Othello Sendromu (Patolojik Kıskançlık)

1922'de Freud normal kıskançlığın bile mantık dışı bir olay sayılması gerektiğini, böyle bir duygunun bilinç denetimi altında olmadığı  gibi dış dünyanın herkesçe paylaşılan gerçekliği içinde yaşanan durumlarla orantısız olduğu görüşünü dile getirmişti. Sevginin kaybı ya da kaybedilme tehlikesi, sevilen kişiye ve bir rakibe karşı duyulan düşmanlık ve kendine saygıyı azaltan narsistik darbe kıskançlık duygusunu oluşturan temel öğeler olmuştur.


Pekçok araştırmacı patolojik kıskançlığın başlangıcında erkeklerde ereksiyonla ilgili güçlükler, kadınlarda ise bir cinsel işlev bozukluğun yattığına inanmaktadırlar. Kişinin sanrılarının başlıca teması eşinin yada sevgilisinin sadakatsizlik göstermesidir. Bu düşünceye gerçekçi bir neden olmadan gelinir ve bu inanış küçük “kanıt”larla  (giysilerdeki düzensizlikler ya da çarşaflarda ki lekeler gibi) desteklenen doğru olmayan çıkarımlara dayandırılır. Bütün bunlar toplanır ve sanrıyı doğrulamak üzere  kullanılır.


Böyle bir sanrısı olan kişi genellikle eşini ya da sevgilisini yüzleştirir ve imgesel sadakatsizliği bozma girişimlerinde bulunur (örneğin eşinin özerkliğini kısıtlama, gizlice eşini izleme, imgesel aşığı araştırma, eşine saldırıda bulunma gibi). Bu nedenle bu kişilerin tehlikeli olabileceği, şiddete başvurabileceği unutulmamalıdır. Pek çok çalışmada patolojik kıskançlığın daha çok erkeklerde görüldü?ü bildirilmiş olsa da bazı çalışmalarda patolojik kıskançlığı kadınlarda daha sık görüldüğünü bildiren araştırmalar da vardır.

Bu Yazıyı Beğendiyseniz,Arkadaşlarınızla Paylaşabilirsiniz !

kaynak

Bir Anneden Hayata Dair Öğütler

Bu başlıktaki ismi taşıyan bir kitap Amerika’da yayınlandı. Türkiye’de ise kitabın içinden seçme sözler derlenerek çeşitli gazetelerde yayınlandı. Aşağıda da bu kitapta geçen tavsiyelerden bir derleme bulunmaktadır.
-Bundan 20 yıl sonra, yaptıkların değil, yapamadıkların için üzüleceksin. Dolayısıyla halatları çöz. Güvenli limandan uzaklara yelken aç. Rüzgarı yakala, araştır, düşle, keşfet.
-Düşün, onları seyredecek birileri olmasaydı, kaç kişi Mercedes otomobil alırdı.
-Bilimde ve güzel sanatlarda en üstün başarılar, tek başlarına çalışan kişiler tarafından elde edilmiştir. Hiçbir parkta bir kurul için dikilmiş bir anıt yoktur.
-Yapabileceğin kadar söz ver. Sonra söz verdiğinden daha fazlasını yap.
-Oturarak başarıya ulasan tek yaratık bir tavuktur.
-Dertlerini gözyaşlarında boğmak isteyenlere dertlerin yüzme bildiğini söyle.
-Dalın ucuna gitmekten korkma. Meyve oradadır.
-Büyük adam büyüklüğünü küçük adama davranışıyla gösterir.
-Şans bukalemun gibidir. Biraz zaman tanı, mutlaka değişecektir.
-”Tarihte en etkili 100 kişi” adlı kitabı okudum. Onların hepsiyle ortak olduğumuz tek şeyin zaman olduğunu hayretle gördüm.
-Günün sonunda kendini bir sokak köpeği kadar yorgun hissediyorsan, bu belki bütün gün hırladığın içindir.
-Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin. Şimdi başla! Şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla.
-Gülümsediğinde güzelleşmeyen bir yüz hiç görmedim.
-Kimi zaman içindeki o sessiz sese uzmanlardan daha fazla güven.
-Aerodinamik yasalarına göre o tombul ve tüylü arının hiç uçmaması gerekiyordu.
-Herhalde bunu ona hiç kimse söylemedi ki, uçuyor.
-Zamanlarının büyük bir kısmını para kazanmak ve saklamakla geçiren insanlar, sonunda, en çok istediklerinin satın alınamayacak şeyler olduğunu anlarlar.
-Öteki insanlardan daha akıllı ol. Yalnız bunu onlara söyleme!
-Mutlu olmanın en garantili yolu bir başkasını mutlu etmektir.
-Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın.
-İyi çalışan, sık gülen ve çok seven başarıyı elde eder.

kaynak

Düşünce Gücüyle Tedavi

“En iyiye layığım ve en iyiyi kabul ediyorum, şimdi…”

Yukarıdaki olumlu ifadenin sizin için doğru olmasını istiyorsanız, aşağıdaki cümlelerin doğruluğuna inanmamalısınız…

Para ağaçta yetişmiyorPara pistir, kirlidirFakirim ama kalbim temiz ve iyiyimZengin insanlar sahtekardırAsla çok parası olan bir insan olamayacağımAsla istediğim bir iş de çalışamayacağımFakir insanın şansı yokturDürüst insanlar zengin olamazlarHerkes benden önce gelirBu kadar yüksek ücret talep edememLayık değilimÇok paralı olmak kim, ben kimBankada ne kadar param olduğunu kimseye söylemeAsla ödünç para vermemDamlaya damlaya göl olurHer an parasız kalabilirimAncak çok çalışarak para kazanılırParamı kötü gün için saklıyorumHep borç içindeyimAilem de fakirdi, ben de fakirlikten kurtulamayacağımPara dediğin geldiği gibi gidiyor

Bu inançlardan kaçı sizde var? Bunlara inanmanın size bolluk ve zenginlik getireceğini mi düşünüyorsunuz?

Bunlar eski sınırlı düşüncelerdir. Belki de ailenizin veya toplumun genel para hakkındaki düşünceleridir. Aile inançlarını bilinçli olarak değiştirmedikçe hap bizimle kalırlar. Bu olumsuz düşünce kalıpları her nereden geliyorsa gelsin zengin olmak istiyorsanız bunları bilincinizden temizleme ve atmalısınız.

Bana göre, gerçek zenginlik kendinle barışık olmakla başlar. Bu aynı zamanda istediğiniz şeyi istediğiniz zamanda yapma özgürlüğüdür. Asla sahip olduğunuz para miktarı değildir, bu bir zihin durumudur. Zengin veya fakir olmanız aklınızdaki düşüncelerin dışavurumudur.

Layık Olmak (Hak Etmek)

Zengin olmaya “layık değilim” diye düşünüyorsak, bol para kucağımıza bile düşse, bir şeklide onu reddederiz veya göremeyiz. Şu örneğe bakın; Kurslarıma katılan bir öğrencim, gelirini çoğaltmak üzerinde çalışıyordu. “İnanamıyorum. Ben hiçbir şey kazanamam” deyip duruyordu. Bu olayın onun değişen bilincinin yansıması olduğunu biliyorduk. Ama o hala hak etmediğini düşünüyordu. Ertesi hafta bacağını kırdığı için derse gelemedi. Doktor masrafları beş yüz dolar tutmuştu. Yeni “bolluk bilincine” doğru yol almaktan korkmuştu, layık olmadığını düşünüyordu ve kendini bu şekilde cezalandırmıştı.

Gelirimizi arttırma üzerinde yoğunlaşıyorsak, borçlarınızı düşünmeyin. Yetmezlik ve borçlar üzerinde yoğunlaşırsanız, daha çok borç ve darlık yaratırsınız. Evrende sonsuz kaynak var. Bunu anlamaya başlayın. Açık bir gecede gökyüzündeki yıldızları, bir avuç kum tanelerini, ağacın tek bir dalındaki yaprakları cama vuran yağmur damlalarını, domatesin içindeki çekirdekleri saymaya kalkın. Her çekirdek, üzerinde çok sayıda domates olan bir domates fidesini yaratma gücünü içinde taşıyor. Sahip olduğunuz şeyler için şükredin, çoğaldıklarını göreceksiniz. Hayatımdaki herşeye sevgimle şükranlarımı sunmak hoşuma gidiyor. Evimi, suyumu, elektriğimi, telefonumu, mobilyamı, giysilerimi, arabamı, işimi, paramı, arkadaşlarımı, görme, hissetme, dokunma, tatma, yürüme ve bu gezegenden zevk alma yeteneğini…

Kendi yetmezlik ve sınırlılık inancımız, bizi sınırlayan tek şeydir. Sizi hangi inancınız sınırlıyor? içsel sesinize daima güvenin bu konuda o size yardımcı olacaktır. Örneğin; sadece başkalarına yardım etmek için mi paranızın olmasını istiyorsunuz? O zaman da kendinizin değersiz olduğunu söylüyorsunuzdur.

Şimdi bolluğu, zenginliği reddetmediğinizden emin olun. Arkadaşınız sizi yemeğe davet ediyorsa, zevk ve sevinçle kabul edin. Arkadaşınızla sadece davet “değiş tokuşu” yapıyor olduğunuzu hissetmeyin. Biri size hediye veriyorsa, nezaketle kabul edin. Kullanamayacağınız bir hediye ise başka birisine verin. Bırakın, şeyler sizden akarak geçsin ve bunu sürdürün. Gülümseyerek “teşekkür ederim” deyin.

Yeni İçin Yer Açın

Yeni için yer açın. Buzdolabınızı temizleyin, kenarda köşede alüminyum kağıda sarılmış küçük küçük yiyecek parçalarını atın. Gardrobunuzu temizleyin, son altı ayda kullanmadığınız eşyalarınızı ayıklayın. Bir yıl içinde kullanmadıklarınızı kesinlikle evinizden dışarı atın. Satın, değiştirin, verin, atın. Tıkış tıkış bir gardrop tıkış tıkış zihin demektir. Dolaplarınızı temizlerken “zihnimin dolaplarını temizliyorum” deyin. Evren sembolik davranışları sever.

“Evrendeki bolluk, herkesin faydalanabilmesi için hazır ve sınırsız” kavramını ilk duyduğumda, çok saçma bir şey diye düşündüm. “Tüm şu fakir insanlara bak dedim” dedim. “Kendi çektiğin ekonomik sıkıntılara bak”, “Fakirlik sadece senin bilincinde olan bir inançtır” diye verilen yanıt, beni daha da kızdırdı. Fakirliğimin tek sorumlusunun kendim olduğunu anlamam ve kabul etmem için yılların geçmesi gerekti. “Değersizim” “Hak etmiyorum” “Para zorluklarla kazanılıyor” “Özel yeteneklere ve niteliklere sahip değilim” benim inançlarımdı. Bu inançlarım “yokluk bilinci”ne takılıp kalmama neden oluyordu.

PARA KAZANMAK ÇOK KOLAYDIR !

Bu cümleye nasıl tepki gösteriyorsunuz? İnanıyor musunuz? Kızgın mısınız? İlginizi çekmiyor mu? İçinizden bu okuduklarınızı unutmanız gerektiği ve saçma oldukları mı geçiyor? Bu tepkilerden her hangi birini veriyorsanız, İYİ ! hem de çok iyi çünkü içinizde derin bir noktaya dokundum, gerçeğe engel koyduğunuz noktaya. Bu nokta üzerinde çalışmalısınız. Artık kendinizi paranın ve iyiliklerin size doğru akış potansiyellerine açmaya hazırsınız demektir.

Faturalarınızı Sevin

Parasal endişelerimize ve faturalarınız için kaygılarınıza bir son vermemiz şarttır. Çoğu insan faturalara kaçınılması gereken bir ceza olarak bakıyor. Faturalar ödeme yeteneğimizin bir kanıtıdır. Size krediyle mal ya da hizmet verenler, bunları ödemeye parasal gücünüzün yeteceğini varsayıyorlar. Evime gönderilen her bir faturaya sevgimle şükrederim. Yazdığım her çekin üzerine sevgiyle bir öpücük kondururum. Borçlarınızı kızgınlıkla öderseniz, paranın size geri gelmesi zorlaşır. Sevgi ve sevinçle öderseniz, bolluk kanalının özgürce akmasını sağlarsınız. Paraya arkadaşınızmış gibi saygılı davranın, cebinize buruşturup tıktığınız bir şey olarak değil.

Güvenceniz olan işiniz, banka hesabınız, yatırımlarınız, aileniz, eşiniz değildir. Güvenceniz, her şeyi yaratan kozmik güçle bağlantı kurma yeteneğinizdir. Bedenimde nefes alan içimdeki gücün, aynı kolaylıkla tüm gereksinimlerimi sağlayan güçle aynı olduğunu düşünüyorum. Evrende herşey bol ve çeşit çeşittir. Gereksinme duyduğumuz herşeyle donanmak, bizim yaşam hakkımızdır…Bu düşüncenin tam tersine inanmayı seçmedikçe.

Başkalarının İyi Şansına Sevinin

Sizden daha çok şeye sahip olan kişilere öfke ve kıskançlık duyarak, kendi kısmetinizi geciktirmeyin. Başkalarının paralarını nasıl harcamayı seçtiklerini eleştirmeyin. Sizi ilgilendirmez. Her insan kendi bilincinin yasalarına tabidir. Siz kendi düşüncelerinize bakın. Başkalarının talihli oluşuna sevinin. Herşeyin herkes için yeterli miktarda olduğunu bilin.

Bahşiş verme konusunda cimri misiniz? Hademeleri aşağılıyor musunuz? Bayramlarda bekçileri, kapıcıları ve işyerindeki hademeleri harçlık vermemek için görmezden mi geliyorsunuz? Mecbur olmadığınız halde sırf birkaç lira ucuz diye daha kötü sebzeleri mi satın alıyorsunuz? Daima menüdeki en ucuz şeyi mi ısmarlıyorsunuz?

“Arz ve talep” yasası vardır. Önce verin. İhtiyacınız olduğunda para bir şekilde size gelecek yolu bulur. En fakir aile bile bir cenaze için gerekli parayı biraraya getirebilir.

İmgeleme – Bolluk Okyanusu

Zenginlik bilinciniz paraya bağlı değildir; paranın size doğru akışı zenginlik bilincinize bağlıdır. Kendinizi daha çoğuna layık gördüğünüzde, daha çoğu size gelecektir.

Deniz kıyısında okyanusun sonsuzluğuna bakıp, bu bolluk okyanusunda istediğim kadar payım olduğunu imgelemeyi çok seviyorum. Elinize bakın ve ne tür bir kap tuttuğunuzu görün. Küçük bir çay kaşığı mı? Elek mi? Kağıt bardak mı? Testi mi? Kova mı? Küvet mi?…yoksa bu bolluk okyanusuna bağlı bir boru hattınız mı var? Etrafınıza bakın. Tüm insanlar ellerinde ne tür bir kap tutarlarsa tutsunlar, herkese bol bol yetecek kadar okyanus suyu var. Kimsenin suyunu çalmak zorunda değilsiniz, kimse de sizin suyunuzu çalamaz. Okyanusu kupkuru bir hale getirmemiz imkansızdır. Kabınız sizin bilincinizdir, daima daha büyük bir kapla değiştirilebilir. Bu çalışmayı daha sık yapın, genişleme ve sınırsız arz duygusunu hissedin.

Kollarınızı Açın

Günde en az bir kez kollarımı yana açarak oturur ve “Evrendeki tüm iyiliklere ve bolluğa açığım” derim. Bu, bana genişleme duygusunu verir.

Evren bana sadece bilincimde olan şeyleri verebilir ve bilincimde DAİMA daha çok şey yaratabilirim. Bilinç kozmik banka gibidir. Kendi yaratma yeteneğimin farkındalığını arttırmak için zihinsel yatırımlar yaparım. Meditasyon, olumlu ifadeler ve onaylayıcı düşünceler, imgeleme, zihinsel yatırımlardır. Günlük yatırım yapma alışkanlığını kazanmalıyız.

Daha çok paraya sahip olmak yeterli değildir. O paradan zevk almayı da bilmek gerekir. Kendinize paradan zevk alma izni veriyor musunuz? Vermiyorsanız, niye? Paranın bir kısmı sırf zevk için kullanılmalıdır. Geçen hafta paranızdan zevk aldınız mı? Neden almadınız? Hangi eski inancınız size “dur” diyor? Bırakın gitsin.

Para hayatınızda ciddiye alınacak bir konu olmamalı. Paraya ait olduğu açıdan bakın. Para bir değiş-tokuş aracıdır. Hepsi bu kadar. Eğer paraya ihtiyacınız olmasaydı neler yapardınız ve nelere sahip olurdunuz? Para kavramı üzerindeki düşüncelerimizi kökünden sarsmaya gereksinimimiz vardır.

“Değişmeye hazırım” “Eski olumsuz inançlarımı bırakmaya hazırım” Bu iki olumlu ifadeyle sıkça çalışmalıyız. Çünkü zenginlik yaratmaya başlamak için önce zihnimizde yer açmamız gerekiyor. “Sabit gelir” zihniyetinden de vazgeçmeliyiz. sabit maaş veya aylık gelir gibi tek yolda ısrar ederek sınırlamayın. Maaş veya aylık gelir bir KANALDIR, KAYNAĞINIZ DEĞİLDİR. İhtiyaçlarınız tek bir kaynaktan karşılanıyor..

Sonsuz sayıda kanal vardır. Kendimizi onlara açık tutmalıyız. İhtiyacımızın çeşitli kanallar aracılığıyla karşılanabileceğini bilincimizde kabul etmeliyiz. Cadde de yürürken yerde bir madeni para bile bulduğumuzda, kaynağa teşekkür edelim. Miktar küçük olabilir ama yeni kanalların açılmaya başladığının göstergesidir.

“Yeni gelir yollarına açığım ve almaya hazırım”

“Şimdi beklediğim ve beklemediğim kaynaklardan gelen gelirler bana ulaşıyor”

“Sınırsız kaynaktan sınırsız yollarla geleni kabul eden sınırsız bir varlığım”

Küçük Yeni Başlangıçlardan Sevinç Duyun

Gelirimizi arttırmak üzerinde çalışırken, ne kadar hak ettiğimiz konusundaki inançlarımız doğrultusunda kazancımızı arttırırız. Bir yazar gelirini arttırma üzerinde çalışıyordu. Olumlu ifadelerden biri “Bir yazar olarak iyi para kazanıyorum”du. Üç gün sonra her zaman kahvaltısını yaptığı kafeye gitti. Bir masaya oturdu ve sayfaları masanın üzerine yayarak çalışmalarına başladı. Restaurant Müdürü yanına geldi “Siz bir yazarsınız değil mi? Benim için biraz yazar mısınız?” diye sordu.

Sonra elinde minik boş karton kartlarla döndü. Her masaya konmak üzere GÜNÜN ÖZEL YEMEĞİ $ 3.95 yazısını yazmasını rica etti. Karşılığında da kahvaltı ücretini almadı. Bu küçük olay bilincinin değişmeye başladığının bir göstergesiydi. Yazar daha sonra çalışmalarını rahatlıkla satıyor hale gelmişti.

Bolluğu Her Yerde Görün

İstediğiniz şeyleri her yerde görün ve onlara sevinçle bakın. Güzel evlere, bankalara, kaliteli dükkanlara bakmaktan zevk alın. Tüm bunların sizin bolluk bilincinizin bir parçası olduğunu bilin. Eğer isterseniz sizin de bunlara sahip olabileceğiniz bilincini geliştirin. Şık kıyafetli kişileri gördüğünüzde “Ne kadar güzel, böylesine bolluk içinde yaşıyorlar. Hepimiz böylesine şık olabiliriz” deyin. Başkalarının sahip olduğu şeylerde gözümüz yok. BİZ KENDİ istediklerimize sahip olmak istiyoruz.

Ama aynı zamanda hiçbir şeyin sahibi de değiliz. Geçici bir süre onları kullanıyoruz. Sonra her şey başkalarına devrediliyor. Bazen bir şey birkaç kuşak boyu aynı ailede kalabilir. Ama eninde sonunda el değiştirecektir. hayatın doğal ritmi ve akışı vardır. Her şey gelir ve gider. Bir şey gittiğinde, daha iyi ve güzel bir şeye yer açtığına inanmalıyız..ki öyledir de.

Her sabah uyanmaktan ve yeni bir güne başlamaktan sevinç duyun. Hayatta olmaktan, sağlıklı olmaktan, arkadaşlarınızın olmasından, yaratıcı olmaktan, yaşam sevincinin canlı bir örneği olmaktan mutluluk duyun. En yüksek farkındalıkla yaşayın. Değişim sürecinizden zevk alın.

Düşünce Gücüyle Tedavi

Louise Hay


kaynak

“2000’li Gelecek” Nasıl Geldi?

Jules Verne “Denizler Altında 20 Bin Fersah”ı yazdığında Nautilus gibi bir denizaltı, “Ay’a Seyahat”i yazdığında ise uzaya çıkmak sadece birer hayaldi. O zamandan beri bilim-kurgu eserler verenler dünyanın ve insanlığın geleceği üzerine sayısız öngörüde bulundular. Bunlar içinde aşırı hayalperestlikler, sonradan yanlışlananlar çıktığı gibi gerçekleşenler de oldu. Bilim-kurgucular 2000’li yıllar için ne hayal etmiş, ne tahmin etmişlerdi? Neler gerçekleşti?

Roman, film ve çizgi romanlardaki pek çok bilim-kurgu fantezisinin zamanla birer birer gerçekleştiğine şahit oldu insanlar. Bilim-kurgu yazarları, çizerleri ya da sinemacıları geleceği hayaletmekten vazgeçmeyen insanlık içinde geçmiş dönemlerin kahinleriyle günümüzün fütürologları arasında bir alanın temsilcileri oldular hep.

20. yüzyılda bilim-kurgucuların hayal ve tahminlerinin en önemli hedeflerinden biri 2000’li yıllardı. Pek çok bilim-kurgu eserinin hedefi 2000’leri öngörebilmek, bu çağın yaşantısını tasvir edebilmek oldu. Yaşadığımız bugün bir zamanların bilim-kurgucularının geleceğiydi… Onlar geleceğe yani bizim günümüze hayali bir yolculuk yaparken, biz de onların günümüz için neler öngörüp, ne kadar tutarlı olabildiklerini görmek için geçmişe, 40-50 yıl kadar öncesine uzanalım dedik…

III. Dünya Savaşı olacaktı…

Bilim-kurguda iki eğilim egemendi. İyimser olanlara göre 2000’li yıllar ideal bir topluma kavuşuyor, maddi problemler çözülüyor, birlik, barış ve bilgelik hakim oluyordu. Karamsarlara göre ise dünya 2000’lerden itibaren felaketler, krizler, çöküşlere gebeydi. Şimdilik karamsarların düşündüğü gibi nükleer felaketler, dünya savaşları ya da medeniyetler çökerten göktaşı yağmurları yaşamadık ancak yeni binyılın ilk on yılı hiç de içaçıcı manzaralara sahne olmadı. Şiddet, savaşlar, işgaller, katliamlar, açlık, ekonomik kriz, küresel ısınma, iklim değişiklikleri gibi pek çok büyük hadise bilim-kurgunun karamsarlarına hak verir gibiydi.

1970’lerin dünyası soğuk savaşa göre şekillenirken bilim-kurgu da bundan nasipleniyordu. O yılların Rock Hudson’lı “III. Dünya Savaşı” ya da “Sıfır Noktası” gibi filmlerine göre dönemin iki süper gücünün günümüzde bir dünya savaşına girmesi kaçınılmaz görünüyordu. Hatta pek çok bilim-kurgu filmine göre bu nükleer bir savaş olacak ve insanlık “Mad Max” serisindeki gibi “sil baştan” diyecekti. İkinci sınıf pek çok film de bu konuyu işlemekten geri kalmadı. Soğuk savaş gölgesindeki bu karanlık gelecek tahminleri gerçekleşmedi. Ancak 2000’li yıllarda dünya savaş ve işgalsiz de kalmadı.

Soğuk savaş dönemi bilim-kurgucularına göre iki süper güçten biri olan Sovyetler Birliği ezeli görünüyordu ve çözüleceği tahmin edilmiyordu. Stanley Kubrick’in 70’li yıllarda çektiği kült filmi “2001: A Space Odyssey” dahi 21. yüzyılda halen bir Sovyetler Birliği olacağını öngörüyordu. O zamanların en ileri görüşlü yazarı ise Helene Carrere D’Encausse çıkıyordu. “İmparatorluk Çatırdıyor” kitabında D’encausse SSCB’nin yıkılmak üzere olduğunu fikrini 1978’de ilan ediyordu. D’encausse’un haklı olduğu yıllar sonra ortaya çıkacaktı. ABD’nin siyahi bir başkanı olacağı fikri ise 40 yıl önce bilim-kurgu için oldukça “uçuk” bir tahmindi. 1968’de öldürülen Martin Luther King’in bu rüyası ancak 40 yıl sonra gerçekleşirken bile dünya şaşkındı. Alain Peyrefitte ise 1973’teki fütürist kitabında Çin’e dikkat çekiyordu: “Çin uyandığında tüm dünya titremeye başlayacak”. Komünist Çin’in 2010’da ABD’ye rakip olması, “dünyanın imalathanesi” haline gelmesi bilim-kurgu yazarları için bile tahmin edilemezdi.

Bir Dünya Federasyonu

1970’ler bilim-kurgusunda hakim olan bir başka anlayış ise 21. yüzyılla beraber dünyanın hatta tüm Galaksi’nin tek bir yönetim altında birleşmesi ümidiydi. Bilim-kurgu edebiyatının kült ismi Asimov’un “Vakıf” serisi romanları insanlığı adeta bu fikre hazırlıyordu. Böylece küresel barış ve adalet de sağlanacaktı. Ancak günümüze gelindiğinde ne ABD’nin, ne de BM’nin bu noktada fazla bir katkı sağlamadığı görüldü.

1970’lerde günümüz için ütopik toplumlar öngörmeyi sürürden bilim-kurgucuların iyimserleri 2000’lerde açlık, sağlık, barınma gibi problemlerin dünyada bilim, teknoloji ve refahın gelişmesiyle hallolacağını düşünüyorlardı. Robotlar ağır işleri üstlenecek ve insanlar dünya zevklerinden daha fazla yararlanacaklardı. Hatta bazı bilim-kurgu romanlarında insanlar 2000’li yıllarda sadece eğlence, felsefe, sanat, bilgelik ve entelektüel gelişime yöneliyorlardı. Buna karşılık, karamsarlar daha kötü bir dünya öngörüyorlardı. 

21. yüzyılın sorunları

Bilim-kurguyla ilgilenen hemen herkes 21. yüzyılda dünyanın muazzam bir nüfus artışı yaşayacağını düşünüyordu. Charlton Heston’lu 1973 yapımı “Soylent Green” filmine göre dünya nüfusu 2020’de 10 milyarı aşmış olacaktı. Filmde günümüz için öngörülen hava, deniz kirliliği,nüfus artışı ve küresel ısınma 40 yıl sonra gündeme oturuyordu. 71 yapımı “The Omega Man” filmine göre ise tüm insanlık yok olmanın eşiğine gelmiş ve bir adam tek başına vampirlere dönüşmüş yaratıklarla bomboş dünyada baş başa kalmıştı.

“Mad Max” filmine göre akaryakıt sorunu 2000’lere hakim olacak ve son petrol varillerine hakim olabilmek için verilecek savaş sıradan insanları bile vahşileştirecekti. Aradan geçen süreçte petrol için yaşananlar Mad Max’in öngördüğü günlerin çok uzak olmadığını düşündürüyor.

«BaşlangıçÖnceki123SonrakiSon»

kaynak

Ünlü İsimler için Yazılan Ünlü Şarkılar

Müzik dünyasının önemli şarkılarının bir kısmı başka ünlü isimler için yazıldı. Bunların arasında eski sevgililer veya hayran olunan yıldızlar da vardı. Sizin için bu efsanevi şarkıları derledik…

Pink Floyd- Shine On You Crazy Diamond: (1975)
Bu şarkı grubun kurucusu, gitaristi ve pek çok ilk dönem Pink Floyd şarkısının yazarı Syd Barrett’a bir ‘saygı duruşu’ niteliğindeydi. Şarkıdaki ‘crazy’ kelimesi dışındaki kelimelerin baş harfleri de ‘Syd’ ismini oluşturuyor. Grubun yakaladığı çıkışın ardından hem uyuşturucu bağımlısı olan hem de ruh sağlığı bozulan Syd, sahnede dengesiz davranışlar sergiliyor, ya gitar çalmayı reddediyor ya da kendi içine kapanıp sürekli aynı akorları basıyordu. 1968 yılında gruptan atılan Syd, yıllar sonra, grup elemanları bu şarkının yeraldığı ‘Wish You Were’ albümünün kayıtlarını dinlerken bir anda çıkageldi ve eski grup arkadaşlarını şoke etti. Syd’in o eski yakışıklı halinden eser kalmamıştı; aşırı kilo almış, saçlarını kazıtmış, beyaz ayakkabıları ve beyaz pardesüsüyle garip bir hale bürünmüştü. Sonraki yıllarda inzivaya çekilen ve kendini resim yapmaya adayan Syd Barrett, 2006 yılında 60 yaşında İngiltere’de hayatını kaybetti.

Beatles- Hey Jude: (1968)
Beatles’ın en sevilen şarkılarından Hey Jude, 1968 yılında hem ABD hem de İngiltere listelerinde 1 numaraya yerleşti ve uzun süre yerini kimseye kaptırmadı, aynı zamanda 7 dakikalık süresiyle o dönemde piyasaya çıkan en uzun ‘single’ unvanını aldı. Şarkının orijinali, ‘Hey Jules’ şeklindeydi ve John Lennon’ın oğlu Julian hakkındaydı. McCartney, Hey Jude’u o sıralarda 5 yaşında olan ve anne babasının boşanmak üzere olduğunu yeni öğrenen küçük Julian’a moral vermek amacıyla yazmıştı. Julian Lennon da yıllar sonra, küçük bir çocukken Paul McCartney’i kendi babasından daha yakın gördüğünü itiraf etmekten sakınmayacaktı.

Alannah Myles- Black Velvet: (1989)
Alannah Myles’ın 1989 tarihli ilk stüdyo albümünde yeralan Black Velvet şarkısı, Kanadalı müzisyenler David Tyson ve ChristopherWard tarafından yazıldı. Şarkı o yıl büyük bir hit olacak ve Amerika’da 1, İngiltere 2 numaraya kadar yükselerek Myles’ın sadece Kanada’da değil, tüm dünyada büyük bir çıkış yakalamasını sağlayacaktı. O yıl ‘En İyi Kadın Rock Vokal Performansı’ dalında Grammy kazanan şarkıcı, pek çok dalda Juno ödülünü de kucakladı. Bu özel şarkı, rock n’ roll’un kralı Elvis hakkındaydı.

Eric Clapton- Wonderful Tonight: (1977)
Eric Clapton, Layla’yı yazdığında şarkının ilham kaynağı Patti Boyd hala George Harrison ile evliydi. Harrison’la yollarını ayırdıktan sonra Clapton’la evlenen genç model Boyd, ‘WonderfulTonight’ şarkısına da ilham kaynağı oldu. İkili o akşam, Paul McCartney’nin organize ettiği Buddy Holly’yi anma gecesine gitmek üzere hazırlanmaktaydı. Patti ne giyeceğine bir türlü karar veremez bir halde saçıyla ve makyajıyla uğraşırken Eric gitarını tıngırdatmaya başladı; ‘… And I say yes, you look wonderful tonight’...(Patti Boyd için yazılan başka şarkılar da var: George Harrison’ın "Something" ve "For You Blue" şarkıları ve Clapton’ın "Why Does Love Have To Be So Sad," ve "Forever Man” hitleri de Boyd için bestelenen şarkılardı.)

Carly Simon- You’re So Vain: (1972)
Carly Simon, müzik dünyasının 70’li yıllardaki en güzel ve en çapkın kadınlarından biriydi. Mick Jagger’ın geri vokallerde olduğu ‘You’re So Vain’ şarkısıyla ilgili de farklı rivayetler mevcut. Simon, şarkının farklı erkekler hakkında olduğunu söylese de, önceliğin Warren Beatty’ye ait olduğu tahmin ediliyor. Adı geçen diğer isimler arasında Kris Kristofferson, Cat Stevens, David Cassidy, David Bowie ve Mick Jagger da var. Carly Simon’ın, şarkı piyasaya çıkmadan bir ay önce diğer bir ünlü müzisyen James Taylor ile evlendiğini de hatırlatalım.

Sheryl Crow- My Favorite Mistake:(1998)
Sheryl Crow’un 1998 tarihli ‘The Globe Sessions’ albümünde yeralan ‘My Favorite Mistake’ şarkısı tıpkı Carly Simon’ın ‘You’re So Vain’ parçasında olduğu gibi esrarengiz göndermeler taşıyor. Sheryl Crow’un ‘hayatındaki yanlış ilişkiler’ hakkında yazdığını söylediği şarkı, pek çok kişiye göre Crow’un eski sevgilisi Eric Clapton hakkında.

Toto-Rosanna: (1982)
Toto’nun 1982 tarihli şarkısı Rosanna’nın en büyük ilham kaynağı, söylenenlere göre Rosanna Arquette. Ünlü aktrist o sıralarda grubun klavyecisi Steve Porcaro ile birlikteydi. Ancak şarkıyı Porcaro değil, David Paich yazdı. Sonraki yıllarda Toto’nun gitaristi Steve Lukather, bir röportajında durumu özetledi ve Paich’in sadece Rosanna ‘nın isminden ilham aldığını, kulağa şarkı sözü olarak hoş geldiği için Arquette’in ismini kullanmayı tercih ettiğini açıkladı. Steve Porcaro ve Rosanna Arquette, şarkının piyasaya çıkmasından kısa bir süre sonra ayrılacaktı.

Guns n’ Roses- Sweet Child O’Mine: (1987)
Guns n’ Roses hiti ‘Sweet Child O Mine’ın sözleri grubun solisti Axl Rose tarafından yazıldı. Şarkı; Axl’ın sevgilisi, Everly Brothers üyesi Don Everly’nin kızı Erin Everly hakkındaydı. Axl ve Erin’in çalkantılı bir ilişkileri oldu. 1990 yılında evlenen çift, 1 ay sonra boşanacaktı.

Billy Joel- Uptown Girl: (1983)
Bu şarkıyı yazdığında Billy Joel, Karayipler’de tatildeydi. Piyanonun başında bir şeyler çalarken o dönemin 3 ünlü modeli Elle McPherson, ChristieBrinkley ve Whitney Houston onu izlemeye başladı. Joel birden; ‘Ne şanslı bir adamım’ diye düşündü ve o gece orijinali ‘Uptown Girls’ olan şarkıyı besteledi. Bir süre sonra Elle Mcpherson’la çıkmaya başlayan BillyJoel, şarkının popüler olmasından yaklaşık iki ay sonra da ChristieBrinkley ile evlenecekti.

Cat Stevens-LadyD’Arbanville: (1970)
Artık Yusuf İslam olarak anılan Cat Stevens (doğum adı Stephen Demetre Georgiou) , 1970 tarihli bu ünlü şarkıyı kız arkadaşı Patti D’Arbanville için yazdı. Patti D’Arbanville de tıpkı Patti Boyd gibi bir modeldi ve tıpkı onun gibi, müzik dünyasında esin kaynağı olduğu şarkılar ve ünlü sevgilileriyle varolan isimlerden biriydi. ‘Wild World’ ve ‘Hard-Headed Woman’ şarkılarına da ilham veren D’Arbanville, Cat Stevens’ı Mick Jagger için terkedecek, sonrasında ise adi uzun bir süre aktör Don Johnson ile birlikte anilacakti.

Neil Young- My My, Hey Hey (Out of the Blue): (1979)
Şarkı ünlü olmanın yarattığı baskı ve bu ‘yalan’ dünyada kendin olarak varolmanın zorluklarından bahsediyordu. Sahne için Johnny Rotten karakterini yaratan ve o dönem bu ismi kullanan Sex Pistols elemanı John Lydon, bu şarkının ilham kaynağıydı. Şarkının 90’lı yıllarda yeniden gündeme gelmesi ise, Kurt Cobain’in ölümünün ardından olacakti. Cobain’in bıraktığı intihar notunda Neil Young’ın sözleri vardı: “It's better to burn out than to fade away”…

Aimee Mann- Just Like Anyone: (2000)
Aimee Mann bu şarkıyı, genç yaşta hayatını kaybeden müzisyen Jeff Buckley için yazdı. Aimee diyor ki: “Aslında Jeff’le birbirimizi fazla tanımıyorduk ama aramızda hep tamamlanmayan bir şeyler vardı. Bir gece New York’da bir barda karşılaştık. Müzik konuşmamızı engelliyordu , biz de uzun süre peçetelerin üzerine yazarak mesajlaştık. Birbirimizin yüzüne karşı söyleyemediklerimiz kelimelere dökülüyordu. O gece onun, -hayat dolu ve komik görüntüsüne ragmen- ‘kaybolmuş’ biri olduğunu düşündüm. Sonra uzun süre görüşmedik, ona ulaşmaya calistigim bir anda öldüğünü öğrenmek benim için hiç kolay değildi.”


kaynak

Oyun Terapisi Nedir?

Psikoterapi, insanların duygu ve düşüncelerini gizliliğin de verdiği güvenle paylaştığı, kendini gözlemlediği, hem danışan hem de terapist için oldukça yoğun yaşanan bir süreçtir. Bu süreçte ağırlıklı olarak sözel iletişim kullanılır ve terapi ağırlıklı olarak sözcükler üzerinden devam eder. Ancak genellikle dokuz yaşından küçük çocuklarla çalışan psikologlar, iletişim kurabilmek için daha farklı yöntemler kullanmak zorundadır. Çünkü dokuz yaşından küçük çocuklar her hangi bir konuda yaşadıkları zorlukları yetişkinlerin anlayabileceği şekilde ifade etmekte zorlanır. Bu nedenle duygularını ve düşüncelerini paylaşarak kendilerini rahatlatmak ve yaşadıkları zorluklarla başa çıkmak için yetişkinlere göre daha fazla desteğe ihtiyaç duyarlar.

 Deneyimsel oyun terapisi bu noktada devreye girer. Oyun terapisi genellikle dokuz yaşından küçük çocuklarla çalışılmasına karşı, kendi kendine oyun oynamayı bırakmamış her yaştan çocukla birlikte uygulanması mümkündür. Oyun terapisinde özel olarak tasarlanmış bir oyun odasında terapist ve çocuk birlikte oyun oynar. Oyun terapisinin belki de en önemli özelliği çocuğu terapi sürecinin merkezine koymasıdır. Burada terapistin ilk görevi, çocuğun kendisini oyununa davet etmesini beklemektir. Çocuk, ihtiyaç duyduğu güven ilişkisini kurmaya başladığında terapisti oyuna davet eder. Terapist, ortaya hiçbir koşul sürmeden çocuğun oyununa dahil olur ve ona eşlik eder. Çocuk, oyun terapistiyle güven ilişkisini geliştirdikten sonra yavaş yavaş kendini açmaya başlar. Oyun terapisinde her biri birbirinden farklı anlamlar taşıyan oyuncakları kullanarak kendi oyununu kurar. Günlük hayatında ifade etmekte zorlandığı öfke, üzüntü, kıskançlık gibi olumsuz duyguları özgürce yaşar. Oyun terapisti, çocuğu, kendinde gördüğü tüm hata, eksiklik ve zayıflıklarla koşulsuz olarak kabul eder. Çocuk, rahatlar ve daha cesur bir şekilde kendini oyunun akışına bırakır. Bu süreçte zorlukların kaynağına doğru bir yolculuğa çıkar, nedenleri keşfeder ve bu zorlukla nasıl başa çıkacağını en iyi bildiği yolla, oyunla, öğrenir.

Deneyimsel oyun terapisinde kullanılan oyuncakların ayrı birer anlamı vardır. Örneğin vahşi hayvan oyuncakları saldırganlık, korku, güç gibi durumları ifade edebilirken vahşi olmayan hayvan oyuncakları korunma, aile, ilişki gibi kavramları ifade edebilir. Top, etkileşim, güven ilişki kurma isteğini yansıtırken araba, hareket, güç ve kaçış anlamına gelebilir.

Oyun terapisi özellikle travmatik yaşantılar ve bu yaşantıların neden olduğu sorunlar üzerinde oldukça etkili bir terapi yöntemidir. Yaşanılan travmalar çocukların travmayı yaşadığı gelişim döneminde takılmasına ve daha sonraki gelişim dönemle geçerken zorluk yaşamasına neden olabilir. Oyun çocuğun, takıldığı gelişim aşamasında gerekli iyileşmeyi sağlayarak bir sonraki gelişim aşamasına geçmesine yardımcı olur.

Çocuklar oyun aracılığıyla pek çok şeyi öğrenir ve anlatır. Hayatın provası olarak oyun, çocukların yeni bilişsel ve sosyal becerileri, değerleri ve ahlaki değerlendirmeleri anlamasını ve bunları kendisi ile bütünleştirmesini sağlar. Çocuklar oyunda kimi zaman heyecan ve coşkuyu yaşarken, kimi zaman üzüntü, özlem ve öfkeyi yaşar. Bazı oyunlara en olumlu düşüncelerini koyarken bazen de hayata en karamsar açıdan bakar. Eşsiz hayal dünyaları içinde yaptıkları yolculuklara katılmak siz anne ve babalar için de bulunması oldukça güç bir fırsat. Çocuğunuz sizi oyununa davet ettiğinde vereceğiniz olumlu bir cevap ailenize çok şey katacaktır. Üstelik günlük hayatın sıkıcı doğru ve yanlışlarından kısa süreliğine de olsa uzaklaşmak… gerçekten çok iyi bir fikir. Hem televizyon karşısında yaptığımız şey de bu değil mi?


Etiketler:ankarada oyun terapisi, oyun terapisi, oyun terapisi ankara, oyun terapisti


kaynak

Uyuyamıyor musunuz? Daha Rahat Uykuya Dalabilmeniz için 10 Öneri

Hiç yatağa uzanalı saatler geçmesine rağmen uykuya dalamadığınız oldu mu?

Hemen hemen her birey hayatının belli bir döneminde uyku problemi yaşamıştır.  Uyuyamamanın çeşitli sebepleri olabilir. Yoğun stres, duygusal zorluklar, yaşam değişiklikleri ya da fiziksel rahatsızlıklar uykuda problemlere yol açabilmektedir.

                Bu yazıda uyku ile ilgili problemleri en aza indirgemek, uykuya dalmayı kolaylaştırmak ve uyku kalitenizi arttırmak için yapabileceğiniz 10 şey açıklanmıştır.

1)Gün içinde uyumayın. Eğer gün içinde uyursanız, gece vücudunuz uykuya ihtiyaç duyacak kadar yorulmamış olabilir.

2)Oda sıcaklığını ayarlayın. Uyuyacağınız odanın çok sıcak ya da çok soğuk olması uykuya dalmanızı zorlaştıracaktır.

3)Belirlediğiniz bir uyku saatiniz olsun. Uzmanlara göre her gün aynı saatte uyumak uykuya dalmayı kolaylaştırıyor.

4)Yatağınızı sadece uyumak için kullanın. Örneğin yataktayken televizyon izlemeyin, telefonda konuşmayın, yatakta yemek yemeyin. Böylece beyniniz yatağı sadece uykuyla ilişkilendirecektir. Yatağa girdiğinizde uykuya dalmanız kolaylaşacaktır. Bu durumun tek istisnası yatağa girdiğinizde sıkıcı kitaplar okumaktır. Uyumadan önce sıkıcı kitaplar okumak uyumanızı kolaylaştıracaktır. Fakat uyumadan önce macera – polisiye kitapları okumaktan kaçının.

5) Uyumadan önce spor yapmayın. Uyku saatinize birkaç saat kala spor yapmayı bırakın. Spor yapmak, kalp atışlarınızı hızlandırır ve uykuya dalmanızı zorlaştırır. Uyku öncesi hafif gevşeme egzersizleri yapmak ise uykuya dalmanızı kolaylaştıracaktır.

6)Uyumadan önce odanızı havalandırın.

7)Rahatlayın. Uyku saatiniz yaklaştığında televizyon izlemek, maillerinizi kontrol etmek gibi kaygı uyandırıcı aktivitelerden kaçının.

8)Kaygılarınızı, hayallerinizi yazın. Yatmadan yarım saat önce zihninizi meşgul eden şeyleri bir kâğıda yazın.

9) Uyuyamıyorsanız yataktan kalkın. Eğer yatağa yattıktan yarım saat sonra hala uyuyamadıysanız, yatakta dönüp durmak yerine kalkın.

10)Parlak ışıktan kaçının. Gecenin ortasında uyandıysanız ve yarım saate kadar tekrar uykuya dalamadıysanız, kalkın fakat ışıktan mümkün olduğunca kaçının.

Eğer bunları uyguladıktan sonra da uykusuzluk probleminiz devam ediyorsa, bir uzama başvurun.

                Psk. Gizem Günay


Etiketler:uyku, uyku problemi, uykusuzluk, uyuyamama


kaynak

TELKİN!


Düşüncenin, Sezginin Gücü Sınırsızdır, Ölçülemez
İnsanoğluna bireysel olarak, kendine iyi ve kötü düşünceleri ile yön verir. Zihnin tasarladığı her düşünce, organizmanın itaat ettiği bir emirdir. Telkinin etki edici gücü çok geniştir.



Organlarımız 24 saat işlevlerini yerine getirirler. Bizim bu organlar üzerinde pek iradi bir kontrolümüz yoktur. Organlarımız şuurdışı zihnimizin kontrolü altındadır. Ruhsal ve fiziksel bedenimizin tüm fonksiyonları üzerinde de etkilidir.

Şuurdışı benliği, varoluşumuzun en ufak ayrıntılarını dahi içinde barındıran olağanüstü ve kusursuz belleğe sahiptir. Yani şuurlu benliğe göre daha güvenilirdir.

Şuurdışı Benlik söylenenleri sorgulamaksızın kabullenen ve kolayca yönetebilen bir yapıya sahiptir. Şuurdışı Benlik hem organizmamızın fonksiyonlarını, hem de tüm etkinliklerimizi belirler. Bunu imajinasyon olarak adlandırıyoruz. Örneğin sulu ekşi bir limonu sıkıyor olduğunuzu hayal edin, ağzınız istemsizce bir anda sulanmaya başlar. Bu nasıl oldu? Düşüncenin etkisiyle salgı bezleri çalışmaya başladı, çok miktarda tükürük salgılandı. Örneğin tebeşir gıcırdamasını düşünelim. Kasılmış sinirler, başın arkasında tüm omurgaya sinyal gönderir, tüylerimizin diken diken olmasına sebep olur.

Bu örneklerden de anlaşılacağı gibi bedeni zihinden, zihni bedenden ayırmak imkânsızdır. Ancak zihinsel öge her zaman baskındır.
Fiziksel organizmamızı zihin yönetir. Bu yüzden sağlık durumumuzu ve kaderimizi şuurdışında faaliyet gösteren düşüncelere bağlı olarak olumlu ya da olumsuz yönde kendimizi yaratırız.

Telkinde İRADE ve İMAJİNASYON önemlidir.

Örneğin uykusuzluk sorunu yaşayan bir kişiyi düşünelim. Uyumak için herhangi bir çaba sarf etmediği sürece sakin bir biçimde yatağında uzanabilir. Uyumaya yönelik iradi çabaları ve kendini zorlaması onu daha da rahatsız olmaktan öte bir sonuç doğurmaz. Burada tersine dönen bir çaba vardır. Harcanan çaba şuurdışını, baştaki asıl telkinin tersine işleyen bir güce dönüştürür.

Sonuç uykusuzluk.

Örneğin bir kimsenin ismini hatırlamaya çalıştığınızda, ne kadar çabalarsanız çabalayın aklınıza gelmez. Hatırlamaya çalışmayı bırakıp, unuttuğunuzda o kimsenin ismi kendiliğinden hiçbir çaba gerektirmeksizin zihninizde belirir. Bu tür çalışmaların tamamında imajinasyonun, irade karşısındaki gücünü görmüş oluruz. İnsan olarak hepimiz sahip olduğumuz irade gücüyle kıvanç duyan, her istediğimizi gerçekleştirebileceğimize inanan bizler, aslında İMAJİNASYONLARIMIZIN ürünü durumundayız. Bu yüzden iradeyi istediğimiz yönde kullanmak için imajinasyonumuzu yönlendirmeyi öğrenmemiz gerekir.

Kendi kendine hakimiyet, imajinasyon arzularla uyuşacak şekilde yönlendirildiği ve eğitildiği zaman başarılır. Çünkü İMAJİNASYON şuura hükmeder (Reklam panoları vb.). Şuurlu Telkinle imajinasyonumuzu yönlendirebiliriz. Kendi kendine telkin uygulamasında, iradeye dayalı çaba, başlangıç evresi dışında kullanılmamalıdır. Düşünce ve imajinasyon, acının, ıstırabın, duyguların, hissin hareketlerinin kararını verir. Atatürk, Napolyon, Gandhi gibi tarihin güçlü karakterlerinin, imajinasyonu güçlü insanlar olduğunu görmekteyiz. Zihinlerine fikirler ekilmiş, kuvvetli telkinleri onları harekete geçmeye itmiştir.
İmajinasyonumuzu engellere uğratmadan yapmasına izin vermeliyiz. Şuurdışı kimliğimiz halen açıklanamayan esrarengiz süreçlerden geçerek olağanüstü şeyler başarır. Örneğin masanın üzerindeki bir bardağa uzanmak için kolumuzu gererken, mekanizmanın harekete geçmesini sağlayan, şuurdışı çalışan mekanizmalardır. Ama onun hareketini SİNİR SİSTEMİ boyunca taşıyan eyleme dönüştüren TELKİN kaynaklı EMİR olduğunu biliyoruz.

Hastalıkların kökenindeki manevi etkenleri hiçbirimiz göz ardı edemeyiz. “Daha iyi oluyorum” diyen bir hasta, yaşamsal güçlerini arttırmakta, iyileşme sürecini hızlandırmaktadır. Bir heykeltraşın kili yonttuğu gibi düşünce ya da telkinin de insan bedenine biçim verebildiğinin farkına varmalıyız.

Telkin belirli bir fikri, başka birisinin fikrine sokma ya da aşılama eylemidir. Bu eylem tam anlamıyla mümkün değildir. Ancak kişinin belirli bir fikri, kendi kendine aşılaması olarak tanımlanabilir (gerçek varoluşumuzu gerçekleştirebiliriz). Karşınızdaki kişiye telkinde bulunabilirsiniz. Ancak telkinde bulunduğunuz kişinin şuurdışı benliği, bu fikri kabullenmiyorsa, özümseyip kendi kendine telkine dönüştürmüyorsa hiçbir sonuca ulaşamazsınız.

Kendi Kendine Telkin, Doğuştan İtibaren Sahip Olduğumuz Bir Araçtır.
Örneğin bebek ebeveynlerine telkin uygulamaya başlar (Bebek ağlar, bakanlar beşikten kucağına alır, susar.). Bebek beşikten kendisini beni almaları için ağlayacağı telkinini şuurdışında kurar. Hepimiz kendi kendine telkini yaşam boyunca kullanırız. Ancak çoğunlukla bunun farkında olmayız. Kendi kendine telkin iyi-uygun bir biçimde kullanıldığı takdirde çok faydalı bir araçtır. Mucize olarak adlandırılan hareketlere de yol açar (Karatede taşı, tahtayı kırmak gibi).

İrade ile İmajinasyon Arasındaki İlişki

1. İrade ve imajinasyon arasında bir zıtlık söz konusu olduğunda, İMAJİNASYON galip gelir.
2. İrade ve imajinasyon arasında yaşanan çatışmada imajinasyonun gücü, iradenin gücünün karesine eşittir.
3. İrade ve imajinasyonun uyum içinde olması durumunda, artan iki kat etki gözlenir.
4. İmajinasyonu yönlendirmek insanın kendi elindedir.
Kendi kendine telkinin çok tehlikeli bir araç olduğu her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.
Sağduyudan yoksun ve şuursuz bir biçimde kullanılması halinde, insan kendisine zarar verebilir. Bu görüşler, şuurlu bir biçimde telkini alamayan grupları içine almaz.
a) Zihinsel açıdan kendilerine söyleneni anlamayacak ölçüde yetersiz olanlar (zihinsel özürlüler)
b) Söyleneni anlamak istemeyenler (dirençli, asi, egoist insanlar)


Kendi Kendine Telkinin Organizmamız Üzerinde Yararları


Organizmanın, direnci artar. Şuur altına sağlık fikri aşılanırsa, daha önce aşina olamadığımız güven hissi gelişir. Psikosomatik hastalıklar, örneğin mide rahatsızlıkları (gastrit, ülser), kabızlık, astım, baş ağrıları kendi kendine telkinle daha kısa sürede iyileşebilirler. Daima doğanın güçlerini kullandığımızı unutmamalıyız. Makul olanı istemeli ve uygulamalıyız. Buna yönelik telkinlerle güçlendirmeliyiz. Kendi kendine hakimiyet sağlık demektir. Kendi kendine telkinle yaşarız. Şuur dışımızın egemenliği altındayız. Onu mantığımızla yönlendirebilme yetisine de sahibiz. Çağdaş mucizeleri meydana getiren kendi kendine telkin doğa tarafından bize bahşedilen mükemmel bir güçtür. İnsan yetilerinin sınırları dahilinde, bizi daha da güçlü kılacaktır (Ya da güçsüz). Kaderimizi belirlememizde ROL OYNAYACAKTIR.


Kendi Kendine Telkin Uygulaması
Fiziksel organizmamız tamamıyla, her telkine İTAAT eder ve nitelikleri göz önünde bulundurmayarak vücudun her lifine iletip onun derhal yanıt vermesini, yani tepki göstermesini sağlayan şuurdışı kimliğimizin egemenliği altında tutulur. Kendi kendine telkini şuurlu bir şekilde uygulayabilmek için, korkunç sonuçlar doğurabilecek olumsuz telkinlerden kaçınmak gerekir.
Kendi kendine telkinleri şuurlu bir şekilde fiziksel ve psikolojik sorunları gidermek, olumsuz telkinleri olumluya çevirmek ve doğru yola girmek için olumlu bir şekilde uygulamak gerekir. Yöntemin kendisi BASİT ve YALINdır. Fakat basit ve yalınlığın MANTIĞI, yaşamın her anındaki FARKINDALIĞIMIZDIR.

Telkin Kalıpları: Her Gün Her Yönden Daha İyiye Gidiyorum


Her şeyin, her yönden iyi gittiğine dair genel telkin, etkilerini farklı organlara ulaştırır ve tüm bedeni iyileştirebilecek İKNA sürecini başlatmak için yeterlidir. Çünkü şuurdışımızın fiziksel organizmamız hakkında, bizim bildiğimizden çok daha fazlasını bildiği bir gerçektir. Her türlü bedensel işten sorumlu olsaydık işin üstesinden gelemezdik. Bu işi şuurdışı üstlenmiş. Her organ ya da bedensel işlev diğerleriyle iletişim içindedir. Telkini verirken, düşünceleriniz üzerinde yoğunlaşmayın, rahat olun, sakin olun. Telkini empoze için mücadele etmeyin. Bunu bir ÇABA haline dönüştürmek şuurlu iradeyi harekete geçirecektir.

Her sabah yataktan kalkmadan önce ve her gece yatağa girer girmez; gözlerinizi kapatın yavaş, sakin fısıltılı bir sesle “HER GEÇEN GÜN, HER YÖNDEN DAHA İYİYE GİDİYORUM...” cümlesini tekrarlayın. Bu telkini İNANARAK ve GÜVENEREK söyleyin, hissedin, hissettirin.


Zihinsel bir sorunla karşı karşıya kaldığınızda elinizi alnınızda dolaştırın, fiziksel bir ağrı ise, ellerinizi ağrıyı hissettiğiniz noktalarda dolaştırırken, içinizden “GEÇİYOR, GEÇİYOR, GEÇİYOR” diye HIZLICA tekrar edin. Başka bir ek çaba göstermeyin.

Uyku için: “Sessiz, sakin, kolayca uykuya dalıyorum,” cümlesini tekrarlayın. Telkinlerimizin pozitif amaç taşımasına özen göstermeliyiz.


Uykusuzluk Sorunu: İrade ile imajinasyonun arasındaki ÇATIŞMANIN sonucunda İRADENİN yenik düşüşünün ŞAŞIRTICI bir örneğidir.

Heyecan, üzüntü, güven eksikliği, sinirlilik hali yapay bir karakterlerin kişi tarafından telkin edilmesi sonucu pekişir. Bu gibi zayıflıkları “SAKİNİM, KENDİMİ İYİ HİSSEDİYORUM, KENDİME GÜVENİM TAM, HERŞEY İYİYE GİDİYOR”, şeklinde telkin cümleleri işe yarar. Telkinlerimizin pozitif amaç taşımasına özen göstermeliyiz.

İlkeleri ve Uygulamalarıyla Kendi KendineTelkin, Emile Coue


kaynak

Özür dilemeliyim, ama nasıl?

Bir arkadaşınızla bir hafta önce akşam yemeği için sözleşmiştiniz, fakat hafta başında o saatte oğlunuzun okulunda toplantı olacağını ve gitmeniz gerektiğini öğrendiniz; ya da arkadaşınızın doğum günü partisini istemeden kaçırdınız.

Bu gibi durumlarda içtenlikle dilenen bir özrün stresi ve suçluluk duygularını azalttığını yapılan araştırmalar göstermiştir. Bu yazıda etkili bir biçimde özür dileyebilmek için gereken beş adım anlatılmıştır.

1-      Sorumluluk alın

Eğer biri size kırgınsa, bunun muhtemelen iyi bir sebebi vardır. Bilinçli ya da farkında olmadan ne yapmış olabileceğinizi düşünmeye zaman ayırın. Eğer yanlış bir şey yapmadıysanız özür dilemeyin, eğer yaptıysanız 2. Adıma geçin.

2-      Anında Özür Dileyin

Eğer uygun olmayan bir şey yaptıysanız, yaptığınıza gerekçeler arayarak zaman kaybetmeyin. Karşınızdaki insana onu üzmek niyetinde olmadığınızı hemen belirtin. Bunu yüz yüzeyken söylemek en idealidir, fakat özür dileyeceğiniz kişi eğer uzaktaysa telefonla da özür dileyebilirsiniz. E-mail ya da facebook kullanarak özür dilemekten kaçının.

3-      Ne İçin Özür Dilediğinizi Açıkça Belirtin

Ne için üzgün olduğunuzu açıkça belirtin. Karşınızdakine onu istemeden kırdığınızı belirtin. Eğer bir açıklama yapmanız gerekiyorsa sadece onu üzmeyi istemediğinizi, farkında olmadan kırdığınızı belirtin.

4-      Af Dileyin

Af dilerken, bir daha aynı şeyi yapmayacağınızı belirtin. Eğer af ederse, teşekkür edin ve yolunuza devam edin.

5-      Kendinizi Affedin

Eğer özrünüzü kabul etmezse yapılacak başka bir şey kalmamıştır. Karşınızdaki sizi affetse de affetmese de kendinizi affedin, çünkü suçluluk duymak size zarar vermekten başka bir işe yaramayacaktır.

Eğer durumun bir telafi gerektirdiğine inanıyorsanız, uygun olanı yapın. Çiçek yollayabilir ya da karşınızdakini yemeğe çıkarabilirsiniz. Ve son olarak, Alexander Pope’un sözünü hatırlayın

“Hata yapmak insanca, affetmek kutsaldır.”


Etiketler:kişisel gelişim, özür dileme, özür dilemek, yaşam koçu


kaynak

Kaygıya Davet Çıkararak Performansın Düşmesine Sebep Olan 3 Hata

Zaman zaman herkesin aşırı kaygı yüzünden başarısızlığa uğradığı olur. Örneğin profesyonel bir futbol oyuncusu bile bir anda kaygılanıp golü kaçırabiliyor. Neden çok iyi bildiğimiz bir işi yaparken bile kaygıya kapılabiliyoruz ve sonucunda başarısızlığa uğruyoruz? Kaygıyı nasıl azaltabiliriz?

1)      “En önemli…” ve “ İlk…” leri kullanarak kendinizi korkutmayın

“Hayatımın en önemli oyunu”, “En önemli turnuvam”, “Hayatımda yakalayabileceğim en önemli şans”. Tüm bu cümleler kaygıyı tetikler.

Elbette hayatımızda çok önemli anlar vardır. Fakat o anların ne kadar önemli olduğuna yoğunlaşmak kaygıyı tetikler. Kaygı hareket ve düşünme kabiliyetimizi kısıtlar ve performansın düşmesine sebep olur.

Aynı şekilde “hayatımda ilk defa … “ ile başlayan cümleler de kaygıyı yükseltir.

Ne yapabilirim?

“En önemli” ve “ İlk defa”  kelimelerini kelime dağarcığınızdan silin. Bunlarla düşünmek yerine tüm anları eşit görmeye çalışın. Unutmayın k bir maç en önemi bir an ile değil, maç boyunca gösterilen performansla kazanılır. Dahası kazansanız da kaybetseniz de önünüzde her zaman yeni bir maç, turnuva ya da şans olacaktır.

2)      Gelecek hakkında tahmin yürütmekten vazgeçin

“Olamaz, kesin kaybedeceğim. ”

“Yaşasın, kesin kazanacağım.”

“ Çok iyi bir konuşma yaparsam terfi alır mıyım acaba?”

Bu düşüncelerin hepsi de aynı oranda tehlikelidir.  Yogi Berra “Oyun bitene kadar hiçbir şey bitmemiştir” der. Ne olacağını tahmin etmek yerine anı yaşamaya çalışın.

Yaptığınız iş ne olursa olsun sonunda ne olacağını, kimin kazanıp kaybedeceğini ya da diğerlerinin yaptığınız işle ilgili ne düşüneceğini düşünmek yaptığınız işe yoğunlaşmanızı zorlaştırır ve performansınızın düşmesine sebep olur.

Ne yapabilirim?

                   Şimdiki zamanda kalın. Sonuçlara odaklanmak yerine dikkatinizi ne yapıyorsanız ona yönlendirin.  İstemeden sonuçları düşünmeye başladığınızı fark ederseniz, hemen şimdiki zamana dönün ve düşüncenizi yakalayıp şimdiye dönebildiğiniz için kendinizle gurur duyun!

3)      Hakkımda ne düşünecekler?

                 Eğer kafanız diğerlerinin performansınızla ilgili ne düşüneceğiyle meşgul ise önünüzdeki işe yoğunlaşmanız zorlaşır.  Dahası diğerlerinin ne düşüneceğini düşünmek kendinize ve yaptığınız işe 3. kişiymiş gibi dışarıdan bakmanıza sebep olur. Oysa kendinizi yapılan aktiviteye kaptırmanın performansı arttırdığı görülmüştür. Yaptığınız işin tadını çıkarın. Bir sonraki adımınıza odaklanın.

Son olarak, insanlar başkalarının ne düşündüğünü tahmin etmeye çalıştıklarında genelde negatif varsayımlarda bulunma eğilimindedirler. Diğerlerinin kendilerini eleştirdiğini düşünürler. Bu düşünce doğal olarak kaygının yükselmesine sebep olur.

Ne Yapabilirim?

                 Yaptığınız işe odaklanın, diğerlerinin düşüncelerini değiştiremezsiniz. Sadece elinizden geleni yapın. Diğerlerinin düşüncelerini geçirmeyen bir baloncuğun içinde olduğunuzu hayal edin.

Her şeye rağmen gergin hissediyorsanız?

                 Yavaşça derin bir nefes alın. Ciğerlerinize dolan temiz havaya odaklanın. Sonra tekrar önünüzdeki işe yoğunlaşın.

Kendinizi yaptığınız işe kaptırdıkça kaygınız azalacak ve sonunda yok olacaktır.


Etiketler:kaygı, kaygıyla başa çıkma, motivasyon, stres yönetimi, yaşam koçluğu


kaynak

Eşruhunuzu Nasıl Bulursunuz?

Uzun yıllar boyu gecelerinizi sadece yastığınız ve kedinize sarılarak geçirdiniz. Evet, arada sırada sabah kalkarken yanınızda başka bedenler de olduğu oluyordu; ama adı üzerinde, sadece “beden”, biraz konuşup, biraz gülüştüğünüz, biraz da seviştiğiniz; fakat daha da ötesi olmayan geçici paylaşımların öznesi… Artık evinize geldiğinizde sizi karşılayan veya sizin ondan daha önce gelip karşıladığınız, DVDlerinizi birlikte seyrettiğiniz ve sonrasında da çocuğunuz veya çocuklarınızın babası olup da yıllar ilerlese bile onu gördüğünüzde heyecanlandığınızı hissettiğiniz bir adamı arzuluyorsunuz. Yıldönümlerinizi hiç unutmayacak, size hep değer verdiğini hissettirecek, nezaketini asla elden bırakmayacak, sizden başkasına bakmayacak ve sizi dinletip anlarken ruhunuzu tamamladığını hissettirecek o kişiyi nasıl mı bulacaksınız? Hazır mısınız? Başlıyorum…

İlk Yöntem

Sabah kalkın ve ılık bir duş alın. Kendinizi iyice rahat hissedin çünkü bu çok önemli. Daralmış bir içle bu çalışmayı yapamazsınız. Duşun altında uzun uzun kalmayı ihmal etmeyin. Suyun güzelliğinin tadını iyice çıkartın. Duştan sonra da kremlenme faslınızı yine ağır ağır ve tadını çıkarta çıkarta gerçekleştirin. İyice gevşemiş olmanız çok ama çok önemli. Daha sonra da aynanın karşısına geçin ve derin derin gözlerinize bakın… Kendinizi inceleyin… Sonra da şu sözleri kendinize tekrar edin: Ben böyle bir adamı nah! bulurum…

Nasıl Yani?

Hahaha size bir ritüel sunacağımı ve siz de onu uygulayıp cuppa bu adamı bulacağınızı sanıyordunuz değil mi? Maalesef böyle kısa yoldan eşruhunuzu bulun diye bir reçete söz konusu değil, var diyen de buyursun gelsin. Evrensel sistem, öyle dünyamıza benzemez; kısa yoldan köşe dönmecilik, aydınlanmacılık, eşruh bulmacılık yoktur. Olurmuş gibi görünse bile o, kısa süren bir illüzyondan ibarettir; sonrasında daha acıtıcı şekilde patlayabilir olup bitenler. Kısa yoldan zengin olursunuz, ama bu paradan ne hayır gelir, ne mutluluk; kısa yoldan aydınlandım sanırsınız, hatta çevrenizdekilere de bu aydınlanmayı anlatmak veya satmak istersiniz, sonra bir sabah kalkarsınız ki pardon kalkmaya çalışırsınız ama yataktan bile kalkamayacak kadar çökük olduğunuzu görürsünüz; eşruhunuzu bulduğunuzu sanırsınız, adamı en yakın arkadaşınızla basarsınız… Çok mu karamsar görünüyorum? Ben sadece size işin bugüne kadar gözlemlediğim ve deneyimlediğim kısımlarını anlatıyorum. Eğer birşeylere ulaşmayı gerçekten ve derinden arzuluyorsanız, ona ulaşırsınız; ama öyle kısayollarla, reçetelerle değil. Nasıl mı? Hazır mısınız? Bu sefer gerçekten başlıyorum…

Eşruh Nedir?

Herhangi bir spiritüel içerikli kitap okuduysanız veya halihazırda spiritüel yolculuk içindeyseniz, “eşruh” kavramıyla karşılaşmamış olmanız imkansız gibidir. Ruhsal yolculuklarına başlayanlar için mola verilen ilk duraklardan birisidir “eşruhlar”. Teoride “bir ruhun kendini parçalara bölmesi ve o parçalara bölünen ruhların aynı yaşam içinde birbirleriyle karşılaşması” demektir, “eşruhların birleşmesi”. Nasıl bir anlatım ama değil mi? Off ki off. Kendi ruhunla birleşiyorsun, öyle bir kişi ki bu; ona baktığın anda bütünlendiğini hissediyorsun ve muhteşem bir aşk seni bekliyor… Anlatılanları böyle anlayıp da kitabı kapatır kapatmaz eşruhunu aramayan ve hoşlandığı ilk kişiyi de kız arkadaşlarına anlatırken “işte ben onu buldum, eşruhumu çağırdım ve geldi,” cümlelerini kullanmayanı döverler bu alemde, almayanı dövüyorlar hesabında. Ama kazın ayağı hiç de öyle değildir aslında ki zaten kısa bir süre içinde eşruhunu arayan kızımızı kafası gözü darmadağın olmuş ve ruhsallığını sorgular halde buluruz.

Halbuki eşruhlar, romantik bir konu değildir. Bir ruhun, o zaman döneminde farklı deneyimler yaşayabilmesi adına farklı kimliklerde dünyaya gelmesidir. Yani siz şu anda 35 yaşında, esmer, taş gibi bir hatun olup, bir büyük firmada kariyer yapıyor olabilirsiniz; çünkü ruhunuz yaşamı bu şekilde deneyimlemeyi seçmiştir. Ama aynı anda ruhunuz, 2012 yılında 65 yaşında demiryollarından emekli bir işçi amca olmayı da deneyimlemeyi isteyebilir ve bunu yaşar da. Tıpkı Facebook’ta birden fazla hesap açmak gibidir bu. Hepsini yöneten sizsinizdir, ama farklı farklı karakterler yansıtabilirler hesaplar. Bu durumda 35 yaşındaki taş gibi sizle, 65 yaşındaki emekli amca eşruhsunuzdur. Ne kadar romantik ve bir o kadar da karışık değil mi? Zaten spiritüel konuların en karmaşıklarından birisidir eşruhlar. Ben elimden geldiğince sadeleştirmeye çalıştım.

Karışık İşler Bunlar…

Kafanızı fazla karıştırmak niyetinde değilim, çünkü konunun ruhsal alem kısımları cidden çok karışık. Bu arada eşruhların sevgili oldukları olmaz mı? Yani bir ruh aynı yaşam dilimi içinde aşk birlikteliği yaşayamaz mı? Bunun mümkün olduğunu ve inanılmaz bir ilişki yaşandığına dair bilgiler okudum. Zaten insanları eşruhlar konusunda bu kadar alevlendiren de bu bilgilerdir. Ama yine söylenen, bu tarz birlikteliklerin çok ama çok nadir yaşanabileceği. Öyle okudum kitabı, geldim gaza, çağırdım eşruhumu, geldi koşa koşa durumunun sözkonusu olmadığını; bu hevesle sokağa fırlayıp da üzgün ve süzgün dönen yüz spiritüel kadına sorabilirsiniz. Çoğunluğu ayağından topuklusunu çıkartıp “başlarım eşruhundan…” şeklinde sizi kovalayacaktır. Tabii bu durum sizi ümitsizliğe sevk etmesin. Elbette ki bu dünyada yalnız değiliz. Ayrıca “eşruh”umuz yoksa, “eş”ruhlarımız var ki çok şükür onların sayısı bir hayli fazla…

“Eş”ruh nedir?

“Eş”ruhlar, bizlerin frekansına çok yakın ve birlikte olup evlenebileceğimiz, çoluk çocuğa karışabileceğimiz, deli gibi aşık olup yaşamımızı paylaşabileceğimiz kişilerdir. Spiritüel literatürde bunlara “özeş”ler denir, ama o literatürün açıklamalarını ben de anlamıyorum ne yalan diyeyim, bu yüzden size anlatırken “eş”ruh kavramını uydurdum.

“Eş”ruhunuz, sizi “sonsuz” aşka taşıma potansiyeline sahip, ilişki yaşayabileceğiniz, görür görmez ona vurulabileceğiniz, karı koca olabileceğiniz ve bununla birlikte ilişkinizi batırabileceğiniz de kişilerdir. Yani gayet kanlı canlı insanlardır ve frekanslarınızın uyumu nedeniyle birbirinize çekilirsiniz, ama bu sizin onunla sonsuza kadar unutulmaz bir aşk yaşayacağınızın garantisini taşıyan ilişki modeli değildir. Potansiyeli vardır, ama garantisi yoktur. (Hoş “eşruh” da bile bunun garantisi yoktur ya.) Çünkü dünyada yaşadığımız her deneyimin özünde, yaşamaktan duyulan keyifle birlikte, ruhumuzu geliştirme çabaları da yatar. Gelişiriz ve geliştiğimiz ölçüde de yaşamdan aldığımız keyif de artar.

Hayatımıza giren insanlar da evimize gelen misafirlere benzerler. Evimiz, uzun süredir havasız kalmışsa ve kokuyorsa; “üff şu pencereleri açsana!” mesajını alttan alta iletirler bizlere aslında. Pencereyi açmalıyızdır ki içeri hava yani yaşamsal enerji dolsun. İşte hayatımıza giren insanların, bizlere kapalı odalarımızı, kapılarımızı, pencerelerimizi göstermesine de “yansıtma” ya da “ayna olma” denir. Onlar bizlere kendimizi yaşamdan koparan noktaları işaret eden mesajlar getirirler; ama biz onların mesajlarını genellikle fena halde reddederiz, onlara kızarız ve kısa zaman içinde evimizden uzaklaştırmaya çalışırız. Çünkü bu yansıtmalar, bizleri sinir eden şekilde karşımıza çıkarlar. Evrensel bir temel kural vardır: Karşınızdaki kişide gördüğünüz bir hareket, sizi sinir ediyorsa, orada sorun seninle ilgilidir; eğer hareketi görüyor ama kızgınlık duymuyorsan, bu onunla ilgilidir. Bizi en geliştiren kişiler de ya ailemizdedir ya da sevgilimiz olurlar. İşte kendimizi kabullenebildiğimiz ve pencerelerimizi açabildiğimiz ölçüde o muhteşem aşk potansiyelini kinetiğe dönüştürebiliriz, ama karşımızdakiyle kapışmaya başlarsak “bu aşk burada biter ve ben çekip giderim…” şarkısını birlikte söylemeye başlarız.

Kafam Karıştı Yahu!

İçiniz daraldı değil mi? Böyle on maddelik bir onu yap, bunu yap reçetesi ne güzel olurdu hani. Bir şey söyleyeyim mi? O tarz reçeteler de işe yarayabilir aslında, ama bir süreliğine. Tıpkı başınız ağrıdığında aspirin almak gibidir bu. Adı üzerinde reçete. Sizin o anki sorununuzu çözer ama başınızın aslında neden ağrıdığının kökenini tedavi etmez. Bir süre sonra başınız yeniden ağrıyacaktır ve siz bir daha ilaç içeceksinizdir; ama sorun kökeninden çözülmeyecektir. Ben size olayı kökeninden halletmeyi anlatmaya çalışıyorum. Derinlere inmediğiniz sürece, birileri gelir, birileri gider hayatınızdan… Kalıcı olan birileri mevcut ve o kişi harika bir insan olsa bile kendinizi, “Neden mutlu olamıyorum ben?” diye sorgular bulabilirsiniz ve bir de o kişiye haksızlık ettiğinizi düşünüp üzerine suçluluk duyguları da bindirirsiniz ki kadayıfın kaymağı gibi olur, oh yarasın! O zaman hadi gelin derinlere bakalım biraz da…

Eşelemece

Konu ilişkiler olduğunda en temel sorun, beklentidir: Birisinin kapıdan parlak zırhlar içinde girip, sizi yaşadığınız hayattan, sıkıntılardan, bunalımlardan çekip çıkartacağı; kendinizin beceremediğini onun başaracağı düşüncesidir. Bu dünyada hiç kimse bunu yapamaz biliyor musunuz? Yani dünyanın en harika adamı da olsa o kişi, bu sefer ışıltısından gözleriniz kamaşacağı için kovalarsanız onu ve yine kalakalırsınız. Çünkü gözleriniz ışığa alışmamıştır bu sefer de. Sizin kendinize veremediklerinizi başkasının size verebilme olasılığı yoktur. İçinizdeki boşluğu bir başkası dolduramayacaktır asla!

Şimdi yazının girişinde söylediğim egzersizi bir daha yapalım. Duşunuzu alın, kremlenmenizi yapın, iyice gevşeyin ve aynanın karşısına geçin. Gözlerinizin içine bakarak bu sefer şu soruyu sorun: Ben, kendimle çıkar mıyım? Evet, siz olsanız kendinizle çıkar mıydınız? Hemen “Tabii ki çıkardım, var mı benim gibisi, iyihuylu, güzel, akıllı, hem de taş gibiyim!” cevabını yapıştırmayın. Onlar anne babanızın ve çevrenizin size yapıştırdığı iyi huylu görünümlü etiketler, bunların tam tersleri de vardır ve hemen “Tabii ki çıkmazdım, benim gibi lanet, huysuz, geçimsizle kim çıkar” da diyebilirsiniz. Siz ne o’sunuz, ne de bu! Bakın şimdi gözlerinize… Ama iyice derinlere… Gerçekten kendinizle birlikte olmak ister miydiniz?

İlişkiniz var ya da yok, eğer bir yalnızlık hissediyorsanız ve bu yazının başlığını görür görmez atladıysanız; kusura bakmayın kendinize verdiğiniz yanıt: “Hayır!”dır. Yalnızlık hisseden kişi, kendisiyle birlikte olamadığı için o hisle doludur. Kendisine “Hayır!” dediği için acı çekiyordur. Peki diyelim ki yanıtınız ısrarla “Evet!”, o zaman hemen ikinci sorumu soruyorum: “Bana neden kendinizle olmak isteyeceğinize dair beş tane sebep yazabilir misiniz?” Bunu gönül rahatlığıyla soruyorum, çünkü aynı soruyu kendime sorduğumda beşi çıkartamadığımı farkettim ve canım çok acıdı ne yalan söyleyeyim. Ama en azından kendime dürüst olduğum için kendime teşekkür ettim!

Yüzleşmek

Kendine dürüst olmak en temel gelişim faktörüdür biliyor musunuz? Kendinize ne kadar dürüstseniz, ruhsal aynanızda kendinize o kadar doğrudan bakabilirsiniz. Ne kadar doğrudan bakarsanız, canınızı acıtan noktaları o kadar net görürsünüz ve net gördüğünüz zaman da onu şifalandırmaya başlayabilirsiniz. Hem de bu sefer kastırmadan. Çünkü evrendeki tek şifa yöntemi, yüzleşmek yani o sorunu görüp kabullenmekten geçer. Onu kucakladığınız anda, direniş ortadan kalkar, oraya enerji akar ve şifalanmaya başlarsınız.

Yalnız mısınız? Kendinizi yalnız mı bırakıyorsunuz? Bunu kabul edin ve aynaya dönüp bakın. Kendinizi ihmal ettiniz ve kendinizden uzaklaşmak için yapmadığınız da kalmadı değil mi? Siz aslında başkasının gelip sizin hayatınızı değiştirmesini beklerken, içten içe kendi hayatınıza dokunmayı umuyordunuz değil mi? Dönün ve bakın! Emin olun canınız çok yanacaktır. Bu dünyada insanın kendisiyle yüzleşmesi kadar korktuğu ve onu zorlayan bir durum yoktur. Göreceklerinizden korkarsınız ve daha da kötüsü, yaptığınız hatalar nedeniyle kendinizin asla affedilmeyeceğine inanırsınız. Affedilmeyecek şeyler yapmışsınızdır değil mi? O derece büyük hatalardır ha! Peki güneşli bir havada sokağa çıktığınızda, güneş ışınlarınızı üzerinden kaçırıyor mu? Duşa girdiğinizde su sizden kaçıyor mu? Denizin güzelliğine bakarken, deniz sizden güzelliğini esirgiyor mu siz “suçlusunuz” diye? Evren sizi yargılamıyor, evren size suçlu muamelesi yapmıyor; bunu kendinize yapan sadece sizsiniz. Sizi affedecek, sadece sizsiniz…

Ne Alakası Var Ya Bunun “Eş”ruhlarla…

İtiraz etmeden önce dinle bayan çokbilmiş, hem de çok alakası var. Bu süreçleri yaşamadığın sürece, “gerçek” mutluluğu bulman maalesef hayal. Koray gelir, Serkan gider; gördüğünde kalbini yerinden fırlatan Hakan gelir, üç ay sonra bir bakarsın o gitmiş yerinde Serhan var… Ama sen bir türlü mutlu olamıyorsundur ve en büyük zevkin de kankalarınla buluşup birbirine gülerek manalı bakıp “Aşk nerdeysen çık dışarı” şarkıları söylemek olmuştur. İşte ben sana söylüyorum nerede olduğunu aşkın! Sen kendi içindeki aşkın sorumluluğunu üzerine alamamışsan, kendine dokunamamışsan, kendinle olamamışsan; hiç kimselere bahane de bulma, aşka inanmıyorum şarkıları da çığırma. Çatır çatır kendinle yüzleş, canını acıtacak kadar dürüst ol! Bunu yaptıktan sonra da içindeki hayattan korktuğu için herşeyi kontrol etmeye çalışan dominant teyze ipleri zaten bırakacaktır. İşte o zaman yaşam enerjisi içine akar; önce seni şifalandırır; sonra da bir bakarsın önce huzur, içinde yükselmeye başlamış; sonra da mutluluk…

Ve derken bir gün, hiç beklemediğin bir anda kapıdan içeri birisi girer... Ne parlak zırhlarla, ne de gümbür gümbür... Ama yıllardır beklediğin yol arkadaşın, “eş”indir o senin. Gelir ve elele tutuşursunuz… Birbirinize gülümsersiniz ve yola yüzünüzde gülümsemeyle devam edersiniz; hiçbir zorunluluk, şart, beklenti ve kasılma hissetmeden… “Eş”ruhunuz veya belki de “eşruh”unuz hayırlı uğurlu olsun… Sevgiler…

(İlk Yayın: Cosmopolitan)


kaynak

Romantik İlişkinizi Mahvetmenin 5 Yolu

Bir ilişkiyi  mahvetmek sandığınızdan çok daha kolaydır.

Genel kanıya göre ilişkiler karmaşık sebepler yüzünden sona ermektedir halbuki gerçekte  ilişkilerin bitmesinin oldukça basit sebepleri vardır. Aşağıda, uzun süren bir tutum haline geldiği takdirde bir ilişkiyi kaçınılmaz olarak sona sürükleyecek 5 etmeni açıkladım. Dikkatli olun çünkü ilişkiler kırılgandır!

1. Duygusal aşırı-tepki

Ani bir savunma her zaman en iyi hücum olmayabilir bu yüzden tepkinizin sonuçlarını gözden geçirmek için bir dakika durun ve düşünün. Partnerinizin sizi kızdıran, üzen veya güvensiz hissettiren bir şey yaptığı veya söylediği durumlarda, kendinizi aşırı tepki vermemek ve karşıdakini bölmeden dinlemek için telkin edin. Bunun yanı sıra, partnerinize, yorum yapmadan önce düşünecek zamana ihtiyacınız olduğunu söyleyin. Çiftler işlerin fırtınalı olduğu durumlarda mantığa dayalı şeyler yapmanın en iyi yol olduğunu genelde anlamıyorlar.  Aklınızda olanı doğrudan söylemektense kendi köşenize çekilin: kendinize ait bir alan yaratmak söylenenlerin doğru olup olmadığına veya fazla anlam taşımadan fevrice söylenmiş şeyler olup olmadığına karar vermenizde yardımcı olacaktır. Son aşama ise ikiniz de sakinleştikten sonra konuyu tartışmaktır.

2. Söylenmek-Dır dır yapmak

Tartışacağınız şeylere partnerinizle birlikte karar verin çünkü sürekli dırdır yapan bir anne gibi hareket etmek veya bir konu üzerine sürekli şikayet etmek sadece iki tarafı da birbirinden uzaklaştıracaktır. Konu hakkında yakın arkadaşlarınızın veya yakınlarınızın fikirlerini alın: eğer herkes bunun bir problem olduğu konusunda hemfikir isei partnerinize bunu değiştirmesi için istekte bulunmanız haklı olacaktır. Bir diğer etkili taktik ise partnerinize sürekli dırdır yapıp yapmadığınızı sorabilirsiniz. Eğer “evet” derse geçmişteki söylenmeleriniz için özür dileyin ve bu davranışınızı değiştirmek için çaba sarf edin. Takip eden haftalarda partnerinize karşı konuşma şeklinize fazladan dikkat göstererek kendinizi kontrol edin. Kendinizi söylenirken bulursanız hemen özür dileyin ve başka bir faaliyetle oyalanarak dikkatinizi konudan başka bir yere çevirin. Partnerinizden bir daha söylendiğiniz anda sizi uygun bir ses tonuyla uyarmasını isteyin ki yeni bir kavgaya sebebiyet vermesin.

3. Güvensizlik

Erkekler de kadınlar da aynı şeyi isterler: kendine güvenli, güçlü olan ve bir bebek gibi sürekli pohpohlamak zorunda hissetmedikleri birini. Gerşek şu ki, güvensizlikleriniz genelde partnerinizin sizi gerçekte nasıl algıladığını yansıtmazlar. Partnerinizi terapistiniz haline getirmeye çalışırsanız onu yıpratırsınız ve sizden kopmaya başlar. Bunun yerine kilo/vücut sorunları veya istenmeme korkusu gibi öncelikli olarak kendinize güvenmediğiniz şeyleri sıralayan bir liste yaparak bu güvensizlikler dolabından kendinizi dışarı çıkartın ve partnerinize bu güvensizliklerinizin büyük ihtimalle onu etkilediğini söyleyin. Şikayet etmek için çok fazla zaman ve enerji harcadıysanız özür dileyin. Bu eğer sizin bir sorununuz ise bu davranışı ortadan kaldırabilecek eğitimli bir terapist aramaya başlayın.

4.  İlişki Bağımlılığı

Partnerleriyle kaynaşmak için bazı insanlar kendi ilgi alanlarını, hobilerini, ve hedeflerini-aslında partnerlerini ilk etapta etkileyen şeyleri- unutuverirler. İlişki bağımlılığının bu olumsuz zincirini kırmak için ilişki başlamadan önce boş zamanlarınızı kimlerle ve ne şekilde harcadığınızın bir listesini yapın- gerçekten yapmaya değer bir alıştırma. Hiçbir çift, boş vakitlerinin tümünü  birbiriyle  harcamamalıdır bu yüzden siz de kendinize ait ne kadar boş vaktiniz olduğunu gözlemlemeye çalışın.  Spor salonuna gitmek veya lokal kurslarda eğlenceli dersler almak gibi kendi başınıza yapabileceğiniz bir uğraş edinin. Partnerinizle vakit geçirmeyi tercih ettiğiniz için iletişiminizin koptuğu samimi arkadaşlarınız var ise bir aktivitede veya yemekte buluşmak için çaba sarf ederek kimliğinizi geri kazanın.

5.  Zorlama Davranışlar

Madde kullanımında, alışveriş yapmada, fevri alışverişlerin sayısında ve sosyal amaçlı dışarı çıkmalarda belirgin bir artış olması ilişkideki partneri fazlasıyla endişelendiren, ilişkinin dengesini bozan, tartışmalara yol açan ve en sonunda da ilişkiyi bitişe götüren bir şeydir. Bu tür bir sorun sizin hayatınızda yer alıyorsa, bu tarz davranışlar farkına varılır varılmaz hemen ele alınmalıdır. Aşırı davranışlarınızı kabul edin ve bunları durdurmak için aşama kaydettiğinizi söyleyin ve partnerinizin duygularını doğrulamak için ona bu tür davranışlardan nasıl etkilediğini sorun. Alışveriş dürtüsüyle başa çıkmak için örneğin kredi kartları yerine nakit para kullanın, böylece dürtüsel alışverişlere para harcama ihtimalini azaltmış olursunuz. Sorun yaşadığınız konuda kendinizi eğitmek için kitapçıların kişisel-yardım bölümlerini ziyaret etmeyi veya bir terapistten veya destek gruplarından yardım almayı düşünün.

İlişkiler, her iki tarafın ilişkinin genel ihtiyaçlarına (birbirine ilgi gösterme, cömert ve nazik davranışlarla birbirine saygı gösterme vs.) olduğu kadar tarafların kendi kişisel ihtiyaçlarına karşı da duyarlı olmasını gerektirir. Yukarıda bahsedilen romantik ilişkiyi mahveden 5 etmen tamamıyla önlenebilir şeylerdir. Bu yüzden davranışlarınızın farkında olun ve konu aşka geldiğinde hiçbir garantinin olmadığını bilin.

Çeviridir: Seth Meyers, Psy.D.


Etiketler:evlilik psikolojisi, kıskançlık, romantik ilişkiler, yakın ilişki


kaynak

HAYATA DAİR DERSLER!

• Hayat haksızlıklarla dolu ama yine de güzel!
• Şüphede kalma, ikinci bir adım daha at!
• Hayat, nefrete zaman harcayacak kadar uzun değil.
• Hastalandığında sana işin değil, ailen, arkadaşların bakacak. Onlarla ilişkini koparma!
• Her tartışmayı kazanacaksın diye bir şey yok! . Fikir farklılıklarını kabul et!
• Ağlayacaksan, bir başkası ile birlikte ağla! Tek başına ağlamaktan evladır.
• İlk maaşından başlamak üzere, emekliliğine para ayır.
• Geçmişinle barış ki, bugününün içine etmesin!
• Hayatını başkaları ile mukayese etme, ötekilerin neler çektiğini bilmiyorsun!
• Bir ilişki gizli olacaksa, sen içinde olmamalısın!
• Derin bir nefes al, kafanı sakinleştirir.
• Güzel ve yararlı olmayan, seni mutlu etmeyen her şeyi çöpe at!
• Her ne yaşıyorsan, seni öldürmediği müddetçe, güçlü kılar.
• Mutlu bir çocukluk geçirmek için geç kalmış değilsin de, bu sadece ve sadece sana bağlı!
• Mumları yak, değerli yatak takımlarında uyu, kendine pahalı iç çamaşırları satın al. Bunlar için özel fırsatlar bekleme, bugün zaten özeldir!
• Önce hazırlan, sonra da kendini akıntıya bırak.
• Şimdiden egzantrik ol! Kırmızı giymek için yaşlanmayı bekleme.
Mutluluğun için senden başka sorumlu yoktur!
• Her yaşadığın felaketin ardından kendine şu soruyu sor: "Beş yıl sonra bunun benim için ne önemi olacak?"
Daima yaşamı seç.
• Herkesi, her şeyi affet.
• Başkalarının senin hakkında ne düşündüğü seni ilgilendirmez!
Zaman her imkâna sahiptir. Zaman tanı!
• Durum ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, değişecektir…
• Kendini fazla ciddiye alma, kimse almıyor ki zaten!
• Mucizelere inan!
• Hayatı denetlemeyi bırak!. Öne çık, kendi hayatını kendin yarat.
• Çocuklarınızın, yaşayacak başka çocukluk dönemi yok!
• Sonuçta gerçekten önemli olan sevmiş olmandır!
• Her gün dışarı çık.. Mucizeler her yerde seni bekler!
• Dertlerimizi bir torbaya doldurup, milletinkilerle bir arada görsek, bizimkileri geri toplardık…
• Kıskançlık zaman kaybıdır. Zaten ihtiyacınız olan her şeye sahipsiniz!
• Her şeyin en iyisini daha yaşamadın!
• Kendini nasıl hissedersen et, kalk, giyin ve dışarı çık!
• Yol ver!
• Hediye paketinde olmasa bile, hayat yine de bir hediyedir!

Kaynak: Regina Brett'in kaleminden


kaynak

Hastalıkların zihinsel nedenleri!

1. Sorunun zihinsel nedenine bak ve bunun senin için doğru olup olmadığını düşün.

Değilse, sessizce otur ve kendine sor: “Bende bunu yaratan hangi düşünceler olabilir”

2. Şu sözleri tekrar et: “Bilincimde bu koşulları yaratan düşünce kalıbını bırakmaya

hazırım.”

3. Yeni düşünce modelini birçok kez tekrar et.

4. İyileşmenin zaten başlamış olduğunu varsayıp, iyileşmeyi kabul et

HASTALIKLARIN ZİHİNSEL SEBEPLERİ

SORUN OLASI NEDEN YENİ DÜŞÜNCE MODELİ

A

Addison hastalığı: (Derin boyutta duygusal yoksunluk. Kendine duyulan kızgınlık.)

“Bedenimin, düşüncelerimin, duygularımın bakımını sevgiyle yapıyorum.”

Adrenal sorunlar: (Yenilgi duygusu. Kendine aldırış etmemek. Endişe) “Kendimi seviyorum

ve onaylıyorum. Kendime bakma isteğini duyuyorum.”

Ağlamak: (Gözyaşları hayatın ırmaklarıdır. Üzüntü ve korkudaki kadar sevinçte de gözyaşı

dökülür.) “Tüm duygularımda huzur içindeyim. Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.”

Ağrılar, Sızılar: (Sevgiye hasret çekmek. Dokunulmayı özlemek.) “Kendimi seviyorum ve

onaylıyorum. Sevecen ve sevilen bir insanım.”

AIDS: (Kendini reddetmek, cinsel suçluluk ve yetersizlik duygusu.) “Hayatın kutsal ve

görkemli bir ifadesiyim. Cinselliğimden haz duyuyorum. Kendimi seviyorum.”

Akciğer sorunları: (Hayatı kabul etmemek. Depresyon. Üzüntü. Dolu dolu bir yaşama

kendini layık görmeme.) “Hayatım mükemmel bir denge içinde. Hayatı dolu dolu yaşamaya

hakkım ve kapasitem var.”

Akıntı: (Eşe duyulan kızgınlık. Cinsel suçluluk duygusu. Kendini cezalandırma.) Başkaları,

kendime duyduğum sevgi ve saygının aynalığını yapıyor. Cinselliğimin coşkusunu yaşıyorum.”

Allerjiler: (Kime allerji duyuyorsunuz? Kendi gücünü reddetmek) “Dünya güvenli ve dostça.

Güvencedeyim. Hayatla barış içindeyim.”

Alkolizm: (Ne yararı var? Yararsızlık, suçluluk, yetersizlik duygusu. Kendini reddetme.) “Şu

anda yaşıyorum. Her an yeni bir an. Özdeğerimi görmeyi seçiyorum. Kendimi seviyorum ve

onaylıyorum.”

Alzheimer hastalığı: (Yaşamı terketme arzusu. Hayatı olduğu gibi kabul edememek)

“Herşey doğru zaman ve mekan sıralaması içinde gelişiyor. Her şey olması gerektiği gibi

oluyor.”

Amfizem: (Yaşam korkusu. Kendini yaşamaya layık bulmama.) “Dolu dolu ve özgür

yaşamak en doğal hakkım. Hayatı ve kendimi seviyorum.”

Amnezi: (Korku, hayattan kaçış. Kendi ayakları üzerinde duramama.) “Zeka, cesaret ve

özdeğere daima sahibim. Hayatta olmayı seviyorum.”

Anemi: (“Evet, ama” yaklaşımı. Haz yoksunluğu. Yaşam korkusu. Yeterli olmama duygusu)

“Hayatın her alanında zevk alacağım çok şey var. Hayatı seviyorum.”

Anksiyete (kaygı): Hayatın akışına ve gidişatına güven duymama) “Kendimi seviyorum ve

onaylıyorum. Hayatın akışına güveniyorum. Güvencedeyim.”

Anoreksi: (Hayatı reddetmek. Aşırı korku, kendinden nefret ve reddedilme) “Olduğum

gibiyim. Olduğum gibi olmaktan mutluyum. Yaşamayı seçiyorum. Hazzı ve kendimi kabul

etmeyi seçiyorum.”

Anüs: (Atma noktası, boşaltma noktası.) “İhtiyaç duymadığım şeyleri kolaylıkla ve rahatlıkla

atıyorum.”

Anüs- apse: (Bırakmak istediğiniz şeyi bırakamamaktan duyduğunuz kızgınlık)

“Bıraktığımda güvendeyim. Sadece ihtiyacım olmayan şeyleri atıyorum.”

-Acı: (Suçluluk duyma. Cezalandırılma arzusu. Yetersizlik.) “Geçmiş geçmişte kaldı.

Şimdi kendimi sevmeyi ve onaylamayı seçiyorum

-Fistula: (Gereksiz şeyleri kısmen tutarak atmak. Geçmişin olumsuzluklarına takılı

kalmak.) “Sevgiyle geçmişi tümüyle özgür bırakıyorum. Özgürüm. Sevgiyim.”

-Kaşınma: (Geçmiş hakkında suçluluk duymak. Pişmanlık.) “Kendimi sevgiyle

affediyorum. Özgürüm.”

Anüs kanaması: (Kızgınlık ve öfke.) “Hayatın akışına güveniyorum. Doğru ve yararlı adımlar

atıyorum.”

Apati: (Duygulara izin vermemek. Kendini ölü gibi hissetme. Korku.) “Duygularıma izin

veriyorum. Kendimi hayata açıyorum. Yaşam deneyimlerine hazırım.”

Apandisit: (Korku, yaşam korkusu. İyi şeylerin akışını engellemek.) “Güvendeyim. Kendimi

gevşetiyor ve hayatın zevkle akmasına izin veriyorum.”

Apse: (İncinme, küçümsenme, intikam duyguları içinde dönüp durma) Düşüncelerimin

özgürleşmesine izin veriyorum. Geçmiş bitti. Huzurluyum.

Arter: (Yaşam sevincini taşıyan damarlar.) “Yaşam sevinciyle doluyum. Kalbimin her

atışında tüm bedenime yayılıyor.”

Arterioskleroz: (Direnme, gerginlik. Katışlaşmış dar düşünceler. İyiyi görmeyi reddetmek.)

“Hayata ve hazza tamamen açığım. Sevgiyle bakmayı seçiyorum.”

Artrit: (Sevilmediğini hissetmek. Eleştirilmek, kırgınlık). “Sevgiyim. Kendimi sevmeyi ve

onaylamayı seçiyorum. Başkalarına sevgiyle bakıyorum.”

Artritli parmaklar: (Cezalandırma, suçlama arzusu. Kurban olduğunu hissetmek.) “Sevgi ve

anlayışla bakıyorum. Tüm yaşadıklarıma sevginin ışığıyla yaklaşıyorum.”

Araba tutması: (Korku. Tutsaklık. Tuzağa düşmüş hissetmek.) “Zaman ve mekan içinde

kolaylıkla ilerliyorum. Sevgi çepeçevre beni kuşatıyor.”

Astım: (Nefes almaya hak duymamak. Boğulmuşluk duygusu ve bastırılmış gözyaşı.

“Hayatımın sorumluluğunu üstlenme güvenini duyuyorum. Özgür olmayı seçiyorum.”

Astım nöbeti: (Korku. Hayata güvenmemek. Çocuklukta takılıp kalmak.) “Büyümekten

korkmuyorum. Hayatıma ve kendime güven duyuyorum.”

Bebek astımı: (Yaşam korkusu. Doğmaktan duyulan pişmanlık. “Bu çocuk güven dolu bir

ortamda ve seviliyor. Beklenilen ve değer verilen bir çocuksun.”

Ayaklar: Kendimizi, başkalarını, hayatı anlama kapasitemiz. “Anlayışım genişliyor. Değişen

dünyaya ayak uyduruyorum.”

Ayak parmakları: Geleceğin küçük ayrıntıları. “Tüm ayrıntılar kendi kendine yerlerini

bulurlar.”

Ayakbileği: (Hareket ve yol belirlemeyi temsil ediyor.) “Hayatta ileri doğru adımları kolaylıkla

atıyorum.”

Madura ayağı: (Dışlanmaktan duyulan çaresizlik duygusu. İleri adım atamama.) “Kendimi

seviyorum ve onaylıyorum. İlerlemek için kendime izin veriyorum.”

Aybaşı sorunları: (Kadın olmaktan duyulan suçluluk duygusu. Cinsel organların günah, pis

olduğu inancı.) “Kadın olarak gücümü ve bedenimin normal işlevlerini kabul ediyorum.

Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.”

B

Bacak sorunları:

- Üst: (Çocukluk travmalarının etkisinden kurtulamamak.) “Benim için bildiklerinin en

iyisini yapıyorlardı. Onları affediyorum.”

- Alt: (Gelecek korkusu. Kıpırdamak istememek.) “Geleceğe güvenle bakıyorum.”

Bademcikler: (Korku. Bastırılmış duygular. Tıkanmış yaratıcılık.) “Yüksek düşünceler bende

ifade buluyor. Her şey iyiliğim için oluyor.”

Bağımlıklar: (Kendinden kaçmak. Korku. Kendini sevmeyi bilmemek) “Artık ne kadar

harikulade bir varlık olduğumun farkına vardım. Kendimi sevmeyi ve haz almayı seçiyorum.”

Barsaklar: Dışkının atılmasını sağlıyor.

- Sorunlar: (Eski ve ihtiyaç duyulmayan şeyi atmaktan korkmak.) “Kolaylıkla eskiyi

bırakıyor, coşkuyla yeniyi kabul ediyorum.”

Baş ağrısı (Değersizlik duygusu. Korku. Kendini eleştirme.) “Kendimi seviyorum ve

onaylıyorum. Yaptığım şeyleri sevgiyle yapıyorum.”

Baş dönmesi: (Kaçış. Dağınık düşünce. Görmeyi reddetmek.) “Hayatla uyum ve barış

içindeyim. Canlı ve mutlu olmakla güven içindeyim.”

Bayılmak: (Korku. Başedememek.) “Hayattaki her şeyle başetme gücüm var.”

Beden Kokusu: (Korku. Kendinden hoşlanmamak. İnsanlardan korkmak.) “Kendimi

seviyorum ve onaylıyorum. Güven duyuyorum.”

Beyin: Bilgisayar ve santralı temsil ediyor.

- Tümör: “Yanlış programlanmış inançlar. İnatçılık. Değişmeyi reddetmek.) “Zihnimin

bilgisayarını yeniden programlamak çok kolay. Hayat değişimler sürecidir.”

Bitkinlik: ( Can sıkıntısı. Yaptığı işi sevmemek.) “Hayattan coşku duyuyorum. Enerji ve

coşkuyla doluyum.”

Boğaz sorunları: (Kendi adına konuşamamak. Yutulmuş kızgınlık. Tıkanmış yaratıcılık.

Değişme ve korkusu.) “Kendimi özgürce, kolaylıkla, sevgiyle ifade ediyorum. Yaratıcılığımı

kullanıyorum. Değişmeye hazırım.”

Boyun ağrıları: (Soruna bir başka açıdan bakmayı reddetmek. İnatçılık. Esnek olmamak.)

“Kolaylıkla ve esneklikle bir konuyu her açıdan görebiliyorum. Birşeyi yapmanın ve görmenin

bir çok yolu var.”

Böbrek sorunları: (Yargılama, düşkırıklığı, başarısızlık. Utanç. Çocuk gibi tepki gösterme.)

“Daima doğru adım atıyorum. Her deneyim yararlı. Büyümeyi seçiyorum.”

Bronşit: (Bağırılıp çağrılan aile ortamı): “Çevremde barış ve uyum var.”

Bunama: (Çocuğun güven dolu sanılan dünyasına geri dönmek. Bakım ve ilgi talep etmek.

Etrafındakileri bir çeşit kontrol etme yolu. Kaçış.) “Korunma. Güven. Barış. Evrensel akıl

hayatın her boyutunda çalışıyor.”

Burun akması: (İçsel ağlama. Çocuksu gözyaşı. Kurban.) “Hayatımın yaratıcı gücünün

bende olduğunu kabul ediyorum. Hayattan zevk almayı seçiyorum.”

Burun kanaması:: (Kabul görme isteği.Önem verilmeme duygusu. ‘Sevgi istiyorum.’)

“Kendimi seviyorum ve onaylıyorum. Gerçek değerimi biliyorum.”

C

Cilt sorunları: (Kaygı, korku. Eski, derine gömülmüş bir tehlike. Dokunulma yoksunluğu.)

“Barış ve sevgi düşünceleriyle kendimi koruyorum. Geçmişi unuttum ve affettim. Şimdi

özgürüm.”

Cinsel hastalıklar: (Cinsel organların günah ve pislik yuvası olduğu inancı. Suçluluk.

Cinsellikte insanları kullanmak, sömürmek, tecavüz etmek.) “Cinselliğimi sevgiyle ifade

ediyorum. Bana iyi duygular hissettiren cinselliği yaşamayı seçiyorum.”

Cushing Hastalığı: (Zihinsel dengesizlik. Sürekli çılgınca fikirler üretilmesi. Aşırı güçlülük

duygusu.) “Sevgiyle bedenimi ve zihnimi dengeliyorum. Şimdi bana iyi duygular veren

düşünceleri seçiyorum.”

Cüzzam: (Hayatla başedememe. Temiz ve iyi olmadığına dair uzun süreli inanç.)

“Sınırlılığımı aşıyorum. Sevgi tüm hayatımı iyileştiriyor.”

Ç

Çene Sorunları: (Kızgınlık. İntikam arzusu.) “Yarattıklarımı değiştirme gücü bende.”

Çıban (şirpençe): Bize yapıldığını düşündüğümüz haksızlıklara duyulan zehirli öfke.)

“Geçmişi bırakıyorum, hayatımın her alanını iyileştirmek için kendime zaman tanıyorum.”

Çocuk hastalıkları: (Takvime, toplumsal kurallara ve sahte yasalara inanmak. Etrafındaki

yetişkinlerin çocukça davranışları.) “Bu çocuk kutsal sevgi ve korumasıyla kuşatılmış.

Zihinsel bağışıklık talep ediyoruz.”

Çocuk felci: (Paralize eden kıskançlık. Birisini durdurma isteği.) “Her şey, herkese yetecek

kadar çok. Sevecen düşüncelerle özgürlüğümü yaratıyorum.”

Çürükler: (Yaşamda küçük engeller. Kendini cezalandırma.) “Kendimi seviyorum ve saygı

duyuyorum. Kendime sevecen davranıyorum.”

D

Dalak: Obsesyon. Bir şeylere aşırı tutku. “Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.”

Denge Kaybı: (Dağınık düşünceler.) “Hayatım olduğu gibi mükemmel ve güvenli. Her şey iyi

ve güzel.”

Deniz tutması: (Korku. Ölüm korkusu. Kontrolü yitirme.) “Her yerde barış ve huzur içindeyim.

Hayata güveniyorum.”

Dirsek: Yön değişimlerini ve yeni deneyimleri kabullenmeyi temsil. eder. “Yeni deneyimlere,

yeni değişimlere ve yeni doğrultulara kolaylıkla uyum sağlıyorum.”

Disk kayması: (Hayatta hiç bir desteğin olmadığı duygusu. Kararsızlık.) “Hayat, tüm

düşüncelerimi destekliyor. Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.”

Diş sorunları: (Uzun süreli kararsızlık. Karar vermek için düşünceleri analiz edememe.)

Doğruluk ilkesinden şaşmadan kararlarımı veriyorum. Doğru kararlar verdiğimin güvencesi

içindeyim.”

Dişeti kanamaları: (Hayatta aldığımız kararlardan haz duymama.) “Aldığım kararların

doğruluğuna güveniyorum. Huzurluyum.”

Dişeti sorunları: (Kararları kesinleştirememek, hayat karşısında güçsüzlük.) “Kararlı bir

insanım. Kendimi sevgiyle destekliyorum ve kararlarımı uyguluyorum.”

Diyabet (Şeker hastalığı): Geçmişteki seçimlerinden pişmanlık duymak. Hayatı kontrol

altına alma ihtiyacı. Derin üzüntü. Hayattan tat almama.) “Bu an güzelliklerle dolu. Günün

tatlı yönlerini görmeyi, yaşamayı seçiyorum.”

Diz sorunları: (İnatçı ego ve gurur. Taviz verememe. Uzlaşamama. Esnek olmama.)

“Affediyorum. Anlıyorum. Şefkat duyuyorum. Kolayca uzlaşıyorum.”

Doğuştan gelen sakatlıklar:

“Her deneyim, gelişim sürecimiz için mükemmel. Olduğum gibi olmaktan mutluyum ve

huzurluyum.”

Dudak uçuğu: (Hayatı küçümseme alışkanlığı. Kendini ve başkalarını aşırı eleştirme. ‘Her

şey ne kadar kötü, değil mi’ deme alışkanlığı.) “Hayatla birim. Kendimi ve başkalarını

seviyorum. Yaşamaktan mutluluk duyuyorum.”

Düşük: (Gelecek korkusu. ‘Şimdi değil, daha sonra..’ Yanlış zamanlama.) “Hayat bana

daima uygun çözümleri getiriyor.”

E

Egzama: (Aşırı muhalefet, düşmanlık. Zihinsel feveran.) “İçimde ve etrafımda uyum, barış,

sevgi ve hazla çevriliyim. Güvencedeyim.”

Eklemler: Hayatımızın yön değiştirmesi. “Daima en iyi yöne doğru gidiyorum.”

El bileği: Hareketi ve kolaylığı temsil ediyor. “Tüm deneyimlerime bilgelikle, sevgiyle,

kolaylıkla yaklaşıyorum ve üstesinden geliyorum.”

Epilepsi(Sara): (Eziyet çekme. Hayatı reddediş. Büyük mücadele duygusu. Kendine yönelik

şiddet.) “Hayatı sonsuz ve haz dolu olarak görmeyi seçiyorum. Ben de sonsuz, haz dolu ve

huzurluyum.”

F

Fıtık: (Zedelenmiş ilişkiler. Gerginlik. Yanlış yaratıcı ifade.) “Kendimi seviyorum ve

onaylıyorum. Kendim olmakta özgürüm.”

Fibroid Tümör ve kistler: (Eşe derinden kırılma ve bu kırgınlığı besleme. Kadınlık benliğine

darbe yemek.) “Bu deneyimi bana çeken düşünce kalıbından kendimi kurtarıyorum.”

Frijitlik(Cinsel soğukluk): (Korku. Hazdan korkma. Cinselliğin kötü olduğuna dair inanç.

Duyarsız eş.) “Bedenimden zevk duyarken güvencedeyim. Kadın olmaktan mutluluk

duyuyorum.”

G

Gastrit: (Uzun süren kararsızlık.) “Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.”

Geğirme: (Korku. Hayatı çabucak yutmaya çalışmak.) “Yapmam gereken her şeyi yeri ve

zamanı var. Huzurluyum.”

Göğüsler: Anneliği ve şefkati temsil ediyor. “Mükemmel bir denge içinde besleniyor ve

besliyorum.”

- Kistler, yumrular, ağrılar: (Aşırı annelik. Aşırı koruma. Aşırı tahakküm.

Yaşamdan beslenmeyi engellemek.) “Kendim olmakta özgürüm, başkalarının da

kendileri olma özgürlüğüne saygı duyuyorum. Herkes büyüyüp gelişmeli.”

Gözler: Berrak görüşü simgeliyor. Geçmişi, anı geleceği.) “Her şeyi sevgi ve sevinçle

görüyorum.”

Göz Sorunları: (Hayatta gördüğü şeylerden hoşlanmamak.) “Görmekten hoşlanacağım bir

hayatı oluşturuyorum.”

- Astigmat: (Kendini olduğu gibi görme korkusu.) “Kendi güzelliğimi ve görkemimi

görmeyi seçiyorum.”

- Katarakat: (Geleceği karanlık görmek.) “Hayat sonsuz ve haz doludur.”

- Çocuklar: (Ailede olan biteni görmek istememe.) “Bu çocuğu mutluluk ve güzellik

kucaklıyor.”

- Şaşılık: (Aynı anda zıt amaçların olması.) “Gördüğüm bana güven veriyor.”

- Hipermetrop: (Anda yaşanılanların değerini bilmemek ve korkmak.) “Şimdi ve

buradayım. Güvende olduğumu görüyorum.”

- Miyop: (Gelecek korkusu.) “hayatın rehberliğine güveniyorum.”

- Glakoma: (Taşlaşmış affetmezlik.) “Sevgi ve şefkatle bakıyorum.”

- Keratit: (Aşırı kızgınlık. Yumruk atma arzusu.) “Bırakıyorum yüreğimdeki sevgi

gördüğüm her şeyi iyileştirsin.”

Grip: (Kitlesel karamsarlık ve inançlara uyum. Korku. İstatistiklere inanmak.) “Toplum

inançlarının ötesindeyim. Toplumsal etkilerden özgürüm.”

Guatr: (Üzerinde baskılara duyulan nefret. Kurban. Doyumsuzluk.) “Hayatımın tek otoritesi

ve gücü benim. Kendim olmakta özgürüm..”

Gut Hastalığı: (Tahakküm etme ihtiyacı. Sabırsızlık. Kızgınlık. “Kendimle ve başkalarıyla

barışığım ve huzurluyum.”

H

Hazımsızlık: (İçgüdüsel korku, kaygı, başa çıkamama.) “Yeni deneyimleri kolaylıkla ve

zevkle özümsüyorum.”

Hemoroid: (Geçmişe duyulan kızgınlık. Geçmişin sorumluluğu altında ezilme.) “Yapmak

istediğim her şey için zamanım var. Sevgi olmayan her şeyi bırakıyorum.”

Hepatit: (Değişime direnç. Korku, kızgınlık, nefret.) “Düşüncelerim arınmış ve özgür. Geçmişi

bırakıyorum, yeniye yöneliyorum.”

Hipertiroidi: (İstenen şeyi yapamamaktan duyulan aşırı düş kırıklığı. Daima kendini değil,

hep başkalarını düşünmek.) “Gücüme yeniden sahip çıkıyorum. Kararlarımı kendim

veriyorum. Kendi mutluluğumun doyumunu yaşıyorum.”

Hiperventilasyon: (Korku. Değişime karşı duymak. Gidişata güvenmemek.) Nerede olursam

olayım güven içindeyim. Hayatın akışına güveniyorum.”

Hipofiz: Kontrol merkezi. “Zihnim ve bedenim mükemmel denge içinde.”

Hipoglisemi: (Hayatın yükü altında ezilmek.) “Hayatımı hafif, kolay, zevkli hale getirmeyi

seçiyorum.”

Horlama: (Kalıplaşmış düşüncelerden kurtulmayı inatçı bir reddediş.) “İçinde sevgi ve haz

olmayan düşüncelerimi bırakıyorum. Yeniyi, tazeliği, canlılığı seçiyorum.”

İ

İçe dönmüş tırnak: (İlerlemekten duyulan endişe ve suçluluk duygusu.) “Hayatta kendi

yolumu çizmek en doğal hakkım. Güvenliyim. Özgürüm.”

İdrar Sorunları:

(Endişe. Eski, düşünceler saplanma. Bıkkınlık.) “Eskiyi kolaylıkla ve

rahatlıkla bırakıyor ve yeniye hayatımda yer veriyorum.”

İdrar yolu enfeksiyonu: (Genellikle karşı cinse veya sevgiliye duyulan öfke. Başkalarını

suçlamak.) “Bu koşulları yaratan bilincimdeki kalıpları değiştiriyorum. Değişmeye hazırım.

Kendimi seviyorum.”

İktidarsızlık: (Cinsel baskı, gerginlik, suçluluk. Toplum baskısı. Önceki eşe duyulan öfke.

Anne korkusu.) “Cinsel gücümü kolaylıkla ve zevkle ifade ediyorum.”

İshal: (Korku. Reddetmek. Kaçış.) “Beslenme, hazmetme ve dışkılama sistemim düzenli

işliyor. Hayatla barış içindeyim.”

İştah –fazla: (Korku. Korunma ihtiyacı. Duyguları yargılamak.) “Güvendeyim. Hissetmek

sağlıklıdır. Duygularım normal ve kabul edilebilir şeylerdir.”

-az: (Korku. Kendini koruma. Hayata güvenmemek. “Kendimi seviyorum ve

onaylıyorum. Güvendeyim. Hayat zevkli ve güven dolu.”

K

Kaba etler (butlar): Gücü temsil ediyor. Gevşek kabaetler; gücün kaybolması. “Gücümü

akıllıca kullanıyorum. Güçlüyüm. Güven doluyum.”

Kadın Sorunları: (Kendini, dişiliğini, dişilik prensibini reddetme.) “Kadın olduğum için

mutluyum. Bedenimi seviyorum.”

Kalça Sorunları: Büyük kararlar almada duyulan korku. Gidilecek bir yönün olmaması.)

“Hayatım denge içinde. Her yaşta kolaylıkla ve zevkle hayatımda ilerleme gösteriyorum.”

Kalp: Sevgi ve güven merkezi. “Kalbim sevgi ritmiyle atıyor.”

- sorunları: (Uzun süreli duygusal sorunlar. Haz yoksunluğu. Kalbin katılaşması.

Stres ve zorluklar.) “Coşku, haz, mutluluk. Bunların düşüncelerimi, deneyimlerimi, bedenimi

doldurmasına izin veriyorum.”

- Krizi: (Haz duygusunu para, pozisyon vb için feda etmek.) “Önce sevgi geliyor.

Hayattan haz almayı seçiyorum.”

- Kalp damarlarının daralması: (Zihinsel katılık, katı yüreklilik,çelik gibi irade, esnek

olmama. Korku.) “Sevecen mutlu düşünceleri seçerek sevecen, mutlu bir dünya yaratıyorum.

Güvenli ve özgürüm.”

Kan: Bedende hazzı temsil ediyor, özgürce akıyor.) “Hayatın mükemmel ritmi içinde haz

alıyorum ve haz veriyorum.”

Kan Sorunları: (Sevinç yoksunluğu ve düşüncelerin özgürce dolaşamaması.) (Sevinç verici

yeni düşünceler içimde özgürce dolaşıyor.)

-Pıhtılaşma: (Haz duymaya kapalı olmak.) “İçimde yeni bir hayat uyanıyor.”

Kanama: (Haz alma duygusunu yitirmek. Kızgınlık. ama neye?) “Hayatın mükemmel ritmi

içinde haz alıyorum ve haz veriyorum.”

Kan Basıncı- yüksek: (uzun zamandır çözülemeyen duygusal sorun.) “Geçmişi huzurla

bırakıyorum.”

-düşük: (Çocukta sevgi yoksunluğu. Yenilgi. Niye uğraşayım ki? Nasılsa bir şey

değişmeyecek.) “Hep sevinç dolu olan şu anda yaşamayı seçiyorum. Yaşamım bir sevinç

kaynağı.”

Kabızlık: (Eski düşüncelerden vazgeçmeyi reddetmek. Geçmişe saplanmak. Bazen cimrilik.)

“Geçmişi bıraktığımda yenilik, tazelik, canlılık geliyor. Hayatın içimden akmasına izin

veriyorum.”

Kangren: (Marazi düşünceler. Zehirli düşüncelerin sevinci boğması.) “Şimdi uyumlu

düşünceleri seçiyorum.”

Kanser: (Derin acı. Uzun süre taşınan kırgınlık, sır, hüzün bedeni kemiriyor. Nefreti içine

gömmek.) “Geçmişle ilgili her şeyi sevgiyle affediyorum. Yaşamımı mutlulukla doldurmayı

seçiyorum. Kendimi seviyorum.”

Karaciğer: Öfke ve gazabın merkezidir. Sorunları: (Sürekli şikayet etmek. Kendini kandırmak. Haklı çıkmak için sürekli

başkalarında hata bulmak. Kötü hissetmek.) “Kalbim açık olarak yaşamayı seçiyorum.

Baktığım her yerde sevgiyi görüyorum.”

Karın ağrıları: (Korku, başlamış bir olayı, süreci durdurmak.) “Hayatın akışına güveniyorum.

Güvencedeyim”.

Karın ağrısı: (Zihinsel tahriş. Sabırsızlık. Çevreden duyulan rahatsızlık.) “Bu çocuk yalnızca

sevgiyi ve sevgi dolu düşüncelere karşılık veriyor. Her şey barış dolu.”

Kas Sorunları: (Aşırı korku. Herkesi ve her şeyi çılgın bir şekilde kontrol etme arzusu.

Güven duymanın derin ihtiyacı.) “Hayatta olmak güzel. Kendim olmak güzel. Kendime

güveniyorum.”

Kaşınma: (Akıntıya kürek çekme arzusu. Doyumsuz. Pişman.) “Bulunduğum noktada

huzurluyum. Arzu ve ihtiyaçlarımın karşılanacağını bilerek, iyiliğimi kabul ediyorum.”

Katarakt: (Geleceği olumlu görememek. Karanlık gelecek.) “Hayat sonsuzdur ve haz

doludur. Her ana heyecanla yaklaşıyorum.”

Kazalar: (İstediğini dile getirememe. Otoriteye karşı çıkma isteği. Şiddetle inanmak) “Bunu

yaratan düşünceyi aşıyorum. Huzurluyum, değerliyim.”

Kekemelik: (Güvensizlik. Kendini ifade yoksunluğu. Ağlamaya izin verilmemesi.)

“Düşündüklerimi ifade etmekte özgürüm. Kendimi güven ve sevgiyle ifade ediyorum.”

Kellik: (Korku. Gerginlik. Her şeyi kontrol altında tutmaya çalışma.) “Kendimi seviyorum ve

onaylıyorum. Hayata güveniyorum.”

Kemikler: Evrenin temel yapısını temsil ediyor.) “Dengeli ve sağlam yapılıyım.”

Kemik sorunları:

-Kırılma: (Otoriteye karşı tepki.) “Dünyamda kendimin efendisi benim. Düşüncelerim

yalnızca bana ait.”

-Deformasyon: (Zihinsel baskı ve gerginlik. Kasların ve düşüncenin esnekliğini

kaybetmesi.) “Hayatın nefesini dolu dolu içime çekiyorum. Hayatın akışına güveniyorum.”

Kısırlık: (Hayat sürecine duyulan korku ve direnç Ya da anne baba olmaya ihtiyaç

duymamak.) “Hayata güveniyorum. Doğru yerde, doğru zamanda, doğru şeyi yapıyorum.

Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.”

Kızarıklık: (Gecikmelerden duyulan rahatsızlık. Dikkat çekmenin çocukça bir yolu.) “Kendimi

seviyorum ve onaylıyorum. Hayatta her şey gerektiği zaman oluşuyor.”

Kistler: (Acı veren eski bir filmi tekrar tekrar seyretmek. Acıları beslemek. Sahte büyüme.)

“Zihnimin sinemaları güzel filmler gösteriyor. Çünkü ben seçiyorum. Kendimi seviyorum.”

Kistik Fibroz: (Hayatın size mutluluk getirmeyeceğine dair derin inanç. ‘Zavallı ben’.) “Hayat

beni, ben hayatı seviyorum. Hayatı dolu dolu ve özgür yaşamayı seçiyorum.”

Kollar: (Hayat deneyimlerini kucaklama kapasitesi ve yeteneği.) “Yaşadıklarımı kolaylıkla ve

zevkle, severek kucaklıyorum.”

Kolesterol: (Haz kanallarının tıkanması. Haz alma korkusu.) “Hayatı sevmeyi seçiyorum.

Haz kanallarım ardına kadar açık.”

Kolit: (Aşırı derecede katı ana babalar. Eziyet çekme ve yenilgi duygusu. Şefkate duyulan

büyük ihtiyaç.) “Kendimi seviyorum ve onaylıyorum. Mutluluğumu kendim yaratıyorum.

Hayatta ‘kazanan’ olmayı seçiyorum.”

Koma: (Korku. Bir şeyden veya birinden kaçmak.) “Seni sevgi ve güvenle kucaklıyoruz.

İyileşmen için ortam yaratıyoruz. Sen sevgisin.”

Kramplar: (Gerginlik. Korku. Sıkı sıkıya yapışmak.) “Zihnimi gevşetiyorum ve huzur dolu

olmasına izin veriyorum.”

Kronik hastalıklar: (Değişimi reddetmek. Gelecekten korkmak. Güvende hissetmemek.)

“Gelişmeye ve değişime hazırım. Şimdi güvenli yeni bir gelecek yaratıyorum.”

Kulaklar: İşitme kapasitesini temsil ediyor. “Sevgiyle dinliyorum.”

Kulak ağrısı: (Kızgınlık. İşitmek istememek. Fazla kargaşa. Kavga eden ana baba.)

“Çevremde uyum var. İyi ve hoş şeyler işitiyorum. Sevginin merkeziyim.”

Kulak çınlaması: (Dinlemeyi reddetmek. İçimizdeki minik sese kulak vermemek. İnatçılık.)

Yüksek benime güveniyorum. İçimdeki sese sevgiyle kulak veriyorum. İçinde sevgi olmayan

her şeyi bırakıyorum.”

Kurdeşen: (Küçük, gizli korkular.) “Hayatımın her alanında barış var.”

L

Larenjit: (Öfkeden konuşamamak. Otoriteye kızgınlık. Konuşmaktan korkmak.)

“İstediklerimi rahatlıkla dile getiriyorum. Kendimi ifade edebiliyorum.”

Lenf Bezleri: (Aile çatışmaları, kavgalar. Çocuk istenmediğini hissediyor.) “İstenen, hoş

karşılanan ve çok sevilen bir çocuğum.”

Lösemi: (İlham ve yaratıcılığın hunharca yok edilmesi. ‘Ne yararı var?) “Geçmişteki

sınırlılığımı aşıp, şimdiki anın özgürlüğünü yaşıyorum. Kendim olmakla güvencedeyim.”

m

Menopoz sorunları: (Artık istenmemekten korkmak. Yaşlanma korkusu. Kendini

kabullenmeme.) “Hayatın tüm dönemlerinde dengeli ve huzurluyum. Bedenimi sevgiyle

kutsuyorum.)

Migren: (Köşede sıkışıp kalma duygusu. “Hayatın akışına kendimi bırakıyorum. Hayat benim hayatım.”) “

N

Nasırlar: Katılaşmış kavram ve düşünceler. Somut korkular.) “Yeni düşünce ve yolları

görmek ve denemek güvenli. İyiye açığım.”

Nefes: Hayatı içimizde hissetme yeteneği.. “Hayatı seviyorum.”

Nefes Kokması: (Kızgınlık ve intikam dolu düşünceler.) “Geçmişime sevgiyle sünger

çekiyorum. Sadece sevgiyi dile getiriyorum.”

Nefes sorunları: Hayatı dolu dolu yaşamaktan korkmak. Yaşamda yeri olmadığını

hissetmek.) “Hayatı dolu dolu ve özgürce yaşamak en doğal hakkım. Sevilmeye layığım.

Hayatı dopdolu yaşamayı seçiyorum.”

Nefrit (Bright hastalığı): (Hiç bir şeyi doğru yapamayan bir çocuk gibi hissetmek.

Başarısızlık.) “Kendimi seviyorum ve onaylıyorum. Değerli ve yeterli bir insanım.”

O

Omurga: Hayatın esnek desteği. “Hayat tarafından destekleniyorum.”

Omurga eğriliği: (Hayata güvenmemek. Onursuzluk. Cesaretsizlik. Desteksizliğin korkusu.)

Korkularımı yeniyorum. Sevgiyle dik duruyorum. Bu, benim hayatım.”

Ö

Ödem: (Kimi yada neyi bırakamıyorsun?) “Geçmişi bırakıyorum ve özgürleşiyorum.”

P

Pamukçuk: “Dudaklardan dökülmesi engellenen çirkin, suçlayıcı sözcükler.) “Sevgi dolu

dünyamda yalnızca sevinç dolu deneyimler yaratıyorum.”

Pankreas: Hayatın tadını simgeliyor. “Hayattan tat alıyorum.”

Parmaklar: (Hayatın detaylarını simgeliyor. “Hayatın ayrıntılarıyla barış içindeyim.”

- Baş parmak: Akıl ve endişeyi simgeliyor. “Zihnim dingin.”

- İşaret parmağı: Ego ve korkuyu simgeliyor. “Güvendeyim.”

- Orta parmak: Kızgınlık ve cinselliği simgeliyor. “Cinselliğimle barış içindeyim.”

- Yüzük parmağı: Birlikte olma ve üzüntüyü simgeliyor. “Sevecen ve huzurluyum.”

- Küçük parmak: Aile ve sahte bir görünüm verme çabasını simgeliyor. “Hayat

ailesinde olduğum gibi görünüyorum.”

Parkinson hastalığı: (Korku. Herkesi, her şeyi aşırı kontrol etme arzusu.) “Güvende

olduğumu bilerek rahatım. Hayatım bana ait.”

Peptik ülser: (Yeterli olmama inancı. Başkalarını memnun etme kaygısı.) Kendimi

seviyorum ve onaylıyorum. Kendimle barışığım.”

Prostat sorunları: (Zihinsel korkuların erkekliği zayıflatması. Vazgeçmek. Cinsel baskı ve

suçluluk. Yaşlanma korkusu.) “Kendimi seviyorum ve onaylıyorum. Gücümü kabul ediyorum.

Ruhum daima genç”

S

Rahim: Yaratıcılığın evini simgeliyor. “Bedenimle barışığım.”

Raşitizm: (Duygusal beslenme eksikliği. Sevgi ve güven yoksunluğu.) “Güvenliyim. sevgiyle besleniyorum.”

Romatizma: (Kurban. Hep haksızlığa uğradığını hissetmek. ‘Hep benim başıma geliyor.’

Sevgi yoksunluğu.) “Deneyimlerimi ben yaratıyorum. Kendimi ve başkalarını sevip

onayladıkça, gittikçe daha olumlu deneyimleri hayatımda yaratıyorum.”

S

Safra taşı: (Katı düşünceler. Lanetleme. Gurur.) “Geçmişi arkamda bırakmayı seçiyorum.”

Sağırlık: (Reddediş. İnatçılık. Tecrit. ‘Neyi işitmek istemiyorsun?’ ‘Beni rahatsız etme’.) “Yüce

sesi dinliyorum. İşittiğim her şey bana zevk veriyor. Her şeyle birim.”

Saman Nezlesi: (Duygusal tıkanma. Zamanla yarış. Suçluluk.) “Her zaman hayata güven duyuyorum.”

Sarılık: (İçsel ve dışsal önyargı. Dengesiz mantık.) “Kendim ve herkes için sevgi, anlayış ve

şefkat duyuyorum.”

Selülit: (Çocukluk anılarına takılı kalmak. Geçmişteki kötülükleri unutamamak. İlerlemekte

zorlanmak. Kendi yolunu çizme korkusu.) “Herkesi affediyorum. Kendimi affediyorum. Tüm

geçmiş acılarımı affediyorum. Özgürüm.”

Sırt sorunları – üst: (Duygusal destek yoksunluğu. Sevilmediğini hissetmek. Sevgiyi

göstermemek.) “Kendimi seviyorum ve onaylıyorum. Yaşam beni destekliyor ve seviyor.”

- orta: (Suçluluk. Sırta binen yükün altında ezilmek. “Sırtımdan in”.) “Geçmişimi

bırakıyorum. Yüreğimdeki sevgiyle hayatta ileriye doğru yol almayı seçiyorum.”

- aşağı: (Parasızlık korkusu. Ekonomik destekten yoksunluk.) “Hayatın kendisine

güveniyorum. İhtiyacım olan şey daima karşılanıyor.”

Siğil: (Küçük nefretler duyma. Çirkin olduğuna inanma.) “Tüm ifadesiyle hayatın sevgisi ve

güzelliğiyim.”

Sinir ağrısı (nevralji): (Suçu cezalandırmak. İletişim konusunda şiddetli üzüntü.) “Kendimi

affediyorum. Sevgiyle iletişim kuruyorum.”

Sinir krizi: (Ben merkezcilik. İletişim yollarını tıkamak.) “Yüreğimi açarak, açık ve sevecen

iletişim kuruyorum.”

Sinirlilik: (Korku, evham, mücadele, acelecilik. Hayata güvenmemek.) “Sonsuzluğun içinde

yolculuk yaptığımı biliyorum. Her şeye zaman var. İçtenlikle iletişim kuruyorum.”

Sinüs sorunları: (Çok yakın bir insandan tedirgin olmak.) İçimde ve çevremde huzurlu ve

uyumlu bir ortam var.”

Sivilce: (Kendini kabul etmemek. Kendinden hoşnut olmamak.) “Kendimi şu anda olduğum gibi seviyorum ve kabul ediyorum.”

Siyah noktalar: (Kirli ve sevgisiz hissetmek.) “Kendimi seviyorum ve onaylıyorum.”

Soğuk algınlığı: (Aynı anda birden çok şeyin birden olması. Zihinsel karışıklık. Küçük

incinmeler. “Her kış üç kez soğuk algınlığına yakalanırım” türünden inançlar.) “Gevşemeye

ve düşüncelerimin berraklaşmasına izin veriyorum. İçimde ve çevremde berraklık ve uyum

var.”

Ş

Şişmanlık: (Korunma isteği. Aşırı duyarlılık.) “Kutsal sevgiyle korunuyorum ve güven

duyuyorum.”

T

Tetanoz: (Kızgın, yiyip bitiren düşüncelerden kurtulma isteği.) “Yüreğimdeki sevginin tüm

bedenimi ve duygularımı yıkamasına ve iyileştirmesine izin veriyorum.”

Tırnak Yemek: (Çaresizlik ve düşkırıklığı. Kendini yemek. Anne babaya öfke duymak.)

“Büyümeyi seçiyorum. Artık kendi hayatımı kolaylıkla ve zevkle idare ediyorum.”

Timus: Bağışıklık sisteminin temel guddesi. ‘Herkes bana zarar vermeye uğraşıyor. Hayat

bana saldırıyor.’ Sevecen düşüncelerim bağışıklık sistemimim güçlendiriyor. İç ve dış

dünyamda güvenliyim. Sevgiyle iyileşiyorum.”

Tiroid: (Aşağılanmak. ‘İstediğim hiç bir şeyi yapamıyorum. Bana sıra ne zaman gelecek?)

“Eski sınırlılığımı aşıyorum ve kendimi özgürce, yaratıcılığımla ifade ediyorum.”

Tüberküloz: (Bencillikle kendi kendini yok etmek. Hükmedici sabit düşünceler. Öç alma

ihtiyacı.) “Kendimi sevdikçe ve onayladıkça, daha zevkli, huzurlu, barışçıl bir dünya

yaratıyorum.”

U

Uçuk ve kabarcıklar: (Kırgınlık. Duygusal korunma yoksunluğu.) “Hayatın akışında, her yeni

deneyime kolaylıkla uyum sağlıyorum.”

Uykusuzluk: (Korku. Hayat sürecine güvenmemek. Suçluluk.) “Günü ardımda bırakıyor,

huzurlu bir uykuya dalıyorum. Yarın yeni bir gün ve çözümleriyle geliyor.”

Uyuşma: (Başkalarını umursamamak. Sevgi vermemek. Zihinsel duyarsızlık.) “Duygularımı

ve sevgimi paylaşıyorum. Herkesin sevgisine karşılık veriyorum.”

Uyuz: (Başkalarının fazla etkisinde kalmak.) “Hayatın yaşayan, seven, haz dolu bir

ifadesiyim. Benim, kendi kişiliğim var.”

Ü

Ülser: (Korku. Yetersiz olduğuna dair duyulan güçlü inanç. Sizi ne yiyip bitiriyor?) “Kendimi

seviyorum ve onaylıyorum. Barış ve huzur doluyum.”

Ürperme: (Zihinsel kasılma. Geriye çekilme. Uzaklaşma arzusu. Beni yalnız bırak.) “Her

zaman emniyetteyim ve güven içindeyim. Sevgi beni kuşatıyor ve koruyor.”

V

Varis: (Bulunduğun durumdan nefret etmek. Cesareti yitirmek. Aşırı yük taşıdığını hissetme.)

Hayatı seviyorum ve özgürce hareket ediyorum.”

Vitiligo(ciltte beyaz noktalar): (Ait olmama. Kendini her şeyin dışında hissetmek. Bir gruba

dahil hissetmemek.) “Hayatın tam merkezindeyim. Herkese ve her şeyle sevgiyle bağlıyım.”

Y

Yanma: (Kızgınlık. Küplere binmek.) “Sevgi ve coşku doluyum.”

Yanıklar: (Kızgınlık. Alev alev öfke.) “İçimde ve çevremde barış ve uyum yaratıyorum. İyi

hissetmeyi hak ediyorum.”

Yaşlılık sorunları: (Toplumsal inançlar. Eski düşünceler. Kendim olma korkusu. Şimdiyi

reddetmek.) “Her yaşta kendimi seviyorum ve onaylıyorum. Hayatın her anı mükemmel.”

Yatağı ıslatma: (Ebeveyn korkusu. Genellikle baba.) “Bu çocuğa sevgi, şefkat ve anlayışla

bakıyorum.”

Yılancık: (Başkalarının hayatına çok fazla karışmasına izin vermek. Kendini yeterince temiz

ve iyi bulmamak.) “Kendimi seviyorum ve onaylıyorum. Hiç kimsenin, hiç bir şeyin üzerimde

gücü olmasına izin vermiyorum.”

Yirminci yaş dişi: (Sağlam bir temel yaratmak için gereken zihinsel hazırlığı yapmamak.

“Bilincimi, hayatın genişletmesine açıyorum. Gelişmek ve değişmek için hazırım. Ve bol

imkanım var.”

Yumurtalıklar: Yaratıcılık noktası. “Yaratıcılığımı dengeliyorum.”

Yüz: Dünyaya gösterdiğimizi temsil ediyor. “Kendimi olduğum gibi ifade ediyorum.”

Z

Zatürree: (Umutsuz. Hayattan bıkkınlık. Duygusal yaraların iyileşmesine izin verilmemesi.)

“Yeni düşünceleri kabul ediyorum. Bu an, yeni bir an.”

Zona: (Korku ve gerginlik. Aşırı duyarlılık.) “Dinginim ve huzurluyum. Çünkü hayatın akışına

güveniyorum.”

“Düşünce Gücüyle Tedavi” kitabından alınmıştır – Louise Hay


kaynak

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel