İnsanın görevi?

Şu an İslam'da Astroloji isimli bir kitap okuyorum oradan bir bölüm aktarıyorum.

İslam Tasavvufuna göre her insan; Allah[cc] 'ın ilminde ve planında [levhte] bir isim ve suret halinde  mevcut bulunduğu zamanda taşıyacağı bütün özellikleri ve yeryüzünde geçireceği eğitim ve imtihan programı ile birlikte tasarlanmış ve en ince ayrıntısına kadar bilinmektedir. Üstelik her insan kendisi için belirlenmiş bir zamanda kendisi için hazırlanmış bedene - mekana - çevreye indirilmekte ve eğitim programına başlamaktadır.

İslam Tasavvufu insanın kullukla olgunlaşması için çeşitli hadiseleri birer vesile kabul eder. Allah [cc] kuluna nimet verdiğinde şükürle, sıkıntı verdiğinde sabırla karşılamalı bu arada görevlerini gayret ve itina ile yerine getirmelidir. Çünkü hadiselerin zahirinden çok onlarla elde edilecek manevi kazanımlar önemlidir.
Kader şuursuzca düzenlenmiş tesadüfi hareket eden bir şey olmadığı gibi acımasız ve adaletsiz de değildir. Ancak kaderin gerçek adaleti bu dünyada gerçekleşmez öte dünya mükafatları ile tamamlanır.Aksi düşünüldüğü zaman astrolojinin göstediği metafizik düzenleme korkunç ve nefret uyandırıcı gelecektir.


kaynak

30 Ağustos Zafer Bayramımız Kutlu olsun!


HAKKIMDA!
Happy Health LifeTrainer! :)
{Kişisel Gelişim uzmanı/ Astroloji ile ilgilenen, enerji çalışmaları ve araştırmaları yapan, paylaşmayı seven, ufacık şeylerden bile mutlu olmasını bilen, hayata hep pozitif pencereden bakan, insanları ve hayatı çok seven, çok sevgi dolu, eşine aşık, evine aşık, çiçeklere aşık, güzel olan her şeye aşık, inançları çok kuvvetli, çok merhametli, adalet duygusu yüksek, haksızlığa gelemeyen, kavga ve tartışma olan ortamlardan kaçınan, zor beğenen, kabalığa ve basitliğe asla tahammül edemeyen, negatif olan hiç bir şeye hayatında yer vermeyen, uyumlu, okumayı, araştırmayı, müzik dinlemeyi ve gezmeyi, pek çok seven, sakin ve huzurlu, gülmeyi çok seven, çoook süslü tipik bir Terazi burcu aynı zamanda bir blog yazarıyım!..}
Tam 6 senedir bu blogta "Her gün yeni bir başlangıçtır!" diyorum!..
Uğradığınız için mutluyum!

Artık ışık saçan bir sağlık ve enerji ile doluyum...
Kalbimin her vuruşu ile içimden sevinç akıyor!
Kendimi seviyorum..! Kendimi çok seviyorum..!
BEN MUTLU BİR İNSANIM!¦



Kendimi, yaşamı, herkesi, her şeyi olduğu gibi
kabul ediyorum, içimdeki sevgiyi keşfetmek ve onu
herkese ve her şeye yansıtabilmek için
Yaradan'ım seninle bağımı koparmama izin
verme ve bana yardım et.
Verdiğin her şeye şükürler olsun.
Yaradan'ım her şey senin elinde,
huzurunda, sevginde.¦
Her şey olması gerektiği gibi.

2012 için aldığım kararlar var;
Bu iki küçük ÇAN
bunun için buradalar!
Her baktığımda kararlarımı bana hatırlatmak için...


kaynak

Tezahür çalışması mı dediniz? :)

Merhaba sevgili blog izleyicileri,

Yaklaşık 2.5 yıl önce bir yazı okumuş çok etkilenmiş ve bundan esinlenerek hemen akabinde Çalışma planı oluşturup uygulamaya karar vermiştim.
"Tezahür ettirmenin kaybolan sırrı"ndan bahsediyorum. Hatta daha sonrada adını bu kitaptan alan bir grup kurdum. Daha doğrusu her şey o kadar spontane gelişti ki grup kendiliğinden ortaya çıktı da diyebiliriz :)
Grupla birlikte çok güzel çalışmalarımız oldu ve ben çok çok güzel geri bildirimler aldım. Kendi adıma da hayatımda çok güzel gelişmeler olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Bununla ilgili sürekli ne zaman yapacağımızı soran mailler alıyorum ve hatta başladıktan sonra duyup daha birini tamamlamadan diğerini ne zaman yapacağız diye katılmak isteyenler oluyor.:)

Bundan sonraki ilk 21 günlük çalışma yılbaşı öncesinde olucak inşallah.
Ancaaaaaak sizlere başka bir çalışmanın müjdesini verebiliriiim:)

Lafı daha fazla uzatmadan { iyi ki de fazla uzatmadım ha! :)}söylüyorum. Grup sayfamızda
{blogtada olabilir}bundan böyle her Perşembe saat 23:00 da Tezahür çalışmalarımız olucak. Eveeet.:)

Grup olarak yapılan çalışmalardaki ortaya çıkan gücün ayrı bir araştırma konusu olduğundan defalarca bahsetmiştim. Ve bizde ortaya çıkan gücün enerjisini çalışmalarımızda yaşayarak bizzat gördük.
Bu defa enerjilerimizi tek bir niyet üzerinde birleştirerek çalışacağız. Yani; her hafta ayrı bir konu seçip mesela bir hafta bolluk bereket, bir hafta sağlık, bir hafta ilişkiler vs. gibi...

Çalışmamızı nasıl yapacağız?

İlk olarak çalışma saatinde yani 23:00 da kendimizle başbaşa olabileceğimiz sessiz bir ortama geçip mümkünse gevşeyelim. Rahat bir biçimde oturup derin nefesler alalım, kaslarımızı ve bedenimizi gevşetelim. Yaptığımız çalışmanın etkili olabilmesi için enerjimizi güzel şekilde dengeye getirmemiz çok önemli. Hazır olduğumuzda sizlere vereceğim niyeti 1 defa hissederek, özellikle de o anda bizimle birlikte bu çalışmayı yapmakta olan güzel insanların o güzel enerjilerini ve birlikte yapmanın verdiği gücü, bir çok insana belkide o an ettiğiniz dua ile faydanız olabileceğini hissederek... o anda büyük bir enerji alanı içerisinde olduğunu hissederek okuyalım...

Niyetimizi okuduktan sonra o niyet ile ilgili bir Esma da okuyacağız.

Niyet ediyorum Tezahür çalışma grubunun Niyet çalışmasına sevgi ile katılmaya. 
Ve bu Çalışmada yer alan tüm arkadaşlarımla saf sevgimle ve gücümle bir araya gelmeye.. 
Bu niyet çalışmasının üyelerinin {fiziksel, ruhsal ve bedensel olarak tamamen sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı zengin ve bereketli  olmalarını ve kendilerini çok iyi, güçlü, huzurlu,} mutlu hissetmelerini seçiyorum. 
Niyet Çalışmasında yer alan her bir gönül dostumun tamamen güvende olmasına ve bütünüyle korunmasına niyet ediyorum. 
Niyet Çalışmasının bir parçası olarak bana gelen tüm olumlu dua enerjilerini sevgiyle kabul ediyorum. 
Niyet Çalışmasında ki tüm bu çalışmaya katılan arkadaşlarımın ve benim bütünün hayrına olacak güzel seçimlerimizin kolaylıkla güzellikle gerçekleşmesini sevgiyle kabul ediyorum" 
Amin!

Daha sonra niyetimizi bir defa daha tekrar edebiliriz.

Çalışmamız böyle.
Sizlerden tek isteğim çalışmaya gerçekten katılacak olanlar "beğen" butonunu tıklasın. Bu tamamen katılımın ne kadar olduğunu ne kadarlık bir enerji ile çalıştığımızı görmek için...

Şimdilik hepsi bu.
Bundan böyle her Perşembe {inşallah} Çalışmalarda görüşmek üzere hoşçakalıııın:)


kaynak

Seçim sizin!

Enerji akışınızı anlamak ve değiştirmek istiyorsanız, düşüncelerinizi yeniden yapılandırmanız, hayati bir önem taşıyor. Yaşamınızın kalitesini belirleyen şey, inançlarınız, mutluluk ya da mutsuzluk eğiliminizdir. Yorgun bir ru
h, enerjinizin çökmesine neden olur. Bu durum ise kaderinizi karartacaktır!
Hafiflemenin, enerjinizi parlatmanın ve karanlık düşüncelerden kurtulmanın zamanı geldi. Düşüncelerinizi değiştirmeniz, size Pollyannacılık gibi gelmemeli. Bu işlem kişisel enerji alanınıza güçlü ve olumlu bir akım sağlayan bir alternatördür. Kuantum fiziğine göre, gerçekliğinizi yaratan ve yaratma gücüne sahip olan şey bilincinizdir.

Seçim sizin. Olumsuz enerji frekansları yaymaya devam etmek zorunda değilsiniz. Bu akımı daha olumlu bir yaklaşıma dönüştürebilirsiniz. Karamsarlık yerine iyimserliği seçtiğiniz an, arzularınıza kavuşma yönünde kuantum sıçramalar gerçekleştirebilirsiniz.


kaynak

Antika eşyaları negatif enerjilerinden arındırma..!

Antika eşya görünüş itibari ile her ne kadar hoşuma gitse de taşıdığı enerjiler yüzünden ürkütücü gelir bana...
Düşünsenize sizden önce birileri dokunmuş ona ve kimbilir ne gibi duygu düşünceler yüklüdür, iyi mi kötü mü?
Ben birinin takısını bile tak{a}mam.
Bu gibi eşyaları taşıdığı enerjilerden temizleme yollarını öğrendim ve sizle de paylaşmak istedim... Belki benim gibi düşünen birileri var ise işine yarar.
"Limon yağı" ile temizlemek negatif enerjilerden temizlermiş! Ayrıca bir ev için en iyi koku limon spreyi imiş!
Ve ayrıca; Değerli taşlarınızı da arada bir elma sirkesinde bekleterek biriken enerjilerinden arındırabilirsiniz mesela..


kaynak

Rüyalar alemine yolculuk

HAKKIMDA!
Happy Health LifeTrainer! :)
{Kişisel Gelişim uzmanı/ Astroloji ile ilgilenen, enerji çalışmaları ve araştırmaları yapan, paylaşmayı seven, ufacık şeylerden bile mutlu olmasını bilen, hayata hep pozitif pencereden bakan, insanları ve hayatı çok seven, çok sevgi dolu, eşine aşık, evine aşık, çiçeklere aşık, güzel olan her şeye aşık, inançları çok kuvvetli, çok merhametli, adalet duygusu yüksek, haksızlığa gelemeyen, kavga ve tartışma olan ortamlardan kaçınan, zor beğenen, kabalığa ve basitliğe asla tahammül edemeyen, negatif olan hiç bir şeye hayatında yer vermeyen, uyumlu, okumayı, araştırmayı, müzik dinlemeyi ve gezmeyi, pek çok seven, sakin ve huzurlu, gülmeyi çok seven, çoook süslü tipik bir Terazi burcu aynı zamanda bir blog yazarıyım!..}
Tam 6 senedir bu blogta "Her gün yeni bir başlangıçtır!" diyorum!..
Uğradığınız için mutluyum!

Artık ışık saçan bir sağlık ve enerji ile doluyum...
Kalbimin her vuruşu ile içimden sevinç akıyor!
Kendimi seviyorum..! Kendimi çok seviyorum..!
BEN MUTLU BİR İNSANIM!¦



Kendimi, yaşamı, herkesi, her şeyi olduğu gibi
kabul ediyorum, içimdeki sevgiyi keşfetmek ve onu
herkese ve her şeye yansıtabilmek için
Yaradan'ım seninle bağımı koparmama izin
verme ve bana yardım et.
Verdiğin her şeye şükürler olsun.
Yaradan'ım her şey senin elinde,
huzurunda, sevginde.¦
Her şey olması gerektiği gibi.

2012 için aldığım kararlar var;
Bu iki küçük ÇAN
bunun için buradalar!
Her baktığımda kararlarımı bana hatırlatmak için...


kaynak

ÖZ'e dönüş ve arınma çalışması


“Öncelikle, uyandıktan sonra sabahleyin, yatağınızın içinde sırtınız dik bir vaziyette oturun ve gözlerinizi kapatın ve içinizden “ sevgi ile değişmeyi talep ediyorum Nereye gidersem gideyim Tanrı {ben Allah'ım demeyi tercih ediyorum} benimle gelir” deyin ve içinizdeki sessizliği hissedin, içinize inin hiçbirşey düşünmeden içinizdeki sessizliği hissetmeye gayret edin. Düşünce geçmeye başlarsa “sevgi ile değişmeyi talep ediyorum” diye tekrarlayın içinizden. 3 veya en fazla 4 dakika yapın bu medidatif çalışmayı. Sonra derin bir nefes alın ve sevgiyle değişmeyi talep ediyorum. Nereye gidersem gideyim Tanrı {Allah'ım} benimle gelir” diyerek gözlerinizi kırpıştırarak açın. Sahip olduğunuz herşeye sükredin.

Sonra yataktan kalkarak (Enerjetik korunma ve Enerji Depolama Egzersizi) yapın.

Mümkünse açık havada, değilse bir odada da uygulanabilen bir dakikanızı alacak bu basit egzersizi tekrar anımsayalım :

Yüzünüzü cama, yani güneşe dönün. Ayaklarınızı tam olarak yere basarak, bacaklarınızı aralayın. Kollarınızı avuç içleri birbirine bakacak şekilde yukarı kaldırın. Işık dolu enerjinin yukarıdan gelip içinize aktığını, önce ellerinize, sonra kollarınıza, başınıza, boğazınıza, omzunuza, tüm üst bedeninize, kasıklarınıza, bacaklarınıza oradan ayaklarınıza aktığını hayal edin. Bu ışık sizi tümüyle kaplasın ve bu özel duyguyla tamamen yoğunlaşın. Sonra kollarınızı, ellerinizi birbirine dokunacak şekilde başınızın üzerinde birleştirin. Ardından avuç içlerinizi dışa çevirip, kollarınızı yavaş yavaş aşağıya indirirken, etrafınıza, ayaklarınızı kapsayan bir ışık çemberi çizdiğinizi hayal edin. Bu şekilde hayal etmeyi birkaç dakika sürdürüp, bu duyguya yoğunlaşın. Son olarak ellerinizi kalp bölgenize koyun ve başınızı hafifçe öne eğerek teşekkür edin.

Yüzünüzü yıkadıktan sonra göz bebeklerinizin içine bakarak ve gözlerinizi kırpmamaya gayret ederek, 3 kez “Kendimi bağışlıyorum, olduğum gibi kabul ediyorum, onaylıyorum, seviyorum ve tüm sevgimle özgür bırakıyorum” diyorsunuz. Gün içersinde iç sesinizi durdurarak aklınıza geldikçe bu onaylamayı yapın.

GÜN IÇINDE :
* KIZDIĞINIZ, SİZİ ÜZEN, OLUMSUZ ETKİLEYEN OLAYLAR, KİŞİLER OLURSA AKLINIZA GELEN HER AN İÇ SESİNİZİ DURDURARAK DEFALARCA VE SABIRLA
ALLAHIM SENİN SEVGİN VE YARDIMINLA, ………… (İSİM SOYAD/VEYA OLAY) TÜM SEVGİMLE BAĞIŞLIYOR, OLDUĞU GİBİ KABUL EDIYOR, ONAYLIYOR , SEVİYOR VE ÖZGÜR BIRAKIYORUM…

* ÖFKENİN, ENDİŞENİN, BOŞA HARCANAN BİR ENERJİ OLDUĞUNU FARKEDİN.

ÖYLE ANLARDA : HUZURLUYUM. SAKİNİM. GÜVENDEYİM. EMİN ELLERDEYİM. İHTIYACIM OLAN HERŞEY BANA SUNULUYOR DEYİN.

kaynak


kaynak

Çekim yasası {SECRET-SIR Kitabından..}

Başınıza gelen herşeyi, siz hayatınıza çekiyorsunuz ve hepsi zihninizde tuttuğunuz suretlerden dolayı size geliyor ve bu durum da sizin düşüncelerinizden kaynaklanıyor. Ne düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz. Eskinin bilge insanları bunu bilirlerdi.Mesela Babilliler, bunu hep bilirlerdi.Ama bilenler toplumun küçük "seçkin" bir kısmıydı.Sizce neden dünya nüfusunun % 1'i, dünyadaki toplam maddi gelirinin % 96'sını kazanıyor? Tesadüf olduğunu mu düşünüyorsunuz? Hayır değil!Düzen böyledir, onlar birşeyleri anlamışlardır. Onlar "sır"rı biliyorlar.Kendinizi bir mıknatıs gibi düşünürseniz (hepimiz biliriz ki mıknatısın bir çekim gücü vardır çekim yasası da "Benzerler birbirini çeker" der).Burada bir düşünce düzeyinden bahsediyoruz.
Bizim işimiz insanlara istedikleri şeyi, düşünmeyi öğretmek.İstediğimiz şeyi zihnimizde netleştirmek. İşte bu noktadan sonra evrenin en güçlü yasası işlemeye başlıyor; çekim yasası.En çok neyi düşünürseniz, onu kendinize çekersiniz ve o hale gelirsiniz. Bu prensip 3 basit kelimeyle açıklanabilir:Düşünceler nesnelere dönüşür; birçok kişi şunu anlamaz; her düşüncenin bir frekansı vardır ve düşünce ölçülebilir.Bir düşünceyi tekrar tekrar düşünürseniz ya da sürekli hayalini kurarsanız: (İstediginiz evi, yeni arabayı almak, ihtiyacınız olan parayı bulmak, veya ruh eşinizi bulmak); o düşünceyle ilgili olan frekansı uygun bir temele yerleştirirsiniz.
Düşünceler etrafa manyetik bir sinyal yayarlar ve bu sinyaller tekrar size dönerler.
Bolluk içinde yaşadığınız düşünün, kendinize çekeceksiniz.
Bu her zaman, herkes için işe yarar.
Sorun şu ki; çoğu insan istemediği şeyi düşünür!
Ve başlarına olumsuzlukların niye tekrar tekrar geldiğini merak eder.
Çekim yasası sizin bir şeyi iyi ya da kötü algılamanızla veya olmasını isteyip istememenizle ilgilenmez!
Sadece düşüncelerinize cevap verir. Eğer kendinizi berbat hissediyorsanız, yolladığınız sinyal budur: "Kendimi berbat hissediyorum."
Kendinize bu cümleyi tasdiklersiniz, bunu benliğinizin tüm katmanlarında hissedersiniz ve size fazlasıyla geri döner. İstediğiniz bir şeylere bakıp da "Evet bu!" dediğinizde, bir düşünceyi harekete geçirirsiniz.
Çekim yasası da, bu düşünceye cevap verir ve uygun şeyleri size getirir. İstemediğiniz bir şeye baktığınızda ve ona "Hayır!" diye bağırdığınızda onu uzaklaştırmaz, aksine onunla ilgili düşünceyi harekete geçirirsiniz ve bu defa çekim yasası o düşünceyle ilgili şeyleri önünüze getirmeye başlar.
Hayat, çekim yasasını temel alıyor. Her şey çekim yasası ile ilgili ve çekim yasası her zaman işliyor. İnanın, inanmayın, anlayın ya da anlamayın, her zaman işliyor.Geçmişi, bu anı veya geleceği düşünüyor olabilirsiniz.Bunu ister imgeleyerek, ister anılara giderek veya tefekküre dalarak yapın. Her şekilde o düşünceyi harekete geçirirsiniz ve evrenin en güçlü yasası olan çekim yasası, bu düşüncenize cevap verir.Oluşum her an devam ediyor. Her anın kendi düşüncesi ya da sürekli bir kuantsal düşünce şekli vardır.Çekim yasası: "Neyi düşünür ya da odaklanırsan onu alırsın" der.Ondan yakınıyor olman, yakındığını sana daha çok yaklaştırır.Çok pozitif bir bakışımız olabilir ve pozitif kişi, olay ya da durumları kendimize çekebiliriz.Ya da tam aksi; negatif yönelimli ve kızgın olabiliriz, bu durumda da olumsuz kişi ya da koşulları kendimize çekeriz.Bilinçli veya bilinçsiz, aklınızda tuttuğunuz; sizi (olumsuz) etkileyen düşüncelerden kurtulun! Asıl zorluk budur. "Sır"ra dikkatli bakın... Günlük hayatınızda düşüncenin gücüne... Tek yapmamız gereken gözlerimizi açıp bakmak.Çevrenizde çekim yasasının kanıtlarını görürsünüz.En çok hasta olan, hastalıktan en çok bahsedendir.Bolluktan en çok bahseden, bolluk içindedir.Çekim yasası her yerde aşikardır, eğer ne olduğunu anlarsanız.Siz bir mıknatıssınız, düşünceleri, insanları, olayları, hayatları kendinize çekersiniz.Yaşadığız her olayı bu güçlü çekim yasasıyla kendinize çekersiniz.Size sadece "istekli düşünce" veya "ha-yal kur-ma çıl-gın-lı-ğın-dan bahsetmiyorum"; size daha derin, temel bir anlayıştan bahsediyorum..Kuantum fiziği gerçekten tam da bu keşfi işaret etmeye başlıyor."Aklın olmadığı bir evren düşünemezsiniz." diyor.Aslında algılanan her şeyi akıl şekillendirir.Anlamamanız, reddetmeniz anlamına gelmez.Elektriğin nasıl oluştuğunu da anlamazsınız; ilk başta kimse elektriğin ne olduğunu bilmiyordu; bilmesine de gerek yoktu ama herkes ondan faydalanıyordu.Siz elektriğin nasıl çalıştığını biliyor musunuz?Hayır ama elektrik sayesinde fırında yemek pişirebilirsiniz, öyle değil mi?İnsanlar çekim yasasını anlamaya başladıkça, çoğunlukla önceden sahip oldukları olumsuz düşünceler nedeniyle korkarlar.Bilimsel olarak açıklanmıştır ki, yapıcı düşünce, olumsuz düşünceden 100 kat güçlüdür. Eh, o zaman bunu biliyorsanız , korku azalır.Zaman tamponu olan bir gerçeklikte yaşıyoruz ve bu gerçekten işimize yarıyor. Düşüncelerinizin anında gerçekleştiği bir çevrede yaşamak istemezdik, öyle değil mi? Düşüncelerinizin ortaya çıkışı biraz zaman alır ve bu iyi gerçekten iyi bir şeydir!Düşüncelerinizi fark etmeli, seçmeli ve bundan hoşlanmalısınızÇünkü siz, kendi hayatınızın şaheserisiniz, siz hayatınızın "Michelangelo"susunuz ve bunu düşüncelerinizle yapıyorsunuz.Geçmişte bu "sır"rı bilen liderler, "sır"rı sakladılar; böylece "gücü" kendilerinde tutup, paylaşmadılar ve insanlar bu "sır"rı bilmediler.İnsanlar, işe gittiler, eve geldiler, çalışmaya devam ettiler."Güç"leri olmadan koştular, çünkü "sır"rı çok az insan biliyordu.Yasaları olan bir evrende yaşıyoruz; mesela yerçekimi yasası, eğer bir binadan düşerseniz, iyi insan veya kötü insan olmanız hiç farketmez, yere düşersiniz.Hayatınızdaki her şeyi -yakındıklarınız dahil- hayatınıza siz çektiniz!İlk bakışta bunu duymaktan nefret edeceğinizi biliyorum; diyeceksiniz ki:"Trafik kazasını ben çekmedim". "Bu durumu ben çekmedim"ya da yakındığınız herhangi bir şeyi çekmediğinizi iddia edeceksiniz.Bu noktada söylemeliyim ki; evet hepsini siz çektiniz!Bu anlaması en zor olan kavramdır. Ama bir kez kavranırsa, hayatınızı değiştirir.Bu büyük "sır"rın bir parçasıdır. Birçoğumuz terslikleri çekeriz ve bunu kontrol edemeyeceğimizi çünkü bunun, doğal yapımızda otomatikman var olduğunu düşünürüz. Bunu ilk kez duyuyorsunuz,Düşüncelerimi değiştirmek zor olacak, diyorsunuz.İlk başta öyle gelecek, ama sonra eğlenceli olacak.Sizden düşüncelerinizi yönetmenizi istemiyoruz, bu sizi çıldırtır.Zihninize farklı yönlerden, farklı objelerden, farklı o kadar çok düşünce gelir ki burada duygusal rehberlik sisteminiz devreye girer.Duygularınız, duygusal rehberlik sisteminiz ne düşündüğünüzü anlamanızı sağlar. Düşünceleriniz, duygularınızı oluşturur. Duygularımız, neyi kendimize çektiğimizi anlamamıza yardım ederler.Bize göre iki duygu vardır: İyi hissettiren ve kötü hissettiren.Her durumu bu iki duyguyla değerlendiririz.Olumsuz hisler; suçluluk veya öfke veya kırgınlık gibi bunların hepsi aynı iyi hissetmeme duygusunu yaşatırlar. Tüm bu hisler, bize o anda düşündüğümüzün istediğimiz türden bir şey olmadığını söylerler .Bunlara "kötü frekans" ya da "kötü titreşim" vb. de denebilir.İyi hisler; sevgi, mutluluk, umut gibi bize düşüncemizin isteyeceğimiz türden şeyleri getireceğini söylerler.Yani "Şu anda neyi kendime çekiyorum?" sorusunun cevabı hislerinizdir. Eğer iyi hissediyorsanız, devam edin doğru yoldasınız.

kaynak

Zalim misin, Mazlum mu?

"Ya kahraman olarak ölürsün ya da kötüye dönüşmeni izleyecek kadar uzun yaşarsın.” The Dark Knight 2008 film repliklerinden ve bence hayatı bir cümleye sığdırabilen nadir felsefelerden de biriydi.

Mikro dünya makroyu yansıtır deriz ya, çekirdek ailede yaşanan ilişkiler evrenin mikro seviyesini temsil ediyor ise makroya denk gelen toplum diyebilir miyiz sizce?

Kendi çocuklarımda gözlemlediğim en yegane şeylerden bir tanesi, davranışın öğrenilerek geliştiği, çocuklarımızın bizleri taklit ederek büyüdükleri gerçeğidir. Bir süre sonra ilginç bir şekilde taklit edilen davranış tarzı kişiliğinizin en önemli taşlarını oluşturur hale gelir. Bu noktada kendimize dönüp baktığınızda belki bir türlü çözüm getiremediğimiz birçok davranışın yine aileden geldiğini görmemiz olasıdır.

Çocukken nazik bir ruhunuz vardır. Hatırlayın, birisi bir şey söyledi mi içiniz paramparça olurdu, değil mi? Sürekli o duygunuzun kullanıldığını ve bilinçli bir şekilde yara aldığınızı düşünün ama kendinizi çocuk olduğunuz için yeterince savunamıyorsunuz.

Evet, belki hata yapıyorsunuz ama hataları göstermenin iki yolu var; birincisi sevgisiz ve vicdansız yaklaşım, arkadan vurma tekniği (bencillik, ciddi derecede ben merkezcilik), diğeri gerçekten o çocuğu iyi yetiştirme duygusu...

Ben şu an çocukların dünyasında taciz olayını tek tanımlı olarak da görmüyorum, tersine bir çok kolu olduğunu düşünüyorum. Bu, çocuğunu çok seven ve O'na iyilik yaptığını düşünen bir anne ya da baba tarafından da gerçekleştirilebilir. Örneğin, bebekken kendi kendine uyuyabilecek kadar toy ve küçük yenidoğmuşu sürekli emzirmek  ya da nefes alıyor mu diye uyandıran bir anne düşünün. Seviyor ve bebeği için en iyisini yaptığını düşünüyor, değil mi? Bir zaman sonra uyumak gibi en doğal ihityacını bile kendisi yapamayan bir çocuk yetişiyor, sonra o büyüyor ve koca insan olduğunda bile ilginç derecede bağımlılıklar geliştiriyor.

Kısaca, insanları davranış tarzınızla hasta edebilirsiniz ya da bir hastayı kendinizde olan huzurla iyileştirebilirsiniz de...

Üveylik demiştik...Bazıları için önceliklerin belirlenmesi ve o öncelikler içinde sizin yerinizin en arkalarda kalması ya da belki hiç olmamasıdır üveylik.

Bireyin kendi canını, kanını insan olarak sizden öncelikli görmesidir.

Bu her şekilde kendini gösterebilir. Ortada bir sermaye var diyelim, para,ev, maaş...veya hepsi olabilir, nasıl piyasalarda bir pastaya atlayan birden fazla şirket ölesiye mücadele ederse aynı şekilde üvey şahıs kendi çıkarları doğrultusunda  bir hareket planı belirler.

Bu noktada sizi oyun dışına çıkartmak için elinden ne gelirse yapar. Sürekli kötüleme, yapılan hiçbir işten memnun olmama, kendine azami derecede dinlenme imkanı yaratırken çevresinde kendisini sevenleri kullanma gibi...

Bir diğer örnekte ise, siz O'nun en değerli oğlu ya da kızıyla evlenmişsinizdir ve bir şekilde asla ve asla anacığının canısı agusu gugucuğuna layık olamamışsınızdır. Bunun da kendine göre bir çok sebebi olabilir, yeterince güzel değilsinizdir, eğitiminiz eksik kalmış olabilir, aileniz varlıklı olmayabilir, çalışmayı bırakmış olabilirsiniz vesaire vesaire...Her türlü zorlukta ve hatta doğumda bile önce oğlan düşünülür, her iki taraf uykusuzluktan bayılmak üzeredir ama oğluş uykuya gönderilir, O'na methiyeler düzülür, sevgi gösterileri yapılır, kendi çocukları azami methedilir...

Neyse işte,çocuğuna sevgisi ile düşünemeden kötülük yapanlar dışında bu tiplerin hepsine baktığımızda ortak noktanın vicdansızlık olduğu görüyoruz. Ayırım yapılan her yerde o kalpsizlik ve duygusuzluk vardır.

İnsanları seven, hayata pozitif bakan ve korkmayan bir bireyin davranış tarzı değildir üvey annelik, kayınvalide veya babalık...

İşin ilginç yanı, sosyal ilişkilerinde erkeklerden daha kuvvetli olan kadınların bu rekabet türünü daha fazla yaşamaları ve yaşatmalarıdır.

Kadınların hepsini genelleyici ve bir çatı altında toplayan düşünce sistemine göre hani anaç, sevgi dolu, koca memeli, herkese kollarını açan dişiler betimlenir ya bana göre bunun tam tersine hizmet eden bir sürü kadın görmek olasıdır.

Hatta kadının ve erkeğin eşit olduğu toplumlarda aile içi, annelik ve kadınlık önceliğini kullanarak sosyal ilişkileri düzenleme ve kuralları koyma açısından bu konular üzerinde uğraşmayı sevmeyen, beden dili okuyamayan, sözcüklerle oynamak için enerji harcamayan erkeklerin geri planda kalmaları son derece normaldir. O yüzden erkekleri dosdoğru savaş ve maç yapılan ortamlara atıyoruz ama kadınları görünmeyen, içten içe fethedilen ortamlara koyuyoruz. 

Davranış öğrenilir demiştik ya, belki kadınlar kendi nesilleri boyunca kendi kayınvalideleri ya da anneleri karşısında  orada olduklarını anlatmak için erkek kardeşlerinden daha fazla çırpınmışlardır ve karşılarına gelen diğer kadınlara ve hele de o dişiler eğer aynı pastayı paylaşmaya çalışıyorlarsa daha fazla tepki duyuyorlardır. Bilemem...Bana göre kötü davranış şeklinin mazereti yoktur.

Bazılarının elinde de değildir bu ayrımcılık ve kayırma duygusu.

Sorun, belki de birbirine normal hayatta merhaba diyip yollarına gidecek iki insanın bir şekilde aynı çatı altında yaşama zorunluluğuna girişmesidir. Ya da bir şekilde çıkarların ve gelecek korkularının çatışmasıdır. Belki daha ötesi o kadınlar birbirlerine o kadar zıt noktalardadırlar ki normal yaşamın içinde birbirlerine değil aile ferdi, arkadaş, komşu rollerini bile oynayamazlar. 

Ancak bu kadar olumsuzluk arasında ben her zaman küçüğün tarafını tutarım çünkü benim gözümde çocuğun sevgisi, önce büyükten gelen sevgi ve kabulleniş ile başlar.

Çocuk sevmeye kodlanmış bir şekilde erişkinin eline gelir.

Gülen, O'nunla gerçekten (rol gereği değil bunu bebekler bile bir şekilde anlarlar) ilgilenen bir yetişkine zaman içinde olumlu yanıt vermeyecek bir çocuk herhalde oldukça zordur.

Bir insana, hele en sevdiği evlatcığı elinden alınmış saplantısına girmiş önyargılı bir kadına veya kendi ve çocuklarının geleceği için para derdine girmiş bir dişiye/erkeğe kendini sevdirmek mümkün müdür?

En önemlisi ne kadar gereklidir ve hatta gerekli midir?

Başa dönüp, giriş cümlesine atıfta bulunmak gerekirse sanırım ben “kötüye” dönüşeli o kadar da uzun yılları geride bırakmadım, yalnızca hayatın getirdiklerine etki tepkiyse yaşamak, ona uydum.

Benim için yalnızca sevmeyi hak edenleri, çaba harcayanları, beni sevenleri sevmeyi öğrendim.

Sevmek için çaba harcanmaz ama seven insan çaba harcar. Bunun ayırdına vardım.

Sevgisizliğin sevgisizliği doğurduğunu, onun mutsuzluğa sebep olduğunu ve bunun nesillere yansıdığını gördüm.

Yaşlanmaktan kastedilen dünyanın bu acımasız kurallarını anlamak ve uyum sağlamaksa eğer, evet sanırım ben yaşlanıyorum.

Peki çocuklar? Onlar bu resmin her daim mazlumları...


kaynak

Eşruhunuzla Yolculuğunuz…

Onu yıllarca aradınız durdunuz… Belki O’dur diye nice O sandığınıza sarıldınız… Geceler boyu gökyüzüne bakıp “Ben burada yalnız başıma bu güzelim dolunayı izlerken, acaba benimle birlikte aynı anda oraya bakıyor mudur o” sorusunu yüreğinizde hissettiniz… Hatta kutsal mekanlara mumlar bile diktiniz… Ve günlerden bir gün onunla karşılaştınız… Belki davullar çaldığını hissetmediniz hani sanki hep olacağını düşündüğünüz şekilde, ama bir anda yanınızda beliriverdi o, hem de tam da ümidinizi kaybettiğiniz anda… Birlikte yürümeye devam ettiniz hayat yolculuğuna… Arada birbirinize bakıp gülücükler atıyor, durup durup sarılıyor ve yaşamı paylaştığınızı hissediyordunuz… Bu çok güzel bir duyguydu… Ve derken bir zaman geldi… Artık yolculuğunuzu birlikte sürdüremeyeceğinizi hissettiniz… Artık saatler vedalaşmayı gösteriyordu…

Ne Diyon Sen Be!

“Şurada hülyalı hülyalı dalmış gitmiştik be adam! Getirdin ayrılığı soktun. “Eş”ruhumuzu daha değil bulmak, kokusunu bile alamadık; sen gelmişsin ayrılık diyorsun.  Yazacak başka bir şey bulamadın mı!” ya da “Adamı bulacağız diye çatladık zaten, ne ayrılığı kardeş? Hem niye ayrılmak zorunda olayım ki ben tosunumdan! Ağzından yel alsın…” ya da “Eee hani “eş”ruh diğerlerinden farklıydı, herkes gibi olmuyordu? Nasıl yani?”… Bu yazıyı yazacağımı söylediğimde aldığım tepkiler üç aşağı beş yukarı böyleydi ve bunlar çok da şaşırtıcı değildi hani. Bana da bu şekilde gelse “gel çök yanıma da anlat ayrılığı gari” demezdim herhalde. Ama bununla birlikte evrende kabullenmemiz gereken bir gerçek de vardır ki her başlangıcın bir de sonu vardır…

İyi Tamam da Şart mı?

Alkışlamak için iki elimizi birbirine vururuz, o sesin çıkması için o vuruş anındaki kavuşma ve sonrasındaki ayrılış gereklidir. Yoksa tek bir şak! sesi çıkar ve gerisi gelmez, bunun da adı alkışlamak olmaz. Yaşam da alkışlamaya benzer, sesin çıkması için buluşmalar ve ayrılışlar olur. En temelinde doğarız ve sonunda da ölürüz. Başlar ve biter, biter ve başlar… Bu durumu yaşamınızda var olan her şeye uyarlayabilirsiniz.

Konu “eş”ruh olmaya gelince, ayrılmanın anlamı illa fiziksel ayrılış da olmayabilir. Öyle bir yaşam sürersiniz ki 20 yaşında tanışırsınız 100 yaşında öldüğünüzde ayrılırsınız. Evet “ölüm bizi ayırana kadar” senaryosu da her zaman mevcuttur da bu en ideal ilişki modeli midir? Siz 20 yaşında tanıştığınız bir insanla ömrünün sonuna kadar birlikte olacaksınız da ancak o zaman enfes bir ilişkiye sahip olmanın huzuruyla bu dünyadan ayrılacaksınız diye evrensel bir kanun yoktur. Bir ilişkinin süresi o ruhların birbirlerine katabildikleri kadardır. Eğer ruhlar artık birbirlerinden alacaklarını tamamlamışlarsa ayrılık vakti gelmiş demektir.

Peki Ya Ayrılmak İstemiyorsam?

Buna kim şaşırabilir ki? Şu gezegen üzerinde kaç kişi veya toplum vedalaşabilmenin olgunluğuna sahip olmuştur ki. Evet, vedalaşabilmek olgunluğun sonucudur. Kendi başına ayakta durabilmeyi başarmış; kendini bilen, ruhsal olgunluğa ulaşmış bireyin davranışıdır. Bu kişiler varlıklarını, bir diğerinin varlığına bağlamazlar. Diğeri gidince yıkılıp yerlere yapışmazlar. Yaşam akıp gidiyordur ve bu akış içerisinde bir süre bir başka kişiyle birlikte akmış ve birbirlerine çok şeyler katmışlardır. Ama artık birbirlerine bir şeyler veremediklerini hissediyorlarsa ve birliktelik üretime değil de tüketime dönüşmüşse, zaten ayrılık vaktinin geldiği hissedilir. Bu noktada olgun ruhlar birbirlerine sarılırlar, hayatlarına kattıkları için en derin teşekkürlerini sunarlar ve varlıklarını onurlandırırlar. Elbette içte birazcık sızı olur. Sonuçta her bitiş, yeni bir başlangıç demektir ve her yeni başlangıç da bir bilinmezliktir. Bilinmezlik de ilk başlarında ürkütür insanı, yalnızlaşma hissettirir ama ardından gelecek şeyler harikadır. Yepyeni deneyimler bekliyordur kişiyi ve geçmişine sarılıp onu onurlandırdığı için de ayağına dolaşıp onun ilerlemesine engel olacak hiçbir şey kalmamıştır. Şöyle arkasına bir bakış atar, bakar ki bir zamanlar birlikte yürüdüğü insan ötelerde farklı bir yere doğru gidiyor ve gitgide ufalıyor. Bir an o da arkasına döner ve bakışları karşılaşır tekrar. Birbirlerine gülümseyerek el sallarlar ve yollarına devam ederler. Hayatın döngüsü böyle bir şeydir işte. Bu, ölüm sonucu gerçekleşen bir ayrılık bile olsa yaşanan bir süreçtir. Nitekim filmlerde izlemişsinizdir, ölen kişi dünyada kalır çünkü aslında dünyada kalan kişi bir türlü bırakamıyordur onu. Ne zaman birbirlerine sarılırlar ve dünyadaki kişi artık vedalaşmaya hazırdır, ruh o zaman öte tarafa geçer.

Ay İçimi Daralttın Be!

Nedir! Yalnız kalmaktan çok mu korkuyorsun hanımefendi? Birilerinden ayrıldığında hadi daha acıtıcı olsun terk ettiğinde, hadi dozajı daha da arttırayım o sarışın için gittiğinde ömrünün sonuna kadar bir daha kimsenin seni sevemeyeceğini mi düşünüyorsun bir yandan dışarıya “Hahayt elimi sallasam ellisi” imajı vermeye çalışırken. Öyle zannediyorsun değil mi? Biz insanlar, her ne kadar aklımız sürekli geleceğimiz, zihnimiz de geçmişimizle debelenir görünse bile aslında AN’da yaşarız. Çok mutlu olduğumuzda o AN sonsuza kadar mutlu olacağımızı düşünürüz, sevişmekten kalktığımızda dünyadaki herkesi elde edebilecekmiş gibi güven duyarız, başarı elde ettiğimizde ise sürekli başaracakmışız hissini yaşarız; diğer taraftan mutsuzsak ömrümüzün sonuna kadar mutsuz olacağımızı, başarısızlıklarımızın bizi hiç bırakmayacağını, terk edilirsek de bir daha ömür boyu sevilemeyeceğimizi zannederiz. Halbuki bunların hiçbirisi gerçek değildir. Yeni başarılar, yeni mutluluklar, yeni sevişmeler, yeni birliktelikler; bunlarla birlikte mutsuzluklar, başarısızlıklar, ayrılıklar hep yaşanacaktır. Yaşadığınız durumları ne kadar çok kabullenir ve onurlandırırsınız; yaşamınız o kadar daha az gergin, daha keyifli, daha dengeli, daha dingin ve daha açık olacaktır…

Bak Bak Bak…

“Konuşması ne kadar kolay, gel de yaşa. Onurlandırmakmış, sarılmakmış… Adamı yatakta bastım ben, ne onurlandırması...” Sen zaten bu kadar öfke doluysan ve aynı zamanda “Ben zaten sevilmem ki” düşüncesini destekleyecek kişileri çekiyorsan hayatına; zaten henüz bu yazı için hazır değilsindir ki hanımefendi. Amma velakin hani kulağının bir köşesinde kalması adına bir şeyleri paylaşmak istiyorum: Dünya üzerinde hayatımıza giren herkesin ama herkesin yaşam senaryomuzda bir önemi ve yeri vardır. Hiç kimse tesadüfen yaşamımıza girmez ki zaten bu evrende tesadüf diye bir şey de yoktur. Hatta tek gecelikten ibaret görünen ilişkilerde bile. Hal böyleyken öfkemiz geçtiğinde zamanla o kişinin varlığının bizlere ne kattığını keşfedebiliriz. Bu noktada mümkünse yüzyüze, değilse içsel olarak ona teşekkürlerimizi sunmamız her iki tarafı da özgür bırakır. Geriye de güzel anılar, hikayeler, resimler ve karşılaşıldığında “Aaa nasılsın” diye sarıldığımız eski yol arkadaşımız kalır.

Sonsuza Kadar Sürse Hani?

Okudukların çok ümitsiz gelmesin. Şu anda çok sevdiğin, deli gibi aşık olduğun bir adamla birliktesindir ve ayrılık falan aklında yoktur. Zaten illa ayrılacaksın demeye de çalışmıyorum ben. Bir yaşamı birlikte geçirmek de elbette mümkündür, hatta şöyle söyleyeyim iki nehir birlikte akarlar ve sonunda okyanusa karışırlar. Böyle bir ilişki de mümkündür de bu biraz fazlaca yüksek bilinç düzeyinde gerçekleşen bir birlikteliktir. Zaten o kişiler birliktelik, ayrılık falan düşünmezler bile. Onlar Öz’de bütünleşmişlerdir ve aslında hiçkimsenin birbirinden ayrılmasının asla mümkün olmadığını, çünkü herşeyin aslında BİR ve BÜTÜN olduğunu idrak etmişler ve birbirlerine bu idrakte yardımcı da olmuşlardır. Gerçi hoş bu tarz ilişkiler nadir bulunup kitaplara konu olurlar da yine de her ilişkide bu potansiyel mevcuttur.

Onu Çok Seviyorum ve Artık Bittiğini Hissediyorum, Ne Yapacağım?

Ne olur karşısına geçip de “Seninle konuşmamız gerekiyor.” demeyin allahaşkına. İlişkiniz yirmili yaşlarındaki kızların sevgililerini terk etmek için kullandıkları açılış cümlesinden daha fazlasını hak ediyordur. Zaten ilişkiniz “eş”ruh düzeyindeyse bitiş tek taraflı olmaz, karşılıklıdır. Artık her iki kişi de tamamlanmışlığı hisseder ve zaten birbirlerine sarılıp vedalaşmak kendiliğinden gerçekleşecektir, tıpkı birlikteliğin başlangıcında olduğu gibi… Sevgi, dostluk ve hatta aşk hep sürecektir; ama bunların varolması demek illa ki bir ilişki olacak anlamına gelmiyordur ve her iki kişi de bunu idrak etmiştir. Birbirlerinin gözlerinin içine bakarlar ve sarılırlar ve sonra bir daha gözlerinin içine bakıp şunu derler: “Çok ama çok güzeldi, herşey için teşekkürler. İyi ki varsın ve iyi ki hep varolacaksın…”

Eller son bir kez daha tutuşur ve ayrılır…


(İlk Yayın: Cosmopolitan)


kaynak

Dünyayı güzellik kurtaracak.. Bir insanı sevmekle başlayacak her şey! ♥


Bir kıyıdan baktım dünyaya
Ellerimde tuz avucumda sedef
Bir mavilik bir açıklık
Özgürlük hasreti
Yüreğime vuruyor
Nerede nerede insanlarDünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey0 üzüntü birden gelir
Yağmurlu havalarda
Yeniden kurarım dunyayı ben
Kederlerle
Kimseler aşık değil mi bu şehirdeDünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şeyHava martılar ışıklı şehir
Sarhoş ediyor beni yosun kokusu
Hilesız kucaklamak istiyorum
Dünyayı şehri ve seniDünyayı güzellik kurtaracak
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey!

Çünkü Sevgi emektir!.. Ve emek verdiğin her şey güzelleşir. 


kaynak

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri

Günümüzde bir çok ebeveyn veya öğretmen olağandan biraz fazla hareketli gördükleri çocuklar için hiperaktif tanımlaması yapmaktadırlar. Oysa tanı koymak klinik temelli olmaktadır. Klinik değerlendirmelere ek olarak anne-baba ve öğretmen değerlendirme ölçekleri kullanılmaktadır. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğunun tanısı bir çok kaynaktan edinilen bilgilerle konulmakla birlikte, en yaygın olarak kullanılmakta olan DSM- IV tanı ölçütleridir.

DSM IV-R’ye göre, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tanı Ölçütleri aşağıdaki gibidir:

A. Aşağıdakilerden (1) ya da (2) vardır. (1) aşağıdaki dikkatsizlik semptomlarından altısı (ya da daha fazlası ) en az altı ay süreyle, uyumsuzluk doğuracak ve gelişim düzeyine uymayacak derecede sürmüştür:

Dikkatsizlik

(a) çoğu zaman dikkatini ayrıntılara veremez ya da okul ödevlerinde, işlerinde ya da diğer etkinliklerde dikkatsizce hata yapar

(b) çoğu zaman üzerine aldığı görevlerde ya da oynadığı etkinliklerde dikkati dağılır

(c) doğrudan kendisine konuşulduğunda çoğu zaman dinlemiyormuş gibi görünür

(d) çoğu zaman yönergeleri izlemez ve okul ödevlerini, ufak tefek işleri ya da işyerindeki görevlerini tamamlayamaz (karşıt olma bozukluğuna ya da yönergeleri anlayamamaya bağlı değildir)

(e) çoğu zaman üzerine aldığı görevleri ve etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker

(f) çoğu zaman sürekli mental (zihinsel) çabayı gerektiren görevlerden kaçınır, bunları sevmez ya da bunlarda yer almaya karşı isteksizdir

(g) çoğu zaman üzerine aldığı görevler ya da etkinlikler için gerekli olan şeyleri kaybeder ( örn. oyuncaklar, okul ödevleri, kalemler, kitaplar ya da araç- gereçler)

(h) çoğu zaman dikkati dış uyaranlarla kolaylıkla dağılır (i) günlük etkinlikler de çoğu zaman unutkandır

(2) aşağıdaki hiperaktivite-impulsivite semptomlarından altısı (ya da daha fazlası) en fazla 6 ay süreyle uyumsuzluk doğuracak ve gelişim düzeyine uymayacak derecede sürmüştür:

Hiperaktivite

(a) çoğu zaman elleri, ayakları kıpır kıpırdır ya da oturduğu yerde kıpırdanıp durur

(b) çoğu zaman sınıfta ya da oturması beklenen diğer durumlarda oturduğu yerden kalkar

(c) çoğu zaman uygunsuz olan durumlarda koşuşturup durur ya da tırmanır (ergenlerde ya da erişkinlerde öznel huzursuzluk duyguları ile sınırlı olabilir)

(d) çoğu zaman sakin bir biçimde, boş zamanları geçirme etkinliklerine katılma ya da oyun oynama zorluğu vardır

(e) çoğu zaman hareket halindedir ya da bir motor tarafından sürülüyormuş gibi davranır

(f) çoğu zaman çok konuşur

İmpulsivite (Dürtüsellik)

(g) çoğu zaman sorulan soru tamamlanmadan önce cevabını yapıştırır

(h) çoğu zaman sırasını bekleme güçlüğü vardır

(i) çoğu zaman başkalarının sözünü keser ya da yaptıklarının arasına girer (örn. başkalarının konuşmalarına ya da oyunlarına burnunu sokar)

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

O KADAR HIZLI GİTTİK Kİ, RUHUMUZ GERİDE KALDI

Hayatla ilgili neyde acele ediyorsanız, sabırsızlık gösteriyorsanız yavaşlamanızı öneririm... Bununla ilgili size çok hoş bir hikaye anlatacağım;Meksika'da Inka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola sonunda tepenin üstündeki görkemli Inka tapınaklarına geliyorlar.

Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor, "hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? "Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki;

"Çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetişmesini bekledik..."

Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve "niye" ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor Inkalar'in yaşlı torunu. Çünkü hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz.


kaynak

İstesem Olmaz mı?

Yaz gelmiyor bir türlü. Annem ve yakın bir arkadaşım çok hasta. Memleket meseleleri iç karartmada sınır tanımaz halde artık. Ne gazete okumak ne TV de haber-tartışma programı izlemek istiyorum. Benim durumumda çok insan var biliyorum. Çeşitli ortamlarda bu mevzuları konuştuğumuz zaman genellikle bir süre sonra derin bir iç geçirmeyle susuyoruz. Zira aklın ve vicdanın sınırlarını öyle zorlayan şeyler yaşanıyor ki söz bitiyor. Bu ümitsiz ve bezgin halimden memnun değilim. “Başka bir dünya mümkün” diye içimden gelen sese kulak kabartıyorum bazen ve o ses daha gür çıksın istiyorum. O sesi duyan ve yaşatan insanlar tanıdım çünkü. Bazılarıyla yaşadım, yaşıyorum. Bazılarının neler başardıklarını, nelere rağmen umudunu koruduğunu okudum, dinledim.

Şu anda şimdi, bu satırları yazarken, özgürlüğün, eşitliğin, hakça bölüşmenin, vicdanın, erdemin olduğu bir dünyayı istemenin insana ne kadar da yakıştığını bir kere daha düşünüyor, inanıyorum. “O insan” nerede, ne yapıyor?

“Şu anda, şimdi… Güneş, İstanbul’da boğazın sularında batıyor. Küçük bir balıkçı kayığı sahile doğru yavaşça yol alıyor. Binalarda ışıklar yandı yanacak. O binalardan birinde küçük bir çocuk masa başında yarınki ödevini yaparken sıkıntıdan patlıyor. Masanın üzerindeki kırmızı küçük araba çocuğun gözlerine bakıyor. Genç bir kız Beşiktaş’ta dolmuş bekliyor, heyecanlı… Yaşlı bir kadın otobüse binmeye çalışırken zorlanınca bir adam kollarından tutup yardım ediyor. Bir bebek çığlıklarla annesinden dünyaya düşüyor. Bir mahkûm yatağında uzanmış, boşluğa, birazdan sokağa çıkacakmış gibi bakıyor. Trafikte çığlık, çığlığa yol isteyen bir ambulansta bir kadın gözlerini aralayıp elini tutan adama “Korkma” diyor. Taksim’de bir meyhanede mezeleri kontrol ediyor şef garson. Çöpleri karıştıran genç adam bulduğu dergiye merakla bakıyor. Sahilde bir bankta iki sevgili öpüşüyorlar. Simitçinin önünde bozuk paralarını sayıyor bir adam. “Tamam”, olduğunu görünce sevinçle simitçiye uzatıyor. Boğaza bakan çiçekler içinde bir terasta telefonla konuşuyor bir adam, sıkıntılı, bir eli cebinde. Sahilde bir çınar ağacında birkaç serçe yan yana, kâh konup kâh kısa uçuyorlar. Bir helikopter alçaktan gürültüyle geçiyor. Başını kaldırıp bakıyor otobüs durağında bekleyen bir kadın. Yanından birkaç liseli delikanlı geçiyor, birbirleri ile yüksek sesle şakalaşarak. Kadın dalgın izliyor bir süre onları sonra çantasını karıştırıyor aceleyle. Telefonunu bulup tek bir tuşa basarak birini arıyor. İki sokak köpeği bir ağacın altında yan yana uyuyorlar. Biri gözünü hafifçe aralıyor, diğer köpeğe doğru kaydırıyor vücudunu. Sırt sırtalar şimdi.

O küçük çocuk ödevinden pekiyi alsın istiyorum. İstiyorum ki, şöyle olsun: Genç kız meğer iş görüşmesi için heyecanlıymış ve çok iyi geçmiş görüşmesi. Yaşlı kadın yalnız yaşamıyormuş. Evde onu bekleyenler varmış. Bebecik çok sağlıklıymış, annesi de. Hastane faturası da umurlarında değilmiş. Mahkûm kısa zamanda tahliye olacakmış gerçekten de. O yüzden rahatmış o kadar. Ambulanstaki adam ölmemiş. Kadın derin bir oh çekip aramış sevdiklerini, “Atlattık, çok şükür” demiş. Şef garson o gece çok yorulmuş ama bahşişler süpermiş. Eve eli kolu dolu giderken yüzüne “muktedir bir baba gülümsemesi” kondurmuş. Çöp karıştıran genç adam dergiyi okuyormuş hâlâ. Bir arkadaşı gelmiş hani o sahildeki çay ocağı varmış ya orada işe almışlar meğer ikisini de. Sevgililer ertesi gün dönüşüm programıyla yurtdışına gitmişler el ele. Farklı üniversiteler ama aynı şehirdelermiş, “Ne şanslısınız” demiş uğurlayan arkadaşları, birbirlerine bakıp gülümsemişler. Simit parasını denkleştiren adam, yolda eski bir tanıdığına rastlamış. Adam halini anlamış. Bir gece bekçisine ihtiyacı yok muymuş tam da o gün. Adamı işe almış, yer, yatak vermiş bir de. Terastaki adam o telefon görüşmesini ummadığı kadar iyi bitirmiş. Otobüs durağındaki kadın oğlunu aramış o sırada. Başka bir şehirde okuyormuş oğlan ve sürpriz yapıp gelmiş o gün meğerse. Evdeymiş. Otobüsü boş verip bir taksiye atladığı gibi eve gitmiş kadın. Taksiciden para üstünü bile almayı unutmuş. “

Arkadaşımın mucizevî kurtuluş hikâyesini anlatacakmışız birbirimize, sevinçle. Annem daha uzun yıllar yaşayacakmış. Şimdi kısacık olan saçlarını düzeltirken gençliğinde saçlarının ne kadar uzun, ne kadar gür olduğunu konuşacakmışız her banyo sonrası.

Olmaz mı? İstesem, olmaz mı?


kaynak

İYI BIR UYKU İÇIN PÜF NOKTALARI


Her gün aynı saatte uyanınGündüz vakti olabildiğince aydınlık ortamlarda bulunun,Sabah çalışmaya başlamadan önce biraz yürüyüş yapın (İşe yürüyerek gidebilirsiniz) Günlük yürüyüş süresi ortalama 45 dakikadan kısa olmasın,Aldığınız kafeini (Kahve, çay, çikolata) kısıtlayın. Günde 2 fincandan fazla kahve içmeyin. Uykuya dalmakta veya sürdürmekte sorununuz varsa kafeini tamamen hayatınızdan çıkarın,Mümkün ise sigarayı azaltın, uyku ile ilgili sorununuz varsa sigarayı tamamen bırakmaya çalışın,Alkol alımını kısıtlayın. Uyku ile ilgili sorununuz varsa alkollü içeceklerden tamamen uzaklaşın,Uykunuz gelirse gündüz vakti kısa süreli uyuyabilirsiniz ama gece uykusuzluk çekiyorsanız gündüz uyumamalısınız,Yatak odanızı uyuma ve cinsellik dışında kullanmayın, yatak odanızı çalışma odası olarak kullanmamalısınız,Yatak odanız ısı, ışık ve gürültü açısından sizi rahat ettirecek şartlarda olmalıdır,Uykuya uyanmayı arzu ettiğiniz zamandan 9 saat önce başlayın Uyumadan 1 saat önce günlük aktiviteyi bitirin, 15 dakika boyunca o gün yaşadığınız sıkıntıları, başarıları ve mutlulukları bir kağıda yazın sonra 45 dakika boyunca gevşemeye çalışın, uyarıcı olmayan şeyler yapın (hafif şeyler okuyun, klasik müzik dinleyin, ılık köpüklü bir banyo yapın, meditasyon yapın, 1 bardak ılık ballı süt için)Sonra yatağa girin, gözlerinizi kapatıp uykuya dalmanın keyfini çıkarınEğer yaklaşık 15 dakika süreyle uykuya dalamadıysanız kalkın ve başka bir odaya gidin ve uykunuz gelinceye kadar gevşemeye çalışın, uykunuz gelince tekrar yatağa gidin. Bu durum tekrar edebilir ama mutlaka her gün aynı saatte uyanmaya özen gösterin.

Kaynak


kaynak

Abdestin Sırrı

Abdestin Sırrı

Rahman ve Rahim olan Allah'ın Adıyla...

"Ey iman edenler! Namaza duracağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz iyice temizlenin. Hasta yahut yolculuk halinde iseniz, yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin: yüzlerinizi ve ellerinizi ondan meshedin. Allah size zorluk çıkarmak istemez. Ancak sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor ki, şükredersiniz."(Kurân-ı Kerîm, Mâide Suresi, 6)Kalbin temiz kanı vücuda dağıttığı büyük dolaşıma ek olarak, vücutta kullanılan kirlenmiş olan kanın kalbe ulaşması yani ters dolaşımın bozulması halinde küçük tansiyon dediğimiz basınç artması olur. Damarların esnek kalabilmesi bu dolaşımların düzenli çalışmasını sağlar. Bu esnekliğin yitmesi halinde kalbe karşı bir zorlama meydana gelir, özellikle kalpten uzak beyin, el, ayak damarlarında sertleşmeler ve daralmalar başlar. Damarların esnek kalmasına yardımcı olan, günlük hayatımızın bir parçası sudur. Sıcak su damarları genişleterek, soğuk su ise daraltarak, özellikle kalpten uzak damarların esnek ve diri kalmasını sağlar. Isı farkı nedeniyle, dolaşımın bozulması sırasında dokularda birikmiş olan besin birikimleri de genel dolaşıma katılmış olur. Günde beş kez gerek sıcak gerekse de soğuk su ile abdest alan bir insan hem damar sertliğine hem de bunun sonucunun beyine yansımasıyla oluşan bunamaya karşı korunmuş olur.Vücudun beyaz kan dolaşım sistemi dediğimiz lenf dolaşım sistemi, vücudun korunma mekanizmasıdır. Bu sistemin sağlıklı çalışması özellikle bir kıldan ince beyaz kan damarlarının düzgün çalışmasına bağlıdır. İşte bu sistemin, bu ince damarların sağlıklı görev yapması da, yine abdest alma ile güçlenir. Bir kişi abdest almanın lenf sistemini zinde tutmasının tesadüfi bir sonuç olduğunu söylerse, abdest alma şekli bu yargının yanlışlığını ortaya koyar. Çünkü abdest alış şekli özellikle lenf sistemini de amaçlar.Şöyle ki: Lenf sisteminin düzenli çalışması içini vücudun bir tek noktasının dahi ihmal edilmemesi gerekir, ki bu abdest almada kesinlik kazanmıştır. Lenf sisteminin uyarılmasındaki en önemli merkez burnun arkası ve bademciklerdir ki, abdest almada bu iki noktanın özellikle yıkanması şartı vardır. Boyun yanlarının uyarılması lenf sistemine çok etkilidir. Bu da abdest alma da vardır. Abdest ve vücudun statik elektriği: Normalde vücudun tümüne ait statik elektrik dengesi sağlıklı bir vücudun koşuludur. Gerek havadaki özellikler, gerekse de günlük yaşantılarımızda bolca kullandığımız plastik giyim ve eşya bu dengeyi bozucu niteliktedir.Oysa, günde birkaç kere aldığımız abdest ile bu etkiden tamamen sıyrılırız. Statik elektriğin birçok psikosomatik hastalığa neden olduğu bilinmektedir. En olumsuz etkisini ise deri altındaki minik kaslar üzerinde göstererek, bu kasları gererek işlemez hale koyar ki; önce yüzde başlayan erken kırışmaların sebebi budur. Tabi bu kavram bütün vücut için geçerlidir. Bir çok kişi ömür boyu abdest alanların nur yüzlü olma sebebini daha iyi anlayabilir. Yukarıda verdiğimiz ayetin statik elektrik ile ilişkisi vardır.Ayetin teyemmüme ait bölümü abdestin bu statik elektriğe karşı nimetinin tamamlanmasıdır. Zira teyemmüm büyük ölçüde statik elektriği yok eder. Ayette açıklandığı gibi şüphesiz abdestin temizlik yönü de apayrı tıbbi bir mucizedir. Günümüz insanı "ben zaten elimi yüzümü yıkıyorum." diyebilir. Bu alışkanlığın bile en uygar toplumlarda yüz yıllık bir geçmişi olduğunu unutmayalım. Üstelik hiçbir zaman öğütle temizlik, ibadet disiplini gibi sürekli ve geçerli olamaz.[1][1] aleminur.wordpress.com/2007/01/01/abdestin-sirlari/

kaynak

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel