Zamanın Ruhu, Jaguar

Geçen yazımda zaman ve takvim algımızın maskülen ve sol beyin ağırlıklı olduğunu ifade etmiştim. Bu doğrultuda Maya zaman algısını ve takvimlerini anlamak istiyorsak sağ beyin ve dişi algı ile barışmak zorunda olduğumuzu belirtmiştim. Şimdi bu konuyu biraz daha açmanın tam zamanı çünkü dişi enerjiyle dolu Jaguar burcunun haftasına (28 Temmuz – 9 Ağustos) giriyoruz.

Mayaların çok önem vererek kullandıkları bir hayvan totemidir Jaguar. Bu vahşi kedinin psişik güçlere sahip olduğuna inanırlar ve geceleri diğer hayvanların göremediklerini gördüğünü söylerler. Jaguar ruhunun tapınakları ve gizemli Alt dünyalarını koruduklarına inanırlar. En yüksek yapılarından Tikal’de ki 4 numaralı tapınak Jaguar piramidi olarak adlandırılmıştır.

Jaguar dünyada yaşayan en gizemli ve enigmatik hayvanlardan biridir. Son ana kadar duymadığınız, sessiz ve yumuşak adımları yüzünden Güney Amerika’da “ipek el” lakabı takılmıştır. Zamanın ayak izlerini takip ederek sonsuz bir sabra sahip olduğu gibi karar anlarında kritik eylemleri beklemeden yerine getirir. Çok yüksek güç ve dirayete sahip olan Jaguar ormanların, yaylaların ve dağların ruhuna hakimdir. Zekası genelde durugörü ile beraber gelir.

Jaguar, 20 burçlu Maya takvimi Tzolkin’in de ruhsal gücü en yüksek burç olarak bilinir. Yogik deyimle kundalini olarak tanımlanan “beden yıldırımının” Jaguar insanlarında çok güçlü ve aktif olduğunu söyler Mayalar. Bu burçta doğan bir çocuğu usta bir vizyoner veya büyücü olarak görürler ve şaman olmak üzere yetiştirirler. Maya kültüründe şaman olmak demek aynı zamanda Tzolkin takvimini takip etmek anlamına gelen gün bekçiliği ile birebirdir. Jaguar takvimi ve zamanın ruhunu yönetir ayrıca. Şamanlık, Jaguar burcu ve zamanın ruhuna hakim olmak; bunlar bir ve aynı şeydir bir anlamda.

Diğer bir taraftan Maya kültüründeki Jaguar ruhu, “Doğa Ana” ile bir olarak görülebilir. Jaguar Doğa Ana’nın özünü içinde barındırır ve derin bir dişi enerji taşır. Bu enerji toparlayıcı olduğu gibi iyileştirebilir ve her şeyin özüne dair mükemmel bir sezgi getirir. Mayalar Jaguar’ın çok feminen bir enerjiye sahip olduğunu söylerler ve hatta Jaguar gününde kadınların korunduğunu söylerler. Psikolojik bir açıklama ile aslında Jaguar’ın sol beyin ve analiz yeteneğine karşıt olarak sağ beyin yarısını ve sezgisel gücü temsil ettiğini söyleyebiliriz.

Maya dininin en önemli yanlarından birisi Tanrı'yı doğada görebilmekten geçiyor. Doğa ile kurulan bu ilahi teması Jaguar burcu temsil ediyor ve bu yüzden de dini liderlerin burcu olarak biliniyor. Buradan başka önemli bir konuya kapı açılıyor aslında. Maya dininin doğayı ve kadını dışlayan günümüz hakim dinlerinden farklı bir anlayışa sahip olduğunu söyleyebilirim. Maya takvimin ve Maya evrenbilimini anlamak ancak dişi enerjiyi ve doğayı kucaklayan bir bakış açısı sayesinde mümkün olabilir.

Şimdi tüm bulmaca parçalarını biraraya getirdiğimizde görüyoruz ki, zamanı algılamak, doğayı algılamakla eş anlamlıdır. Zamanı algılamak, ancak dişi, feminen ve sağ beyinsel bir algı ile mümkün olabilir. Şamanlık yeteneğini uyandıran güç aslında Doğa Ana’nın doğurduğu bir güçtür. Bu güç eşzamanlı olarak zamanın doğasını da en mükemmel hali ile algılama yeteneğini getirir. İlginç bir şekilde Hindistan’ın Tantra kültüründe de zaman dişi bir güç olarak görülür. Korkutucu görüntüsü ile ünlü Tanrıça Kali’nin sembolize ettiği şey “Zaman”dan başka bir şey değildir.

28 Temmuz – 9 Ağustos 2012 arasındaki Jaguar Trekanası ise zamanın ruhu ile yani doğanın ruhu ile temasa geçmek için en uygun enerjileri getiriyor.

Pek çok yerli geleneği doğanın ruhu ile bir olmak ve dolayısıyla kendi ruhumuzla temasa geçmemizi sağlayan doğa yürüyüşlerinin önemine değinirler. Bu gelenek bugün modern hayatta neredeyse kaybolmuştur. Doğada yürüyüşe çıkan bizler bile çok ender olarak durup etrafımızdaki yaşamın zenginliğini dinliyoruz. Bir daha ki doğa yürüyüşünüzde daha az konuşup daha fazla dinlemeye odaklanın. Kendinizi toplumsal etiketlerden özgürleştirin ve doğal özünüzle uyumlu bir halde, Jaguar’ın yolunda yürüyün.
Maya burcunuz Jaguar ise bu trekana sizin için ayrıca önem taşıyor. Kendi potansiyelinizi daha iyi keşfedip kullanabileceğiniz ve önemli dönüşümlerden geçebileceğiniz bir dönemdesiniz.


(Peki siz Maya burcunuzu biliyor musunuz? www.mayaburcum.com ile bulmak artık çok kolay.)


kaynak

Önyargı Testi

By admin on Ağustos 17th, 2012

Aşağıdaki soruları kendinize uygun olacak bir şekilde samimi olarak işaretleyiniz. 

Bu test eğlence amaçlı hazırlanmıştır. Hiçbir şekilde bilimsel bir nitelik taşımamaktadır. Testin çözülürken bu faktörün göz önüne alınması gerekir.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Sıkıcı Biri misiniz?

By admin on Ağustos 21st, 2012

Aşağıdaki soruları kendinize uygun olacak bir şekilde samimi olarak işaretleyiniz.

Bu test eğlence amaçlı hazırlanmıştır. Hiçbir şekilde bilimsel bir nitelik taşımamaktadır. Testin çözülürken bu faktörün göz önüne alınması gerekir.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Ankara Psikolog Tavsiye

Ankara’da çalışan birçok psikolog bulunmaktadır. Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi’ne çalışan psikologlar birçok kez tavsiye edilmiştir.


Uzman kadrosu ve özenli bakış açısıyla Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi her problemli anınızda sizin yanınızdadır.


Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi


Uğur Mumcu Caddesi No:85/6 Çankaya Ankara


Randevu: 0312 446 40 76 – 0532 160 26 65

ankara psikolog tavsiye, psikolog ankara tavsiye Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Ankara Aile Psikoloğu

Son zamanlarda boşanma oranları korkutucu derecede artmıştır. Çoğu zaman evlilik sorunları çözülebilecekken birçok eş bütün yolları denemeden, uzman yardımı almadan boşanma yolunu tercih etmektedir.

Evlilik sorunlarında, aile içi iletişim problemlerinde bir aile psikologu ndan yardım almak problemlerinizin çözümünü kolaylaştırabilir.Eğer siz de Ankara’da aile psikologu, aile danışmanı ve aile terapistinden yardım almak isterseniz bize ulaşabilirsiniz.

İletişim Bilgilerimiz

Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

Uzman Psikolog & Aile Psikologu Beyhan BUDAK

Uğur Mumcu Cad. No:85/6 Çankaya Ankara

0312 446 40 76

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

İnsan Yaşamın Tadına Ölünce Bakar

“Kızım”
“Efendim Baba”
“Zorlanıyorum artık”
“Biliyorum… İç organlarını yenilemelisin… Bunu yapabilirsin…”

Akşamüstü çalışmalarımı bitirip arabama bindiğim sırada babamla içimden konuşmuştum. Evimin yolunu tutuğumda zihnimden o günün özetini geçiyordum. Akşamüstü bana nereli olduğumu soran birisine babam “Yugoslav (Makedonya) göçmenidir. Arnavut kökenliyiz” demiştim. Karşımdaki de bana “ben de duymuştum göçmenlerin güzel olduğunu” diyerek kompliman yapmıştı. Normalde üstüme alınmam gereken bu övgüye garip bir şekilde cevap vermiştim.

“Evet, babam çok güzeldir benim”

Günün yorgunluğu ile eve dönmüştüm. Kendimi dinlendirmek kanepeye uzanmıştım. Neredeyse uyuyakalacağım sırada bir anda gözümün önüne renk cümbüşü oluştu. Sıçrayarak yerimden kalktım. Bir renk eksikti. Onca rengin arasından mavinin olmadığını görmüştüm… Mavi neden yoktu ki?

İkinci Sıçrayış

Tam mavi neden yok diye düşünürken çalan telefonla ikinci kez yerimden sıçradım. Arayan ablamdı. Sesi titriyordu. Anlamıştım hemen. Babam ambulanstaydı ve hastaneye gidiyorlardı.

Apar topar evden çıktım. Kafamın içinde sadece “iç organlarını yenilemelisin baba” sesi vardı. Bunun anlamını şimdi daha iyi anlamaya başlamıştım. Yenilenme olacaktı orası kesindi ancak bunun nasıl bir yenilenme olacağına babam karar verecekti.

Yanına gittiğimde doktorlar, babamın beyin sapına embole attığını ve sol tarafına felç geldiğini söylediler. Durumu oldukça ağırdı. Ellerini tuttum ve ona “ iç organlarını yenileme vaktin şimdiymiş baba” dedim. Uzun uzun bakmaya devam etti bana. İkimizde o an bunun ne anlama geldiğini biliyorduk. Yolculuğunu sonlandırmak istediğini hissetmiştim ancak yinede bunun değişebileceğini o an ki travmatik, ağlamaklı, duygusal halimden dolayı dilemeye başlamıştım. “ Yenilen ve ayağa kalk, şimdi olmaz baba”

Kafamı yatağının başucuna kaldırdığımda 6 rakamını gördüm. Tekrar göz göze geldik. Babam adeta benimle semboller aracılığı ile konuşuyordu. Tasavvuf bilgime göre 6 kâmil olma ve üstatlığa geçme sayısıydı. O zaman şimdi üstatlığını kutlama ve çok boyutlu haline kavuşma zamanıydı. Tamamlanacaktı babam. Birden sarhoş gibi olmuştum. Benim bu alanda görevim olacak mıydı? Onun üstatlığını kutlamakla yeni bir realiteye-boyuta geçişinde yanında olacak mıydım? Ben birçok varlığın geçişine yardımcı olana biri olarak bu sefer babamın geçişini yaptırabilecek kadar dayanıklı olabilecek miydim? Hiçbir zaman bunu düşünmemiştim. Oysa babam şimdi beni bu konuda göreve çağırıyordu…

Babam ve Ben Ruhsal Planımızı Devreye Soktuk!

Yaklaşık 12 saat süren tetkik ve müşahede zamanı dolmuştu. Onu normal odaya alacaklarını söylediler. Bize de hazır olunca yanına girebileceğimizi ve bundan sonrası için, durumunu dikkatle inceleyeceklerini ve gerekli gördükleri an yoğun bakıma kaldıracaklarını anlattılar. Kısacası beklemek durumundaydık. Bu bekleyiş ne kadar sürecekti? Onun dünya katındaki görevi hala sürüyordu. Nefes aldığı sürece de yattığı yerden üstatlığına devam edecekti. Tüm bunları düşünürken babamın yanına çıkabileceğimizi haber verdiler.

Tekrar yanındaydım ve bakışlarımız birbirine kenetleniyordu. Bu sefer bilinçli olarak kafamı kaldırdım. Zaten de biliyordum. Yatak numarası 9’du. Koca çınarım tamamlanıyordu benim. Ruhsal plan devredeydi. 10 sayısından önce 9 geliyordu bu sayı yenilenmeden önceki tamamlanma sayısıydı. Sembollerle iletişimimiz devam ediyordu. Saatlerce eli elimdeydi ki artık bana dinlenmem gerektiği hatırlatılınca uyumaya çalıştım. Rüyamda babamın evindeydim. Ev komple yenilenmişti. Parkeler sökülmüş yerine yenileri yapılmıştı. Mutfak komple yıkılmış yerine yeni mutfak yapılmıştı. Baba ocağı yıkılarak büyük bir değişimi haber veriyordu adeta…

Gözlerimi açtığımda gözyaşlarıma boğuldum. Oysa güçlü olmam gerekiyordu. Ağlamamım sırası değildi. Babam gitme kararını vermişti ve bu kararını benim diğerlerine vermem en azından onları babamın geçişine hazırlamam gerekiyordu. Ancak ağlamama engel olamıyordum. O an yanaklarıma dokundum, kalbime şefkat duydum ve kendime her türlü duygusal inişler ve çıkışlar için izin verdim… Oh! Ağlamak ne kadar da güzelmiş meğer…

Kendimi çok daha iyi hissediyordum. Güçlü görüneceğim diye kendimi az daha bir oyunun içine sokmak üzereydim. Şimdi daha derinlerde babamla iletişime geçiyordum. Ruhsal plan devredeydi artık. Benim hiçbir şüphem kalmamıştı. Bundan sonra geçişi için birlikte çalışacaktık. Şuuru gitgide kapanıyordu. Ancak ben; onun, ruhsal planını hatırlayacağını ve burada farkındalığa ulaşarak çok kolay bir geçiş yapacağını biliyordum. Çünkü o benim babamı oynayan harika bir ruhtu…

Yoğun Bakıma Kaldırılıyor!

Başucundaydım tekrar. Nefes alırken çok fazla zorlanıyordu. Dayanamayıp sabaha karşı doktorları çağırdım. Bu sefer yoğun bakıma kaldırmaya karar verdiler ancak kendi üniteleri çok yoğun olduğu için bizi başka bir hastaneye sevk etmek üzere ambulans hazırlanmaya başladılar. Hazırlanma süresince arabada annemle yalnızdık. Şimdi konuşma sırasıydı. Onu incitmeden nasıl konuya gireceğimi düşünüyordum. Onun 51 yıllık hayat arkadaşıydı ve birbirlerini hala çok seviyorlardı. Babamın gideceğini nasıl söyleyecektim? Yüzüne baktım ve bunu kaldıramayacağını düşünerek vazgeçtim. En iyisi ellerini tutmaktı ve öyle yaptım.

Ambulans bizi sevk ederken ben de arkasından takip etmeye başladım. Hastaneye geldiğimizde saat sabahın 4’ünü gösteriyordu. Hastane çok tanıdık geliyordu ama çıkaramadım. Burası bana bir şeyler söylemeye çalışıyordu ancak o kadar yorgundum ki anlayamadım. Tam arabadan inmek üzereydim ki; kafamı kaldırdığımda hastanenin renginin masmavi olduğunu gördüm. Ve dayanamayarak anneme döndüm.

“Anne, babam buradan özgürlüğüne kavuşacak. Mavi özgürleşmek demektir. Merak etme her şey mükemmel olacak”

Özgürleş Baba ve Işığa Gel!

Nasıl bir uzun geceydi. Saatler bir türlü geçmek bilmiyordu. Dakikalar adeta devleşerek meydan okuyordu. Kimseyi arayamıyordum ya da arayamamak üzerimde baskı yaratıyordu. Neyse ki uykuya dalmışım.

İçimdeki ses bana bu sürecin tüm ayrıntılarını veriyordu. Yapmamız gereken en önemli şeyin babamın özgür iradesi ile gitme kararı verirse buna saygı duymamız olduğunu söylüyordu. Özgür irade nasıl güçlü bir şeydi? Bedeni gerçekten burada bırakma kararını vermek ve diğer boyutlara geçiş yapmak için bilinç yerinde değilken bile aslında sanki yerindeymiş gibi karar veriliyor olması nasıl bir deneyimdi? Peki, hal böyleyken özgür iradesi ile gitme kararını verecek olan babamın yakınları olarak buna nasıl bir anlayış gösterecektik? Başta annem 51 yıllık kocasını nasıl serbest bırakacaktı?

Artık duruma hâkim olma vakti gelmişti. Tüm ailemi toplayarak onlara durumu anlatmam gerekiyordu ancak bunun için “bilinci yerinde olmayan babamdan” izin almam gerekiyordu.

Bugün babamın yanına girme sırası bendeydi. 4 kız kardeştik ancak diğerleri yanına girme cesaretini kendilerinde bulamıyorlardı. Tıpkı benim 9 yaşımdayken ilk felcini geçiren babamın yanına girme cesaretimin olmadığı zamanlarda olduğu gibi. Babam bana bu yüzleşme fırsatını veriyordu adeta. O zamanlar korkunç acı çelen küçük kızı büyümüş şimdi babasının elinden tutarak onu karşıdan karşıya geçiren bir ruhu canlandırıyordu. Babamla bu oyunu en gerçekçi şekilde oynamak için ve ona olan son görevimi yapmak için yanına en steril bir halde sokularak usulca girdim. Odada hemşire vardı ve bana babamın artık hiçbir şeye tepki vermediğini, komutlara cevap vermediğini, dolayısı ile yanında çok fazla kalmamam gerektiğini söylemişti. Ben ona ve babamın makinelere bağlı olduğuna hiç aldırmayarak babamın elini tuttum. Hemşire ısrarla gitmiyordu. Bana verilen 5 dakikayı da onunla tartışarak geçirmeye hiç niyetim yoktu. Belli ki o da yanımızda olmalıydı… Ben babamla konuşmaya başladım.

“Baba ışığa gelmeni istiyorum. Beni duyuyor musun? Ben buradayım ve seninleyim. Beni duyuyor musun babacığım? Eğer duyuyorsan elimi sıkar mısın?”

“Babanız şu an size cevap veremez” dedi tekrar hemşire. Ben yine aynı sükûnette kalarak devam ettim ancak bu sefer içimden konuşarak ve “geçiş seremonisi” diyebileceğim bir törenle babamı ışığa davet ediyordum.

Babam gözlerini açarak bana bakmaya başladı. Göz geldik. O an içim gülümsemeye başladı çünkü ölümünün ölümsüzlüğünü yakalama anını bağışlamıştı babam. Elimi sıktı ve tekrar gözlerini kapadı.

Sessizce yanında durmaya devam ettim. Hemşire görmesi gerekeni görmüştü ve bana göre de hayat ona eşsiz bir an’a tanık olma şansı vermişti…

Artık anneme ve kardeşlerime durumu en açık bir şekilde anlatmam gerekiyordu ve öyle de yaptım. Onları bu sürece adapte etmek için hep birlikte babamı “temsili” olarak ışığa götürdük. En güzel tepkiyi annem verdi.

“Ben onu tam 30 yaşında giydiği mavi takım elbisesi ile uğurladım” dedi gözyaşları ile. “Bana gülümsüyordu” dedi. Annemize sarıldık… Hepimiz huzurluyduk… Mutluyduk… Burukluk var mıydı? Elbette vardı, o bizim babamız rolünü çok iyi oynamış ve topluma çok önemli hizmetleri olmuş bir ruhtu. Dolayısı ile onu bu bedende göremeyecek olmanın burukluğunun olması kadar doğal bir şeyin olacağını düşünemiyorduk bile…

Ve de öyle de oldu sevgili okuyucular… O ruh çok asil bir şekilde bizim yaptığımız bu çalışmadan sonra bedeninden özgürleşerek ederek ışığa yolculuk yaptı. Giderken kendine yakışan bir şekilde iz bıraktı. O gün Haliç Köprüsünün halatı kopmuştu ve dolayısı ile trafik ciddi anlamda felç olmuştu. Adeta tıpkı kendi dünya halatının kopmasına neden olan felcinin kalıntılarını özgürleştiriyordu... Yıllarca azimli bir şekilde yaşama olan bağlılığı; onun hayatında hiçbir şeyi aksatmadığı gibi cenaze töreni de, ne halat kopmasını ne de trafiği dinlemişti… Yıllar önce duyduğum Yogi Bhajan’ın sözü o an nedense aklıma gelmişti. “Özgür olan bir özgürlük yoktur.” Oysa şimdi tüm kalbimle hislerim bana bunun tam tersini söylüyordu. Özgürlük hissi hiç bu kadar özgürleştirici olmamıştı… Babam yaşamın tadına esas şimdi bakmaya başlamıştı…


kaynak

Depresyonda Tanı ve Bilişsel Davranışçı Psikoterapi Eğitimi, Ankara

Fenomen Psikoloji ve PİES (Psikoterapi İnteraktif Eğitim Seminerleri) İşbirliği

İle

DEPRESYONDA TANI VE BİLİŞSEL DAVRANIŞÇI PSİKOTERAPİ EĞİTİMİ, ANKARA


Prof. Dr. Selçuk ASLAN

Eğitim Programı

Bilişsel Davranışçı Terapide Temel Kavramlar (1 saat)Depresyonun DSM Tanısı ve Klinik Özellikler -Biyolojik ve psikososyal nedenler ve kuramlar (1 saat)Depresyonda kullanılan tanı ve izleme ölçekleri- Depresif Belirti Envanteri ile olgu örneği (1 saat video ve uygulama)Depresyonlu bir olgunun Bilişsel Davranışçı Psikoterapisinin planlanması ve olgu formulasyonuDavranışçı ve Bilişsel terapide müdahale yöntemleri (1 saat)Depresyonda Bilişsel Davranışçı Psikoterapi (BDT) ilkeleri (1 saat)Olgu örneği ve BDT uygulama süreci (1 saat)

Eğitim Tarihi: 30 Eylül  2012 Pazar Günü

Eğitimin Süresi: 09:30 – 17:30 ( 7 saat )

Eğitimin Düzenleneceği Yer : Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi Uğur Mumcu Caddesi No: 85/6 Çankaya Ankara

Eğitime Kimler Katılabilir?

Ruh sağlığı hizmeti sunan profesyoneller: psikiyatrist, psikolog, psikolojik danışman, ve bu alanlarda eğitimine devam eden lisans 4. Sınıf öğrencileri katılabilir.

Eğitim Sonunda Verilecek Belge: Eğitim sonunda kurum onaylı Katılım Sertifikası verilecektir.

Kontenjan:Katılımlar kontenjanla sınırlı tutulacaktır.

Eğitim Ücreti:

Genel Katılım Ücreti: 230 TL + (KDV)  Toplam 271 TL

Öğrenciler İçin: 200 TL + (KDV) Toplam 236 TL

Kayıt: Eğitime kesin kayıt yaptırmak isteyenlerin en geç 28 Eylül 2012 Cuma gününe kadar eğitim ücretini aşağıdaki hesap numarasına yatırmaları gerekmektedir.

Lütfen ödeme yaparken açıklama kısmına Adınız Soyadınız ve  “Deprestonbdt  yazınız. Eğitim ücretini yatırmadan önce lütfen ararayarak kontenjan durumu hakkında bilgi alınız.


Eğitimci  Prof. . Dr. Selçuk ASLAN Kimdir?

Bilişsel Davranışçı Terapi alanında psikoterapi ve klinik çalışmalarını sürdürmektedir.

2010 yılından beri “Academy of Cognitive Therapy” üyesidir.

1969’yılında doğdu, Tıp eğitimini Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde 1993 yılında, psikiyatri uzmanlık eğitimini aynı fakültenin psikiyatri bölümünde 1999 yılı sonunda tamamlamıştır. 2000 yılında Gazi Üniversitesi, Psikiyatri Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmaya başladı. 2006 yılı sonunda Doçent ünvanı almıştır.2012 yılında Profosör ünavnını alan ASLAN  aynı bölümde öğretim üyeliği görevini sürdürmektedir. Evli ve bir çocuğu var.

İlgi Alanları

Bilişsel Davranışçı Psikoterapi uygulamaları: (Panik bozukluğu, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, sağlık kaygısı tedavisi v.d.)Uykusuzluk ve diğer uyku bozuklukları,Grup psikoterapileri uygulamalarıPsikofarmakoloji: Antipsikotikler, antidepresanlar, hipnotik ilaçlar, psikiyatride akılcı ilaç tedavisi uygulamaları.

 Bilimsel Kuruluşlara Üyelikleri :

Türk Psikiyatri Derneği Kurucu Üyesi 1995-Psikiyatri Asistanları ve Uzmanları Derneği, Yönetim Kurulu üyeliği (1995-1999)Türk Uyku Araştırmaları Derneği üyesi 2004-Uyku Derneği Üyesi ve Psikiyatri Çalışma Birimi Sorumlusu 2006-Kognitif Davranışçı Terapi Derneği, Yönetim Kurulu üyeliği 2005-Ankara Çağdaş Psikoanalitik Psikoterapiler Dernegi Kurucu Üyesi. 2006-Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Aytaşım

İlk aytaşımı çocukluğumda çok sevdiğim bir arkadaşım hediye etmişti. Bütün çocukluğum boyunca Urla’ da herkes uyuduktan sonra saatlerce Dolunay’ı seyreder, konuşur, Ay’ a gitmenin yollarını arardım. İlk aytaşı bana geldiğinde Dolunay’da yıkandıktan sonra daha çok parladığını fark ettim, sonraları bunun aslında bir ritüel olduğunu öğrenecektim. Beraber uyuduğumuz ilk gece hem rüyalarım harikaydı hem de çok erik yemekten müzdarip midemin ağrısı geçivermişti.

2000 Temmuzunda da bir Üstade ile karşılaşmıştım. Benim için çok önemli kapıları açılmasına vesile olacağını belki de çok bilmiyordum ilk gördüğümde onu… Hayatım için hem önemli kararlar vermek üzereydim hem de Ruhsal Yolculuğumda önemli kavşaklardan geçiyordum, Rüyaları araştırmaya toplamaya başka eğitimler almaya başlamıştım. Bir sohbete davet edilmiş fakat biraz geç kalmıştım arkadaşlarım bana çok bozulmuşlar. Üstadın bu tür durumlara çok dikkat ettiğini söylediler, çok sorun olacaksa katılmayabileceğimi söyledim ve gitmek üzereydim ki içerden yumuşak bir ses geldi, sanki bir şarkının sözleri gibiydi, “Kapı sana açık gelmek ister misin” dedi biri… Bir hamleyle başımı kapıdan içeri uzattım, uzun beyaz elbiseli kızıl saçlı bir Kadın çember şeklinde oturmuş insanların arasından gülümseyerek bana bakıyordu elinde Kocaman beyaz parlak bir aytaşı vardı, hemen içeri girdim, aralarında yaşça en küçük bendim, arkadaşlarımın özür mazeret demesine izin vermeden Lütfen dedi aynı melodik ses ile… Neden geç kaldığın önemli değil gelmen önemli dedi. Dilim tutulmuştu ve hem Kadının güzelliğine hem de aytaşına kilitlenmiştim.

Toparladım, uyuya kaldım uykuyu severim rüyamdan dönmek istemedim dedim ben de gülümseyerek… “uykucu kedi” diyerek cevap verdi. Şaşırmıştım bu insanlar benim çocukken kendimi kendi sandığımı, rüyalarımda kedi olarak dolaştığımı bilmiyorlardı. Hemen gardımı alabilirdim, belki hipnotize falan olacaktım. Ama aytaşı o kadar güzel parlıyordu ki kalkıp gitmek ile kalmak arasında üç saniye düşündüm, istersem gidebileceğimi hissettim vazgeçtim, ama hala ayaktaydım, ben tam çemberin içinde olmalı mıyım diye düşünürken… Aynı melodik ses “Gelmek istersen çembere girebilirsin” dedi.

İlk Çemberime ben de o an adım attım, karşısında bir yere oturdum. Üstat Şamanizm, Enerjiler, Pagan Kültü ile ilgili pek çok farklı kültürden ritüelleri anlattı, nedense tanıdıklık hissi vardı bu anlatılanlarda… Gözlerimi aytaşından ara ara ayrılabildiğinde not alıyordum, göz göze geliyorduk, kulaklarımı açmış ilgiyle dinliyordum. Anlatımların sonunda bir meditasyon yapmayı önerdi,

Çember toparlandı, herkes yerleşti, biran herkes bana baktı, sanki baştaki kaçıp gitme duygumu biliyorlardı, “Buradayım Buradayım Kaçmıyorum” dedim.” gülerek… Bir kahkaha koptu. Çember meditasyonuna hazırlanırken, bir şey eksik gelmeye başlamıştı bana… Üstade’ye baktım göz göze geldiğimizde başıyla evet dedi, odanın içinde bir yerlerde adaçayı, defne, ökseotu buldum, toprak bir tasın içine yerleştirdim, tası çemberin ortasına koydum, beyaz bir mum yaktım, yerime oturdum, bunu nasıl bildiğimi bilmiyordum ama biliyordum. Ben yerime oturduktan sonra Üstade Kocaman aytaşını toprak tasın yanına gümüş bir kapta suyun içine yerleştirdi. Aytaşının ışığı çoğalmıştı. Işık çoğalırken meditasyona başladık, Nefesler, sakinleşme, gevşeme… Hangi arada ne kadar sürdü hatırlamıyorum.  Sadece aytaşına odaklanmıştım, derken sesini duydum. “Çember Bilgelik Çemberidir, Bilgeliğe yemin edenler Işıklardır, öğretmenlerdir” dedi. Bir rüya vizyondaydım. Ses devam etti “Bilgelik Yemini hatırla hizmet et çemberini aç” dedi. Olduğumda yerde sarsıldığımı hissediyordum Yukarı çekiliyor gibiydim önümde kocaman parlak bir ışık vardı, o ışığın içinden bir el uzandı, avucunda gümüş aytaşı bir yüzük vardı hemen çekip aldım. Tam o sırada bedenim acımaya başladı, gözlerim yanıyordu uyanma zamanı olduğunu anladım. Kendime geldiğimde sol avucumu sıktığımı fark ettim, elimi açtım baktım yüzük yok… Hissettiğim hayal kırıklığını anlatamam. Başımı kaldırıp Üstade’ye baktım. Gülümsedi, O senindir, sadece görünür kılmak için zamana ihtiyacın var, Işığını göster dedi. Uzun uzun bakı bana… Gülümsedim ama kendimi eksik hissediyordum. O günden sonra bir yıl boyunca beraber pek çok çalışma meditasyon yaptık. Anadolu’da pek çok yere gittik beraber… Bir Avrupa Ülkesinde yaşadığını biliyordum, gitmeden önceki meditasyonun sonunda bizi tekrar göremeyeceğini söyledi. Gerçekten bir daha görüşmedik dünyadan gittiğini öğrendiğimiz günün gecesinde çalışmalara katılanlar rüyamızda şarkı söylediğini duymuştuk o kadar… Son gün herkes ile tek tek konuştu. Bana sıra geldiğinde pek çok şeyi konuştuk vizyondaki yüzüğü sormak istiyordum ki cevap verdi, “O yüzük sende, yürüdükçe hatırlayacaksın yürüdükçe göreceksin ve sana gelecek o senin bilgeliğindir” dedi yine gülümseyerek…

Yaşamım boyunca Üstad ve Üstadelerim oldu, çok güzel insanlarla karşılaştım, hem maddede hem manada çok güzel hediyeler aldım. Yaklaşık üç yılda bir aytaşı hediyeler aldım. İlk aytaşım benimle beraber bütün ev taşımalarıma eşlik etti, yatağımın kenarında duruyor. Sonraki Kocaman, kitabımın yazılmasına eşik ediyor, Eşim bana parlak bir aytaşı bir kolye hediye etti, bir dostum aytaşı bir bilekliği kendisi hazırladı hediye etti. Aytaşlarının tamamı yaklaşık doğum günü zamanlarımda hediye geldi. Hem lunatik bir Yengeç olmam hem de aytaşını sevdiğimi bildiklerini biliyorum. O vizyonda gördüğüm aytaşı yüzüğü beklemeyi unutmuştum bile…

Bu yıl doğum günüm Yeniay zamanına denk geldiği için inanılmaz mutluyum, bol bol diledim, herkes için diledim, bana emek verenlere teşekkür ettim içimden… Evren bilir ne edeceğini. Derken doğum günümden birkaç gün sonra çok sevdiğim bir arkadaşıma kısa bir süre için uğradım Sohbet sırasında “Bu senin” diyerek önüme kırmızı bir keseyi bıraktı, önce içinden aytaşı bir kolye çıktı, tam teşekkür ederim derken...

Yüzük… 12 yıl sonra vizyonumdaki yüzüğün aynısı ne eksiği ne fazlası…

Etrafı sekiz parça işlenmiş gümüş içinde Parlak Kocaman bir aytaşı yüzük…

Gözlerim doldu, boğazım yandı, Teşekkür ederken sadece ona değil herkese, her şeye teşekkür ediyordum, yüzük elimde bir yudum su içtim, parmağıma taktım önce birazcık bol geldi tekrar çıkarıp taktım tam oldu. Ağlarken gözyaşlarım yüzümü yakmıyordu bal tadı vardı. Aytaşı yüzük 12 yıl sonra artık görünür olmuştu.

Doğru yerde olduğunu teyit etmekten başka bir şeydi bu,

Hayat Amacımda Yürüyorum bildiğim hep bildiğimde hep yaptığımda yürüyorum.

Oldum değil Oluyorum Yolumdaydım Yoldaydım.

Bunları paylaşmayı parmağımda Aytaşı yüzüğümle yazarak bitiriyorum,

Gecenin Gümüş Kraliçesi Yeniay Gecenin Ortasında Parlıyor,

Bütün Çemberler Işıkla Aydınlansın, Her yerde Kızkardeşlerin Şarkıları Yankılansın…


kaynak

Fobi Nedir?

By admin on Ağustos 15th, 2012

Korkmak son derece doğal bir davranıştır ve insan yaşamının sürdürülebilmesi için gereklidir. İnsan, her şeyden önce, bilmediği açıklayamadığı ya da anlayamadığı şeylerden korkar. İlk insanların yıldırımdan, ateşten vahşi hayvanlardan korkmasının temel nedeni de budur. Karanlıktan, yıldırımdan, vahşi hayvanlardan vb. korkan insan, onlara ilişkin bilgilerini arttırdıkça bilinmeyenden kaynaklanan bu korkularını da yenebilme olanağına kavuşmuştur .

Korku, yaşamı veya güvenliği tehdit eden mevcut veya olası bir tehlike karşısında ortaya çıkan duygusal bir tepkidir. Güvenliği tehdit eden herhangi bir durumda böylesi bir tepkinin ortaya çıkışı, yaşamın devamı için gerekli, hatta şarttır. Duyulan korku tehdit edici uyarana karşı gerekli, hatta şarttır. Duyulan korku sayesinde tehdit edici uyarana karşın gerekli acil tedbirler alınır ve yaşam güven içinde sürdürülür. Anksiyete, korkuya benzer bir duygu olmakla birlikte, anksiyeteyi ortaya çıkaran uyaran, korkuyu ortaya çıkaran gibi net olarak belirlenmemiştir. Kişi huzursuzdur, kötü bir şey olacağından endişe etmektedir. Ancak bu durumu açıklayacak nesnel bir tehlike ya da tehdit kaynağı tanımlayamamaktadır. Fobide ise oluşan tepki ve anksiyete, neden olarak gösterilen uyaranla orantılı olmayan bir şiddette ortaya çıkar. Fobik birey bu abartılı tepkisinin mantıksız olduğunu bildiği halde, bazen panik düzeyine varan fobik tutum davranışlarını önleyemez. Fobik bireyler, fobi oluşturan ortamlarda (yer, durum veya nesnelerden) ısrarlı bir kaçınma davranışı gösterirler. Bu tür korkular özellikle çocukluk döneminde doğal kabul edilir. Bunlar bireyin özgürce yaşamasını engellemediği gibi, çoğu kez herhangi bir terapötik müdahale gerektirmezler. Korku ancak insanın yaşamını kısıtladığı, özgürce yaşamasını önlediği zaman fobik Özellik kazanır. Fobilerde görülen anksiyete, panik bozuklukta olduğu gibi beklenmedik veya yaygın anksiyete bozukluğunda olduğu gibi serbest ve süreğen değil, özgül bir nesne, yer ya da duruma bağlıdır

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Okul Fobisi-Korkusu Nedir?

By admin on Ağustos 15th, 2012

Çocuklarda okul fobisi ve korkusu , çocukların okula gitmek istememe ve gitmeme durumudur. Bu durum okul çağındaki bir çocuğun okula gitmeyi reddetmesini ve bu güçlüğün bütün gün devam etmesini kapsar.

Bu da çocuğun okula giderken ya da okulda bulunduğu zaman dilimi içinde yaşadığı duygusal sıkıntı ve huzursuzluk olarak kendini gösterir. Bu sorun çocuğun evden ayrılarak okula gitmeyi reddetmesini, buna zorlandığında kaygı duymasını, okula gitmesi ancak daha sonra derslere devam etmeyip okuldan ayrılmasını, okul günlerinde psikosomatik (psikolojik kaynaklı bedensel yakınmalar)  yakınmalar veya öfke patlamaları gibi davranış sorunlarının olmasını, okula gitmek yerine bakım verenleriyle evde kalmayı tercih etmesini de içerir.

Okul fobisinin nedeni anne ve bebek arasında kurulan güvenli bağlanma ilişkisine kadar uzanmaktadır. Anne ve çocuk arasındaki bağlanma örüntüsünün ne derece sağlıklı kurulduğu ilk resmi ayrılık olan okula başlama ile test edilebilir. Bebeğin annesine bağlanmasındaki temel neden gereksinimlerinin karşılanmasıdır. Kuşkusuz ki bu gereksinimlerin hepsi aynı yoğunlukta değildir. Bazıları belirli bir önceliğe sahiptir. Annenin bebeğin gereksinimlerini karşılayabilme derecesi ileriki dönemde bebeğin bir birey olarak ortaya koyacağı davranışlar üzerinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Anne yalnızca açlık ve susuzluk gibi birincil gereksinimlerin doyurulduğu bir merkez değildir. Bebeğin anneye bağlanmasının en önemli nedenlerinden birisi, annenin bebekteki korkuyu azaltma yeteneğidir. Bebeklik ve erken çocukluk döneminde, yeni bir durumla karşı karşıya kalındığı zaman, çocuğun göstereceği tepkiye annenin davranışı çok belirleyicidir. Piaget’nin 2-7 yaş arasındaki süreci kapsayan işlem öncesi döneminde, uyaranlara karşı nasıl tepki verileceği biçimlenmektedir. Bu dönemde çocuk dil yeteneklerini ve simge oluşturma becerisini geliştirir. Belirteçleri (nesnel durum, nesnelerin yerine geçen sözcük ve imgeler) anlamlardan (bu kelime ve imgelerin çağrıştırdığı algılanamayan durumlar-olaylar ) ayırt etmeye başlar. Nesne sürekliliğini kazanan çocuk, oyunlarında düş gücünden yararlanmaya başlar. Nesnelere işlevleri dışındaki olguların simgeleriymişçesine davranma yetisi bu dönemde gelişir. Bu düzeyde çocuk gittikçe artan bir biçimde dış dünya ve kendi eylemlerinin soyut betimlemelerini denemeye başlar. Korku, kaçma ve kaçınma davranışları da bu dönem içerisinde öğrenilmektedir. Bu dönemde görülen en belirgin korku ise ayrılma korkusudur. Ayrılma korkusunda, korkunun nedeni genellikle çocuk değil, annedir. Anne, çocuğun kendisinden ayrılıp, örneğin okula başlamasını istemez ve bunu çok dolaylı ve ince iletilerle çocuğa aktarır. Anne, çocuğa o okula başladığında kendisinin bütün gün onu bekleyeceğini, bunu yaparken onu çok özleyeceğini, birlikte ne kadar güzel zaman geçirdiklerini anlatmaya başladığında ve bunu uzunca bir zaman sürdürdüğünde, çocuk okula başlamayı adeta annesine ihanet etmekle eşanlamlı tutmaya başlar ve okula gitmek istemeyebilir. Bu da okul fobisi ya da ayrılma kaygısı olarak tanımlanabilir. Bu durumda; ayrılma korkusunun uzamış haline de okul fobisi demek yanlış olmayacaktır. Çalışmalar, özellikle ilkokul döneminde olan çocukların yüzde beşinin okul fobisi yüzünden okuldan geri kalmakta olduğunu göstermektedi.

Çocuklarda görülen okul fobisi ve korkusu bazı uzmanlara göre temelinde bir ailenin yaşadığı toplu psikolojik problemdir. Okul fobisi yaşayan çocuğun aile bireyleri de birbirlerine bağımlıdırlar. Bireyler kendisine ya da aileden başka birilerine bir şeyleri olacağı korkusunu yaşarlar. 5 temel aile etkileşimi en sık görülenidir.

Anne ya da baba kronik anksiyeteden yakınmakta ve kendilerine bir şey olacağından korkmaktadırlar.Anne- baba çocuğa yolda bir şey olacağından korkmaktadırlarAnne ya da baba genel tutumlarında çocuğun kendilerine bağlı ve bağımlı kalmasını istemekte ve desteklemektedirler.Çocuk kendi yokluğunda anne veya babasına bir şey olacağından ya da kendisini bırakıp gideceğinden korkmaktadırlar.Çocuk anne ve babasının yokluğunda kendisine bir şey olacağı korkusundadır.

Okul fobisi olan çocuklar genellikle başarı korkusu olan uslu, uyumlu, aşırı onay bekleyen ve ailesine bağımlı çocuklardır. Bu kişilik özelliğine sahip çocuklarda tetiği çeken bir etken okul korkusunu başlatır.

Okul fobisini tetiklediği düşünülen bazı olaylar olduğu bilinmektedir. Bunlar:

Anne-çocuk ilişkisinin karşılıklı bağımlılık şeklinde biçimlenmiş olması,Annenin çocuğa karşı aşın koruyucu-kollayıcı bir tutum içinde olması,Herhangi bir hastalık ya da tatil nedeni ile okuldan uzak kalma,Aile üyelerinden herhangi birisinde kaygı bozukluklarından birinin olması,Aile içinde sıkıntı ya da gerginlik yaratacak olayların varlığı,Okulda arkadaşlık ilişkilerinin bozulması,Okul ya da öğretmen değişikliği,Göçle yapılan çevre değişikliği,Yeni bir kardeşin dünyaya gelmesi,Okulda sıkıntı verecek olaylann varlığı,Çocuğun cinsel ya da fiziksel bir tacizle karşı karşıya kalması olarak sıralanabilir.

Çocuk okul fobisi çoğunlukla sinirli bir öğretmen, sınavda başarısızlık korkusu, kendisine kötü davranan bir arkadaştan korku gibi yüzeydeki bir nedenle açıklamaya çalışabilir. Bunlar kimi zaman da doğruluk payına sahiptir. Ancak, unutulmaması gerekir ki, genelde bu korkunun kökeninde, duygusal ilişki kurduğu kimselerin veya kendisinin başına bir şey gelmesinde ve böylece kendisi için çok önemli bu kişiden ayrılma korkusu vardır.

Okul fobisi yaşayan çocukların temel duygusu gerçekte ayrılma anksiyetesidir. Okul çocuğu veya ergen, içinde bulunduğu durumda, normalde 24 aylık bebeklerin korkusunu yaşamaktadır. Okul fobisinin sağaltımı sırasında çocuk okula gitmediğinden dolayı suçlanmamalıdır. Çocuğun güveni kazanıldıktan sonra ona okula gitmesi gerektiği, okula gitmediği takdirde zamanla derslerinden geri kalma korkusunun da ekleneceği anlatılmalıdır. Çocuklarda davranış ve oyun terapileri etkili olurken ailelerle de kronik anksiyete, bağlılık ve bağımlılık problemlerinin çalışılması etkili sonuçlar vermektedir.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Spritüel Gelişim Uzmanları İçin Zor Kişilerle Başa Çıkma Sanatı

Biz spritüel rehberler ya da kişisel gelişim uzmanları, hoca olduğumuz kadar öğrenciyiz de. Öğretirken öğrenen ve bu yolla tamamlanmaya çalışan fanileriz. Arada kendi dönüşüm hengameleri arasında bizi zorlayan danışan ve öğrencilerimiz de oluyor elbet.

Bu yüzden de “Spritüel Gelişim Uzmanları İçin Zor Kişilerle Başa Çıkma Sanatı” konulu subjektif yazımı, bu yola baş koyan, zaman zaman Danışan ve Öğrencilerinden gelen zorlayıcı talepler nedeniyle muhtemelen saç baş yolan sizlerle de paylaşmaya karar verdim:

1- Size gelip “Hocam ben çok zor vakayım, on kişiye bedeldir benimle uğraşmak” diyenlere, “Sorun yok, on kişilik seans ücreti alırız bu durumda” cevabı verebilirsiniz. Pazarlığa açık olun, iki üç kişilik bedelde orta yol bulunur her zaman. Önemli olan danışan memnuniyeti.

2- Bir kere seansa gelip, günde üç kereden az olmamak kaydıyla, sizi aylarca telefonla taciz edebilme hakkını kendinde bulanlara laf arasında “Geçenlerde avukatım telefonla verdiği danışmanlık için de fatura gönderdi, ben bu kadar çok kazanmıyorum yahu” diye itiraz ettiğimde, “siz de kendi verdiğiniz telefon danışmanlıklarınızı faturalandırırsınız olur biter” dedi. “Aklıma yattı vallahi” deyin.

3- Eş, dost akraba eşrafından olup, haftada üç kez arayıp “Ay bugün yine kendimi iyi hissetmiyorum, biraz enerci yollar mısın?” diyenlere: “sana balık vermeyeyim, balık tutmayı öğreteyim” yaklaşımı uygun olabilir. Acil durumlar haricinde gelen bu tip taleplerin de sizin vakitsizlikten kendinizi iyi hissettirmediği söylemek de bir yol tabii.

4- Hiç çalışma yapmadıkları halde sürekli sızlanan, bahaneler üreten öğrencilerinize ise “Ne olursan ol yine gelme, çalış öyle gel, Eylül’de gel” deme hakkınızı kullanın. “Nasihat sadece vereni rahatlatır” sözünü de hatırlatabilirsiniz. Eğer amaçları bu yolla sizi rahatlatmak değilse, nasihat almaya artık farklı bir gözle bakacaklardır, emin olabilirsiniz.

5- Seans saatlerini aşarak size iki seans arası dinlenme hakkı tanıması gerektiğini unutan ve “bir sonraki danışanınız gelene kadar sizi yalnız bırakmayayım” hüsniyeti ile hareket eden danışanlarınızı bir sonraki randevunuzun bir mafya babası, seri katil olduğunu söyleyerek uyarın. “Sen şimdi git, iki saat sonra telefonumu çaldır, açmazsam polisi ara” diyerek onu da senaryoya dahil edin. Ancak, iki saat sonra çalan telefonu mutlaka açın! Aksi takdirde bir sonraki seansınızın ortasında mafya babasını yakalamak üzere gönderilen ekip evinizi basabilir. Bu, o sırada seansta olan danışanınızda yeni bir travmaya sebep vererek, size yeni bir kazanç kapısı yaratacak olsa da, etik değildir.

6- Yaşadığı değişimleri çözülme ve dönüşümden saymayan, daha “farklı” bir şeyler bekleyenler hep olacaktır. Derhal gidip bir sihirli değnek edinin ve farklı beklentiler içinde gelenleri onunla kurbağaya dönüştürün. Zamanla tekniğiniz oturdukça daha büyük dönüşümler yapacağınızı ilave etmeyi unutmayın.

7- Hızlı dönüşüm takıntısı olanları, hızlı olan çoğu şeyin kalıcı olmayacağına ikna etmek için bir miktar uğraşın, ancak işe yaramıyorsa modayı takip etmelerini önerin. Hızlı ve kalıcı olmayan dönüşüm ihtiyaçlarını 4 mevsim tatmin etmelerine olanak sağlayın.

8- Hap bilgi peşinde olan öğrenci adaylarınıza, konsantre ürünlerdeki gibi ambalajı ve içeriği küçültürken fiyatın arttığı örneğini vererek, eğitimlerinizi tam günden onbeş dakikaya indirebileceğinizi ama fiyatının on katına çıkabileceğini söyleyebilirsiniz. Tek sakıncası, kabul ve talep etmeleri olur ki, bu durumda ısrarla ne zaman eğitim alacaklarını sormak için aradıklarında son derece doğal bir şekilde “aradığınız numaraya şu anda ulaşılamıyor, lütfen daha sonra tekrar denemeyin” cümlesini bant kaydıymış gibi söyleyebilme konusunda tecrübe kazanmanız tavsiye edilir.


kaynak

Ankara Çocuk Psikolog

Ankara çocuk psikolog anahtar kelimesini kullanarak bu sayfaya geldiniz. Fenomen Psikolojik Danışmanlık Merkezi’nde çocuk psikologu ve pedagog bulunmaktadır. Uzmanlarımız çocuklarda görülen psikolojik problemlere yönelik oyun terapisi ve çocuklardaki problemleri tespit amacıyla zeka ve gelişim testleri uygulamaktadırlar.

Fenomen Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezi

Uğur Mumcu Cad. 85/6 Çankaya Ankara

Randevu ve Bilgi: 0312 446 40 76 – 0532 160 26 65

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Çocuklarda Okula Geçiş Süreci

By admin on Ağustos 14th, 2012

Çocukların doğum öncesi anne kamından başlayarak yaşamlarının özellikle ilk altı yılında edindikleri deneyimler, ileriki yaşamlarının temelini oluşturur. Öğrenmenin en hızlı olduğu bu dönemde çocuk çevresinde olup bitenleri adeta sünger gibi emer. Çocuk bu dönemde ailesine tamamen bağımlı yaşadığından zamanının çoğunu ailesiyle veya bakım verenlerle birlikte geçirir. Bu nedenle aile yaşamı çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal temeli bakımından en temel belirleyicidir.

Bu aşamadan sona gelen okul dönemi ise, çocuğun hayatında anne ve babadan sonra en belirleyici kişilerden biri olan öğretmenin girdiği, çocuğun aile dışında farklı etki alanlarına da açık hale geldiği önemli bir dönemdir.

Okul dönemi, çocuğun aileden uzun süreli ayrılıp, dış dünyaya açılmasını, başkaları ile ilişki kurmasını, kendi kendine yetebilmesini gerektiren, bir aşamadır.

Bu süreç çocuğun belirli bir süre ailesi yanında olmadan okulda kalmasını, okulla ilgili sorumlulukları, belirli bir oranda kendi özerk yaşamına adım atmasını da beraberinde getirir. Bundan dolayı okula başlamak, çocuk için önemli yaşam olaylarından biridir.

Bununla birlikte, okula başlama sürecinde kaygı ve heyecan yaşayan sadece çocuklar değil, aym zamanda anne-babalardır.

Her anne baba için çocuğunun okula başlaması heyecan verici bir olaydır. Günler öncesinden evin içinde sürdürülen sohbetlerde ve okul için yapılan alış­verişlerde kendisini gösterir. Okul, çocuğun kendini tanıması, güçlü ve zayıf yönlerini fark etmesi, sosyal ilişkilerini düzenlemesinde Önemli bir basamaktır.

Çocukların büyük bir çoğunluğu okula uyum sürecini sağlıklı bir biçimde atlatırken, bazı çocuklar için okula gitmek sürekli bir kaygı kaynağı olmaktadır. Okula başlamadan Önce çok istekli ve meraklı görünseler de bazı çocuklar için okula gitmek o kadar kolay olmaz. Okulun ilk günlerinde birçok aile, çocuğunun yanında, sınıfta oturmakta, bu normal kabul edilmektedir. Burada asıl sorun çocuğun günler geçmesine rağmen, çocuğun, annenin sınıftan ayrılmasını reddetmesi ile ortaya çıkar.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Ankara Psikolog Adresleri

Ankara’da psikolog adresleri anahtar kelimesini kullanarak bu sayfaya ulaştınız. Aşağıda Ankara Çankaya Gaziosmanpaşa’da bulunan psikolog adresleri yazmaktadır.

Fenomen Psikolojik Danışmanlık Merkezi Uğur Mumcu Cad. No:85/6 Çankaya Ankara

Telefon: 0312 446 40 76 – 0532 160 26 65

Fenomen Psikolojik Danışmanlık Merkezinde Uzman Psikolog, Pedagog, Çocuk Psikologu Bulunmaktadır. Ayrıntılı bilgi ve randevu için yukarıdaki telefon numaramızdan bize ulaşabilirsiniz.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

İstemek yeterli değildir; YAPMALIYIZ!.. Goethe

Birisi bu gün, ağacın gölgesinde oturabiliyor, 
çünkü birisi; uzun zaman önce bir ağaç dikti... 

Warren Buffet


kaynak

KENDİMİZİ İYİLEŞTİRMENİN BAŞLICA YOLLARI:

1. Her şerde daima bir hayır ara
Bilinçteki değişim, herhangi bir çareden daha değerlidir.

2. Kendine acıma
Ruhsal gelişmenin en büyük engelidir.

3. Sorunların için başkalarını suçlama
“Düşmanlar” aydınlanma için araçtır.
Kötülüğe kötülükle karşılık verme, kötülüğü iyilikle yen.

4. Kıymet bilir tutum edin
Bilincimizi olumsuz yönlerden çekip olumlu yönlere yükselten ruhsal bir disiplindir. Panzehir: Hayırlı dilekler, depresyona ve kendine acıma duygusuna karşı.

5. Kendinin veya başkalarının içinde bulunduğu durumu yargılama
Kıyaslamayın. Kendinin ve başkasının resmini tam göremeyeceğin için neyi kıyaslayacaksın.
Burada olmayı seçmek bile kahramanlıktır (cesur ruhlar).

6. Aşırı Duygusallıktan Kaçının
Tüm maddi şeylere sahip olamamanın da sevdiğiniz her şeyi aniden kaybetmek gibi, ruhsal bir sınav olduğunu farketmelisiniz.

7. Hastalık ceza değildir
Hastalıklar eski yaşamlardaki karmanın temizlenmesi için yüksek benliğimiz tarafından seçilir.
Tüm hastalıkların amacı bizi temizleyip arındırmaktır.
Her tür hastalığa tahammül ederken bir derece yükseliriz.

8. Hizmet için fırsat kolla
Dünyadaki hiçbir şey, arzularla lekelenmemiş saf düşünce kadar iyilik doğuramaz. Yüce güçle temas kurarak bizleri yükselten ve rehberlik eden yüksek enerjilerin kanalı olabilirsiniz.

9. Ölümün bir iyileşme olduğunu kabullen
Hayat değil beden kaybedilir.
Yardıma ihitiyacı olanın bizde yarattığı rahatsızlıktan kurtulmak için duyduğumuz bencil ihtiyaçtan arınabilirsek, acı çekene, ancak o zaman sevgi verebiliriz.
SEVGİ bir his ya da duygu değil, çok derin ve kapsayıcı bir anlayış ve kabullenmedir.

10. Gereksinimlerinden Arın
Şifacılıkta kişisel beklenti olması, her şeyi yapabilme yeteneğimize ket vuran bencilliktir.

11. Şifanın Kaynağı değil aracısın
Şifacı olmak için ne kadar az çaba harcarsak o kadar iyi bir aracı oluruz.
İhitiyaç duyulan şifayı bilemeyiz. İyileşmek mi, yoksa bedenden ayrılırken destek mi? Eğer İlahi Olan’ın rehberliğine kendimizi açarsak, insanların gerçek ihtiyaçlarına o kadar iyi hizmet ederiz.

12. Yaptığın görevin ve yeteneğinin ışıltılı cazibesine kapılma
“Çalışma, gözle görünür hale getirilmiş sevgidir.”

13. Yardım etmek istediğin kişiye ‘ruhunu aç’
Başkalarının ıstırabına, ölümüne ya da fiziksel iyileşmesine dahil olduğumuzda biz de farklı şekillerde değişiriz.

14. Aile, grup, ırk ve gezegen karmalarının işbaşında olabileceklerini unutma
Kişisel kaderi, daha geniş sonuçları olan daha geniş bir bağlam içinde kapsarlar.
Her bireysel yaşam, tüm grubun ilerlemesine hizmet eder.

15. İnsanlar, kendi koşullarının nedenini bilnçaltlarında bilirler.
Ve dönüştürücü amacını tamamlayana dek bu koşulu “yitirmeye” direnirler.
Kurtarmaya çalıştığımız sorun, onu geliştiren bir durum olabilir. Yani verdiğimiz şifa, plana müdahale ediyor olabilir. Bu durumda seyirci kalmak zor geliyorsa bizim de yardım almamız gerekebilir.

16. Dönüşüm zaman alır.
Şiddetli ıstıraplar anlayışa anlayış mutluluğa yol açar.


kaynak

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel