Psikoloji Herşeyden Önce Zihinsel Bir Süreç

İnsan psikolojisi herşeyden önce zihinsel bir süreç.Psikolojik hastalıklar aslında halk diliyle tabir edilen biçimde
“hastalık hastası olma” hali diyebiliriz.
Öncelikle kendimizle ilgili teşhislerde bulunurken insanın tabiatını iyi tanımalıyız.


Nasıl yeni bir makine, alet her neyse aldığımızda öncelikle kullanmasını öğrenirsek, öğrenmeden kullandığımız zaman bozacağımızın farkında isek, kendimizi de kullanmadan önce -ki insan kendini kendini yapan ve kullanan bir varlıktır- kendimizi tanımalı, öğrenmeliyiz.Ama insan makine değildir ki her şey teoride ki gibi uygulansın.Dünya da ne kadar insan var ise o kadar alem var.Her insan bireyi ayrı bir dünya-okunması gereken-.Yine de benzer özelliklerimizde çok fazla diyebiliriz.Her insan sever ,üzülür ,düşünür,korkar, kıskanır, bencilleşir.

Her birey olarak bizde insan tabiatına sahip olduğumuza göre insanın tabiatını tanımalıyız. İnsan tabiatı gereği gerilimlere ve dualist -ikili -bir yapıya sahip.İnsan benliğinde çatışma yaşayan bir varlıktır.Bunu kabul etmeliyiz bir insan bireyi olarak.Çatışmasız insan olmaz.Çatışma zaten insanda vardır,diğer varlıklar bunu yaşamaz.Eğer bunu kabul edersek,benimsersek bir çok sorunumuzu ‘sorunsallaştırma’yacağız.İçinden çıkılmaz gibi görüp sorunlarımızla aramızda duvar örmeyeceğiz.Sorun demek İnsan demek.Sorumsuz insan olabilir ama sorunsuz insan olmaz.Zaten sorumsuzlukta bir sorundur.İnsanda sorun bitmez sadece değişir.

İşte önemli olan kendimizin, tabiatımızın farkında olarak ,deve kuşu gibi kafamızı benliğimize gömüp kendimizden başka sanki kimse sorun yaşamıyormuş gibi bakmadan her insan teki olarak bizde sorunlarımıza müdahale etmeye çalışmalıyız.Zaten psikolojik problemler abartıdan öte bir şey değildir.İnsan bir şeyi pire iken deve yapar.Aslında piredir ama o deve olduğunu zannederek deve haline getirir.Ama insan olduğumuz için de bu kaçınılmaz; ‘Abartı’ var tabiatımızda.Önemli olan bu tabiatımızı görüp abartmamaya çalışmak, her şeye olduğu gibi bakmaya çalışmak.

İşte burdan da şu sonuç çıkarılabilir; İnsan olarak eğitilebilir varlıklar olduğumuz.İnsan olarak kendi kişiliğimizi eğitme şansına sahibiz.Sivri yönlerimizi törpüleyebiliriz, eğri yönlerimizi doğrultabiliriz ,çarpık bakışlarımızı düzeltebilir,aşırı ve gereksiz yoğunlaşmalarımızı azaltabiliriz.Tabi burada eğitim derken sadece örgün eğitimden bahsetmiyorum.Kişiliğimize katkı sağlayabilecek her çabadan bahsediyorum.Aslında şu doğru değil; insanın sorunlarını kategorize ederken psikolojik sorunlar aslında normal insanlarda olmayan sorunlardanmış gibi görmek.Bu doğru bir bakış açısı değil.Her insan bireyinin psikolojisi olduğuna göre psikolojik sorunlar olarak insana ayrı bir başlık açmaya gerek yok.Çünkü insan bir bütündür her şeyiyle.Parçalamak çok doğru değil.Bütünü görmeden ,değerlendirmeden direkt parçaya müdahale etmeye çalışmak başım ağrıyor diye başı toptan kesmeye benzer.Oysa ağrının sebebi tek değildir.Bir çok etken olabilir.Genel anlamda çok ileri ,uç ,çok şiddetli sorunlar olmadıktan sonra her insan bireyi kendi sorunlarını kendi aşabilir diye düşünüyorum.Ki sorun olarak kabul edilen bir çok olgu da çok normal diyebeleceğimiz her insanın psikolojisinden geçen- kimisi dillendirir kimisi dillendirmez – normal olgular olarak görüyoruz.

İnsan Psikolojisi

Bir insan olarak kendimizi anlamlandırmaya, sorgulamaya çalışmamız,insani ve anlamlı bir eylem.Sosyal yaşamın çoraklaştığı,insanların sürüler halinde yaşamaya başladığı, alışkanlıkların dizginleri eline aldığı,
iktidar olduğu,nesnelerin,konumların,
paranın,gücün İNSAN‘dan önce geldiği bir ortamda bu sorgulamaları yapmak kolay değil.


Bir insan için hayatı kazanmaktan önce anlamlandırmanın daha önemli olduğunu düşünüyoruz.Hayatı ne için kazanacağımızı bilmez isek bu kazanımlarımız bizim için birer ağır yüke,karmaşaya, absürt olgulara dönüşüyor.Oysa insan absürt değildir,anlamı olan, anlamlandıran bir varlıktır.
Hiç bir şeyden korkmamalı ve her şeyi anlamaya,anlamlandırmaya çalışmalıyız.Ama burada teknik bir hataya düşmemeliyiz.Anlamlandıramadığımız zaman bu demek değil ki hayat ve insan anlamsız.Her insan teki olarak algıladığımız kadarıyla anlamlandırabilir ,kendimiz kadar var olabiliriz.Burada önemli olan bu insani çabayı gütmek
Sorumluluğumuzda bir insan olarak bu çabayı daim kılmak değil midir?

İNSAN OLMAYI iyi anlamalıyız. İnsan tabiatını ,gelişimini iyi irdelemeliyiz.Kafamızdaki verilerin sağlıklılık derecesini ölçmeliyiz.Ölçülerimiz yanlış olduğu zaman ölçümlerimizde yanlış oluyor.Eğer zihinsel ve duygusal dünyamızda sağlıklı/anlamlı verilerimiz yok ise aklımız ve duygularımızda bundan etkileniyor.

İnsan ve Değişim



Bir insan olarak değişeceğiz mutlaka değişeceğiz.Neden mutlaka değişim var?Çünkü bu tabiatımızda var.Ama değişim sürecimiz sancılı bir süreçtir her zaman için. Bu sancı bizim insan oluşumuzun en bariz gerçeğidir. İnsan için bilgi ve uygulama anlamında değişim; bir süreç ve çaba istiyor.Bir çiçek bile belli bir zamanda büyüyor.

Kendimizden ani değişimler beklemememiz gerekiyor. Sonuçta gerilimler arasında olan bir tabiatımız var.Bu gerilimler arasında hayatımızı idame ettiriyoruz.

İnsan için en büyük zindan yine insanın kendisidir.Çoğu zaman kendi kurduğumuz zindanlarda kendimizi tutsak ederiz.Bu anlamda kendimize acı çektirmek, işkence etme insani değil.Kendimizi ve hayatı yaşamak için varız.Yoksa kendimizi ve hayatı tutsak etmek için değil.

Her insan bireyi hayatının belli kesitlerinin daha yoğun daha karanlık olduğunu hisseder.Gecelerin sabahı olmayacakmış gibi gelir.Ama şu var ki insan için geçmeyecek/değişmeyecek hiç bir şey yok.İnsan için her şey sınırlı.Göz belli bir mesefayi görür, akıl belli bir kapasitede çalışır ve insan sürekli değişir. Bu dönen bir çarktır;tabiattır.Bir iyi olursunuz ardından kötü ardından iyi.Gece ve gündüzün ardı ardına gelmesi gibi insan tabiatıda sürekli dönen bir yapıya sahiptir.Kimse sürekli acı çekemez kimse de sürekli neşeli olamaz.Buna tabiatımız el vermiyor.”Elimde olmayan sebepler” dediğimiz olgular aslında insanın kendi tabiatı.Bu doğrultuda insan tabiatını iyi keşfetmek gerekiyor.

İnsan Kendi Kendine Sorunlar Üretebilen Bir Tabiata Sahip

İnsan kendi kendine sorunlar üretebilen bir tabiata sahip.Ortada somut anlamda hiç bir sorun yokken bile insan kendi sorunsallaşarak sorunlar üretiyor.Birçok insan arasında böyle çarpık iletişim tarzları var.İnsan iletişiminde bazen kılı kırk yaran bir karaktere sahip olmamak gerekiyor .

Yani buna çarpık aşırı yoğunlaşma diyebiliriz.Şu var ki iletişimde bir şeyi sorun olarak algılayıp ,kendimizi ve karşımızdakini mayalandıktan sonra kendimizin ve muhatabımızın sürekli üzerine gidersek bu maya çabuk tutacak giderek katılaşacak, daha kompleks hale gelecektir.Burada önemli olan bakış açılarımız.Evliliği, bir erkeği veya bir kadını sihirli birer değnek olarak algılamak, dokundu mu hayatımızın değişeceğini, içimizin gökteki yıldızlar gibi parlayacağını ummak güzel ama yanlış, hoş ama boş bir düşünce ,bir hayal diyebiliriz.Psikolojik faktörler, mutluluk -ki tanımını yaptığımızda bu sürekli olan bir olgu değil insanın tabiatı gereği belli aralıklarla yaşadığımız hoşnut olma hali olarak tanımlıyorum- dışardan içeriye gelmez;içerden yaşanır.Yani mutlu olmaya çalışılmaz mutlu olunur.Karşımıza bir hayal alıp bu hayale ulaşmak için beklemek psikolojik faktörlerde beyaz atlı prens beklemeye benzer ki bu filimler de filim için olur.Önemli olan insanın yaşadığı zaman diliminin farkında olmasıdır.

Beklentilerimizi iyi deşifre etmek gerekiyor.Acaba beklentilerimiz insan tabiatı açısından ne kadar sağlıklı.Ne kadar doğru.Muhataplarımızla sorunlarımız elbette olacaktır-ki sorunsuz insan olmaz bu tabiatımızda var. Bunu benimsemek, benim-sevmek gerekiyor-Ama sorunlarımızı gereksiz çarpık yoğunlaşmalara sokmadan, sorunlaştırmadan sadece beraberliği hissederek dışarından sizin iç dünyanıza girecek bir huzur beklemeden hep etken veya edilgen konumda olmadan, zaman faktörünü göz ardı etmeden ,abartmadan karşılıklı etkileşim çerçevesinde, iletişimlerimizi kuvvetlendirmeye/hissetmeye çalışmalıyız.saygılarımla

Kuantum Zenginlik ve Başarı

Kuantum Başarı ve Zenginliğin Sırları


Düşüncelerinizin ve bütün isteklerinizin gerçeğe dönüştüğünü görmek nasıl bir şey olurdu?
Bu  isteklerinizi gerçeğe dönüştürmek için ihtiyacınız olan Başarının Bilimini anlatıyor.
Kuantum Fiziği ilkeleri üzerine kurulmuş olan formülle her bakımdan varlıklı ve başarılı biryaşam sürmenin yolunu öğreniyorsunuz.

Kuantum Başarı, parmaklarınızın ucundaki zenginlik ve bolluğun kapısını açmanızı sağlayacak dinamik stratejiler ve gözünüzü açacak bilgilerden oluşuyor. Bu evrensel kapıyı açmak için bir an bile durmayın. Oluşum ve çekim yasalarının bilimini öğrenerek mutluluğa, refaha ve başarıya doğru kuantum sıçrama yapabilirsiniz

Kuantum, kısaca Olasılıklar Fiziği olarak bakıldığında sınırsızlık, her şeyin mümkün olduğunu ortaya koyan pozitif bir bilimsel tezdir.
Ayrıca benim bugüne kadar gördüğüm pozitif bilim ile ruhsal varlığımızın bağlantısını en gerçekçi şekli ile ortaya koyan bilim dalıdır.
Sınırsızlık, bedensel değil ruhsaldır. Bu evrenin ve insanlığın bütün sırları ve çözüm kodları aslında Kuantum felsefesinde yatmaktadır.
Her şey mümkünse eğer, büyük başarılar da mümkündür. Ben Kuantum Felsefesine yüzde yüz inandım. Şirket çalışanlarını ve çevremi Kuantum konusunda eğiterek kişisel, kurumsal ve ulusal başarının çok kolaylıkla oluşacağına inanıyorum.
Şayet hayatınızda Kuantum sıçrama yaratmak istiyorsanız. Kuantum felsefesinin peşini bırakmayın. Siz ne kadar derine inebilirseniz. o kadar çok cevap alırsınız.

Psikolojik Tedaviden Korkmayın

psikolojik tedavi yöntemleri
Mutlu olmak hayatı sevmekle eşdeğer anlama gelmektedir. Mutluluk ruh sağlığımızı güçlendirdiği gibi bazı hastalıklardan da korunmamıza yardımcı olmaktadır. Mutlu olmanın yollarının neler olduğunu uzman psikiyatri uzmanları açıklıyor.

Mutlu olmak için yapılması gerekenler

Psikiyatri tedavisinden korkmayın!

Kendimizde, eşimizde veya çevremizde olan psikolojik problemi farketmekte gecikmeyiz. Psikolojik problemi olan kimsenin düşüncesi, davranışları ve yaşayış biçimi değişir. Konuşmalarında kötümserlik, ümitsizlik ve sürekli kendini aşağılama vardır.

Böyle bir kimse mutsuzdur, hayattan zevk almaz. Vücudunda bildiğimiz ilâçlarla geçmeyen garip ağrılar, mide yükselmesi diyebileceğimiz kusma hissi, aşırı kalp çarpıntıları veya sıkışmaları, nefes alamadığını sanma ve boğulma hissi, normalin üstünde evham ve korku bu hastalıkların habercisidir. Arkasından sebepsiz ağlamalar, aşırı alınganlık, fizikî sebeplerle açıklanamayan bayılmalar, ilgi ve dikkat amacı taşıyan veya gerçekten olan intihar teşebbüsleri problemin ilerleyen safhalarında gündeme gelir.

Ortada bir problemin olduğu açıktır; ama nedir?

Toplumda çoğu kimse böyle durumlarda hastanelerin acil servislerine koşar. Zanneder ki, ölümcül bir hastalık söz konusu ve eğer yetiştiremezse hastası hayatını kaybedecek. Genelde kalp ve beyinle ilgili ağır bir problem olduğu sanılır. Çevresinde müthiş bir korku ve panik vardır. Oysa burada yapılan muayene ve tedkiklerde hastanın fizyolojik bir problemi olmadığı ortaya çıkar.

Böyle problemler hakkında önceden bilgisi olanlar meseleyi anlar. Bunların bir kısmı hastalığın adını bile kor, hatta tedavi yöntemi hakkında bile konuşabilir.

Oysa tüm hastalıkların teşhisi ve tedavisi ancak uzman doktor rehberliğinde yapılmalıdır. Psikolojik bir rahatsızlığı olduğuna inanılan bir kimsenin gideceği yer psikiyatristtir. Onun teşhis ve tedavisi dışında, hastalığa isim koymak da, herhangi bir ilâca başlamak da yanlıştır.

Toplumumuzda, “Geçen gün başım çatlıyordu, şu ilâcı kullandım iyi geldi” diye çözüm tavsiyeleri vardır. Daha önce bir ilâcı kullanan kimse onu övünce aynı dertten muzdarip olan bir başkası hemen ismini alıp o ilâcı kullanmaya başlar. Yanlıştır. Bir hastanın bildiği ilâcı doktor bilmez mi? Eğer aynı ilâcı doktor yazmış, ancak hasta kullanmakta tereddüt ediyorsa daha önce kullanan bir kimsenin tecrübesini anlatması anlamlı olabilir. Onun dışında hiçbir faydası yoktur.

Psikiyatri tedavisinden utanmaya gerek yok

Maalesef toplumumuz psikolojik problemi olanlara, “deli” nazarıyla bakabiliyor. Oysa hiç ilgisi yok. Böyle bir derde tutulan kişi de kendisini yanlış değerlendiriyor. Sıkıntısını fizyolojik kaynaklı zannediyor. Oysa maddî bir hastalığı yok. Bazen ailesi veya eşi hastalığı farkediyor, ama hasta psikiyatriste gitmemekte direniyor. Ne yazık ki hastalık ilerliyor, tedavisi güçleşiyor, en azından uzuyor.

Oysa psikiyatri tedavisinde utanıp sıkılmayı gerektiren hiçbir taraf yok. Nasıl ki insanın kalbi, midesi, böbreği hastalanabiliyorsa, pekâlâ beyin fonksiyonlarında da bir problem çıkabilir. Nasıl ki, bilgisayarı besleyen elektriğin voltajındaki düşüklük veya aşırılık onun fonksiyonlarını bozarsa, beyin kimyasındaki düzensizlik de insanların duygu ve davranış dünyasında olumsuzluklar meydana getirir.

Sihirli Düşünceler, Tılsımlı Sözler

Konuşurken kullandığınız olumsuz kelimelerin hayatınız üzerindeki negatif etkilerinin farkında mısınız? Peki söylediklerinizin, hatta düşündüklerinizin sizi nasıl kısıtlayabileceği veya sınırlarınızı ne kadar daraltabileceği konusunda bir fikriniz var mı?
Konuştuğunuz veya düşündüğünüz şeylerin başınıza geldiği; “Keşke söylemeseydim, bunları aklıma bile getirmeseydim, hiç düşünmeseydim!” dediğiniz oldu mu?

Madem ki söylediklerimizin, hatta aklımızdan geçenlerin hayatımızda böyle değiştirici, yönlendirici ve güçlü bir etkisi var; o halde neden bu durumu kendi lehimize kullanmayalım. Öyle ya, olumsuz kelimeler veya olumsuz düşünceler hayatımızı bu denli etkileyecek bir güce sahipse, bu gücü hayatımızı olumlu yönde etkilemek ve daha mutlu olmak adına kullanmak daha mantıklı değil mi?
İsterseniz bu olumlama sürecinde neler yapabileceğimize şöyle bir göz atalım.

1. Geçmişimize Dönelim
Geçmiş, geçmiştir. Her ne kadar onu olduğu yerde bırakmak ve içinde bulunduğumuz ana konsantre olmak akıllıca bir hareket olsa da, eğer gelişimimize katkıda bulunacaksa, yaşadığımız olaylardan ders çıkarmak adına, zaman zaman geriye dönük bir tarama yapmak faydalı olabilir.
Geçmişimize dönüp bazı olayları incelerken de kendimizi incitmemeyi, yaptıklarımız veya söylediklerimiz için pişmanlık duymamayı ilke olarak benimseyelim. Dikkat edeceğimiz bir diğer konu da kendimize karşı açık olmaktır.
Diğer insanlardan kendimizi, hissettiklerimizi gizlemek mümkün olsa da; olaylar bizim içimizde olup bittiğinden onları kendimizden gizlenmemiz pek olası değildir.
Kendimizi kandırmaya kalktığımız zaman ise benliğimizi incitme riskimiz olacaktır. Dolayısıyla, ne kadar açık ve rahat olursak, düşünme sürecimizi o kadar sağlıklı kullanırız.
Bunlara gerekli özeni gösterdikten sonra hayatımızın önceki dönemlerinde, herhangi bir konuda olumsuz konuşup gerçekten de olumsuz neticeler aldığımız durumları gözden geçirmemiz gerekir.
Bulduklarımızı bir kenara koyup yaptığımız hataları tekrar etmediğimiz sürece geçmişteki kayıplarımız kolaylıkla bugünün kazanımları hanesine yazılabilir.

2. ‘Şimdiki Zaman’ İçerisinde Kendimizi İnceleyelim
İçinde bulunduğumuz günün, anın, yaptıklarımızın, düşündüklerimizin, ağzımızdan çıkanların daha çok farkında olalım. Farkındalığımız ne kadar açık olursa, hatalarımızı yakalama ve tekrar etmeme şansımız o kadar yüksek olacaktır.
Evet, hepsi bundan ibaret. Yaptıklarımıza, söylediklerimize ve bunların sonrasında gelişen olaylara dikkat edeceğiz. Bu çalışmayı, yaşadığımız an içinde kendimizle ilgili farkındalığımızı artırmak için yapmamız gerekir.

3. Kendimizle Anlaşma Yapalım ve Hayatımızdan Olumsuz Düşünceleri Çıkaralım
Zaman zaman kendimizle de anlaşmalar yapmamız gerek. Kafamızdan geçen olumsuz düşüncelere bir son vererek, bunları hayatımızdan çıkarıp atmaya çalışacağız. Buna bir nevi ‘negatif düşüncelerle savaş’ da diyebiliriz.
Hoşumuza gitmeyen, bizi bunaltan, kötü etkileyen bir düşünceyi aklımıza geldiği ilk anda kafamızdan atarak bunun yerine düşüncenin tam tersini ve olumlu olanını koyalım. Elbette ilk zamanlar bunu yapmak zor gelebilir. İnsani olan bu tepkilerimizi bu kez görmezlikten gelip kendimizi olumlu olmaya yöneltelim.
Diyelim ki sınava gireceğiz, ancak başarısız olma ihtimali de bizi çok korkutuyor. Bunu kafamızdan bir türlü çıkarıp atamıyoruz. Yemek yerken, hatta oturmuş ders çalışırken bile bu konu bir yerlerden aniden kafamızın içine yerleşiyor ve bize soğuk terler döktürüyor.
O halde bundan böyle bu olumsuzluk aklımıza her ne zaman gelirse, durup kendi kendimize şöyle tekrar edelim: “Ben bu sınavı başarı ile atlatıyorum.”
Burada dikkat etmemiz gereken, ileriye dönük bir zamanda yaşanacak bir olay hakkında, içinde bulunduğumuz zaman içerisinde olayı yaşıyormuş gibi zihnimizi olumlamak olacaktır.

4. Olumsuz Cümle ve Kelimeleri Rafa Kaldıralım
İnsanlarla ilişkilerimizde ve konuşmalarımızda daima olumlu cümleler kurmaya ve olumlu kelimeler kullanmaya özen gösterelim. İsterseniz bu konuda bir örnek de büyükler için verelim: Mesela çocuğumuza yönelik konuşmalarımızda birçoğumuz, yapmamasını istediğimiz ve yasakladığımız şeyleri dile getiririz. Çocuklar da inatla bize kulak asmaz ve bıkıp usanmadan aynı şeyi yapmaya devam ederler. Olumsuz eklentili kelime ve cümleler özellikle çocuklarda belli bir direnç oluşturmaktadır. Bu kez, “Yapma, etme” demek ve olumsuz bir cümle kurmak yerine, o an için yapmalarını istediğimiz ne var ise onu söyleyerek duruma müdahale etmeyi deneyebiliriz.
Zannederim ki birçok annebaba çocuklarının koltuklara çıkıp zıplamalarından hoşlanmaz. Bu gibi durumlarda “Koltukta zıplama” türünde bir cümleyi, “Yanıma gelmeni istiyorum” şeklinde olumlu bir cümle ile değiştirirsek daha başarılı bir sonuç alacağımıza inanıyorum.
Elbette çocuklarımız dışında kalan ilişkilerimizde de konu çoğu kez gelip aynı yerde düğümleniyor. Karşımızdaki arkadaşımız veya eşimiz de olsa ‘yapma etme’ türünde kurulmuş olumsuz cümleler onlarda ilk anda belli bir direnç oluşturmaktadır. Ne kendimizi ne onları yormamak adına, yapılması istenilen şeyi olumlu kurulmuş cümleler ile ifade etmek, iletişimde başarı şansımızı artırır.

5. Konuşmalarımızda Suçlayıcı Olmaktan Kaçınalım
İnsanlarla ilişkilerimizde söylemek istediklerimizi zihnimizin içinde biraz evirip çevirerek ve mümkünse öncelikle kendimizi onların yerine koyarak söyleyelim. Diyeceklerimiz, öncelikle bizim kulağımıza hoş gelmeli.

Haklı olduğumuza inandığımız zamanlarda bile, karşımızdakilerin durumu ile ilgili objektif bir değerlendirme yapmadan konuşmaktan kaçınalım. İnsanlar hata yapabilir, onları hatalarından dolayı suçlamak oldukça kolaydır. Ancak şurası da bir gerçektir ki, kendimiz de dahil, hiç kimse suçlanmaktan hoşlanmaz.

Konuşmaya suçlamalarla giriş yapmaksa diyaloğu ilk anda kapatabilir. Suçlama yapmak yerine, hissettiklerimizi anlatmak karşımızdaki kişinin duruma bizim açımızdan bakmasını sağlar ve iletişimi güzel bir atmosfere taşır.

Bir arkadaşımızın istenmedik bir davranışı karşısında biz de olumsuz bir cümle sarf edersek, olay tatlıya bağlanmaz, diyalog kapanabilir. “Bu davranışın beni çıldırtıyor.” gibi bir söylem karşısında insanlar ister istemez olumsuz tepkiler verirler. Onun yerine “Bu davranış beni çok üzdü.” cümlesinin daha etkin bir sonuç alacağına inanıyorum. Bu cümlede üzüldüğümüzü ifade ediyoruz, tespit yapıyoruz ancak kimseyi suçlamıyoruz.

Söylediklerimizin suçlayıcı olmamasına dikkat ettiğimiz zaman, insanların bizi dinlemeye daha istekli olacakları, hayatımızın ve ikili ilişkilerimizin daha kolay yürüyebileceği kaçınılmaz bir gerçektir.

6. Düşüncelerimize ve Hayatımıza Limitler Koymaktan Vazgeçelim
“Başarılı olamam, bu iş beni aşar, ben kim başarmak kim!” gibi ifadeler kendimizi endişelerimiz içine hapsetmekten başka bir işe yaramaz. Bu, kendimize düşman olmak demektir.
İnsanoğlu güçlü bir yaradılışa sahiptir. Ne var ki, bu gücümüzü sınayabilmek için hayatta güçlüklerle karşılaşmak, onlar karşısında dik durma savaşı vermek gerekir. Hayat bizi zorlamadıkça, içimizdeki güçten haberdar olmadan, günlük olayların akışına kapılarak yaşamaya devam ederiz.
Olaylar veya koşullar zor veya imkansız görünse de, içimizde saklı gücümüzle, konu her ne ise üzerine giderek üstesinden gelebiliriz. Çünkü hiçbir güzellik altın tepsi içerisinde önümüze konulmaz. Dolayısıyla koşullara takılmak yerine, işin neresinden başlamamız gerektiğine bakalım. Sakin kalmaya özen göstererek olaylar arasında ayırım yapmadan her zaman ve her koşulda başarılı olacağımıza önce kendimiz inanalım.
Çalışmaya açık bir yaklaşım kazanarak, negatif düşüncelerimizle kendimize engel koymaktan uzak kaldığımız sürece başarıyı yakalama şansımız yüksek olur. Ne dersiniz, denemeye başlayalım mı?

Kaynak: Patricia Muradi

Kendinizi Sevin

Başkalarına sevginizi vermek, kendinizi ne kadar sevdiğinizle doğru orantılıdır. Sevgi, onların sizi tatmin edip etmediğine aldırmadan başkalarının kendi istedikleri gibi olmalarına izin verme yeteneği ve isteğidir. Bunu ancak kendinizi severek gerçekleştirebilirsiniz.

Kendinize güveniyorsanız, ne başkalarının sizin gibi olmasını ister ne de buna ihtiyaç duyarsınız. Kendinizi değersiz olarak nitelendirirseniz sevginizi başkasına vermek imkansız hale gelir. Kendisini sevilmeye değer bir insan olduğu düşüncesini taşıyan insan, “seni seviyorum demekte zorlanmaz. Bir karşılık alıp almaması önemli değildir çünkü bunu kendi değeri ile ilişkilendirmez. Kendinizden nefret etmeniz sadece paralize olup manevi zarar görmenize yol açar.

Kendi hakkınızdaki duygular fiziksel, entelektüel, sosyal ve duygusal olarak dörde ayrılır. Bunların tümünde siz, yani kabullendiğiniz ya da reddettiğiniz kişi bulunur. Belirli bir andaki tavrınızı beğenmeyebilirsiniz ama bunun değerinizle bir ilgisi yoktur.

Size dair her şey fiziksel sizle başlar. Vücudunuzu seviyor musunuz; vücudunu sevmemek, kendini bir insan olarak kabul etmediğiniz anlamına gelir. Hoşlanmadığınız fiziksel özellikleriniz varsa, ilk hedefiniz onları değiştirmek olsun. Saç modelini değiştirmek, kilo vermek vb… Değiştiremeyeceğiniz yönlerinize ise değişik bir gözle bakmayı deneyin.

Fiziksel sizi sevmeye karar verin. Böylece toplumun güzellik tanımının üzerine çıkar, başkalarının görüş ve karşılaştırmalarını reddetmiş olursunuz. Herhangi bir kozmetik ürününü kullanmaya karar verdiğinizde bunu kötü bir yanınızı gizlemek için değil bir değişiklik yapmak ya da kişisel doyumunuz için yapın.

Kendinizi ne kadar mutlu hissederseniz o kadar zeki olursunuz. Kendi kişisel standartlarınızı kendinize uygulayarak zeki olmayı seçin. Yetenek, öğrenilebilir bir görevde mükemmele ulaşabilmek için kişinin gereksinim duyduğu zaman dilimidir, doğuştan gelmez sadece bir zaman sorunudur. Bu inanca dayanak da standart yetenek testlerinin sonucudur. Bir sınıfın en iyilerinin ettiği skor, bir üst sınıfın tüm öğrencileri tarafından elde edilmektedir.

Tercih ettiğiniz kadar sosyalsiniz. Sosyal tavırlarınızdan hoşlanmıyorsanız tavrınızı değiştirmeye uğraştırın ve bu durumu kendi değerlerinizle karıştırmayın. Tüm yetenekler, kendi tercihlerinizin sonucudur.

Kendinizi sevmenin çeşitli görünümleri vardır ama siz muhtemelen kendinizi aşağılayıcı tavırlardan bazılarına sahipsiniz.

• Size yapılan iltifatları reddetmek,

• Güzel görünümünüze mazeret bulmak,

• Başkalarının ağzıyla konuşmak; “kocam diyor ki” vb…

• Fikirlerinizi başkalarına onaylatmak; “öyle değil mi?” vb…

• Layık olmadığınızı düşünerek sahip olmayı istediğiniz şeylere ilgi göstermemek,

• Boşa para harcadığınızı düşünerek hoşunuza giden şeylerden kaçınmak.

Bu davranışları her gösterdiğinizde, başkalarını suçlayıcı davranışlarda bulunarak yaşamınızda bir sevgi yaratma şansınızı azaltırsınız, bu sevgi ister kendinize ister başkalarına duyulsun.

Öz sevgi, kendinizi değerli bir insan olarak kabul etmek, kabullenmek ve şikayet etmemektir. Kabullenmek ise elinizden hiçbir şey gelmeyen konularda şikâyetçi olmamaktır.

Şikayet etmenin en az sevildiği iki durum vardır.

• Birisine yorgun olduğunuzu söylemeniz,

• Birisine kendinizi iyi hissetmediğinizi söylemeniz.

Bunlar, şikayet ettiğiniz kişileri kötüye kullanmaktır çünkü bu şikayetler ne yorgunluğunuzu gidermeyi ne de kendinizi iyi hissetmenizi sağlar. Kendinizden şikayet etmek yararsızdır, etkili yaşamınızı engeller ve sevgi alıp verme çabalarınızda paralize olmanıza neden olur. Kendinizi gerçekten seviyorsanız, ellerinden hiçbir şey gelmeyecek insanlara dert yanmak savunulamayacak bir saçmalık olur.

Öz sevgi kesinlikle megolomani veya böbürlenme değildir. Öz sevgi kendini sevmek, başkalarının sevgisine gerek duymamaktır. Kendinizi olduğunuz gibi kabullenmeniz yeterlidir.

Etkili bir insan olmayı öğrenmenin temeli, kendinizi aşağılayan tavırlar göstermenizin nedenini anlamaktır. Size ne kadar önemsiz görünse de, kendinizi suçlayıcı tavırlar seçmenizin nedenini bulmalısınız. Kendinizi sevmeyi tercih etmez ve başkalarına kıyasla kendinizi önemsiz görürseniz, şunları yaparsınız:

• Yaşamınızda neden sevgi olmadığına dair hazır bir mazeretiniz olur, sevilmeye değmediğinizi düşünürsünüz. Reddedilme ya da beğenilme riskine karşı diğer insanlarla sevgi ilişkileri kurmaktan kaçınabilirsiniz.

• Olduğunuz gibi kalmanın daha kolay olduğunu keşfedersiniz. Böylece gelişmeye yönelik çabalar saçma olacaktır.

• Kendi dertleriniz için suçlayacak uygun günah keçileri sahip olursunuz.

• Kendinize acımak kaçış yolunuz olur.

• İyi bir çocuk olma noktasına kadar gerileyebilir, çocukluğunuzun unutulmuş tepkilerini tekrarlayabilirsiniz. Böylece sizden üstün gördüğünüz “büyük” insanları memnun edersiniz. Geri çekilmek risk almaktan daha güvenlidir.

• Başkalarını kendinizden daha önemli yaparak, onlara dayanma tavrını tekrar geliştirebilirsiniz.

Tüm bunlar kişinin kendisini küçük görücü sonuçlar doğuran savunma mekanizmalarıdır. Kendinizi salıvermek, ayağa kalkmaya çalışmaktan daha kolay ve risksizdir ama unutmayın ki, yaşamın tek göstergesi gelişimdir.

Öz sevgiye yönelik çabalar akılla başlar. Düşüncelerinizi kontrol etmeyi öğrenebilirsiniz. Bunun için kendinizi kınayıcı tavırlar gösterdiğiniz zamanlarda uyanık olmayı bilmelisiniz. Kendinizi, “o kadar zeki değilim, bunun nedeni şanslı olmam” derken yakalarsanız, “kendimi kötüleyen bir davranışta bulundum ama bunun farkındayım ve bir dahaki sefere yaşamım boyunca söylediğim bu sözleri söylemekten kaçınacağım” demelisiniz. Yapmamanız gereken bu hatayı “şanslı olduğumu söyledim ama bunun şansla bir ilgisi yok çünkü başarı benim hakkım ve onu hak ediyorum” gibi bir ifadeyle düzeltmektir.

Kendi değerinize dayanan bir öz güven düşüncesi geliştirmek sürecinde yapmamanız gerekenlere örnekler:

• Size sevgi ve kabullenmeyle yaklaşma çabaları gösteren insanlara yeni tepkiler vermeyi seçin. Bu tip tavırlardan hemen kuşkulanmak yerine “teşekkür ederim” vb… sözler söyleyin.

• Gerçekten sevgi duyduğunuz birisine hiç çekinmeden “seni seviyorum” deyin ve ne tepki alırsanız alın, bu riski almaktan korkmadığınız için kendinizi kutlayın.

• Kıskançlığın her türünün kendini aşağılama olduğunu fark edin ve onu yok edin. Kıskançlık, kendi değerinizi başkalarıyla kıyaslayarak belirlemedir. Unutmayın, başka kişilerin sizde kıskançlık duyguları uyandıran davranışları, kendi değerinizi ölçmek için ölçü değildir.

• Kendinize sadece kendi başınıza yapabileceğiniz faaliyetler için vakit ayırın. Çok pahalı da olsa bir hediye alın, sevdiğiniz ürünlere karşı dirençsiz olun.

• Vücudunuzu sevin. Cinsel yaşamınızda eşinizin zevkini kendi zevkinizden daha önemli görmeyin. Başkalarına zevk vermenin yolu kendiniz içinde zevki seçmenizden geçer çünkü buna layıksınız.

• Herhangi bir işteki performansınızı, kendinize verdiğiniz değerle ilişkilendirmeyin. Şunu unutmayın; başarı ya da başarısızlığın değerinizle hiçbir ilgisi yoktur. Kendinize verdiğiniz değeri dışınızdaki başarıya dayandırmak, onu başka bir insanın fikriyle ölçmek kadar saçmadır.

• Kendinizi kabul edin, şikayet etmekten kaçının.

• Kendinizi her zaman ve her koşulda sevin.

• Sevgiyi verin ve alın.

Şifalı Taşlar ve Özellikleri

Şifalı Taşlar Hangileridir ? ,
Taşların Şifaları Nelerdir ? ,
Hangi Taşlar Şifalıdır ? ,
Şifalı Taşların Özellikleri ,
Şifalı Taşların Faydaları.

Metabolik faaliyetleri
düzenlediği, şarta bağlı olmadan sevgi, cesaret ve şans verdiği, kolesterolü dengelediği ve çok sayıda fayda sağladığı öne sürülen şifalı taşlara kadınlar yoğun ilgi göstermeye başladı.
Kadınlar, imitasyon, cam, bujiteri ve plastik takıların yerine artık göz alıcı renklerle vitrinleri süsleyen ve sağlık açısından çok sayıda faydası olduğu bildirilen akuamarin, akik, amazonit, kehribar (para taşı), firuze, malakit ve turkuaz gibi taşları tercih ediyor.


Şifalı olduğu belirtilen taşların sokak aralarındaki seyyar tezgahlarda fiyatı
5 liraya kadar düşerken, kehribar ise yüksek fiyatıyla dikkat çekiyor.
Ruhsal sağlığı koruduğu, melankolik ruh halini önlediği, negatif enerjiyi pozitif enerjiye çevirdiği iddia edilen kehribarın 14 milimetrelik taşlardan oluşan 33′lük tespih fiyatı 4 bin 500 dolara kadar çıkıyor. Kehribarın 925 ayar gümüş kolyesi 500, bir adet tek taş fiyatı ise 450 liradan satılıyor.

Akik(Agat): Vücuttaki fazla veya olumsuz enerjiyi boşaltır. Kişiyi sosyalleştirir. Bedeni güçlendirir. Tansiyonu dengeler. Cesaret artırıcıdır.

Akuamarin: Solunum sistemini düzenler. Sindirim sistemini destekler. Beze gibi şişlikler için çok faydalıdır. Dişlerin sağlıklı kalmasına yardımcı olur. Özgüven verir. Bağımlılık yapan maddelerin bağımlılıklarını azaltır.(Tiryakiliği zayıflatır.)

Ametist: Uykusuzluk için etkilidir. Bedeni dinç tutar. Eklem ağrılarını gideric özelliği vardır. Fazla elektiriği alır. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardım eder. Kanı temizler. Kan dolaşım sistemini korur. Hücreleri yeniler. Kulak için yararlıdır. Ağrı ve sızıları hafifletir. Cilt hastalıklarında çok etkilidir.

Amozonit: Vücudu sakinleştiriraşırı tepkiyi yatıştırır. Kas spazmlarını giderir. Bedenin kalsiyum dengesini ayarlar. Göz için faydalıdır. Ateşli hastalıkların tedavisine yardımcı olur. Metabolik faaliyetleri düzenler.

Apatit: Kavrama yeteneğini artırır. Açlık hissini bastırır. Çalışma şevkini artırır. Stres giderici özelliği vardır. Özgüven duygusunu geliştirir.

Aytaşı: Yaşama sevinci verir. Korkulu rüya görmekten korur. Aşırı tepkileri kontrol altına alır. Evliler arasında sevgi bağı oluşturur. Sezgi gücünü artırır. Kolay etki altında kalınmasını engeller. Hücreleri yeniler. Böbrek ve bağışıklık sistemini korur. Tokluk hissi oluşturur.

Aventurin: Kalbi olumlu etkiler. Organların kendini yenilemesini sağlar. Kolestrolü düşürür. Bağırsak problemlerinde etkilidir.

Azurit: Göz yorgunluklarına çok iyi gelir. Karaciğer ve tiroit bezi fonksiyonlarını dengeler. Çocukların fiziksel gelişimini destekler.

Beril: Karaciğeri güçlendirir. Kabızlığı önleyicidir. Solunum yolları hastalıklarında etkilidir. Strese karşı koruyucudur.

Dumanlı Kuvars: Kasılma ve krampları çözer. Kasları korur ve güçlendirir. Vücutta yağ tortulaşmasını engeller. Hamilelikte de kullanılır.

Dağ Kristali: Deri hastalıklarına iyi gelir. Ağrıları azaltır. Sindirimdolaşım ve solunum sistemine yardımcı olur. Vücudu toksinlerden temizler.

Florit: Cilt hücrelerini yeniler. Sivilce ve yaraları iyileştirir. Solunum yollarını ve akciğerleri rahatlatır. Psikoloik kökenli negatif enerjileri giderir.

Granat: Bedene dinçlik verir. Akciğeri korur. Kan zehirlenmelerine karşı etkilidir. İrade gücünü artırır. Sosyal ilişki kurma yeteneğini artırır.

Heliotrop: Kalp kökenli ağrılarda ve kalp ritim bozukluklarında kullanılır. Kan temizlenmesini sağlar. Hematit: Hafızayı güçlendirir. Zihni berraklaştırır. Cesaret verir. Bedendeki negatif enerjiyi alır. Stresi giderir. Kan ile ilgili bütün alanlarda faydalıdır.

İnci: Özgüven verir. Olumsuz duyguları engeller. Migrende etkilidir. Kemik ağrılarına iyi gelir.

İyolit: Eklem rahatsızlıklarına iyi gelir. Sindirim sistemi ve bağırsakların aktif çalışması yolunda etkilidir. Mide yanması ve şişkinliğe iyi gelir. İğnecikli Kuvars: Yaşam sevinci verir. Kararsızlıkdepresyonfobiler ve halsizliği giderir. Vücudu negatif enerjiden korur. Zeka ve kıvraklık verir.

Jasper: Bedeni toksinlerden temizler. Toprak enerjisini çekip vücuda verir. Boşaltım sistemine yardımcı olur. Kan yapımına yardımcı olur. Bedene dinçlik verir. Yaşlanmayı yavaşlatır.

Kalsit: Kemikomurga ve iskelet gelişimine yardımcı olur. Diş ve tırnaklara iyi gelir.

Karneol: Kanamaları durdurur. Kan dolaşımını aktive eder. Ayakları devamlı soğuk olanlar için çok iyidir.

Kehribar: Sivilce,egzama,aşırı kepeklenmesiğil gibi alerjileri hafifletir. Ağızboğazgeniz enfeksiyonlarını da tedavi eder.

Kunzit: Eklem ağrılarına iyi gelir. Kireçlenmede rahatlama sağlar. Kalbi güçlendirir. Mide bulantısını önler.

Kalsedon: Ateşi öldürür. Bunamayı engeller. Özgüven verir. Algılamayı güçlendirir. Metabolizmayı düzenler. Öksürüğü azaltır. Cesaret verir. Sesin yumuşak ve berrak çıkmasını sağlar.

Kantaşı: Kan dolaşımını düzenler. Bedeni yeniler. Zeka ve kıvraklık verir.

Kaplan Gözü: Kalp için yararlıdır. Kulak hastalıkları için faydalıdır. Cesareti artırır. Uykusuzluğu giderir. Sindirim sistemini düzenler. Migren dahilbaş ağrılarına iyi gelir. Bronşit ve astıma iyi gelir.

Krizokol: Şeker hastalığına iyi gelir. Sancılı ağrıları hafifletir. Olumsuz düşünceleri engeller. İletişim gücünü artırır.

Lapis Lazuli: Kemikleri güçlendirir. Tansiyonu dengeler. Ruhsal çöküntüyü ortadan kaldırır. Zihni berraklaştırır. Fiziksel ve ruhsal gücü artırır. Uykusuzluğu giderir. Çocuklar için çok iyidir.

Labrodorit: Hafızayı güçlendirir. Tansiyonu düşürür. Kan dolaşımını hızlandırır. Soğuk algınlıklarına ve romatizmaya iyi gelir. Omurga hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Mevsim değişikliklerine bağlı hastalıklarda kullanılır.

Moldavit: Hastalıkların iyileşme sürecini kısaltır. Gribal enfeksiyonlarda etkilidir.

Malakit: Bedensel ve ruhsal temizleyicidir. Hoşgürü yeteneğini artırır. Astımı giderir. Kalbi ve kan dolaşımını korur.

Mercan: Zeka kıvraklığı verir. Baş ağrısıhalsizlik ve mide ekşimesini giderir. Kararlılık verir. Psikolojik rahatlama sağlar. Kalbi korur.

Opsidyen: Fiziksel ve ruhsal rahatlama verir. Stresi azaltır. Sindirim sistemini düzenler. Zihni bulanıklıktan kurtarır. Aşırı duyarlılık ve heyecanı giderir.

Onix: Kadın-erkek ilişkilerini dengeler. Sakinleştirir. Enerji verir. Kişiyi bağımlılıktan kurtarır. Stresi engeller.

Opal: İlham kaynağıdır. Öz güveni artırır. Böbrek ve kan hastalıkları için yararlıdır. Eklem iltihaplarını iyileştirir. Göz için iyidir. Cesaret verir.

Rodokrosit: Sindirim sürecini dengeler. Mide yanması ve kabızlığı dengeler. Kanı temizler.

Rodonit: Yaraların iyileşmesinde çok iyidir. Kesiklerden kaynaklanan kanamaları durdurur.

Sitrin: Negatif enerjiyi alır. Bedene canlılık verir. Cesaret verir. Bağımlılığı azaltır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Aşır kıskançlığı ortadan kaldırır. Göz için yararlıdır. Antioksidandır.

Selenit: Ağrıları dindirir. Kas spazmlarını çözer ve denge sağlar. Dokuları sıkılaştırır.

Turmalin: Akciğeri ve solunum yollarını korur. Kalp rahatsızlıklarında etkilidir. Kanı temizler.

Topaz: Göz için iyidir. Zihin açıklığı verir. Stresi giderir. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Ruhsal denge sağlar. Uykusuzluğu giderir. Meditasyona yardımcı olur.

Turkuaz(Firuze): Migreni hafifletir. Öksürüğü azaltır. İletişimi artırır. Tansiyonu düzenler. Öngörü sağlar.

Yeşim: Ruhsal gerginliği giderir. Hücreleri yeniler. Gözler için şifalıdır. Baş ağrılarına iyi gelir. Vücuda dinçlik verir. Beceriyi geliştirir. Düşünceleri netleştirir. Kalp için yararlıdır.

Yosunlu Akik: Göz için yararlıdır. Enerji yenilemesi sağlar. Kavrama kabiliyetini artırır.

Zebercet(PeridotOlivinKrizolit): Kalp ve karaciğer rahatsızlıklarında etkilidir. Savunma hücrelerini artırır. Çocukların gelişimini destekler. Sivilcedöküntü ve egzama gibi cilt rahatsızlıklarında etkilidir.

Hipofiz Mucizesi


Beyninizin farklı düşünce frekanslarını alabilme yeteneği, hipofiz bezi denen, sağ ve sol beyin yarıküresinin arasında yer alan güçlü bir ölçüm aleti tarafından yönetilir. Yedinci mühür de denilen hipofiz beyninizi yönetir.
O, farklı düşünce frekanslarını alıp tutabilmesi için beyninizin farklı bölümlerini aktive etmekten sorumludur. O sizin düşünme ve muhakeme etme kapasitenizi açan, düşünceyi idrak edilmesi için bedeninize yayan ve daha büyük bir anlayış için onu bir deneyim olarak tezahür ettiren kapıdır.


Hipofiz, “üçüncü göz “ olarak da bilinen, çok küçük fakat çok harika bir salgıbezidir. O, dar bölümünde küçük bir ağzı olan, taç yapraklarla çevrili bir armuta benzer. Beyniniz, bu güçlü salgıbezinin işlevleri tarafından, karmaşık bir hormon salgılama sistemiyle yönetilir ve kontrol edilir. Bir iç salgı bezi olan hipofiz, salgıladığı hormonu beyin yoluyla epifiz, hipofizin yakınında, alt beynin tabanında, belkemiğinin üzerinde yer alır. Epifiz ya da altıncı mühür, düşünce frekanslarını –bedene yayabilmek için- güçlendirmekten sorumlu ölçüm aletidir. Hipofizden epifize akan hormon salgısı, farklı düşünce frekanslarını alıp tutabilmesi için beynin farklı bölümlerini aktive eder.

Bu iç bezlerden gelip kana karışan hormon salgılarıyla beden işlevleri uyum içinde sürdürülür. Epifiz, bu uyumu sürdürmekten sorumludur. Epifizden gelen hormon salgısı, tüm diğer bezleri hormonlarını birbirleriyle uyum içinde salgılayacak şekilde aktive eder, böylece hormon dengesi yaratır. Bu dengenin düzeyini, epifiz sistemi tarafından alınan düşünce frekansları topluluğu belirler. Düşünce frekansları ne kadar yüksekse, bedendeki hormon akışı da o kadar artar. Ayrıca, frekanslar ne kadar çok aktive eder. Bu da beyni daha da yüksek düşünce frekanslarını alabilmesi için aktive eder.

Epifiz sistemi, merkezi sinir sisteminizi yönetir. Kendisine ulaşan her düşünce frekansını alıp daha da güçlendirir ve merkezi sinir sistemi vasıtasıyla hücrelere gönderir; belkemiğinden geçen merkezi sinir sistemi, elektriksel düşüncenin anayolu gibidir. Epifiz sisteminden gelen elektrik akımı, merkezi sinir sisteminin –su olan- sıvısı içinde akarak belkemiği boyunca her sinir vasıtasıyla bedeninizin her hücresine dağılır.

Bedeninizin her hücresi kan dolaşımıyla beslenir; kan, besinler yoluyla aldığınız enzimlerin faaliyeti sonucunda çıkan gazı hücrelere taşır. Düşüncenin elektriksel akımı hücresel yapılara bir ışık kıvılcımı olarak girer. Bu kıvılcım hücreyi tutuşturur, gazın genişlemesine neden olur, bu da hücrenin –klonlama işlemiyle- kendisini koplamasını, bir başka hücre yaratıp kendini yenilemesini sağlar. Böylece, bedenin bütünü o tek düşünceyle beslenir. İşte, bedenin moleküler yapısında yaşam böyel –varoluşunuzun her anında almanıza izin verdiğiniz tüm düşüncelerin etkileriyle- gerçekleşir.

Düşünce sürekli olarak bedeninizin her hücresini besledikçe, tüm bedeniniz onun elektriksel uyarımına karşılık verir- tüm bedeniniz! Böylece, her hücrede deneyimlenen düşüncenin etkisi, bedende bir his, bir duyum, bir duygu yaratır. Bu his sonra kaydedilmek üzere ruhunuza gönderilir.

İpeği ipek olarak biliyorsunuz, çünkü onunla –ipek denen anlayışa neden olan- belli duyumları ve duygusal deneyimleri ilişkilendiriyorsunuz. Ruh tüm bu bilgiyi duygusal deneyimleriniz sonucunda kaydetmiştir. Böylece, düşüncenin hissi hissedildiğinde, ruh bu hissi kaydeder ve bellek bankasında –daha önce deneyimlenmiş düşüncelerden edinilmiş- benzer hisleri arar. Sonra bu bilgiyi, düşüncenin tüm bedende idrak edildiğini ve anlaşıldığını göstermek üzere beyninize gönderir. Düşünce sadece beyniniz tarafından değil, tüm bedeniniz tarafından idrak edilir. Sonra beyninizin muhakeme bölümü o hissi tanımlayacak bir sözcük bulmanızı sağlar.

Eğer beyniniz tam kapasiteyle kullanılsaydı, bedeninizin bir anda ışığı dönüştürebileceğinizi ve onun sonsuza dek yaşayabileceğini biliyor musunuz?
Bir organınızı yitirdiğinizde beyninizin yeni bir organ oluşturma yeteneği olduğunu biliyor musunuz? Tümüyle kullanıldığında, beyniniz bedeninizi bir anda tamamen iyileştirme ya da fiziksel olarak istediğiniz biçime sokma yeteneğine sahiptir.

Beyninizin tüm kapasitesi çok büyüktür; ancak sınırlı düşünüşünüzle onun sadece üçte birini kullanabiliyorsunuz. Geriye kalanın ne işe yaradığını sanıyorsunuz, kafatasınızdaki boşluğu doldurmaya mı?

Beyninizin toplumsal bilincin ötesindeki sınırsız düşünceleri alabilmesi için, yedince mührünüzü, yani hipofizi tümüyle aktive etmektedir. Ancak böylelikle bilişinizi –düşüncenin bütünü olan, kendisine izin veren ve seven- Tanrı’nın sınırsız anlayışına genişletirsiniz.

Peki, beyninizin kapalı bölümlerini hormon salgısıyla açan bu harika salgıbezini nasıl uyandırabilirsiniz? Yalnızca istemekle.

Kendinizi bütünüyle sevmek neden önemlidir? Çünkü bunu yaptığınız anda toplumsal bilinci aşarsınız. O zaman kabullenilip onaylanma arzusunun üzerine çıkarsanız. Yargıyı aşarsınız. Zaman illüzyonunun ötesine geçersiniz. O zaman sadece kendinizi doyuma ulaştırmak için yaşarsınız. Sadece içinizdeki sesi dinlersiniz. Yalnızca mutluluk yolunu izlersiniz. Ve o yolda, var olan herşeyin bilişi vardır.

Kendinizi –değerli hissedecek kadar- sevdiğinizde ve kendinizin Tanrı’yla bir olduğunuzu bilmeyi istediğinizde, hipofiz denen bu harika çiçeği açtırmaya başlarsınız.

Düşünceyi sözcüklerle ifade etmek, onu sınırlamaktır. Bir üstat hiçbir şeyi açıklamaz ; sadece onu bilir. Onu açıklamak, kendini sınırlamak zorunda kalmaktır. Sadece bilme noktasına geldiğinizde –bilişiniz için geçerli bir neden göstermeye ya da onu açıklamaya ihtiyaç duymadığınızda – o zaman gerçekten kendi alemizinizin efendisi ve üstadı olmuşsunuz demektir. İşte o zaman mutlak biliş içinde olursunuz.

Hipofiziniz açılmaya başlarken, yaşamınız mümkün olabileceğini asla düşünmeyeceğiniz biçimlerde değişmeye başlar. Düşündüğünüz her şeyi daha güçlü duyguyla hissedersiniz. İçinizde hissettiğiniz biliş yaratıcı bir biçimde çalıştığından, düşüncelerinizin giderek daha çabuk tezahür ettiklerini görürüsünüz. Sevgi, anlayış ve şefkatiniz artar. Farklı bir anlayışa yükseldiğiniz için birçok insan yaşamınızdan çıkıp gider. Ve onların yerine, sizin gibi düşünen varlıklar size çekilirler.

Çok geçmeden, zekanız, yaratıcılığınız ve bilişiniz arttığında, daha önce hissetmediğiniz ve bilmediğiniz şeyleri bilip hissetmeye başlarsınız. Bir varlığa bakıp onu içinizde hissedebilirsiniz. Düşüncelerinizden, gelecek günlerinizin nasıl olacağını bilebilirsiniz.

Kendinize bilme izni verdiğinizde, herşeyi bilirsiniz, çünkü –toplumsal bilincin illüzyonları tarafından engellenmeyen- biliş gözlerinizdeki perdeyi kaldırır, böylece diğer boyutları görebilirsiniz. Bu biliş, kulaklarınızın tıkanıklığını açar, böylece tüm yaşamın kendisiyle uyum içinde titreşen müzigini işitirsiniz. Bunu nasıl gerçekleştirebilirsiniz? Onu arzu ederek.

Sınırsızlığı daha çok istedikçe ve gelen düşünceleri daha çok benimseyip hissettikçe, hipofiz daha çok hormon salgılar ve ağzı daha çok açılır. Kendinizi daha çok sevmeyi ve biliş içinde yaşamayı daha çok istediğinizde, beyniniz, varlığınızı kuşatan Tanrı tarafından giderek daha çok açılır. O zaman bedeninizden daha fazla bir şey olursunuz. Sizi bir arada tutan olursunuz.

Hipofiz gerçekten Tanrı’ya açılan kapıdır. Sınırsız düşüncelerin beyninize girmelerine daha çok izin verdikçe, hipofiz daha çok açılır. Daha çok açıldıkca, siz de daha çok bilirsiniz. Ve her neyi bilirseniz, o olursunuz.

Çok geçmeden hipofiz sistemi tamamen açılır ve beyniniz tümüyle aktive olur. Sonra hipofizin ruhsal bedeninde bulunan herşey zihne sunulur ve zihin artık asla eski sınırlı haline geri dönemez. Çiçek bir kez açmaya başladığında, asla tekrar kapanmaz.

Hipofiziniz tamamen açıldığında, artık ne yaşlanır nede ölürsünüz. Bedeninizden her neyi yapmısın isterseniz, o onu yapar. Bedeninize titreşim frekansını hızlandırmasını söylerseniz ve o kendini bir başka boyuta yükseltir.

Olan herşeyi nasıl daha iyi anlayabilirsiniz? Önce anlayabileceğinizi bilin. Nasıl düşündüğünüz ve nasıl konuştuğunuz, bilmenize ne kadar izin verdiğinizi belirler. “ Daha çok bilmeyi umuyorum” demeyin, çünkü o zaman asla bilemezsiniz. “Daha çok bilmeye çalışacağım” demeyin, çünkü birşeyi yapmaya çalışan asla başaramaz. “Daha fazla bilmeyi arıyorum” demeyin, çünkü arayan asla bulamaz.

Bilmediğinizi söyleyerek ya da size gelen bilişten kuşkulanarak yaratıcılığınızı ve yaşamınızı sınırlıyorsunuz. “Bilmiyorum” sözcüğü söylenebilecek en kötü sözdür. Unutmayın, yasa-koyucu sizsiniz, düşündüğünüz ve söylediğiniz şey yasadır. “Bilmiyorum” derseniz, bilmeyeceksiniz. “Asla yapamam”derseniz, asla yapamayacaksınız. “Tanrı’nın sevgisine layık değilim” derseniz, o sevgiyi asla alamayacaksınız. Böyle konuştuğunuzda, böyle düşünüyorsunuz demektir. Ve eğer böyle düşünüyorsanız, bu düşüncenin hissi ruhunuza kaydolacak ve ruhunuz düşüncenizi bir realite olarak tezahür ettirecektir.

Siz bir bilgisayar gibisiniz. Bilgisayarınızı sürekli olarak kuşkularla dolduruyorsunuz. Bilgisayarınızı “yoksunlukla, eksiklikle” dolduruyorsunuz. Bilgisayarınızı “bilmemek” le dolduruyorsunuz. Siz kendi aleminizin hırsızısınız, çünkü sadece kuşku ve sınırlılığı bilen siz düşünüşünüz ve konuşmalarınızla yaşam gücünüzü kendinizden çalıyorsunuz..

Bakın bilmek inanmak değildir. İnanmak varsayıma dayanır; bilmek ise mutlaktır. Bilişi getiren tek şey bilmektir. Bir şeye inandığınızda, ruhunuz “inanmak” sözcüğünü birinin –ya da kendinizin- sizi hiç farkında ya da emin olmadığınız bir gerçeğe –çünkü o gerçek deneyimlenen bir realite olmamıştır- zorla ikna etmeye çalışması olarak anlar.

Aydınlanmak bilmektir –kuşku, inanç, iman ya da umut olmadan. Bilmek onu kesinleştirip mutlak kılar, bu da bilinen şeyi tezahür ettirir. İdrak edilen düşüncenin bir deneyim olarak tezahür etmesiyle, siz o konuda anlayış kazanırsınız. O zaman o- kendinizi ikna etmeniz gereken bir şey değil- sizin bir parçanız olur.

Arzularınızı gerçekleştirmenin yolu sadece ne istediğinizi ve onu elde etmeye layık olduğunuzu bilmenizdir. Bilmek, gerçek olandır; verendir; geleceğinizdir. Bir şey söylediğinizde, onun olduğunu bilin. Her ne istiyorsanız, sizin yasa –koyucu olduğunuzu ve bilip söylediğiniz şeyin gerçekleşmek zorunda olduğunu bilerek ona sahip olabilirsiniz. Buna Bir’in Yasasa denir.

Eğer tüm sözcüklerinizi alıp, size yalnızca birkaç sözcük verebilseydim, onlar şunlar olurdu; “Şimdi biliyorum. Kesinlikle eminim. Tamamım. BEN’İM”. Eğer bunlardan başka sözcük olmasaydı, artık bu dünyayla sınırlı olmazdınız.

Bil. Sadece bil! “Bunun olacağını biliyorum. Mutlu olduğumu biliyorum. BEN’İM olduğumu biliyorum. “Bil, bil, bil! Gereken tek şey budur. Daima bil. Bilmiyorum ya da bilemem dersen, asla bilemezsin. Şimdi bildiğini söyle. O zaman herşeyi bileceksin.

“Bilmek” hiçbir şeyi yargılamaz. Bildiğinizde, bir düşüncenin gerçek ya da doğru olup olmadığını asla düşünmezsiniz. Tüm düşünceler doğru ve gerçektir. Bilmek, düşünceyi tartmaz ya da ona değer biçmez. Bilmek, düşüncenin bir Oluş olmasına izin verir. O, düşünce süreçlerinizin kesintisiz ya da engelsiz olmasına izin verir.

Sorun Çözme Terapisi Nedir ?


İnsan olmak “sorun”lu olmaktır. İnsan olmak her an bir sorunla karşı karşıya kalma ihtimaliyle yaşamaktır. Hatta şunu söyleme cesaretini kendimde görüyorum: nasıl bir insan olacağımızı sorun ettiğimiz şeyler(sorun olarak kabul ettiğimiz) ve bu sorunlarla başa çıkma şeklimiz belirlemektedir.

Sorun çözme terapisi(SÇT), insanların günlük hayatta karşılaştıkları sorunlar karşısında zorlanması sonucunda gelişen birtakım ruhsal sorunların çözümlenmesinde kullanılabilen bir sağaltım yöntemidir. Sorun çöze terapisinin ana amacı, insanlara karşılaştıkları sorunlar karşısında nasıl bir yaklaşım sergilemeleri gerektiği ve problemleri çözmek için izleyecekleri stratejileri öğretmektir. Bu açıdan bakıldığında sorun çözme terapisi, hem sorunların çözülememesinden kaynaklanan ruhsal sıkıntıları tedavi etmeyi hem de psikolojik sorunların ortaya çıkmasını önlemeyi hedefler.

SÇT, yaşadığımız her türlü sorunun hayatımızın bir parçası olduğunu kabul eder. Her an hasta olabilir, sevdiğimiz birini kaybedebilir, sevgilimiz tarafından terkedilebilir, işimizden olabilir, başkaları tarafından aşağılanabilir, haksızlığa uğrayabiliriz. Bu yüzden sorunsuz bir dünya hayali gerçekçi değildir. Önemli olan sorunların var olmasından ziyade onlarla nasıl başa çıktığımızdır.

Sorun çözme terapisinin ana çıkış noktası, ruhsal sorun yaşayan kimselerin sorun çözme becerilerinin yeterli ve etkili olmadığıdır. Bilişsel-davranışçı bir terapi modeli olan sorun çözme terapisi, kişilerin düşüncelerine ve davranışlarına odaklanır. Düşünce ve davranışlardaki işlevsel değişikliklerin psikolojik sorunların sağaltımında etkili olacağını kabul eder.

Sorun çözme terapisi, bilişsel-davranışçı bir psikoterapi yöntemidir. Bunun önemi, terapinin etkililiğinin deneysel çalışmalarla ispatlanmış olmasıdır. Yapılan bilimsel çalışmalar, insanların sorun çözme yetilerindeki yetersizliklerinin hem psikopatolojilerin oluşmasında hem de sürdürülmesinde etkili olduğunu ortaya koymuştur. Bu yüzden sorun çözme terapisi, hem yaşanılan problemlerin oluşturacağı psikolojik sorunların üstesinden gelmekte hem de problemlerle etkili bir şekilde başa çıkmada kullanılabilmektedir.

Sorun çözme terapisinin, depresyon, intihar eğilimleri, kaygı bozuklukları, saldırganlık, şizofreni gibi psikolojik sorunların sağaltımında kullanılabileceği araştırmalarla ortaya konmaktadır. Ancak bu yazı bağlamında baktığımızda bizim için önemli olan, günlük sorunlarımızın üstesinden gelmekte bize sunacağı imkânlardır.

SÇT, karşılaştığımız sorunların çözümünde bize sistematik ve işlevsel bir yaklaşım sunar. Bu yaklaşım belirli basamaklardan oluşur. Söz konusu “sorun çözme basamakları” şu şekilde sıralanabilir:

  1. Sorunu değerlendirme
  2. Soruna yönelimin araştırılması
  3. Sorunun tanımlanması
  4. Hedeflerin belirlenmesi
  5. Çözüm seçeneklerinin üretilmesi
  6. Uygun çözüm seçeneğinin belirlenmesi
  7. Seçilen çözüm seçeneğinin uygulanması
  8. Uygulamanın değerlendirilmesi

Yukarıdaki sorun çözme basamaklarına “Sorun Çözme Terapisi” kitabında Prof. Dr. Mehmet ESKİN psikoterapi süreci bağlamında ayrıntılı olarak yer vermiştir. Ben ise bu basamakları, “kendi kendine yardım” bağlamında ayrıntılı olarak sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Sonraki yazıda görüşmek üzere. Şimdilik muhabbetle…

30 Günlük Mucize Üstadlığı Programı -2

Quantum Olumlama

15. Gün


16. Gün
Neye İnanıyorsunuz

İnançlarınız realitenizi yaratır, çünkü sözcükleriniz ve eylemleriniz inançlardan ortaya çıkar. Bu kendinizle, yeteneklerinizle, etrafınızdaki dünyayla, potansiyelinizle ve hatta Evren’in (Tanrı’nın) sizi ne kadar sevdiği ile ilgili inandıklarınızı kapsar. İnandığınız her neyse yaşamınızda tezahür eder, inançlarınızın bilincinde olmasanız bile. Onlar yine de yaşamınızda tezahür eder.
Bugün listenizi gözden geçirirken, mucizelerinizi nasıl gerçekleştirebileceğiniz ile ilgili sahip olduğunuz inançları düşünün. Hatırlayın, bunu yalnız yapmıyorsunuz, siz Evren ile birlikte – yaratıcısınız ve spiritüel partnerlerinizin yardımına sahipsiniz. Eğer bunun nasıl gerçekleşeceği veya bunu başarıp başaramayacağınız ile ilgili inançlarınız varsa, güçlü olduğunuzu ve kendi realitenizin sorumlusu olduğunuzu kendinize hatırlatın. Şüpheyle ilgili olan tüm inançları, gücünüzü onaylayan inançlarla değiştirebilirsiniz.

17. Gün
Şükran İçinde Yaşamak

Yaşamınızın herhangi bir veçhesinde yanlış olan bir şey olmadığı için, pişmanlık duyacak, korkacak veya daha farklı bir şekilde yapmayı dilediğiniz hiçbir şey yoktur. Zamanın her anında yapabileceğinizin en iyisini yaparsınız. Ve yaşamınızdaki her şey sizin yaratımınızdır. Her insan ve durumun size verecek bir dersi ve kutsaması vardır. Onlar için minnettar olabilir misiniz? Yaşamımızın her veçhesini dönüştürebilmemizden önce sahip olduklarımız için minnettar olmayı öğrenmeliyiz. Şükran bizi Evrensel enerji akışına sokar ve istediğimizin şeyin fazlasını bize getirir. Yaşamınızdaki nefret sadece daha önce sahip olduğunuzun fazlasını getirecektir.
Bugün listenizi gözden geçirirken, yaşamınızda şükran duyacağınız en az beş şey bulun. Bu program için bile minnettar olabilirsiniz, görebildiğiniz, okuyabildiğiniz, işitebildiğiniz, yürüyebildiğiniz, bugün yeterince yiyeceğe sahip olabildiğiniz gerçeği için şükran duyabilirsiniz. Her gün üzerine ekleme yapacağınız kendi şükran listenizi yaratın. Minnettarlığı uygulayın, şükran duyabileceğiniz şeylerin sonsuz akışını yaratmaya yardımcı olur.

18. Gün
Kendinize İnanın

Realitemizin mimarı olduğumuzu unuttuğumuz zaman, yaşamayı istediğimiz hayatı yaratmaları umuduyla gücümüzü verdiklerimiz tarafından hayal kırıklığına uğratılabiliriz. Burada bizim için ders kendimize, kendi gücümüze ve yeteneklerimize inanmaktır. Yaşamımızdaki her iyi şey, her mucize kendinize ne kadar inandığınızla ve hayallerinizi yansıtan bir realiteyi yaratma gücünüzü kullanmaya ne kadar istekli olduğunuzla başlar.
Mucizeler listeniz kendinize, yeteneklerinize ve yaşamınızı dönüştürme istekliliğinize güçlü bir inancı temsil eder. Bugün listenizi okurken, kendinize inanın. Listenizin kalbinizin arzularını, sizin için önemli olan ve yaşamınızda istediğiniz şeyleri temsil ettiğini bilin. Başkalarının mucizelerinizle ilgili düşündükleri önemli değil, bunlar sizin için önemli ve kendinize inandığınız zaman tüm gücünüzü ve niyetinizi mucizelerinizin gerçekleşmesini sağlayacak enerjiye verirsiniz.

19. Gün
İmanınızı Devam Ettirin

Bildiğimiz şeye iman etmek kolaydır, görülmeyene veya henüz gerçekleşmemiş olana iman etmek kolay değildir, özellikle eğer daha önce deneyimlemiş olduklarımızdan farklı ise. Mucizeler yaratmak iman gerektirir, çünkü yaşamınızda her zaman olan şeyden, sizin için var olmanın yeni bir haline geçişe, hayallerinizin gerçekten başarıldığı ve yaşamınızda tezahür edebileceği yere bir adım ilerdedir. Ancak, henüz gerçekleşmemişlerse, onların gerçekleşeceğini bilme yerinde kalma, iman gerektirir.
Büyük öğretmen bir hardal tanesi kadar imanınız olsa, dağları yerinden oynatabilirsiniz demişti. Ne kadar imana sahipsiniz? İmanla her şeyin mümkün olacağına inanıyor musunuz? Mucizeler yaratmak için gereken imandır. Listenizi okurken, imana sahip olmanın, mucizelerin doğru zamanda, doğru sırada gerçekleşeceğine güvenmek olduğunu hatırlayın. İmana sahip olun ve istediğiniz şeye odağınızı devam ettirin.

20. Gün
Olma Hali

Olmayı istediğiniz kişi olmalısınız ve sonuçları anında görmeseniz bile mucizelerin gerçekleştiğine inanmalısınız. Bazen bu, özellikle üstesinden gelinecek eski inançlarınız olduğunda, kendinizi ikna etmeyi gerektirir. Herhangi bir şeyin yaşamınızda tezahür edebilmesinden önce, onun için enerji yaratmalısınız. Olmayı istediğiniz kişi olabilir misiniz? Mucizelerinizin tezahür etmesi için beklemek zorunda değilsiniz, hatırlayın, siz onları ister istemez mucizeler yaratılır. Yaşamınızda mucizeler gerçekleştiğinde olacağınız kendine güvenen, neşeli, isteğini gerçekleştirmiş insan olmaya bugün başlayın.
Bugün mucizeler listenizi gözden geçirirken, onların tezahür etmesine yardımcı olmak için nasıl olmalısınız? Kendinize güvenen biri mi olmalısınız, güvenilir biri mi, daha kuvvetli, daha etkileyici biri mi, enerjinizin nereye gittiğine daha çok dikkat eden biri mi? Bugün başlayın, çünkü bu, niyeti oluşturmaya ve mucizelerinize odaklanmanıza yardımcı olur. Mucizeleriniz kalbinizin arzularıdır ve içinizdeki olmayı beklediğiniz kişiyi yansıtırlar. Siz mucizelerinizsiniz ve mucizeleriniz de siz. Her zaman olmayı istediğiniz kişi olun ve bırakın mucize enerjisi yaşamınızda aksın.

21. Gün
Yapma Hali

Bize insan varlıkları olduğumuz, insanın yaptıkları şeyler olmadığımız hatırlatılır ve günlük yaşamımızın çoğunu bir şeyler yaparak geçiririz. Ama gerçekte ne yapıyoruz? Sadece meşgul müyüz, yoksa yaptığımız şeylerin bir amacı var mı? Yaşamımızdaki herhangi bir gereksinimi ya da arzuyu gerçekleştiriyor mu, yoksa sadece zamanımızı yoğun işlerle mi dolduruyoruz? Bir an durup zamanımızı nasıl geçirdiğimizi, neler yaptığımızı gözden geçirirsek, zamanın çoğunu odaklanılmamış yoğun işle harcadığımızı görürüz. Yaratmayı istediğimiz mucizeler ile ilgili yapma halimize odaklanabilir miyiz?
Bugün, zamanınızı harcadığınız şeylerin listesini yapın. Şimdi mucizeler listenize bakın. Yaptığınız şeylerin ne kadarı mucizelerinizi destekliyor? Eğer desteklemiyorsa, mucizelerinizi yaratmak için daha fazlasını yapmayı taahhüt edin. Yeni bir ev istiyorsanız, yakın çevrenizdeki evlere bakıyor musunuz? Yeni bir iş istiyorsanız, şirketleri inceleyip onlara CV nizi gönderiyor musunuz? Hatırlayın, siz birlikte – yaratıcısınız ve yaptığınız şeyler enerjinizin mucizelerinizin akmaya devam etmesi için önemlidir ve bu aldığınız rehberliği izlemeyi kapsar.

22. Gün
Davranma Hali

Herhangi yeni bir sürecin başlangıcı, ne yaptığımızı bilmediğimiz ve öğrenmek için önemli bir zaman harcadığımız bir periyotla işaretlenir. Öğrenme sürecinde, yaptığımız şeye aşinalığa erişmek için gerekli olan yeteneklere ve anlayışa aşina oluruz. Mucizeler yaratmak da aynı şekildedir, bu yeni bir süreçtir ve bu yeni yetenekleri öğrenerek bir zaman harcamalıyız. Ancak mucizeler ile bizler sadece sahip olduğumuzu unuttuğumuz bir güce yeniden bağlanıyoruz. Böylece yaptığımız şeyi biliyormuşuz gibi davranabiliriz, çünkü ruhumuzda yaptığımız şeyi biliyoruz, mucizeler zaten gerçekleşmiş ‘gibi’ davranırken zihnimize onu yakalamak için zaman veriyoruz, çünkü Evrende mucizeler zaten önceden gerçekleşmiştir.
Bugün mucizeler listenizi gözden geçirirken, kendinizi mucizelerinize zaten sahipmişsiniz gibi davranma haline koymak için neler yapabilirsiniz? Mucizeleriniz şimdiki anda gerçekleşirken görebilir misiniz? Mucizelerin, onları istediğimiz anda gerçekleştiğini hatırlayın, realitemizde ortaya çıktıkları zaman değil. Mucizelerinizi almış olduğunuzda yapmış olacağınız gibi, pozitif, inanmış, kendinden emin ve mutlu olabilir misiniz? Sürece yardımcı olmak için, mucizeler zaten gerçekleşmiş ‘gibi’ davranın, çünkü evren’in gözünde onlar gerçekleşmiştir.

23. Gün
Mucize Zihin Hali

Mucizeler, niyetiniz ve düşünceleriniz birlikte çalıştığında gerçekleşir. Niyet, yaratıcı enerjiniz için arzu ettiğiniz form veya sonucu oluşturma sürecidir; düşünceleriniz enerjiyi ileri doğru sevk eden yakıttır. Uyum içinde birlikte çalışan düşüncelerin ve niyetin kombinasyonu olmadan, mucizeler yaratma sürecinin çok zor olduğunu görürsünüz, çünkü ilerlemek istediğiniz her seferinde, sanki bir şeyler sizi geride tutuyormuş gibi hissettirir. Veya başarı noktasına tam ulaştığınızda, her şey dağılır. Suçlu sizin düşüncelerinizdir – farkında olduğunuz düşünceler değil, her gün düşündüğünüz alışkanlığa bağlı, eski, geçmişe - dayanan negatif düşüncelerdir. Çünkü, mucizeler yaratabilmenizden önce, düşüncelerinizin ve niyetinizin birlikte çalışmasını sağlayan bir ‘mucize zihin hali’ yaratmalısınız ve yeni düşünce kalıpları geliştirmek için ‘beyninizi eğitmelisiniz’.
Mucizeler listenizi odaklanmış niyet ile okuyun ve okurken sahip olduğunuz düşüncelerinize dikkat edin. Düşünceleriniz umut ve vaat mi dolu yoksa, özellikle mucizelerinizin sonucunu henüz görmediyseniz, şüphe mi dolu? Mucizelerinizin çabasız ve sürekli şekilde gerçekleşmesi için, düşünceleriniz ve niyetiniz birlikte çalışmalı. Öyleyse şüphe yaratan düşünceleri salıverin ve mucize makinesinin yaşamınızda akmasını devam ettirin.

24. Gün
Evrensel Yasalar

Herkes Çekim Yasasına aşinadır, çünkü onunla ilgili çok fazla şey yazıldı. Ama bilinçli ve bilinçdışı seviyede çalıştığımız 12 Evrensel yasa olduğunu biliyor musunuz? Bu yasalar birbirimizle ve Yaratıcımız ile bağlantımızı, enerji akışını yöneten titreşim enerjisini, Evren’de var olan kutupluluğu (zıtlıkları) ve etrafımızdaki enerjinin bize nasıl karşılık verdiğini açıklar – bizi yönlendirmez, yönetmez veya kontrol etmez, yalnızca yapmasını istediğimiz şeyi yapar.
Evrensel yasalar yarattığınız şeye karşılık veren bir şekilde mucizelerinizi tezahür ettirmek için sizinle birlikte çalışır. Evren yargılamaz, sadece sizin enerjinize yanıt verir. Mucizelerinizle tam olarak meşgul oluyor musunuz ve onları yaratacak enerjiyle rezonansa giriyor musunuz? Sizin katılımınız olmadan mucizeleriniz tezahür etmez, kullandığınız enerjiyle başlayın. Düşüncelerinizi ve sözcüklerinizi izleyin, bunlar mucizelerinize ne tür enerji verdiğinizi bilmenizi sağlar.

25. Gün
Teslimiyet veya Direnç

Teslimiyet sözcüğünü işittiğimizde, düşündüğümüz ilk şey ‘vazgeçmek’ ve savaşı kazanamayacağımızı kabul etmektir. Teslim olmak tüm çabalarımızı durdurmak ve vazgeçmek anlamına gelmez; teslim olmanın gerçek anlamı olan dövüşmeye, mücadele etmeye son vermek anlamına gelir. Teslim olmanın zıttı dirençtir ve bir şeyin çalışması için çok gayret ettiğimiz ve hiçbir şey olmadığında bu enerjinin var olduğunu biliyoruz. Teslim olduğumuz zaman Evrensel enerji ile ilerleriz ve Evren’in bizim için en iyi olan yönü işaret etmesine izin veririz. Bu en hızlı yol olmayabilir, ama en büyük şifayı, rahatlamayı sağlayan yol olacaktır ve mucize üstatlığına ulaşmanın yolu budur.
Bugün mucizeler listenizi gözden geçirirken, direnç gösterdiğiniz alanları belirleyin. Bir mucizeyi tezahür ettirmeye ‘çalışıyor’ ve o işe yaramıyor mu? Teslim olabilir ve size başka bir yolun gösterilmesine izin verebilir misiniz? Direnciniz, nerede korku içinde olduğunuzu, bırakmaktan korktuğunuzu ve şeyleri yapmanın yeni farklı yollarını görmekten korktuğunuzu gösterir. Teslim olun, huzuru bulursunuz; Evren siz direnmeyi bırakana ve teslim olana kadar bekler ve sonra sizi mucizelerinizin gerçekleştirilmesinin yönüne yönlendirir.

26. Gün
Bağışlama veya Kızgınlık

Her birimizin bir kurban hikayesi, birilerinin acı veya travmaya neden olduğu yaşamımızda bir zaman vardır. Bazen bu kurban hikayeleri geçmiş yaşamın olaylarından bakiyelerdir ve bu yaşamımızın hedefi bağışlamayı ve kurban enerjimizi ruhsal bütünlüğe ve güce dönüştürmeyi öğrenmektir. Kızgın veya incinmiş olduğumuz için kendimizi bağışlamaktan alıkoyarken, bu sadece onu düşündüğümüz her seferinde kurban enerjisini tekrarlamaya hizmet eder. En büyük meydan okumalarımızdan biri herkesi koşulsuz bağışlamaktır ve kendimizi onlarla paylaştığımız enerjiden kurtarmaktır. Eğer bağışlamazsak, o zaman bu enerjinin düşük titreşiminde oluruz, bu da kızgınlıktır. Kızgın olmak bizi güçlü hissettirebilmesine ve bize adalet hissi verebilmesine rağmen, bunu yapmak o kişiyle veya durumla bağlantıları yerinde tutar ve bunu düşündüğümüz her seferinde güçsüzlüğümüzü ve kurban hikayemizi onaylar.
Bugün mucizeler listenizi gözden geçirirken, geçmişi hatırlıyor musunuz ve birilerinin size ‘bağışlanamaz’ bir şey yaptığını hatırlıyor musunuz? Onları bağışlayabilir misiniz, onları bağışlamak onları haklı çıkarmaz, bu enerjiden ebediyen özgürleşmenizi sağlar. Eğer bağışlamazsanız, kızgınlık içindesinizdir ve bu mucizelerinizin tezahürünü bloke eder.

27. Gün
Neredeyse Tamamladınız

30 Günde Mucizeler programının sonuna yaklaşıyorsunuz. Şimdiye kadar nasıl gitti? Tezahür eden herhangi bir mucizeniz var mı? Eğer varsa mutlu musunuz? Eğer yoksa vazgeçmeye hazır mısınız? Bu sizin kalıbınızın parçası mı, hayal kırıklığı ve hüsran ile vazgeçmek? Hatırlayın ki çoğu zaman sabır derslerimizden biridir ve hepimiz sabırla ilgili dersler alırız. Sabırlı olmak güven ve imana sahip olunduğunu gösterir, öyleyse eğer mucizeleriniz henüz tezahür etmediyse, sadece sabırlı olun ve tezahür edeceklerine güvenin.
Yaşamınızın bazı alanlarında ilerleme gördünüz mü? Zihin halimizi, sesimizi, düşünce kalıplarımızı ve inançlarımızı değiştirmek zaman alır ve uygulama gerektirir. Ve bilinçli çaba olmadan, süreç kısa vadede işleyebilir, ama bundan daha uzun işlemez. Bu programın amacı, yaşamınızda istediğiniz şeyi tezahür ettirebildiğiniz ve bunun gerçekleşmesini sağlamak için Evren ile birlikte çalışabildiğiniz mucize zihin halini yaratmaya ve mucize üstatlığına ulaşmaya yardımcı olmaktır. Bu, uygulama ve sabırla sizin için gerçekleşecektir.
Bugünkü mucizeler listenizi gözden geçirme sırasında, mucizelerinizin her birine bakın ve onların hangilerinin gerçekleştiğini görün. Bazen mucizelerin adımlar veya aşamalar şeklinde gerçekleştiğini hatırlayın, mucizenizin bir parçası sizin için tezahür etmiş olabilir. Pozitif kalın, neredeyse bitirdiniz ve şimdi vazgeçmenin zamanı değil. Sonuçlara bakın, bazen sonuçlar süptil olabilir, tezahür ettirmeyi istediğiniz mucizelere odaklanmış kalın.

28. Gün
Vakumu Doldurmak

İnsan zihni söylediğimiz veya yaptığımız her şeyin, bize söylenen ve yapılan her şeyin sonsuz hafızasına sahip faal bir makinedir. Aslında, zihin nadiren yeni düşünceleri düşünür, o sadece o andaki duruma yakından uyan mevcut düşünceyi toplar. Düşüncemizi dönüştürme bilinçli niyeti olmadan, sadece her gün aynı düşüncelerin varyasyonlarını düşünürüz. Düşüncemizi dönüştürdüğümüz zaman, düşünce kalıplarımızı değiştiriyoruz ve zihne hafızasına ekleyeceği bazı yeni düşünceler vermeliyiz. Eğer vermezsek, bir vakum (boşluk) olur ve vakumdan nefret eden zihin, boşluğu ilk elde ettiği düşünceyle doldurur.
Bu Küresel Mucize projesi sırasında, her gün mucize listenizi gözden geçirmeniz istendi. Bunun nedeni, zihnin çalışma şeklidir. Her gün listenizi gözden geçirdiğiniz ve mucizelerinize odaklandığınız zaman, zihninize yapacak bir şeyler sunuyorsunuz ve siz eski düşünce kalıplarını değiştirdiğiniz zaman, zihninize sunduklarınız yaratılan vakumu doldurur. Her gün uygulama yapmak ayrıca enerjinizi geçmişte olan bitenlere değil (geçmiş zihnin en iyi çalıştığı yerdir), ilerlemeye odaklamanızı sürdürür. Öyleyse mucize listenizi her gün görebileceğiniz bir yere koyun ve zihninizi tam şimdi yaşamınızda tezahür eden mucizelere odaklamaya devam edin. Bugün mucize listenizi gözden geçirirken, kaç tane eski düşünceyi değiştirdiğinizi görün, daha pozitif olup olmadığınıza ve yaşamınızda mucizelerin gerçekleşip gerçekleşmediğine bakın. Bu, düşünce kalıplarınızın değiştiğinin onaylanmasıdır. Tebrikler, Mucize Zihin Halinize adım atıyorsunuz.

29. Gün
Sabır ve Zamanlama

Evren ile birlikte çalışmakla ilgili hızla öğreneceğimiz iki şey, Evrensel zamanlamanın insanın zamanlaması ile aynı olmadığı ve sabrın gerektiğidir ve sabır çoğu zaman derslerimizin büyük bir parçasıdır. Hepimiz sabırsız olmaya eğilimliyiz ve her şeyin tam şimdi gerçekleşmesini isteriz, ama Evrensel yasalarla, enerji ve mucizelerle çalıştığımız zaman, şeylerin ilahi zamanlama ile gerçekleştiğini biliriz ve bu deneyimlemeyi istediğimiz zamanlama ile her zaman aynı değildir. Öğreneceğimiz bir şey, her şeyin doğru ve en mükemmel zamanda gerçekleştiğidir ve eğer süreci hızlandırmaya çalışırsak, korku ve şüphe ile sorunumuz olur. Bazen gecikme kılık değiştirmiş bir kutsamadır, olay gerçekleşene kadar onu fark etmeyiz. Ancak berrak olan bir şey vardır, Evreni zorlayamayız, onu acele ettiremeyiz ve onu gitmesini istediğimiz yöne itemeyiz. Çabalayabiliriz, ama sonuçlar istediğimiz gibi olmaz ve çok daha azı bile olabilir.
Bugün mucizeler listenizi gözden geçirirken, ilahi zamanlamanın sizin yararınıza nerde işlediğini görebiliyor musunuz, belki bir şeyleri geciktiriyordur ve size başka bir şey getiriyordur? Nerede bir sabır dersi alıyor olabileceğinizi görebiliyor musunuz? Sabır nasıl beklemek gerektiğini öğrenmek ile ilgili değildir, gücümüze ve gereksinim duyduğumuz şeyi tam olarak doğru zamanda yaratmak için bizimle çalışan hayırsever bir Evrene nasıl iman edeceğimizi öğrenmekle ilgilidir.

30. Gün
Mucizelerinizi Fark Etmek

Bu, 30 Günde Günlük Mucizeler küresel mucize programının sonudur. Son 30 günde mucize üstatlığına kişisel yolculuğunuzda size rehberlik eden bilgiler aldınız. Mucize listenizi yarattınız ve sonra enerjinizi mucizeler yaratma yeteneğinizle hizalamak için blokajları uzaklaştırmak için çalıştınız.
Mucizeleriniz sizin için tezahür etti mi? Eğer etmediyse, onların geleceklerini bilin. Mucizeleriniz beklediğinizden daha farklı bir şekilde geldi mi? Bazen mucizeler aşamalar veya adımlar halinde gelir ve eğer dikkat etmediyseniz (çünkü daha büyük bir şey umuyoruz), doğru yolda olduğumuzu, mucizemizin yolda olduğunu gösteren küçük şeyleri kaçırabiliriz. Sizin için gerçekleşen küçük şeylere, beklenmeyen kutsamalara, mucizelerinizin gelmekte olduğunu söyleyen aldığınız küçük onaylama örneklerine dikkat edin. Sizin istediğiniz aynı şeyi elde eden birinin onu nasıl almış olduğunu anlattığını dinleyebilirsiniz – bu sizin isteğinizin yolda olduğunun onaylamasıdır, başkalarının aldığının, sizin almadığınızın işareti değil. Her gün sizin için mucizelerin gerçekleşmesini bekleyin, hayal kırıklığına uğramazsınız. Ve süreç içinde mucizeleriniz de gelecektir.
Mucizeler yaratma sürecini hızlandırmanın en iyi yolu, her gün yaşamımızdaki her şey için şükran duyarak yaşamaktır. Daha fazlasını istemeden önce, sahip olduklarımız için minnettar olmalıyız. Şükranla yaşadığımız zaman, yaşamlarımızı yaratmadaki sorumluluğumuzu kabul ederiz ve böylece mucizelerimizi tezahür ettirme gücüne sahip oluruz. Evren’in enerjisi şükran ve koşulsuz sevgiye dayanır ve yaşamlarımızda bu enerjilerle yaşayabildiğimiz zaman, mucizevi hayatlar yaşamamıza izin veririz. Bu akışa adım attığımızda, realitemiz üzerinde sahip olduğumuz gücün farkında oluruz.
Mucizevi hayatlar yaratmak ve yaşamak kim olduğumuzu hatırlama sürecinin parçasıdır; Evrensel enerjiye ayak uydurarak çalışırken, hayallerimizin yaşamını birlikte – yaratabilen ilahi ve sonsuz ruhsal varlıklarız. Bunu yaptığımız zaman, her yerde herkesin de aynısını yapmasını sağlarız. Bu bizim Evren’e geri armağanımızdır, insanlığın bilincini yükseltmek ve cenneti dünyaya getirmek.

Tebrikler, mucize üstatlığına adım attınız. Ve sizlere, mucizevi yaşamınızın her gününde en muhteşem kutsamaları diliyorum.
Jennifer Hoffman
Uriel Heals

30 Günlük Mucize Üstadlığı Programı -1

Quantum Olumlama

1. Gün
Mucize Listeniz

Mucizenin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Lotoyu kazanmak mı? Zor bir durumdan kurtarılmak mı? Çaresizce paraya gereksiniminiz olduğunda sokakta yirmi dolar bulmak mı? Bu şeylerin her biri, bir arzunun tezahürüdür ve mucizenin sadece bir parçasıdırlar. Bir mucize lotoyu kazanmadan, kurtarılmadan veya para bulmadan önce gerçekleşen şeydir. Çünkü inandığımızın tersine mucizenin sonuç ile herhangi bir ilişkisi yoktur.
Bunun yerine, mucize tam ona gereksinimimiz olduğunda, sonucu yaratma yeteneğimiz ile ilgilidir. Kendi yaratıcı gücümüze iman, güven ve inanç eksikliğimizi teslim etme, istediğimiz şey için niyet oluşturma ve onu birlikte – yaratmak için Evren ile birlikte çalışma istekliliğimiz ile ilgilidir. Evren’i yardıma çağırdığımız ve onun bize yardım edeceğine tamamen güvendiğimiz an, mucizelerin gerçekleştiği andır.
Mucize gerçekte, kim olduğumuzun ve kendi realitemizde neleri yaratmaya muktedir olduğumuzun algısını değiştirdiğimiz anda gerçekleşir. Birçok şeye mucize gözüyle bakarız, ama onlar sadece yaratıcı gücümüzün tezahürleridir.
Bir mucize istediğimize karar verdiğimizde ve onu yaratma gücümüzü kabul etmeye istekli olduğumuzda, bu mucizedir. Daha sonra gerçekleşen şey sadece ayrıntıdır.
Çoğu zaman mucizeler yaratmayız, çünkü mucizelerin bizim başımıza gelebileceğine inanmayız. Veya isteriz ve tam bir şeyler gerçekleşecekken, Evren’in bizi işitmediğini veya işittiğini ama yanıtlamaya istekli olmadığını düşünürüz. Sabırlı olmak bazen mucize dersimizin bir parçasıdır.

Ev ödevi: Yaşamınızda yaratmak istediğiniz en azından 1 adet mucize listesi yaratın, 5 ten fazla olmasın. Listenizi yaratmak için takip edeceğiniz bazı bilgiler:

YAPINIZ:

Ne kadar görkemli olduğunu düşünmenize bakmaksızın, arzu ettiğiniz şeyi isteyin. Mucizeler kalbinizden gelir ve eğer kalbiniz bir şeyi arzu ediyorsa, o sizin için doğru olmalıdır. Sınırlamalar ve beklentiler olmadan isteyin, Evren’in istediğiniz her neyse yerine getireceğini bilin, ama istediğiniz şeye beklentiler eklerseniz veya sizin için mümkün olabilen şeyi sınırlarsanız, bunları yerine getirmez. Şükranla ve teşekkür ederek isteyin. Evren, isteklerimizi söyler söylemez, isteklerimiz üzerinde çalışmaya başlar, öyleyse sadece isteyin ve aldığınız şey için minnettar olun. Zamanla tezahür edecektir.
Umut ettiğiniz zaman çerçevesinde olmasa bile, alacağınızı bilerek isteyin. Evrensel zamanlama her zaman yaşamlarımızda iş başındadır ve kendi kişisel zaman çizelgemiz ile her zaman senkronize değildir.
Doğru yolda olduğunuzun onayını isteyin. Mucizenizin size geldiğinin – imanınızı kaybetmeden – ve onu alacağınızın onayını her zaman isteyebilirsiniz.

YAPMAYINIZ:

Para istemeyin. Evren enerji ile çalışır ve para sadece enerjinin bir tezahürüdür. Eğer yeni bir arabaya gereksiniminiz varsa, yeni bir araba isteyin, eğer yeni bir ev istiyorsanız, yeni bir ev isteyin ve bunların nasıl ödeneceğine üzülmeyin. Buna üzülmek, seçeneklerinizi sınırlamaktır. Başkaları için istemeyin. Bu sizin yaşamınız, sizin mucizeleriniz ve sizin istediğiniz şey. Başkaları kendi mucizelerini istemeyi öğrenmelidir ve nasıl görünürse görünsün onların yaşamları tam şimdi mükemmeldir. Ve kendi yaşamınızdaki çalışmaya koyduğunuz enerjinin üssel olarak arttığını ve yaşamınızın her parçasına ve etrafınızdaki insanlara yayıldığını hatırlayın. Onlar – hazır oldukları zaman – sizin yaptığınız değişimlerden yararlanacaktır.
Mucizelerinize zaman çizelgeleri koyun. Onlar ilahi zamanlama ile ve tüm durumlar doğru olduğunda gerçekleşir. Bazen mucizeleri beklemek zorunda kalırız, çünkü Evren, başka bir şey istediğimiz noktaya ulaşmamızı beklemektedir.

2. Gün
Başarılısınız

Her zaman başarılısınız, bu anda yaşamınızdaki her şey yaşamınızda bir noktada istediğiniz bir şeylerin başarılı yaratımını temsil eder. Sizin için şu anda işe yaramıyor olabilmesine rağmen, onu yarattığınız anda, tam olarak istediğiniz şeydi, size neşe getireceğini ve yaşamınızı bir şekilde daha iyi yapacağını düşünmüştünüz.
Mucize listenize bakın ve tam şimdi yaşamınızda var olan bir şeyleri değiştiren bir şeyler yaratmak isteyip istemediğinize bakın. Örneğin, eğer yeni bir iş istiyorsanız, şu anda sahip olduğunuz işi bir başarı olarak görün.

3. Gün
Yanlış Olan Hiçbir Şey Yok

Evren’de doğru, yanlış yoktur, iyi kötü yoktur. Her şey olduğu şekliyle mükemmeldir ve yaşamınız mükemmel yaratımınızı temsil eder. Şu andaki durumumuzdan rahatsız olduğumuz zaman, bunu nedeni enerjimizin değişmesidir, yeni olaylar için hazır olduğumuz yeni bir enerji titreşimindeyiz. Enerjinin sürekli hareket halinde olduğu dinamik bir Evren’de yaşıyoruz. Enerjinizi değiştirdiğiniz için, şimdi başka bir şeye hazırsınız ve bu daha önce sahip olduklarınızı yanlış hale getirmez. Her şey olduğu gibidir. Yargılamanın dışında kalın ve odağınızı mucizelerinizde tutmaya devam edin. Mucize listenize bakın ve yaratmayı istediğiniz mucizeleri yaratmak için yaşamınızda neleri değiştirdiğinizi not edin. Maddi sorununuz varsa, kendinizde yanlış bir şeyler yapmadığınızı hatırlatın. Bolluk, bolluk tutumuna sahip olduğumuz ve istediğimiz şeylerin daha büyük bolluğunu yaratmaya hazır olduğumuz zaman gerçekleşir. Yanlış hiçbir şey yapmadınız, o zamanlar hak etmiş olduğunuz şeyi yaratmıştınız. Şimdi farklı bir şeye hazırsınız.

4. Gün
Yanlış Olan Hiçbir Şey Yok

Siz yaratıcısınız, yaşamınızın her veçhesini yaratmak için Evren ile çalışıyorsunuz. Herkesin sahip olduğu gibi sınırsız güce sahipsiniz. Hiç kimse başkalarından daha fazla güce sahip değildir. Neşe veya acı, mutluluk veya üzüntü, huzur veya kaosu yaratan gücümüzü bu şekilde kullanırız. Kendi realitemizin herhangi bir veçhesini dönüştürmek için, tam şimdi, şu anda mevcut olanın sorumluluğunu almalıyız. Sorumluluk alarak, realitemizi yarattığımız gücü onaylıyoruz. İstemediğiniz bir yaşamı yaratmak için kullandığınız güç, istediğiniz yaşamı yaratmak için kullandığınız güç ile aynıdır, sadece gücünüzü farklı bir şekilde kullanmış olursunuz. Bugün, yaşamınızdaki değiştirmek istediğiniz her durumu yazın. Yazdığınız her bir durumun yanına, ‘bundan sorumluyum ve onu dönüştürme gücüne sahibim’ yazın. Sorumluluğu alın, böylece hayallerinizin yaşamını yaratmak için gücünüzü bilinçli bir şekilde kullanabilirsiniz.

5. Gün
Bağımlılığı Bırakmayı Anlamak

İstediğimiz şeylere bir çok bağımlılıklarımız olur. Bunun nasıl mümkün olacağı, bunun gerçekleşmesi için başkalarını ne yapacağı, bunun gerçekleşmesi için bizim neler yapmamız gerektiği, ne kadar zaman, para ve enerji gerektiği vs… Bağımlılıklarımızın listesi çok uzundur ve karmaşıktır. Bu ayrıca korkularımızı ve şüphelerimizi temsil eder, bu şekilde Evren’in istediklerimizi sağlama yeteneğine tamamen güvenmemiş oluyoruz. Ve bağımlılıklar geçmişten gelir – bunlar daha önce her şeyin gerçekleşmiş olduğu yoldur.
Sonuca bağımlılığımızı bıraktığımız zaman, Evren’in mucizelerimizi mükemmel şekilde aktarmasına izin veririz. Yönergelerden biri para istememekti – para sadece enerjidir ve Evren her zaman para ile çalışmaz. İstediğimiz şeyleri mucizevi, şaşırtıcı şekillerde yaratabilir, bu yollara para her zaman dahil değildir. Ama her şeyin para gerektirdiği inancına bağlı kalırsak – ve hiç paramız yoksa – mucizeler yaratma yeteneğimizi sınırlarız. Şüphesiz, Evren bize para verebilir, ama ayrıca başkalarından armağanlar, beklenmedik sürprizler ve yardım alabiliriz. Bağlılığı bırakarak, Evren’in mükemmel şekillerde çalışmasına izin veririz. Ve hatırlayın, sizin mucizeniz başka birinin duasına yanıt olabilir, Evren bunu bilir, ama siz bilmeyebilirsiniz.
Mucizeler listenize bakın ve bu mucizelerin nasıl gerçekleşeceği ile ilgili sınırlamalar veya koşullar yaratan sahip olduğunuz bağımlılıkları yazın. Şimdi bunların ne olduğunu bildiğiniz için, bunları salıvermek ve inanca adım atmak için çalışabilirsiniz, böylece bunlar mucizelerinizin yaratımına müdahale etmez.

6. Gün
Geçmişi Hizalamak

Geçmişimiz, bu ana kadar yaşamımızda gerçekleşmiş olan her şeyi kapsar. Bir dakika önce geçmiştir. Geçmiş deneyimlerimiz şu andaki eylemlerimizin temelini oluşturur, insan zihni bu şekilde işler. Hayal kırıklıkları, mutsuzluk veya yolumuzda blokajlar deneyimlediğimiz zaman, ‘bunu bir daha yapmayacağımızı’ hatırlatan bilinçsiz hatırlatıcılar oluştururuz. İleri doğru gidebileceğimiz bir durumun ortaya çıktığı her seferinde, geçmişin anıları bu seçimin ne kadar güvensiz olduğunu ve nasıl başaramayacağımızı bize hatırlatmak için hücum eder.
Geçmişi, belirli bir zihin yapısıyla elde ettiğimiz sonuçların hatırlatıcısı olarak kullanabiliriz. Örneğin, belli türde bir romantik partner seçmek kırık bir kalple sonuçlanır. Öyleyse farklı bir şekilde seçmek için zihin yapımızı değiştirebiliriz veya kalbimizin kırılmaması için ilişkilerden tamamıyla uzak kalmak için geçmiş deneyimimizi kullanabiliriz. Zihin yapımızı değiştirmek geçmişi değiştirmez, ama farklı sonuçlar yaratan farklı seçimler yapmamızı sağlar.
Bugün, mucizeler listenize bakın ve mucizelerinizin her bir için, geçmişinizin bir blokaj yaratıp yaratmadığına bakın, bu blokaj şüphe, korku veya o sürece güven eksikliği olabilir. Zihin yapınızı değiştirdiğinizi hatırlatın, bu sizin için sonucu değiştirir. Mucizeleriniz, geçmişte ne olduğuna bakmaksızın şu andaki yeni zihin yapınızdan yaratılacaktır.

7. Gün
Şimdiki An Önemlidir

Geçmişi ait olduğu yere, geçmişe koyabildiğinizde, şimdiki anda yaşayabilirsiniz, çünkü şimdiki an yaşamınızdaki en önemli yerdir. Geçmiş tarihtir, gelecek sizin her bir anda yaptıklarınızdan yaratılır.
Bugün, mucizeler listenize bakın ve mucizelerinizin tezahür etmesi için şimdiki anda, zamanda bu noktada ne yapabileceğinize bakın. Düşüncenizi değiştirebilir misiniz, yeni insanlarla tanışır mısınız, bir CV gönderir misiniz veya birilerini arar mısınız? Nasıl yönlendirilirseniz, onu yapın, korktuğunuz bir şey olsa bile. Zihin halinizi değiştiriyorsunuz ve şimdiki anda yaptığınız yeni seçimlerden sürekli olarak yaratılan bir geleceği bu şekilde yaratırsınız.

8. Gün
Nelerden Korkuyorsunuz

Evren’de iki enerji vardır, korku ve koşulsuz sevgi. Gri bölgeler yoktur – bunları yaratan biziz. Koşulsuz sevgi olmayan şey korkudur. Ve korku bir çok şeyi kapsar, şüphe, iman yokluğu, kendini – sabote etme, inkar ve bir çok başka şey. Korkunun geçmişten geldiğini hatırlarsak – şu anda veya gelecekte korku içinde olmayız, çünkü hiçbir şey olmamıştır – başımıza daha önce gelmiş olan şeylerden korktuğumuzu anlayabiliriz. Hatırlayın, mucizeler yaratmak için zihin halimizi değiştirme üzerine çalışıyoruz, öyleyse korkmak için bir neden yok, çünkü korku geçmişin parçasıdır.
Bugün, mucizelerinizin her birine bakın ve bunlarla ilgili inançlarınızda şu anda herhangi bir korku olup olmadığına bakın. Başarıdan, hayatınızın nasıl değişebileceğinden, başkalarının ne düşünebileceğinden, yeni, harika deneyimlerinizi uygulama yeteneğinizden korkuyor olabilirsiniz. Korkuyu tespit etmek önemlidir, çünkü korkularınızın ne olduğunu bildiğinizde, artık onlardan korkmak zorunda olmazsınız. Korkularımızı görmeye izin verene kadar, onların çoğunu bilmiyoruz ve korkularımızın ne olduğunu bildiğimiz zaman, onlarla barış yapabiliriz.

9. Gün
Spiritüel Kaynaklarınızı Kullanın

Spiritüel yolumuz bir öğrenme, iyileşme, büyüme ve dönüşüm yoludur. Bu, bireysel bir yolculuktur ve her birimizin izleyecek kendi spiritül yolumuz var. Başkalarının yardımı olmadan yaşamdaki meydan okumalarla yüzleşmek zorunda olabilmemize rağmen, bize yardımcı olmak için mevcut olan spiritüel bir ekibimiz var. Bunlar meleklerimiz ve rehberlerimizdir, bu yolculukta bize yardımcı olmayı kabul ettiler ve buraya yapmak üzere geldiğimiz şeyi hatırlıyorlar.
Meleklerimiz ve rehberlerimiz, spiritüel kaynaklarımız yaşamlarımıza müdahale edemezler, ama onlardan yardım istemeyi hatırladığımız zaman, bize yardım edebilirler. Onlarla düzenli bir iletişim kurduğunuz zaman, yaşamınızda onların varlığının daha fazla farkında olursunuz ve size verdikleri mesajları işitebilir ve anlayabilirsiniz.
Başmelek Uriel, onunla ilk kez çalışmaya başladığımda, kanallıkla bana bir kitap yazdırdı, ‘Melekleriniz ve Ruhsal Rehberleriniz ile İletişim Kurmak’, bu kitabı www.urielheals.com sitesinden ücretsiz olarak indirebilirsiniz. Eğer bunun size yardımcı olacağını hissediyorsanız, onu indirin ve okuyun, böylece onlarla nasıl çalışacağınızı bilirsiniz, sizinle nasıl iletişim kurduklarını anlarsınız ve onların sevgi ve destek mesajlarını işitebilirsiniz.
Bugün, mucize listenize bakarken, bunu tek başınıza yapmadığınızı anlayın. Meleklerinizden ve ruhsal rehberlerinizden mucizelerinize yardımcı olmalarını isteyebilir misiniz? Size sevinçle hizmet etmeye istekliler ve yaşamınızda onlar için yer açtığınızda size hizmet edebilirler. Mucizelerinizi tezahür ettirmenize yardım etmek için orada olan spiritüel kaynakların farkında olmak için, her gün birkaç dakika zaman ayırmak iyidir.

10. Gün
Neyi Bekliyorsunuz

Yaşamımızı beklentilerle veya güvenle idare edebiliriz. Beklenti halinde olduğumuzda, neyin gerçekleşeceğini her zaman biliriz, çünkü bu geçmişte gerçekleşmiş olan şeydir. Güven içinde olduğumuz zaman, neyin gerçekleşeceğini bilmeyiz ve bu tedirgin edici bir süreç olabilir. Ancak mucizeler yarattığımızda ve zihin halimizi değiştirdiğimizde, beklentilerimiz ile ilgili ne yapacağımıza karar vermeliyiz.
Beklentilerimiz gerçekleşeceğini ‘bildiğimiz’ her şeyi kapsar, ‘inanç’ mümkündür, beklentimiz belli bir şekilde gerçekleşecektir, çünkü geçmişte de her zaman bu şekilde oldu. Eğer daha önce mucizeler yaratamadıysanız veya yapmaya çalıştığınız her şey bir şekilde tersine dönüyorsa, bunun nedeni beklentileriniz olabilir.
Bugün, mucize listenize bakın ve her bir mucize için, onunla ilgili sahip olduğunuz beklentileri yazın, hem bu mucizeleri bloke edenleri, hem de onları yaratmanıza yardımcı olanları yazın. Beklentilerinizi anlamak, geçmişte ne olmuş olursa olsun, kendinizi şimdiki anda mucizelerinizi çabasızca tezahür ettirebilmenin titreşimine koymanıza yardım eder.

11. Gün
Fikirler

Fikirlerimiz, kendimiz ile ilgili sahip olduğumuz inançları ve başkalarının adapte olduğumuz inançlarını kapsar. Diğerleri başkalarının pozitif fikirlerine sahip olabilirken, bizim hatırlayabildiklerimiz negatif fikirler olabilir; yeteneksizliğimizi, değersizliğimizi ve hatalarımızı onaylayan o negatif inançlar. Yaşamımızın herhangi bir anında birilerinin bizim için kullandığı, başarılı olamayacağımız, istediğimiz şeyi yaratamayacağımız veya hatta yaratmaya çalışamayacağımız anlamında yorumladığımız basit bir ifade, yaşamımızın her alanını etkileyen bir inanç yaratır.
Bugün, mucizeler listenizi gözden geçirirken, başka birilerinin fikrinden dolayı başaramayabileceğinizi düşündüğünüz bazı mucizeler olup olmadığına bakın. Bir zamanlar birinin size mucizeler yaratamayacağınız inancını yaratan bir şeyler söylediğini hatırlıyor musunuz? Kendinizle ilgili, değerliliğinizi ve yaşamınızda mucizeler yaratma yeteneğinizi onaylayan yeni bir fikir yaratabilirsiniz. Bunu bugün yapın ki, böylece negatif fikirleri, pozitif fikirlere dönüştürebilirsiniz.

12. Gün
Kendi İyi Şeylerinizi Yaratın

Yaşamınızdaki her şeyi siz yaratırsınız ve sadece siz yaratabilirsiniz. Başka hiç kimse sizin için bir şeyler ‘yapamaz’ veya sizin için bir şeyleri gerçekleştiremez. Eğer bir kurtarıcı veya yaşamınızı daha iyi yapacak birini arıyorsanız, istediğiniz şeyi bulamadan kendinizi bir durumdan diğerine, bir insandan diğerine gider durumda bulursunuz. Yaşamınızda yaratmayı istediğiniz iyi şeyler sizinle başlar. Başkaları buna katılabilir, ama bunun gerçekleşmesi için niyeti ve enerjiyi siz oluşturmalısınız.
Bugün mucizeler listenizi gözden geçirirken, yaşamınızda size gelmesini istediğiniz kendi iyiliğinizin, tüm mutluluğunuzun, neşenizin, huzurunuzun ve sevginin yaratımından kendinizin sorumlu olduğunuzu hatırlayın; bunların gerçekleşmesi için ettiğiniz niyetler ve verdiğiniz enerjiyle. Mucizeler listenizi iyi şeyler yaratmaya bir adım olarak görün, o zaman sürece katılacak olan durumları ve insanları çekersiniz.

13. Gün
Kurban Zihin Hali

Kurban paradigması insan deneyimimizin bir parçasıdır. Her insanın değersiz, küçümsenmiş veya güven eksikliği hissettiği yaşamının bir alanı vardır. Bu bize kontrol dışında olduğumuz veya başkalarının bizden yararlandığını hissettiğimiz alanları bize gösterir. Ama başka bir seviyede, gücümüzü başkalarına verdiğimiz veya kendi yaşamımızda gücümüzü kullanmadığımız alanlarda bir kurbanız. Bu alanlar bize görmezden gelemeyeceğimiz şekillerde gösterilir ve bizim için ders istediğimiz şeyleri yaratmak ve gücümüzü başkalarına vermeye son vermek için yaşamımızda kendi gücümüzü kullanmayı öğrenmektir.
Bugün listenizi gözden geçirirken, bunu daha önce yapamamış olduğunuz için kurban gibi hissediyor musunuz, başkalarının sizi bloke ettiğini hissediyor musunuz veya kendinize zaman bırakmayacak şekilde insanlara ve durumlara birçok vaatlerde bulunuyor musunuz? Gücünüzün kontrolünü nasıl ele geçirip yaşamınızda bir galip olabilirsiniz? Gücünüz, ona bağlanmanız için her zaman oradadır, böylece mucize üstatlığınıza adım atabilirsiniz ve gücünüzün farkında varma, kabullenme bu süreçteki ilk adımdır.

14. Gün
Hangi Ses Daha Yüksek

Hepimiz iki sese sahibiz, istediğimiz şeyi beyan eden dış sesimiz ve geçmiş hayal kırıklıklarımızı veya hatta mahcubiyetlerimizi işaret ederek çoğu zaman geçmişte ne yapmış olduğumuzun, bunun bizim için nasıl işlemeyebileceğinin bir hatırlatıcısı olarak hizmet eden iç sesimiz. Bu ses ‘iç sesinizdir’ ve size ait olmayabilir, başkalarının size söylediği şeyleri veya hatırlamadığınız geçmiş olaylara dayanarak, yetenekleriniz veya değeriniz ile ilgili sahip olduğunuz kabullenmeleri temsil edebilir.
Bugün mucizeler listenizi gözden geçirirken, iç sesiniz mucizeleriniz ile ilgili neler söylüyor? Şüpheyi, korkuyu veya inançsızlığı mı ifade ediyor? İç sesinizi dinleyin, çünkü o mucizeler yaratmanızı engelleyen sestir. İç ve dış sesiniz dengede olduğu zaman, mucizeleriniz işler. Dengede olmadığında, sürekli olarak bir şeyleri yaratmayı isteyerek mücadele edersiniz ve iç sesiniz tarafından temsil edilen kendi korkularınız tarafından durdurulursunuz. Mucizelerinizin çabasız ve korkusuz tezahür etmesi için güvenli bir yer yaratmak için bu iki sesi nasıl dengeleyebilirsiniz?

15. Gün
Büyük Düşünün

Evren her dileğimize karşılık verir ve eğer istediğimiz şeyi tezahür ettirmiyorsak, çoğunlukla bu istemediğimiz için değildir, yeterince istemediğimiz içindir. İstediğimiz şeyin çok fazla olup olmadığını veya istediğimiz şeyi alıp almayacağımızı merak edip isteyerek onu yargıladığımız zaman, kendimizi sınırlıyor oluruz. O zaman Evren korkularımıza karşılık verir, arzularımıza değil.
Bugün listenize bakın ve mucizelerinizin her biri için, gerçekten istediğiniz şeyi istemiş olduğunuzdan emin olun. Yeterince büyük düşündünüz mü? Sahip olabileceğiniz şey yerine arzuladığınız şeyi istediniz mi? Potansiyeliniz korkularınızla sınırlıdır, öyleyse yapabileceğiniz kadar büyük düşünün, sonuçlar sizi hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

16. Gün

Çekim Yasası Nedir ?

Son günlerin popüler konularından biri olan “çekim yasası”, özellikle “Secret” (SIR) kitabı ile beraber gündeme geldi. Bu kitabı kısaca özetleyecek olursak düşün-iste ve olsundu; özellikle kitapta bulunan para, sağlık, kariyer gibi insanların ortak arzularına yönelen kitap, kısa sürede popüler oldu ve insanlara bu anlatım yeni bir çıkış yolu olarak sunuldu.

Acaba bu bilgiler yeni mi keşfedilmişti? Yahut bu düşünce sistematiğinin doğruluğu ne kadar ölçülebilir, ne kadar bilimsel olabilirdi? Gerçekten hayatımızdaki her şeyi biz mi hayatımıza çekiyorduk?

Çekim yasası, kuantum, olumlama ve kişisel gelişimin iç içe geçtiği şu günlerde aslında bu konuların birbirinden o kadar da uzak olmadığının farkına varmamız gerekmekte. Şu an piyasada bulunan kitaplar, yazılar, makaleler oldukça karmaşa yaratmış durumda. Aslında bu kavrama sadece bir düşünce sistematiği olarak bakmak ve iste olsun demekle çok basite indirgemiş olunuyor. Çekim yasasını bir evren kanunu olarak kabul etmek ve bunun yıllardır süre geldiğini kabul etmek gerekli. Yani yaşamlarımızdaki olayları kişileri kendimiz hayatımıza çekmekteyiz, evrendeki her varlığın birbirine bağlı bir ağ üzerinde olduğu, her hareketin, her düşüncenin, her inancın ve her davranışın bu ağ üzerinde etkileşime sebep olarak tüm kanalları etkilediğini savunmaktadır bu yasa. Daha şekilsel olarak hafızamızda canlandıracak olursak evreni gerilmiş rengarenk bir kumaş olarak düşünün bu renkler para, sağlık, mutluluk, üzüntü, dert, zorluklar gibi kavramları temsil etsin ve üzerine camdan yapılmış bir top koyduğumuzu, bu top içerisinde bize dair olan düşünceler, davranışlar inançlar var, yani bizi temsil etmekte. Topu nerede gezdirirsek ağırlığından dolayı kumaşın içine bir çökme meydana getirip içinde gömülecektir, çevresindekileri kendine doğru çekecektir ve üzerinde bulunduğu rengi yansıtacaktır yani kendimizi hangi noktaya yönlendirirsek o renk tarafından etrafımız sarılmış olacak o rengi yansıtıp, hem kendimizi hem de çevremizdekileri etkilemiş olacağız.

Çekim yasasının olumsuz yanı ise kendimize hakim olamayıp negatif düşüncelerin girdabından alamazsak, hayatımızı bu düşüncelerin içine sürüklemiş oluruz. Aslında bu da gösteriyor ki hayatımıza dair ne varsa bunların sorumlusu biziz. Çünkü onları biz hayatımıza çektik olumlu ya da olumsuz isteklerimiz hep oldu ama yeterince, her şeyimizle isteyemedik, belkide bir şeyleri haketmediğimizi düşündük.

Çekim yasasına bir disiplin olarak baktığımızda, düşüncelerimiz, inançlarımız, duygularımız ve isteklerimizi aynı hizaya getirmeli ve bu doğrultuda hareket etmeliyiz, gerçekten içimizden gelerek düşüncelerimizi ve isteklerimizi hak ettiğimizi hissetmeliyiz. Eğer her şeyinizle kendinizi düşüncelerinize inandırırsanız bu disiplinde başarılı olabilirsiniz.

Hoşgörü Faydalı mı ?

Bir ilkokul öğrencisinin "hoşgörü" konusunda sorduğu soruya sizlerden gelen yanıtları paylaşıyoruz.


Soru: İlkokul öğrencisi bir okurum bana sormuş: Hoşgörülü olmanın bize faydaları nelerdir? Ben de şimdi size soruyorum: Hoşgörülü olmanın bize faydaları var mı? Varsa neler? Hoşgörülü olmanın zararlı olduğu durumlar var mı? Varsa neler?

Cevap: Hoşgörülü olmak, her şeyi ve herkesi severek olduğu gibi kabul etmek olarak algılıyorum. Bence bunu becerebilmek, insanları koşulsuz sevmeyi, menfaat gözetmemeyi, sabırlı olmayı öğretir. Kişiye, kendisi gibi davranma hakkı olduğunu ve bunu sevgiyle karşıladığımızı söz ve davranışlarımızla gösterirken, başka insanlara, hayvanlara ve doğaya zarar vermesine hoşgörü göstermemeliyiz.

Cevap: hoşgörülü olmak insana maddi ve manevi unsurlar kazandırır. hoşgörüyü yerinde ve doğru insana gösterirsek amacına ulaşır. aksi taktirde hüsrana uğrarız

Cevap: Hoşgörü karşılıklı olduğu zaman faydalıdır, herkese mutluluk ve huzur verir diye düşünüyorum. Örneğin trafikte birisi size küfür ederse, haksız bile olsanız hoşgörülü olabilir misiniz? Yolda yürürken size çarpıp geçen kaba saba birine nasıl hoşgörülü davranabilirsiniz? adam öldüren, bomba koyanlara vs. de öyle. Birilerinin kötü davranışlarına tahammül etmekle neyi değiştirebiliriz kendimiz üzmekten başka? Tek taraflı oldukça hoşgörü daima bize zarar verir diye düşünüyorum.

Cevap: Hoşgörülü olmak insanın olgun ve dengeli olduğunu gösterir toplum içinde sevilirsin en zor insanlarla bile sohbet etme şansın var zararı ise dengesiz insanların bu tur davranışların sadece bir eziklik ve korkaklık olduğunu söyler .

Cevap: gerçekten hoş görmeyi başarabiliyorsak, bu bizi huzurlu yapar. zihnimizi genişletir. daha çok gülümseriz. büyük resmi daha net görürüz ama hoşgörümüz dildense, sadece bilinçaltımızda olumsuzluk biriktirmiş oluruz ve bu bir süre sonra bir öfke patlaması ve memnuniyetsizlikle bize döner. gerçekten hoşgörülü olmayı başarabiliyorsak bunun diğerleri tarafından istismar edilmesi gibi durumlarda oluyor.böyle bir durumda, her şeyin farkında olup da gene de huzuruna sahip çıkan insandan daha büyüğü yok diyorum.

Cevap: Hayatımıza giren her insan, aileden veya farklı tanışıklıklardan, hepsi de başka başkadır. Biri diğerine benzemez, başka başka özellikler taşırlar. Buna biz de dahiliz. Tabi ki bunda hem taşıdığımız genetik özellikler hem de içinde yetiştiğimiz sosyal ortam etkili. Kimi zamanlarda başkalarını anlayamadığımızı hissederiz. Neden böyle yaptı ki ya da ben olsam asla böyle yapmazdım gibi yorumlar yaparken buluruz kendimizi. İşte böyle durumlarda hoşgörü kurtarıcımız gibidir. Ancak hoşgörümüz sayesinde diğer insanları anlamaya başlarız ve onlarla iletişim kurarız. Bence hoşgörülü olmayan bir insan yalnız kalmaya mahkumdur. Etrafımıza baktığımızda aslında bize en yakın, en sıcakkanlı gelen insanların ne kadar da hoşgörülü olduklarını fark ederiz. hoşgörü insana sosyal çevre sağlar ve farklı özellikleri, farklı kültürleri tanıma fırsatı tanır. Nasıl doğada onca farklı canlı bir arada ama kendi özelliklerini kaybetmeden bulunuyorsa, bizler de hoşgörüye tutunarak bunu başarmalıyız.

Cevap: tabi ki var herkes hoşgörüye sahip olamaz.eğer hoşgörülü isen kazanan, sevilen, değer verilen kişiler listesinde olursun. O da senin mutlu olmana sebeptir.

Cevap: hoşgörülü olmak sadece etrafındaki insanlara karsı gösterdiğin bir şey değildir hoşgörülü olmak insanın zaman zaman kendisine de göstermesi gerektiğini düşündüğüm bir erdemdir. insanlar hayatta hep pürüzsüz yasayamazlar hatalar yapabilirler her şey insanlar için. ama önemli olan ne kadar çok düştüğümüz değil, düştüğümüzde ne kadar çok ayağa kalkabildiğimizdir. hataları için insanları yada hatalarımız için kendimizi suçlamamalıyız. anlamaya çalışmalıyız dinlemeyi bilmeliyiz ancak bu şekilde mutlu olup hatırlanabiliriz. hoşgörülü olmak insanın değer yargılarını genişleteceği gibi çevresinde de sevilmesini ve farklı olmasını sağlayacaktır.

Cevap: aslında bilemiyorum. Şimdi hoşgörü kelimesinin sözlükteki tam karşılığına baktım da. Dayanmak, katlanmak, tahammül etmek. Son anda sarı ışıkta geçebilmek için gaza basıp yeşil ışıkta geçen, insanların hayatını tehlikeye düşüren insanlara dayanıyoruz, yerlere tüküren insanlara dayanıyoruz, bugün yerli malı haftasını kutlayacağız gelir misin dediğim velimin bana arkadaşlarımla buluşucam günümüz var demesine dayanıyoruz, müşterisine çok kötü davranan esnafımıza dayanıyoruz, belediye otobüslerinde ayakta 3 saat yolculuk yapmak zorunda kalmamıza dayanıyoruz...vs bunlar aklıma gelenler. Biz bu konularda hoşgörülü olmaz isek Türkiye'de yaşamak mümkün mü sizce. Bu olaylarla karşılaşmamak için ya eve kapanacaksınız ya hoşgörülü davranacaksınız. Ya da bir eğitimci olarak sesinizi düşüncenizi duyurabildiklerinizi topluma kazandırmanın hazzı size yetecek. Hoşgörülü olmak bizim toplumumuzda zararlı. o kadar çok şeye tahammül etmek zorunda kalıyoruz ki kendimize bile yabancılaşıyoruz. Bence artık hoş görmemeliyiz. Hoş gördükçe hiçbir şey düzelmiyor. Bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığından çıkmalıyız. Bu konular hoş görülmemesi gereken konular ama tahammül edebileceğimiz konularda var. Hoş görebileceğimiz. Benim mesleğim hoşgörülü olmayı gerektiriyor. Kişisel sınırlarıma girilmediği sürece hoş görüyorum ben başkasının kişisel sınırlarına girmediğim sürece hoş görülüyorum. Ama söylediğim gibi toplumsal yaşamımızda çok fazla hoşgörülüyüz.

Cevap: hoşgörü kısa vadede insanın kendini mutlu iyi hissetmesini sağlar. Ayrıca kaybedeceğimiz bir şeyi kazanmamızı ve hayat bu sayede belki de bir bireyi daha kazanır. Kim bilir bir birey de hayatı kazanır bizim küçük bir hoşgörümüz ile. Adı üstünde 'Hoş görmek' bir olayı durumu kişiyi iyi noktasından yakalayabilmek.neden olmasın?

Cevap: Hoşgörü vb tavırlar dozajında olursa çok faydalı. Ama sınırı geçince fayda yerine zarar getirir bence.

Cevap: Hoşgörülü olmak bir felsefedir. Hz.Mevlana'nın düşünce örneklerini irdelemek bu konunun ne kadar önemli bir toplumsal öge olduğunu ispatlar diye düşünüyorum.

Cevap: hoşgörü bir kere dinimizin bize verdiği bir şey, insan hayatında çok önemli bir özellik ne kadar büyük bir erdemdir o hoşgörülü olmak demek sabretmeyi bilmek demek insanı insan olduğu için sevmek demek ve affedilmeye değer olduğunu bilmek demek. Ve en önemlisi bu davranışların karşılığını almak yani herkes tarafından saygı değer bir insan olmayı başarmışız demektir sevilmeye layık biriyizdir ama hep hoşgörü de yok. Aynı olaya on kere hoşgörü gösterilmez hoş gördüğümüz kişinin veya olayın eğrisini doğrusunu güzellikle de anlatalım ki bir daha ki sefere o kişi aynı şeyi yaparken iki kere düşünsün

Cevap: insanın belki en zor yapabildiği şeydir. hoşgörülü olmak aileden başlasa şimdi bambaşka bir toplum olurduk.

Cevap: kesinlikle uzun vadede olabilir. Fakat bana sorarsanız ben hep zararını gördüm hoşgörülü olmak demek söylemek istediklerinin hep boğazına düğümlenmesi demek

Cevap: aynı kişiye sürekli aynı hoşgörüyü gösterince, o kişi kendisini ilah zannedip, nede olsa problem etmez kendisine diyerek daha dikkatsiz davranabiliyor...

Cevap: Dün TRT 2 de Amerika'da yaşayan bir profesörü tanıtıyorlardı. Profesör stres ile ilgili genlerin türlü hastalıklara sebebiyet verdiğini en başta, sonradan oluşan şekere sebep olduğunu bulduğunu anlatmıştı. Stresi yaratan etkenlerden birisi de hepimizce malum sinirlenmemiz. Hoşgörülü olmuş olsak, sinirlenmeyecek, strese girmeyeceğiz. Ne yaparsak aslında çevremizdekilere karşımızdakine yapmıyoruz, kendimize yapıyoruz. Hoşgörülü olmanın en başta kendimize yararı olduğu bilim kanıtlıyor. Kur'an da bir ayette "Ne yaparsanız kendinize yaparsınız" yazıyor. Mevlana" hoşgörülülükte deniz gibi ol, başkalarının kusurlarını örtmede gece gibi ol" diyor. Ben hoşgörülülük içine başkalarının kusurlarını örtmenin de girmesi gerektiğini düşünüyorum. Kusur arayan ve karşısındakinin kusurlarını büyüten ve gören insan aslında kendisini de geriyor. Kusurları görmeyen ve örten insan ise daha yumuşak ve negatiflikten uzaklaşmış oluyor. Hoşgörülü olmayan hem çevresine, hem kendisine zarar veriyor. Hayatı olduğu gibi kabullenmeyi başarabilmek, hoşgörüden geçiyor.

Cevap: hoşgörünün ne olduğu, hoşgörülü olmanın zararlı olduğu durumlar var mi sorusunun yanıtını zaten açıklıyor. insan kendisine zarar veren şeyler için hoşgörü gösterir yani hoşgörülü olmanın insana faydası yoktur...

Cevap: Hoşgörülü olmanın bize fayda sağladığına inanmıyorum. Bizim kültürümüzde hoşgörü her haksızlığı, her yanlışı, her noksanı görmezden gelme gibi bir durumu ifade ediyor hal böyle olunca sorumluluk almayan bireyler çoğalıyor; duymayan, görmeyen, anlamayan bir toplum oluyoruz. Kanımca ''mış gibi yaşamlar'' hoşgörüyle başlıyor. Hoş gör demek bana, boş ver, aldırma, yok say gibi çağrışımlar yapıyor. Halbuki hiç bir olay, sorun yok sayarak çözüme ulaşmaz. Örneğin: her gün sokağa, caddeye atılan çöpler hoş görüldüğü için yıllardır çöpler atılmaya devam ediyor; binlerce insan caddelere, sokaklara çöpleri sürekli atmaya devam ediyor; az sayıda belediye temizlik çalışanı sürekli bu atılan çöpleri topluyor. Birileri sürekli kirletiyor hoşgörü var sorumluluk yok amaan kim temizlerse temizlesin ben kurtulayım da çöpten diye kaldırıp attığımda sokağın, caddenin orta yerine beni görenler hoş göreceğine dur bir dakika bu çöpten sen sorumlusun; ortak alanlarımızı kirletmeye hiçbirimizin hakkı yok dese gerçeği ortaya koysa mı iyi olur yoksa hoş görse görmezden gelse mi iyi olur. Bence hoşgörü hataların, noksanların farkına varılmasını engeller.

Cevap: toplumsal barışın temel taşıdır. olmazsa olmazıdır. insanlığın ilk gereksinimidir.

Cevap: hoşgörülü olmak, iyi yada kötü olarak niteleyebileceğimiz bir olgunun varlığını objektif olarak kabul etmek, üzerinde düşünmek fakat yargılayıcı olmamak demektir. Özünde saygı ve genele dönük bir sevgi vardır. Bu duygular aynı zaman da kendimize yöneltmiş olduğumuz duygulardır. Hoşgörülü olmak her türlü davranış yada düşünceyi olduğu gibi almak ve tepkisiz olmak değildir. Zararlı olan hoşgörü değil, edilgenliktir. Bu anlamda bana göre hoşgörüden kimseye zarar gelmez.

Cevap: bir kıza hoşgörülü olunca onu kaybediyorsun. çok iyisin sen diyor ve terk ediyor. Sıradan bir arkadaşına hoşgörülü davrandığında salak oluyorsun. tabi karşındaki en az senin kadar iyi değilse ve bence hoşgörülü davranacaksa insan karşısındakinden bir çıkarı olmamalı.

Cevap: "Hoş" "görmek". Eğer bunu kalıcı bir alışkanlık haline getirirsek... yaşamımız çok hoş olurdu her şeyi hoş görerek.

Cevap: hoş görülü olmak! Bence her insana hoş görülü olunca ters tepki de verebiliyor.

Cevap: Hoşgörü kişiden kişiye değişebilen bir kavram (kime, ne kadar, nasıl ve ne zaman gösterilecek vb) Bence yerinde, dozunda ve hak edene gösterildiğinde, bulunulan ortamı acayip ısıtan ve karşılıklı kişileri mutlu eden bir davranış türü. Ancak bu davranış kişiye yapışıp kaldığında birçok kereler suiistimal söz konusu olabiliyor. Hani "yaptığın iyilikler kısa sürede görev haline gelir" atasözünde olduğu gibi. Ama ben yine de hoşgörünün olumlu taraflarının olumsuza göre biraz daha fazla olduğuna inanıyorum.

Cevap: hoşgörülü olunca sinirlenmezsiniz... kendinizi rahat hissedersiniz... en son şunu söyleyebilirim "yaratılanı hoş gör yaratandan ötürü"

Cevap: Tabi ki faydası vardır. Olaylara yaklaşımımızda hoşgörü ve sabrı ne kadar çok gösterirsek istediğimiz sonuca ulaşmamız o oranda kolay olur. Bunun bütün insan ilişkilerinde geçerli olduğunu düşünüyorum. Ama uygulamaya gelince bunu başaramıyoruz. Eşimize ve çocuklarımıza o sabrı ve hoşgörüyü gösteremiyoruz.

Cevap: hoşgörülü olmak öncelikle bize sonrasında ise etrafımızdaki insanlara duyduğumuz saygıdır. Sevgi de onu kız kardeşi veya erkek kardeşi durumundadır. saygı her zaman sevgiyi ve hoşgörüyü getirir benim fikrimce.

Cevap: Bence; hoşgörü iyi insanların silahıdır, ya da intikamıdır. Hoşgörü sayesinde karşındaki kişi hatasını veya yanlışlarını kendi kendine anlamasını ve düşünmesini sağlar. Bu eylem de diğer insanların beni, benim onları kabul ettiğim gibi olan "olduğu gibi kabul etme" tarzında gerçekleşir. Aşırı geleneksel tarzda yetişip davranan insanlar hoşgörülü davranış gördüğünde karşıdakini daha aptal gibi algılar. Bu da hoşgörünün bence küçük önemsiz zararıdır.

Cevap: Merhaba,ben her sabah şükrederim aldığım nefesle başlayarak, ardından hoşgörülüyüm diye şükrederim. Hoşgörülü olmak bana göre kişinin önce kendisini, sonra varolan her şeyi tam olduğu gibi kabul etmesidir. Bu kabulle kişi, önce eleştirilerini (buna çoğu kez gözlem diyoruz), sonra ayıplamalarını (bu da yargılamanın kıvırtması bana göre), sonra yargılarını bırakıyor. Bu şekilde bakıldığında da kar zarar diye ayırt etmek aklınıza bile gelmiyor.

Cevap: hoşgörülü olmak bireyi negatif yüklemelerden ve vicdan azabından korur dolayısı ile sıkıntı yerine huzur verir

Cevap: Bizi mutsuz edecek konular dahi bize zarar veremez. Bizler hoşgörülü oldukça, hatayı yapan kişilerin yaptıkları hataları alışkanlık haline getirip, nasıl olsa bana hoşgörülü davranıyorlar, ben yine aynı hataları yapabilirim diye hatalarını alışkanlık haline getirir ve topluma kötü örnek olurlar

Cevap: 1)Olayların pozitif yönlerini daha kolay görebiliriz ve daha huzurlu bir yaşam sürebiliriz 2) Gereksiz ve aceleci tepkilerle sevdiğimiz insanları kaybetme tehlikesine düşmeyiz

Cevap: hoşgörülü olmanın en büyük faydası; bizimle her anlamda zıt dahi olsalar, sevmeyeceğimizi ya da anlaşamayacağımızı düşündüğümüz insanlara bize kendilerini açıkça tanıtabilme fırsatı vermektir.Yani ayrı kutuplarda olduğumuzu düşündüğümüz insanlardan bile bir şeyler öğrenebilmektir bu da insanin kendi gözündeki değerini ve potansiyelini yüceltir doğal olarak özgüvenini de. Zararına gelince; hoşgörülü olmak adına kendinden çok fazla taviz veren insanlar da basta sinir sistemi olmakla birlikte duygusal dünyasına da sürekli uğraşması gereken gereksiz malzemeler verir.

Cevap: Otuz altı yaşımdayım ve bu yaşa değin faydalı olabileceği tarafındaydım. Ama anladım ki bu yanınızı keşfeden insanlar zamanla sizi istismar etmeye kalkıyor. En yakınlarınız bile! Fakat bu analizi yapmama rağmen değişebildim mi, hayır.

Cevap: hoş görü gösteriniz ki sizinde ihtiyacınız olduğunda size de gösterilsin.

Cevap: Biz de okulumuzda bu konuyu işliyoruz. Bence hoşgörülü olmak kişiye huzur ve mutluluk verir. Diğer insanların yanlışlarına hoşgörü ile yaklaşmak kendimizi daha anlamlı kılar. Ama hoşgörümüzü kaba davranışlarla karşılaştığımızda ise karşımızdaki kişiden uzaklaşmamız gerektiği fikrini verir. İyi insan hoşgörüye cevap verir.Anlaşıldığı için. Ama içinde çok öfke barındıran insanı ise daha kısa sürede tanıma imkanı sağlar. Hoşgörülü olmak kişiye saygı kazandırır ve hoşgörülü olabilmek sanıldığı kadar kolay değildir. İnsanları yargılamamak, bazı hatalarını af etmek, sabırlı olmak ve en önemlisi de insanları sevgi gerekir. Bütün bunları yapabiliyorsak zaten insanlar sana saygı gösterir.

Cevap: Ne zaman sabrımın sınırları zorlansa aklıma "İçi dolu başak boyun eğermiş" özdeyişi gelir ve hoşgörü sayesinde iletişimi açık tutmaya çalışırım. Yanlış kararlar tecrübeyi, tecrübe de doğru kararları getirir. Hoşgörü bu sürecin olmazsa olmaz parametresidir.

Cevap: Kuşkusuz. Hoşgörü toplumları birbirine bağlayan duygusal bağlayan en önemli unsurlardandır. Hoşgörüyü sadece toplumsal da görmek aslında yetersizdir. çünkü hoşgörü toplumların ana karakterini olusturabılıyorken herhangi bir bireyin kişiliğinin temel taslarını olusturabılır . Hoşgörü kavramının hiçbir şekilde olumsuz bir tarafı yoktur. Kişiyi toplum içerisinde sevilen sayılan biri yaparken diğer bir yandan toplumları da kültür ve medeniyetlerini geliştirmede büyük rol oynayabilir. Nitekim kendi tarihimize baktığımızda koskoca bir imparatorluk . 623 yıl gibi büyük bir süre nasıl ayakta kaldı da varlığını sürdürdü sanılır işte kurulusundan beri hep bir istimlet politikası vardı. bu politika onun sade 623 sen değil su an dahi gönlümüzde taht kuran ender olgulardan biri haline gelmiş. bunu izlediği hoşgörü politikasından soyut bir şekilde düşünemeyiz. çünkü temel tası buydu. bunun yanı sıra bizi ayakta tutan bazı unsurlar varsa bunlardan biri de kuskusuz hoşgörü kavramıdır.

Cevap: işlerimizin yolunda gitmesi için genelde işe yarıyor örneğin devlet dairelerinde. fazla hoşgörünün bu aralar pek işe yaradığını söyleyemem bizim başkalarına hoşgörülü davranmamız onlarında bize öyle davranmasını pek sağlamıyor

Cevap: Hoşgörü temelde, bizden farklı olanları kabullenmeyi, farklılıklardan doğan zenginliği fark etmemizi sağlar. Hoşgörü farklı açılardan hayata bakmamıza, yanlış algılamalarımızı da düzeltmemize neden olur. Tahammüllü olmak insan egosunun terbiyesine yardımcı olur, Empati yapmamızı, monologdan kurtulup, diyaloga doğru yol almamıza neden olur. Diyalogun kurulduğu iletişimlerde ise sorunlar daha kolay hallolur. Bunu daha da genele yayarsak, hoşgörünün hakim olduğu toplumlarda UZLAŞMA kaçınılmazdır. Uzlaşılan her konuda da ortak hedeflere daha çabuk ulaşılır. Toplumda refah, huzur, güven, sevgi ortamı daha kolay oluşur. Böyle bir yaşam ise, biz bireylere hayattan daha fazla lezzet, mutluluk getirir. Birbirinden farklı toplumların, birbirlerine hoşgörü ile yaklaşması daha iyi yaşanılabilir bir DÜNYA yaratır. Hoşgörünün bu kadar geniş faydaları yanında zararları var mıdır? Bu insanın / toplumların kendi donanımları ile, hayattan ne istediği ile alakalıdır. Hoşgörü temeline dayalı davranışlar doğru algılanmaz, hoşgörü sadece kamufle olarak kullanılırsa gerek iç huzurumuz gerekse çevremiz ile uyumda kaos yasarız..

Cevap: Hoşgörü kimi zaman bize insan kazandırır kimi zamanda insan kaybettirir. Hoşgörünüzü kötüye kullananlar olursa onu hayatınızdan çıkarmanın yollarını arar bulur ve çıkarırsınız ama hoşgörünüzün karşılığında sevgi saygı görürseniz o insanı ebediyen yüreğinizin baş köşesine koyarsınız. Kısaca ben böyleyim, başkalarını bilemem.

Cevap: tabi ki faydası var herkes hoşgörülü olsaydı hayat insanlar için daha güzel olurdu.anlayışlı ve hoşgörülü bir toplum.

Cevap: başkasına faydalı olmanın yanında ilk önce kendimize yararı vardır. çünkü hoşgörülü olmak insanın kendisine olan saygısını ve olaylara bakışını yansıtır. her insan hoşgörülü olamaz. kişinin kendisini yetiştirmesi ve kendisiyle barışık olması gerekir. insanın özünde varsa eğer hoşgörülüğün yanında diğer temel insan özellikleri de bulunur. zararlı olduğu durumları da yoktur.

Cevap: Faydası: Hoşgörülü olmak insana pozitif enerji yükler. Olumsuz iletişimi engeller. Zararı: İyi niyetin suiistimal edilmesine neden olur. Kişinin ciddiye alınmasına engel olur.

Cevap: güçlü biriysek hiçbir zararı yok ama hayatımızın sorumluluğunu yaptıklarımızın sorumluluğunu almıyorsak şu sözleri çok duyarız ben hep iyi niyetimden kaybediyorum bu devirde bencil olacaksın halbuki en kötü diye nitelendirdiğimiz insanın da hoşgörüyle yaklaştığımızda onun ne kadar iyi biri olduğunu anlarız hoşgörülü davranırsak ayna gibidir insanlar bize de hoşgörülü davranırlar ve böyle bir dünyada yaşamak mutluluk verir biz gücümüzü yitirmeyelim hoşgörülü davranalım kimseyi suçlamayalım zaten suç diye bir şey yok her şeyin sebebi var

Cevap: eğitim düzeyi düşük toplumlarda hoşgörü enayilikle eşdeğerdir. ama bence hoşgörü merkeze insanı alan bir yaşam şekli olup, her yanlıştan doğrular üretme sanatıdır.

Cevap: hoşgörü güzel bir şey ama her şeyin fazlası zarar hoşgörü olmazsa hayat çekilmez olur

Cevap: insanı olgunlaştırır. karşımızdaki insanla iletişimi kolaylaştırır. yaşam kalitemizi arttırır

Cevap: hoşgörülü olmak insanın karşısındaki kişiyi anlamasını saygı duymasını sağlar (zararlı olduğu durum ise davranış sınırlarını aştığı durumdur

Cevap: bence hoşgörünün faydaları anlatmakla bitmez. en önemlisi önyargısız bir şekilde karşıdakini iyi anlamamızı sağlar. mutlu olmamızı ve sevgi tohumları ekmemizi sağlar. Tabi ki her şeye de hoş görülü olamayız. kötü olan bir eyleme tepkimizi belirtmeliyiz.

Cevap: Hoşgörülü olmak işleri kolaylaştırır huzurlu olmamızı sağlar sevmemize ve sevilmemize yardımcı olur

Cevap: hoş görünün en önemli faydası yaşamı kolaylaştırır her kapıyı açan çilingir gibi ama sınırlı hoşgörü dengelemek lazım yoksa zararlı olduğu durumlar ortaya çıkıyor davranışlar yanlış anlaşılabiliyor ve suiistimal edebiliyor bu yüzden hoşgörünün sınırlarını ve kişilerini bilmek gerekir

Cevap: iyiliğe iyilikle kötülüğe de yine iyilikle karşılık vermektir hoşgörülük. kişi ölçüyü kontrol edebildiği sürece sorun çıkmaz. Ama hayatta zaman olduğu sürece yaşam hep bir ölçüye tabii kalacaktır.

Cevap: evet toplumumuzda hoşgörülü olmak önemli rol oynar çünkü hoşgörü toplumda bir yandan da karşı tarafa verilen önemi dile getiren bir kavramdır ve hoşgörü önemlidir. Ama hoşgörü bazen tersine dönüp karşı tarafın bize karşı düşüncelerini değiştirebilip, iş farklı noktalara taşınır ve ortaya günümüzde sert bir tabir olarak kullanılan 'insan kullanma' eylemi devreye girer.

Etiketler

acı affetme Affetmek aile akıl Alglamada Anlatm Aramak ARINMA Aroma Astroloji Astrolojik Aynalar Bahar başkaları Bayram beden Beden dili Bedensiz BEREKET beyin Beyinde Beyni Beynin Beyniniz bilgi bilim bilimsel bilinci Bilincine bilinçaltı Bilmek birey Bitkisel bolluk BOLUK Burak cümle çekim dalga damla Davet Deerlerimizin degerli Deniz Depresyonun DERSLER Detoks Dikkat Dilek Disgrafi Disleksi düşünce Egoist egzersiz EGZERSZ ekmek eleştiri. öfke emsimizi enerji Enerjilerinin Epifiz Eruhunuzu evlilik evren fayda FAYDALANMAK FAYDALARI Felsefe fizik fiziksel Fregoli frekans garip GCJoseph Gcyle geçmiş Gelecek geliim gerçek GERDE gerilim Gidecek Gizemli gizli güven güzel harika Hasta hastalık Hastalklar Hayal Hayallerinizin hayat Hayata HAYIRLI Hikaye Hiperaktivite Hipnozu hissederim Holografik Hologram Hoşgörü hoşgörüsüzlük huzur huzurlu Illuminati ilâc ileti İletişim inanç insan insanlar Kabala Kadim kaos Karanlk kavga kelime Kelimeler Klasik korku Korkular KORUMA Korunma Kristaller kuantum Kuantum Fiziği kurallar Kyamet liste LKLERMZ madde Makbul MEKTUP Melek Merak Mevlana Mevlanann Mezar Mftolunun Moloküler mucize Mucizeleri MUTSUZ NAMASTE Nazar Nefret neşe Niyet ODAKLANMA Okuma Okyanus olacaksn olumlama olumlamas olumlu olumsuz para paralel Paranormal Patolojik Peeling Peinden pozitif POZTF Pratik PRATK PROGRAMLAMA Psikoloji psikolojik Quantum Düşünce Rahat RAHATSIZLIIMIZ refah Reformist Romantik ruh Ruhsal sağlık Sanat seniz sevgi sıkıntı sistem Sonsuz sorumsuzluk sorun sorunlar Stres Sufizm suyun şifa şükretme tabiat tedavi Tehlikeli teori Terapi tesadüf toplum Uymasn üzüntü zaman Zarar zeka zellikleri zenginlik zerine zihinsel