NASILSAN ÖYLE İYİSİN..!


Sözün ardinda Niyet vardir.

Niyet dediğimiz bir gizem, kimsenin açıklayamadığı bir bicimde hayatımıza nüfuz ediyor. Medeni dünyanın yeni yeni anlamını kavradığı bir güçtür Niyet.

Niyet, söz ile iletilir.

Ve kadim mistikler der ki; “Sözünüze dikkat edin!” Söz büyük bir güçtür. Çünkü NİYET içerir.

Kendiniz ile aileniz ile çocuğunuz ile ilgili cümleler kurarken son derece dikkatli olun. Tanımlama, yorum yaptığınızda teşhiste bulunursunuz.

Teşhisiniz niyetinizi taşır- aktarır. Öyle ise, hele hele partneriniz ve çocuğunuz için teşhiste bulunmayın. Kaldı ki; teşhis içten içe reddetmedir. Reddetme içerir.

Peki, NİYET madem bu denli açıklanamaz ama reel bir güce sahip, o zaman ne yapmalı? Niyetinizi “bütünlüğü içinde insanı- aileyi- grubu”- sistemi kabul etmekten yana kullanın.

Deyin ki;

Nasılsan öyle iyisin.

Değiştirmeksizin alıyorum.

Seni GÖRÜYORUM. Seni ALIYORUM.

Sorgulamaksızın, nasılsan öyle sana EVET diyorum

Teşhis, beyin okuma, negatif enerji böyle geri alınır. Ve teşhis ya da negatiften geri alınan enerji, bu yeni tutumla ÖTEKİ SEVGİ’NİN kanalına aktarılmış olur.

Niyetini sevginin iyileştirici hareketine böyle aktarmış olursun. Bir insanla, bir grupla ilgili var olan negatif enerjinize bakın.

Dışlayıcı olan bu tutum bir anıya, yorumlu bir bilgiye dayanır. Bu anıya, eksik ya da yanlış bilgiye, yoruma sarılmaya siz devam ettikçe, negatif enerji de gücünü gösterecektir.

Ancak yanılmayın: Hem yöneldiğiniz kişinin hem de SİZİN üzerinizde!

NASILSAN ÖYLE İYİSİN; DEĞİŞTİRMEKSİZİN ALIYORUM...

alıntıdır...


kaynak

Olumlu düşünme

Bir şeyden dolayı gerçekten mutsuzsanız, bunu değiştirmeye çalışın. Bunun için yapabileceğiniz hiçbir şey yoksa, koşullarınızı kabul etmeyi öğrenin.

- Beyninizde hep kötü olayları hatırlatan bir ses varsa onu susturmayı öğrenin. Her zaman için insanların ve içinde bulunduğunuz durumun en iyi yönlerini görün.

- Mümkünse olumsuz insanlardan veya moralinizi bozan, sizi eleştiren kişilerden uzak durun. Kendinizi iyi hissettiren insanlarla birlikte olun. Kendinize olan saygınızı zedeleyenlerden uzaklaşın.

- Asla kendi hayatınızı başkalarının hayatıyla karşılaştırmayın. Her şeyin daha fazlasını istemek sizi tatminsizliğe sürükler. Olumlu düşünebilmek, sahip olduklarınızla mutlu olmak demektir ve daha fazlasını istememektir.

- Hayatınızdaki kötü olaylardan çok iyi olayları dikkate alın. Nelere sahip olduğunuza bakın, sahip olmadığınıza değil.

- Her zaman için seçeneğiniz olduğunu unutmayın. Bir duruma kızmayı yada bu durumu olumlu yönden görmeyi seçebilirsiniz.

- Zihninizi devamlı hayatınızda iyi olan şeylerle yoğunlaştırın.

- Durmadan gelecek hakkında endişelenmeyin. “Ya şöyle olursa...” şeklindeki düşünme tarzı enerjinizi tüketir ve zaman kaybıdır.


kaynak

Stresten Kurtaracak 10 Yöntem!


Mumun rahatlatıcı bir enerjisi vardır. Kendinizi kötü hissettiğinizde, sinirli olduğunuz zamanda evde 1-2 adet mum yakın ve ışığına odaklanın. Titrek alevlerin sizi hayal dünyasına yolculuğa çıkarmasına izin verin. Yapmak istediğiniz şeyleri hayal edin, düş kurun. Güzel hayaller gevşemenize yardım edecektir.Yemek veya banyo yaparken şarkı söyler misiniz? Şarkı söylemek bedeninizi rahatlatır. Şarkı söyledikçe ses vurgularıyla birlikte bedende gevşemeler oluşur. Kesinlikle söylemem, nefret ederim diyorsanız, derin nefesler alıp arı vızıltısı gibi sesler çıkarabilirsiniz.Yapılan araştırmalara göre yaşlandıkça daha az gülüyoruz. Ruhunuzu kaplayan şen kahkahaların yerini hayat sorunları mı aldı? Şimdi her şeyi bir kenara bırakıp kahkaha atın. Durup dururken gülemez misiniz? Sanal alemde komik videolar diye aratırsanız, mutlaka sizi güldürecek bir tanesine rastlarsınız. Özellikle hayvan ve bebek videoları çok başarılı oluyor.Yurt dışında çok popüler olan bir yöntem, topraklamadır. Kendinizi kötü hissettiğinizde çıplak ayakla toprak bir zeminin üstüne basıyorsunuz. Bu sırada dik bir şekilde durup kollarınızı iki yana rahat biçimde bırakıyorsunuz. Başınızın üstünden bir ipin sizi göğe doğru çektiğini hayal ediyor ve 3 dakika bu pozisyonda kalıyorsunuz. Derin derin nefes almayı unutmayınİşte en kolay yöntem! Oldukça basit bit şey yapacaksınız. Burnunuzdan derin bir nefes alın. Sonra sağ başparmağınızla sağ burun deliğinizi kapatın. Sol burun deliğinizden nefes verin. Sonra tam tersini yapınAslında herkesin stres ile baş etme biçimi farklıdır. Ancak en önemli yöntemlerden biri, hobi sahibi olmaktır. Hobiler, sığınılacak bir liman gibidir. O hobiyle uğraşırken kendinizi özgür ve rahat hissedersiniz. Bütün dertler geride kalmıştır.Sahilde yürürken dalga sesi dinleyin. Yaşadığınız yerde deniz yoksa göl var mı? O da yoksa şehir meydanlarda kurulan su fıskiyeleri ziyaret edin. Eğer hiçbirini bulamıyorsanız, internetten dalga sesi veya yağmur sesi indirebilirsiniz.İç dünyanıza yapacağınız bir yolculuk için 5 dakika ayırmaya ne dersiniz? Bir sandalyeye oturun. Bacaklarınız hafif aralık, gözleriniz kapalı olsun. Kendinizle baş başa kaldığınızda şu soruyu sorun: kendimi nasıl hissediyorum? Düşüncelerin vücudunuzda dolaşmasına izin verin. Dilerseniz bir meditasyon Cd’si satın alabilirsiniz.Eğer yaptırabiliyorsanız düzenli olarak masaj yaptırın. Ancak en acil yani stresli zamanlarda ensenize masaj yapmak da iyi bir yöntemdir. Elinizle ense kökünüzdeki çukuru bulun. Sonra başparmağınızın ucuyla bu bölgeye 5 saniye boyunca hafif bir baskı uygulayın. Diğer parmak uçlarınızı da saç köklerinde gezdirin. Anında tüm siniriniz yatışacaktır.Tüm sıkıntıları içinize atıp dert küpü olmak yerine, hiç kimsenin duyamayacağı bir yere gidip avazınız çıktığı kadar bağırın. Bu sırada ne istiyorsanız söyleyin. Kime kızdıysanız saydırın gitsin. Nasıl rahatlayacağınızı göreceksiniz.

kaynak

GEÇMİŞİN GEÇİP GİTMESİNE İZİN VERİN


Hayatta ne yaşamış olursanız olun kendinizi affetmeyi ihmal etmeyin. Çünkü kendinizle barışmak özgüveninizi geri kazanmanızı sağlayacaktır. İçe kapanık, sessiz kalan, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mahkum değilsiniz.

KENDİNİZE GÜVENİNİZİ ARTTIRMAK İÇİN YAPMANIZ GEREKENLER

İçe kapanık, sessiz, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mecbur hissediyorsanız özgüveninizi geri kazanmak için size bazı yöntemler öneriyoruz...

Bazı insanlar ne kadar da kendilerine güvenli görünüyorlar. Siz neden hep içe kapanık, sessiz kalan, bastırılmaya alışmış ve kendini beğenmeyen biri olarak yaşamaya mecbur hissediyorsunuz kendinizi? Bu hisse mahkum değilsiniz.

Geçmişin geçip gitmesine izin verin
Geçmişte aldatılma ya da herhangi bir kabalığa maruz kalma gibi üzücü olaylarla karşılaştıysanız, bu tür negatiflikleri hayatınızdan çıkarmak çok zordur. Öncelikle kendinizi suçlamayı bırakmanız gerekir. Olan bitenler sizin değil, karşınızdakinin sorunudur aslında. Eğer etrafınızda bu tarz olaylara sıkça maruz kalmanıza yol açan negatif kişiler varsa derhal onları hayatınızdan çıkarın.

İnsanların bu negatifliklerinin nedeni, kendilerine saygı gösterilmesi için mücadele ediyor olmalarıdır. Kendilerini daha iyi hissetmek için kendilerine kolay hedefler arıyorlardır. Bu durumun özrü olamaz ve siz buna katlanmak zorunda değilsiniz. Negatif insanları ve size yaşattıklarını maziye gömmelisiniz.

Olumlulukları açığa çıkarın
Kendimizi kötü hissettiğimiz zamanlarda sahip olduğumuz bütün olumsuzluklarımıza odaklanırız genelde. Aynaya baktığımızda tek gördüğümüz, eğri dişlerimiz, iri basenlerimizdir. Siz belki gülme şeklinizden ya da telaffuzunuzdan şikayetçisinizdir. Bu, sizin kendinizle ilgili algınızı etkiler ve kendinizle ilgili diğer olumlu özelliklerin üzerine de gölge düşürmeye neden olur.

Arkadaşlarınıza ve ailenize sizin en çok neyinizi sevdiklerinizi sorun. Espri anlayışınız, geniş yürekliliğiniz, öğrenmeye açık olmanız... Muhtemelen sizin hakkınızda sizin zannettiğinizden güzel şeyler düşünüyorlar. Siz de çok şaşırabilirsiniz.

Kendinizi kutlayın
Kendinizde keşfettiğiniz iyi özellikler için kendinizi tebrik edin. Mesela güzel bacaklarınızı açığa çıkarmak için etek giyin ya da gözlerinizi vurgulayan bir makyaj yapın. Aynaya her baktığınızda ne kadar eğlenceli, akıllı ve şefkatli olduğunuzu kendinize söyleyin. Kendinize bunu söylemekten daha çok buna inanmalısınız da. İşte o zaman kendinize güveniniz yerine gelecektir.

Kazandıklarınızı kaybetmeyin
Kendinize güven ve özsaygıyı oluşturmaya çalışıyorken, hiç kimsenin ve hiçbir şeyin sizi yeniden aşağı çekmesine, geri adım attırmasına müsaade etmeyin. Negatif insanları hayatınıza sokmadığınızdan ve arkadaşlarınızın sizi destekleyip cesaret verdiklerinden emin olun.

Yeni ilişkinizde ya da var olan ilişkinizde partnerinizin sizi bastırmasına izin vermeyin. Aksi takdirde yeniden eskiye doğru bir kayma yaşayabilirsiniz. Oysaki siz en iyisine sahip olmaya layıksınız ve daha azıyla yetinmeye mecbur değilsiniz.

Herkes kabul edilen ve takdir edilen özelliklere sahiptir. Siz de bu özelliklerinizi keşfettiniz ve kendinize güvenmeyi öğrendiniz. Kimsenin bu yeni, özgüvenli halinizle dalga geçmesine izin vermeyin.


kaynak

Maya Uygarlığı ve Luviler

Mu uygarlığının, Atlantis dışındaki en önemli kolonilerinden biri Maya Uygarlığıdır (1). Amerika kıtasındaki Maya kolonisi, Mu ve Atlantis'in varlıkları hakkındaki pekçok bulgunun kaynağını teşkil etmesi açısından önemlidir. Mu'nun ilk kolonilerinden birisi olduğu sanılan Mayalar'ın ve onların devamı niteliğinde olan Aztek ve İnka'ların, imparatorlarına "Güneşin Oğlu" demeleri, tapınımlarının birer güneş kültü olması tesadüf değildir. Ayrıca, Mısır ve Maya piramitlerinin benzerliği, her iki ülkede bunların törenler için kullanılması ve yeniden doğuş inancının yozlaşmış bir biçimi olan mumyalama işleminin aynılığı, bu iki uygarlığın aynı kökten geldiklerinin ispatıdır. Peru’da güneşe, “Raymi” adı verilmektedir ki, bu deyim ile Ra-Mu’nun benzeşmeleri ortadadır. Aztekler, kendi isimlerinin “Aztlan”dan geldiğini söylemişlerdir. Onların dilinde “Az” su, “tlan” da, ülke anlamına gelmekte ve ikisinin bileşimi, bir adayı tarif etmektedir. Bu anlatımdan, Maya imparatorluğunun halklarının genellikle Mu kökenli olmalarına karşın, Azteklerin, tufan sonrası bu kıtaya gelen Atlantisliler olabileceği anlaşılmaktadır (2). 

Halen British Museum’da bulunan Maya yazıtı “Codex Troanus”da, Mu uygarlığının, kitabın yazıldığı tarihten 8060 yıl önce, Zac ayının 13’ünde, 64 milyon nüfusu ile birlikte okyanusa battığı ifade edilmektedir. Bu ifadeden Codexin, MÖ. 2 binlerde yazıldığı anlaşılmaktadır ki, bilimsel olarak da bu doğrulanmıştır. Codex’te, Mu’dan “anavatan” olarak bahsedilmektedir. Maya dilinde “Ma” kelimesi, ‘Ülke’ ya da ‘yeryüzü’ anlamına gelmektedir. Eski bir Havai efsanesinde de, “Anavatanımız, krallar, okyanusun dibinde yatıyor” denilmektedir. Maya kutsal kitabı Popul Vuh’ta (Bir Buket Yaprak), tufan sırasında gökten yapışkan maddeler, ateş ve kül yağdığı, suların kabardığı ve karaların denize göçtüğü yazmaktadır (3).

Amerikalı arkeolog ve yazar Augustus Le Plongeon, Maya uygarlığına ait Xochicalho Piramidinin duvarlarındaki yazıların, Atlantis’in batışını anlattığını iddia etmiştir. Ancak Le Plongeon, 19. yüzyılda yaptığı araştırmalarda Pasifikte batan bir diğer kıta olan Mu’dan haberdar olmaması nedeniyle, batan kıtanın adını yanlış yorumlamıştır. Le Plongeon’a göre, bu kıtaya Mayalar “Mu”, Yunanlılar ise “Atlantis” demektedirler. Çevirisi Le Plongeon’a ait bu kitabenin anlatımının, Platon’un aktardığı bilgilerle uyumlu olduğu belirtilmektedir. Yerliler bu yazıta, Akab-dzip (Kara Yazı) adını vermektedir. Bu yazıya göre Tufan, Zac ayının 13. Chuen (Cuma) günü meydana gelmiş, Atlantis’teki 64 milyon insan bir gecede sulara gömülmüş ve suların yüksekliği, en yüksek dağlara kadar ulaşmıştır. Bu anlatımdan, her iki kıtanın aynı tarihlerde battığı anlamı da çıkarılabilir.  Le Plongeon’a göre, tufan öncesinde Maya ülkesinde ondalık sistem kullanılmaktayken, “Mu Ülkesinin” batmasından sonra, tüm matematik sistemi 13 sayısı baz alınarak, değiştirilmiştir. Ayrıca, 13 sayısının uğursuzluğu inancının altında da, büyük tufan yatmaktadır (4).

Mayalar için, Yüce Yaratıcının gözle görülebilir tek temsilcisi, mükemmel bir daire olan ve herşeye hayat veren güneştir. Tüm tapınımları güneşe yöneliktir. Güneş, Yüce Ruhun görünen tezahürüdür. Mayalar tarafından, herşeyi var eden Yüce Ruha “Ku” adı verilmiştir. O, “Lahun”dur. Yani, Bir’deki Bütün, her şeyi içeren Bir’dir. Herşey, Ku’nun yüce iradesi ile, Uol’la yaratılmıştır ve eylem, mükemmel bir daire olan kozmik yumurta ile sembolize edilmiştir. Uol, gözle görülür evreni yaratmak için işe, kendisini bir yumurtada kopyalayarak başlamıştır. Bu yumurta artık, hasıl olmuş, vücut bulmuş olarak, Meneh adıyla anılır ve sembolü de, ağızıyla kuyruğunu tutan, böylece mükemmel bir daire meydana getiren yılandır. Bu sembole, Chicken’deki bir tapınağın ön yüzünde rastlanmaktadır. Yerlilerin “Kana” yani, Tanrının evi diye adlandırdıkları bu yapının kapı girişinin üzerinde, Yaratıcının kozmik yumurtası Meneh sembolize edilmiştir. Mısırlıların Yüce İnşaatçı olarak tanımladıkları ve babası Kneph’in ağızından bir yumurta olarak çıkan yaratıcı tanrıları Ptah’ın diğer bir ismi de Meneh’tir.

Hint Brahma öğretisine göre de, Yüce Ruh, tüm evreni kozmik bir yumurtadan ortaya çıkarmıştır. Manava-Dhrama-Sastra kitabında, “Kendi maddesel öz cevherinden evrenin ortaya çıkmasını tasarlayan Yüce Ruh, önce suları meydana getirdi ve oraya üretken bir tohum yükledi. Bu tohum, bin ışıklı bir yıldız gibi ışıldayan bir yumurta oldu. Yüce Varlık, tüm varlıkların atası olan Brahma formunda, bu yumurtada kopyalanmıştı” denilmektedir. Brahmanist inanca göre, tüm varlıklar, böylece ortaya çıkan Brahma ile, tabiatın dişil güçlerinin kişiselleştirilmesi olan Maya’nın birleşmesi sonucu meydana gelmiştir. Brahmanların güneş duasının, “O, tanrıların topyekun kuvveti, göğü, yeri ışıltılı ağıyla kaplar. O, herşeyin ruhudur. Sen kendinden var olansın. Sen en harika ışınsın. Işığını bana da bağışla” şeklinde olmasından, bu inancın kökeninde de Yüce Varlığın sembolü Güneş inancı yatmakta olduğu anlaşılmaktadır (5).

Yucatan'da bulunan ve bir adı da "kutsal sırlar mabedi" olan Uxmal mabedi, burasının, tıpkı Mısır'daki benzerleri gibi inisiasyon törenleri için kullanıldığını göstermektedir. Mabedin içinde, adayların sınandığı ateş odasının bulunması, tufandan sonra yapılan bu mabedin, Mu dini uygulamalarının ilkel bir devamının gerçekleştirildiği mekan olduğunu ortaya koymaktadır.

Mayalar, dikilitaşlar ve onların geliştirilmiş modeli olan piramitleri, görünmeyen Tanrının yasalarının sembolü olarak görüyorlardı. Yapıtlarında kullanılan üçgen kemerler için de aynı kutsallık söz konusuydu. Maya inancında üçgen, Tanrının erkek ve dişil vasıfları ile, bunların bileşiminden doğan evreni sembolize etmektedir. Ufuk Dairesini, sonsuz evrenin amblemi olarak kabul ettiler. Yüce Tanrı kavramını da, daire içine yerleştirilebilecek en kusursuz ve basit şekil olan eşkenar üçgen ile sembolleştirdiler. Yukarı bakan üçgen ateşi, aşağı bakan üçgen suyu tumsil ediyordu. Bunların birleşmesiyle, tüm varlıklar meydana gelmişti. İçiçe geçmiş ters üçgenler, yaratıcı Tanrının bir diğer suretiydi. Kaldeliler de yaratıcıyı, eşkenar üçgenle tanımlamışlardı. Işık saçan bir üçgen içinde Tanrının herşeyi gören gözü, Kaldelilerin kozmik diyagramını oluşturuyordu. Kalti, Maya dilinde, çitle çevrilmiş alan demektir. Kalde kelimesinin kökeninin de, yerleşim birimlerinin etrafının çitlerle ya da duvarlarla çevrilmesinden geldiği düşünülebilir (6).

Maya rahipleri, öğretileriyle ilgili sırları, mabetlerinin gizli bölmelerinde saklar, bu sırları sadece kendi çocuklarına ya da seçilmiş bazı prenslere emanet ederlerdi. Aynı sistem Mısır ve Babil’de de görülmektedir. Maya başrahibinin unvanı, Manek Maya ya da Hakmak idi ve Kamil İnsan anlamına geliyordu. Babil kelimesinin etimolojisi “Ba” ve “Bel” bileşik kelimelerine dayanmaktadır. Kadim Maya dilinde bu kelimeler, Yol ve Ata anlamına gelmektedir ve bileşimi, ‘Uzaktan gelen atalarımızın şehri” olarak tanımlanabilir. Kalde başrahiplerinin unvanları, “Rabmak”tır. Bu kelimenin anlamı da, tıpkı Mayalıların Hakmak’ı gibi, Kamil İnsan demektir (7). “Hak” ve “Rab”, Yüce Tanrının isimleri olarak semavi dinlerde varlığını sürdürmektedir.

“Göksel Baba” tapınımı, dinlerdeki ortak olgulardan birisidir. Hint Vedalarında, Göksel Babanın adı “Dyaus Pitar”, Eski Yunanda, sonradan Zeus olarak değişen “Zue Pater”, Roma’da, “Jupitar”, aynı anlamı taşımaktadır (8). Naacal tabletlerinde de, Tanrıdan “Gökteki Babamız” diye bahsedilmektedir. Nitekim, öğretisini bu kadim dini esas alarak yayan İsa da Tanrıdan, “Gökteki Babamız” olarak bahsetmektedir. Churchward, İsa’nın öğretisi ile, Osiris’in öğretisinin kelimesi kelimesine aynı olduğunu, her ikisinin de Mu’nun kutsal metinlerinden faydalanmış olduklarını ifade etmektedir.

Brahman rahipleri, “Neferit” adı verilen kutsal tabletlere göre dinlerini oluşturduklarını ve bu tabletlerin yazıldığı “Hanferit” dilinin, dünyanın en eski dili olduğunu söylemektedirler. İngiliz araştırmacı W. Robertson, 1794’te kaleme aldığı Hint tarihi çalışmasında, Brahmanların bu dili ve dini Nagalardan öğrendiklerini yazmaktadır (9).  Nagaların, Mu İmparatorluğunun Hindistan kolu olduğu, Churchward tarafından kaydedilmektedir. Naacal öğretileri, yine Hindistan vasıtasıyla, Yukarı Mısır’a ve Mezopotamya’ya ulaşmıştır. Her iki uygarlığın kurucuları Nagalardır. Curchward’a göre, Musa’nın taş tabletleri de, Mu dili ve yazısıyla kaleme alınmış Naga metinlerinin kopyasıdır. Churchward, Musa’nın öğretisi ile ilgili olarak, “Musa’nın dinsel yasalarını, Toth’un öğrettiği şekliyle, saf  Osiris dinine dayandırdığına şüphe yoktur. Ölüm sonrası ruhun hesap verdiği Osiris Mabedinde, ruha, fiziksel yaşamı ile ilgili sorulan, 42 soruyu sembolize eden tanrı figürü bulunmaktadır. Musa, bu 42 soruyu 10 emire çevirerek, halkının anlayacağı hale getirmiştir. Musa’nın en büyük farkı, bu emirlerin ölülere değil, hayattakilere uygulanmasının sağlanmasıdır. On emirin ihtiva ettikleri, Mu’nun kutsal metinlerinde de yer almaktadır. Tek farkı, onların soru tarzında olmasıdır” demektedir (10).

Naga öğretileriyle Osiris dini, aynı kökene dayanmaktadır. Mısır’ın birleşmesi sonucu her iki din birbirine karışmış ve tek bir öğretiye doğru evrilmiştir. Musa’nın yazıları, kısmen Naga, kısmen de Mısır dilinde kaleme alınmıştır. Babil sürgünü sırasında Ezra, Babil’de kullanılan Naga dilini öğrenmiştir ancak Mısır’ın kutsal hiyeroglif yazımının gerçek anlamlarını kavrayamaması nedeniyle, Tevrat’ın yazımı sırasında birçok hata ortaya çıkmıştır.


kaynak

Kelimeler doğanın titreşimidir...


...böylece güzel kelimeler güzel doğa, çirkin kelimeler çirkin doğa yaratır

Masaru Emoto suyun moleküler yapısı ile ilgili bir araştırma yapmış bu araştırma içinde su bidonlarının altına çeşitli yazılar yazmış. Daha sonra bu suların resimlerini özel bir sistemle fotoğraflamış. Su galonlarının altına yazılan yazılar :

Seni seviyorum
Teşekkürler,
Seni öldüreceğim
Öfke ve kızgınlık yazıları vs…


Öfke dolu su kristali örneği

Teşekkürler ve seni seviyorum sözleriyle 24 saat bekletilmiş olan su muhteşem bir kristal halinde resimlenmiş…

Sevgi dolu su kristali örneği

Bedenimizin %65-70 inin su olduğunu biliyorsunuz...

Suya seçtiğimiz sözcüklerle nasıl tesir ettiğimizi de gördünüz. Kendimize nasıl tesir edebileceğimizi düşünün artık.

Seçim artık sizin!

Su içerken; sağ elinizle, suya tüm dikkatinizi vererek yani gözünüz başka yerde olarak değil, bedeninizdeki suyla suyu birleştirdiğinizi düşünerek ve "Bismillahirrahmanirrahim" diyerek içerseniz o sudan şifa bulursunuz diyordu Ahmet Maranki izlediğim bi programında... Aklıma gelmişken bunu da bir paylaşayım dedim :)


kaynak

Affetmek, Karşınızdaki kişiye hak vermek anlamında değildir! Affetmek, O kişileri bırakıp kendine dönmek demektir

Birine karşı olumsuz duygular beslediğinde enerjin dışa dönüktür; affettiğinde ise enerjin sana doğru geri akacaktır.
İnsanlara bakıyorum! Affetmenin, karşılarındaki insanla uzlaştıkları anlamı taşıdığına dair bilinç geliştirmişler. Bu düşünce onları farkında olmadan kendilerinden uzaklaştırıyor.

Enerjileri bu yüzden hep dışa dönük durumda ve kendilerini sebepsiz yere yorgun hissediyorlar!
Yaşam insanlara o günlük bir acı yaşatıyor, ama insanlar o acıyı yıllarca taşıyarak hayatlarını alt üst ediyorlar ve sonra da yaşama isyan ediyorlar. Duygulara dikkat edin, demiştim. Onlar gelip geçicidir çünkü… onları asla sahiplenmeyin. Onları sahiplendiğinizde bütün enerjinizi sahiplendiğiniz duyguya yüklemiş oluyorsunuz ve duygu sizden uzaklaştığında enerji de boşa gitmiş oluyor! Bunu kendinizde izleyebilirsiniz!
Aşk bir duygudur ve asla kalıcı değildir, demiştim. Aşk-a yoğun enerji katar insanlar ve bir zaman sonra aşk ellerinin altından kayıp gider; O zaman hayal kırıklığına uğrarsın. Enerjin de Aşk ile birlikte uçup gitmiştir çünkü.
Ben sana âşık olma demiyorum, ol; ama Aşk-ı sahiplenme! En gerçekçi aşk kimseye ihtiyacın olmadığında ortaya çıkar. Birisi içindeki boşluğu dolduracak diye aşk peşinde koşmak senin beklentilerini kısa sürede karşılar ve sonrasında hüsrana uğrarsın. Şimdiye kadar olduğu gibi!
Ve sonra kadere, dünyaya, hayata isyan edersin. Onları uzun yıllar asla affedemezsin. İsyanın her geçen gün büyür.
Oysa:
Affetmek senden çok şey götürmez; Tam Aksine O, Kendine Verdiğin En Büyük Armağandır.
Sen affettiğinde hep karşı tarafın haklı çıktığına dair inancınla yaşamaya devam ediyorken yaşamdan çok şey kaçırıyorsun. Bu anı, gerçek yaşamı kaçırdığının farkında değilsin. Onu kendine verdiğin bir armağan olarak gör! Bütün geçmişini kendine zindan etmene izin verme!

Sen izin verdiğin için enerjin düşüktür! Sen izin verdiğin için hayatın çoğu zaman karanlıktır. Oysa senin dünyayı aydınlatacak kadar muhteşem bir enerjin var!
Enerjini kendine dönük kullan! Zihnin ve yüreğinle “nasıl daha mutlu olabilirim” diye düşün. Düşünce gücünü gereksiz şeylere harcama. Senin boşa harcayacak ne vaktin ne de enerjin var!
Kendi potansiyelinin farkında olmayan insan yaşamın da farkında değildir.
Her şeyi bırak akıp gitsin, süzüle süzüle… Bunu yapmak o kadar zor değildir; esnek ol; su gibi… Bırak bütün olumsuzlukların akıp gitsin.

Bunu başaramıyorsan sana yardımcı olmak adına küçük bir uygulama yapabilirim:
Lavabonun başına git ve suyu aç hafifçe… Bırak su aksın; suyun sesine odaklan sadece… Sonra alnının tam ortasında küçük bir deliğin olduğunu hayal et zihninde ve başını bu şekilde lavaboya, öne doğru eğ.
Gözlerin kapalı kalsın. Zihnindeki olumsuz, sana acı katan her duyguyu tekrar düşün. Onları sert bir kalıp haline getir. Küçük mercimek taneleri şeklinde düşleyebilirsin. Acıları mercimek olarak resmet zihninde ve onları beyninin içinde gör! Hepsini bir araya topla ve sırala peş peşe… Asker gibi sıralı duruyorlar… Başın hala eğik durumda, su usulca akıyor… Ve mercimek tanelerini hareket ettir. Onlara komut ver; Unutma komutan sensin! Alnının ortasındaki deliğe doğru yavaşça ilerliyorlar görüyor musun?
Şimdi alnının ortasındaki deliğe kadar geldiler ve senden dışarı çıkmak için izin istiyorlar. Bunu gör zihninde! Ve şimdi onlara izin ver. Bırak akıp gitsinler lavabonun içine doğru; suyun sesini dinle ama gözlerini açma… Mercimek taneleri su ile birlikte kayboluyorlar… Zihninin içinde son birkaç tane kaldı. Onlar da şimdi lavaboya atladırlar.
Ve su son mercimek tanelerini de aldı götürdü. Su biraz daha aksın, mercimek taneleri lavabonun içinde artık gözükmüyorlar ve su onları çok uzağa götürdü; gözden kaybolduklarını gör!
Şimdi beyninde bir boşluk olmalı. Alnındaki deliği kapat ve beyninin üst tarafına bir delik aç sonra da güneşi hisset. Tam tepende. Sarı ışık saçıyor ve o ışın taneleri beynindeki delikten içeri doğru girerek beynindeki boşluğu dolduruyorlar. Bu tatlı sıcaklığı hisset. Ve suyun sesine tekrar dön. Gözlerini açma… Su akıyor… kısa bir süre dinle bu sesi ve sonra gözlerini tekrar aç… Musluğu kapatabilirsin.
Seni mutsuz eden her şey beyninden dökülüp gitti az önce…
Sen izin verinceye kadar da beyninde yer etmeyecek!

Unutma sen izin verinceye kadar…
Hadi şimdi git ve kendini kucaklayarak tebrik et!

UĞUR KOŞAR ...babamın hep bizi bırakıp gittiğini düşünmüştüm yıllarca beş yaşındaki çocuk aklıyla ve onu bu uygulamayla affettim..
Zihin gözünde affetmeyi seçtiğin ilk kişiyi canlandır, bir anda zihninde beliren biri olabilir...
Yaptıkların beni incitti... seni affetmeye ihtiyacım var... çünkü onunla ilgili kendimi kötü hissetmekten bıktım... bu güne kadar hissettiklerim yeter.
Kendine ait nedenlerle benim beklentilerim karşılamadın ya da karşılayamadın.
Bu nedenle kendimi rahatsız hissetmekten bıktım.
Seninle aramda yaşanan duyguları iyileştirmediğim için bunun diğer ilişkilerime de nasıl yansıdığını görebiliyorum.
Şimdi özgür olmayı şeçiyorum.
Şimdi, geçmişte yaşananların etkilerini iyileştirmeyi ve iyileşmeyi seçiyorum.
Kendime verdiğim acı ve üzüntüden özgürleşmeyi seçiyorum.
Şimdi, aramızda yaşanmış olanı, sana ve bana rağmen olanı olduğu gibi kabul ediyorum.
İçimde sevgiye yer açmayı seçiyorum.
Sen düşünce ve davranışlardan tümüyle sorumluydun ve sorumlusun.
Bu sorumluluğu şimdi sana iade ediyorum ve seni en yüksek iyiliğin için özgür bırakıyorum.
Bunu yaparak sevgimi ifade edebilme gücümü ve özgürlüğümü sağlıklı bir şekilde geri alıyor ve kabul ediyorum.
{Şimdi sorumluluğu zihnindeki kişiye ellerini uzatarak ver... ellerini gerçekten uzat.. .elindeki Sorumluluk paketini karşıdaki kişiye ver.}

Yüksek benliğimden sevginin iyileştirici gününü sana gönderiyorum.
Aramızda olan bitenle ilgili olayın yaşanmasından kendi rolümün sorumluluğunu üstleniyor ve Senden af diliyorum.
Ben bu yaşadıklarımdan ders almayı seçiyorum.
{Bu olayla ilgili aldığın dersi yazıya dökmen iyileşmeni hızlandıracaktır.
Defterine aldığın dersi kazandığın deneyimi yaz.}

Geçmişimden özgürleşiyorum.
Hayatı kucaklıyorum.
Her boyutta sevgiyi kabul ediyorum.
Zihnimde benim dostum.
Özgürüm.
Kendimi özgürleşmiş hissediyorum.
Duygularım özgürce akıyor.
Affederek kendimi kucaklıyorum.
Geleceğim güvenli!
Değişim iyidir.Kendime güveniyorum.
Yeni olanaklar beni özgürleştiriyor.
Geçmişi kutluyorum..

nil gün


kaynak

BOLLUK olumlaması


BEN BENİM..


Bolluk ve Bereket enerjisini kabul ediyorum.

Şu anda tüm katmanlarımdaki bolluk ve bereket enerjisini aktive ediyorum!

Ben Bolluk Ve Bereket içerisindeyim..

Alıyorum ve veriyorum..!

Verdikçe alıyorum..

Böylelikle hayatın alma verme döngüsünü sürdürmüş oluyorum..

Bolluğun önünü kesen enerjileri hayatımda barındırmıyor; Hayatımın her anını neşe ve huzurla yaşıyorum..


YÜCE YARADANA ŞÜKRANLARIMI SUNUYORUM!..


kaynak

Çekim Yasası ile Milli Piyangoda Kazanılır mı?

Çekim yasası ile milli piyangoda kazanılır mı? Hem evet, hem de hayır. Evet, evrendeki enerjileri yönlendirerek kendinize ikramiye çıkmasını sağlamanız mümkündür; hayır, çünkü kazandığınız bu para size çok şeyler kaybettirebilir de. Bu söylediğimi anlamak için önce kısaca şunu söylemek gerekiyor: Bu yaşamdaki her deneyim, bizlerin ruhsal gelişimi için karşımıza çıkan fırsatlardır. Her deneyim fırsatı da, tıpkı ÖSS sınavlarında olduğu gibi, birkaç seçenekle birlikte gelir, yaptığınız seçime göre de sonuçlarını alırsınız. İnsanın eline aniden çok büyük paranın geçmesi de, ruhun önemli sınavlarından biridir. Eğer kişi sevincini abartmayıp ve kendini kaybetmeyip, parasını doğru biçimde kullanırsa, bu paranın hayrını bol bol görür; ama sapıtırsa bu para onun en büyük kâbusu olur ki, medyada sık sık büyük ikramiye çıktıktan sonra hayatı mahvolan insanların hikayelerini okuyoruz. Hatta ABD’de 226 milyon dolar kazanan bir adamın torunu, bu paradan pay koparmaya çalışan fidyecilerce öldürülmüştü zamanında. Kısacası, insan tatlı tatlı hayaller kuruyor şunu yaparım, bunu yaparım gibilerinden ama böyle bir para size çıkarsa, bu durumu her sorunun değilse de, birçok sorunun çözümü ama dikkatli olunmazsa birçok yeni sorunun da başlangıcı olarak bilin. Siz hayattan yırtmadınız, bilakis büyük bir ruhsal deneyim içindesiniz, bunu hiç unutmayın.

“Kes traşı da hadi bize nasıl kazanacağımızı anlat!” diyorsunuz içinizden değil mi? Eh, ben önceden uyarımı yapayım da… Çünkü evrendeki her hareketin bir de karşı tepkisi vardır, siz henüz hazır olmadığınız bir noktada, bir dileği fazlasıyla zorlarsanız dengeyi bozarsınız ve dengelenmeniz için de yüksek bir bedel ödemek durumunda kalabilirsiniz. (“The Secret” kitabında işin bu kısmı anlatılmıyordu işte.) Bu nedenle, “her ne koşulda olursa olsun ben bu parayı istiyorum” düşüncesiyle yapılmış bir dilek, gerçekleştikten sonra fena halde karın ağrıtabilir. “Bu parayı kazanmam hayırlıysa, gerçekleşsin” niyeti kaderci olarak nitelendirilebilecekse bile, kendinizi akışa “bilinçli” olarak teslim ettiğinizden daha sancısız bir süreç olacaktır.

“İyice uzattın artık, hadi nasıl kazanacağınızı söyle!” diye bağırasınız geliyordur artık. Tamam tamam, anlatıyorum. Yalnız okuyacaklarınız “çekim yasası”nın temel işleyiş prensibinin, milli piyango örneği üzerinden anlatılmasıdır. Yani size yüzde yüz kazandıracak bir formül vermiyorum, sonra o kadar yazını okuduk, uyguladık da amorti bile çıkmadı diye mailler atmayın. Beyninizi bu şekilde çalıştırmaya başladığınız anda, hayatınızda büyük değişimler yaratabilirsiniz; bu bilgi sadece parasal açıdan değil, hemen hemen aklınıza gelebilecek her durum için faydalıdır.

Gelelim Olayımıza...

“Çekim yasası”nın sırrı, olmuş gibi yaşamakta yatar. Yani eğer milli piyangonun size çıkmasını istiyorsanız, o zaten çıkmış gibi düşünün sürekli. Parayı kazandığınız anı, o anda nerede olduğunuzu, masadaki yemekleri, yanınızda kimlerin olduğunu, ilk tepkinizin ne olacağını, sonrasında nasıl göbek atacağınızı falan. Daha sonraki aşamada parayı teslim aldıktan sonra neler yapacağınızı, nasıl harcayacağınızı, hangi yatırımlarla değerlendireceğinizi, kimlere para vereceğinizi, bu bilgiyi gizleyecekseniz nasıl bir strateji uygulayacağınızı, neler alacağınızı. Bunları da para çıkmışcasına yaşayın her aklınıza gelen anda. Buradaki püf nokta şu, insan beyni gerçekle hayal arasındaki farkı anlayamaz. Bir hayali, bir imajinasyonu yaşarken onu gerçekten yaşadığını zanneder. Bu yüzden korku filmlerinde bu kadar heyecanlanır veya cinsellik içeren bir düşünce aklımıza geldiğinde fiziksel tepki veririz. Yolda yürüyorsunuzdur, bir an aklınıza eskiden birlikte olduğunuz birisi gelir ve bir anda nefesiniz sıklaşır, ateşiniz artar ve cinsel organlarınız tepkimede bulunur. O anda beyniniz, vücudunuza “Arkadaşlar, bizimkisi gene bir cıvır ayarladı galiba, hadin faaliyet zamanı, yalnız bırakmayalım yiğidi” komutunu vermektedir. Beyin aynı zamanda ruhsal dünya ile maddi dünya arasındaki bağımızdır. Ruhsal alemdeki enerjilerin, maddi dünyada somutlaşmasına yardımcı olur. Siz henüz gerçekleşmemiş ama olmasını istediğiniz bir olayı, olmuş gibi yaşadığınızda, ruhsal alemdeki enerjileri beyniniz aracılığı ile başınıza toplarsınız ve bu enerjiler de somutlaşmaya başlarlar. İşte “çekim yasası” adı verilen kavram da en özet haliyle budur. Bu bilgiyi hayatınızın her alanında kullanabilirsiniz. Amma velakin, bu bilgi esasında büyük bir güç anlamına gelir ve büyük güçler de büyük sorumlulukları yanında getirir. Büyük sorumluluk demek de kişinin bu sorumluluğu taşıyabilecek ruhsal gelişiminin yeterliliğinin de bulunmasıdır. İşte bu yüzden “çekim yasası” gibi bilgiler binlerce yıl boyunca, herkese uluorta anlatılmamış ve belli bir olgunluğa erişmiş insanlara anlatılmıştır. İşte bu yüzden “The Secret” ve türevleri insanlığa yapılmış bir hizmet değil, atılmış bir kazıktır. Bu sorumluluğu taşıyabileceklere sözüm yok, ama bu bilgiyi dünyevi ihtiraslarına ulaşmak için kullanmak isteyebilecek, ruhsal açıdan hiç hazır olmayan milyonların önüne, böyle aniden atarsanız, zaten dengesi iyice bozuk bir dünyada bir o yana bir bu yana sürüklenirken tutunacak dal arayan insanlara, ellerinde kalacak bir çalı parçası uzatmış olursunuz. Kökeni ruhsal gelişimle desteklenmemiş “çekim yasası” tarzı bilgiler, bugün yediğiniz hurmalar tarzı, yarın sizi tırmalayabilirler.

Bu noktada kendimin de yaptığı üzere şunu önerebilirim sizlere, Milli Piyango örneği üzerinden yola çıkarak: “Hayatıma güzellik getirecekse, sadece kendi sorunlarım değil, başkalarının da sorunlarını çözmeme yardımcı olacaksa, ağır bedelleri olmayacaksa, kısacası hayırlıysa Milli Piyango’dan kazanmayı diliyorum,” derim ve sonrasında da para bana çıkmışcasına sürekli yaşarım onu kafamın içinde, tıpkı “Ben bu maçı dün gece kafamda zaten oynadım” diyen canım teknik direktörümüz misali. Zaten bu gibi şans oyunlarında sürekli kazananların anlattıklarına dikkat edin, sadece bir kere değil sürekli kazanmaya başlıyorlar irili ufaklı, çünkü artık beyinleri “kazanamam”ı değil, “kazanırım”ı yaratmaya programlanıyor. Peki ben bir şey kazandım mı bugüne kadar? Amortiler dışında hayır. Ama belki de bu hayır, çok daha “hayırlı” olmuştur diye düşündüğüm için üzerinde durmuyorum. Umarım sizler içinde en “hayırlı”sı gerçekleşir, sadece Milli Piyango çekilişinde değil, hayatınızın her anında.


kaynak

Üç şeyi hatırla

Kendine karşı dürüst olmayı unutma. Nasıl? Üç şeyi hatırlamak gerekiyor.

1)Ne olman gerektiğini sana söyleyenleri asla dinleme: hep kendi iç sesini dinle, sen nasıl olmak istiyorsun? Yoksa hayatın harcanır gider.

Bir dolu insan sana bir şeyler satmaya çalıştığından etrafında bin bir tane baştan çıkarıcı şey var. Dünya bir süper-market ve herkes sana malını satmaya çalışmakla meşgul; herkes birer satıcı. Çok fazla sayıda satıcıya kulak verirsen çıldırırsın. Kimseyi dinleme, gözlerini kapat ve iç sesini dinle. İşte meditasyon budur: iç sese kulak vermek. Bu ilk adım.

2) Eğer ilk adımı attıysan ancak o zaman ikincisi mümkün olur: asla bir maske takma. Öfkeliysen öfkeli ol. Bu risklidir, ama gülümseme, çünkü bu dürüst olmaz. Ama sana kızdığında sırıtman öğretildi; oysa o sırıtış sahte, bir maske gibi… Sadece bir dudak hareketi, hepsi o. Kalp öfkeyle, zehirle dolu ve dudaklar gülümsüyor – sahte bir fenomen oluyorsun.

O zaman başka bir şey daha oluyor: gülümsemek istediğinde gülümseyemiyorsun. Tüm mekanizman ters yüz olmuş, çünkü kızmak istediğinde kızmadın, nefret etmek istediğinde etmedin. Şimdi sevmek istiyorsun; aniden mekanizmanın çalışmadığını fark ediyorsun. Şimdi gülümsemek istiyorsun; bunun için zorlanıyorsun. Aslında kalbin gülümseme ile dolu ve sen kahkaha atmak istiyorsun, ama gülemiyorsun, kalbine bir şeyler takılıyor, boğazına bir şeyler takılıyor. Gülümseme bir türlü gelmiyor, gelse de çok silik ve ölü oluyor. Seni mutlu etmiyor. İçin fıkır fıkır olmuyor. Çevrende bir ışık yok.

Maske takma; bu yüzden mekanizmanda aksaklıklar yaratıyorsun – blokaj. Bedeninde bir sürü blokaj var. Öfkesini bastıran bir insanın çenesi bloke olur. Tüm öfkesi çeneye kadar yükselip orada kalır. Elleri çirkinleşir. Bir dansçının zarif hareketlerine sahip olmaz; bu da öfkenin parmaklara akmasından kaynaklanır – ve bloke olur. Unutma, öfke iki kaynaktan boşaltılır: dişler ve parmaklar. Tüm hayvanlar öfkelendiklerinde dişleriyle ısırırlar veya elleriyle saldırırlar. O yüzden öfke iki noktadan, tırnak ve dişlerden boşaltılır. Öfkeli insanlar daha fazla konuşurlar; geveze bile olabilirler, çünkü bir şekilde enerjiyi birazcık boşaltabilmek için çenenin çalışması gerekir. Ve öfkeli insanların elleri yamuklaşır, çirkinleşir. Eğer enerji boşaltılırsa güzel ellere sahip olabilirler..

3) Sahici olmaktır; şimdiki zamana sadık kal, çünkü tüm yalanlar ya geçmişten ya da gelecekten içeri sızar. Geçen geçmiştir – üzerinde durma. Bunu bir yük gibi taşıma; öyle yaparsan senin şimdiki zamana sadık kalmana, otantik olmana izin vermez. Ve henüz olmayanlar olmamıştır – gereksiz yere gelecekle uğraşma; yoksa gelecek şimdiki zamanı ele geçirip yok eder. Şimdiye sadık kal, işte o zaman sahici olacaksın. Şimdi ve burada varolmak sahici olmaktır.

OSHO / Beden ile Zihni dengelemek kitabından


kaynak

Neden Hayatınızı zorlaştırıyorsunuz?

Birini mi özledin?... Ara
Görüşmek mi istedin?... Davet et
Anlaşılmak mı istiyorsun?... Açıkla
Soruların mı var?... Sor
Hoşlanmıyor musun?... Söyle
Hoşlanıyor musun?... Belirt
Bir şey mi talep ediyorsun?... İste

Senin aklından geçenin ne olduğunu kimse bilemez.
Önceden "Hayır" cevabı aldıysan, "Evet"cevabı için risk al
Ümitle beklemek yerine bilmek seni rahatlatacaktır.


Sadece bir hayatın var,
Basit yaşa!


kaynak

Nöralterapi

 1920’li yıllarda Doğu Almanya’da ortaya çıkan, günümüzde özellikle Almanya, Avusturya ve İsviçre’de yaygın olarak kullanılan nöralterapi, tamamlayıcı bir tıp dalı olarak Türkiye’de de yaygınlaşıyor.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Meliha Kasapoğlu, nöralterapiyi şöyle tanımlıyor: “Nöralterapi; ‘enjeksiyon yöntemi ile lokal anestezik kullanılarak, otonom sinir sisteminin etkilenmesi ile vücudun kendi kendini iyileştirme ve denge sağlama sisteminin aktive edilmesidir’. Nöralterapide, lokal anestezik maddenin anestezik etkisi kullanılmıyor. Otonom sinir sisteminin oluşturduğu, enerji yükseltici (hiperpolarize edici) uyarı ile tedavi sağlanıyor. Geçirilen kazalar, enfeksiyonlar, ameliyatlar, travmalar kısacası dışarıdan gelen tüm uyarılar, otonom sinir sistemine kaydediliyor. Zaman içinde vücut bunu taşıyamayacak hale geldiğinde ise kronik ağrılar ortaya çıkıyor. Nöralterapi de sinir sistemindeki iletim bozukluğunun elektriksel aktivitesini yükselterek, biyoelektriksel olarak iyileşme sağlıyor.”

Nöralterapinin zorunlu bir uygulama olmadığını belirten Dr. Kasapoğlu, “Bu yöntem hastalara bir seçenek olarak öneriliyor. Yoğun şekilde kronik ağrı çeken hastalar, özellikle bu tedaviyi talep ederek bize başvurabiliyor. Herhangi bir ilaç kullanımı olmadığı için daha çok doğal yollarla tedaviyi tercih eden hastalar nöralterapiyi seçiyor” diyor. Dr. Meliha Kasapoğlu, nöralterapinin fizik tedavi ve rehabilitasyon kapsamında uygulandığı hastalıklarla ilgili olarak şu bilgileri veriyor:

BEL, BOYUN VE SIRT AĞRILARI
“Yanlış kullanıma bağlı olarak ortaya çıkan, özellikle masa başında çalışma oranlarının artması ile daha sık görülen bu tür kronik ağrıların tedavisi nöralterapi ile gerçekleştirilebiliyor. Omurgada ortaya çıkan sorunlar, düzleşmeler, bloklar tespit ediliyor ve bu bölgelere yönelik, belli noktalardan uygulama yapılıyor. Haftada 2-3 seans, gerektiğinde ise toplamda en fazla 10 seans uygulanıyor. Şikâyetlerin tekrar etmemesi için hastalara günlük hayatlarında nelere dikkat etmeleri gerektiği konusunda eğitim de veriliyor.

BEL VE BOYUN FITIKLARI 
Bel ve boyun fıtığı vakalarında nöralterapinin uygulanmasına, fıtığın düzeyine ve yerine göre karar veriliyor. Yapılan muayene sonucuna göre; tendon, faset eklemler ve gangliona uygulama yapılabiliyor. Ayrıca omurgadaki bağlara (ligament) uygulama yapılarak, oradaki kan dolaşımının artmasına, otonom sinir sisteminin aktive olmasına ve bölgenin kendini toparlamasına imkân veriliyor.

FİBROMİYALJİ (YUMUŞAK DOKU ROMATİZMASI)
Kronik yorgunluk, sabah ağrılı uyanma, kronik bağırsak sistemi bozuklukları ve uyku rahatsızlıklarıyla kendini gösteren fibromiyaljinin tedavisinde de nöralterapiye başvurulabiliyor. Önce hastanın tüm vücut muayenesi yapılıyor. Bu muayene sırasında omurlar arasında kalan ciltteki doku farklılıkları elle hissedilebiliyor. Uygun noktalara enjeksiyon uygulanıyor ve tüm şikâyetler ortak tedavi ile giderilebiliyor.

EKLEM AĞRILARI
Eklem ağrılarında, en sık omuz ve dize nöralterapi uygulamaları yapılıyor. Omuzda çoğunlukla tendinitler (sıkışma sendromu) görülüyor. Omuzla birlikte boyun ve dirsek ağrılarına da rastlanabiliyor. Nöralterapi ile sıkışmanın olduğu bölgeye ve o bölgenin sinirsel iletimini sağlayan bölgeye (segment) müdahale edilerek, iyileşme sağlanıyor. Dizde kireçlenme ya da bağ-tendon hasarlarına bağlı olarak ortaya çıkan eklem ağrılarında da dizin etrafındaki tendonlara ve bağ dokulara, çok gerekli görülürse eklem içine enjeksiyon uygulamaları yapılıyor. Çok derin bir eklem olan kalçada ise aşırı oturma nedeniyle ortaya çıkan rahatsızlıklar ve kireçlenme, uygun bölgelere uygulanan enjeksiyonlarla tedavi ediliyor.

SİNİR SIKIŞMALARI
El bileğinde sık görülen ‘Karpal Tünel Sendromu’ ve dirsekte meydana gelen ‘Kübital Tünel Sendromu’nda, ortaya çıkan sinir sıkışmalarının serbestleşmesi, otonom sinir sisteminin aktive edilmesi ile tedavi ediliyor. Eğer sıkışmayı tetikleyen bir kas gerginliği varsa, o bölgeye uygulama yapmak yeterli oluyor.

NÖRALTERAPİ HAKKINDA MERAK EDİLENLER
Kimler uygulayabiliyor?
Bu yöntem; fizik tedaviyi ilgilendiren hastalıkların tedavisinde, nöralterapi eğitimi almış fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları tarafından uygulanıyor.

Herkese uygulanabiliyor mu?
Bebekler de dahil olmak üzere tüm yaş gruplarında, emziren kadınlarda ve hamilelerde uygulanabiliyor. Bebeklerin gaz sorunlarının giderilmesinde enjeksiyon yerine lazer uygulamaları yapılıyor.

Uygulamalarda çok ağrı hissediliyor mu?
Normal bir iğne uygulamasından daha fazla ağrı hissedilmiyor. Eğer hasta isterse uygulama yapılacak bölgeye soğutucu sprey sıkılabiliyor. Hastalar uygulamanın ardından günlük yaşantılarına devam edebiliyor.

Tedavi, kullanılan diğer ilaçlarla etkileşime giriyor mu?
Düzenli ilaç kullanan tansiyon, diyabet gibi hastalıkları bulunan hastaların nöralterapi tedavisi almalarında bir sakınca görülmüyor. İlacı kesmek ya da dozunu değiştirmek gibi bir zorunluluk da ortaya çıkmıyor. Nöralterapinin herhangi bir yan etkisi bulunmuyor.

Seanslar ne kadar sürüyor?
Süre ve uygulama sıklığı, hastalığa ve kişiye göre değişiyor. Toplamda en az 3, en fazla 10 seans uygulanıyor. İlk seanslarda, seansların arası daha yakınken, sonrasında süre uzuyor. Seanslar yaklaşık 20 dakika sürüyor.

İyileşme ne zaman fark edilir?
Nöralterapi tedavisinin etkileri, ilaçlı enjeksiyonlara göre daha yavaş ortaya çıkıyor.

NTVMSNBC


kaynak

Avokado maskesi!


Maske öncesi buğu tarifi

Pek çok insan yüzünü yıkayıp maskeyi sürüp bekletince tamamdır diye düşünebilir. Fakat durum böyle değildir.

Uygulayacağınız maskeden en fazla verimi alabilmeniz için, her şeyden önce cildinize uygun bir peeling uyguladıktan sonra gene cildinizi yatıştırıp rahatlatacak bir buğu uygulayın.

Böylece yüzünüzde ki gözenekleri temizleyip genişleterek cildinizi maskeye hazır hale getirmiş olacaksınız.

Bunun için, kolayca hazırlayabileceğiniz buğu tarifi:

İçine kaynar su koyduğunuz bir kaba; ıhlamur, biberiye, adaçayı ya da kekikten istediğiniz birisini atın. Demlenme sırasında yüzünüzü o kaba, çok yaklaştırmadan eğin.

Başınızı bir havlu ile muhafaza etmeniz, buğunun size direkt olarak ulaşmasını kolaylaştırır. İçinde kimyasalların olmaması buğuyu daha sağlıklı kılıyor.


AVOKADO MASKESİ:


Malzemeler:
- 1/5 çok olgun avokado

- 1 yemek kaşığı kaymak

- 1 tatlı kaşığı tatlı badem yağı ya da susam yağı

Hazırlanışı: Avokadoyu püre haline getirerek içine kaymak ve bir tatlı badem yağını karıştırın. Önceden temizlediğiniz yüzünüze ve boynunuza uygulayarak 20 dakika bekletin. Yumuşak bir su ile duruladıktan sonra, gül suyu sürün.

Gül suyu çok değerli bir cilt toniğidir. Avokado maskesi, cildinize vitamin desteği vermesi açısından çok zengindir, avokadoda A, B ve C vitaminleri bolca bulunur, üstelik avokado meyve asitleri ve antioksidan maddeler bakımından da zengindir.

Kaynak:mucizeiksirler.blogspot.com


kaynak

Astrolojik bilgi!

27 Şubat.. {yani bugün} Ay Jüpiter kavuşumu. Meditasyon, dua, spritüel çalışmalar, pahalı ve lüks alışverişler için uygun bir dönem. Gelirlerde beklenmedik artışlar.
?"inanılmaz güzel bir haftaya giriyoruz, büyük toprak üçgeni hızla oluşuyor hadi sarılın hayata enerjiniz artacak hayata bakışınız degişecek 28i itibari ile özel bir dönem. Venüs Jüpiter çok çok iyi fırsattır az bulunur degerlendirmek lazım"
2 Mart… Merkür koç burcuna giriyor. Ticarette hareketlenme. Bireylerin kendilerini dikkatsiz ve dağınık hissettikleri bir gün.

kaynak

Etkileyici kadınların küçük sırları


Koku
Güzel kokmak yüzyıllardır kadınların en büyük tutkusudur. Parfümler ve kokulu kremler her zaman kadının erkekleri baştan çıkarmak için kullandığı etkili bir silah olmuştur. Eğer bir kadının parfümü kişiliğine uygun bir yapıya sahipse etkisi başkaları üzerinde daha fazla olabilir.

Cesur kadınlar iddialı kokularla; baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip kadınlar ferah ve hafif kokularla kişiliğini kokusuna yansıtır.

Dudaklar
Dudaklar kadının güzelliğini vurgulayan etkileyici bir unsurdur. Dudaklarınızı dudak renginizin bir ton koyusu ile renklendirerek daha çekici bir görünüm elde edebilirsiniz.

Açık renk rujlar dudağı dolgun gösterdiği gibi koyu renk rujlar olduğundan daha ince gösterebilir. Dudaklar ister makyajlı ister olduğu gibi her zaman kadının cazibesini yansıtan etkiye sahiptir.


Tırnaklar
Her ne kadar erkekler uzun tırnaklardan hoşlanmadıklarını söyleseler de, tırnak kadının cazibesini yansıtan güzelliklerinden biridir. Bakımlı tırnakların daha fazla dikkat çeker.

Düzgün kesilmiş, iyi törpülenmiş, tırnak etleri alınmış ojeli tırnaklar etkileyici ellere işaret eder.


Gözler
Seksi bakan gözlere hiçbir erkek karşı koyamaz. Dumanlı göz makyajı ya da pırıltılı göz farı ile etkileyici bakışlarınızı, siyah maskara, ince ve düzgün sürülmüş eye-liner ile gözlerinizi ön plana çıkarabilirsiniz. Gözler yüzün en dikkat çekici bölgesidir.

Açık renkli ve sarışınsanız şanslısınız hemen hemen her renk göz farı kullanabilirsiniz. Esmerseniz koyu tonlar, kızılsanız karamel, gri, lila gibi renkler gözlerinizin etkisini artırır.


Saçlar
Dağınık saçlar ya da dağınık topuz kadınların kullandığı en etkileyici saç stillerindendir.

Açık bırakılmış parlak, havalı saçlar da kadınların güzelliğini vurgulayan saç şekilleridir.


Göğüsler
Bütün kadınlar diri ve kusursuz göğüslere sahip olmayı ister. Çoğu erkek için tartışmasız kadınların en dikkat çekici ve seksi özelliği göğüslerdir.

Göğüslerinizi korumanız için yumuşak etkili bir vücut peelingi, diri göğüslere sahip olabilmek için, düzenli olarak soğuk su ile basınçlı duş, göğüs jimnastiği güzelliğinizi korumanıza yardımcı olacaktır.


Ten
Yumuşak bir ten, pürüzsüz ve temiz bir vücut kadının güzelliğinin anahtarıdır.

Sağlıklı beslenme, düzenli bakım, soğuk havalarda koruma, doğal maskeler ve kürler teninizin uzun süre bakımlı ve genç görünmesine yardımcı olacaktır.




Hürriyet Aile,


kaynak

YAŞAMI KULLANMA KILAVUZU

1= Size bir vücut verilecektir Onu beğenebilir ya da ondan nefret edebilirsiniz ancak kesin olan bir şey varsa o da ömrünüzün geri kalanı boyunca ona sahip olacağınızdır…

2= Dersler öğreneceksiniz Yeryüzünde Yaşamak isimli tam zamanlı bir okula kaydoluyorsunuz Her kişi veya her olay birer Evrensel Öğretmen'dir…

3= Hatalar yoktur yalnızca dersler vardır Büyümek bir deneyim sürecidir Başarı kadar yenilgiler de bu sürecin bir parçasıdır…

4= Bir ders öğrenilene kadar tekrar edilir Bu ders ta ki siz öğrenene kadar size çeşitli biçimlerde anlatılır Ancak ondan sonra bir sonraki derse geçebilirsiniz

5= Eğer kolay dersleri öğrenemezseniz bu dersler giderek zorlaşırlar Dışsal sorunlar içsel durumunuzun kesin bir yansımasıdır İçsel engelleri ortadan kaldırdığınız zaman dış dünyanız değişir Acı evrenin sizin dikkatinizi çekme şeklidir…

6= Davranışlarınız değiştiği zaman bir dersi öğrenmiş olduğunuzu anlarsınız Bilgelik egzersizdir Bir şeyin bir parçası hiç bir şeyin birçoğundan daha iyidir

7= Buradan daha iyi bir orası yoktur Orası dediğiniz yer burası olduğu zaman gene buraya kıyasla daha iyiymiş gibi görünen bir orası olacaktır…

8= Diğer insanlar yalnızca sizin aynanızdırlar Diğer bir kişinin bir yönü sizin kendinizde sevdiğiniz ya da nefret ettiğiniz bir yönünüzü yansıtmadıkça onu sevmeniz ya da ondan nefret etmeniz mümkün değildir…

9= Yaşamınız size bağlıdır Yaşam size tuvali sunar resmi siz yaparsınız Yaşamınıza sahip çıkın yoksa başkası sahip çıkacaktır…

10= Daima ne isterseniz onu alırsınız bilinçaltınız kendinize çektiğiniz enerjileri deneyimleri ve insanları doğrulukla belirler dolayısıyla ne istediğinizi bilmenin en güvenilir yolu neye sahip olduğunuzu görebilmektir Kurbanlar yoktur yalnızca öğrenciler vardır…

11= Doğru ya da yanlış yoktur ama sonuçlar vardır Ahlaki yaklaşımların faydası olmaz Yargılamalar ise yalnızca davranış kalıplarını korumak içindir Yalnızca yapabildiğinizin en iyisini yapın…


12= Cevaplar kendi içinizdedir Çocukların başkalarının rehberliğine ihtiyacı vardır; bizler ise olgunlaştıkça Ruhun Yasalarının yazılı olduğu kalbimize güveniriz Bildikleriniz duyduklarınızdan okuduklarınızdan ya da size söylenenlerden çok daha fazladır Yapmanız gereken yegâne şey bakmak dinlemek ve güvenmektir…

13= Tüm bunları unutacaksınız…

14= Ne zaman arzu ederseniz hatırlayabilirsiniz…

Cherie Carter-Scott' un Life is a Game These are the Rules adlı kitabından alınmıştır.


kaynak

Özür dilemenin kolay yolu


Şu bir gerçek ki başkalarının sizden özür dilemesini bekliyorsanız ya da çocuğunuzun özür dilemeyi öğrenmesini istiyorsanız siz de özür dileyebilmelisiniz. Ama ne amaçla ve ne şekilde özür dilediğinizin de önemli olduğunu unutmamalısınız. Pişmanlığınızı ya da üzüntünüzü dile getirmek için mi özür diliyorsunuz yoksa özür sizin için arkasından gelecek “ama…”lı cümleyle kendinizi savunma ve temize çıkarma konuşmasının başlangıcını mı oluşturuyor sadece?

Ağzınızdan çıkan "özür" kelimesinin sıradan bir ifade içermemesi, karşı tarafa doğru geçmesi gerekir.

Özrün negatif bir ifadeye dönüşmemesi, amacına ulaşması için özür dilemenin kolay yolu, şu dört adımı uygulamaktan geçiyor:
1. adım: Kabul etme
“Kabul ediyorum, sana vurduğum için hatalıydım”

Bu ifade her iki tarafı da yatıştırır. Yani siz kendinizi savunmaya gerek duymazsınız, karşı taraf da hala kızmak için bir şeyler bulmakta zorlanır.

2. adım: Özür
“Seni incittiğim için özür dilerim”

Bu karşı tarafın acısını anladığınızı gösteren pozitif bir ifadedir.

3. adım: Telafi etme
“Bunu telafi etmek için ne yapabilirim?”

Bu, karşı tarafın acısını azaltma isteğinde olduğunuzu göstermek için doğru bir ifadedir.

4. adım: Söz verme
“Arkadaşlığımız benim için çok önemli ve ben dost olarak kalmamız için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım”

Bu özrün kabul edilmesini bekleme ve ilişkinin devamlılığını istediğiniz konusunda samimiyetinizi gösteren bir ifadedir.

Bu dört adım sadece sizin kendi davranışlarınızı şekillendirmeyi amaçlıyor, yoksa affedilmenizi sağlamayı değil. Karşı tarafı hiçbir zaman kontrol edemezsiniz, unutmayın. Özür dilemenin kazançları
Saygı: Özür dilemeyi başarmak kendinize saygı duymanızı beraberinde getirir. Karşı tarafın şartsız bir şekilde özrünüzü kabul etmesi ona da saygı duymanızı sağlar.Öğrenme: Bir hatadan ders çıkarmak, öncelikle hatayı kabul etmeyi gerektirir. Savunmaya geçer ya da davranışınızı aklamaya çalışırsanız hatadan ders çıkarmıyorsunuz demektir. Bu da aynı hatayı tekrarlama riskini beranerinde getirir.İtibar: Özür dileyerek, yanlışlıkla gerçekleştirdiğiniz bir eylemin karakterinizden kaynaklanmadığını, sadece bir yanlışlık olduğunu ortaya koyarsınız ve saygınlığınızı yitirmezsiniz.Bağlanma: Karşıdaki kişinin hislerini anladığınızı, ona karşı empati duyduğunuzu gösterir, aranızda bir bağ oluşmasını ya da var olan bağın kopmamasını sağlarsınız.

kaynak

ODAKLANMA KANUNU DOĞRU ÇALIŞTIRIN

Neye odaklanırsak, neye dikkatimizi verirsek onu yaratıyor, onu çoğaltıyoruz. Sakınmaya çalıştığımız şey yerine elde etmeye çalıştığımız pozitife odaklanmak çok önemli.

Size gerçek bir hikâye anlatacağız. Bir kadının gözlerinde çaresi olmayan bir hastalık oluşuyor ve kör olma tehlikesi ile karşı karşıya kalıyor. Doktorlar hiç bir şey yapamayacaklarını soyluyorlar. Çok kararlı olarak ve duyduklarından hiç hoşlanmayarak kadın, bu kadar çaresiz kalmasa asla yönelmeyeceği alternatif terapilere yöneliyor. Bunu yapmayı gülünç buluyor ama içinde bulunduğu çaresiz durumdan dolayı denemeye karar veriyor.

Sonunda kadın alternatif yöntemler uygulayan bir terapiste gidiyor. Terapist ondan hayatini ve kendisini anlatmasını istiyor. Anlatmaya başladıktan sonra birden terapist kadını susturuyor ve " son 10 dakika içinde tam 15 kez "nefret ediyorum" cümlesini kullandığınızın farkında mısınız? " diyor. Kadın şoka uğruyor. Pek çok şeyi açıklarken "nefret ediyorum" kelimesini kullandığını fark ediyor...

"Dünyanın gitmekte olduğu halden nefret ediyorum"
"Okullarda çocuklara davranma şekillerinden nefret ediyorum"
"Onu görmekten nefret ediyorum"
"Bunu yapmaktan nefret ediyorum"

Bu onun için gerçekten göz açtırıcı bir deneyim oluyor. Bunun üzerinde kullandığı kelimeleri değiştiriyor ve yıllar sonra hala mükemmel görebiliyor.

Burada Evrensel Kanunlardan "odaklanma kanunu" devreye giriyor.

Odaklanma Kanunu
Neye odaklanırsak, neye dikkatimizi verirsek onu yaratıyor, onu çoğaltıyoruz.

Sakınmaya çalıştığımız şey yerine elde etmeye çalıştığımız pozitife odaklanmak çok önemli. Örneğin asla yaşlanmamaya odaklanmayın, bunu yaparsanız kısa surede yaşlanacağınız kesin. Bunu yerine sağlıklı, enerjik ve genç olmaya odaklanın, dikkatinizi bunlara verin.

Kullandığımız kelimelere dikkat etme konusunda çok ilginç bir takım bilgiler var,

Ağzınızdan çıkan kelimelere dikkat etmeye çalışın. Yakınlarınıza söylediklerinize dikkat etmelerini rica edebilirsiniz. En çok neler söylüyorsunuz, ne tür kelimeler, deyimler, sıfatlar kullanıyorsunuz...

"Binlerce kilometrelik bir yola çıkmak için önce bir adım atmak gerekir" deyişinden yola çıkarak,

1- Yazın
Küçük, sevimli bir defter alın ve her sabah şükrettiğiniz 5 şeyi bu küçük deftere yazın... Her şeyi yazabilirsiniz... Örnek: "görebildiğim için, akşama yiyeceğim olduğu için, kuşların seslerini duyabildiğim için"...siz bu çalışmayı yaptıkça neler neler bulacaksınız şükredecek... Ve şükretme enerjisi Evrene en doğrudan "bunlardan daha fazla istiyorum" demektir ve Evren sizi çok rahat duyabilecektir.

2- Güzel şeyler söyleyin
Her gün yakın çevrenizden veya hiç tanımadığınız insanlardan (dükkânlarda servis verenler, dolmuş şoförü, simitçi) 2 kişiye onları iyi hissettirecek bir şeyler söyleyin... Bu kişiler ne kadar tanımadığınız kişiler olurlarsa o kadar iyi... ve verdikleri tepkiyi izleyin...

3- Teşekkür edin
Beğendiğiniz şeyleri insanlara ifade edin, teşekkür etmeyi alışkanlık haline getirin... Gıda ürünleri satılan bir dükkâna girdiniz ve mesela çok temiz buldunuz, "ne kadar temiz bir dükkân, çok hoşuma gitti" deyin...

4- Sözlerinize dikkat edin!
Söylediklerinize dikkat etmeye başlayın. Ağzınızdan çıkanlara önem verin. Sözlerinizi, cümlelerinizi fark edin. Bunun için etrafınızdan da yardım isteyebilirsiniz. Onlar sizi dışarıdan bir göz olarak çok iyi gözleyebilirler. İnsanoğlu kadar kendisine kör bir başka varlık yoktur bu dünyada.


kaynak

Kendin İçin Bir Şey Yapmayacaksan ; Kim Yapacak ?

Kendin İçin Bir Şey Yapmayacaksan ; Kim Yapacak ?

Başkası İçin Bir Şey Yapmayacaksan; Varolma’nın Anlamı Ne ?

Şimdi Yapmayacaksan; Ne ZAMAN ?

Indra Gandhi


kaynak

Burak Eldem ile Kadim Dünya Seminerleri

"Mart ayından başlayarak, Galata'daki Bloggers' Base'de (BBase), "Kadim Dünyada Mit ve İnanç" başlıklı, üç farklı setten oluşacak bir dizi sunum/seminer gerçekleştireceğim. İlk 4 haftalık setin konusu, "Eski Mısır" olarak belirlendi. 15 Mart ile 7 Nisan arasına yayılacak süreçte, her Perşembe akşamı BBase'de Eski Mısır düşünce ve ezoterisini bütün boyutlarıyla ele alacağız birlikte. Her biri 19:30 - 21:30 arasında ikişer saat sürecek olan sunumlar, Mısır'ın mitoloji, kozmoloji, inanç sistemi, dili/yazısı ve ezoterik tapınak kültlerini tanıma amacı taşıyor. Dört haftalık bu sunum dizisinin programı şöyle:

15 Mart 2012 "Büyülü Nehrin Kıyılarında: Mısır Kültürüne Giriş"

22 Mart 2012 "Tanrılar, Tanrıçalar ve Kozmos: Eski Mısır'da Mit ve İnanç"

29 Mart 2012  "Tapınak Gizemi: Kutsal Yapılar, Ezoteri ve Ritüel"

5 Nisan 2012  "Kutsal Simgelerin İzinde: Mısır Dili, Hiyeroglifler ve Metinler"

Bilgi ve kayıt için: Serdar Yapan - BBase Galata 0535 268 81 12
BBase - Dibek Sokak No 17. Galata"


kaynak

Nilgün Sarar ile Yaşama AYARlanın

Sonsuz:
Sevgili Nilgün, seninle ilk kez Festiva fuarında tanışmıştık. O zamanlar EMF uygulayıcısıydın ve bu konuda Türkiye’de önde gelen isimdin; hatta EMF deyince akla ilk sen geliyordun. Sonra ne oldu anlamadım birden sesin soluğun kesildi bir süre ve ardından da seni Eric Pearl’ün asistanı olarak görmeye başladık TV programlarında. Amma velakın bu birliktelik iyi mi oldu, kötü mü bilemedim ben; çünkü EMF yaparken hani deyim yerindeyse marka bir isme doğru gidiyordun, ama Eric’le birlikte başka bir şeye doğru dönüşüm oldu. Şimdi de onunla yolunuz ayrıldı. Tune’a geçmeden önce bu süreçleri biraz anlatabilir misin? Neden EMF’yi bıraktın da Reconnection’a geçtin ve şimdi neden Eric’le yollar ayrıldı?


Nilgün Sarar:
Evet çok iyi hatırlıyorum Hasan. Senin “ Bu Spiritüalizm Ne Ola ki?” kitabını okumuştum. Çok da hoşuma gitmişti. O zamanlar EMF yapıyordum. Daha başka çalışmalarım da vardı tabii, ama EMF üzerine yoğunlaşmıştım. Hatırlarsan Kryon henüz basılmamıştı Türkiye’de.  Sene 1997-98. Yeni Çağ Enerjisinin ilk adımları. İngilizce olarak aldım okudum mor kapaklı Kryon kitabını ve EMF ile ilk orada karşılaşmıştım. Bilirsin sende bir şey olması gerektiğinde, eş zamanlılıklar başlıyor. Doğru yolda olduğunu gösteriyorlar. Oğlumu ABD’de okula götürmek üzere hazırlanıyorken, EMF seminerinin oğlumu götüreceğim okulun 200 kilometre yakınında olduğunu gördüm.


Neyse, ben soruna geri döneyim. Benim EMF öğrendiğim sene 1999’du. Sonra 2000 senesinde eğitmeni oldum ve bu tekniği Türkiye‘ ye getirdim. Birçok da uygulayıcı yetiştirdim. İşte sen de beni tam o sıralarda tanıdın. Tekrar Bağlantı ile de 2002 senesinde tanıştım. İşin enteresan tarafı, - bunu kimseye söylemedim bile- bana Eric’ten ilk bahseden EMF’nin yaratıcısı Peggy Dubro‘dur. Bir seminer esnasında bize Tekrar Bağlantı‘dan bahsetti. Ben de internetten girip araştırdım. Bir baktım Berlin‘de semineri var; ben de Berlin’de oturuyordum. Tamam, ona da giderim dedim. Berlin’i iptal etti gerçi ve ben 2002 Ekim ayında Paris’te tanıştım Tekrar Bağlantı şifasıyla. Seminerde 60 kişi ya vardık ya yoktuk.


İşte o andan itibaren benim için bir şeyler belirlenmişti. Yukarda oturmuşlar karar vermişler ve demişler ki: Eric’le kanka olacaksın. Kitabını Türkiye’de yayınlanmasına ön ayak olacaksın. Sonra dört kere İstanbul’da seminer yapacaksın. İzmir’e getireceksin, Ankara’ya götüreceksin. Tekniğin adını tercüme ederken Tekrar Bağlantı diyeceksin. Bunu da 10 sene içinde yapacaksın 2011 de bitecek. Bitmesi gerekecek, çünkü artık bütün bildiklerini önce kendi halkına sunacak ve onlarla paylaşacaksın. Adına TUNE (Ayar) diyeceksin ve insanları yaşama, yeni hayata, farklı bir ortama ayak uydurabilmeleri için çalışacaksın.


Eric 2005’te İstanbul’a geldiğinde, bana “Bak, sen eğer Tekrar Bağlantı (TB) seansı yapıyorsan; şimdiye kadar yaptığın ve öğrendiğin çalışmaları bırakmak zorundasın; eğer bu TB felsefesini anlamamışsan tabii. Karar senin,” dedi. Uzun uzun konuştuktan sonra, bana zaman ver Eric dedim ve TB yapmaya devam ettim. Hakikaten farklıydı. Çok farklıydı. Başka tekniklerle çalışmaya başlar başlamaz hemen TB frekanslarına giriyordum. EMF diye başlıyordum, ama devamı gelmiyordu. Theta diye başlıyordum, TB frekanslarına geçiyordum.  Yaklaşık 6-7 ay sonra, diğer bütün çalışmalarımı bıraktım ve sadece TB ve Eric’e bağlandım. İnandığım ve gerçek olduğunu yüzde yüz bildiğim için. Dürüst olduğum için. Sonra Eric’le birlikte Avrupa turlarımıza çıktık. İnanılmaz yoğun bir tempoda, nerdeyse bütün Avrupa’yı dolaştık diyebilirim.


İlerleyen zamanda yardımcı eğitmen (Associate Instructor) oldum. Kolay olmadı tabii, sadece 24 kişiyiz tüm dünyada. 2011 senesine kadar Avrupa’da marketing manager (pazarlama yöneticisi) olarak çalıştım. Herşey çok güzel ilerledi. Ben olmasaydım başta Türkiye olmak üzere The Reconnection, Yunanistan’a, Romanya’ya. Almanya’ya, İtalya’ya, Macaristan’a, Çek Cumhuriyeti’ne çok geç ulaşırdı. İstanbul’da Eric bir hafta kaldıysa mesela, her gün iki TV kanalında çıktık. Seyretmişsindir sen de, web sayfası kilitlenmişti. Çok çalıştım ve severek attım her adımımı. Uzun süre çok şey paylaştık Eric’le ve tüm dünyadaki değerli insanlarla… 60 kişilik seminer oldu sana 1000 kişilik seminer… Büyüdü yayıldı genişledi…


Seansıma gelenler Nilgün Hanım ne zaman bize öğreteceksiniz demeye başladılar. Ben de bu istekleri Eric’e taşıdım. O kadar doluydu ki onun programı ve zaten dört kere gelmişti daha önce İstanbul’a. Türkiye‘ye gelemiyordu son beş senedir. Ayrıca hiç birimize Aşama I-II öğretme izni vermiyordu. Ben kendisine bir Türk olarak yurt dışına çıkmanın zor olduğunu; vize, lisan, yabancılık ve maddi olarak çok yüklü olduğunu anlatamaya çalıştım. Ben bunu küçük sınıflar halinde kendi halkımla paylaşayım, öğreteyim kendi ülkemde, kendi dilimizde dedim. Üç sene kadar sabırla bekledim. Ha bugün ha yarın derken, bunun bir oyalamaca olduğunu anladım.  Binbir bahane bularak geri çevirdi isteğimi. Vardır bir bildiği dedim ve hiç zorlamadan ayrıldım TB şirketinden. Altını çizerek vurgulamak isterim: Eric’ten ayrılmak bu frekanslardan kopmak değil. Tabii ki halen TB en üst uygulayıcısı olarak seanslarıma devam ediyorum. Benimle aynı durumda olan, diğer yardımcı eğitmenlerden de ayrılanlar oldu. TB 2012’de bambaşka bir ekip ile yoluna devam ediyor.  İyi ki olmuş hepsi Sonsuz, şimdi TUNE ile karşınızdayım.


kaynak

DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ


DÜŞÜNCELERİMİZİN BAZI TEMEL NOKTALARI

Her birimiz tüm yaşam deneyimlerimizden yüzde yüz sorumluyuz. Aklımızda oluşan her düşünce geleceğimizi yaratmaktadır ve güç merkezi, daima yaşadığımız anın içindedir. Herkes kendinden nefret ve suçluluk duygusu yüzünden acı çeker. Herkes için en büyük mutsuzluk, “yeterince iyi değilim” diye düşünmektir. Bu sadece bir düşüncedir ve düşünce değiştirilebilir. Dargınlık, güceniklik, olumsuz eleştiri ve suçluluk en zarar verici düşünce kalıplarıdır. Kırılma, gücenme, darılma duygularımızın üstesinden gelebilmek, kanseri bile yok edici bir düşünce gücüdür.

Kendimizi gerçekten sevdiğimiz zaman, hayatımız her yönüyle düzene girer. Geçmişimizden kurtulmalı ve herkesi bağışlamalıyız. Kendimizi sevmeyi öğrenmeye istekli olmalıyız. Olumlu değişimlerin anahtarı, şimdi ve burada kendimizi onaylamak ve kabul etmektir.

Bedenimizde “hastalık” denen şeyin yaratıcısı biziz.

“Bilgeliğin ve bilginin kapıları daima açıktır”

YAŞAM GERÇEKTEN ÇOK BASİT. NE EKERSEK, ONU BİÇİYORUZ

Kendi hakkımızda düşündüklerimiz, kendi gerçeklerimiz oluyor. İçinde bulunduğumuz olayları yaratıyor, sonra da bunlardan duyduğumuz sıkıntı, üzüntü, ve düşkırıklığı için bir başkasını suçluyoruz; böyle yapmakla gücümüzü de başkasına kaptırmış oluyoruz. Hiçbir kişi, hiçbir şey, hiçbir koşul bizim üzerimizde bir güce sahip değil, çünkü aklımızla düşünce oluşturan yanlızca “biz”iz. Deneyimlerimizi, gerçekliğimizi ve bunda yer alan tüm kişileri yaratan bizi. Düşüncelerimizde barış, uyum, denge yarattığımızda bunları kendi yaşamımızda da bulacağız. Aşağıdaki cümlelerden hangisi size doğru geliyor?

“İnsanlar hep beni kullanıyor, zarar veriyor”

“İnsanlar hep yardımcı oluyor”

Bu iki düşünce ve inanç yaşamımızda çok farklı deneyimler yaratacaktır. Kendimiz ve hayat hakkındaki inançlarımız, bizim gerçeğimizi oluşturur.

BİLİNÇALTIMIZ, SEÇTİĞİMİZ HER DÜŞÜNCE VE İNANÇTA BİZİ TÜMÜYLE DESTEKLER

Bilinçaltımız inanmayı seçtiğimiz herşeyi kabul eder. Yani kendim ve hayat hakkındaki inançlarım ve düşündüklerim, yaşamımın gerçeği olur. Ve düşünebileceğimiz şeyler konusunda sınırsız seçimimiz var. Bunu bildiğimizde “insanlar hep beni kullanıyor” yerine “insanlar hep bana yardımcı olmaya çalışıyor”u seçmek daha mantıklı değil mi?

EVRENSEL GÜÇ BİZİ ASLA YARGILAMAZ VE ELEŞTİRMEZ

Evrensel güç, bizi kendi değerlerimize göre kabul eder. Ve inançlarımızı ayna gibi yaşamımıza yansıtır. Eğer “hayat yalnızlıktır ve kimsenin beni seveceğine inanmıyorum”u seçiyorsam, hayatımda da bunu bulacağım.

Ama, bu inancı kafamdan atmak ister de, “Sevgi her yerde. Ben seven ve sevilen bir kişiyim” gibi olumlu bir düşünceyi benimser ve bunu kendime sürekli tekrarlarsam, bu da benim yeni gerçeğim olacaktır. Yani hayatıma sevecen insanlar girmeye başlayacak, yaşamımda zaten varolan insanlar bana karşı daha sevecen olmaya başlayacak ve kendimin de sevgimi kolaylıkla başkalarına ifade edebileceğimi göreceğim.

ÇOĞUMUZUN KİM OLDUĞUMUZ KONUSUNDA SAÇMA DÜŞÜNCELERİ VE HAYATIN NASIL YAŞANMASI GEREKTİĞİ KONUSUNDA ÇOK, ÇOK KATI KURALLARI VAR

Bunu kendimizi suçlamak için söylemiyorum. Çünkü şu anda yapabildiğimizin en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Eğer daha iyisini bilseydik, daha çok şeylerin farkında ve anlayışında olsaydık, başka türlü davranırdık. Lütfen sakın sakın, şu anda bulunduğunuz nokta konusunda kendinizi küçümsemeyin. Bu yazıyı veya kitabını okuyor olmanız bile hayatınızda olumlu değişimler yapmaya hazır olduğunuzu gösteriyor. Bunun için kendinizi takdir edin.

ÇOK KÜÇÜK YAŞLARDAYKEN, KENDİMİZ VE YAŞAM HAKKINDA NELER HİSSEDECEĞİMİZİ ÇEVREMİZDEKİ YETİŞKİNLERİN TEPKİLERİNDEN ÖĞRENİRİZ

Kendimiz ve yaşamımız hakkında ne düşünmemiz gerektiğini böyle öğreniyoruz. Eğer mutsuz, korku, suçluluk ya da öfke dolu insanların içinde yetişmişseniz, kendiniz ve hayat hakkındaki görüşleriniz de olumsuz düşüncelerle dolu olacaktır.

“Hiçbir şeyi doğru yapamıyorum” “bu, benim hatam” “Eğer bir şeye kızarsam, ben kötü bir insanım” İşte bu tür inançlar, düşkırıklığı dolu bir hayat yaratır.

BÜYÜDÜĞÜMÜZDE, ÇOCUKLUĞUMUZDAKİ YAŞAMIMIZIN DUYGUSAL ORTAMINI YENİDEN YARATMA EĞİLİMİ GÖSTERİRİZ

Bu iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış değil, sadece içimizde “yuva” olarak bildiğimiz şeydir. Bunun yanısıra kişisel ilişkilerimizde, annemiz veya babamızla kurmuş olduğumuz ilişkileri ya da onların kendi aralarındaki ilişkileri yeniden yaratma eğilimi gösteririz. Tıpkı annenize veya babanıza benzeyen sevgililerinizi ya da patronlarınızı düşünün. Anne, babamızın bize gösterdiği davranışları kendimize de gösteriyoruz. Kendimizi aynı şekilde suçluyor ve cezalandırıyoruz. Kendi söylediklerimizi dinlediğimizde, hemen hemen aynı kelimeleri kullandığımızı görebilirsiniz.

Kendimizi sevmeyi ve desteklemeyi de aynı şekilde yapıyoruz, tabii eğer çocukluğumuzda sevilmiş ve desteklenmişsek. “Hiçbir şeyi doğru düzgün yapamıyorsun” “hep senin hatan” Bunları ne kadar sıklıkla kendinize söylüyorsunuz?. “Harikasın” “Seni Seviyorum” ya bunları ne kadar sık söylüyorsunuz?

AMA TÜM BUNLAR İÇİN, ANNE BABALARIMIZI SUÇLAMAYALIM

Hepimiz kurbanların kurbanıyız. Onlar kendilerinin bilmediği şeyi bize nasıl öğretebilirlerdi ki? Anneniz kendini sevmeyi bilmiyorsa, babanız kendini sevmeyi bilmiyorsa, onların size kendinizi sevmeyi öğretmesi de imkansız olacaktır. Onlar da çocukluklarında kendilerine öğretilen şeylere dayanarak, yapabileceklerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlardı. Eğer anne ve babanızı anlamak istiyorsanız, onları kendi çocukluklarıyla ilgili konuşturmaya çalışın. Eğer anlayışla dinleyebiliyorsanız, onların korkularının ve katı kurallarının nereden geldiğini anlama olanağını bulacaksınız. Size bütün bu “kötülükleri” yapan anne babanızın da sizin kadar korku dolu olduklarını göreceksiniz.

ANNE BABAMIZI BİZİM SEÇTİĞİMİZE İNANIYORUM

Her birimiz bu gezegende zaman ve mekandaki belirli bir noktada yeniden bedenlenmeye karar veriyoruz. Manevi evrim yolunda gelişmemize yardımcı olacak belirli bir dersi öğrenmek için buraya gelmeyi seçtik. Cinsiyetimizi, rengimizi, ırkımızı, ülkemizi kendimiz seçiyoruz ve bu yaşamda üstünde çalışmak istediğimiz kalıpları bize yansıtabilecek en uygun anne babayı da biz belirliyoruz. Ama büyüdüğümüzde, işaret parmağımızı onlara yönelterek suçluyoruz: “benim böyle olmamın nedeni sizsiniz”. Aslında onları seçen biziz, çünkü aşmamız gereken engeller için onlar mükemmel bir seçimdi.

İnanç sistemimizi çok küçük yaşlarda ediniyoruz ve yaşamımızı bu inanç sistemlerine uygun deneyimleri yaratarak sürdürüyoruz. Hayatınıza şöyle bir dönüp bakın. Ne kadar sık aynı deneyimi yaşadığınıza dikkat edin. Bu deneyimleri tekrar ve tekrar yarattınız, çünkü bunlar size, kendiniz hakkında inandığınız şeylere aynalık ediyordu. Aynı sorunla ne kadar uzun süre yaşadığımız, sorunun ne kadar önemli olduğu ya da yaşamımıza yönelik ne kadar tehlike taşıdığı hiç önemli değil.

GÜÇ NOKTASI DAİMA ŞİMDİ Kİ ANDADIR

Hayatınızın bu anına kadar yaşadığınız tüm deneyimler, geçmişinize dayanan düşünce ve inançlarınızın ürünüdür. Her deneyim, dün, geçen hafta, geçen ay, geçen yıl, 10-20 ya da daha fazla yıllar önce (yaşınıza göre) oluşturduğunuz düşünceler ve kullandığınız sözcüklerle yaratıldı. Ama bunlarda geçmişte kaldı. Yaşandı ve bitti. Şimdi önemli olan, bu andan itibaren neyi düşünmeyi, neye inanmayı ve neyi söylemeyi seçtiğiniz. Çünkü bu düşünceler ve sözcükler, geleceğinizi yaratacak. Güç noktanız, şimdiki anda ve yarınınıza, gelecek haftanıza, gelecek ayınıza, gelecek yılınıza vs. şekil veriyor. Şu anda ne düşündüğünüze dikkat edin. Olumlu mu, olumsuz mu? Bu düşüncenizin yarınınızı biçimlendirmesini istiyor musunuz? Dikkat edin ve farkında olun.

HER ŞEYİN MALZEMESİ DÜŞÜNCEDİR, VE DÜŞÜNCELERİMİZİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ

Sorunumuz ne olursa olsun, yaşadıklarımız, iç dünyamızın dışarıya yansıyan sonuçlarıdır. Kendinden nefret etmek bile, kendiniz hakkındaki nefret dolu düşüncelerin ürünü. “Ben kötü bir insanım” diyen bir düşünceniz var. Bu düşünce bir duygu yaratıyor ve siz bu duyguya kendinizi kaptırıyorsunuz. Oysa öyle bir düşünceniz olmasaydı, böyle bir duygunuz da olmayacaktı. Düşünceler ise değiştirilebilir. Düşüncenizi değiştirin, duygularınız da ortadan kaybolacaktır.

Tüm bunları size inançlarımızın nerden geldiğini göstermek için anlattım. Bu bilgileri lütfen, acımızın içine gömülmek için mazaret olarak kullanmayalım. Geçmişin üzerimizde gücü yok. Olumsuz bir düşünce kalıbını ne kadar uzun sürdürmüş olmamızın önemi yok. Güç noktası şimdiki anda. Farkına varmak için ne harikulade bir şey. Şu andan itibaren özgür olmayı seçebilirsiniz!

İSTER İNANIN İSTER İNANMAYIN, DÜŞÜNCELERİMİZİ BİZ SEÇİYORUZ

Aynı düşünceleri bir alışkanlık olarak o kadar tekrar tekrar düşünüyor olabiliriz ki, bu bize düşüncelerimizi kendimiz seçmiyoruz izlenimi verebilir. Ama ilk seçimi biz yaptık. Bazı düşünceleri düşünmeyi reddedebiliriz. Ne kadar sıklıkla kendiniz hakkında olumlu birşey düşünmeyi kabul etmediniz? Pekala, aynı şekilde kendinizle ilgili olumsuz düşünceleri de reddedebilirsiniz. Bu konudaki çalışmalarım esnasında çalıştığım herkes az ya da çok kendinden nefret ve suçluluk duygularıyla boğuşuyor. Bu iki olumsuz duygu ne kadar fazlaysa, hayatımız da o kadar mutsuz oluyor. Bu iki duygu azaldıkça da yaşamımız her boyutuyla daha iyiye doğru gidiyor.

HEMEN HERKESİN ÇEKİRDEK İNANCI: “YETERİNCE İYİ DEĞİLİM”

“Yeterince iyi değilim” inancının yanısıra “Yeterince çaba gösteremiyorum” ya da “Layık değilim” inançları da var. Bunları söyleyenlerden misiniz? Yeterli olmadığınızı düşünüyor ya da hissediyor musunuz? Ama kime göre? Kimin standartlarına göre? Eğer bu inancınız güçlüyse, o zaman nasıl sevgi dolu, mutlu, başarılı, sağlıklı bir hayat yaratabilirsiniz? Bu güçlü bilinçaltı inancınız, yaşamınıza sürekli çelişkiler getirecek, bir yerlerde aksamalar olacak, bir şeyler sürekli yanlış gidecek.

KIRGINLIK, YARGILAMA, SUÇLULUK VE KORKU HERŞEYDEN ÇOK SORUN YARATIR

Bu dört duygu hem bedenimiz, hem de yaşamımızdaki temel sorunların kaynağı oluyor. Bu duygular, yaşam deneyimlerimizin sorumluluğunu almak yerine, başkalarını suçlamaktan kaynaklanıyor. Evet, yaşamımızdaki her şeyden yüzde yüz sorumlu olursak, suçlayacak kimse kalmayacak değil mi? “Dışarıda” olan herşey, iç düşüncemizin aynası. Diğer insanların kötü davranışlarına göz yummuyorum, ama bize böyle davranacak olan kişileri bize çeken şey, KENDİ inançlarımız.

Eğer kendinize şunları söylüyorsanız: “Herkes bana şöyle şöyle davranıyor, beni yargılıyor, asla benim için bir şey yapmıyor, beni paspas gibi kullanıyor, sömürüyor…” o zaman bu sizin DÜŞÜNCE KALIBINIZ.

İçinizdeki bazı düşünceler, bu tür davranışları gösteren kişileri yaşamınıza çekiyor. Bu tür düşüncenizi değiştirdiğiniz zaman, o tür kişiler de başka kapıya gideceklerdir. Artık o insanları hayatınıza çekmeyeceksiniz. Bu dört olumsuz duygu, fiziksel boyutta da ortaya çıkıyor. Kırgınlık (gücenme, darılma, öfke) uzun zaman içte tutulduğunda bedeni yemeye başlıyor ve kanser dediğimiz hastalığa neden oluyor. Sürekli kendimizi ya da başkalarını eleştirmek, yargılamak romatizmanın kaynağı. Suçluluk duygusu daima ceza arar ve bu ceza da ağrılar yaratır. Korku ve gerginlik kellik, ülser hatta ayak ağrılarına neden oluyor. Kırgınlık (gücenme, darılma) duygusundan bağışlama yoluyla kurtulmak kanseri bile yeniyor. Bu size basit gibi gelebilir ama işe yaradığına tanık oldum, bunu yaşadım.

GEÇMİŞE KARŞI TUTUMUMUZU DEĞİŞTİREBİLİRİZ

Geçmiş yaşanmış ve bitmiş. Bunu değiştiremeyiz. Ama geçmiş hakkındaki düşüncelerimizi değiştirebiliriz. Bizi geçmişte biri incitti diye, şimdiki anda KENDİMİZİ CEZALANDIRMAK ne saçma. Çok derin kırgınlıkları olan insanlara hep şunu söylerim: “lütfen, bu kırgınlıkları daha da derinleştirmeden çözmeye başlayın. Bir cerrahın bıçağı altında ya da ölüm yatağında olduğunuz ana kadar beklemeyin, o zaman bir de yaşadığınız panikle başa çıkmak zorunda kalacaksınız”

Panik içinde olduğumuz anlarda, düşüncelerimizi kendimizi iyileştirme konusunda yoğunlaştırmamız çok zordur. Önce korkularımızı yenmek için zaman harcamak zorundayız. Eğer her şeyin umutsuz, bizim de kurban olduğumuz inancını seçersek, Evren bu inancımıza “Evet” der. Bu saçma, geri, olumsuz düşünce ve inançları bırakmamız hayati önem taşıyor.

GEÇMİŞİ BIRAKMAK İÇİN, AFFETMEYE HAZIR OLMALIYIZ

Geçmişi bırakmak, kendimiz dahil herkesi affetmeyi seçmek zorundayız. Nasıl affedeceğimizi bilmeyebiliriz, affetmek istemeyebiliriz; ama affetmeye istekliyim demek bile, iyileşme sürecini başlatır. Kendi iyiliğimiz için geçmişi bırakmak ve herkesi affetmek mutlaka gerekli.

“İstediğim gibi biri olmadığım için seni affediyorum. Seni affediyor ve özgür bırakıyorum”. Bu olumlu düşünce bizi özgür kılar.

TÜM HASTALIKLAR AFFETMEME DURUMUNDAN KAYNAKLANIR

Hastalandığımız zaman, yüreğimizi gözden geçirelim. Acaba kimi affetmeye ihtiyacımız var?

Course in Miracles şöyle der: “Tüm hastalıklar affetmeme durumundan kaynaklanır. Ne zaman hasta oluyorsak, affetmemiz gereken kişinin kim olduğunu düşünmeliyiz”

Bu düşünceye şunu da eklemek istiyorum: Affetmekte en çok zorlandığımız kişi, BIRAKMAYA EN ÇOK GEREKSİNİM DUYDUĞUMUZ KİŞİDİR. Affetmek, bırakmak, vazgeçmek demek, göz yummak demek değil, tümüyle bırakmak demek. NASIL affedeceğimizi bilmek zorunda değiliz. Yapacağımız tek şey affetmeye İSTEKLİ OLMAK. Evren nasılların üstesinden gelir.

Kendi acımızı çok iyi anlayabiliyoruz. Çoğumuzun anlamakta güçlük çektiği şey, en çok affetmeye gereksinme duyduğumuz ONLARIN da acı çekmiş olmaları. Şunu anlamalıyız ki, onlar da o an içindeki anlayış, farkındalık ve bilgi kapasitelerine göre yapabildiklerinin en iyisini yapıyorlardı. İnsanlar soruları ile bana geldiklerinde yalnızca tek şey üzerinde çalışırm, KENDİNİ SEVMEK.

Kendimizi OLDUĞUMUZ GİBİ ONAYLADIĞIMIZ, sevdiğimiz ve kabul ettiğimiz zaman, herşey yoluna giriyor. Küçük mucizeler her yerde görülüyor. Sağlığımız düzeliyor, daha çok kazanıyoruz, ilişkilerimiz daha doyumlu hale geliyor, kendimizi çok yaratıcı biçimlerde ifade etmeye başlıyoruz. Tüm bunlar çabalamadan, kendiliğinden oluyor. Kendini sevmek ve onaylamak, güven ortamı yaratmak, kendine güvenmek, layık olduğunu düşünmek ve kabul etmek kafamızın içinde bir düzen yaratır. Bu da yaşamımızda daha sevecen ilişkiler, yeni bir iş, yaşayacağımız yeni ve daha güzel bir yer sağlar, hatta kilolarınızı bile dengeler.

Kendilerini ve bedenlerini seven insanlar, ne kendilerini, ne de başklarını kötüye kullanırlar. Kendini onaylama ve kabul etme, hayatımızın her boyutunda olumlu değişimlerin olması için temel anahtarlardır. Kendini sevmek, hiçbir şey için kendimizi eleştirmemekle başlar. Olumsuz eleştiri bizi tam da değiştirmek istediğimiz davranış kalıbının içine hapseder. Kendimize gösterdiğimiz anlayış ve şefkat bu kısır döngüden çıkmamızı sağlar. Unutmayın, yıllardır kendinizi eleştiriyor ve bir işe yaramadığını görüyorsunuz. Bir de kendinizi onaylamayı deneyin. Görün bakalım neler olacak.

HER GÜN ÇALIŞABİLECEĞİNİZ BİR OLUMLAMA KALIBI

Hayatın sonsuzluğunda, bulunduğum noktada herşey mükemmel, bütün ve tam.

Her günün her anında, benden daha büyük bir gücün içimden akıp geçtiğine inanıyorum. Bu evrende yanlızca bir aklın olduğunu bilerek ondaki bilgeliğe kendimi açıyorum. Tüm çözümler, tüm yanıtlar, tüm iyileşmeler, her türlü yaratıcılık ondan geliyor.

Bilmem gereken her şeyin bana açıklanacağının, ihtiyacım olan her şeyin doğru zaman, mekan ve sırayla geleceğinin bilincinde olarak, bu güce ve akla güveniyorum. Dünyamda her şey iyi ve güzel.

NOT: Sabah ilk uyanma anlarınızda ve gece yatarken son yaptığınız bu çalışma olmalıdır.

Olumlamayı hafif ama kulaklarınızın da duyabileceği şekilde okunması gereklidir.

DÜŞÜNCE GÜCÜYLE TEDAVİ

Louise Hay


kaynak

İnternet Bağımlılığı

Alışveriş kölesi olmuş kariyerli bir kadın, örnek bir aile babasının ev tutmaya kadar giden bağımlılık serüveni ve ailesine bıçak çeken çocuklar... Hepsinin ortak paydası internet bağımlılığı. Kimler bağımlı olarak tanımlanabilir ve nasıl tedavi olunur?

İnternet hayatımıza girdiğinden beri eğlencemiz de oldu, kütüphanemiz de. Hatta işimiz ve yaşam alanımız... Ancak bugünlerde bambaşka bir yüzüyle tanışıyoruz. Hem de kanımızın bile akışını değiştiren karanlık bir yüzü ile. Daha önce uyuşturucu, alkol ve sigaraya yüklenen bir rol, şimdi ekranlarımızdan hayatımıza uzanarak bazılarımızı ele geçiriyor: İnternet bağımlılığı...

Bu konuyu yazarken internet yasaklarını savunanlara bir bahane daha verme korkusu, klavyeye uzanmayı zorlaştırsa da kurbanların hikayeleri görmezden gelinemeyecek kadar etkileyici.

Sık görüşmediğiniz bir tanıdığınızı ya da arkadaşınızı düşünün. Örnek bir baba ya da özenilecek kadar başarılı bir insan...

Bir gün onun hayatının merkezinde internet olan bir bağımlı olduğunu duysanız ne düşünürsünüz? Herhalde ‘Herkes kadar’ der geçersiniz. Peki ya mesaisini bırakıp tüm zamanını buna harcadığını, sırf bu iş için bir ev tuttuğunu, evde sadece bir koltuk, bilgisayar ve internet bağlantısı olduğunu öğrenseniz.

İşe gider gibi evden çıkarak bu gizli sığınağa koştuğuna, günlerini hatta bazen gecelerini bu ıssız evde yalnız başına bilgisayar başında geçirdiğine ihtimal verir misiniz...

Örnek bir baba ya da özenilecek kadar başarılı bir insan nasıl oluyor da bu hale gelebiliyor? Sorunun yanıtı henüz tam olarak bulunabilmiş değil. Ama en azından sorunu tanımlama aşaması geride kalmış gibi görünüyor.

UYUŞTURUCUDAN FARKI YOK
İnternet bağımlığı, artık uyuşturucu ya da alkol bağımlılığı gibi bir hastalık. Tedavisi için de çok uzaklara gitmeye gerek yok. Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nin artık uzmalık alanı internet bağımlılığı olan bir kliniği var.

Başhekim Doç Dr. Erhan Kurt, internet kullanımının ancak zararlı boyutlara oluşması halinde bağımlılıktan söz edebileceğini dile getirince içimiz rahatlıyor. Klinikte görevli Dr. Ömer Şenormancı da sınırları belirginleştiriyor: “Profesyonel kullanım ve ihtiyaç hali bizim çalışma alanımızın dışında kalıyor.”

BAĞIMLI MISINIZ?
Doç Dr. Erhan Kurt, bağımlılığın kriterlerini sayarken insan önce kendisini sonra çevresini bir bir kafasında tartmadan edemiyor:

- İnternette geçirilen zaman gittikçe artar. Normal bir insanın bıkkınlık eşiğine karşı tolerans gelişir. Daha fazla kullanıma doğru gider.

- Yoksunluk duygusu yıkıcıdır. Online olamazsa gerginlik, uykusuzluk ve öfke gözlenir.

- Tasarlanandan fazla kullanım görülür. Oysa başına geçerken 1-2 saat diye tasarlanır. Sabahlamaya kadar gider.

- Boşa giden çabalar hayatın bir parçası haline gelir. İnsanın kendine yaptığı telkinler başarısız olur.

- İşlevsellik bozulmaya başlar. Normal hayatını sürdüremez. Evini, işini ihmal eder.

- Bedensel ve psikolojik zararlarına rağmen kullanım sürer.

'REKORUM 72 SAAT'
Klinik şefi Dr. Ramazan Konkan’ın bu kriterlere uyan kişilerin normal hayatın dışına çıktığını ve tedaviye ihtiyacı olduğunu vurguluyor. Ama asıl macera da bundan sonra başlıyor. Çünkü bağımlılar bu kriterleri karşılıyorsa bile kabullenmemesi yaygın bir davranış şekli. “Reaksiyon geliştiriyor” diyor Konkan ama meslektaşı Ömer Şenorman’ın anlattıkları ne kadar tahmin edilebilir olsa da inanması zor şeyler:

“İnternet üzerinden oynanan oyunların bağımlısı haline gelmiş ergenlerin bilgisayar başında geçirdiği süre 10-12 saate kadar çıkabiliyor. ‘Hocam rekorum 72 saat’ diye övünen hastalarımız var. Aile önce önemsemiyor. Ancak iş yemek yememeye ve uykusuzluğa varınca telkini aşıp kendilerince önlem almaya çalışıyorlar. Bilgisayarlar ve modemler havada uçuşuyor. Hatta ailesine bıçak çeken gençler bile var.”

Bu örnekleri okuyunca ‘Eve gidince ilk işim bilgisayarı yasaklıyorum’ diye karar alanlar yalnız değilsiniz. Sizden önce benzer önlemler alan aileler, bir süre sonra çocuklarının günlerdir okula gitmediğini öğrendiğinde onları internet kafede bulmuş. Aç kalmak pahasına tüm harçlığını internete yatıran bu çocukların yine internet kafedekilerin ısmarladıkları tostlarla beslendiğini duyunca insan ne hissedeceğini bilemiyor gerçekten.

'DERSLERİ İYİYSE GETİRMEYİN'
Dr. Şenorman’ın ‘Çocuğum bilgisayar başından kalkmıyor’ diye düşünen ailelere de bir uyarısı var: “Günde 3-4 saat oynuyor, sosyal hayatına devam ediyor ve dersleri iyiyse lütfen bize getirmeyin, patolojik eşiğe ulaşmamışlar...”

Bu bağımlılığa en çok neden çocukların yatkın olduğu sorusu geliyor insanın aklına. Şenorman, çocukların bu teknolojinin içinde doğduğunu hatırlatıyor: “Ulaşımları kolay, gelişime açıklar.”

Doç. Dr. Kurt da ergenliğin doğasına gönderme yapıyor:
“Bu yaşlar ailenin kanatları altından çıkarak bağımsızlığın ilan edildiği dönemlerdir. Artık anne babadan önce arkadaşlar gelmeye başlar. Varolma ihtiyacı başlar, yaşıtları arasında bir yer edinmek ister. Atalarımız çok doğru tanımlamış, delikanlı. Kan gerçekten de deli akar o yaşlarda. Biyolojik fırtınalar kopar bedenlerde.”

'SEVGİLİSİ YOK UMURUNDA DEĞİL'
İnternet bağımlılığının esiri olmuş gençlerin hayatındaki öncelikler tamamen değişiyor. İlk hedef ise başarı algıları... Şenorman yine hastalarından örnek veriyor: “Okulda herkes dalga geçiyor, sevgilisi yok, dersleri kötü. Bunların hiçbiri onlar için sorun değil. Ancak oynadıkları oyunda başarısız olduklarında veya bir oyun arkadaşı ona destek olmadığında dünya başlarına yıkılıyor, çıldırıyorlar...”

'KARİYER DE YAPARIM ÇOCUK DA...'
Elbette bu bağımlılığın tüm yükünü gençlere yıkmak haksızlık olur. Çünkü tedavi için başvuranlar arasında ‘Kariyer de yaparım, çocuk da’ sözünün hakkını vermiş insanlar bile var. Özellikle birinin hikayesi çok ilginç. Büyük bir şirkette başarılı bir kariyeri olan H.Y., hemcinsleri gibi kozmetiğe ilgisi olan bir kadın. Ancak ihtiyacı olan ürünleri internette araştırırken kendisini klinikte bulmuş. Uygun fiyat ya da etkili ürün arayışı için internette geçirdiği zaman, bir süre sonra hayatını ele geçirmiş. Bu saplantı, alışveriş çılgınlığıyla da birleşince ekranda gördüğü her ‘Satın al’ ikonuna basarken yakalamış kendini. Herhangi bir alışveriş merkezine giderek gerekli ürünleri almak da tatmin etmemeye başlamış. Saatlerce saplantılı bir şekilde aynı ürünleri inceledikten sonra ihtiyacı olmamasına rağmen benzer şeylerden onlarca aldığını uzun süre farketmemiş bile. Ailesi durumu farkedince ikna olmuş tedavi olmaya.

BAĞIMLI MISINIZ?

- Sürekli?interneti?düşünme
- Giderek?daha?fazla?internet kullanma?ihtiyacı?duyma
- İnternet?kullanımını?kontrol etmeye?yönelik?başarısız girişimler
- Kullanımının?azaltılması durumunda?huzursuzluk?hissi
- Başlangıçta?planlanandan daha?uzun?süre?internette kalma
- Aşırı?kullanım?nedeniyle?aile, okul,?iş?ve?arkadaş?çevresiyle sorunlar?yaşama
- Çevresine?internette geçirdiği?süreyle?ilgili?yalan söyleme
- İnterneti?sorunlardan kaçmak?veya?çaresizlik, suçluluk?ve?kaygı?gibi duygulardan?uzaklaşmak?için kullanma

Eğer bu şıklardan beşi sizinle kesişiyorsa, bağımlısınız demektir...

'HASTALIK YOK HASTA VAR'
Tedavi sihirli bir sözcük ama aslında uzun bir süreç. Tespitle başlıyor, Dr. Konkan’ın “Karşımızda bir virüs yok, vücuda şu şekilde girmiş ve gelişmiş diyemiyoruz” sözleri sürecin zorluğunu anlatıyor. Sadece sonuca odaklanmak da yeterli değil: “Birçok kişi üzgündür ama bazıları depresyondadır. Bu yüzden psikiyatride hastalık değil hasta vardır.”

Doç Dr. Kurt araya giriyor ve işlerinin ne kadar zor olduğunu vurguluyor: “Bizim işimizde konfeksiyon yoktur, terzilik vardır.”

Madde bağımlılığı kimyasal olduğu için tedavinin keskin sınırları var:

- Artık ömür boyu içemezsin, bir yudumla bile eski haline dönersin!
- Bu tür ortamlardan ve arkadaşlarından kaç!
- Yönelim farkettiğinde o ortamdan uzaklaş!

Ancak iş internete gelince bu kadar keskin sınır çizmek mümkün değil. Erhan Kurt da buna vurgu yapıyor:

“Sosyal gelişimi azalmış ya da durmuş, kişilik bozukluğu başlamış ve sanal kişiliklere bürünmüş insanlarla karşı karşıyayız.”

MUTLAK YOKSUNLUK ÇÖZÜM DEĞİL
Davranışsal bir bağımlılık olan internet mağdurlarına önce farkındalık testi yapılıyor. Ailesinin telkinleriyle gelenlerin büyük bir çoğunluğu bağımlılığının boyutu hakkında fikri yok.

İkinci aşama ise davranış geliştirmeye yönelik. Hastada değişim isteğini oluşturmak gerekiyor.

Ancak hedef asla mutlak yoksunluk değil. Dr. Ramazan Konkan, yetişkinlerin normal hayata dönmede daha başarılı olabildiğini söylüyor. Çünkü çocuklar bağımlılık nedeniyle hayatının bazı evrelerini hiç yaşayamıyor. Ömer Şenormancı çocukların terapilerde kendini ifade etmekde zorlandığını söylüyor: “Diyalog bile başlatamıyor bazıları. Çünkü tüm iletişim modelleri klavye üzerinde geliştirmiş. Bu çocuklar için önce beceri gelişimi tedavisi uyguluyoruz.”

GATES, JOBS VE ZUCKERBERG...
İnternet bağımlılığının devamında en çok karışılaşılan hastalık ise depresyon. Ağır vakalarda tedavi ilaç kullanımına kadar gidiyor. İnternet üzerinden porno bağımlısı olarlar için ise madde tedavisi protokolü uygulanabiliyor. Kaygı bozukluğu ve çarpıtma ise ancak psikoterapi ile iyileştirilebiliyor.

“Mark Zuckerberg, Bill Gates veya Steve Jobs’ın aileleri, ‘Çocuklarımız bilgisayarın başından kalkmıyor’ diye size başvursaydı, bugün bazı teknolojilerden mahrum kalırdık” yorumuna ise katılmıyor Kurt, Konkan ve Şenormancı üçlüsü, “Profesyonel ve işlevsellik varsa ilgilenmeyiz...”

Kürşat Özmen
ntvmsnbc


kaynak

Beynin en tehlikeli yanı, “ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır.

Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, beyin onu size çeker!..

Beynin en tehlikeli yanı, “ters çaba” kuralına göre çalıştığı anlardır.
Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuz şeye odaklanırsanız, beyin onu
size çeker, korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir.
Bataklıktan çıkmaya çalıştıkça, dibe gömülmeye benzer.

Beyin odaklanılan hedef için çalışır. Hedef olumsuz olsa bile onu
gerçekleştirmek için çalışır! Topluluk önünde konuşma yaparken “acaba
heyecanlanacak mıyım” diye düşünürseniz, merak etmeyin,
heyecanlanacaksınız. Korkunuza değil, konunuza odaklanın. Başınıza
gelmesinden korktuğunuz en kötü şeye değil, başınıza gelmesini
istediğiniz en iyi şeye odaklanın. Kafanızda en çok neyi düşünürseniz,
hayatınızda onu çoğaltırsınız.

Allah'ın Değişmez Yasalarından Biri Ama İnsanların En Çok ve En Çabuk Unuttuğudur, Çekim Yasası!
Evrendeki her şey ve herkes enerji yayıyor. Yaydığımız enerjiyi ise düşüncelerimiz, duygularımız, beklentilerimiz ve inançlarımız belirliyor.
Çekim yasası diyor ki, benzer enerjiler benzer enerjileri çeker.
Biz bunu en iyi ''tencere yuvarlanmış, kapağını bulmuş'' deyimiyle Türkçemizde ifade ederiz.Türk Dil Kurumu sözlüğü bu deyimi şöyle tanımlıyor: "hoşa gitmeyen herhangi bir nitelik yönünden birbiriyle benzeşen iki kişi bir araya gelmiş" anlamında kullanılan bir söz.Kuran da o eşsiz anlatımıyla bize çekim yasasının özünü öğretiyor:
"Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır."
Yunus Suresi 100

Gerçekten de bu ayet çekim yasasını en iyi anlatan ayetlerden biri.Çünkü hayatımız, aklımızda ne varsa, onun bir yansıması. Aklımızı kullanmayınca, ve düşüncelerimizi oluruna bırakınca, negatif düşünceler otomatik olarak baskın çıkıyor.Çekim yasası gereği, yaydığınız enerji ''hüzün ve ağlama'' dolu ise, hayatınıza sizi daha da üzecek, ağlatacak insanları ve olayları çekiyorsunuz. Yaydığınız enerji, ''yokluk, parasızlık'' ise, hayatınızda da bu kendini parasızlık, yoksulluk, işsizlik ve yokluk olarak gösteriyor.Peki, sizin hayatınız nasıl gidiyor? Verdiğiniz haberler güzel mi? Her şey yolunda ve tam istediğiniz gibi mi? Yoksa beterin beteri var sözünün doğruluğunu yaşayarak mı öğrendiniz? Merak etmeyin, bir kere yaydığınız enerjinin bilincine varırsanız ve onu bilinçli olarak güzel şeylerin enerjisine çevirmeyi öğrenirseniz, hayatta sizi durduracak hiç bir şey kalmaz.
işte bu hep duyduğumuz, Allah'ın ''Yürü ya kulum!!'' sözünün gerçekleşmesidir.

Geçmişte kendimi değerli hissetmemiş olabilirim. Ama buna bağlı yaşadığım tüm durumlarım sorumlusu benim. Tüm bu kararları sevgiyle değiştiriyorum… Bilirim ki özdeğer kişinin kendi iç dünyasında kazanılabilir bir olgudur. Şimdi içime dolan öz değerin ışığını hissediyorum

Ben şimdi kendimi herkesi ve herşeyi tamda oldugu gibi kabul ediyorum.İçimdeki sevgiyi herkese ve herşeye yansıtmaya niyet ediyorum.Yaradanım bana bu gücü veridigin için şükürler OL-SUN. Hayatımda herşey senin elinde saglıkda, huzurda, sevgide herşey olması gerekdigi gibi

Mutlu bir hayata sahibim Özgür ve yaratıcı bir şekilde kendimi ifade edebildiğim için şükürler olsun.
Bugün yaşamımdaki her olumlu şeyi görmeyi niyet ediyorum
Bugün bolluğu görmeye niyet ediyorum
Şükürler olsun.

Sevmeyi ve sevilmeyi seviyorum.
Tüm duygularımı bir parçam olarak kabul ediyorum. Her şey hayatımın iyiliği için Birlikte çalışıyor. Geçmişde yaşamış oldugum tüm sıkıntıları şimdi serbest bırakıyorum teslimiyet içinde güvende ve huzurluyum.

Kendi degerimi bilmeyi seçiyorum.Beni sevgiyle büyüten bir aileye sahip olduğum için şükran duyuyorum.

Hayatımı şu andan itibaren sevgi ve güzellik enerjisi ile dolduruyorum. Kendimi sevmeye, başkalarını sevmeye ve evreni sevmeye karar veriyor, niyet ediyorum

?''Tüm deneyimlerimden ders alıyorum doğru yerde doğru şeyi yapıyorum giderek gelişiyorum evren bana destek oluyor dünyamda hep sevecen yardımcı ve yapıcı insanlar var.

Ben hayal edebildiğimden daha fazla mutluluk, sevgi ve paranın hayatıma girmesine izin veriyorum.. Ben herşeyin çaresinin içimde olduğunu biliyor ve inanıyorum..

Mutlu bir hayata sahibim Özgür ve yaratıcı bir şekilde kendimi ifade edebildiğim için şükürler olsun.
Bugün yaşamımdaki her olumlu şeyi görmeyi niyet ediyorum
Bugün bolluğu görmeye niyet ediyorum
Şükürler olsun.

Allah'ım, bana şükretme bilgeliğini verdiğin için şükürler olsun. Böylece hayatımdaki olumlu şeylere odaklanıyorum, ve daha olumlu şeyleri kendime çekiyorum."

Ben güzel dileklerde bulunuyorum, ama karşıma hep farklı şeyler çıkıyor, diyorsun.

Buna dikkat etmelisin, o senin dileklerine değil, niyetin ile ilgileniyor. O senin isteklerine değil, düşüncelerine
bakıyor! Ve sen istediklerini değil, düşündüklerini yaşıyorsun!

U.K.

Birşeyi istediğinizi bildiğinizde ve fakat gelmediğini, olmadığı farkettiğinizde, dikkatinizi o şeyin Ol-MA'masına verdiğiniz için, onu kendinizden uzaklaştırırsınız…
Bu kadar basit…
“O kadar kolay mı eğer isteğim olmuyorsa olmadığını farketmekten başka ne yapabilirim ki” diyebilirsiniz… Kendinizi olumsuza düştüğünüz anda yakaladığınızda “ Gelmekte olan icin tesekkur ediyorum biliyorum, en hayırlı şekilde, en hayırlı zamanda olacak” gibi bir cümleyi tekrar edin ve gülümseyin… olmuş gibi… zihninizi “yok işte, gelmiyor... gelir mi… bu kadar kolay olur mu… bu da işe yaramıyor… hayat zaten kötü” konusmaşmasını durdurana, tekrar gücünüzü toplayana kadar.Düşüncelerimi seçme hakkım olduğunu idrak ettim. Başkalarının benimle ilgili düşünceleri beni bağlamaz. Ben izin vermedikçe kimse benim düşüncelerimi biçimlendiremez. Kendim için sağlık, mutluluk, huzur, sevgi ve anlayış düşüncelerini seçiyorum. Korku ve nefrete düşüncelerimde yer yok. Şu andan itibaren hayatımın hakimi benim. Bu, hayatımın dönüm noktası… Geçmişimdeki hatalarımı kabulleniyorum ve onlar için kendimi bağışlıyorum, artık geçmişte yaşamaktan vazgeçiyorum. Gelecek ise seçimimi yapmam için beni bekliyor. İşte şu an, yarınlarıma yön veriyorum.

Bugüne kadar bizi üzen, inciten olaylar ve insanlarla hep karşılatık. Yaşarken, bizi bu kadar kedere boğan o günlere tekrar göz attığımızda, aslında hepsinin hayat yolculuğumuz için almanız gereken dersler olduğunu göreceksiniz.Hayatta yaşadıklarımızı iyi kötü diye ayırt etmeden olduğu gibi kabul etmektir aslolan. İyi dediğiniz şey gerçekten bizin için iyi mi, ya da bugün kötü diye yorumladığınız şey gerçekten kötü mü? Yaşadığınız her olayın arkasından hayatın bize hazırladığı sürprizleri bekleyiz.. Sizin hakkınızı yiyen bir kişiyi, varsa ona teşekkür edin. Size hakkınızı aramayı öğretmiştir. Sizi terk eden sevgilinize teşekkür edin. Çünkü o tek başınıza da tam ve bütün olduğunuzu öğretmiştir. Kavga ettiğiniz arkadaşınıza teşekkür edin. Kendinizi özgürce ifade edebileceğinizi öğretmiştir. Hastalanmış organlarınız varsa teşekkür edin. Onlar size içinde bulunduğunuz ruh halinin farkına varmanızı ve değiştirmeniz gerektiğini göstermeye çalışmıştır. Unutmamalıyız ki onlar hayatımıza ögretmek için girdiler ögrendik ve görevleri bitti artık bizle olmıycaklar.

alıntıdır..


kaynak

Sevgilinizle dostça kavga etmenin 10 yolu

Dünya üzerinde iki insanın her konuda daima uzlaşması ve birbirlerini anlaması mümkün değil. Böyle olsaydı hayat son derece sıkıcı olurdu. Bir ilişki farklı insanların ortak bir noktada buluşması olduğu için bazı farklılıklardan dolayı anlaşmazlıklar çıkması olası ve doğal.

Çiftlerin farklar konusunda pazarlık yapmaları gerekmez. Farklardan doğan tartışmalar aslında ilişkideki kişilerin bireyselliklerini koruduklarının da göstergesidir. Ancak tartışmalar sıklaştığında ve kavgalara dönüştüğünde karşılıklı suçlamalar, tehditler, kişiliğe yönelik saldırılar, isim takmalar ve küfür etmeler, yüksek sesle veya alaycı bir ses tonu ile konuşmak ilişkilere genellikle geri dönüşü olmayan zararlar verir.

Bazı insanlar için “eşle kavga etmeye gerek yok. Hem de hiç.” düşüncesi geçerlidir. Tartışmalar esnasında yıpranmaya veya haince muamele görmeye gerek yoktur.

Ancak bir ilişkinin sağlıklı olabilmesi için çiftlerin tartışmaya da ihtiyacı vardır. Eşlerin yoğun duygularını ifade etmek için de izleyecekleri bir yol olmalıdır. Aksi takdirde eşlerin birbirlerini anlamadıkları ve kendilerini yalnız hissettikleri ilişkiler yaşamaları kaçınılmaz olmaktadır.

Olgun bir ilişki içindeki çiftler dostça bir tavırla da kavga edebilirler. Bazı şanslı insanlar anlaşmazlıkların olgun bir şekilde ele alındığı ailelerde büyürler. Bu beceriyi kendi ailelerinde öğrenirler. Bazıları ise ebeveynlerinin anlaşmazlıklarından olumsuz şekilde etkilenirler. Bunu kendi ilişkilerinde tekrar etmekten kaçınmak için sonradan kendilerini geliştirirler.

Bireysel farklılıkların veya fikir uyuşmazlıkların olması eşleri kızdırsa ve hayal kırıklığına uğratsa bile, ilişki içindeki eşler bu duyguları taşımayı ve konuşmayı öğrenebilirler.

İlişkiye zarar vermek yerine güçlendirmesine yardımcı olacak dostça kavga edebilmenin esasında neler olduğuna bakın (10 temel ilke):

Korkuya gerek yok
Çatışmalar bazı zamanlarda normal ve hatta sağlıklıdır. Aranızdaki farklar birbirinizden öğrenebileceğiniz şeyler olduğunun da göstergesidir. Çatışmalar bize yol gösterici ve ne yönde gelişmemiz gerektiğini gösterebilirler. Ne yönde büyümeye ihtiyacımız olduğunu işaret ederler.

Birbirinize değil konuya odaklanın
Dostça kavgalar konuya odaklanır. Bununla başa çıkmak için problemleri, birbirinizi incitecek şekilde yeni problemler üstüne eklemeden çözmeniz önemlidir. En sert tartışmaları kişisel tarafa çekmeden tartışılan konu üzerinden sürdürmek davamızın haklılığı ve anlaşılırlığı üzerinde olumlu etkiler yapacaktır. Karşı tarafın agresyon algılamadan direnç geliştirmesini engeller ve dinlenmemizi sağlar.

Saygıyla dinleyin
İnsanlar bir şey hakkında güçlü hissettiklerinde onları dinlemek önemlidir. Saygılı biçimde dinlemek dinlenen kişinin duygularını sözlü olarak veya dikkatinizi ona yönelterek onun duygularını kabul ettiğiniz anlamına gelir. Bu birisine böyle hissetmemelisin demek olmamalıdır. Saygılı bir şekilde dinlemek ve duygularını anlamak diğer kişinin sizin tarafınızdan anlaşıldığını hissetmesine izin vermenizdir.

Yumuşak konuşun
Bağıran birisi normal ses tonu ile konuşana göre daha az dinlenir. Maalesef, eşler arası iletişimde sese vurgu katıldığında, sesler yükseltildiğinde veya çok konuşulduğunda karşı tarafın dinleyeceği yanılgısı yaşanıyor. Eşiniz bağırarak konuşuyor olsa bile ona tekrar bağırarak cevap vermeniz gerekmiyor. Alçak sesle konuşmak kişilerin sese tepki vermek yerine konuya odaklanmalarını mümkün kılar.

Savunucu değil, meraklı olun
Masum olduğunuzu veya haklı olduğunuzu saldırarak, etrafı kırıp dökerek savunmaya kalkışmanız kavgayı körükler. Gerilimi yükseltmek yerine eşinizden daha fazla bilgi ve ayrıntı talep edin. Diğer kişinin şikâyetlerinin mutlaka bir temeli vardır. Bunun ne olduğunu anlamaya çalışın.

Özel durumları sorun
"Her zaman" ve “Asla” gibi genellemeler sizi hemen hemen hiçbir yere ulaştırmaz ve genelde de doğru değillerdir. Eşiniz bazı şikâyetlerde bulunduğunda ondan böyle genellemeler yerine durumu daha net ve özel olarak belirtmesini isteyebilirsiniz. Böylelikle onu daha iyi anlamanız da mümkün olacaktır. Siz de şikâyetlerinizi eşinize ifade ederken genellemeler yerine ne söylemek istediğinizi net olarak belirtmek için elinizden gelenin en iyisini yapın.

Anlaşma noktaları bulun
Çatışmaların içinde hemen her zaman anlaşmaya ulaşılacak noktalar vardır. Ortada bir sorun olduğunu kabul etmek bile olsa ortak bir payda bulmak, çözüm bulmak için çok iyi bir başlangıçtır.

Önce seçeneklere bakın
Beraber ahenkli bir çalışma başlarsa anlaşmazlıklar biter. Kibarlıkla teklif sunmak ya da beraber çalışmak için alternatif teklifler yapmak, ve yapılan teklifleri dikkatle göz önüne almak saygı görmenizi sağlar.

Kabul edebilmelisiniz
Ufak kabuller durumu değiştirebilir. Küçük kabuller büyük uzlaşmaları getirebilir. Uzlaşma yüzde elli elli gitmeniz anlamını taşımaz. Uzlaşmak demek zaman zaman 60 a 40, hatta bazen 80 e 20 anlamındadır. Tarafların ne oranda kabullendikleri değil iki tarafın da işine yarayacak çözümler bulmaları önemlidir.

Barışa şans verin
68 yıldır evli yaşlı bir kadın kocasıyla beraber evlendikleri gün bir kural koyduklarını, bu kuralın yatağa asla küs gitmemek olduğunu söylüyor. İlişkinin esenliğinin tartışmayı kazanmaktan daha önemli olduğuna karar vermek önemlidir.

İkisinden birini tercih etmek zorunda kaldığımızda şu soruyu kendimize sormamız gerekir:

Haklı olmayı mı seçeceğim, mutlu olmayı mı? Haklı olmak her zaman insan olarak ihtiyaçlarımıza karşılık olmayabilir.


kaynak

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel