.  Amacımız; büyük işler başarma isteği olup da elinde fazla imkanı olmayanların başucu kitabı olmak. İnsanların zor zamanlarda okuduğunda moral ve akıl alabildiği öyküler üretmek.”

ARKA KAPAK YAZISI

Hırvatistan’ın bir köyünde doğ­du, dünyanın en büyük iki muci­tinden biri oldu. Sıfırın altından zirveye yükselen, nükleer be­yinli dahi Nikola Tesla’nın film gibi hayat hikayesi.

Kırımda doğdu, çocuk yaşında, beş parasız bir halde, kendini İstanbul’da buldu. Bardakta su sa­tarak işe başladı, bisküvi imparatorluğu kurarak zirvede bitirdi. Sabri Ülker’in azmi nasıl zaferine ulaştı?

Adana’da bir seyyar satıcının oğlu olarak doğdu, UEFA ku­pasını kazanıp yeşil sahaların ‘imparatoru oldu. Fatih Te­rim hayallerini nasıl gerçekleştirdi?

11 çocuklu bir ailede doğdu, Türkiye’nin aile içi iletişim gurusu oldu: Doğan Cüceloğlu neler yaşadı, nasıl başardı?

Basket potasını ilk kez 14 yaşında gördü, 21 yaşında NBA ali star’da oynuyordu. Mehmet Okur yükseliş hikayesini İn­san İsterse’ye anlattı.

Genç yaşında babası dahil bir çok şeyini kaybetti ama ken­dini kazandı. Karakterli bir kariyer hikayesi olarak Mehmet Akif’in şiir gibi hayatı.

Yer bezinden yapılmış topla futbolu öğrendi, sahaların ‘ordinaryüsü’ oldu: Fenerbahçe’nin efsanevi ismi Lefter’in görkemli hayat hikayesi İnsan İsterse’de.

Polisiye romanların başarılı yazarı Ahmet Ümit’ten, ço­cukların ‘dev vali’si Halil İbrahim Dzaşöz’e, beyni Harvard tarafından incelenen görme engelli ressam Eşref Armağan’dan, kahkaha sihirbazı Kemal Sunal’a, insanı zor za­manlarında güçlendiren başarı hikayeleri bu kitapta.

Bu konuya benzer " Beynin Gizli Güçleri İle Öğrenme İlkeleri" başlıklı makalemizde beyin, beyin ve öğrenme ve öğrenme hakkında bilgiler verilmektedir. Okumanızı tavsiye ederiz..


Kaynak

Öfke sizi şişmanlatabilir - Seda Diker

Bilinçaltı ve duygusal dünyamızın kilo alıp vermemizde büyük etkisi var. Yalnızlığın, tatlı yeme alışkanlığını artırdığı biliniyor. Kadınlık ve cinsellikle ilgili öfkeler ise basen bölgesindeki fazlalıklardan sorumlu tutuluyorÇözemediğiniz sorunların öfkeleri, suçluluk duygusu fazla kilo olarak vücudumuzda depolanır. "Durup dururken bunu da nereden çıkarttın Seda? Kilo bir matematik sonucu oluşur. Harcadığından fazla kalori alırsan şişmanlarsın," diyebilirsiniz. Ama vücutta bazı mekanizmalar bu kadar da basit çalışmıyor. Bilinçaltı ve duygusal dünyamızın çok büyük etkisi var. Bazılarını biz kadınlar çok iyi biliyoruz. Örneğin yalnızlık, gece saatlerinde tatlı yeme alışkanlığı yapabiliyor. Önemli kayıplar, boşanma, ölüm ya da travmatik ayrılıklar da benzer şekilde duygularımızı altüst ettiği için her fırsatta buzdolabına yönelebiliyoruz. Bu tip örnekleri çoğaltmak mümkün, ama bir de hiç farkında olmadıklarımız var. Bundan beş ay kadar önce, ofisime fazla kilosu olan bir kadın geldi. Bir bütün olarak, yüzü ve fiziği birbirini öylesine güzel tamamlıyordu ki, çok zayıf pek çok kadından daha çekici görünüyordu. Evliydi. Çok stresli bir işi vardı. Bir de minik oğlu vardı. Hayatı dışarıdan çok mutlu gibi görünüyordu. 
Koltuğuma oturduğunda çok stresli bir işi olduğu için her fırsatta yemek yediğini, hatta gece yatarken de sık sık kaçamaklar yaptığını söylüyordu. Hipnoz ile zayıflamak istiyordu. Bu tip durumlarda danışanlarımızla ekibimdeki hekim arkadaşımın ilgilenmesini sağlarım. Ama bu kez ben biraz durumu araştırmak istedim. Hipnoz uygulamadan, sadece duygusal bir dizi çalışma yaptık. Kendisinden diyetisyene gitmeyi bırakmasını ve yemek yerken kısıtlama yapmaktan kaçınmasını önerdim. Çünkü insan belli bir olumsuz duyguyla yaşarken rejim yapamaz. Bir süre sonra derinlere girdiğimizde bu hanımefendinin asıl sorununun iş ortamından kaynaklanmadığını fark ettik. Sorun, eşiydi. Çok baskıcı bir kocası vardı. Evde hep genç kadını eleştiriyordu. Her ikisi de çalıştığı halde ev işlerine elini bile sürmüyordu. Minik oğullarının da bakımı tamamen genç kadının sorumluluğundaydı. Kocası sık sık iş seyahatlerine gidiyordu. Genç kadın kendini yalnız hissediyor, hatta eşinin hayatında birinci sırada yer alamadığını fark ettiği için bu durumu içerliyordu. Ne yazık ki itiraz etmeye kalkıştığında kocasının yüksek sesli eleştirileri ve savunmalarına maruz kalıyordu. Neredeyse hiç takdir almıyordu. Oysa hem işini hem anneliği hem de ev kadınlığını mükemmel yapabilmek için çok çaba sarf ediyordu. Mükemmel olmak diye bir şey yoktur. Mükemmeliyetçilik bizi eninde sonunda hasta eder. Tatsız tuzsuz, herkesi eleştiren ya da ezik bir karakter haline getirebilir. Kendimizi asla sevemeyeceğimiz için, değersizlik duygusu yerleştirir. Bu problemlerin getirdiği öfke ve korkularla çalışmaya başladık. Bilinçaltına yavaş yavaş indiğimizde, genç kadının korkunç kısır döngüsüyle karşılaştık. Bu evlilik onun canını acıtıyordu. Özgür olmak istiyordu. Ama yalnızlıktan çok korkuyordu. Daha iyi bir erkeği hayatına çekemeyeceğini düşünüyordu.Bu da onu asla doyurmuyordu. Doymadıkça, kendini daha fazla yemek yerken buluyordu. Bilinçaltı bu evliliği bırakıp özgür olması için baskı yapıyor, bilinçli zihni çok iyi bir evliliği olduğunu söylüyordu. Öyle ya... Dışarıdan bakıldığında mükemmel bir adamla evliydi. Kocalık görevlerini düzgünce yapıyordu. Başka kadınlara bakmıyordu. İşine gider, çalışma saatleri bittiğinde evine gelirdi. Babalık vasıfları dört dörtlüktü. Belli bir sosyal yaşantıları vardı ve bunu bozmak istemezdi. Hiçbir tepki veremediği için vücudu sürekli öfke biriktiriyordu. Bilinçli zihni bu duygularla yüzleşmeye hazır olmadığı için bütün dikkatini işine vermiş, iş stresi yüzünden yemek yediğini düşünüyordu. Kısacası yanlış sularda avlanıyordu. Ve bir türlü rejim bile yapsa, o kiloları veremiyordu. Özellikle de karnında toplananları. Zaten genelde sebebini bilmediğimiz öfkeler, karın bölgesinde toplanır. Kadınlık ve dişilik hatta cinsellikle ilgili öfkelerimiz ise çoğunlukla basen bölgemizde... O yüzden sebebini bilmediğimiz kilolar için hemen ne hipnoza girmeli ne de diyet listesine sarılmalı. Önce gerçek sebeple yüzleşip, kısır döngüyü kırmalıyız. O zaman biriktirecek korku da kalmayacak. Beş ay sonra bu hanımın kilolarının bir kısmı kendiliğinden gitti. Kalanı için diyetisyene gidiyor ve şimdi çok mutlu. Hepinize özgür ve hafif bedenler diliyorum.

Kaynak

Erkekler ve Burçları...

Maydanoz bile alırken manava burcunu soran bir insanım, insanların burcu önemlidir benim için.  İyi arkadaş, vefalı koca, vatana millete hayırlı evlat olup olmadıklarını şıppadanak anlarım burcundan. Annem de böyledir benim, musluk tamircisinin contayı sıkışından anlar burcunu, başak burcu bu, titiz yaptı işini, etrafı sulamadı bahçıvan gibi der. Konuya bu kadar vakıf olduğum için; bugün size erkekler ve burçlarından bahsedicem.

KOÇ ERKEĞİ: Yüce Rabbim! Koç erkeği kadar sanatsever, yemekten, içmekten gezmekten anlayan bir erkek daha olamaz. O kadar anlar ki, sizi bunaltır. O onla yenmez, bu bunla giyilmez, o müzik asla içkisiz dinlenmez, diye diye yer bitirir ömrünüzü. Bu adamla yemek kursuna gitseniz, sizi kenarda oturtup, bak bu böyle soyulur diye sizi kenara itikler, bütün menüyü tek başına yapar. Bir de gözü dışardadır ki aboww!, halk arasında "götü başı oynuyo" denen insandır, ama ben flörtözüm sohbet etmeyi seviyorum der ve o huyuna da mutlaka havalar süsler verir. Bir de eski sevgililerinin hepsiyle arkadaştır, hepsinin çocuğuna çeyrek takacak kadar hukuku vardır, ama temiz kalpli, iyi insanlardır neticede...

BOĞA ERKEĞİ: Boğa erkeğinin para işlerine kafası çalışır, disiplinli, eğlenceli, hayat dolu insanlardır. Çok güzel yemek yapar, felaket kin tutarlar, mahşer günü sorgu melekleri kesin boğa burcudur, iyiliği de kötülüğü de asla unutmazlar. Yemeğe, eğlenceye halvete, düşkünlerdir. Arkadaş grubunun gizli lideri olduklarını düşünürler ama değillerdir. Hayatta bir tek duygularını yönetemezler. Aşık olunca akıllarını çıldırırlar. Boğa erkeği için önce kendi hayatı gelir, yandım ölüyorum desen, "dur şu elimdeki işi bitireyim, o arada sen ölmemeye çalış" diye mantıklı açıklamalarla sizi reddederler. Hayır demeyi bilen prensipli burçlardandır, ne diyelim HAYIR'lısı...

İKİZLER ERKEĞİ: Bu burcun erkekleri komiktir eğlencelidir ama o kadar! Çoğu ayran gönüllüdür, hemen  aşık olurlar, bir heyecan şakalar komiklikler tatlılıklar sonra cortlarlar, ilişkinin sonunu getiremezler. Vardır muhakkak ama, ciddi ilişki yaşayanına çok rastlamadım. (ciddi ilişki de neyse!) Gece aşık uyuyup, sabah sizden tiksinerek uyanabilirler. İş hayatında çok hırslıdırlar, çok paraları olsun isterler, iyi yaşamak isterler o yüzden  pire gibi çalışırlar. Gel gelelim para olmadı mı da, bir kompleks bir onu bunu boklama vardır bünyelerinde. Arkadaş canlısıdır hepsi, arkadaşları için yapmıycakları iyilik yoktur, çevreleri tarafından baya sevilirler, eğlenceli sempatik insanlardır neticede yüklenmemek lazım.

YENGEÇ ERKEĞİ: Hah işte bunlarla evlenin! Bu burçtan çok iyi aile babası olur. Düşünceli, naif, sevgi dolu insanlardır hepsi.Su burcu olduklarından az biraz duygusal, sümüklüdürler ama kırmayın notlarını kıyamam onlara. Yengeç erkeği çok evcimen olup, etrafa şefkat fışkırttığından kadın kısmına biraz afakan basabilir. Zaten kadınlar nerde eziyet, orda meziyet diye gençlik yıllarını telef ettiklerinden çok tercih etmezler bu burcun erkeklerini, ama yükseliş devri bitip gerileme başladı mı çoğu yengeç erkeği arar evlenmek için. Bir de annelerine az biraz düşkün ve uyuşukturlar ama sıkıntı yok. 

ASLAN ERKEĞİ: Hayrola canım bu ne ego! dediğimiz burçtur. Kendilerini parlatır da parlatırlar, konuşarak bir orduyu teslim alabilirler. Ormanların kralı ünvanını çok iyi taşıyan bu burcun erkekleri, adeta dünyaya avlanmaya gelmiştir; yer gök dağ taş kadındır onlar için. Eğer kedi gibi uysal değilseniz ya da onları idare edecek zekanız yoksa paspas olursunuz ilişkide. Zeki kadına bayılır, şovu severler. Etrafta en az 3 kişi yoksa balıklama bile atlamazlar. Hep bir liderim ben psikozu ile yaşadıkları için, tuvalet sırasında bile en önde durma ihtiyacı hissederler. İyi dostturlar, iyi yemekten, muhabbetten, sanattan, müzikten, anlarlar daha ne olsun...

BAŞAK ERKEĞİ: Arkadaşlar hazır mıyız? Nerde bir dengesiz, paranoid, falanjist varsa hor görmeyin arkadaşlar başak burcudur. Bir kadının sevgili olarak en son tercih edeceği burçtur (ha iyisi vardır muhakkak her burçta olduğu gibi) ama geneli fatal error'dür! Bu burcun erkeği aşkım sana akşam lazanya yapıcam kıyma almaya gidiyorum diye evden çıkar ve bir daha geri dönmez. Büyük hareketleri vardır, hepsinin ruhunda bir sanatçı vardır, o yüzden çok çilekeş ve  buhranlıdırlar. Duygularını Ediz Hun-Hülya Koçyiğit filmlerindeki gibi saklarlar, entellektüellerdir ve kendilerini dünyada hep bi başına hissederler, tıpkı Çiko gibi...Bu burcun sevmesi de, övmesi de uzaktandır ama öfkesi maşallah çok cüretkardır... Kendini en çok düşünen burçtur.

TERAZİ ERKEĞİ: Hava burcudur terazi, öyle buharlı ütü gibi yaşar. Uyumlu sempatik kimselerdir, nereye çeksen oraya gider problem yaratmazlar. Maymun iştahlıdır, bugün tenise yarın gülleye başlayabilir. Arkadaşları Namibya'ya yerleşse, hemen Google dan oranın para birimini öğrenip hazırlıklara başlar öyle arkadaş perverdir. Yalnız kalmaktan hoşlanmaz devamlı bir partner ararlar. Bakımlı, güzel kıza dayanamazlar. Özünde çok iyi kalpli olup kimseye zararı olmayan bir burçtur terazi, akıllı ve duyarlıdır. Ancak, Evlilik ve Terazi; Metin Milli ile Bar Rafaeli'nin birlikte olması kadar imkansızdır. Sevin onları, eğlenin, gezin ama sonra insan gibi evinize dönün.

AKREP ERKEĞİ: Nasıl ki Muhteşem Süleyman'ın vicdanı onun kıblesi ise, akrep erkeğinin de pipisi onun pusulasıdır. Yıllarca ortamlarda burcunun akrep olduğunu söyleyip, kızlardan Akrep mi? Aaayyy! çok sekse düşkündür tepkisi alan akrep erkeği, burçlarının bu mesir macunu etkisinin çok ekmeğini yemiştir. Konuşkandır akrep, komiktir, rahattır, işe güce çok koşturmaz, tesadüfen para kazanıp trilyoner olması en muhtemel burçtur. Bir de Türk Gençleri'mizi yakan Issız Adam filminden en çok nasiplenen bunlardır; bir serkeş tavırlar, bir dünyayı sel basmış ördeğe vız gelmiş haller, bir yalnız başına plak dinlemeler vardır ruhlarında. Çabuk aşık olur, zor evlenir akrep erkeği dikkaaat!

YAY ERKEĞİ: Kızların en yakın arkadaşı, kederli anlarının vazgeçilmez dostudur. Sempati dozajı yüksek çakallardır. Yaşadıklarından ders çıkarmaya çalışıp bunu başaramayan ender burçlardandır. Karı kıza olan düşkünlüğü ve disiplinden uzak yaşamı, kıçında don yokken sefahat içinde yaşamaya sevk eder bu burcu. Gerçekten de Magic Necmi etkisi yaratırlar kızlar üzerinde; tatilde alışverişte konserde yanında ille de bir yay erkeği olsun ister kız kısmı. Sevgilileri; "Neden bu kadar çok kız arkadaşın var yeaaa" diye isyan edince, hayatım ben dünya insanıyım, herkes benim arkadaşım gazozlarıyla uyuturlar insanı kanmayın! Arkadaşlarının göz bebeği, genç kızların Happy Feet'i olan yay erkeği, hakkaten de çok tatlı ve sevimlidir, ben de severim o serserileri.

OĞLAK ERKEĞİ: Kahvaltıda tereyağına, yükseklerden Ağrı Dağı'na bayılır oğlak erkeği. Neşelidir, dediğim dedik, çaldığım düdüktür. Bir şeyin mantığını anlamazsa hayatta o işe girmez, o yüzden anlayana, ikna olana kadar sorar da sorar. Titizdir, düzenlidir, içinde Edremitli Emekli bir Astsubay yaşar. Sadıktır, kuralları vardır; uykusuzken çıkmaz yola, aşıkken bakmaz sağa sola. Çabuk parlayıp, çabuk söner ama Kindar Sürpriz değildir. Annesine tapar, annesine benzeyen, saygı duyduğu bir kıza da nikahı basar. Hesabını bilir, şovlara kaçmaz, lazerle köprüye adınızı yazdırmaz ama çocuklarınızı özel okula yazdırabilir. Gizli kıskançtır, çok belli etmese de bazen sizi arabadan atıcak kadar kıskanır ama atmaz. Takıntılıdır, zor beğenir, eleştirir, ideal mesleği pop star alaturka jürisidir.

KOVA ERKEĞİ: Az biraz megalomandır, onca yeteneği bir bünyeye nasıl sığdırdığına şaşar kalır kova erkeği. Yaratıcı ve komiktir, kolay beğenmez, çıtayı yüksek tutar, evde kalmaya en meyilli burçtur. Teknolojiye meraklıdır, iphone 5 çıkarken, 6'nın videolarını google'dan aratır. İçinde mesnetsiz bir dram vardır, hiçbir derdi yokken bile İbrahim Tatlises gibi 3 saniyede ağlayabilir. Sabırlıdır, ama patlayınca en iyi çıkış yapan erkek sanatçı olup, ortalığı dağıtır. Al işte bir arkadaş canlısı burç daha, annesini migrosa götürmeye üşenip, arkadaşı için böbreğini verebilen burçtur. Çevreleri geniştir, sevilirler. Bir gün jet pilotu, bir gün oyuncu olmak isteyebilirler, hayalperesttirler. Kendi burcum diye söylemiyorum ama hepsi mi entellektüel olur arkadaş :)

BALIK ERKEĞİ: Bir kızı tavlarken önce esprilerine, sonra yaradana sığınırlar. Biraz diva kaprisleri vardır; her yerde yemez, herkesle görüşmezler. Zeki ve komiktirler, rahatlarına düşkündürler, imkanları olsa bütün dünyayı L koltukla kaplatıp, bütün güney sahillerine klima taktırırlar. Zaman zaman tosuruktan nem kapsalarda, bir süre sonra gülüp geçerler. Çabuk demotive olan duygusal burçlardır, bu yüzden alkol dokanabilir dikkat. Ailesine, evine düşkündürler. Arada bir ruh halleri gidip gelir, kova erkeğinde olan mesnetsiz dram balık erkeğinde de vardır. Bazen cinnet geçirip; bütün dünya bana mı karşı ulaaaan! diye nara atabilirler. Çok iyi aşık, aranan arkadaştırlar. Aldatma ihtimali sıfıra yakın olan burçtur ama yine de Allah şaşırtmasın tabi.     


kaynak

SENİ ŞİMDİDEN SEVDİM 2014....

Hazirandan beri yazmadığıma inanamıyorum...Hani Dubaiyi yazacaktım Hani Marmaris  Selimiye'yi yazacaktım...Hani iş yerinde stresten kolay kurtulmanın yollarını yazacaktım....Laf işte taktım bir kere 2013 'e ...  Eger yuz yıl daha yasayıp 2113 u görmezsem ( ne malum 20 yıl sonra gelişen tıpla gen trasferi kök hücre vs ile belki de 150 yaşıma kadar yaşarım )son 13 lü yılı yaşadım belki de :((

Bugün 2013 e dair ne varsa yok etme çabasındayım takvim ajanda hepsini yırttım attım etrafımı şirin 2014 lerle doldurdum...Hele şu gülen eşekli Garanti'nin takvimindeki  '' 2014'ün her günü en güzel gününüz olsun '' dileğini hemen üstüme alınıveriyorum.

Dileklerim..

1-Allahım şu Kemalpaşadaki evin oturma raporunu tez eleden alayım Yarabbim...

2-Kocam İzmirde çalışmaya başlasın....

3-Kızım burs kazansın mumkunse 100 de 100

4-Kendi işimiz kendi çalışanlarımız olsun kafe,  simit sarayı neyse...

5-Saglık-mutluluk-huzur- bol kazanc....Daha ne olsun :)))


Kaynak

Atlantisli Rahip Bruno’duydum!

Ana SayfaastrolojiKmistiKdosyadaKiyaşamdaKisağlıKhaberdeKiKütüphane



Havadaki duman insanı boğacak derecede yoğundu. Bir elimle, ıslak tuniğimle burnumu kapatmaya çalışıyor ama elimdeki yük nedeniyle bunda pek başarılı olamıyordum. Taşıdıklarım o kadar değerliydi ki zaten bir süre sonra burnumu kapatmaya çalışmaktan vazgeçtim ve zaten ölmek pek umrumda değildi; yeter ki kurtarmam gerekenleri kurtarabilecek kadar canım kalmış olsun. İskenderiye Kütüphanesi yanıyordu ve kütüphaneyle birlikte insanlığın hazinesi olan nice bilgi de. Yıllarca birlikte çalıştığım arkadaşlarım da ateşin içinde kalmışlardı, bana onları kurtarmam için yalvarıyorlardı; ama ateş öyle yoğundu ki onlara erişmeme imkan yoktu. Aslında o anda yapmak olduğum düşünüldüğünde, galiba hiçbirimizin canının pek de önemi yoktu. Önceden belirlenerek en önemli olarak işaretlenmiş bilgileri, kalın poşetlere sararak kütüphanenin suyla dolu gizli geçitlerine atıyordum. İlginç bir biçimde suya attığım rulolara bir şey olmuyordu. Bunda paketlemenin yapılışının iyiliğinden öte bir şeyler olmalıydı ve hatta içimde bu bilgilerin binlerce yıl ötesine ulaşacağına dair güçlü bir his belirdi. Üstatlarımız bu bilgilerin tılsımları çok güçlüdür derlerdi çalışmalarımız esnasında. Şimdi buna şahit oluyordum. Ama bir yandan da ateş her dakika artıyordu ve durup bekleyecek zamanım yoktu…

Uykumdan öksürerek kalktım. Sanki o kesif dumanın kokusu hala genzimi yakıyordu. Rüya olamayacak kadar gerçek bir sahne görmüştüm. Etrafıma baktım. Hava halen aydınlıktı. Aylardan Ekim, senelerden 2010’du. Sık sık olduğu üzere ailemin soyağacını araştırma çalışma yapıyordum. Bu çalışma esnasında “kökenini bulmak için bilinçaltının da derinliklerine de inmem gerekiyor” şeklinde bir düşünce uyanmıştı içimde ve ardından da uyuyakalmış ve aktardığım bu sahneyi izlemiştim.  

Aslında uzun zamandır bilinçaltı çalışmalarına ilgi duyuyordum ve uygulamaya çalışıyordum. Kendimi katman katman soyarak; geçmişin tüm izlerini şefkatle sarmalayarak geleceğimi onların yaratmasına son vermeyi amaçlıyordum. Bilinçaltıma yaklaşıyor olmak, her şeyden önce kendime çok fazlasıyla güven duymama yardımcı oluyordu ve bununla birlikte kendime dair şüphelerimin ortadan kalkmasıyla birlikte algılarımda fazlasıyla açılmaya başlamıştı. Nitekim gördüğüm sahne bilinçaltı çalışmalarımın etkisiyle tetiklenmiş olmalıydı ve benim bu konunun peşini bırakmaya hiç niyetim yoktu. Bırakmadım da…

İskenderiye Kütüphanesi’nde Bir Atlantisli

Ben İskenderiye Kütüphanesi’nde çalışmalar yapan ve bir önceki hayatında Atlantis’te yaşamış Rahip Bruno’ydum. Atlantisli olan hayatımla bağımın kopmamış olması ve o hayatımı da sanki halen yaşıyormuşçasına hatırlamam, beni kütüphanedeki diğer arkadaşlarımdan biraz daha farklılaştırıyordu; mesela hangi bilginin en önemli olduğunu herkesten daha önce kavrayabiliyordum. Ayrıca psişik yetilerim çok güçlüydü. Atlantisli hayatıma dair hatırladığım en önemli nokta, yapılan çalışmalarda elde edilen bilgilerin çoğunun insanlığın Tanrı olduğu gerçeğini içermesiydi. Biz rahiplerin temel görevi bilgileri tabletlere aktarmak ve böylece sonraki nesillere ulaşmasını sağlamaktı. Bu tabletleri yazdığımız çekiçler de çok özel ve kutsaldı. Çekiçler elimizde manyetik bir güç gibiydiler ve aslında bizleri aracı olarak kullanarak yazılması gerekenleri tabletlerde ortaya çıkartıyorlardı sanki. Nitekim bir seferinde çekici elimde tuttuğumu ve “Rahip” kelimesinin tablette ortaya çıkışını izlediğimi hatırlıyorum ve tabletlerde Mısır hiyerogliflerine benzer şekiller oluşuyordu ki Mısır yazısının Atlantis’le bağlantılı olduğunu bana hatırlatan bir deneyimdi bu.

M.Ö. 3. Yüzyılda aslen Hellen olan Ptelomy Hanedanı tarafından yaptırılan İskenderiye Kütüphanesi, muazzam enerji güçleriyle doluydu. Hatta İskenderiye’den tüm evrene enerji aktarımı vardı. Bu öylesine güçlü bir aktarımdı ki saliseler içerisinde herşey olup bitiyordu. Fakat bir yandan da kütüphane fazla koruma altındaydı ve bu bende rahatsızlık yaratıyordu ve kendi kendime ‘’çok korunan çok saklanır ve bilgi açığa çıkmaz’’ diyordum.

Büyük Yangın


Nitekim “sakınan göze çöp batar” misali, kütüphane cayır cayır yanmıştı. Bruno, elinden geleni yapmış olmasına rağmen ömrünün kalanını büyük suçluluk içinde geçirmişti. Kütüphanenin yanmasına da engel olamamıştı, arkadaşlarını da kurtaramamıştı.

Bruno’yu izlediğim bilinçaltı çalışmalarımda şu bilgiyle karşılaşmıştım: Bilge insanların yanarak ölmelerinin özel bir sebebi vardı: Yanmak, zihnimizin beden illüzyonundan kurtulması ve çok boyutlu evrenlere geçiş yapabilmeye yardımcı oluyordu. Yanarak öldüklerini gördüğüm “eski” arkadaşlarıma da vizyonlarım esnasında bunu anlatmaya ve beden formlarımızdan özgürleşmenin önemini hatırlatmaya çalıştım. Hissettiğim suçluluk duygusu beni terk etmeye başlamıştı.

Aslında bu yakılmalar, tarihten de bilinebileceği üzere ortaçağda da süregelmişti. Nitekim birçok bilge kadın, bilgilerini yok etmek ve halkın cehaletini sürdürmek amacıyla güç odaklarınca yakılmışlardı. Fakat bu odaklar, kısa vadede istediklerini elde etmiş görünseler bile; aslında uzun vadeli bakıldığında en istemediklerini gerçekleştirmişlerdi. Bu bilgelerin enerjileri dönüşmüş ve ölümsüzlük kazanmışlardı. Bilgi ve enerji aktarımı çağların ötesine doğru akmaya devam edebilirdi.

Nitekim İskenderiye Kütüphanesi’nin yakılmasında da böyle bir dönüşüm gerçekleşmişti. Evet, insanlık binlerce yıl süren bir karanlığa gömülmüştü; ama bir yandan da enerji dönüşmüştü ve insanlığı o karanlıktan bir daha geri döndürülemez şekilde çıkartacak olan da dönüşen bu enerjiydi. Bilgi, İskenderiye’nin enerjilerini kullanarak kendini aktarıyordu ve bu aktarımda da önceki hayatlarıyla bağlantılarını koparmayan Atlantisli rahiplerin önemli bir görevi de vardı. Bilgiler çözüldükçe de kütüphane kendisini kapatmıştı, bir “enerji kütüphanesi”ne dönüşmüştü; fakat evrensel plandan bakıldığında yakılma senaryosuyla biriken o enerji boyut değiştirmiş ve dünyaya yeniden döneceği zamana kadar hazır bekletilmişti. İnsanlık o dönemde karanlık çağlara girmek üzereydi ve bu çağların temelinde “İnsanlık kendini yeniden hatırlamak için önce yeniden unutmalı ve zamanı geldiğinde hatırladığında da eyleme geçip, yepyeni bir dünya yaratmalı” yatıyordu. Kütüphane artık farklı bir boyuta geçmeliydi ve yanma bu geçişi hazırlamıştı.

İskenderiye Sonrası Bruno

Bruno, kütüphanenin yakılışından sonra Roma’ya kaçmıştı, daha doğrusu kaçmasına izin verilmişti aslında. Bruno, çok iyi bir tablet okuyucusuydu ve çalışmaları çok değerliydi. İnsanlık tarihi boyunca kütüphaneleri yakanlar hep tiranlar olsa da, her tiranın arkasında onu ön plana çıkartarak kendi amaçlarını gizleyen karanlık gruplar vardı ve bu gruplar bilgiyi kendileri için elde etmeyi amaçlıyorlardı. Bir yandan kütüphanelerin yakılması için birilerini teşvik ederken, diğer yandan el altından bilgileri topluyor ve bunları kullanarak güçler elde etmeye çalışıyorlardı. Ama aslında onlar da evrensel planın parçalarıydı, gördüğüm vizyonlardan bunu anlıyordum. Her ne kadar bizler şu anda kızsak da evrensel planda yaşanması gereken bir olayı gerçekleştiren onların bu güdüleriydi; Bruno gibi bir adama değil kütüphane, rulo bile yaktıramazdı evren.

Fakat Bruno bu güçler için çalışmayı reddetmişti ve kendi isteğiyle yakılarak ölmüştü. Bu şekilde bir ölüm tercihinin bizler için anlaşılmaz geleceğini biliyorum, ama görünenin ötesindeki görünmeyenleri bilmek gerekiyor ve Bruno da kendisinin enerjisel boyutunu değiştirmek için yakılmak istedi. Nitekim doğulu üstatların da bazılarının bu yöntemi seçtiğini bazı kaynaklarda okumuştum, hatta izlediğim bir filmde de bir Çinli üstadın dünyadan ayrılmak için bu yöntemi uygulayışını görmüştüm. Kulağa inanılmaz gelecek ama bu insanlar bizler gibi değillerdi; ölümsüzlük boyutunda yaşıyorlardı ve ölümsüzlerin de enerjilerinin dönüşmesinin yolu; tıpkı İskenderiye’deki arkadaşlarıma hatırlattığım üzere; yakılmaktı.

***

Derken uyandım. Bilinçaltı çalışmalarımın etkisiyle Bruno rüyalarım çok güçlenmişti ve rüyadan öte bir filmi izler gibiydim artık. Aldığım bilginin haddi hesabı yoktu; ama bir yandan da enerji çok güçlü akıyordu. Bu nedenle de bu dünyadaki bedenim, bu enerjiyi alırken zorlanıyordu. Nitekim eklem yerlerimin ağrıdığını ve damarlarımın çekildiğini hatta nerdeyse yok olduklarını fark etmiştim. Ama bedensel sıkıntılar çok da umurumda değildi. Bruno’yu tanımak istiyordum. Internet üzerinde yaptığım araştırmalarda kendisine dair bilgilere ulaşmıştım; ama bunlar kitabi bilgilerdi. Fakat kitabi bilgiler bilinçaltı çalışmalarını etkileyebiliyorlardı ve mümkünse pek alınmamalardı. Zaten ben de üzerinde fazla durmadım, ben doğrudan kendisini; kendimi tanımak istiyordum. Ve Rahip Bruno vehçesini bilincime davet ettim…

Rahip Bruno’yla Buluşma

Hislerime olan güvenime rağmen; bir yandan korku duyduğumu da itiraf etmeliyim. Bilinçaltı çalışmalarında; özellikle de ilk başlarda bunun yaşanması gayet doğaldır. Çalışmanın akışkanlığı açısından korku duygusunun gelmesine ve sonra da aynı şekilde gitmesine izin vermek gerekir. Keza sezgilerinizle duygularınız ayırdına da varmanız gerekir; sezgiler şüphe duyulmayacak kadar durudur, ama duygular geçici olmakla birlikte karıştırıcıdır da; bu yüzden dikkatli olmak gerekir.

Bruno veçhem ile karşılaştığımda onun çok farklı güçleri olduğunu gördüm. Bilgi yüklüydü; fakat bir yandan da yaşadığı suçluluk nedeniyle enerjisinde önemli bir blokaj vardı ve bunun çözülmesi gerekiyordu. Birlikte çalışmaya başladık. Açıkçası pek de kolay olmayan bir süreçti bu. İçim çok sıkıldı ve hatta çalışmayı bırakmak bile istedim; ama içimdeki o veçheye duyduğum şefkatten bunu yapamadım. Yorulup durduğumda ise yanan arkadaşlarımın yüzlerini -çok net olmasalar da- yeniden gördüğümü hatırlıyordum. Daha da ötesi, hafifleyip benden ayrıldığını sandığım o suçluluk duygusu yeniden içime dolmuştu. Hani bunu aşmıştık, suçluluğu daha önce atmıştık diye düşünürken; bir anda anlamıştım neden tekrar bu duyguyla yüzleştiğimi. Bruno anlamıştı önceden arkadaşlarına anlatırken, ama ben suçluluk duygusunun bu hayatıma nasıl etki ettiğini görememiştim henüz. Suçluluk, hayatımın ne kadarını bloke etmişti? Belki bir kısmını, belki de tümünü;  ancak miktarın bir önemi yoktu. Önemli olan suçluluk duygusunun farkında olmadan yaşamış olmamdı. Ben Bruno’ya niyetlenirken aslında önce kendime yardımcı oluyordum. Çalışmalar ilerledikçe de hem o, hem ben üzerimizdeki suçluluk yükünden hafiflemeye; hafifledikçe de enerjimizin değiştiğini gözlemeye başladık. Ben kendi hayatımda büyük değişimler gözlemliyordum, Bruno’nun ise güçlerinin arttığını görüyordum.

*****

Bruno’yla halen bilinçaltı çalışmalarımda zaman zaman buluşuyoruz. Aynı ruhun farklı veçheleri olan bizlerin de bütüne hayırlı olması için sık sık niyet ediyor ve bu bağlamda çalışıyoruz.  Ben sadece Bruno ile değil farklı veçhelerimle de çalışmayı sürdürüyorum, ama en başta kendime güvenerek ve emin ellerde olduğumu bilerek yapıyorum bunu.

Sonuç mu? Yaşam yolculuğum devam ediyor… Daha da parıldıyarak…


1968 yılında doğdu. 2004 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Uluslararası Ticaret Yönetimi bölümünü bitirdi. 1993’de Tasavvuf- Melamilik öğretisiyle tanışınca hayata olan bakış açısı değişerek yeni yoluna “Yaratılan olmak yerine, yaratıcı olmayı seçmek” felsefesi ile devam etmeye başladı ve daha sonrasında da Tobias’dan CEO (Cinsel Enerjiler Okulu), Semra Ayanbaşı ve Ercüment Ayanbaşı’dan Deeksha, Gülüm Omay’dan Reiki 1 ve Nilgün Sarar’dan The Reconnection- Reconnective Healing uyumlamaları aldı.  Tüm bu birikimlerin sonucunda “Adesus Eye Zıt Kutup Öğretisi” adını verdiği isimlere özel Dualite kartları çalışması ortaya çıktı.  Ayrıca Vegan yaşam tarzını benimsemesi ile alakalı Trendus dergisinde ve XL Fashion dergilerinde blog yazmaktadır. Uluslararası bir gıda şirketinin de gurme danışmanı ve bu kuruma ait olan bir yemek dergisinin de Genel Yayın yönetmenidir.


kaynak

Sınav Korkusu Telkini ve Ses kaydı

En alt kattasın ve uçuşarak ilerliyorsun birkaç metre ileride bir kapı var. Kapının üzerinde “Zihin Bilgisayar Odası” yazıyor. Kapıya doğru ilerliyorsun ve kapı kendiliğinde açılıyor içeriye giriyorsun. İçeride son teknoloji ile hazırlanmış bir bilgisayar var ve çok büyük bir monitörü var. Bilgisayarın önündeki sandalyeye oturuyorsun. Monitörde “Hoş geldin” yazıyor. Bilgisayar senin zihnini bilgisayarı. Geçmişte yaşadığın her şey, öğrendiğin tüm bilgiler burada kayıtlı. Bu bilgisayara kaydettiğin her şey zihnine kaydedilmiş oluyor ve bu bilgiler senin hayatını yönlendiriyor. Şimdi bilgisayarda bir word dosyası açmanı rica ediyorum. Bu dosyaya benim söylediklerimi yazmanı rica ediyorum. Bu yazdıkların seni büyük başarılara taşıyacak ve kendinle gurur duyacaksın. Evet şimdi söylüyorum yazacaklarını Ben eşsiz bir zihne sahibim. ..Ben öğrendiğim bütün bilgileri kolaylıkla hatırlıyorum…Ben her bilgiyi kolaylıkla öğreniyorum…Ben öğrenmekten ve ders çalışmaktan çok zevk alıyorum… Ben kendime her alanda güveniyorum…Ben girdiğim tüm sınavlarda çok sakinim çünkü bilgilerime ve kendime güveniyorum…Ben sınav esnasında dışarıdaki hiçbir sesi veya uyarıcıyı algılamıyorum…Ben rahatlıkla sınav sorularına kendimi odaklıyorum ve soruları dikkatlice okuyorum…Ben çok başarılıyım…Ben çok akıllıyım…Ben çok zekiyim…Ben kendime güveniyorum…Benim mükemmel bir hafızam var…Ben kendimi seviyorum ve takdir ediyorum… 
Yazdıkların için seni tebrik ediyorum ve seninle gurur duyuyorum şimdi bu word dosyasını kendi adını vererek kaydet. Çok güzel artık bu bilgiler senin zihnine yaşam boyu kalacak şekilde kaydoldu. Süpersin. Şimdi kendine duyduğun güven ve gurur duygusuyla komputür odasından uçuşarak çık… Işıklı huzur veren bir koridordasın birkaç metre ileride bir kapı daha var kapı kendiliğinden açılıyor ve evindeki odana giriyorsun. Yatağa yatıyorsun gözlerini kapıyorsun ve kısa bir süre uyuyorsun…Sabah oldu uyandın ve bu gün sınav günün…Tüm emeklerinin ve çalışmalarının başarıya döneceği çok güzel bir gün…Yatağından kalkıyorsun ve en sevdiğin kıyafeti giyiyorsun. Bu kıyafeti sınavda da giyeceksin. Banyoya gidiyorsun ve yüzünü yıkıyorsun..Aynada kendi yüzüne bakıyorsun…Yüzünde zafer dolu bir ifade var. Kendi yansımana gülümsüyorsun aynada…Çok güzel bir kahvaltı yapıyorsun…Sınava gitmek için yola çıkıyorsun…Sanki gördüğün her yüz seni başarından dolayı önceden kutluyor, sanki kuşlar sana başardın diyerek şarkılar söylüyor…Şimdi sınava gireceğin okulun bahçesindesin…Kalabalık …Sen herkesin içerisinde kendi zihnine ve gücüne en güvenen kişisin…Binaya giriyorsun ve koridorlarda ilerleyerek sınava gireceğin salonu buluyorsun…Sınav salonunda senin için ayrılan yere oturuyorsun…Kimliğini,suyunu, sınav giriş belgeni, kalem ve silgini masanın üzerine koyuyorsun ve sınav için kendini hazır hissediyorsun…Sınav salonunda iki gözetmen var…Sınav kitapçıklarını dağıtıyorlar…Kitapçığı ve yanıtları işaretleyeceğin kağıt dağıtılıyor…Son derece sakinsin ve kendine güveniyorsun…Evet şimdi sınav başladı…Sru kitapçığının kapağını açıyorsun sorulara bakıyorsun ve çok sakinsin. Kendi kendine gülümsüyorsun çünkü sınav soruları çok kolay ve sen rahatlıkla soruları çözüyor ve cevap kağıdına işaretliyorsun. Bu arada sanki etrafını görünmez bir fanus çevreledi. Dışarıdan gelen hiçbir sesi duymuyorsun dışarıda olan hiçbir şey senin dikkatini dağıtamıyor. Sınav sorularını rahatlıkla çözmeye devam ediyorsun. Son derece sakinsin ve kendi zihnine güveniyorsun…Tüm bilgileri rahatlıkla hatırlıyorsun…Sınav süresi dolmadan tüm soruları yanıtladın…Kalan zamanında da kontrollerini yaptın…Harika bir sınav geçirdiğin için seni tebrik ediyorum… Şimdi yine ışıklı koridordasın bir kapı daha var ileride kapıya doğru ilerliyorsun ve içeriye giriyorsun. Bu gün sınav sonuçlarının açıklandığı gün bilgisayarının başındasın... Bilgisayardan aldığın puanı görüyorsun ve birden sevinçten yerinden zıplıyorsun çünkü tahmininden de yüksek bir puan almışsın. Sevdiklerinle kucaklaşıyorsun. Çok mutlusun, kendinle gurur duyuyorsun herkes seni tebrik ediyor… Sonra bir aynada kendine bakıyorsun yüzündeki mutlu ve gururlu ifadeyi görüyorsun. İçindeki coşkuyu hissediyorsun ve bu anı zihnine kazıyorsun. Mutlu bir şekilde uykuya dalıyorsun. ..Sabahleyin uyandığında dinlenmiş, zinde, güçlü ve çok başarılı hissedeceksin kendini…İyi uykular…********************************
Bu telkin tek başına bir hastalık tedavi yöntemi değildir. Ses kaydındaki tüm konuşmalar duyulabilir, açık ve nettir. Ses kaydını dinlerken rahatsızlık hissederseniz (nefes alamama vb.) telkini dinlemeyi bırakın. Uzun süre yüksek sesle dinlemek işitme bozukluklarına yol açabilir. Olabilecek rahatsızlıklardan dolayı tüm sorumluluk telkini dinleyen kişiye aittir.
    

Kaynak

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel